Çin Merkezi Televizyonu (CCTV), Çinli araştırmacıların geliştirdiği dünyanın en gerçekçi kuş benzeri ornitopterin görüntülerini paylaştı. “Küçük Şahin” adı verilen bu insansız hava aracı, tıpkı bir kuş gibi kanatlarını çırparak uçabilme yeteneğine sahip.
Xi’an Kuzeybatı Politeknik Üniversitesi’nde (NWPU) bir araştırma ekibi tarafından geliştirilen ornitopter, askeri ve sivil alanda önemli potansiyele sahip olarak değerlendiriliyor. Şirket, Çin’in insansız hava araçlarının yüzde 90’ını üretiyor ve en büyük müşterisinin Çin ordusu olduğunu belirtiyor.
Küçük Şahin, görüntülerde kuş gibi süzülen ve dönen bir drone olarak gösteriliyor. Kanatlar, esneyebilme ve katlanabilme özellikleriyle dikkat çekiyor, bu da ona kendi boyutundaki diğer cihazlara göre benzersiz bir uçuş verimliliği kazandırabilir.
China has developed a new type of #ornithopter, an aircraft that flies by flapping its wings, and experts said on Sunday that the small bird-like aircraft has application potential in fields like ecological monitoring and environment protection. #ChinaTechpic.twitter.com/UeLX7fTJAd
Çin medyasına göre, ornitopter kuş iha yeni bir koni krank mekanizması sayesinde kuşları taklit edebiliyor. Ayrıca, uçuş sırasında kanatlarını çırpma hızını ayarlayabilme, katlayabilme ve kilitleyebilme özelliklerine sahip olduğu belirtiliyor. Tasarımlar, Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (CFD) simülasyonları ve rüzgar tüneli testleri ile optimize edilmiş.
Uzmanlar,kuş iha Küçük Şahin’in askeri keşif, ekolojik izleme ve çevre koruma gibi alanlarda potansiyel uygulamalara sahip olduğunu vurguluyor. Ayrıca, ornitopterlerin kuşlara benzerliği sayesinde doğal kamuflaj yeteneğine sahip olduğu için, gizlilik yeteneklerini artırabileceği belirtiliyor.
Eurasian Times’ın haberine göre, bu tür insansız hava araçları, kuş uçuş mekaniğini taklit ederek Çin havacılık teknolojisinde önemli bir ilerleme sağlıyor. Uzmanlar, yüksek irtifalarda kullanıldığında bu ornitopterlerin gerçek kuşlara neredeyse ayırt edilemez bir benzerlik gösterdiğini ifade ediyor.
Yapay zeka teknolojisinin stratejik önemi, şirketler arasındaki rekabeti yeni bir boyuta taşıyor. Son gelişmeye göre, Google’ın eski yazılım mühendisi Linwei Ding, şirketin yapay zeka sırlarını çaldığı iddiasıyla ABD’de tutuklandı. Bu olay, teknoloji dünyasındaki entrikaların ve uluslararası yapay zeka rekabetinin karmaşıklığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Ding’in, Google’da 2019 yılında başladığı çalışma sürecinde, şirketin verdiği dizüstü bilgisayarından aldığı ticari sırları kişisel bulut depolama hesaplarına yüklediği iddia ediliyor. Federal bir jüri tarafından dört kez ticari sır hırsızlığı yapmakla suçlanan 38 yaşındaki Ding’in, Mayıs 2022’den Mayıs 2023’e kadar olan bir yıl içinde, Google’ın yapay zeka altyapısının temelini oluşturan 500’den fazla dosyayı kişisel hesaplarına aktardığı belirlendi.
Çalınan belgeler arasında, yapay zeka algoritmalarından ziyade Google’ın yapay zeka süper bilgi işlem veri merkezlerini geliştirmek için yürüttüğü stratejik çalışmaların da bulunduğu belirtiliyor. Bu durum, Ding’in sadece mevcut teknolojiyi değil, aynı zamanda gelecekteki yapay zeka projelerini de etkileyebilecek bir bilgi yelpazesini ele geçirdiği anlamına geliyor.
Savcılar, Ding’in aynı zamanda Çinli bir şirketin baş teknoloji sorumlusu olarak görev aldığını ve bu şirketin sermaye artırımına katkı sağladığını belirtiyor. Dahası, Ding’in Çin’de kendi yapay zeka şirketini kurduğu ve CEO olarak görev aldığı ortaya çıktı. Bu durum, olayın sadece bireysel bir suç olmaktan öte, uluslararası bir boyuta taşındığını gösteriyor.
ABD ile Çin arasındaki yapay zeka rekabetinin artmasıyla birlikte, bu tür olaylar daha sık gündeme gelmeye başladı. Ding’in tutuklanması, teknoloji şirketlerinin yapay zeka sırlarını koruma konusundaki zorlukları bir kez daha ortaya koyuyor. ABD Savcılığı, Ding’e 10 yıla kadar hapis cezası ve 250.000 dolar para cezası talep ediyor.
Yaşanan bu olay, teknoloji dünyasında siber güvenlik önlemlerinin ve entelektüel mülkiyetin korunmasının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha vurguluyor. ABD ve diğer ülkeler, benzer olayları önlemek için daha etkili tedbirler almaya yönelik çabalarını artırabilir. Yapay zeka teknolojilerinin geleceği, sadece inovasyonla değil, aynı zamanda güvenliği sağlamakla da şekillenecek gibi görünüyor.
Bilgi teknolojileri danışmanlık firması Accenture, yapay zekâya yönelik artan ilgiye odaklanan bir öğrenme platformu oluşturma çabasının bir parçası olarak öğrenme platformu Udacity’yi satın alacağını duyurdu. Şirket Udacity için ne kadar ödediğini belirtmezken, LearnVantage adını verdiği bir teknoloji öğrenme platformu oluşturmak için 1 milyar dolarlık bir yatırım yaptığını da duyurdu.
Bir muhasebe firması olarak kuruluşu 1950’lere dayanan Accenture, bir zamanlar 5 büyükler olarak anılan (şimdi 4 büyükler) danışmanlık firmalarından (Deloitte, EY, KPMG, PwC ve Arthur Andersen) Andersen’in bir koluydu. 2002 yılında Andersen’in iflas etmesi üzerine Accenture birimi ayrılarak yoluna kendi ismiyle devam etti. Kısa süre içinde son derece hızlı bir büyüme gerçekleştirerek kendi alanındaki en büyük şirketlerden birisine dönüşen Accenture 2023 yılında 64,1 milyar dolar gelir açıkladı.
Daha genel teknoloji eğitimleri de sunabilecek olsa da şirket özellikle çalışanların yapay zekâ konusunda hızlanmasını sağlayacak eğitimler sunmakla ilgilendiğini belirtiyor. Accenture LearnVantage’ın küresel lideri Kishore Durg yaptığı açıklamada, “Üretken yapay zekânın yükselişi, işlerin nasıl yapıldığına dair en dönüştürücü değişikliklerden birini temsil ediyor ve işletmelerin dijital çekirdeklerini oluştururken ve işletmelerini yeniden keşfederken insanları bulut, veri ve yapay zekâ konusunda eğitme ve becerilerini geliştirme ihtiyacını artırıyor” dedi.
2011’de kurulan Udacity ise, bir şirketin Accenture gibi çok daha büyük bir kuruluş tarafından satın alındığında yaptığı olağan türden açıklamalarda bulundu. Firma daha büyük bir kuruluşun parçası olarak daha fazla insana ulaşabileceğine ve beceri kazanmalarına yardımcı olabileceğine inanıyor. Buna karşın bu yılın başlarında şirketin Hintli eğitim teknolojisi şirketi Upgrad ile 80 milyon dolarlık bir fiyat teklifiyle görüştüğüne dair söylentiler vardı. Bu anlaşma suya düşmüş ve Accenture devreye girerek Udacity’i satın almış gibi görünüyor.
Analistler söz konusu satın alım işlemini değerlendirirken Andreessen Horowitz, Drive Capital ve Alphabet’in girişim sermayesi kolu GV tarafından 165 milyon doların üzerinde fon toplayan ve 2018’te 1 milyar dolar değer biçen Udacity için 80 – 100 milyon bandında bir satışın aslında ciddi bir değer düşüşü anlamına geldiğini söylüyorlar.
