Activision hissedarları Microsoft satın alımı için anlaşamya vardı

0

Activision Blizzard hissedarları, şirketin eski yöneticileri, Microsoft’un 2023 yılında oyun yapımcısını 75.4 milyar dolara satın alması sırasında kendilerini mağdur ettiği iddiaları üzerine 250 milyon dolarlık bir anlaşmaya vardılar. Bu anlaşma, Delaware eyalet mahkemesinde kamuoyuna açıklanan bir dosyada yer aldı.

Activision hissedarları Microsoft sürecinin çözülmesi için anlaşmaya vardı

İsveç emeklilik fonu Sjunde AP-Fonden liderliğindeki “Call of Duty” video oyunu yapımcısının hissedarları, CEO Bobby Kotick de dahil olmak üzere eski Activision Blizzard yöneticilerini, hisse başına 95 dolarlık devralma fiyatını kabul ederek yatırımcılara karşı mütevelli görevlerini ihlal etmekle suçladı.

Hissedarlar, Kotick’in işini ve 400 milyon dolarlık kontrol değişikliği avantajlarını koruyabilmek için birleşmeye aceleyle girdiğini söyledi. Anlaşma metninde, emeklilik fonu, Kotick ve Activision Blizzard davalılarının iyi niyetle hareket etmedikleri iddiasını çürüten güçlü bilgiler olduğunu belirtti. Microsoft ve Kotick, Sjunde aleyhine karşı davalar açtı ve bu davalar da uzlaşma anlaşmasında çözüme kavuşturulacak. Mahkeme dosyasına göre, her iki taraf da kendilerine yöneltilen iddiaları reddetti.

Davalılar, dava sürecinin dikkat dağıtıcı etkisinden kaçınmak için uzlaştıklarını, Sjunde ise ödemenin adil olduğu için uzlaştığını söyledi. Uzlaşmanın, davayı denetleyen Delaware Şansölye Mahkemesi Başyargıcı Kathaleen McCormick tarafından onaylanması gerekiyor.

Mahkeme dosyasına göre, uzlaşmanın %40’ı Microsoft tarafından, geri kalanı ise yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerin sorumluluk sigortası tarafından karşılanacak. Ödeme, Activision Blizzard hisselerinin her biri için yaklaşık 30 sente denk geliyor. Anlaşma, 2022’de açıklandığında video oyun sektöründeki en büyük anlaşmaydı ve Microsoft’a Sony Group ile rekabet edebilecek gücü kazandırdı.

AB yabancı telekomünikasyon sağlayıcılarını engelleyebilir

0

İspanya, daha güçlü bir Avrupa Siber Güvenlik Yasası kapsamında hangi ülkelerin, tedarikçilerin veya ürünlerin altyapı projelerinden men edilebileceği konusunda AB üye devletlerinin söz sahibi olmasını istiyor ve hükümet sözcüsü yaptığı açıklamada genel yönünü desteklediğini belirtti.

AB yabancı telekomünikasyon sağlayıcılarına yönelik önlem getirebilir

Dijital dönüşüm bakanlığındaki sözcü Reuters’e yaptığı açıklamada, konunun AB antlaşmalarında belirtildiği gibi ulusal egemenliğe dokunduğunu söyledi. Bu açıklamalar, Avrupa Komisyonu’nun kritik sektörlerde yüksek riskli tedarikçilerden gelen bileşen ve ekipmanların aşamalı olarak kaldırılması için Siber Güvenlik Yasası’nda bir revizyon planladığı bir dönemde geldi. Planın Huawei de dahil olmak üzere Çinli şirketleri etkilemesi bekleniyor. Hala müzakere aşamasında olan öneriler, Brüksel’e AB pazarında yüksek riskli tedarikçilerden gelen ekipmanların kullanımını yasaklama yetkisi verecek.

Bakanlık, İspanya’nın Siber Güvenlik Yasası’nın güçlendirilmesini desteklediğini ancak bunun AB antlaşmalarındaki güçler ayrılığıyla tutarlı, yasal olarak sağlam bir çerçeve içinde yapılmasını istediğini belirtti. Bakanlık, tedarikçilerin sınıflandırılmasının, hukuki kesinliği ve ulusal egemenliğe saygıyı sağlayacak şekilde, objektif, orantılı ve uygulanabilir teknik kriterlere dayanması gerektiğini de ekledi.

Mayıs ayının başlarında Komisyon, üye devletlerin Huawei ve ZTE teknolojisini yerel telekom operatörlerinin bağlantı altyapısından hariç tutmalarını tavsiye etmişti. Geçtiğimiz yıl İspanya, Huawei ekipmanının kullanımı nedeniyle Telefonica ile olan fiber optik hizmet sözleşmesini iptal etmişti.

Hina sodyum iyon pilleri Tesla’ya rakip oluyor

0

Çin’de geliştirilen yeni bir sodyum iyon pil türü, artık Tesla’nın lityum iyon pillerinin performans parametrelerine ve üretim kalitesine ulaşıyor. Hina şirketi tarafından geliştirilen pilin yüksek güç kapasitesi ve güçlü düşük sıcaklık performansı, bu hücreleri sabit depolama için cazip hale getiriyor.

Yeni bir araştırmaya göre, yeni pil düşük sıcaklıklarda daha etkili şarj olacak ve yüksek enerji yoğunluklarında daha iyi çalışacak şekilde ayarlandığında, lityum yerine bol ve kolayca temin edilebilen bir malzeme olan sodyuma dayanan gelecekteki elektrikli araç pilleri için uygun maliyetli bir alternatif sağlayabilir.

Hina sodyum iyon pilleri rekabeti artırabilir

Almanya’daki RWTH Aachen Üniversitesi’nde pil araştırmacısı olan Moritz Schütte: “İyi homojenlik, yüksek güç kapasitesi ve güçlü düşük sıcaklık performansının birleşimi, bu hücreleri sabit depolama, şebeke hizmetleri ve potansiyel olarak daha düşük maliyet ve kaynak bulunabilirliğinin maksimum sürüş menzilinden daha önemli olduğu daha kısa menzilli veya ticari araçlar için cazip hale getiriyor” diyor.

Hina bataryalarının daha gelişmiş Tesla bataryalarıyla nasıl karşılaştırıldığını değerlendirmek için Schütte’nin ekibi, 120 sodyum iyon pil hücresinin homojenliğini ölçmek için empedans spektroskopisi adı verilen tahribatsız bir teknik kullandı. Ardından, gerçek yaşam koşullarında tek tek hücrelerin güç ve enerji performanslarını haritalamak için ekip, pilleri değişen akımlarda ve -20°C ile 45°C arasındaki sıcaklıklarda test etti. Ayrıca, pilin iç yapısını görmek için X-ışınları kullandılar ve ardından hücreleri açarak elektrot boyutlarını, bileşimlerini ve mikro yapılarını ölçtüler.

Pilin direnci azaltan ve homojen bir sıcaklık dağılımı sağlayan çift alüminyum akım toplayıcı tasarımına sahip bir “tabless” kullandığı ve bunun da Tesla pillerinin mevcut tasarımını yansıttığı bulundu. Schütte: “Hücrelerin ne kadar homojen olduğuna olumlu bir şekilde şaşırdık. Yüksek güç performansı, erken dönem ticari bir sodyum iyon ürününden beklenebilecekten daha iyiydi. Bununla birlikte, düşük ortam sıcaklıklarında sık şarj gerektiren uygulamalar için, uygun termal yönetim veya işletme stratejileri önemli olacaktır çünkü düşük sıcaklıkta şarj, açık bir zayıflık olmaya devam etmektedir” dedi.

Hidrojenli ağır taşımacılık için yeni yakıt hücresi geliştirildi

Çinli otomobil üreticisi Dongfeng Motor, bağımsız olarak geliştirdiği 400 kW’lık hidrojen yakıt hücresi platformunun, ülkenin yeni ulusal standardı olan 10.000 saatlik dayanıklılık doğrulama testini geçen ilk yerli üretim metal bipolar plakalı yakıt hücresi yığını olduğunu duyurdu. Bu duyuru, 20 Mayıs’ta Wuhan’da düzenlenen “Hydrogen Powering Dongfeng, Leading the Future” konferansında yapıldı.

Hidrojenli ağır taşımacılık için yeni adım

Dayanıklılık kilometre taşının yanı sıra, otomobil üreticisi ayrıca hidrojenle çalışan ticari araçların büyük ölçekli benimsenmesini hızlandırmayı amaçlayan T1 ticari araç yeni enerji platformunu da tanıttı. Şirket, yeni platformun ticari taşımacılık kullanıcıları için “hızlı, verimli ve uygun maliyetli” bir işletme deneyimi sunmaya odaklandığını ve Çin’in karbon azaltımına ve yeni enerji teknolojilerine yönelik daha geniş kapsamlı çabalarını desteklediğini belirtti.

