IBM, Apple dönüşümünü başlatıyor

0
Apple-IBM-700x300Yıllar önce bilgisayar kısmını Lenovo’ya devreden IBM, uzun bir süre çalışanlarına Windows tabanlı Lenovo bilgisayarlar temin etmeye devam etti. IBM ile Apple’ın yakın temasa geçmesinden sonra beklenen IBM-Apple dönüşümü, çalışanlara sorulan testlerde de olumlu yanıtlar alınca başladı. 2015’in sonuna kadar 50.000 MacBook 2015’in sonunda ilk olarak 50.00 MacBook modellerinden alacak olan IBM, ilk olarak bu bilgisayarları küresel olarak üst ve orta kademeli yöneticilerine dağıtacak. 2016 yılı içerisinde de tekrardan 150.000 – 200.000 adet civarında Mac bilgisayar alacak olan IBM, içerisinde Türkiye’nin de bulunduğu ofislerini Apple bilgisayarlarla donatacak. İlk ortaya çıkan rakamlara göre IBM, Apple’dan 200.000-250.000 aralığında Mac bilgisayar alacak. Bu değişim daha da hız katacak IBM, Apple ile yaptığı anlaşmayla beraber Apple ürünlerine dönüşümü başlatıyor. Ayrıca büyük veri ve bulut çözümlerinde dünya devi olan IBM,yenilikçi iOS uygulamaları, Apple HealthKit ve ResarchKit odaklı içeriklerle hem data toplayacak, hem bu dataları kullanacak uygulamalar üzerine yoğunlaşacak. Bakalım IBM ile Apple yakınlaşması, uzun vadede başka ne gibi yenilikler doğuracak? Kaynak: ShiftDelete.Net

Adidas, Runtastic’i satın alıyor

0
Runtastic[1]Runtastic Türkiye’de çok popülerleşmeyi başaramasa da Avrupa ve ABD’de, spor ve egzersiz yapanların vazgeçemediği bir uygulama olarak geniş bir kullanıcı kitlesine sahip. Kullanıcıların, dünyanın neresinde olursa olsunlar, spor yaparken birbirleriyle yarışmasına ve eğlenmelerine de imkan veren Runtastic sayesinde koşucular, bisiklet sürücüleri, yüzücüler, farklı antrenmanları yapanlar, ne kadar süre boyunca, hangi rotada, hangi hızda, hangi yükseklikte hareket ettiklerini görebiliyorlar, yaktıkları kaloriyi hesaplayabiliyorlar, yakın çevrelerinde antrenman yapan arkadaşları varsa görebiliyor ve bu sayede yanlarına gidip beraber antrenman yapabiliyorlar. Yetenekli bir antrenman uygulaması olan Runtastic ayrıca farklı modüller sayesinde kalp ritmi ölçmekten, antrenmanları doğru yapmak için gerekli dijital eğitimlere kadar kullanıcılarına zengin içerik de sunmasıyla tanınıyor. Şimdi, ünlü spor ekipmanları üreticisi Adidas, 240 milyon dolar karşılığında Runstastic’i satın alıyor. Öyle görünüyor ki, bundan sonra Runstastic Adidas’ın üretebileceği akıllı küçük spor ekipmanları ile uyumlu olarak çalışacak. Özellikle Apple’ın akıllı saati ile birlikte yükselişe geçen spor ve antrenman uygulamaları, adım sayarlar, günlük performans ölçer/sağlık uygulamaları alanında büyük potansiyele sahip olan Runstastic’in mobil uygulama pazarında Adidas’ın desteği ile adını daha fazla duyurması bekleniyor.

Bircom‘dan cebe sığan güvenlik duvarı: Pika µFirewall

0
PikauFirewall_gorsel21987 yılından beri iletişim teknolojileri alanında faaliyet gösteren Pika Technologies tarafından geliştirilen VoIP güvenlik çözümü Pika µFirewall, Bircom güvencesi ile pazara sunuldu. µFirewall, IP PBX sistemlerini VoIP saldırılarından korumak üzere geliştirilmiş bir güvenlik aracı. Herhangi bir IP adresine sahip olmayan µFirewall, bu sayede ağ üzerinde görünmeyen bir cihaz olarak çalışıyor. Ağ üzerinde görünmediği için saldırganlar, cihazın varlığı saptayıp önlem alamıyor. Hızlı paket işleme özelliği sayesinde, bağlı bulunduğu ağ yapısında herhangi bir saldırı anında bile, olması gereken kablo hızına çok yakın bir hızda performans gösteriyor. Anında etkin koruma µFirewall, SIPVicious, VoIPER, SiVus, SIPDoS gibi en çok bilinen VoIP saldırı araçlarının yöntemlerine karşı güvenlik duvarı vazifesi görüyor. Cihaz, herhangi bir özel beceriye ve mevcut yapıda değişikliğe gerek duyulmadan, tak-çalıştır yapısı sayesinde IP santraline kolayca kurulabiliyor. Ağ yapısına dahil olduktan sonra da bakım veya kontrol gerektirmeden IP santralini ve VoIP ağını anında korumaya başlıyor. Teknik bilgiler Layer-2 seviyesinde çalışması, bir IP adresi olmadığı için µFirewall’u ağ üzerinde görünmez yaparken, saldırganların fark etmesine ve önlem almasına da izin vermiyor. Pika µFirewall’un sistemi korumaya başlaması için santral ve VoIP hizmeti ile router arasına bir ağ kablosu ile bağlamak yeterli oluyor. İhtiyaç duyulduğu takdirde ön tanımlı ayarları değiştirilebiliyor ve parametreler kullanıcı ihtiyaçlarına göre tekrar düzenlenebiliyor. Otomatik blacklist özelliğiyle, herhangi bir şüpheli erişim ve saldırı algılandığı durumlarda, erişmeye çalışan IP adresi tamamen engelleniyor ve kara listeye alınıyor. Bu sayede saldırgan IP santraline erişemeden engellenmiş oluyor. USB yuvası sayesinde, bir USB flash bellek ile cihazın ayarları değiştirilebiliyor ve bütün Log kayıtlarına ulaşılabiliyor. Detaylı kayıt bilgileri ile hangi zamanlarda hangi IP adresinden ne tür bir saldırı yapılmış görülebilirken, bu bilgiler doğrultusunda farklı önlemler de alınabiliyor. Tüm bunlara ek olarak, kayıt tutma seviyesi önem derecesine göre değiştirilebiliyor; yapılan çağrılarla ilgili istatistiki bilgiler de ayrı bir dosyada görüntülenebiliyor. Bulut desteği de var 2.0 sürümü ile VoIP ağlar için bulut desteği de eklenen µFirewall bu sayede uzaktan erişim, IP blacklist yönetimi, anlık saldırı takibi, e-posta uyarı sistemi gibi birçok yenilik ve kolaylığı beraberinde getiriyor. Yalnızca 10 santimetrelik küçük boyutuyla dikkat çeken Pika µFirewall, 400 Mhz işlemcisi, 32 MB 400 Mbps destekleyen RAM ve 4 Watt’lık düşük güç tüketimiyle beklenenin üzerinde bir güvenlik çözümü sunuyor.