Türkiye’nin ilk EDLA sertifikalı interaktif ekran modeli ViewBoard IFP7552-2F ve TD2465 dokunmatik ekranlarını eğitmenlerle buluşturan ViewSonic ayrıca, bu kapsamda düzenlenen fuarda, öğretmenlere içerik üretme ve deneyim paylaşma olanağı sunan Eğitimci Topluluğu, ilkokuldan üniversiteye kadar her seviyeden öğretmenin mesleki gelişimini destekleyen Mesleki Gelişim Sertifika Programı ile eğitim dünyasını dönüşümüne yön veren myViewBoard eğitim çözümlerini ziyaretçilerle buluşturdu. Kapsamlı eğitim ekosisteminin yeni oyuncularından EDLA Sertifikalı ViewBoard IFP7552-2F ve full HD çözünürlüğü ile ideal bir interaktif deneyim sunan ViewSonic TD2465 dokunmatik ekranının da tanıtımını gerçekleştirdi.
Zengin, verimli ve kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi
5 milyonun üzerinde öğretmen tarafından kullanılan myViewBoard yazılımı, öğrenciler ve öğretmenler için eğitime erişimi ve öğrenme sürecini kolaylaştıran akılı bir öğrenme bir deneyimi sunuyor. Modern öğrenme ihtiyaçlarına cevap veren myViewBoard yazılımı; etkileşimli ders içeriği, sanal tahta, akıllı tahta işbirliği ve uzaktan eğitim gibi özellikleriyle öğretmenlere daha zengin, verimli ve kişiselleştirilmiş bir öğrenme deneyimi yaşatıyor. Öğretmenler myViewBoard akıllı tahta yazılımının Dijital Tahta Sunumları, Çevrimiçi İçerik Paylaşımı, Not Tutma ve Çizimler, Ses ve Video Entegrasyonu, Çevrimiçi İşbirliği, Oyunlar ve Sınavlar, Öğrenci İzleme ve Değerlendirme, Eğitim Kaynaklarına Erişim, Uzaktan Eğitim Desteği, Özelleştirilebilirlik özelliklerinden faydalanarak kariyer gelişimlerini hızlandırabiliyor.
Eğitim dünyasının değişen ihtiyaçlarına odaklanarak geliştirdikleri çözümlerle küresel ölçekte tüm öğrenci ve eğitmenleri içine alan kapsayıcı bir eğitim ekosistemi oluşturduklarını belirten ViewSonic Türkiye Ülke Müdürü M.Önder Şengür, “Akıllı tahtalar ve dijital ders içerikleri, woodpad tablet ve bilgisayar ve görüntüleme çözümlerimizin yanı sıra, ViewSonic Eğitimci Topluluğu ve Mesleki Gelişim Sertifika Programlarımız ile eğitim sisteminin dijitalleşme yolculuğunu hızlandırmayı sürdürüyoruz” dedi.
Dijitalleşmeyle birlikte gelen siber güvenlik sorunları bu alanda uzman iş gücüne olan ihtiyacı artırıyor. Siber güvenlikte kadın yetenek açığını kapatmak, bu alandaki cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak ve kadınları güçlendirmek için önemli bir girişim olan She4Cyber projesi yüz yüze eğitimler ile önemli bir adımını tamamlıyor.
She4Cyber, siber güvenlikte kadının gücünü artırıyor!
Uluslararası araştırmalar, siber güvenlik alanında kadınların yeterli sayıda temsil edilmemesinin, cinsiyet dengesinin sağlanamamasının ve bu alanda karşılaşılan sosyal ve bilişsel önyargılar gibi faktörlerin kadınların kariyer gelişimlerini olumsuz etkilediğini gösteriyor. She4Cyber Projesi ise bu sorunlara çözüm bulmayı, kadınların sektördeki kapasitelerini ve görünürlüklerini artırarak cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı farkındalık yaratmayı amaçlıyor.
ABD İstanbul Başkonsolosluğu, Kadir Has Üniversitesi, Akbank, Sisters Lab, The Diana Initiative ve Marjinal Porter Novelli gibi önemli paydaşların destekleriyle gerçekleştirilen 18 aylık projede, katılımcıların siber güvenlik alanındaki yetkinliklerinin artırılması, farklı konularda bilgilerinin geliştirilmesi, mentorlarla tanışma fırsatı sunulması ve sınırlı sayıda katılımcıya staj imkanı sağlanması gibi hedefler bulunuyor.
ABD İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Konsolosu Marvin Alfaro, She4Cyber’ın siber güvenlik dünyasında kadınların güçlendirilmesi adına önemli bir adım olduğunu ve projenin, ABD’nin toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi konusundaki kararlılığını yansıttığını belirtti.
Projenin yöneticisi Doç. Dr. Salih Bıçakçı ise, cinsiyet dengesinin siber güvenlik sektöründeki ekiplerin güçlenmesine büyük katkı sağlayacağını ve bu projenin, sektöre yeni katılımcılar için büyük fırsatlar sunduğunu ifade etti. Bıçakçı, projenin başarısının ardından, kadınların siber güvenlik sektöründeki sayılarını artırmaya yönelik yeni projeler için finansal destek arayışının devam edeceğini de ekledi.
Elektrikli araç satışlarındaki çarpıcı büyüme, batarya minerallerinin çıkarılması ve işlenmesindeki çarpıcı artışlara dayanıyor. Bununla birlikte batarya konusundaki ortaklıklar da gün geçtikçe artıyor. Mitsubishi Corp.’un Ontario’daki bir lityum madeni için Frontier Lithium ile ortaklık kurdu. . Bu ortaklığın bir kısmı, Çin’den lityum tedarik etme zorluklarını önleme çabası diyebiliriz. Bu, uzun vadeli sürdürülebilir tedarik endişesinden kaynaklanıyor olabilir ya da sadece ABD’deki 2021 Enflasyon Azaltma Yasası nedeniyle olabilir. Bu yasa, pil malzemelerinin Çin’den tedarik edilmesine büyük bir ceza getiriyor.
Kanada lityum projesi Mitsubishi’yle ilerleyecek
Yatırımla ilgili açıklamada: “Mitsubishi, Kuzey Amerika lityum madenlerinde hisseleri olan Kanadalı Frontier Lithium tarafından kurulan yeni bir şirketin yüzde 7,5 hissesini satın almak için ilkbahar gibi erken bir zamanda 25 milyon Kanada doları (18.4 milyon dolar) yatırım yapacak. Mitsubishi daha sonra hisselerini yüzde 25’e kadar artırmayı planlıyor” dedi. “Mitsubishi’nin katılmayı planladığı maden Ontario eyaletinde yer alıyor ve 58 milyon tonun üzerinde lityum içeriyor. Bu da onu bir Japon şirketinin ilgi duyduğu en büyük lityum madeni yapacak. Dikkat çekici bir şekilde bu, bir Japon şirketinin Kuzey Amerika lityum üretimine ilk kez dahil olması. Mitsubishi, bir lityum projesinde küçük bir hisseye sahip olmanın çok ötesine geçiyor. Mitsubishi, Kuzey Amerika’da maden geliştirme ve işletmeden cevher rafinasyonuna kadar her şeyi kapsayan entegre bir tedarik zinciri oluşturmayı hedefliyor. Kanada lityum projesi elektrikli araç sektörüne yeni bir soluk getirecek.
Elektrikli araçlar için pil sınıfı lityuma ulaşmadan önce hala yapılacak çok şey var. Aslında, elektrikli araç devrimlerindeki en büyük zorluklardan biri de bu. Böyle bir anlaşmadan elektrikli araç pilleri için lityuma sahip olmaya gitmek yıllar alıyor. Bu pilleri kullanan arabaların yollarda olması daha da uzun yıllar alıyor.Bu durumda, “Ortaklar 2025 yılına kadar fizibilite çalışmaları yürütecek ve ardından cam ve seramik için endüstriyel kullanım amaçlı lityum üretimine 2027 gibi erken bir tarihte başlanacak. Elektrikli araç ve akümülatörler için lityumun 2030 yılında başlaması planlanıyor. Yani 2024 yılındayız ve 2030 yılına kadar bu madenden elektrikli araç pilleri için lityum alamayacağız.
Ancak bu lityum projesinin hayata geçmesiyle birlikte birçok elektrikli araca ihtiyaç duydukları lityumu sağlaması bekleniyor. Yıllık üretimin 3.800 ton olması bekleniyor. Bunun da 20.000 ton lityum karbonat için yeterli olacağı ve yaklaşık 300.000 elektrikli aracın pilleri için gerekli lityumu sağlaması bekleniyor.