Şirkete göre, dayanıklılık doğrulaması, sık sık dur-kalk döngüleri ve şiddetli yük dalgalanmaları da dahil olmak üzere gerçek dünyadaki ağır ticari araç işletme koşullarını simüle etti. Test, hidrojen yakıt hücresi yığınının malzeme stabilitesini, yapısal güvenilirliğini ve uzun vadeli performans düşüşünü değerlendirdi.

Şirket, test sürecinin üçüncü taraf test kuruluşları ve sektör uzmanları tarafından onaylandığını ve 400 kW’lık platformun dayanıklılığını ve kararlılığını doğruladığını belirtti. Dayanıklılık, özellikle araçların zorlu koşullar altında sürekli olarak çalıştığı uzun mesafeli yük taşımacılığında, hidrojen yakıt hücresi teknolojisinin büyük ölçekli ticarileştirilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor.

Bunu ele almak için Dongfeng, malzemelerden sistem entegrasyonuna kadar yakıt hücresi geliştirmenin birden fazla aşamasında atılımlar sağlayan “2-3-3” dayanıklılık teknolojisi sistemi geliştirdiğini söyledi. Şirket, 20 kW’tan 400 kW’a kadar ticari uygulamaları kapsayan 70 kW, 150 kW ve 400 kW olmak üzere üç hidrojen yakıt hücresi güç platformu üretti. Bunlar arasında, 400 kW’lık platform özellikle 49 tonluk ağır kamyonlar için tasarlandı. -40°C (104°F) kadar düşük sıcaklıklarda soğuk çalıştırmayı destekliyor ve 30.000 saati aşan bir tasarım ömrüne sahip.

NVIDIA simülasyon eğitimlerinin sonuçlarını paylaştı

0

NVIDIA’nın Uluslararası Robotik ve Otomasyon Konferansı’nda (ICRA) sunduğu bir dizi yeni robotik araştırma makalesine göre, tamamen simülasyonda eğitilen robotlar gerçek dünyada daha güvenilir bir şekilde performans göstermeye başlıyor. Çalışmalar, robotik alanının en büyük zorluklarından birine odaklanıyor: sanal ortamlarda eğitilen makinelerin kontrollü laboratuvar koşullarının dışında konuşlandırıldığında zorlandığı “simülasyon-gerçek dünya” boşluğunu daraltmak.

NVIDIA simülasyon eğitimlerinin daha başarılı olduğunu gösteriyor

NVIDIA Research, kabul edilen ICRA makalelerinden sekizinin, simülasyon tabanlı öğrenme sistemlerini kullanarak robotik navigasyon, kavrama, montaj ve akıl yürütme alanlarında ilerlemeler gösterdiğini belirtti. Projeler, robotların katı, önceden belirlenmiş davranışlara güvenmek yerine, öngörülemeyen gerçek dünya ortamlarına uyum sağlamalarına yardımcı olmayı amaçlıyor.

Çalışma, çok kollu koordinasyon, insansı navigasyon, nesne manipülasyonu ve robotların harekete geçmeden önce görevleri düşünmelerini sağlayan görme-dil-eylem modelleri de dahil olmak üzere robotik alanının çeşitli alanlarını kapsıyor.

Öne çıkan sistemlerden biri olan COMPASS, robotları tamamen NVIDIA Isaac Lab simülasyonlarında eğitiyor ve ardından bu becerileri farklı fiziksel robot gövdelerine aktarıyor.

Araştırmacılar, çerçevenin otonom mobil robotlar ve insansı robotları içeren 20 gerçek dünya navigasyon denemesinde yaklaşık %80 başarı elde ettiğini ve taklit öğrenme temellerine kıyasla ortalama başarı oranlarını 4.5 kat artırdığını söyledi. Bir diğer proje olan Grasp-MPC, karmaşık ortamlarda robotik kavrama üzerine odaklandı. Sistem, sabit bir hareket planına güvenmek yerine, nesnelere yaklaşırken hareketini sürekli olarak ayarlıyor.

Araştırmacılar, modeli 8.000 nesne içeren iki milyon simüle edilmiş yörünge kullanarak eğitti. Gerçek dünya testlerinde, sistem, temel yöntemler kullanılarak elde edilen %41’e kıyasla, yabancı nesnelerde yaklaşık %75 kavrama başarısı elde etti. NVIDIA araştırmacıları ayrıca, elektrik hatlarının etrafındaki ağaç dalları gibi karışık veya esnek malzemeleri işlemek için tasarlanmış Deformable Cluster Manipulation adlı bir sistem geliştirdi. Çerçeve, robotları sadece bir tutucu yerine tüm kollarını kullanmaları için eğitiyor ve makinelerin insan hareketine benzeyen şekillerde nesne kümelerini toplamasına veya kenara çekmesine olanak tanıyor.

Yüzer nükleer enerji santrali için ilk reaktör ünitesini inşa edildi

0

Rusya devletine ait nükleer enerji şirketi Rosatom’un Makine Mühendisliği bölümü, 58 MWe kapasiteli bir reaktör ünitesinin inşaatını tamamladı. Bu, Rusya’nın iddialı yüzer nükleer enerji santrali filosunun ilk ünitesinin inşasında kullanılacak iki reaktörden ilki.

Ülkeler, fosil yakıtlardan uzaklaşarak enerji geleceklerini güvence altına almaya çalışırken, giderek daha fazla nükleer fisyon santrallerine yöneliyorlar.

Yüzer nükleer enerji santrali için çalışmalar sürüyor

Çıktısı güvenilmez olan ve büyük ölçekli depolama gerektiren yenilenebilir enerji kaynaklarının aksine, nükleer enerji talep üzerine üretilebilir. Radyoaktif atık sorunu olsa da nükleer enerjinin savunucuları, kısa vadede bol miktarda enerjinin karbon salınımı olmadan üretilmesinin mümkün olduğunu ve bunun ülkelerin net sıfır hedeflerine ulaşmalarını sağladığını belirtiyorlar.

2020 yılında, Rusya’nın yüzer nükleer enerji tesisi Akademik Lomonosov faaliyete geçti. Gemide iki adet KLT-40S nükleer reaktör bulunan tesis, bugüne kadar 1,2 milyar kWh’den fazla elektrik üretirken 400.000 ton sera gazı emisyonunu da azalttı. Reaktörlerin ürettiği ısı, Chaun-Bilibino enerji merkezindeki sivil evlerin ısıtılmasında da kullanılıyor. 2020 yılında şebekeye sadece %20 katkıda bulunan Akademik Lomonosov, şimdi enerji merkezindeki şebeke yükünün %60’ını karşılıyor.

Bu başarısından cesaret alan Rosatom, şimdi Rus buz kırıcılarında kullanılan RITM-200 reaktörlerinin modifiye edilmiş bir versiyonuyla çalışan yüzer nükleer santrallerden oluşan bir filo planlıyor. Rosatom’un ilk RITM-200C reaktörünün tamamlanmasına ilişkin son onayı, yüzer nükleer enerji santrallerinin seri üretiminin başlangıcını işaret ediyor. Yüzer Enerji Üniteleri (FPU-106), Çukotka Özerk Bölgesi’ndeki bir bakır madenciliği sanayi kümesine enerji sağlayacak ve bu tür bir enerji kaynağıyla çalışan ilk proje olacak.

Makine Mühendisliği Bölümü’nün ZiO-Podolsk fabrikasında üretilen 58 MWe’lik reaktör, FPU filosuna kurulacak iki reaktörden biridir. RITM-200 reaktörleri, Arktik koşullarında etkili oldukları kanıtlandığı için seçilmiştir. FPU-106 üniteleri, 5-7 yıllık yakıt ikmal aralığı ve 40 yıllık hizmet ömrü ile 106 MWe çıkış sağlamak üzere tasarlanmıştır.

Rosatom Genel Müdürü Alexey Likhachev basın açıklamasında: “Bugün Rusya, faaliyette olan yüzer nükleer santrale sahip tek ülkedir ve Rusya’daki ve yurtdışındaki ortaklarımıza yenilikçi ve düşük karbonlu enerji çözümleri sunarak küçük ölçekli teknolojilerin geliştirilmesindeki liderliğimizi sürdürmeyi amaçlıyoruz” dedi. Rusya, yüzer enerji ünitelerinin sadece ülke içinde değil, yurtdışında da uzak ve açık deniz bölgelerindeki mevcut ve potansiyel enerji açıklarını karşılayabileceğine güvenmektedir. Rosatom, uluslararası pazarlar için 100 MWe kapasiteli, 10 yıllık yakıt ikmal aralıklarına ve 60 yıllık hizmet ömrüne sahip yüzer bir enerji santrali geliştiriyor.