Ödeal sayesinde küçük esnafa kredi kartı ile tahsilat şansı

0
odeal_logoİşletmeler ve bağımsız çalışanlar artık akıllı cep telefonlarına indirdikleri ‘Ödeal’ uygulamasıyla cep telefonlarını birer POS cihazı haline dönüştürebiliyor, sattıkları ürün ya da hizmetin bedelini müşterilerinin kredi kartından tahsil edebiliyor.  Cep telefonları aracılığıyla kredi kartı tahsilatı yapmayı sağlayan uygulama ‘Ödeal’ işletmeler, küçük esnaf, KOBİ ve bağımsız çalışanların cep telefonları aracılığıyla kredi kartı ile satış yapabilmelerini sağlıyor. Aylık kotalar, ya da sabit maliyetler nedeniyle POS almakta sıkıntı çeken bu tür küçük işletmeler, kredi kartı kabul edememeleri nedeniyle yaşadıkları müşteri kaybetme sıkıntısının önüne ‘Ödeal’ ile geçiyor. Küçük Esnaf Ödeal’la Ticarette Daha Güçlü Artık yalnızca büyük kurumlar değil küçük esnaf ve kendi hesabına çalışanlar da, Ödeal ile herhangi bir sabit maliyete katlanmak zorunda olmaksızın kredi kartıyla tahsilat yapabiliyor. Bugüne kadar kredi kartı ile satış yapamayan küçük esnafın ticari döngüsü ivme kazanmış oluyor. Sokaktaki simit satıcısından midyeciye, pilates hocasından el işi ürünleri satan tezgah sahiplerine kadar bir çok küçük işletme ya da bağımsız satıcı ürün / hizmet bedellerini cep telefonları aracılığıyla, müşterilerinin kredi kartından tahsil edebiliyorlar. Tek Tıkla İndirmek Yeterli Sistemi kullanmak son derece basit, akıllı telefonlardan App Store ya da Google Play’den ücretsiz olarak indirilen Ödeal işyerim uygulaması, üyelik başvurusu yapılıp kabulünün hemen ardından kullanılabiliyor. İşletmeler için uçtan uca çözüm sunan, büyük zincirler ve markalar karşısında, küçük esnafın hayatta kalmasını kolaylaştıran Ödeal, Türkiye’de bir ilk olarak gösteriliyor. Sabit POS maliyetlerine katlanmak istemeyen mikro işletmeler için ideal çözüm olan Ödeal ile tahsilat basit birkaç adımla yapılabiliyor. Tahsilatı tamamlamak için öncelikle işletme sahibinin uygulama ekranına müşterisinin telefon numarası, adı ve ürün / hizmet bedeli giriliyor. Tüketicinin kredi kartı bilgileri uygulama ekranına NFC, OCR veya elle giriş yoluyla tanıtıyor. Daha sonra çıkan uygulama ekranına müşteri tarafından imza atılarak işlem tamamlanıyor. Kurumsal İşletmeler, Perakende Zincirleri İçin de Ekstra Avantaj Akıllı telefon üzerinden kartla ödeme almayı kolaylaştırmak sadece mikro işletmeler için değil, perakende mağazaları gibi zincirler için de bambaşka bir alışveriş deneyimi sağlıyor. Uygulama mağazanın her noktasından kasaya gitmeye gerek olmadan ödeme alabilme gibi bir çok imkan sunabiliyor. Ödeal ayrıca, kurumsal firmaların satış ekipleri, bayileri ve servisleri tarafından da mobil tahsilat platformu olarak kullanılıyor.

Kaspersky Lab’tan kritik altyapı koruması için kritik ortaklık

0
kaspersky1[1]BlackEnergy2 kötü amaçlı yazılımının karmaşık ortamlarda yayılması gibi güvenlik sorunlarının düzenli olarak gerçekleştiği, otomasyonun yüksek oranda kullanıldığı bugünün dünyasında kritik alt yapıların siber güvenliği, küçümsenemeyecek bir öneme sahip. Siber saldırıların otomatik üretim hatları üzerindeki etkisinin boyutu ve hassasiyeti Avrupa’daki bir çelik fırınında fiziksel hasara neden olan kötü amaçlı yazılım saldırısı ile net bir şekilde gözler önüne serildi. Kaspersky Security Network istatistiklerine göre 2014 sonunda, Siemens, Rockwell, Wonderware, General Electric, Emerson ve diğer şirketler tarafından tedarik edilen otomatik proses kontrol sistemlerinin çalıştığı bilgisayarlara kötü amaçlı kod bulaştırma yöntemiyle, ay bazında 13.000 sızma girişimi tespit edildi. Kaspersky Lab ve ISA güçlerini birleştirerek karma bir bilgi setinin geliştirilmesini savunuyor – bilgi güvenliği ve mühendislik alanlarının her ikisinde, kritik alt yapı tesis sahip ve operatörleri arasında. ISA Eğitim ve Belgelendirme Direktörü Dalton Wilson “Kaspersky Lab tarafından geliştirilen eğitim, katılımcıların tüm nüanslar da dahil olmak üzerek kritik alt yapı tesislerini siber saldırılara karşı koruma konusunda uygulamalı deneyim sağlayan eşsiz bir ortam sunuyor” dedi. Simülasyon, katılımcıların bir sanal kritik alt yapı tesisinden sorumlu olduğu ve her hangi bir aksaklık yaşanmadan çalıştırmalarının beklendiği, sıra tabanlı bir strateji oyunu. Çalışmanın nihai hedefi, artan siber saldırıların baskısı altında tesisin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve karlı bir şekilde işletilmesi. Simülasyon gerçek dünyadan örnekler kullanıyor, BT ve mühendislik uzmanlarının ortak vizyonu olmaksızın böyle bir tesisin dayanıklılığının optimal olmaktan çok uzak olacağını gösteriyor. Kaspersky Lab İş Geliştirme Müdürü Vyacheslav Borilin ise şöyle konuştu: “Kritik alt yapı sahipleri, her şeyi olduğu gibi kabul etmeyen pratik insanlardır. ‘Kaspersky Endüstriyel Koruma Simülasyonu’ bu nedenle geliştirildi, böylece teknolojik bir prosesin siber güvenliğinin yalnızca BT güvenlik personelinin iç huzuru için değil aynı zamanda tüm şirketin finansal dengesi için de çok önemli olduğunu net bir şekilde gösterebiliyoruz. ISA’nın otomasyon alanındaki önemini abartmak mümkün değil, organizasyon, standartlar, yeni bir alan olan siber güvenlik de dahil olmak üzere, otomasyonun tüm dallarında bilgi ve yeteneğin işlenmesi konusunda dünyanın her yerindeki milyonlarca mühendisi etkileyebiliyor. Bu sezon, ISA’nın ortağımız olmasından dolayı özellikle mutluyuz” Kaspersky Endüstriyel Koruma Simülasyonu, TS12 ve TS20 gibi kurslara katılan öğrenciler için eğitim sürecinin uygulamalı bir bileşeni olacak.