Borusan Otomotiv Grubu, ikinci el otomobil pazarı için yeni şirketi Borusan Next ile harekete geçti. Yenilik, sürdürülebilirlik ve teknolojinin ön planda olduğu bu hareketle Borusan, premium otomobil perakendeciliğindeki uzmanlığını ikinci el otomobil sektörüne taşıyor. İşte detaylar…
İkinci el otomobil için yeni şirket: Borusan Next!
Hizmet kalitesi ve yüksek müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımlarıyla dikkat çeken Borusan Otomotiv Grubu, Borusan Next markası altında her marka ve modelden kullanılmış otomobiller için bireysel ve kurumsal müşterilere kapsamlı hizmetler sunuyor.
Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik’in vurguladığı gibi, ikinci el otomobil alışverişinde güven meselesini merkeze alarak, Borusan Next ile sektördeki bir boşluğu doldurmayı hedefliyorlar. Tiftik, her 0 km otomobil satışına karşılık sekiz ikinci el işlem yapıldığını belirterek, ikinci el otomotiv pazarının büyüklüğü ve potansiyeline dikkat çekiyor.
Tüketicilerin karşısında kurumsal bir yapı bulma isteğine yanıt veren bu girişim, tam entegre hizmet ağıyla öne çıkıyor. Satış, servis, takas, finansman ve sigorta çözümleri gibi ikinci el otomobil alım satımını ilgilendiren bir dizi hizmeti bir araya getiriyor.
Borusan Next, BMW, MINI, Jaguar, Land Rover gibi premium markaların yanı sıra diğer yerli ve yabancı markalara ait kullanılmış otomobillerin alım satımını yaparken, müşterilere çevrimiçi ve fiziksel platformlar üzerinden ulaşım imkanı sunuyor. Yeni web sitesi ve İstanbul Samandıra’daki modern hizmet noktası ile başlayan yolculuğuna, İstanbul Kağıthane ve Ankara gibi büyük şehirlerdeki yatırımlarla devam edecek.
Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik konuyla ilgili şunları söyledi:
“Bugün pazara baktığımızda her 0 km otomobil satışına karşılık ikinci el pazarında yaklaşık 8 işlem yapılıyor. Bu oran ikinci el otomotiv pazarı hacminin büyüklüğünü ve potansiyelini çok net gösteriyor. Borusan Otomotiv Grubu olarak 40 yıldır müşterilerimize hem yeni hem kullanılmış otomobil pazarında sunduğumuz premium hizmet kalitesini ve güvenini, şimdi yeni bir marka adı altında buluşturuyor olmanın heyecanı içindeyiz.
Borusan Otomotiv Grubu çatısı altında faaliyet gösteren İkinci El platformumuzda yer alan tüm araçlarımızın sorgulama sayfalarının, Borusan Next’in www.borusan.com resmi internet adresiyle entegrasyonu gerçekleşti.
Borusan Otomotiv İkinci El platformunda yer alan tüm otomobiller artık yeni web sitesinden de görüntüleniyor. Ayrıca geçtiğimiz yıl aramıza katılan Borusan Araç İhale şirketimiz de Borusan Next çatısı altında kurumsal müşterilere yönelik ihalelere devam edecek.
Çalışmalarımız tamamlandığında müşterilerimiz, tam entegre bir yapı üzerinden ekspertiz, alım satım, takas, ihale ve değerleme gibi ikinci el otomobil pazarını ilgilendiren hizmetlerin tümüne tek bir noktadan ulaşacak. Müşterilerimiz tüm araç stoğumuza online kanallar üzerinden erişebilirken, Borusan Next’in ilk etapta Samandıra’daki modern ve konforlu hizmet noktasında otomobilleri inceleyebilecek. Borusan Next büyükşehirlerdeki genişlemesine önümüzdeki günlerde kapılarını açacak olan İstanbul Kağıthane’deki hizmet noktasıyla devam edecek.”
Kullanılmış Oto Platformu Genel Müdürü İlker Baydar konuyla ilgili şunları söyledi:
“Borusan Otomotiv Grubu’nun yeni markası Borusan Next olarak Türkiye otomotiv sektöründe yeni bir sayfa açıyoruz. Borusan Next, ikinci el otomobil almak, satmak ya da takasla değiştirmek isteyen tüketicilere sunduğu alışılmışın dışındaki müşteri deneyimi ile hizmet veriyor. Borusan Otomotiv’in premium segmentteki tecrübesinden beslenen bu yapı kendine özel, müşterinin merkezde olduğu hizmet noktalarıyla ikinci el otomobil pazarına topyekün bir yenilik getiriyor.
Her yıl yüksek hacimli araç satışlarına sahne olan ikinci el pazarında yeni yönetim modelimizle hizmet performansımızı en üst seviyeye çıkarıyoruz. Kapılarını ilk olarak İstanbul Samandıra’da açan Borusan Next, Ankara ve diğer büyükşehirlerdeki yatırımlarla da hizmet alanını genişletecek.”
Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda Türk Havacılık Uzay Sanayii tarafından yürütülen Türkiye’nin en önemli teknoloji projelerinden KAAN, ilk uçuşunu geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdi. Türkiye’deki tek akredite uçak lastiği test merkezine sahip olan Petlas tarafından tasarlanan lastikler, KAAN platformunda kalkış-iniş testlerini başarıyla tamamladı.
AKO Grup bünyesinde faaliyet gösteren Petlas, Türkiye’nin savunma sanayisinin millileştirilmesine katkı sunmaya devam ediyor. Askeri birliklerin ve güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarına yönelik özel vasıflı lastiklerin üstün standartlarda üretimini yapıyor. Savunma sanayi ve havacılık alanındaki stratejik projeler için lastik geliştirilmesini sağlıyor. Hürkuş, Hürjet, Anka, Anka S, Aksungur, Bayraktar TB2 ve TB3, Akıncı ve insansız savaş uçağı Bayraktar Kızılelma projelerinde kullanılan Petlas lastikleri, son olarak milli teknolojiyle geliştirilen en yeni milli muharip uçağı KAAN’da da tercih edildi. Uçak lastiklerine uluslararası birçok test metodunda test yapabilme kabiliyetine sahip Lastik Deney Laboratuvarı ile Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) tarafından Ulusal Akreditasyon Sertifikasına layık görülen Petlas’ın lastiklerinin kullanıldığı KAAN, ilk uçuşu ile tam not aldı.
Hedef: Dışa bağımlılığı en aza indirmek
Petlas lastiklerinin tabi tutuldukları testlerden başarı ile geçerek savunma sanayisi için kritik olan tüm kriterleri karşılamalarıyla ön plana çıktığını belirten AKO Grup Yönetim Kurulu Üyesi S. Safa Özcan, “Türkiye’nin 5’inci nesil savaş uçağına sahip ülkeler arasında yerini almasını sağlayan KAAN, ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Petlas olarak, Türkiye’nin bayrak taşıyıcı markası konumumuzla dışa bağımlılığı en aza indiren katkılarımızdan dolayı çok mutluyuz. Hem metrekare hem de ürün çeşitliliği olarak Avrupa’nın tek çatı altındaki en büyük lastik fabrikamızda sadece askeri lastiklerimizle değil, binek araçlardan kamyonlara, otobüslerden yarış araçlarına ve traktörlerden iş makinelerine kadar neredeyse tüm araç çeşitleri için 80 farklı desen ve 2 bin 500’den fazla ebatta üstün nitelikli lastik üretiyoruz. Şu anda Türkiye’den en çok lastik ihraç eden lastik üreticisi pozisyonundayız” diye konuştu.
Türkiye’ye katma değer sağlıyor
Petlas, lastiklerini tam donanımlı Ar-Ge laboratuvarlarında, kendi bünyesindeki akredite test Merkezinde test ederek geliştiriyor. Gelişmiş Ar-ge ve test laboratuvarlarıyla Türkiye’de bir ilke imza atarak TÜRKAK tarafından TS EN ISO/IEC 17025 Uçak Lastikleri Ulusal Akreditasyon Sertifikası’na layık görüldü. Bu belgeyle; ülkemizin son dönem milli hamleleri içinde yer alan savunma sanayi havacılık alanındaki milli hava araçları projelerinin 15 farklı platformunun 22 lastik ürününü, ulusal akreditasyonla testlerini gerçekleştirip onaylayarak, hava araçlarının hem lastiklerini, hem de uluslararası onay iradesini yerlileştirilecek.