Basın açıklamasında Likhachev: “Rosatom, yüzer enerji santralleri yelpazesini genişletmeye devam ediyor ve öncü yüzer nükleer enerji santralinin ilk reaktörünün tamamlanması önemli bir kilometre taşıdır” dedi.

Kuantum bilgisayarlar savaş sistemlerini güçlendirecek

Kuantum teknolojisi şirketi Q-CTRL, kuantum hesaplama sistemlerinin, çekişmeli lojistik, savunma sanayi dayanıklılığı, füze savunması ve insansız hava araçlarına karşı sistemler gibi alanlarda savaş alanı sorunlarını ele almaya başlamak üzere hızla olgunlaştığını gösteren bir teknik rapor yayınladı.

Şirket, bu sorunlara yönelik kuantum destekli çözümlerin ya savunma müşterileriyle zaten doğrulandığını ya da sektörler arası sorunlardan savunma bağlamlarına genişletildiğini belirtiyor. Bu çözümler, askeri planlamacılar için savaş alanı bilgi avantajlarına dönüşüyor. Rapor ayrıca (IBM kuantum hesaplama yol haritasına dayanarak) mevcut gelişmelerin hızı ve bu hesaplama çözümlerinin olgunlaşma zaman çizelgesi hakkında tahminler sunuyor.

Kuantum bilgisayarlar savaş teknolojilerinde kritik bir unsur haline geliyor

Q-CTRL’nin merkezi Avustralya, Yeni Güney Galler, Chippendale’de bulunmaktadır. Uzmanlık alanı, kuantum hata bastırma ve kuantum navigasyon için yazılım araçları geliştirmektir. Hata bastırma, kuantum bitleri manipüle edilirken veya bellek depolama için kullanılırken donanım hatası olasılığını azaltan bir dizi teknikten oluşmaktadır. Bu teknik inceleme, kuantum destekli çözümlerin karmaşık savaş alanı sorunlarına (klasik bilgisayarlara kıyasla) daha hızlı işlem ve daha iyi çözümler sağladığı dört kullanım durumunu vurgulamaktadır.

Konvoy rotalama, düşmanın müdahalesine karşı direnç gösterirken riski en aza indirerek malzemelerin zamanında teslim edilmesini sağlayan lojistik çözümler sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma, kuantum destekli çözümlerin kullanılabilirliği için tahmini zaman çizelgesini 2027 olarak belirtmekte olup, mevcut en son teknolojiye (156 kübite kadar IBM kuantum bilgisayar) göre kübit kapasitesinde 4.6 kat artış gerektirmektedir.

Stratejik hava taşımacılığı, küresel olarak birden fazla alanda ve harekat bölgesinde, ön cephe komutanlıklarının operasyonel ihtiyaçlarına özel malzemeleri verimli bir şekilde tedarik etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, kuantum destekli çözümlerin kullanılabilirliği için tahmini zaman çizelgesini 2028 olarak belirtmekte olup, mevcut en son teknolojiye (156 kübite kadar IBM kuantum bilgisayar) göre kübit kapasitesinde 4.9 kat artış gerektirmektedir.

Savunma üretiminde dayanıklılık, düşman saldırılarına karşı hız ve dayanıklılık sağlayacak şekilde savunma üretimini yeniden yapılandırmayı amaçlamaktadır. Çalışma, kuantum destekli çözümlerin 2029 yılında kullanıma sunulmasını öngörmekte olup, mevcut en son teknolojiye (156 kübite kadar IBM kuantum bilgisayar) kıyasla kübit kapasitesinde 3.1 kat artış gerektirmektedir.

Füze savunması ve İHA karşıtı sistemler, hem vatan savunması için etkili sistemler sağlamayı hem de dinamik savaş alanlarında ileriye konuşlandırılmış varlıkları korumayı amaçlamaktadır. Çalışma, kuantum destekli çözümlerin 2029 yılında kullanıma sunulmasını öngörmekte olup, mevcut en son teknolojiye (156 kübite kadar IBM kuantum bilgisayar) kıyasla kübit kapasitesinde 4.1 kat artış gerektirmektedir.

Blue Origin roketi patladı

0

Jeff Bezos’un uzay şirketi Blue Origin, Florida’daki Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri İstasyonu’nda yapılan yer testinde dev New Glenn roketinin patlamasıyla büyük bir darbe aldı. Patlama, gece gökyüzüne devasa bir turuncu ateş topu gönderdi ve yakındaki evleri salladı. Patlama, önümüzdeki hafta planlanan uydu fırlatmasından önce yapılan bir motor ateşleme testi sırasında saat 21:00 civarında meydana geldi. Cape Canaveral ve Cocoa Beach sakinleri, yüksek patlama sesleri duyduklarını ve evlerinin sallandığını hissettiklerini bildirdi; alevlerin görüntüleri sosyal medyada hızla yayıldı.

Blue Origin roketi patlama sonrası kullanılamaz hale geldi

Blue Origin, olaydan sonra herhangi bir yaralanma olmadığını doğruladı. Acil durum ekipleri, patlamadan sonra bir saatten fazla bir süre fırlatma alanında kaldı ve yetkililer olası tehlikeler için bölgeyi izledi. Bezos, X kanalında yaptığı açıklamada: “Temel nedeni bilmek için henüz çok erken, ancak onu bulmak için zaten çalışıyoruz. Çok zor bir gün ancak yeniden inşa edilmesi gereken her şeyi yeniden inşa edeceğiz ve uçmaya geri döneceğiz. Buna değer.” dedi. Bu patlama, son görevlerde zaten teknik sorunlarla karşılaşan New Glenn programı için bir başka zor anı işaret ediyor. 321 fit yüksekliğindeki roket, bir motor arızası nedeniyle uydu yükünün yanlış yörüngeye girmesi sonucu Nisan ayında yere indirildi.

Olay, ağır yük aracının yer aldığı üçüncü uçuş kampanyası sırasında meydana geldi. Blue Origin, New Glenn’i ticari uzay pazarındaki diğer büyük roketlerle rekabet etmek ve gelecekteki NASA ay görevlerini desteklemek için geliştirdi. Roket, Dünya yörüngesine çıkan ilk Amerikalı astronot John Glenn’in adını taşıyor. Texas’tan turistleri uzayın sınırına taşıyan Blue Origin’in New Shepard roketlerinden önemli ölçüde daha büyük ve daha güçlü. Şirket, bu sonbaharda NASA’nın Artemis ay programı için tasarlanmış bir prototip ay iniş aracı içeren önemli bir uçuş testi için hazırlanıyordu.

Patlamanın zamanlaması, NASA’nın Blue Origin’e gelecekteki Artemis görevleri için iki ay aracı fırlatmak üzere yüz milyonlarca dolarlık bir sözleşme vermesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti. NASA Yöneticisi Jared Isaacman, şirketin çabalarına destek verirken, yaşanan aksaklığın ciddiyetini kabul etti.

Isaacman, X’te yazdığı yazıda: “Uzay yolculuğu acımasızdır ve yeni ağır yük fırlatma yeteneği geliştirmek son derece zordur” dedi. Yakın zamanda ana hatlarını çizdiği ay üssü de dahil olmak üzere Artemis programına yönelik herhangi bir etki hakkında bilgi vereceğine söz verdi. Blue Origin’in New Glenn roketinin, NASA’nın uzun vadeli keşif planları kapsamında astronotları ay yüzeyine taşıyabilecek ay iniş araçlarını taşımada önemli bir rol oynaması bekleniyor. Roketin ayrıca önümüzdeki hafta Amazon’un alçak Dünya yörüngesi uydu takımyıldızı için internet uyduları fırlatma            sı planlanıyordu.

Anthropic Claude Opus 4.8’i piyasaya sürdü

0

Anthropic, karmaşık görevleri yerine getirirken hataları gizleme veya desteklenmeyen iddialarda bulunma olasılığının daha düşük olduğunu söylediği amiral gemisi yapay zeka modeli Claude Opus’un yeni bir sürümü olan Claude Opus 4.8’i piyasaya sürdü. Bu yükseltme, Claude Opus 4.7 üzerine inşa edilmiştir ve yapay zeka firmalarının kodlama, araştırma ve kurumsal iş akışları için otonom sistemleri daha güvenilir hale getirme yarışına girdiği bir dönemde gelmektedir. Anthropic, modelin kodlama, akıl yürütme ve ajansal kıyaslamalarda iyileştirmeler gösterdiğini ve belirsizlik konusunda daha şeffaf hale geldiğini söyledi.