Hackathon’da Logo etkisi

0
logoLogo Yazılım, ilk kez 48 saatlik bir “hackathon” etkinliği düzenledi. “Hacktime” adı verilen etkinliğe farklı şehirlerden katılan farklı teknik birikimlere sahip Logo çalışanları, 6 – 24 Temmuz 2015 tarihleri arasında Gebze ve Urla’da ileri teknik eğitim aldı. Ardından, daha önce birbirleriyle çalışmamış, farklı yeteneklere sahip 50 yazılımcının katılımıyla oluşturulan 5’er kişilik 10 takım, 29 – 31  Temmuz tarihleri arasında, en iyi yazılım ürününü geliştirmek için yarıştı. İzin sistemiyle ilgili ürün geliştiren takım 1.liği elde ederken, masraf sistemi ve kaynak planlamayla ilgili ürün geliştiren takımlar 2. ve 3. oldu. Gebze ofisinde gerçekleştirilen etkinlik hakkında bilgi veren Logo Yazılım Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Tekbulut, “Etkinlik sayesinde, şirketimizin teknik beceri ve inovasyon kapasitesinin gelişmesini, çalışanlarımız arasında dostluk, arkadaşlık ve kaynaşmanın artmasını hedefledik. Logo çalışanlarının takım ruhunu pekiştirmek, hızlı gelişen teknoloji dünyasına adapte olacak şekilde kendilerini yenilemelerini sağlamak, yaratıcılığı ve yenilikçiliği körükleyecek bir süreç başlatmak istedik. Yazılım sektöründe bu tip hackathon’lar yapılmaya başlandı, ancak şirket içi maratonlarla çok sık karşılaşmıyoruz. Aldığımız geribildirimlerden, takımların kendilerini geliştirdiği, kısa zamanda yaratıcı projelerin ortaya çıktığı oldukça keyifli bir maraton yaşandığını görüyoruz ve sonuçtan mutluyuz.” dedi. Birinci olan takımın sözcüsü Olcay Duman ise “Logo ailesi olarak son dönemlerde meydana gelen birleşmelerle sürekli büyüyoruz. Hacktime bize, farklı şehirlerden ve farklı şirket kökenlerinden arkadaşlarımızla tanışma ve çalışma imkânının yanı sıra, eğitimini yeni aldığımız ve daha önce üzerinde çalışmadığımız teknolojileri kullanma fırsatı da sundu. 48 saat içinde yaptığımız çalışmalar her ne kadar zorlu olsa da, ekibimizle yakaladığımız takım ruhu sayesinde fark yaratarak başarıya ulaştık.” diye konuştu. Etkinlikte, caz müziğinin gelişimine katkıda bulunan, 1800’lerin sonunda ortaya çıkan ve piyano ağırlıklı Afro – Amerikan müzik türü olan “Ragtime” teması kullanıldı. Dönemin müziği ve sessiz filmleri, 2 gün boyunca yarışmacılara eşlik etti.

Yapay zeka bizi kandırabilir mi?

0
Yapay zekayı ele alan Ex Machina filminden bir sahne
Yapay zekayı ele alan Ex Machina filminden bir sahne
Kısa bir süre önce Elon Musk, Stephen Hawking, Steve Wozniak, Noam Chomsky gibi tanınmış isimlerin de altına imza attığı bir mektup yayınlandı. Yapay zekanın askeri amaçlarla kullanılmaması gerektiğine vurgu yapan mektup, yapay zekanın olası risklerini ortaya çıkarmak için çalışan ve kâr amacı gütmeyen Future of Life Institute tarafından yayınlandı. Kurum adını bu yılın başlarında, Elon Musk’ın yapay zekayla mücadele için 10 milyon dolar bağışlamasıyla tüm dünyaya duyurmuştu. Mektuba imzasını atanlar arasında yalnızca üstteki ünlü isimler yok. 28 Temmuz’da yayınlanan açık mektubu imzalayanlar arasında tüm dünyadan yapay zeka üzerine araştırma yapan 2587 uzman ve 15 bin 385 tamamen olmasa uzmanlık alanı nedeniyle konu dışı sayılan isimler var. Kimler mi: Filozoflar, dilbilimciler, hukukçular, yapay zekaya henüz adım atmamış yazılım geliştirme uzmanları, Cambridge, MIT, Oxford, Stanford, Berkeley gibi üniversitelerden farklı seviyede akademisyenler. Liste uzayıp gidiyor ve sayı hızlı bir şekilde artıyor. 15 bin kişiye tek tek bakmadığım için Türkiye’den kimse var mı bilemiyorum ama bu linkteki basit formu kullanarak siz de imzalayabilirsiniz. Peki yapay zekanın bu denli eleştiri almasının arkasında neler olabilir? Aslında iki temel sebep sayabiliriz. Birincisi; ve daha çok dile getirileni yaptığımız işi yapay zekaya sahip robotlara kaptırıp işsiz kalma endişesi. İkincisi; henüz ilk neden kadar bahsi geçmese de yapay zekanın iyice gelişip bizi kandırabilecek olması. Akıl akıldan üstünse… Yapay zeka çalışmalarının başlangıcı için 2. Dünya Savaşı’nı ve bir süre önce filmi de çekilen Alan Turing kabul edilmekte. Zaten en kabul gören yapay zeka testinin de adı Turing Testi. Bu test, kiminle konuştuğunu bilmeyen insanlara, yaptıkları sohbeti/yazışmayı kiminle yaptıklarının sorulmasını içeriyor. Yanıtların dağılımı ilginç. Bir insanla konuştuğunu iddia edenler arasında makineyle konuşanlar ya da bir makineyle konuştuğunda insan sananlar mevcut. Henüz yapay zeka bu seviyedeyken, yeterince gelişmemişken bile bu yanlış tahminlerde bulunmak aslında yapay zeka çağına ne kadar yakın olduğumuzu da gösteriyor. Araştırmalar, bir insanın hepsi aynı anda paralel olarak çalışan 100 milyar nöron bağlantısının toplam hesap gücünün alt sınırı olan saniyede 10 katrilyon hesap seviyesine 2025’te ulaşılacağını öngörüyor. Tabii süper bilgisayarlar ya da ilk örnekleri yeni yeni çıkmaya başlayan kuantum bilgisayarlarla bu süreç daha da hızlanabilir.Kısa bir süre önce izlediğim Ex Machina filmini aranızda izleyenler vardır. Bu film, temel itibariyle yapay zekanın gelişebilmek için nelere ihtiyaç duyduğunu çarpıcı bir biçimde aktarmayı başarıyor. Bir anlamda film için, yapay zekanın fendi insanı yendi demek de mümkün. Eğer bu konulara ilgi duyuyorsanız tavsiye ederim. Diğer yandan, yapılan sayısız eleştiri, tehlike uyarısı vb. girişime rağmen yapay zeka bugünlerde hiç olmadığı kadar hızlı ilerliyor. Evet, işimizi kolaylaştıran robotlar daha iyi bir yaşam sürmemizi sağlayabilir. Endüstri çağının başlangıcından bu yana kaybolan mesleklerin sayısı hızlı bir artışta. Fakat bu işsizlik oranlarına olumsuz bir etki yapmış değil. Eğitimle birlikte yeni iş alanları her zaman ortaya çıktı ve çıkacak. Bu yüzden bizi asıl endişelendiren işimizi robotlara kaptırmak değil, tıpkı Ex Machina’da olduğu gibi, yapay zekanın bizim sahip olduğumuz bilgilerle bizi kandırabilmesi olmalı. Yapay zekalı pazarlama
Kandırmak derken aklınıza yalnızca yapay zekanın filmlerdeki gibi (Matrix ya da Terminator) eline silahı alıp insanlığı yok etme riskini aklınıza getirmeyin. Yapay zekaya sahip, internetin tümüne erişen, attığınız her adımı giyilebilir teknoloji ile takip eden, yine bu giyilebilir teknoloji ürünleri ile sizin duygusal halinizi algılayıp para harcamaya uygun olup olmadığınızı tespit eden, değilseniz buna yönlendiren ve sonuçta alışveriş tercihlerinize göre, aslında hiç de işinize yaramayacak bir ürünü almanıza neden olan yapay zeka örneklerini de akla getirmek gerekiyor. Bu sistemin arkasında pazarlamacılar yok mu diyebilirsiniz. Evet, var ama şunu unutmamak gerek. Bu sistemin arkasında pazarlamacılar olsa da, onlar da benzer taktiklerle yapay zekanın hedefi konumunda.
Sahi; işimizi elimizden alan, bizi öldürme riski bulunan bir yapay zeka mı; yoksa “irademizi elimizden alan” bir yapay zeka mı daha tehlikeli? Bence asıl yanıt aramamız gereken soru bu…