AKO Grup, bünyesindeki Petlas, Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde savunma sanayiinin ihtiyaç duyduğu lastik üretimini gerçekleştiriyor. Bunun yanında askeri kara araçları FNSS 4×4 STA, ÖMTTZA ve BMC Obüs, Tank Taşıyıcı ve Tulga’da da stratejik yerlileşme hedefine katkı sağlıyor. Petlas’ın geliştirdiği askeri lastikler birçok marka tarafından orijinal ekipman lastikleri olarak tercih ediliyor.
Dünyanın iklim hedeflerine ulaşma yolunda ilerlememesinin sorumlusu kim? Büyük bir fosil yakıt şirketi yuckity-yuk, bunun herkes olduğunuzu söylüyor. Çünkü yenilenebilir enerjiye geçişin maliyet şeffaflığı gerekiyor.
Petrol şirketi ExxonMobil’in genel müdürü Darren Woods geçen hafta Fortune’a: “Kimsenin bahsetmediği kirli sır, tüm bunların ne kadara mal olacağı ve kimin bunu ödemeye hazır olduğu. Bu emisyonları üreten insanların bu emisyonların farkında olması ve bunun bedelini ödemesi gerekiyor. Sonuçta sorunu bu şekilde çözersiniz” diyor.
Yenilenebilire geçiş maliyeti kimin tarafından karşılanması
Asıl kirli sır, onların her kuruşunu güneş, rüzgar, hidro, jeotermal ve diğer yenilenebilir kaynaklara yeniden yatırmaları gerekirken, fosil yakıt devlerinin karlarını korumalarına yardımcı olacağı. Woods istediğini yaparsa, ExxonMobil’in ilerlemesi için yıllık minimum 36 milyar dolarlık kârı finanse edebiliyoruz. Evet, fosil yakıt şirketlerinin büyük bir eski kar elde etmesine yardımcı olmanın sizin sorumluluğunuz olduğu yönündeki gülünç varsayım, sıfır emisyonlu bir ekonomiye geçişte kaybedecek çok şeyi olan farklı oyuncular tarafından farklı şekillerde tekrar tekrar dile getiriliyor.
İklim kirliliğinin artan yoğunluğu ve sıcaklıklardaki istikrarlı artış, bilimsel fikir birliğine ve bunların boyutu ve sonuçlarına ilişkin uyarılara rağmen, bizi çevreleyen varoluşsal iklim tehdidini çözmenin zorluğunu ortaya koyuyor. Ekonomik büyüme ile iklim kirliliği arasındaki bağın kopması, fosil yakıtların düşük karbonlu alternatiflerle değiştirilmesi nedeniyle temiz enerji, ulaşım ve endüstriyel altyapıya tarihi düzeylerde sermaye harcaması gerektirecek.
Elbette, ExxonMobil ve diğer fosil yakıt şirketleri yenilenebilir enerjiye geçiş maliyetini karşılamayacak. Ortak beklenti, tüketicinin bu ücretleri gerçekte maliyet şeffaflığının olmayışı yoluyla karşılayacağı yönünde. Tam bir iklim felaketi olması muhtemel durumu hafifletmek için ciddi adımlara ihtiyaç var. Uzmanlar, bir felaketi önlemenin tek yolunun, enerji politikası üzerinde kamu kontrolünü ele geçirmek ve fosil çıkarma endüstrilerinin gücüne ve etkisine karşı koymaktan geçeceğini söylüyor. Ancak onlarca yıllık nakit üzerindeki kontrolü kaybetme fikri, fosil yakıt şirketlerini sarsıyor. İklimi kirleten eylemlerinin sorumluluğunu almaktan kaçınmak için neredeyse her şeyi yapacak.
Oyun dünyası, teknolojik yenilikler ve kreatif çözümlerle hızla evrim geçiriyor. Yapay zeka, sanal gerçeklik ve bulut tabanlı oyun hizmetleri gibi ilerlemeler, oyun geliştirme ve dağıtımında yeni ufuklar açıyor. Bu dinamik ortamda, yerli oyun stüdyoları uluslararası pazarda kendilerine sağlam bir yer edinmeye çalışıyor. Bu çabaların en parlak örneklerinden biri olan Happy Crab Oyun Stüdyosu, teknolojik inovasyon ve yaratıcılığı merkezine alarak oyun dünyasında dikkat çekici bir başarı hikayesi yazıyor.
Havva Nur Solhan ve Şevval Solhan tarafından Eylül 2020’de kurulan Happy Crab Oyun Stüdyosu, oyun geliştirme sürecindeki yaratıcı yaklaşımları ve teknolojik inovasyonlara olan odaklanmasıyla kısa sürede uluslararası başarı elde etti. Kendi oyunlarını başarılı bir şekilde yayımlayarak 44 farklı dilde 177 ülkeye ulaşan ve 50 milyon indirmeyi aşan stüdyo, oyun sektöründe Türkiye’nin gurur kaynaklarından biri haline geldi.
Başlangıçta altı kişilik karma bir ekip ile faaliyete başlayan Happy Crab, zaman içinde büyüyen ekibi ve artan proje sayısıyla oyun sektöründeki yerini sağlamlaştırdı. Ekip çalışmasının zorluklarını aşarak edinilen tecrübelerin çeşitli platformlarda paylaşılması, stüdyonun sektördeki bilgi birikimini ve tecrübesini genişletti.
44 farklı dilde 177 ülkeye birbirinden farklı oyunlar geliştiriyorlar
Geliştirdiği 30’dan fazla oyun ile global bir kullanıcı kitlesine ulaşan Happy Crab, sektörde sadece bir oyun stüdyosu olmanın ötesinde, teknoloji ve inovasyon lideri bir marka olarak konumlanıyor. Özellikle genç girişimcilere ve oyun geliştiricilere ilham kaynağı olan stüdyo, geleceğin oyun dünyasının şekillenmesinde önemli bir rol oynamaya devam edecek.
Kendi yayımlarıyla self-publishing modelini benimseyen Happy Crab, bu sayede yalnızca oyun geliştirme sürecinde değil, pazarlama ve dağıtım alanlarında da tam kontrol ve esneklik elde ediyor. Bu strateji, oyunlarının daha geniş kitlelere ulaşmasını ve pazar dinamiklerine hızla uyum sağlamasını mümkün kılıyor.
Türkiye’den dünya sahnesine adım atan Happy Crab Oyun Stüdyosu, kendi oyunlarını başarıyla yayımlayarak oyun sektöründe öne çıkan bağımsız stüdyolardan biri olarak kendini kanıtlıyor. İnovasyon ve kullanıcı deneyimine odaklanan yaklaşımıyla, stüdyo uluslararası arenada ülkemizin adını gururla temsil etmeye devam edecek.
James Dyson Vakfı tarafından öğrenciler için her yıl düzenlenen ve tasarım odaklı bir mühendislik yarışması olan James Dyson Ödülü, gerçek dünya problemlerine çözüm olabilecek yeni icatlar için başvurularını açıyor.
Tüm mühendislik öğrencilerine, tasarım öğrencilerine ve yeni mezunlarına açık olan Ödül, kanser teşhisinden doğal afetlere kadar küresel sorunları ele alan iddialı tasarımlar arıyor. Bir Uluslararası Kazanan ve bir Sürdürülebilirlik Kazananına dünya çapında tanınırlık sağlayan ödülün geçmişteki kazananları arasında çatışma bölgelerinden yaralıları kurtarmak için bir arazi tipi römork ambulans, klima ihtiyacını büyük ölçüde azaltan geri dönüştürülmüş camdan yapılmış bir boya ve bıçak yaralarından kaynaklanan kanamayı kontrol eden bir cihaz yer alıyor.
James Dyson Ödülü, 2005 yılından bu yana 400’den fazla genç mucidi 1 milyon Sterlin’den fazla para ödülü ile destekledi ve geçmiş uluslararası kazananların üçte ikisinden fazlası fikirlerini ticarileştirdi. Uluslararası Kazanan ve Uluslararası Sürdürülebilirlik Kazananı icatlarını geliştirebilmelerine olanak sağlamak için 30.000 Sterlin kazanırken, Ödülün yürütüldüğü 30 pazardaki her Ulusal Kazanana 5.000 Sterlin ödül veriliyor.