Anthropic Claude Opus 4.8 ile daha rekabetçi oluyor

Opus 4.8’deki en büyük değişikliklerden biri, uzun süreli görevler sırasında dürüstlüğe odaklanmasıdır. Yapay zeka modelleri genellikle yanlış bilgileri güvenle sunar veya yeterli kanıt olmadan ilerleme iddiasında bulunur. Anthropic, yeni modelin belirsizliği işaretlemede ve hataları sessizce geçirmek yerine kendi çıktılarındaki kusurları belirlemede daha iyi olduğunu söyledi.

Şirket, dahili değerlendirmelerin Opus 4.8’in “yazdığı koddaki kusurların fark edilmeden geçmesine izin verme olasılığının selefine göre yaklaşık dört kat daha düşük” olduğunu gösterdiğini söyledi. Anthropic, erken test kullanıcılarının, yapay zeka sistemlerinin birden fazla adımda bağımsız olarak plan yapıp eylemleri yürüttüğü ajansal görevleri ele alırken modelin daha güvenilir olduğunu tespit ettiğini söyledi.

Şirket ayrıca uyum ve güvenlik davranışındaki iyileştirmeleri de vurguladı. Anthropic’e göre, uyum ekibi Opus 4.8’in “kullanıcı özerkliğini desteklemek ve kullanıcının en iyi çıkarları doğrultusunda hareket etmek gibi prososyal özellikler ölçümlerimizde yeni zirvelere ulaştığı” sonucuna vardı. Değerlendirme ayrıca, Opus 4.7 ile karşılaştırıldığında, aldatma ve kötüye kullanımla işbirliği de dahil olmak üzere uyumsuz davranış oranlarının daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Model yükseltmesinin yanı sıra, Anthropic, Claude’un büyük ölçekli kodlama ve akıl yürütme görevlerini nasıl ele aldığını genişletmeyi amaçlayan yeni özellikler de tanıttı. Bunlardan biri, Claude Code için Dinamik İş Akışları adlı bir araştırma önizleme özelliğidir. Sistem, Claude’un büyük görevleri, tek bir oturum içinde çalışan yüzlerce paralel yapay zeka alt ajanı tarafından ele alınan daha küçük işlere bölmesine olanak tanır. Anthropic, bu özelliğin yüz binlerce satır kod içeren kod tabanı ölçeğinde geçişleri gerçekleştirebileceğini ve sonuçları kullanıcılara geri bildirmeden önce çıktıları mevcut test paketleriyle karşılaştırabileceğini belirtti.

Türk Mühendislerden Yapay Zeka Asistanı Edisyn

0

2020 yılından bu yana hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen online görüşmeler, iş dünyasındaki çalışma alışkanlıklarını kökten değiştirmeye devam ediyor. Küresel ölçekte yapılan insan kaynakları araştırmalarına göre, günümüzde tam 550 milyon kişi her gün toplamda 9 milyar dakika online toplantı gerçekleştiriyor. Türkiye’de ve dünyada beyaz yakalı çalışanlar, 8 saatlik günlük mesailerinin önemli bir kısmını ekran karşısında geçirirken, günde ortalama 3 ile 7 arasında dijital toplantıya katılıyor. Süreleri 45 dakika ile 1.5 saat arasında değişen bu görüşmeler; şirket içi koordinasyondan yönetim kurulu toplantılarına, uluslararası pazarlama faaliyetlerinden iş mülakatlarına kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. İş güvenliği ve kurum içi eğitimler de bu sürece dahil olduğunda, çalışanların haftalık online toplantı trafiği kişi başı 25 saati aşan seviyelere ulaşıyor. Bu yoğun tempo, toplantı notlarının eksiksiz tutulması ve önemli kararların kaçırılmaması konusunda şirketlerin üzerinde ciddi bir operasyonel yük oluşturuyor.

Haber Özeti: 3 Maddede Edisyn

  • Küresel Toplantı Çılgınlığı: Dünya genelinde 550 milyon çalışan günde 9 milyar dakika online görüşme yaparken, haftalık toplantı süreleri kişi başı 25 saati buluyor.
  • Yerli Girişim Global Pazar Yolunda: Türk mühendisler Halil Şekeroğlu, Kazım Anıl Korkmaz ve Mehmet Secerli tarafından ABD’de kurulan Edisyn, online görüşmeler için görünmez bir yapay zeka asistanı olarak hizmet veriyor.
  • Gelişmiş Teknolojik Altyapı: Çoklu yapay zeka modeli (OpenAI, Gemini, Anthropic) mimarisiyle çalışan uygulama; gerçek zamanlı ses dökümü, akıllı soru-yanıt, ekran analizi ve yüksek güvenlik sunan “Hayalet Mod” gibi özellikler barındırıyor.

Klasik Toplantı Notu Tutma Yöntemleri Şirketlere Yük Oluyor

Şirketler, gerçekleştirilen her online görüşmenin ardından stratejik adımları belirlemek ve görev dağılımını netleştirmek adına özet ve toplantı notlarına ihtiyaç duyuyor. Ancak bu süreci yönetmek mevcut şartlarda oldukça maliyetli ve zahmetli bir hal alıyor. Birçok kurum, katılımcılardan KVKK onayı alarak ses ve görüntü kaydı alma yoluna gidiyor. Fakat bu yöntem, zamanla devasa boyutlara ulaşan arşivler yaratıyor ve şirketlerin bütçelerinde yüklü depolama alanı masraflarına yol açıyor.

Diğer taraftan, bazı şirketler ise sadece toplantı tutanaklarını tutması için özel sekreterya kadroları istihdam ediyor. Ancak insan faktörünün devreye girdiği bu senaryoda; toplantı yoğunluğu, gündemdeki teknik konulara tam hakim olunamaması, konsantrasyon eksikliği veya acil durumlar nedeniyle toplantıdan anlık olarak uzaklaşılması gibi sebeplerle notlar eksik ya da hatalı tutuluyor. Gün içinde peş peşe girilen toplantılar çalışanların odaklanma becerisini düşürürken, kritik anlarda doğru soruları sorma ya da doğru yanıtları verme refleksini zayıflatarak profesyonel kariyerleri dahi riske atabiliyor.

Üç Türk Mühendisin İmzası: Görünmez Asistan Edisyn

İşte bu operasyonel verimsizliği ortadan kaldırmak amacıyla 2025 yılında ABD’nin Los Angeles şehrinde önemli bir girişim hayata geçti. Türk mühendisler Halil Şekeroğlu, Kazım Anıl Korkmaz ve Mehmet Secerli tarafından geliştirilen gerçek zamanlı yapay zeka sohbet asistanı Edisyn, dijital toplantıların kalitesini artırmak için yapay zeka teknolojilerini devreye alıyor.

Edisyn; Zoom, Microsoft Teams ve Google Meet gibi küresel çapta en çok tercih edilen tüm video konferans platformlarıyla tam entegrasyon içinde çalışıyor. Bilgisayarın ses çıkışını gerçek zamanlı olarak dinleyen yazılım, konuşmaları anlık olarak kusursuz bir metne dönüştürüyor. Düşük gecikme süreli mimarisi sayesinde hiçbir kritik anı kaçırmayan platform; Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, Korece, Çince ve Arapça dahil olmak üzere çok sayıda dil desteği sunuyor. Böylece şirketlerin ekstra ses kaydı almasına ya da bir personeli not tutmakla görevlendirmesine gerek kalmıyor.

Yapay Zeka Desteğiyle Akıllı Soru ve Yanıt Dönemi

Edisyn, yalnızca pasif bir ses döküm aracı olarak çalışmıyor; aksine toplantının akışına aktif bir şekilde katkı sağlıyor. Görüşme sırasında konuşmacının ifadelerini anlık olarak analiz eden uygulama, kullanıcıya bağlama uygun soru önerileri hazırlıyor ve gelebilecek sorulara karşı doğrudan yanıt taslakları sunuyor.

Toplantı esnasında başka bir aramaya yanıt vermek ya da acil bir iş için bilgisayar başından kısa süreliğine ayrılmak zorunda kalan çalışanlar da unutulmuyor. Kullanıcı toplantıdan ayrılsa bile Edisyn arka planda çalışmaya devam ediyor. Katılımcı ekrana geri döndüğünde, kaçırdığı bölüme dair hazırlanan özel özet anında önüne geliyor. Böylece toplantı gündeminden kopma problemi tamamen tarih oluyor. “Edisyn’a Sor” özelliği sayesinde ise kullanıcılar, geçmiş dakikalarda konuşulan herhangi bir teknik detayı yapay zekaya yeniden sorgulatarak konuya hızlıca adapte olabiliyor. Bu durum özellikle müşteri taleplerini eksiksiz yönetmek isteyen satış ve pazarlama ekiplerine büyük avantaj sağlıyor.