TeknoSA, İstanbul’da 60. mağazasını açtı

0
20150803_202215Türkiye’nin 81 ilindeki yaygın mağaza ağı ile teknoloji perakendeciliği sektörünün lideri TeknoSA, mağaza yatırımlarını hız kesmeden sürdürüyor. Açtığı mağazalar ile hizmet ağını genişletmeyedevam eden  TeknoSA, Viaport Venezia AVM ve Tuzla Viaport Marin’de açtığı 2 mağaza ile İstanbul’daki mağaza sayısını 60’a çıkardı. TeknoSA, İstanbul’da 53 bin metrekareye ulaştı! İstanbul’daki 59’uncu mağazasını Tuzla Viaport Marin’de açan TeknoSA, toplam 184 metrekarelik alanda en son teknoloji ürünlerini tüketicilerin beğenisine sunuyor. İstanbul Gaziosmanpaşa’daki Viaport Venezia AVM’de açılan toplam 1000 metrekarenin üzerinde satış alanına sahip TeknoSA Exxtra mağazasında ise; elektronikten bilgisayara, telekomdan küçük ev aletleri ve beyaz eşyaya kadar birçok ürün ile İstanbullu tüketicilere hizmet verilecek.

Almanlar Nokia haritalarını niçin satın aldı?

3
Q7150078_mediumMercedes, BMW, Audi, Volkswagen ve diğer Alman otomobil üreticileri, dünyaya çok sayıda otomobil satıyorlar ve kaliteleriyle de büyük beğeni topluyorlar. Almanya’nın otomobil endüstrisine büyük önem verdiğini de herkes iyi biliyor. Alman otomobil üreticilerinin bir araya gelip Nokia’nın Here haritalarını satın alması da geçtiğimiz ayın en büyük olaylarından biriydi. Almanlar’ın şimdi kendilerine özel bir dahili navigasyon sistemi oluşturmaya çalışması aslında çok garip görünmüyor ancak zaten herkesin elinde bir cep telefonu ve haliyle navigasyon cihazı bulunuyorken, yani otomobil içi dahili navigasyon sistemleri unutulmak üzereyken Almanların bu işe 3.1 milyar dolar harcamaları akıllarda soru işaretleri doğurdu. Avrupa Birliği’nin ve Euro’nun çökme riskini bile göze alıp Yunanistan’a 1 milyar dolar vermeyen, cimrilikleriyle ünlü Almanların, ölmek üzere olan dahili navigasyon sistemlerine 3.1 milyar dolar yatırması geçtiğimiz ayın en ilginç teknolojik gelişmeleri arasında yer aldı. Ancak bu satın almanın arkasında, Avrupa Birliği ve ABD arasındaki gizli savaşın izlerini bulmak mümkün. ABD’nin, Google, Apple, Microsoft, Facebook ve benzer de teknoloji şirketleri üzerinden tüm dünyayı izlediği ortaya çıktığından beri Avrupa Birliği bu şirketleri Avrupa’dan kovmak için her şeyi yapıyor. AB Komisyonu Google’a, arama motoru işleviyle reklam pazarlama işlerini ayrı şirketler üzerinden yürütmesi için ültimatom verdi, yine AB’nin liderlerinden Fransa, Google’a dayattıkları “unutulma hakkı” işlevinin, sadece AB içinde geçerli değil, tüm dünyada geçerli olması için bastırıyor ve AB ülkeleri benzer zorlayıcı isteklerle sürekli ABD teknoloji şirketlerini “taciz” ediyor. Amaç ise malum: ABD teknoloji şirketlerinin Avrupa’daki etkinliğin azaltmak, güçten düşmelerini sağlamak. Almanlar’ın ise bu “ABD karşıtı cephede” çok özel bir yeri var çünkü Almanya tam anlamıyla ABD teknoloji şirketlerinden “nefret” ediyor. Facebook’un Almanya’da neredeyse hiç gücü bulunmuyor, Alman basını Facebook’un CIA yöneticileri tarafından kurulup palazlandığına dair haberleri her gün manşete taşıyor, PayPal/Ebay gibi yine CIA bağlantılı olduğunu vurguladıkları teknoloji servislerini yerden yere vuruyor, Alman köşe yazarları Almanya başbakanının telefon görüşmelerini dinlemeye yardımcı olan Apple hakkında söylemediklerini bırakmıyorlar. İşte cimri Almanların Nokia haritalarını satın almak için 3.1 milyar dolar ödemesini bu bilgiler ışığında okumak gerekiyor. Otomobil endüstrisi hızla “akıllı/sürücüsüz otomobil” teknolojilerine doğru ilerliyor. Ve bu teknolojiler çok ağır biçimde haritalara ihtiyaç duyuyor. Bu konuda da dünyada fazla seçenek yok. Google, Yandex, Nokia ve yavaş yavaş bu alana giren Apple dışında güvenilir harita sunan kimse yok. Yani Almanlar’ın dev otomobil endüstrisi, sadece birkaç sene sonra ya ABD’nin Google ve Apple şirketlerine ya da Rusların Yandex şirketine mecbur kalacak, Mercedesler’in, BMW’lerin çalışabilmesi için üreticilerin bu şirketlere dev lisans ücretleri ödemesi mecburiyet haline gelecekti.  Amerikalıların Microsfot aracılığıyıla Nokia’yı da ufak ufak ele geçirdiği malum, sürpriz bir hamle ile Microsoft’un Here haritalarını satın alması halinde, Almanlar tam anlamıyla çaresiz kalacaktı. Daha da kötüsü, Almanya Başbakanı ve siyasetçileri, önemli Alman bürokratları, gizli servis üyeleri, Mercedes makam otomobilleriyle seyahat ederken, otomobildeki Google harita uygulaması CIA ajanlarına anı anına yer bildirimi yapacaktı. Avrupa Birliği’nin fiilen lideri kabul edilen ve dünya liderliğine de ufak ufak aday olan Almanya için kabul edilemez bir durum… Dolayısıyla, cimri Almanlar hızlı bir manevra ile paraya kıydılar ve zaten teknoloji şirketleri arasında, kapalı kapılar arkasında açık arttırmada olan Nokia Here haritaları için dolgun bir rakam verip, Alman otomobillerinin geleceğini kurtardılar. Alman otomobil endüstrisi şimdi biraz daha rahatlamış ve nefes almış durumda. Alman otomobil üreticilerinin muhtemelen devlet destekli oluşturduğu havuzdaki dev bütçeyi arkasına alan Nokia Here haritalarının ise bundan sonra daha da güçleneceğini tahmin etmek zor değil.