Kurucu ve Baş Mühendis Sir James Dyson konuyla ilgili, “Dünyanın, sorun çözenlere ve çağımızın sorunlarını üstlenmeye hazır olan gençlere ihtiyacı var. James Dyson Ödülü her yıl gençlere tıbbi ve çevresel icatları ve çok daha fazlası için bir fırsat sunuyor. İster yeni bir sürdürülebilir malzemenin geliştirilmesi olsun, ister insanların yaşamlarını iyileştirmeye yardımcı olmak için akıllı mühendislik ilkelerinin uygulanması olsun, çığır açan icatlara yol açan şey onların ‘aykırı düşünmeleridir’. Bu yılki Ödülün ne gibi yeni icatlar getireceğini görmek için sabırsızlanıyorum!” şeklinde konuştu.
Kazananlar önemli başarılar elde ediyor
Ödülün önceki kazananları, ödülün sunduğu dünya çapında medya ve finansman desteği sayesinde büyük başarılara imza attılar. Geçtiğimiz sene Suat Batuhan Esirger, yangınları gerçek zamanlı olarak ultra erken şekilde tespit eden IoT tabanlı, uydu bağlantılı bir sensör sistemi olan “ForestGuard 2.0” projesi ile Türkiye Ulusal Kazananı oldu. Şimdi ise ForestGuard 2.0, Muğla, Mersin ve İstanbul gibi çok önemli konumlar da dahil olmak üzere 1,600,000 metrekarelik uygulama alanında faaliyet gösteriyor ve yurt dışından yatırımlar almaya devam ediyor.
James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı Suat Batuhan Esirger ödüle dair: “Yarışmayı uluslararası olarak takip ediyorduk ve 2022’de ülkemizde de düzenlenmesine çok sevindik. 2022’de yarışmaya ForestGuard ile katıldık ve Ulusal İkinci olduk. Sonrasında değerli jüri üyelerimizin ve de Dyson mühendislerinin yorumları doğrultusunda projemizi geliştirdik ve bu sene birinci olmaya hak kazandık. Bu da James Dyson Ödülü’ne başvurmanın bizi ne kadar geliştirdiğinin bir göstergesi.” dedi. Aynı zamanda Kozalak isimli donanım girişiminin kurucusu olan Esirger sözlerine “James Dyson Ödülü’nden kazandığımız 5 bin Sterlinlik ödülü, ürünün ulusal patent başvurusunu almaya, cihazlardaki yapay zeka kullanan algoritmalarının-uydu iletişimlerinin rafine edilmesine ve bu fonu testler ve ArGe faliyetlerine harcadık. Şimdi ise milyon dolarlık bir şirket haline geldik.” şeklinde devam etti.
Dünyanın dört bir yanındaki diğer geçmiş kazananlar arasında aşağıdakiler yer almaktadır:
• The Golden Capsule (Güney Kore)- afet bölgelerinde kullanılmak üzere tasarlanmış, el işlemi gerektirmeyen bir intravenöz (IV) tedavi cihazı
• HOPES (Singapur)- evde glokom testi yapabilen ve ağrısız bir şekilde göz tansiyonu ölçebilen bir cihaz.
• PlasticScanner (Hollanda)- düşük maliyetle geri dönüşüm adına plastikleri kolayca tanımlayabilen el tipi bir cihaz.
• BlueBox (İspanya)- daha fazla kadını meme kanseri testi yaptırmaya teşvik etmek için tasarlanmış ev tipi kanser tarama cihazı.
• mOm incubators (Birleşik Krallık) – Ukrayna’da bebeklerin hayatını kurtarmak için başarıyla kullanılan düşük maliyetli, katlanabilir, taşınabilir bir bebek kuvözü.
Ulusal Kazananlar ve İkinciler, farklı disiplinlerden uzman Dyson mühendislerinden oluşan bir panel tarafından Uluslararası İlk 20’ye seçiliyor ve son olarak Sir James Dyson’ın kendisi kazananları belirliyor.
Ulusal Kazananlar 11 Eylül’de, Uluslararası İlk 20 listesi 16 Ekim’de ve Uluslararası Kazananlar 13 Kasım’da açıklanacak.
İsveç yapımı Probe cihazı, balıkçıların daha fazla balık yakalamasına yardımcı olmak için tasarlandı. Bunu, yemlerini derinliklere doğru takip ederek, balığın saldırdığı derinliği ve koşulları kaydederek yapıyor.
Bluetooth yem izleyici balık tutmayı sağlıyor
İsveçli balıkçı Christer Chytraéus tarafından icat edilen bluetooth yem izleyici Prob şu anda bir Kickstarter kampanyasının konusu oldu. Modern su geçirmez cihaz 33 mm uzunluğunda ve yalnızca 7 gram ağırlığında. Ayrıca oltanın tepesine takılı şekilde çalışıyor ve yem, alt kısmda yer alıyor. Prob yemle birlikte suya atıldığında, entegre sensörleri atış uzunluğu, su derinliği, su sıcaklığı ve su altı aydınlatması gibi faktörlerin yanı sıra kendisinin ve yemin hareket ettiği hızı ölçmeye ve kaydetmeye başlıyor. Sallanmayacak veya başka bir şekilde dikkati üzerine çekmeyecek şekilde tasarlandı.
Bir balık yemi vurduğunda, olayın meydana geldiği derinlik (ve diğer değişkenler) ile birlikte oltanın belirgin sarsıntısı da kaydediliyor. Yüzeye geri döndürüldüğünde ve kullanıcının akıllı telefonunun Bluetooth menziline girdiğinde Probe, kayıtlı verilerini o telefondaki bir uygulamaya aktarıyor.
Kullanıcı, uygulamayı kullanarak bir sonraki atışlarında yemin ne kadar uzağa atması gerektiğini ve yemin ne kadar derine batmasına izin vermesi gerektiğini belirleyebiliyor. Bununla birlikte, aynı noktaya daha sonraki yolculuklarda balıkların takıldığı derinliği etkileyebileceği için su sıcaklığını, aydınlatma koşullarını ve hava durumunu bilmek de önemli.
Bluetooth sinyalleri suda çok zayıf bir şekilde iletildiğinden, Prob balıkçıya gerçek zamanlı derinlik okumaları sağlayamıyor. Bunun yerine uygulama, cihazın önceki yayınlarda batma oranına bağlı olarak mevcut derinliğini tahmin ediyor. Yem (muhtemelen) hedef derinliğe ulaştığında kullanıcı uygulama aracılığıyla uyarılır, böylece yemi çekmeye başlayabiliyor. Probe’un üretime ulaştığını varsayarsak, 104 euro’luk taahhüt size bir tane kazandırıyor. SmartLure’un başarılı bir şekilde Başlatılan Model Zero’sunun da benzer işlevsellik sunduğuna dikkat edilmeli. Ancak bu alıcıların kullanmakta takılıp kaldığı gerçek bir yem. Aksine, Prob herhangi bir üçüncü taraf yemle kullanılabiliyor.
Balıkçılara yüksek teknoloji avantajı sağlamak için tasarlanan diğer cihazlar arasında, kullanıcılara balığın nerede olduğunu göstermek için bir su altı kamerası kullanan Chasing F1 Pro su drone’u ve saldırı anında konumu ve koşulları kaydeden çubuğa monteli Akıllı Çubuk Sensörü yer alıyor.
Yapay zekâ, tüm dünyada hızla benimseme kazanmaya devam ediyor. Örneğin Open AI firmasının geliştirdiği üretken yapay zekâ uygulaması ChatGPT toplamda 180 milyon aboneyi geride bırakmış durumda. Üstelik Copilot, Bard, Claude, Grok ve Midjourney derken bu alanda rekabet iyiden iyiye kızışmış durumda. Tüm dünya genelinde hükümetler de yükselen yapay zekâ yarışında geri kalmamak adına çeşitli adımlar atmaya başladılar bile. Bunun en net örneklerinden birisi ise Çin hükümetinin yayınladığı yıllık faaliyet raporunda yapay zekâya özel bir vurgu yapılması oldu.
Rapor, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) istekleri doğrultusunda Çin’in bütçesini, ekonomik planlarını ve gelecek politikalarını detaylandırıyor ve ülkenin ana yürütme organı ÇKP’nin Yıllık Kongresinden önce ülkenin başbakanı tarafından sunuluyor. Raporda “AI Plus” adlı bir girişimin başlatılmasını da içeren bir dizi hamleyle dijital ekonomiyi geliştirme sözü verildi.