Hayalet Mod ve Yüksek Siber Güvenlik Standartları

Şirketlerin yapay zeka araçlarını kullanırken en çok çekindiği konuların başında veri güvenliği ve ticari sırların korunması geliyor. Edisyn, bu endişeleri ortadan kaldırmak adına “Hayalet Mod” özelliğini sunuyor. Bu mod aktif edildiğinde, asistanın varlığı diğer katılımcılar tarafından görülmüyor ve sadece kullanıcıya özel kalıyor. Gelişmiş siber güvenlik protokolleriyle korunan altyapı, milyonlarca dolarlık projelerin ve stratejik kararların üçüncü taraflarla paylaşılmasını engelliyor ve KVKK mevzuatına tam uyum gösteriyor.

Edisyn Kurucu Ortağı Mehmet Secerli, insan odaklı dikkat dağınıklığının iş süreçlerine zarar verdiğini belirterek uygulamanın yeteneklerini şu sözlerle özetliyor:

“İnsan konsantrasyonu bir uyaranla kolayca dağılabilir ve bu da yanlış not alınmasına yol açabilir. Edisyn ile görüşmelerde ham metin dökümü almak, kısa ya da detaylı özet çıkartmak, aksiyon maddelerini sıralamak ve konuşma akışını kronolojik şekilde düzenlemek artık çok kolay hale geldi. Üstelik toplantılarda yalnızca konuşmalar değil, paylaşılan slaytlar ve görseller de büyük önem taşıyor. Edisyn, ekrandaki içerikleri ve sunumları da görüşme bağlamına dahil ederek kullanıcıların kritik detayları kaçırmasını önlüyor.”

Hibrit Yapay Zeka Mimarisi ve Fiyatlandırma

Windows ve iOS işletim sistemleriyle tam uyumlu şekilde çalışan Edisyn, arka planında esnek ve dinamik bir teknolojik altyapı barındırıyor. Sistem tek bir yapay zeka modeline bağlı kalmak yerine; OpenAI, Google Gemini ve Anthropic gibi lider yapay zeka sağlayıcılarının modellerini hibrit bir şekilde kullanıyor. Toplantının diline, konuşma yoğunluğuna ve senaryoya göre en uygun yapay zeka modeli sistem tarafından otomatik olarak seçiliyor ve geçişler gerçek zamanlı yapılıyor.

Küresel pazarda yerini alan yerli yazılım, kullanıcılara sunduğu 14 günlük ücretsiz deneme süresiyle test edilebiliyor. Deneme süresinin ardından Edisyn’ın hizmet paketleri bireysel kullanıcılar için aylık 699 TL, kurumsal şirketler için ise aylık 1.699 TL’den başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor.

Türk Hava Yolları Girişim Sermayesi Yatırım Fonu Vendorside’a Yatırım Yaptı Gerçekleştirdi

0

Şirketlerin satın alma, tedarik ve operasyon yönetimi süreçlerinde yapay zeka kullanımının hızla yaygınlaştığı bir dönemde, Türk Hava Yolları Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ilk yatırımını procurement-tech alanında faaliyet gösteren Vendorside’a gerçekleştirdi. Satın alma teknolojileri ve enterprise AI çözümleri geliştiren şirket, aldığı yatırımı özellikle yapay zeka altyapılarının güçlendirilmesi, agent teknolojilerinin geliştirilmesi, ürün yatırımları ve uluslararası büyüme hedefleri doğrultusunda kullanmayı planlıyor.

Satın alma süreçlerinin yüzde 70’i dijitalleşecek

Küresel ölçekte satın alma teknolojileri, veri analitiği ve yapay zeka destekli karar sistemlerine yönelik yatırımlar hızla artarken, kurumlar da operasyonel verimlilik, maliyet optimizasyonu ve risk yönetimi alanlarında yeni nesil teknolojilere yöneliyor. PwC verilerine göre satın alma departmanları 2027’ye kadar süreçlerin yaklaşık %70’ini dijitalleştirmeyi hedefliyor. Özellikle satın alma fonksiyonunun yalnızca operasyonel bir süreç olmaktan çıkarak stratejik karar mekanizmalarının merkezine yerleşmesi, procurement-tech çözümlerini kurumların dijital dönüşüm ajandasında öncelikli alanlardan biri haline getiriyor.

Bu dönüşüm doğrultusunda geliştirilen Vendorside platformu; stratejik tedarik, satın alma, sözleşme yönetimi, tedarikçi yönetimi, harcama analitiği ve invoice-to-pay süreçlerini tek çatı altında bir araya getiriyor. Platform, kurumların satın alma operasyonlarında daha yüksek görünürlük elde etmesine, karar süreçlerini hızlandırmasına ve maliyetlerini daha etkin yönetmesine imkan tanıyor.

Şirketin geliştirdiği Vendorside AI (Orchaside) platformu ise kurumların kendi yapay zeka agent’larını oluşturmasına, AI workflow’ları geliştirmesine ve veri odaklı karar sistemleri kurmasına olanak sağlıyor. Çoklu agent mimarisi ve gelişmiş yapay zeka altyapısıyla geliştirilen platform, kurumların yalnızca mevcut süreçlerini otomatikleştirmesini değil; öğrenen, öngören ve operasyonları sürekli optimize eden yeni nesil çalışma modelleri oluşturmasını hedefliyor.

Enterprise AI ve procurement-tech yatırımlarında yeni dönem

Yapay zeka destekli karar sistemleri, tedarik zinciri yönetimi ve satın alma teknolojileri son yıllarda küresel yatırım ekosisteminin en hızlı büyüyen alanları arasında yer alıyor.  Yapay zeka destekli karar sistemleri, tedarik zinciri yönetimi ve satın alma teknolojileri son yıllarda küresel yatırım ekosisteminin en hızlı büyüyen alanları arasında yer alıyor. Grand View Research araştırmalarına göre, yapay zeka satın alma (AI procurement) pazarının 2024–2030 yılları arasında %36,6’lık bileşik büyüme oranı (CAGR) ile çok hızlı bir şekilde büyümesi öngörülüyor. Artan operasyonel karmaşıklık, maliyet baskıları ve veriye dayalı yönetim ihtiyacı; kurumları daha akıllı, daha öngörülebilir ve daha çevik sistemlere yönlendiriyor. 

Vendorside da geliştirdiği teknoloji altyapısıyla kurumların satın alma süreçlerinde yalnızca operasyonel verimlilik sağlamayı değil; risk yönetimi, öngörülebilirlik ve stratejik karar alma kabiliyetlerini güçlendirmeyi amaçlıyor.  Şirket bugün, dijital satın alma dinamiklerine uygun olarak satın alma süreçlerinde %40’a varan maliyet avantajı, işlem operasyonlarında %30 ila %50 arasında zaman tasarrufu ve kurulan yapay zeka sistemleri sayesinde %25-40 bandında operasyonel verimlilik artışı sağlayan çözümler sunuyor.

Mehmet Taha Doğruyol: “Türkiye’den çıkan global bir enterprise AI markası olmayı hedefliyoruz”

Vendorside Kurucu Ortağı Mehmet Taha Doğruyol yatırım sonrası değerlendirmesinde şunları söyledi: “Kurumsal yazılım dünyası yeni bir dönüşüm dönemine giriyor. Önümüzdeki yıllarda şirketler yalnızca süreçlerini dijitalleştiren sistemler kullanmayacak; verileri analiz edebilen, riskleri öngörebilen ve gerektiğinde otonom aksiyon alabilen yapay zeka agent’larıyla çalışacak. Yapay zeka artık bir destek teknolojisi değil, kurumların operasyonel iş gücünün doğal bir parçası haline geliyor.

Satın alma fonksiyonu da bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Artan tedarikçi ağları, karmaşık operasyonlar ve hızlanan karar alma süreçleri şirketleri daha akıllı sistemlere yönlendiriyor. Vendorside Procurement platformumuz kurumların operasyonel temelini güçlendirirken, Orchaside ile şirketlerin kendi yapay zeka iş gücünü oluşturabileceği yeni bir yapı inşa ediyoruz.

Türk Hava Yolları Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nun ilk yatırımını Vendorside’a gerçekleştirmesi, geliştirdiğimiz teknolojinin ve ortaya koyduğumuz vizyonun önemli bir göstergesi. Bu yatırımla birlikte yapay zeka altyapılarımıza, agent teknolojilerine, ürün geliştirme çalışmalarımıza ve uluslararası büyüme hedeflerimize hız vereceğiz. Hedefimiz, Türkiye’den çıkan ve procurement-tech ile enterprise AI alanında küresel ölçekte referans gösterilen teknoloji şirketlerinden biri olmak.”