Epson EB-Z11000 ile işletmeler fark yaratacak

0
EB-Z11000Dijital tabelalar için portre boyutu görüntüleri yansıtabilen EB-Z11000 esnek bir kurulum açısına, merkez dışı konumlandırma için lens kaydırma gibi birçok kalibrasyon özelliği ile birlikte isteğe bağlı WiFi ve HDBaseT bağlanabilirlik özelliklerine sahiptir. Net görüntüler ve 3LCD teknolojisi 11.000 lümen EB-Z11000 XGA çözünürlüklü ultra parlak bir projektördür. Projektör, gün ışığında bile canlı renkler ve parlak görüntüler sunar. Eşit derecede yüksek Beyaz ve Renkli Işık Çıkışı (CLO) teknolojisi ile üç kata kadar daha parlak renklerle fark yaratır.  Epson’un 3LCD teknolojisine sahip EB-Z11000 büyük tesisler için mükemmeldir. Vitrin giydirme, fuarlarda stand ve ürün farklılaştırma, müzelerde sergi zenginleştirme gibi birçok farklı sektörde markanızı öne taşır. Ayrıca yeni ve özel LU02 kısa gösterimli lensi sayesinde ekrana daha yakın konumlandırılması mümkündür ki bu özellik üniversiteler için idealdir. Portre projeksiyonu Portre boyutunda görüntüler yansıtan EB-Z11000 dijital tabelalar için idealdir. Çevrenizi görmenin yepyeni yoluna hoş geldiniz; portre modu sadece yatay projeksiyon için değil, aynı zamanda moda gösterileri gibi bir etkinlik veya toplantılar için de uygundur. Kolay kurulum Esnek bir kurulum açısı ve merkez dışı konumlandırma için lens kaydırmanın yanı sıra EB-Z11000 kenar kaynaştırma, test şablonları ve Epson’un Süper Çözünürlük özelliklerini içerir. Bağlanabilirlik EB-Z11000 tek bir bağlantıda beş bağlantıya olanak tanıyan HDBaseT özelliğini içerir. Daha fazla esneklik için isteğe bağlı Wi-Fi eklenmiştir. TEMEL ÖZELLİKLER Yüksek parlaklık: 11.000 lümenlik ultra parlaklık Esnek: Farklı kurulum açıları seçin 3LCD teknolojisi: Canlı renkler ve parlak görüntüler için Bağlanabilirlik: HDBaseT ve isteğe bağlı Wi-Fi bağlantısı Portre projeksiyonu: Yatay projeksiyon uygun olmadığında Tavsiye edilen perakende satış fiyatı: 16.000 dolar+KDV

Apple GSM operatörü mü oluyor?

0
Apple-SIM-702x336Apple hakkında yayılan bir haber, teknoloji dünyasında heyecan yarattı. Apple’ın sanal operatörlük hizmetleri vermek üzere ABD ve Avrupa’da GSM operatörleriyle görüşmeye başladığını bildiren habere göre Apple, iPhone kullanıcıları için SIM kartları devre dışı bırakarak kendi sanal SIM kartı üzerinden, kullanıcının bulunduğu ülkedeki operatörler arasında sanal seçim yaparak ses, SMS ve veri hizmeti vermeye başlayacak. Ancak ne var ki, Apple bu haberleri bugün yalanladı ve şirketin hiçbir GSM operatörüyle bu konuda bir görüşmesi olmadığını, sanal GSM operatörü olarak hizmet vermek üzere bir hazırlığı olmadığını duyurdu. Google, Project Fi isminde benzer bir projeyi hayata geçirmek için çalışıyor ve Apple’ın da Google ile rekabet için benzer bir servis hazırlığı içinde olduğu düşünülüyordu. Apple’ın yeni açıklaması, şirketin bu konuyla ilgilenmediğini ortaya koydu. Gerçi Apple sanal operatör hizmeti vermek istese bile gerekli hazırlıkların tamamlanması ve servisin kullanıma açılması 2020’den önce mümkün olamayacaktı.  

Küçük işletmeler neden e-fatura’ya geçmeli?

0
Bu hızlı değişime uyum sağlayanlar yaşamaya ve ilerlemeye devam ederken, dijitalleşme sürecine uyum sağlayamayanlar geride kalıyor. Dijitalleşmenin getirdiği yeni araçlardan biri de e-Fatura. e-Fatura, kullanan tüm işletmelere büyük değer katıyor.
Paraşüt Kurucu Ortağı Sean X. Yu
Paraşüt Kurucu Ortağı Sean X. Yu
Paraşüt Kurucu Ortağı Sean X. Yu, konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “Öncelikle en çok sorulan sorulardan biri olan e-Fatura’nın ne olduğuna açıklık getirmek isterim. e-Fatura, elektronik ortamda hazırlanan, Maliye’nin sunucuları üzerinden alıcı ve satıcıya iletilen, kağıda basılmayan bir fatura çeşididir. e-Fatura özellikle küçük işletmelere maliyet ve zaman tasarrufu gibi önemli avantajlar sağlıyor. Bu avantajların başında kâğıt, zarf, mürekkep, matbaa, kargo/kurye masraflarını sıfıra indirmesiyle birlikte operasyonel yükü azaltması geliyor. Bu masraflar, işletmeler için küçük giderler gibi gözükse de aylık ve yıllık masraflarına bakıldığında yüksek meblağları buluyor. Örneğin; birim başı ortalama 6 TL olan kâğıt fatura maliyetleri, e-Fatura ile 50 kuruşa kadar düşüyor. e-Fatura’nın sunduğu başka önemli bir avantaj ise faturalarınızın otomatik olarak arşivlenmesi. Yasal olarak her faturanın 10 yıl saklanması gerekiyor. Bu da işletmeler için çok ciddi bir arşivleme sorununu ortaya çıkarıyor. e-Fatura’nın sunduğu dijital arşivleme ile fatura saklamanın getirdiği iş yükü ve maliyet de ortadan kalkıyor. Dijital arşivleme sayesinde istediğiniz zaman eski faturalarınıza çok rahat ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca, muhasebesel işlemler de hız kazanıyor. e-Fatura’nın belki de uzun vadede en önemli faydası doğa dostu bir uygulama olması. 2014 yılsonu verilerine göre e-Fatura uygulamaları sayesinde Türkiye’de 100 bin ağaç kesilmekten kurtuldu. Bu sayede doğayı korumuş olmak da en önemli avantajları arasında yer alıyor. Paraşüt’te Mayıs ayından beri e-Fatura hizmeti sunuyoruz. Paraşüt’te e-Fatura hizmetinden faydalanmak için teknik entegrasyon ve kurulum süreçlerinden geçmeye gerek kalmıyor. e-Fatura kullanıcısı olmak için, uygulama içindeki başvuru formunu doldurmak yeterli. Tabi, bu da işletmelere hizmeti kullanmaya başlama aşamasında çok büyük operasyonel ve maliyet avantajı sağlıyor. Ayrıca,  bir küçük işletmenin ihtiyaçlarına uygun paket ve fiyatlarla e-Fatura hizmetini sunuyoruz. Üstelik şu an çok güzel bir kampanyamız var. Paraşüt’te ilk 1000 e-Fatura kullanıcısı 2015 boyunca ücretsiz e-Fatura alıp-gönderebiliyor. Kullanıcı dostu arayüzümüz sayesinde uzmanlığı finans ya da muhasebe olmayan işletme sahipleri Paraşüt’ü çok rahatlıkla kullanabilir, gelir gider takiplerini ve fatura yönetimlerini kolaylıkla yapabilirler.”