Başbakan Li Qiang “AI Plus” girişimini ya da bu girişimin neleri başarmasının beklendiğini detaylandırmadı. Ancak Çin devlet destekli medya, girişimi “yapay zekâ teknolojisinin araştırma ve uygulamasını derinleştirerek yapay zekâ ve reel ekonominin derinlemesine entegrasyonunu” teşvik etmek olarak tanımladı.
Pekin yönetimi ayrıca akıllı şehirler inşa etme, hizmet sektörünü dijitalleştirme, KOBİ dijitalleşmesini teşvik etme, platform işletmelerini uluslararası sahnede rekabet edebilmeleri için destekleme, temel veri sistemlerini iyileştirme ve ulusal düzeyde birleşik bir bilgi işlem sistemi oluşturma sözü verdi.
Internet Plus ile gelen başarı örneği
“AI Plus” ifadesi bazılarımıza tanıdık geliyorsa, bunun en önemli nedeni Çin’in daha önce 2015 yılında bir “Internet Plus” girişimi sözü vermiş olması olabilir. Bu girişimin amacı “mobil internet, bulut bilişim, büyük veri ve nesnelerin internetini modern üretimle entegre etmek, e-ticaret, endüstriyel ağlar ve internet bankacılığının sağlıklı gelişimini teşvik etmek ve internet tabanlı şirketlerin uluslararası pazardaki varlıklarını arttırmalarını sağlamaktı.”
Çin yönetiminin Internet Plus girişimi bazı yönleri ile son derece başarılı oldu: ByteDance üst düzey bir küresel sosyal ağ, Xioami tüketici elektroniğinde bir güç, Tencent küresel oyunlarda bir oyuncu haline geldi, Çinli e-ticaret oyuncuları ise offshore müşterilerini büyütmeye devam ediyor.
Salı günü Ulusal Parti Kongresi, kuantum teknolojileri ve diğer “geleceğe yönelik endüstriler” için kalkınma planlarını formüle ederken, diğerlerinin yanı sıra elektrikli araçlar, hidrojen enerjisi, yeni malzemeler, ileri teknoloji sektörü ve uzay endüstrisindeki liderliğini artırma sözü de verdi.
Raporda, “Aşırı kapasite ve düşük kaliteli, gereksiz gelişmeyi önlemek için kilit sektörler için koordinasyon, planlama ve yatırım rehberliğini güçlendireceğiz” denildi.
Rapora göre Çin’in gayrisafi yurtiçi hasılası yüzde 5,2 artarak 126 trilyon yuan (17,5 trilyon dolar) seviyesine ulaştı. Önümüzdeki yıl kalkınma için ana hedefler arasında GSYİH büyümesini yüzde beş civarında tutmak yer alıyor. Kongre tipik olarak yüzde yedi ila sekiz büyüme hedefleri belirlediğinden bu oran alışılmadık derecede düşük görünüyor. Büyüme hedefinin düşük tutulmasının sebebi ise, uluslararası yaptırımların ve Çin emlak sektöründe yaşanan krizin etkileri olarak yorumlanmakta. Bu bağlamda değerlendirildiğinde AI Plus girişimi, var olan sektörleri güçlendirmenin yanı sıra yeni sektörler yaratma potansiyeli açısından oldukça önemli görünmekte.
Halkbank, bu yıl üçüncüsünü düzenlediği Üreten Kadınlar Yarışması’yla yeni iş fikirleri ve modelleriyle girişimcilik ekosistemine katkı sunan kadınları ödüllendirdi. Ödül töreninde konuşan Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, kredi desteğinde bulundukları kadın girişimcilerin yıllık ortalama cirolarını yüzde 66, ihracat hacimlerini yüzde 56 artırdıklarını ve 75 bin kişiye ilave istihdam sağladıklarını belirterek, “Kadın girişimcilerimizin ihracat yapma konusundaki istek ve azimlerini desteklemek için ‘Büyüyen İhracatçı Kadın Destek Paketi’ni devreye alıyoruz” dedi.
Halkbank tarafından üçüncüsü düzenlenen “Üreten Kadınlar Yarışması”nda ödüller, düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Dereceye giren kadınlar, girişimcilik ekosistemine değer katan iş insanlarından oluşan Jüri üyelerinin titiz değerlendirmeleri sonucunda belirlendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Üreten Kadınlar Projesine ilk günden itibaren destek veren Emine Erdoğan’ın mesaj gönderdikleri yarışma için düzenlenen törene Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve çok sayıda davetli katıldı.
Büyüyen İhracatçı Kadın Destek Paketi devrede
İmalattan sanayiye, eğitimden turizme, moda tasarımından yazılım geliştirmeye kadar pek çok sektörde faaliyet gösteren kadınları, teknoloji ve ihracat alanında varlıklarını artırmaları için desteklediklerini ifade eden Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Tekno Girişimci Destek Kredisi ve Teknokent Destek Paketi ile teknoloji tabanlı kadın girişimcilere finansman sağladıklarını, devreye almaya hazırlandıkları “Büyüyen İhracatçı Kadın Destek Paketi” ile de ihracatçı kadın girişimcilere kaynak sağlayacaklarını belirtti.
Halkbank’la ihracat ve istihdam arttı
Bankanın kadın girişimci müşterileri ile yaptıkları araştırma sonuçlarına da değinen Osman Arslan, “Bugüne kadar kredi desteğinde bulunduğumuz kadın girişimci müşterilerimizin yıllık ortalama cirolarını yüzde 66, ihracat hacimlerini de yüzde 56 artırdılar. Müşterilerimizin istihdama katkısına baktığımızda ise; kredi kullanımları sonrasında toplam 75 bin kişiye ilave istihdam sağladıklarını görmekteyiz” dedi.
Girişimcilik ekosisteminde yenilikçi fon
Kadın girişimciler için planladıkları bir diğer yenilikçi ürünlerinin “Üreten Kadınlar Değişken Fonu” olduğunu açıklayan Arslan, “Kadın girişimciliği ekosisteminin ve cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi, kadın dostu şirketlere yatırım yapılarak kadınların iş yaşamındaki varlıklarının güçlendirilmesi amacıyla çıkaracağımız bu fonun yüzde 80’ini, Borsa İstanbul’da işlem gören, kadınların istihdam ve yönetimde söz sahibi olmalarını destekleyen yerli şirketlerin hisse senetleri, ihraç ettikleri borçlanma araçları ve kira sertifikaları oluşturacaktır” diye konuştu.
Her iki başarı hikâyesinden birinde Halkbank imzası var
Halkbank’ın daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir gelecek için tüm finansal imkânlarını seferber ettiğini ifade eden Osman Arslan, “2021 yılından bugüne kadar, farklı meslek gruplarından 220 bin kadın girişimcimize 58,5 milyar TL finansal destek sunduk. Sektörde kullandırılan kadın girişimci kredilerinin yaklaşık yüzde 50’sini tek başımıza finanse ediyoruz. Başarı hikâyesine ortak olduğumuz kadın girişimci müşteri sayımızı da 2024 yıl sonuna kadar 250 bine çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Girişimcilik ekosistemi yeniden tanımlandı
Konuşmasında Üreten Kadınlar Yarışmasının kadın girişimci ekosistemine ayrı bir değer kattığına değinen Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, bu yıl yarışmada önemli değişiklikler yaptıklarını ifade ederek, “Geçmiş yıllardan farklı olarak, teknoloji alanında faaliyet gösteren kadın girişimcilerimize özel bir kategori ekledik. Ayrıca kadın girişimcilerimizin iş fikirlerini inovasyona dönüştürebilmeleri için tasarladığımız Üreten Kadınlar Akademisi Master Class Eğitim Programını da hayata geçirdik. Yarışmada ilk 100 arasında yer alan girişimci kadınlarımız, birbirinden değerli mentorlerimiz ve gönüllü danışmanlık veren jüri üyelerimizden marka oluşturulması ve sürdürülebilirliğinden sosyal medya stratejilerine, online ticaret ve pazarlama tekniklerinden kişisel stile kadar pek çok konuda değerli bilgiler edindiler” diye konuştu.