Dünyanın en büyük güneş enerjili uçağı düştü

Dünyanın ilk tamamen güneş enerjisiyle çalışan ve Dünya’yı dolaşan uçağı olan tarihi Solar Impulse 2, otonom bir test uçuşu sırasında Meksika Körfezi’ne düştü. Bu kaza, havacılığın en iddialı deneysel projelerinden birine ani bir son verdi.

Uçağın, havacılık şirketi Skydweller Aero tarafından yürütülen testlerin bir parçası olarak otonom uçuş koşullarında çalışırken güç kaybı yaşadıktan sonra 4 Mayıs’ta düştüğü bildirildi. Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu raporunda belgelenen olayda herhangi bir yaralanma veya ölüm bildirilmedi.

İlk olarak 2003 yılında İsviçreli kaşif ve psikiyatrist Bertrand Piccard tarafından tasarlanan Solar Impulse, hiçbir zaman ticari bir uçak olması amaçlanmamıştı. Bunun yerine, proje, dünyanın etrafında uçabilen ilk güneş enerjili uçağı yaratarak temiz enerji teknolojilerinin potansiyelini göstermeyi amaçlıyordu.

Dünyanın en büyük güneş enerjili uçağı: Solar Impulse 2

Solar Impulse 2, 2016 yılında 16,5 ay süren dünya turunu tamamladığında mühendislikte bir dönüm noktası haline gelmişti. Uçak, pilot olarak Piccard ve kurucu ortak André Borschberg arasında dönüşümlü olarak görev yaparken dünya çapında 17 durak yaptı.

Uçağın kendisi oldukça alışılmadık bir yapıya sahipti. Boeing 747’den daha geniş, 232 fitlik kanat açıklığına rağmen, karbon fiber yapısı sayesinde ağırlığı yaklaşık 5.100 pound (yaklaşık 2300 kg) civarındaydı; bu da büyük bir SUV’ye eşdeğerdi. 17.000’den fazla güneş hücresi, dört elektrik motorunu ve uçak içi lityum iyon pilleri çalıştırarak uçağın 39.000 fit (yaklaşık 11.800 metre) yüksekliğe kadar uzun süre havada kalmasını sağladı.

2019 yılında Solar Impulse Vakfı, teknolojiyi uzun süre havada kalabilen otonom bir gözetleme platformuna dönüştürmeyi amaçlayan Skydweller Aero’ya uçağı sattı. Şirket, askeri ve ticari izleme operasyonlarını uydulardan daha düşük maliyetlerle desteklerken uzun süre havada kalabilen güneş enerjili insansız hava araçlarından oluşan filolar hayal ediyordu.

Kapsamlı modifikasyonların ardından, uçak 2023 yılında İspanya’da ilk otonom uçuşunu tamamladı ve daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamen insansız operasyonlar gerçekleştirdi. Ancak son kaza, özellikle otonom konfigürasyonlarda, ultra uzun süreli güneş enerjili havacılık sistemlerinin güvenilirliği ve ölçeklenebilirliği hakkında yeni soruları gündeme getiriyor. Bununla birlikte, Solar Impulse 2, modern çağın en etkili deneysel uçaklarından biri olmaya devam ediyor. Proje, sürdürülebilir havacılığın ana akım bir endüstri önceliği haline gelmesinden çok önce, tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışan elektrikli havacılığın teknik olarak mümkün olduğunu gösterdi. Piccard ve Borschberg, kaza haberinin ardından yaptıkları açıklamada: “Önemli bir teknolojik amiral gemisinin kaybından dolayı üzgünüz” dedi.

Apple iOS 27 ile AirPlay’in ötesine geçiyor

0

Apple’ın, yıllardır iOS’ta yaptığı en şaşırtıcı değişikliklerden birini hazırladığı bildiriliyor: AirPlay’e alternatif olarak üçüncü taraf kablosuz yayın sistemlerine destek. Mark Gurman’ın Bloomberg’deki bir raporuna göre, iOS 27, Avrupa Birliği’ndeki kullanıcıların iPhone ve iPad’lerden TV’lere, hoparlörlere ve diğer bağlı cihazlara video, fotoğraf ve ses akışı için varsayılan seçenek olarak Google Cast gibi hizmetleri seçmelerine olanak tanıyacak.

Apple iOS 27 ile AirPlay alternatifi çözümlere çalışıyor

Bu hamlenin, büyük teknoloji şirketlerinin platformları ve ekosistemleri üzerindeki kontrolünü sınırlamak için tasarlanmış kapsamlı bir düzenleme olan Avrupa Birliği Dijital Pazarlar Yasası’na (DMA) uyum sağlamak için Apple’ın devam eden çabalarının bir parçası olduğu söyleniyor.

Yıllardır AirPlay, Apple cihazlarına derinlemesine entegre edilmişti ve uyumlu donanımlar arasında kablosuz olarak medya göndermenin varsayılan yöntemi haline gelmişti. Yaklaşan değişikliklerle birlikte, AB’deki kullanıcılar nihayet Apple’ın kendi ekosistemine tamamen güvenmek yerine rakip teknolojilere geçme olanağına sahip olabilirler.

Bildirilen AirPlay değişiklikleri, Apple ve Avrupa düzenleyicileri arasında gergin bir döneme denk geliyor. Şirket, Dijital Müzik Yasası (DMA) uygulaması sonrasında AB’de üçüncü taraf uygulama mağazalarına, alternatif ödeme sistemlerine ve yazılım yan yüklemesine izin vermek zorunda kalmıştı. Şimdi ise Apple, Avrupa Komisyonu’nu, şirketin App Store politikalarına ilişkin soruşturmaları sürdürürken, önerilen uyumluluk değişikliklerinin onayını kasıtlı olarak geciktirmekle suçluyor. Tartışma, MacPaw tarafından geliştirilen üçüncü taraf uygulama pazarı Setapp’in önümüzdeki ay AB iOS pazar yerini kapatma planlarını açıklamasının ardından daha da şiddetlendi. MacPaw, modelin artık finansal olarak mantıklı olmamasının nedenlerinden biri olarak “karmaşık iş koşullarını” gösterdi.

Apple, politikalarının kapanmaya neden olduğu yönündeki iddialara şiddetle karşı çıktı. Şirket, yaptığı kamuoyu açıklamasında Avrupa Komisyonu’nu “siyasi geciktirme taktikleri” kullanmakla suçladı ve düzenleyicilerin Apple’ın aylar önce sunduğu önerilen değişikliklere yanıt vermediğini iddia etti. Tartışmanın merkezinde, Apple’ın iOS’ta faaliyet gösteren üçüncü taraf uygulama pazarlarından hala aldığı ücretler yer alıyor. Şu anda, alternatif uygulama mağazaları, bir milyon indirmeyi geçtikten sonra Apple’a kurulum başına 0,50 € ödemek zorunda. Apple daha önce bu yapıyı %5’lik bir gelir paylaşım sistemiyle değiştirmeyi önermişti ve bazı geliştiriciler bunu daha yönetilebilir bulmuştu.

Zenginleştirilmiş nükleer yakıt yeni hedef haline geldi

0

ABD merkezli ASP Isotopes, iştiraki Quantum Leap Energy’nin, Avrupa merkezli bir nükleer teknoloji şirketiyle 31 Aralık 2030 tarihine kadar geçerli bağlayıcı olmayan bir Mutabakat Anlaşması imzaladığını duyurdu. Anlaşma, %10’dan fazla uranyum-235 içeriğine sahip yüksek saflıkta düşük zenginleştirilmiş uranyum (HALEU) tedariki için potansiyel bir çerçeve oluşturuyor. İlk yakıt teslimatlarının 2028’de başlaması ve 2036’ya kadar artırılması öngörülüyor.

Zenginleştirilmiş nükleer yakıt enerji için kritik görülüyor

Şirket, basın bülteninde: “Taraflar, %10’dan fazla uranyum-235 içeriğine sahip yüksek saflıkta düşük zenginleştirilmiş uranyum (HALEU) tedariki için uzun vadeli bir işbirliğinin uygulanabilirliğini belirlemek üzere teknik ve ekonomik bir değerlendirme yapacaklardır” dedi. Bu anlaşma, nükleer yakıt sektöründeki daha geniş uluslararası gelişmelerle eş zamanlı olarak gerçekleşiyor. Amerika Birleşik Devletleri yakın zamanda Japonya’dan 1.7 metrik ton yüksek saflıkta düşük zenginleştirilmiş uranyum (HALEU) aldı; federal yetkililer bunu Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi tarihindeki en büyük tek uluslararası uranyum sevkiyatı olarak kaydetti.