Truva atı Potao, Ukrayna’yı hedef aldı

0
POTAO_UlkelerKüresel antivirüs yazılım kuruluşu ESET, Operasyon Potao Express adını verdiği ve “Win32/Potao” adıyla etiketlenen zararlı yazılım yoluyla gerçekleşen bir siber saldırıyı tespit ve analiz etti. Buna göre Win32/Potao, casusluk yazılımlarının bir örneği olarak öne çıkıyor. Potao ailesi, parola ve hassas bilgileri çalan tipik bir siber casusluk truva atı olarak işlev görüyor. Yazılım en fazla Ukrayna’da olmak üzere ağırlıklı olarak Rusya, Gürcistan ve Belarus gibi Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde algılandı. Bilgi elde etmeyi hedefliyor ESET’in geçen yıl tespit etiği BlackEnergy saldırısı gibi Potao da Ukrayna hükümeti, askeri kuruluşlarını ve bazı Ukrayna haber ajanslarını hedef aldı. Aynı zamanda, Rusya ve Ukrayna’da bulunan popüler bir mali piramit şemasının üyelerine de casusluk için kullanıldığı ortaya çıktı. Konuyla ilgili bilgi paylaşan ESET Kıdemli Güvenlik Araştırmacısı Robert Lipovsky, “Soruşturmamız, Potao’nun şu anda üretilmeyen popüler Rus açık kaynak kodlu şifreleme yazılımı TrueCrypt ile bağlantısı olduğunu ortaya çıkarmıştır” açıklamasını yaptı. ESET araştırmacılarına göre Potao, sadece enfekte olmuş şifreleme yazılımı gibi değil aynı zamanda bazı özel durumlarda backdoor yani arka kapılar açmak için C&C sunucusu olarak da görev yapıyor.

Türk Telekom Grubu’na 2 yeni direktör

0
serkan-ferganTürk Telekom Grubu’nun yönetici kadrosuna 2 yeni atama daha gerçekleşti. Türk Telekom Grubu’nda yapılan 2 yeni atama ile Agile Çözümler Direktörlüğü’ne Serkan Fergan getirilirken, Devrim Melek ise TV Pazarlama Direktörü oldu. Serkan Fergan Haziran 2015, Devrim Melek ise Temmuz 2015 itibariyle Türk Telekom Grubu’ndaki görevlerine başladılar. Serkan Fergan kimdir? Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği lisansı ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yine aynı alanda yüksek lisans eğitimini tamamladı. Kariyerine Customs & Excise – Canada’da başlayan Fergan, aralarında Fortis Bank, Pamuk Bank ve Tekstil Bank’ın da bulunduğu birçok kurumda üst düzey yöneticilik yaptı. İnternet bankacılığı, e-ticaret, e-ödeme, mobil teknolojiler gibi uzmanlıklara sahip olan Fergan, iyi derecede İngilizce ve İtalyanca biliyor. devrim_melekDevrim Melek kimdir? Pazarlama stratejileri, dijital pazarlama ve tüketici araştırmaları alanında 18 yıllık tecrübesi bulunan Devrim Melek, İstanbul Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra, Makine Mühendisliği alanında yüksek lisansını tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Pazarlama yüksek lisansı eğitimi de alan Melek, kariyerine Eczacıbaşı’nda başladı. Melek, son olarak Digitürk’te Pazarlama Direktörü olarak görev yaptı.

GittiGidiyor Genel Müdürlüğü’ne Öget Kantarcı atandı.

0
oget_kantarci_gittigidiyorUzun yıllardır e-ticaret sektöründe yöneticilik yapmış Kantarcı, 2014 yılından bu yana GittiGidiyor’da Ticari Direktör olarak  görevini sürdürüyordu. Lise eğitimini Koç Lisesi’nde tamamlayan Öget Kantarcı, 1999 yılında Koç Üniversitesi’nden mezun oldu. Peugeot Kurumsal Satış departmanında çalışma hayatına başlayan Kantarcı, ardından Turkcell Kurumsal Satış Müdürü oldu ve aynı bölümde Satış Direktörü unvanını alarak kariyerine devam etti. Estore ile başladığı e-ticaret kariyerine 2009 yılında Alman Perakende ve e-ticaret devi Otto Group’un Genel Müdür Yardımcısı olarak devam etti. Yeni görevinden duyduğu heyecanı belirten Kantarcı; “GittiGidiyor, 15 yıldır iş modeliyle Türkiye’de hem sektörü hem de ekonomiyi destekleyen bir ekosistem konumundadır. Başarısı hem ülkemizde hem de dünyada tescillenmiş, ülke geneli e-ticaret kategorisinde Türkiye’nin en çok tercih ettiği* bu şirketin en üst düzey yöneticiliğine atanıyor olmak benim için bir gurur kaynağıdır” diye konuştu. 2014 Ocak ayından bu yana GittiGidiyor Genel Müdürlüğü’nü yürüten Gülfem Toygar ise eBay’in en büyük organizasyonlarından biri olan eBay Almanya  operasyonlarının başına getirildi.   33 milyon** aylık ziyaret ortalamasına ve 12 milyonu aşkın üyeye sahip GittiGidiyor, bu yıl Türkiye’nin “En İyi İşverenleri”, eBay ise her yıl olduğu gibi bu yıl da  “Avrupa’nın Çok Uluslu En İyi İşverenleri” listesine de girerek başarı grafiğini yükseltmeye devam ediyor.

NASA’nın 480 milyon dolarlık projesi CSC’nin oldu

0
s-9b8e2a2743ceb482be6b60bd9b4bc461b754dd31Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Paylaşılan Hizmetler Merkezi’ne (Shared Services Center) kurumsal, idari ve teknik destek hizmetleri almak üzere CSC ile anlaşma imzaladı. 480 milyon dolar değerindeki anlaşma, sekiz yıllık bir dönemi kapsıyor. Mississippi eyaletindeki Stennis Uzay Merkezi’nde bulunan Paylaşılan Hizmetler Merkezi, tüm NASA merkezlerinin finansal yönetim, insan kaynakları, bilişim teknolojisi ve kurumsal hizmetler gibi faaliyetlerini yürütüyor. Anlaşma ile bu faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin sorumluluk, yeni nesil BT servis ve çözümlerinde küresel lider CSC tarafından üstleniliyor. CSC ve NASA arasındaki işbirliği 1961 yılına dek uzanıyor. NASA’ya geniş bir yelpazede farklı hizmetler sunan CSC ayrıca, İklim Simülasyon Merkezi’nin süper bilgisayarlarının operasyon, bakım ve geliştirilme hizmetlerini de yürütüyor.