Kategoriler ve ödüller
Geçtiğimiz şubat ayında hayatını kaybeden Türkiye’nin yetiştirdiği büyük entelektüellerden biri olan yazar Alev Alatlı’nın anısını yaşatmak üzere Alev Alatlı Özel Ödülü’nün de Funda Alatlı’ya takdim edildiği yarışmada; Yılın Üreten Kadın Girişimcisi, Teknoloji Tabanlı Kadın Girişimci, Kadın Kooperatifi, Sıfır Atık ve Yükselen Yıldız kategorilerinde çeşitli nakdi ödüller sahiplerini buldu. Ayrıca kategori birincileri 1 yıl boyunca Halkbank’ın internet ve mobil şubelerinden yapacakları havale/EFT işlemlerini ücretsiz gerçekleştirecekler.
A. Yılın Üreten Kadın Girişimcisi Kategorisi
Bone Sante – Nezihe Filiz Toker
B. Teknoloji Tabanlı Kadın Girişimci Kategorisi
Hsb Solutions – Hazan Günay
C. Kadın Kooperatifi Kategorisi
Nevruz Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi
Unitree Robotics’in H1 V3.0 Evolution modeli, Guinness Dünya Rekorları’na adını yazdırdı. Tam boyutlu insansı robot, düz bir zeminde 12 km/h hıza ulaşarak en hızlı insansı robot unvanını elde etti. Firmanın paylaştığı video, H1’in üst düzey hız, güç, manevra kabiliyeti ve esneklikle dünyanın en güçlü genel amaçlı insansı robotu olduğunu gözler önüne seriyor.
Unitree, H1’in genel amaçlı robotunun benzersiz güç aktarım mekanizması sayesinde yüksek performansa sahip olduğunu vurgulayarak, robotun dünyanın dört bir yanındaki kullanıcılara ulaşmayı hedeflediğini belirtiyor. Şirket, 2017 yılında kurulan ve insansı robotları daha yaygın ve uygun fiyatlı hale getirme misyonu güden bir firma olarak biliniyor.
H1 V3.0, önceki rekora imza atan Boston Dynamics’in Atlas’ını geride bırakarak dikkat çekiyor. Boston Dynamics’in 9 km/h hızla hareket edebilen Atlas’ı, Unitree’nin yeni robotu karşısında ikinci sıraya düşmüş durumda.
Hangzhou’da bulunan Unitree, demokratikleştirilmiş robot teknolojisi vizyonuyla hareket ediyor ve özellikle dört ayaklı robot teknolojisinde önemli bir oyuncu olma konusunda iddialı. Şirketin 1.600 dolarlık fiyatla satışa sunduğu Go2 dört ayaklı robotu da bu hedef doğrultusunda adımlarını atmış durumda.
H1 V3.0’ın dinamik hareket çeşitliliği, robotun sadece yürümekle kalmayıp aynı zamanda koreografili dans rutinleri gerçekleştirebilmesini sağlıyor. Robotun yerinde sıçrayabilme özelliği, kullanıcılara etkileyici bir manevra kabiliyeti sunuyor. Ayrıca, robotun dönebilme, merdiven çıkabilme ve darbe direnci sayesinde zorlu ortamlarda dengesini koruyabildiği gözlemleniyor.
H1, yaklaşık 180 cm boyunda ve 47 kg ağırlığında. Yüksek torklu eklem motoru ve özel dişli takımı ile donatılan robot, 863 Wh kapasiteli bir bataryaya sahip. Derinlik kamerası ve 3D LiDAR sensörüyle donatılan H1, bacaklarda beş, kollarda dört serbestlik derecesine (DOF) sahip.
Geçtiğimiz yıldan itibaren ön sipariş almaya başlayan Unitree, H1’in teslimatlarına 2024’ün ortalarında başlamayı planlıyor. Tahmini fiyat aralığı 90.000 dolar ile 150.000 dolar olan H1, uygun fiyatıyla Boston Dynamics Atlas, Tesla Optimus ve Agility Robotics Digit gibi rakiplerine karşı iddialı bir alternatif sunmayı hedefliyor.
Dünyada en fazla uluslararası noktaya uçan havayolu firması olan THY, öğrencilere part-time çalışma imkânı sunan programı Take-Off 101 ile kariyerlerine eğitimleri devam ederken başlamak isteyenlere büyük bir fırsat sunuyor. 3. veya 4. sınıfta eğitimlerini sürdüren lisans öğrencilerine yönelik programa başvurular Kariyer.net üzerinden kabul ediliyor.
Take-Off 101 için değerlendirme süreçlerine katılan ve süreçleri başarıyla tamamlayan Lisans 3. ve 4. sınıf öğrencileri, yaklaşık iki dönem boyunca toplam 12 ay part-time çalışma fırsatını yakalayacak. Take-Off 101’e kabul edilen yetenekler THY bünyesinde Çalışan Fonksiyonu, Regülasyon ve Standartlara Uyum Fonksiyonu, Operasyon Fonksiyonu, Gelir Satış Fonksiyonu, Marka ve Müşteri Fonksiyonu, Planlama Fonsiyonu, İnovasyon ve Teknoloji Fonksiyonu, Teknik Fonksiyonu, Ticari Fonsiyonu’na ait birimlerde görev alabilecek. Ayrıca Take-Off 101 part-time öğrenci programı ile Türk Hava Yolları’na katılan yetenekler, 2025 yılında mezuniyet sonrası tam zamanlı işe alım için yeniden değerlendirilecek. Kariyer.net’in işe alım ve işveren markası danışmanlığı alanındaki kurum içi girişimi WeConsulting’in uçtan uca yürüttüğü programa başvurular 10 Mart’ta sona erecek.
Çalışma Fonksiyonları:
İlana başvuru yaparken sadece bir çalışma fonksiyonu seçilebilecektir; bu nedenle en uygun çalışma fonksiyonunu seçmeyi unutmayın!
Heyecanla başvurunuzu bekliyoruz!
Detaylı bilgi için [email protected] adresinden bize ulaşabilirsiniz.
Türk Hava Yolları, tüm insan kaynakları uygulamalarında çalışan memnuniyeti ve mutluluğunu ön planda tutarak; yetkinliği temel alan, iletişim odaklı bir kültürü sürdürür.
Lider çalışan deneyimi uygulamaları ve insan odaklı yaklaşımı sayesinde Türk Hava Yolları, en mutlu şirketlerin belirlendiği Happy Place to Work Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri Araştırması kapsamında “Olağanüstü Çalışan Deneyimi Ödülü”nü almaya hak kazanarak “Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri” arasında seçilmiştir.
Google, kullanıcıların daha kolay ve güvenilir bilgilere ulaşmasını hedefleyerek algoritmik geliştirmeler yapma kararı aldı. Mart ayından itibaren gerçekleştirilecek olan bu değişiklikler, arama sonuçlarını düşük kaliteli ve spam içeriklerden arındırarak kullanıcı deneyimini artırmayı amaçlıyor.
Google Arama yapacağı algoritmik güncellemeler, özellikle düşük kaliteli ve sadece tıklanmak için oluşturulmuş siteleri daha etkili bir şekilde tespit edecek. Yeni algoritmalar, özgün olmayan ve düşük kaliteli içerik barındıran sayfaları daha etkin bir biçimde filtreleyecek. Bu, özellikle yapay zeka tarafından otomatik olarak oluşturulan içeriklerle mücadele etmeyi hedefliyor.
Ayrıca, Google Arama spam tanımını genişleterek popüler ve güvenilir sitelerde bile şüpheli makaleleri spam olarak işaretleyecek. Bu sayede kullanıcılar, potansiyel olarak zararlı içeriklere karşı daha iyi uyarılmış olacaklar.
Google’ın açıklamasına göre, bu değişikliklerin arama sonuçlarındaki düşük kaliteli içerik miktarını %40 oranında azaltması ve yararlı sitelere daha fazla trafik yönlendirmesi bekleniyor.
Tek amaçlı ve anlamsız içeriklerle dolu sitelerin artması, arama motorlarını kandırmayı amaçlıyor. Bu tür taktiklere başvuran siteler, kullanıcıların dikkatini çekerek daha fazla trafik ve reklam geliri elde etmeyi hedefliyorlar.
Google’ın bu algoritma değişiklikleri, internet kullanıcıları ve webmasterlar için önem arz ediyor. Kullanıcılar, aradıkları bilgilere daha güvenilir bir şekilde ulaşabilecekler, ve web site yöneticileri, özgün ve kaliteli içerik üretmeye teşvik edilecekler. Bu geliştirmeler, internetin daha temiz ve güvenilir bir ortam haline gelmesine katkı sağlayacak.