Anlaşma şartlarına göre, Avrupalı ​​ortak, Quantum Leap Energy’nin planlanan dönüştürme ve zenginleştirme tesislerine uranyum hammaddesi sağlayacak. Quantum Leap Energy, bu hammaddeleri zenginleştirerek, potansiyel dekonversiyon da dahil olmak üzere, ortağa geri teslim edilecek gerekli yakıtı üretecek. İki şirket, iş birliğinin operasyonel gereksinimlerini, üretim ölçeklenebilirliğini ve ticari maliyetlerini belirlemek için teknik ve ekonomik değerlendirmeler yapacak.

Quantum Leap Energy CEO’su Dr. Ryno Pretorius: “Güvenilir HALEU tedarikini sağlamak, bugün gelişmiş nükleer endüstrisinin karşı karşıya olduğu en kritik zorluklardan biridir. Bu mutabakat zaptı, QLE’nin hem ABD hem de küresel pazarlara hizmet eden zenginleştirme yetenekleri oluşturma misyonunda anlamlı bir adımdır” dedi. Yüksek saflıkta düşük zenginleştirilmiş uranyum, yeni nesil nükleer reaktörler, küçük modüler reaktörler ve füzyon sistemleri için gerekli bir yakıt kaynağıdır. Geleneksel nükleer yakıt, standart ticari enerji santralleri için tipik olarak %3 ila %5 arasında uranyum-235 konsantrasyonuna sahiptir.

Gelişmiş reaktörler emisyon azaltımı için test ediliyor

ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu (NRC), Teksas’ta önerilen Long Mott Üretim Santrali için çevresel değerlendirmeyi tamamladı. Bu, Kuzey Amerika’da endüstriyel bir alanda konuşlandırılacak ilk şebeke ölçekli gelişmiş nükleer reaktör olma potansiyeli taşıyan projenin lisanslandırılmasında önemli bir adım oldu. ABD’nin nükleer projesi, NRC’nin çevresel açıdan önemli bir kilometre taşını aşarak emisyonları 440.000 ton azaltacak.

Gelişmiş reaktörler emisyon azaltımı için fırsat olarak görülüyor

Dow’un Teksas’taki Seadrift üretim kompleksinde planlanan proje, dört adet X-energy Xe-100 yüksek sıcaklık gaz reaktörü kullanacak. Tesis, gıda ambalajı, ilaç, güneş enerjisi teknolojisi ve elektrik uygulamaları da dahil olmak üzere çeşitli sektörler için yılda milyarlarca pound malzeme üreten tesisteki operasyonları desteklemek için hem elektrik hem de endüstriyel buhar sağlamak üzere tasarlanmıştır.

NRC, projenin çevresel etkilerinin önemli olmayacağı sonucuna vardı ve daha kapsamlı bir Çevresel Etki Beyanı (EIS) ihtiyacını ortadan kaldıran Önemli Etki Yoktur Kararı (FONSI) yayınladı. ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu (NRC) ve X-energy’ye göre, düzenleyici kurum, önerilen tesisin mevcut bir sanayi bölgesinde yer alması ve nispeten sınırlı bir çevresel ayak izine sahip olduğunun belirlenmesi nedeniyle, tam bir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yerine çevresel değerlendirmeyi tercih etti.

Tamamen Dow’a ait bir yan kuruluşu olan Long Mott Energy, inşaat ruhsatı başvurusunu Mart 2025’te sundu. NRC, Haziran ayında çevresel inceleme faaliyetlerine başladı ve değerlendirmeyi planlanandan önce, bir yıldan kısa bir sürede tamamladı. NRC Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdürü Mike King, bu dönüm noktasının, çevresel korumaları korurken incelemelerin verimli bir şekilde tamamlanabileceğini gösterdiğini söyledi. Kurum, analizinin hava kalitesi, su kaynakları ve yerel yaşam alanları üzerindeki potansiyel etkileri kapsadığını da ekledi.

X-energy, incelemenin, Xe-100 reaktör platformu üzerindeki önceki lisans öncesi çalışmalardan ve yıl boyunca süren saha araştırmaları, yeraltı suyu izleme ve Teksas Parklar ve Yaban Hayatı Departmanı ve Teksas Tarih Komisyonu da dahil olmak üzere Teksas kurumlarıyla yapılan istişarelerle desteklenen bir inşaat ruhsatı paketinden faydalandığını belirtti.

NRC, 14300 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile belirlenen 18 aylık süre içinde projenin güvenlik incelemesini bu yılın sonlarında tamamlamayı bekliyor. İnşaat izniyle ilgili nihai kurum kararı daha sonra verilecek olsa da, Dow’un santralin faaliyete geçmesi için ayrı işletme lisansları alması gerekecek.

BYD destekli sürüş teknolojisi istatistiklerini paylaştı

BYD yöneticisi Yang Dongsheng, şirketin araç serisinde destekli sürüş teknolojilerinin hızla yaygınlaşması hakkında bilgiler paylaştı. BYD Grubu kıdemli başkan yardımcısı ve Otomotiv Yeni Teknoloji Araştırma Enstitüsü başkanı olan Yang, otomobil üreticisinin 2025 yılının başlarında akıllı sürüş sistemlerinin yaygınlaştırılmasını hızlandırdığını söyledi. Seviye 2 destekli sürüş özelliklerinin artık neredeyse tüm BYD binek araçlarında mevcut olduğunu belirtti.

BYD destekli sürüş teknolojisini yaygınlaştırıyor

Konferans sırasında sunulan kullanım verileri, navigasyon destekli sürüş fonksiyonlarının %50’nin üzerinde aktivasyon oranına sahip olduğunu, park yardımı sistemlerinin ise vakaların %86’sında kullanıldığını göstererek, otomatik sürüş özelliklerinin tüketiciler tarafından giderek daha fazla benimsendiğini vurguladı.

BYD, park yardımı teknolojisinin düşük hızlı kazaları önemli ölçüde azalttığını, çiziklerin ve küçük park çarpışmalarının insan tarafından yapılan park manevralarında görülen oranın yaklaşık ellide birine düştüğünü söyledi. Otomobil üreticisi, sonuçları Temmuz 2025’te başlatılan ve tüketicilerin otomatik park özelliklerine olan güvenini güçlendirmek için tasarlanan “Tanrı’nın Gözü” akıllı sürüş platformuna ve park yardımı garanti programına bağladı. Şirkete göre, sistem, araç serisi genelinde akıllı sürüş yeteneklerini genişletme yönündeki daha geniş çabasının önemli bir parçası haline geldi.

BYD’nin son açıklamaları, Mayıs ayı sonlarında yapılması planlanan şirketin akıllı sürüş stratejisi etkinliğinden sadece birkaç gün önce geldi; sektör gözlemcileri, bu etkinlikte yükseltilmiş Tanrı’nın Gözü sistemlerinin genişletilmiş bir şekilde kullanıma sunulması ve teknolojinin daha fazla araç modeline daha derin entegrasyonuyla ilgili duyurular bekliyor. Dongsheng, şirketin akıllı sürüş teknolojilerini hızla entegre etme yeteneğinin, elektronik sistemleri temel elektrifikasyon teknolojileriyle birleştiren bir araç platformu olan Xuanji Mimarisi tarafından desteklendiğini belirtti. Mimarisinin, BYD’nin büyüyen akıllı araç serisi genelinde yazılım ve donanım arasında daha hızlı koordinasyon sağladığını açıkladı.

Yang ayrıca, BYD’nin uzun kuyruklu senaryo simülasyonları aracılığıyla destekli sürüş sistemlerini eğitmek için bulut tabanlı dünya modellerine ve takviyeli öğrenmeye güvendiğini de açıkladı. Sunulan rakamlara göre, otomobil üreticisi her gün yaklaşık 118 milyon mil sürüş verisi üretiyor ve bu da mühendislerin algoritmaları hızla geliştirmesine olanak tanıyor. BYD’nin şu anda sürüş algoritmalarını her üç günde bir güncellediğini ve geliştirdiğini söyledi.

Çinli elektrikli araç üreticisi, akıllı sürüş platformunun, gerçek zamanlı olarak tahmine dayalı sürüş davranışını ve savunma tepkisi hesaplamalarını desteklemek için araç içinde fiziksel yapay zeka modellerini de içerdiğini belirtti. Şirkete göre, sistem araçların çevredeki trafik koşullarını nasıl tahmin edeceğini ve potansiyel tehlikelere nasıl tepki vereceğini iyileştirmek için tasarlandı.