Y kuşağına göre klasik telefonların ömrü bitti

0
ABD İş Gücü İstatistik Kurumu’na göre, 2030 yılında dünyadaki iş gücünün yüzde 75’ini Y kuşağı oluşturacak. Unify’ın yaptığı araştırmaya göre, Y kuşağının yüzde 60’ı iş yerinde kendi cihazlarını kullanıyor, yüzde 89’u 09:00-18:00 zamanlı çalışmanın verimi artırmadığını düşünüyor. Uzaktan çalışma sisteminin çalışanların hayat kalitesini doğrudan etkilediğine dikkat çekilen araştırmada, katılımcıların yüzde 45’i daha fazla uyuyabildiğini, yüzde 35’i daha fazla fiziksel egzersiz  yapabildiğini, yüzde 42’si ise daha sağlıklı beslendiğini söylüyor. Katılımcıların yüzde 44’ü kendilerini daha pozitif, yüzde 53’ü ise daha az stresli olduğunu dile getiriyor. Unify tarafından 1.500 kişinin katılımı ile gerçekleştirilen “Humanising the Enterprise” araştırmasına göre,  Y kuşağının yüzde 60’ı iş yerinde kendi cihazlarını kullanıyor. Mesai saatlerindeki esnekliğin çalışanları daha verimli kıldığına dikkat çekilen araştırma sonuçlarına göre, Y kuşağının yüzde 89’u 09:00-18:00 zamanlı çalışmanın verimi artırmaya yönelik katkısı olmadığını düşünüyor. İstenilen her yerden ve her an sonuç odaklı çalışılabileceklerini düşünen Y kuşağı, mobil odaklı iş yerlerinde daha mutlu olacaklarını düşünüyor. Uzaktan çalışanların yüzde 39’u daha verimli olduklarını düşünüyor Yeni çalışma şekli olarak hızla yaygınlaşan mobil çalışma eğilimi, kurumların iş yapış modellerini değiştiriyor. Kurumlar için “kilit iş tanımı” olarak tanımlanmaya başlanan mobil çalışma, hızlı şekilde kabul görüyor. Araştırmaya göre, uzaktan çalışanların yüzde 39’u evlerinden daha verimli çalışabildiklerini belirtiyor. Katılımcıların yüzde 40’ı mobil çalıştıklarında kendilerini daha özgür hissettiklerini vurgularken, yüzde 39’u daha sonuç odaklı çalışmalara imza attıklarına dikkat çekiyor. Uzaktan çalışma sisteminin, çalışanların hayat kalitesine doğrudan etki ettiğine dikkat çekilen araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 45’i daha fazla uyuyabildiğini, yüzde 35’i daha fazla fiziksel egzersiz  yapabildiğini, yüzde 42’si ise daha sağlıklı beslendiğini söylüyor. Katılımcıların yüzde 44’ü kendilerini daha pozitif, yüzde 53’ü ise daha az stresli olduğunu dile getiriyor.
Unify Türkiye Ülke Müdürü Erda Tütüncüoğlu
Unify Türkiye Ülke Müdürü Erda Tütüncüoğlu
Y kuşağının yüzde 96’sı iş hayatında aktif şekilde akıllı telefon kullanıyor Günümüzün iş modellerinin yanı sıra yenilikçi iş süreçlerine odaklanmanın kurumların öncelikleri arasında yer almasının önemi bir kriter olduğuna dikkat çeken Unify Türkiye Ülke Müdürü Erda Tütüncüoğlu, “Yeni eğilimler ve gelişmeler bugünden geleceği aydınlatıyor. Çalışanların ve kurumların iş hayatındaki verimliliğini belirleyen öncelikler değişiyor. Y kuşağı ile başlayıp, gelecek nesiller ile devam edecek olan bu süreçte, iş yapış modellerinin kurum kültürlerini nasıl değiştirdiğine yakından tanıklık edeceğiz. Yaptığımız araştırma sonuçları, Y kuşağının yüzde 96’sının iş hayatında akıllı telefon kullandığını, yüzde 50’sinin internete mobil cihazlardan bağlandığını gösteriyor. Kurumsal mobil uygulama ve çalışma sistemi yoğun tempoda çalışanlar için sınırsız kolaylıklar sağlıyor ve çalışanların kuruma aidiyetini artırıyor.” diyor. Y kuşağının yüzde 60’ı işyerinde kendi cihazlarını kullanıyor Mobiliteyi kurum kültürüne uyarlamayı başaran şirketler, iş süreçlerini daha hızlı ve verimli yönetiyorlar. Çalışanlarının istedikleri cihazlar üzerinden çalışabilmelerine imkân yaratan kurumlar, operasyonel maliyetlerini azaltıp, verimliliklerini artırarak rekabette öne geçiyor. Unify tarafından yapılan araştırmada, Y kuşağının yüzde 60’ı işyerinde kendi cihazlarını veya kişisel uygulamaları kullanıyor, yüzde 70’i kullandıkları uygulamaların kurumsal BT politikaları tarafından desteklenmediğini ifade ediyor. Yüzde 74’ü masaüstü telefonlarının iş yerinde kullanım ömrünün bittiğini düşünürken, yüzde 31’i dokümanlarına her yerden ulaşabilecekleri Dropbox gibi uygulamalar kullanıyor. Tümleşik iletişim ile seyahat masraflarında yüzde 30 tasarruf mümkün Mobil çalışma sistemini benimseyen kurumlar, esnek iş yapış şekilleri sayesinde iş ortaklarına daha hızlı hizmet veriyor. Her yerden ve her zaman sonuç odaklı çalışmanın önünü açan mobilite, tümleşik iletişimin sunduğu fırsatlar ile değer kavramını yeniden tanımlıyor. Seyahat ve konaklama maliyetlerini azaltan, ön yatırım ve işletme giderlerinden tasarruf edilmesini sağlayan tümleşik iletişim, farklı mekânlardaki çalışanların eş zamanlı görüşme ve çalışma yapabilmelerini mümkün kılıyor. Toplantıların tümleşik iletişimin sağladığı konforla ofis ortamında yapılması, seyahat masraflarında yüzde 30 oranında tasarrufu da beraberinde getiriyor. Araştırmayla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Gayrimenkulde taşlar yerinden oynuyor