Türkiye’nin en büyük girişim sermayesi fonlarından Revo Capital’in, bu yıl dördüncüsü düzenlenen Revo Building Bridges etkinliği, 42 Venue Maslak’ta gerçekleşti. Türkiye ve Avrupa’dan önde gelen 600’den fazla yatırımcı, girişimci ve iş insanının katıldığı önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapan Revo Building Bridges etkinliğinin açılış konuşmasını Revo Capital Kurucu Ortağı ve CEO’su Cenk Bayrakdar yaptı. Revo Capital’in Türkiye girişimcilik ekosistemindeki katkılarına ve potansiyeline dikkat çekilen etkinlikte, ayrıca girişimcilerin ve yatırımcıların en çok merak ettiği konular arasında olan yapay zekâ, teknolojide kadın liderlik, siber güvenlik, fintek, gaming trendleri ve enerjide sürdürülebilirlik konularında tematik paneller düzenlendi.
Girişimler için 100 milyon dolarlık yatırım fonu! Bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen Building Bridges etkinliğinde Revo Capital (@revovc) 100 milyon dolarlık üçüncü fonunu tanıttı. Revo Capital Yönetici Ortağı Cenk Bayrakdar hem yeni fonu hem de Building Bridges etkinliğini… pic.twitter.com/KJikvpIFia
Bayrakdar: “Son 4 yılda $100 milyon’luk ikinci fonumuzla yatırım yaptığımız teknoloji şirketleri, %92’si yabancı yatırımcılardan olmak üzere toplamda $2.9 milyar yatırım aldı. Türkiye ekonomisine üçüncü fonumuz ile katkı sağlamaya devam edeceğiz” dedi.
Revo Capital Yönetici Ortağı Cenk Bayrakdar
Üçüncü fonun detayları hakkında bilgi veren Revo Capital Yönetici Ortağı Cenk Bayrakdar şunları söyledi: “Revo Capital olarak Türkiye’nin şu anda en değerli şirketleri arasında yer alan Getir’in 2017 yılında ilk yatırımcıları arasındaydık ve diğer yatırım yaptığımız Param, Midas, ikas, Massive Bio ve Akinon’da Türkiye’de sektörlerinde lider konuma ulaştı. Yatırım alanındaki 10 yıllık başarılı stratejimizi devam ettirmek için 100 milyon dolarlık üçüncü fonumuzu kuruyoruz. Yatırımlarımızın yüzde 80’ini Türkiye’ye yapmayı hedefliyoruz ve diğer 2 fonumuzda da olduğu gibi Doğu Avrupa bölgelerinde de yatırım fırsatlarını değerlendirmeye devam ediyoruz. Türkiye’deki büyüme aşamasındaki girişimciler için önemli olan yatırım boşluğunu doldurmayı hedefliyoruz. Fonumuz, stratejik olarak Ar-Ge ve yazılımcıları Türkiye’de olan ve 6 temel sektörde faaliyet gösteren şirketlere yatırım yapacak: Fintek, B2B SaaS, siber güvenlik, sağlık teknolojileri, enerji ve oyun. Özellikle yapay zekâ teknolojilerine büyük ilgi duyuyoruz ve bunların tüm sektörlerde inovasyonun katalizörleri olarak potansiyeline inanıyoruz.’’
“Son 12 yılda Türkiye’ye yapılan küresel yatırımlar 260 milyar doları aştı”
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Hisse Senedi Genel Müdürü Dirk Wener, yaptığı açılış konuşmasında, 2023 yılında 2.5 milyar Euro ile Türkiye’nin EBRD tarafından en fazla yatırım yaptığı ülke olduğuna dikkat çekti.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu ise konuşmasında, 2024-2028 stratejilerinin, Türkiye’nin uluslararası doğrudan yatırım pazarındaki payını %1’den %1,5’e çıkarmayı hedeflediklerini dile getirdi. Dağlıoğlu, son iki on yılda Türkiye’nin istikrarlı ekonomik büyümesini vurgulayarak, bölgede uluslararası yatırım için bir merkez olarak kilit rolünü vurguladı. Türkiye’de şu anda teknoparklarda ve AR-GE merkezlerinde faaliyet gösteren 700’den fazla uluslararası şirketin bulunduğunu ve farklı sektörlerde hizmet veren 80 binden fazla uluslararası şirketin çeşitli hizmetler sağladığını açıkladı.
“İstanbul Avrupa’nın Silikon Vadisi olarak yükselişte”
Etkinlikte, teknoloji, girişimcilik, yapay zeka, bulut bilişim, siber güvenlik, finansal teknolojiler, enerji ve oyun sektörleri üzerine paneller düzenlendi. Oyun panelinde Istanbul’un Avrupa’daki oyun alanındaki silikon vadisine dönüşmesi ve Türkiye’deki 700 aktif oyun şirketi ile bu alandaki önemine dikkat çekildi. Kurumsal girişimcilik panelinde Fortune 100 şirketlerinin yüzde 71’inin şu anda kurumsal girişim sermayesi fonlarına sahip olması ve bu sayının 2000 yılından sadece 10 olduğu vurgulandı. Borsada işlem gören şirketlerin girişim sermayesi fonlarının piyasayı neredeyse yüzde 50’ye kadar aşan bir performansla geride bırakması ve girişimcilikte aktif kurumların sayısının artırılmasına yönelik öneriler de panelde tartışıldı. Kadınların teknoloji alanında liderliği ve iş dünyasındaki yönetici rollerinde artış, girişim sermayesi yatırımları, yapay zeka ve bulut bilişimdeki gelişmeler, finansal teknolojilerin yükselişi gibi konular ön plana çıktı. Türkiye’nin girişimcilik ekosistemi ve ekonomik potansiyeli üzerine raporlar sunuldu. Büyük şirketlerin yapay zeka kullanımı ve ekonomik büyümeye katkısı tartışıldı.
Ayrıca etkinlik kapsamında McKinsey & Company tarafından yapılan sunumda, 2030’a kadar şirketlerin yüzde 70’inin yapay zekayı kullanacağı ve ekonomik faaliyetlerde ekstra 13 trilyon dolarlık bir artış sağlayacağı öngörüldüğü paylaşıldı.
Girişimciliği destekleyen kurumların yoğun katılım gösterdiği etkinlikte; Özyeğin Üniversitesi, İstanbul Kalkınma Ajansı, TEB ve Microsoft, PwC Türkiye ana sponsorlar olarak yer alırken, Türkiye İş Bankası ve Integra Sigorta Brokerlik ise destekçiler arasında yer aldı.
Bilgisayar teknolojisinin kalbinde yer alan GDDR7 bellek standardı, JEDEC organizasyonu tarafından resmi olarak duyuruldu.Ekran kartlarındaki bellek performansını bir üst seviyeye taşımayı vaat eden bu yeni standardın duyurusu, oyuncular ve teknoloji meraklıları arasında heyecan yaratıyor.
GDDR7’nin sunduğu avantajlar:
%30’a Varan Bellek Artışı: İlk aşamada GDDR6X belleklere göre yaklaşık %30 oranında bellek artışı, grafik işleme birimlerinde oyun performansını önemli ölçüde iyileştirecek.
Yüksek Hızlı Kalıplar: Samsung ve Micron, GDDR7 için şimdiden 37Gbps hızlarına ulaşan 16Gb-24Gb kalıplarını hazırladı. Bu, daha hızlı veri transferi ve oyun deneyimi demek.
Nvidia ve AMD İle Yolculuk: GDDR7 bellek teknolojisi, bu yıl içinde Nvidia ve AMD tarafından oyuncularla buluşturulacak. Nvidia’nın önce Micron ile anlaşma yaptığı göz önüne alındığında, AMD’nin GDDR7 bellekleriyle öncü olması bekleniyor.
2026 Vizyonu: Standardın 2026 yılında zirveye ulaşması, gelecekteki ekran kartlarında muazzam bir performans potansiyeli sunacak.
Bu yenilik, oyun endüstrisinden profesyonel tasarım uygulamalarına kadar geniş bir yelpazede hissedilecek. GDDR7, bilgisayar grafiklerinde bir devrim yaratma potansiyeli taşıyor ve oyuncuları daha yüksek çözünürlüklerde ve akıcı bir performansta oyun deneyimiyle buluşturmayı hedefliyor.
Bu gelişmeler, bilgisayar teknolojisinin sürekli evrim geçirdiğini gösteriyor ve GDDR7’nin bu evrimin önemli bir parçası olması bekleniyor.