Fotonik motoru 6G ağları için destek oluyor

0

Bilim insanları, lazerle çalışan motorlarının yakında “akıllı” 6G ağlarını destekleyebileceğini iddia etti. Ekip, büyük mesafeler boyunca bilgi aktarmak için beyaz ışık kullanan, üretimi kolay seramik bir malzemeden yapılmış lazerle çalışan bir motoru gösterdi. Bu, yeni nesil yapay zeka destekli 6G kablosuz ağların geliştirilmesine yönelik önemli bir adım oldu.

Fotonik motoru 6G ağları için fırsat haline geliyor

Geleneksel LED tabanlı görünür ışık iletişimi (VLC) sistemleri genellikle yalnızca birkaç metre mesafede çalışırken, yeni fotonik motor 1.2 kilometreye kadar veri aktarabiliyor. 22 Mayıs’ta Cell Press dergisi Matter’da yayınlanan bir çalışmada açıklanan bulgular, 6G iletişim teknolojisini destekleyen doğrudan deneysel kanıtlar sunuyor.

Lazerlerle çalışan fotonik motor, yüksek kaliteli beyaz ışık yayarak uzun mesafeler boyunca büyük miktarda veri aktarabiliyor; bu özellikler onu lazer aydınlatma teknolojilerinin ön saflarına yerleştiriyor.

Çin’in Guangzhou kentindeki Güney Çin Teknoloji Üniversitesi’nden Zhiguo Xia: “Bu, geleneksel teknolojinin ötesinde çekici bir performansla gerçekten bir rekor. Bu çalışma, lazer aydınlatmasının drone lojistiği ve alçak irtifa hava yolculuğu gibi senaryolarda uygulanması için de ikna edici deneysel destek sağlıyor” dedi.

Araştırmacılar, motorun esas olarak sarı bölgede (500-650 nm) ışık yaydığını ve kırmızı bileşenlerden yoksun olduğunu, bu durumun da çok yüksek renk oluşturma indeksi (bir nesnenin gerçek renginin doğal güneş ışığına kıyasla ölçüsü) gerektiren uygulamalarda kullanımını sınırladığını belirtti. Ayrıca, fiber optik hızlarının çok altında çalışıyor. Motoru daha da geliştirmek için ekip, daha kısa floresans ömrüne ve ayarlanabilir emisyon bant genişliğine sahip ışık yayan malzemeleri araştırmayı planlıyor; bu da veri hızlarını daha da artırabilir. Ayrıca, kötü hava koşullarında hizmetin devam etmesini sağlamak için lazer sistemini radyo frekans sistemleriyle entegre etmeyi planlıyorlar.

Kömür atıkları kritik metal kaynağı haline gelebilir

0

Yeni bir rapor, Çin’in kömür atıklarını germanyum, alüminyum, lityum ve galyum gibi kritik metaller için değerli bir kaynağa dönüştürmeyi düşünmesi gerektiğini açıklıyor. Büyük kömür ve atık rezervlerini ve endüstriyel gücünü birleştirerek, bu durum ülke için oyun değiştirici olabilir.

Kömür atıkları kritik metal gibi verimli bir şekilde kullanılabilecek

Bu fikre göre, kömür sadece harika bir yakıt kaynağı değil, aynı zamanda çok az miktarda değerli metal de içeriyor. Çok miktarda kömür çıkaran ve yakan Çin gibi bir ülke için, bu kaynağı kullanmamak, masada para bırakmak gibidir. Çin Bilimler Akademisi üyesi ve Pekin Çin Madencilik ve Teknoloji Üniversitesi profesörü Dai Shifeng: “Kömür atığı çeşitli metal elementler içerir ve kritik metal tedarikinin önemli bir kaynağı haline gelebilir” diye açıkladı. Önerilen şey sadece uçucu kül (kömür yakıldıktan sonra kalan atık) değil, aynı zamanda gang adı verilen bir şeyi de kullanmaktır. Bu, madencilik sırasında kömürle sıklıkla karışan kayalık “hurda”dır.

Kömür, genellikle diğer kömür dışı katmanlarla karışık halde bulunan damarlar veya katmanlar halinde bulunur. Bunlar genellikle filtrelenir ve atık olarak atılır. Uçucu küle gelince, karbon yakıldıktan sonra geriye kalan kül, genellikle bacalarda yakalanan küçük mineral parçacıkları içerir. Tarihsel olarak, bu kül yığınlar halinde atılır, çimentoya karıştırılır veya endüstriyel atık olarak basitçe çöpe atılır. Ancak kimyasal olarak konuşursak, bu kül genellikle şaşırtıcı derecede yüksek konsantrasyonlarda nadir toprak metalleri, alüminyum bileşikleri vb. içerir.

Bu tür metaller, yarı iletkenler, piller, optik, motorlar ve askeri uygulamalar gibi bazı gelişmiş endüstriler için kritik öneme sahiptir. Çin zaten birçok geleneksel madencilik ve tedarik ürününün önde gelen tedarikçisidir, bu nedenle “eski halattan para kazanmanın” yeni bir yolu değerli bir gelir akışı olabilir. Dahası, Çin zaten uçucu kül ve gang gibi atık malzemeleri metaller için uygun bir kaynak olarak kullanmak için endüstriyel altyapıya sahiptir. Devasa kömür altyapısı, kömürden kimyaya dönüştürme tesisleri ve işleme tesisleri, yükü karşılamak için kolayca uyarlanabilir.

Huawei’nin çip kraliçesi adını teknoloji efsaneleri arasına yazdırdı

0

He Tingbo, 2003 yılında Huawei’nin çip geliştirme bölümünün başına getirildiğinde, genç mühendise yıllık 400 milyon dolarlık bir bütçe ve sonunda onu Çin’in en önemli teknoloji girişiminin merkezine yerleştirecek bir görev verildi. Yirmi yıldan fazla bir süre sonra, Çin teknoloji çevrelerinde sık sık Huawei’nin “çip kraliçesi” olarak tanımlanan He, şirketin en önemli yöneticilerinden biri ve Çin’in ABD yaptırımlarından kurtulma ve kendi kendine yeten bir yarı iletken işletmesi kurma kararlılığının sembolü haline geldi.

Huawei çip kraliçesi: He Tingbo

He, Huawei’nin yarı iletken işletmesinin başkanı ve Bilim İnsanları Komitesi’nin direktörüdür. Ayrıca, kurucu Ren Zhengfei’nin kızı ve Huawei’nin dönüşümlü başkanı Meng Wanzhou ile birlikte, Huawei’nin 17 üyeli yönetim kurulundaki sadece iki kadından biri. Şanghay’da düzenlenen IEEE Uluslararası Devreler ve Sistemler Sempozyumu’nda “Uygulamada Yeni Yarı İletken Yolu” başlıklı açılış konuşmasıyla yaptığı son kamuoyu önündeki görünümü, onu Moore Yasası’ndan sonra ne olacağı konusundaki küresel bir tartışmanın merkezine yerleştiriyor.

On yıllardır, çip ilerlemesi, transistörlerin küçültülmesi ve tek bir çipe daha fazla transistör yerleştirilmesiyle yönlendirildi; bu da bilgisayarları daha hızlı, daha ucuz ve daha enerji verimli hale getirdi; bu model Moore Yasası olarak bilinir. Ancak yarı iletken ölçeklendirmesi litografik ve atomik sınırlara yaklaştıkça, Moore Yasası daha az etkili hale geldi ve endüstriyi performansı artırmak için yeni yollar bulmaya zorladı.

Huawei için bu zorluk, birçok rakibine göre daha erken ve daha acımasız bir şekilde geldi. 2019’da başlayan ABD yaptırımları, şirketi önemli yabancı çip teknolojilerinden ve en ileri üretimden mahrum bıraktı ve akıllı telefonlardan telekomünikasyon ekipmanlarına kadar işlerini tehdit etti. ABD’nin getirdiği yeni kısıtlamalar, Huawei’nin yerli ortaklarının ve rakiplerinin çoğunu benzer bir çıkmaza sokarak, Moore Yasası sonrası yarı iletken teknolojilerinin önemini artırdı.

Huawei, Moore Yasası zayıfladıkça çip geliştirme sürecine rehberlik edebileceğini söylediği Tau Ölçekleme Yasası olarak adlandırdığı bir ilkeyi tanıttı. Huawei, ekibinin son altı yıldır bu ilkeyi uyguladığını ve bu yaklaşıma dayalı 381 çipin seri üretimini gerçekleştirdiğini söyledi. İlke, yarı iletken endüstrisinin odağını transistörleri küçültmekten, cihazlar, devreler, çipler ve bilgi işlem sistemleri genelinde iletim hızlarını artırmaya kaydırması gerektiğini savunuyor.