0
gayrimenkul-danismanligiEmlak ve gayrimenkul pazarında dengeleri değiştirecek yepyeni bir girişim hayata geçti; artık gayrimenkuller de internet aracılığıyla alınıp satılabilecek. Tapu.com adıyla kurulan pazaryeri, bankalar, inşaat şirketleri ve diğer kurumsal gayrimenkul portföyleri için yeni, şeffaf bir satış kanalı fırsatı yaratıyor. Gayrimenkul sektöründe devrim niteliği taşıyan proje aynı zamanda fiyatı “satıcıların” değil “alıcıların” belirlemesine olanak sağlayacak ve sektörde gerçek piyasa değerlerinin oluşmasının önünü açacak. İş fikri ve modeli kadar sağlam yatırımcı kadrosu ile de dikkat çeken tapu.com’da gayrimenkul ve arsaların alım-satımı online açık artırma usulü ile yapılıyor. Halihazırda 100’e yakın gayrimenkul ve arsanın açık artırma için sıra beklediği Tapu.com’da tüm süreçler şeffaflık esasına göre işliyor. Tapu.com’da satışa çıkan gayrimenkuller temiz tapulu, alıcının tüm bilgi ile belgelere ulaşabildiği şeffaf, sorunsuz konut, ticari ve arsalardan oluşuyor. Açık artırmaya katılmak için katılımcının kredi kartından belli bir provizyon çekilmesi yeterli oluyor. Sadece kazanandan hizmet bedeli tahsil ediliyor ve açık artırmayı kazanamayan tüm katılımcılardan çekilen provizyon iade ediliyor. Gayrimenkul ya da arsanın tutarı ise Tapu.com’a değil her satışta olduğu gibi doğrudan satıcıya ödeniyor. IFC, EBRD ve EIB destekli yatırım Modern ekonomilerde, gerçek fiyat dengesinin alıcı ve satıcının buluştuğu pazaryerlerinde oluştuğunu belirten Tapu.com kurucularından Emre Erşahin, gayrimenkul sektörünün de bu şeffaflığı hak ettiğini söyledi. Tüm piyasalarda fiyatı belirleyen en önemli unsurun alıcıların teklifleri olduğunu belirten Erşahin, ağırlıklı olarak Dünya Bankası’nın yatırım ayağı Uluslararası Finans kurumu (IFC), Avrupa Kalkınma ve İmar Bankası (EBRD) ve Avrupa Yatırım Bankası’nın (EIB) sağladığı finansal kaynaklardan oluşan Earlybird DigitalEast fonunun yatırımıyla hayata geçirdiğimiz tapu.com sayesinde Türkiye’de de alıcı ile satıcıları şeffaf ve rekabetçi bir ortamda buluşturacağız” diye konuştu. Türkiye’de emlak piyasasının yeteri kadar şeffaf olmadığını belirten Erşahin, “Yeterli bilgi ve şeffaflık olmayınca alıcılar yerine satıcılar fiyat belirlemeye çalışıyor. Tek başına satıcının arzuladığı fiyat seviyesi bir gayrimenkulün piyasa değerini ifade edemez. Tapu.com ile amacımız gayrimenkuller ile ilgili mümkün olan en fazla bilgiyi, şeffaf ve açık biçimde alıcıların erişimine sunmak. Böylece şüpheleri ve belirsizlikleri ortadan kaldıracak ve alıcı açısından güvenli bir karar ortamı yaratmış olacağız. Bu da emlak piyasasında daha hızlı, sağlıklı ve doğru kararlar alınmasına yardımcı olacak” dedi. Fiyatlar açık artırma yoluyla belirlenecek Peki tapu.com bu şeffaf, rekabetçi ve alıcı ile satıcının ortak noktada buluşabileceği bu ortamı nasıl yaratacak? Emre Erşahin’in verdiği bilgiye göre; Tapu.com’da satılacak gayrimenkul ile ilgili detaylı tapu bilgisi ve varsa değerleme raporu bölümleri dahil tüm veriler yayınlanacak. Bu süreçte gayrimenkulü görmek isteyen alıcı adaylarına da gereken olanaklar sağlanacak. Emre Erşahin, Tapu.com’u birçok e-ticaret girişimden ayıran can alıcı noktayı ise “Açık artırmaya katılan alıcıları rekabetçi ve şeffaf bir ortamda buluşturarak online açık artırma yoluyla teklifleri en verimli şekilde toplayacağız. Satıcının razı olduğu minimum satış bedeli üzerine çıkan teklifler arasından en yüksek fiyatı verenler gayrimenkulü almaya hak kazanacak. Bu yolla fiyat dengesini oluşturacak, gerçek anlamda piyasa değerinin oluşmasına yardımcı olacağız” sözleriyle açıkladı. Bankaların elindeki gayrimenkullerle başlanacak Satışa çıkan gayrimenkullerin önemli bir bölümünün de Tapu.com ile anlaşmalı bankaların portföyünde yer alan fırsat gayrimenkuller olduğunu belirten Erşahin, “Bu model sayesinde bu değerlerin daha hızlı ve verimli bir biçimde nakde dönüşmesini sağlayarak bankalara yardımcı olacağız” dedi.

TP-LINK’ten ‘akıllı şarj’ özellikli yeni Power Bank

0
PB50(UN)1_0-01-1280Geçtiğimiz yaz 10400mAh’lık ilk power bank modelini satışa sunarak hem sürpriz yapan hem de Türkiye power bank pazarını şekillendiren TP-LINK, tasarımı ile özellikle iş adamlarını hedefleyen yeni yedek şarj brimini satışa sunuyor. Öncekimodel gibi kaliteli, güvenli ve sağlam olan TP-LINK PB50 power bank, 10000m Ahgücünde, hem şık hem de cepte dahi çok rahat taşınabiliyor. PB50 model yedek şarj birimi, akıllı bir yongaya sahip ve bu sayede cihaza uygun maksimum şarj hızını ayarlayabiliyor. Şarj edilecek cihaza uygun akım ile ürünleri koruyan power bank, hem Apple hem Android cihazlar ile uyumlu ve akıllı telefon, tablet bilgisayar, selfie çubuğu, aksiyon kamerası gibi mikro USB’den şarj edilebilen tüm cihazlarla kullanılabiliyor. Üzerinde bulunan iki adet USB çıkışı ile aynı anda iki farklı cihazı güvenli bir şekilde şarj etmek mümkün. Üstün güvenlik… TP-LINK’in diğer power bank modelinde olduğu gibi PB50 modeli de üst seviye güvenlik özelliklerine sahip. Hem power bank’ı hem de şarj ettiği cihazları korumaya yönelik 6 güvenlik kalkanına sahip olan cihaz, kullanılan sağlam ve güvenilir pili ile güvenlik özelliklerini perçinliyor. TP-LINK power bank modellerinde LG markalı piller kullanılıyor; bu yeni modelde lityum-polimer pil bulunuyor. PB50’de kullanılan piller, nano seramik kaplamalı ve yüksek havalandırma için gözenekli bir malzeme kullanılarak üretilmiş. Bu sayede pillerin dayanıklılığı ve ısı direnci yükseltilmiş oluyor. 10000mAh kapasiteli pili sayesinde bir akıllı telefonu birden fazla kez tam şarj edebilen PB50 power bank’ın üzerinde bulunan dört kademeli LED göstergesi ile pil durumunu kolayca takip etmek mümkün. İş adamlarının yanlarında rahat taşıyabileceği ve her yerde, her zaman şarj sorununu çözen TP-LINK’in yeni power bank’ı Türkiye’de 56 USD+KDV fiyatla satışa sunuluyor.