Alibaba 2023’te 20 bin kişiyi işten çıkardı!

Alibaba Group Holding Ltd., 2023 yılında küresel teknoloji sektöründeki işten çıkarma trendine katılarak, personel sayısını yaklaşık 20.000 kişi azalttığını açıkladı. Silikon Vadisi’nden Hangzhou’ya kadar geniş coğrafyada faaliyet gösteren şirket, Çarşamba günü tatil çeyreğine ilişkin kazançlarını detaylandırırken, Aralık ayını bir önceki yıla göre 240.000’den fazla olan çalışan sayısını 219.260’a düşürdüğünü bildirdi. Alibaba, 2022 yılında da benzer bir oranda personel azaltması gerçekleştirdiği için işten çıkarma hızı dikkat çekici bir istikrar gösterdi.

Bu işten çıkarma hamlesi, ABD merkezli rakipleri arasında bulunan Meta Platforms Inc. gibi şirketlerin uyguladığı politikadan farklı bir strateji izleyen Alibaba’nın, Çarşamba günü geri alım yetkisini 25 milyar dolar daha uzatarak personel azaltımını geri alım programlarıyla dengelediği ortaya çıktı. Şirket, 2023 yılında 9,5 milyar dolar değerinde hisse geri alımı gerçekleştirmişti.

Alibaba

Bir zamanlar Çin’in en değerli şirketi olan Alibaba, geniş bir iş yelpazesini desteklemek amacıyla büyük bir çalışan kadrosuna sahipti. Ancak son dönemde, çevre holdinglerini elden çıkarma ve ana iş birimlerini ayrı varlıklara bölmeye yönelik bir strateji benimseyerek iş modelini revize etmeye çalıştı. Bu strateji, İcra Kurulu Başkanı Eddie Wu ve Yönetim Kurulu Başkanı Joe Tsai liderliğindeki yeni yönetim altında maliyet kesintilerini ve varlık satışlarını gerektirdi.

Alibaba’nın bu stratejik dönüşümü, şirketin rekabet avantajını sürdürmek ve değişen pazar koşullarına uyum sağlamak amacıyla aldığı önlemler arasında yer alıyor. Ancak bu kararın etkileri, sadece şirketin finansal durumu üzerinde değil, aynı zamanda çalışanlar ve endüstri genelinde de önemli bir yankı uyandırabilir. İlerleyen dönemde Alibaba’nın bu stratejisinin nasıl şekilleneceği ve şirketin gelecekteki planları merakla bekleniyor.

Bulutta veri depolama güvenli mi?

Dijitalleşme, markaların en önemli değeri haline geldi. Kurumsal bilgileri depolamak ve sonrasında kolayca erişebilmek için geliştirilmiş sistemler olan veri depolama, kişisel ya da kurumsal verilerin saklanmasını, depolanmasını ve sınıflandırılmasını sağlayan en önemli araçtır. Saklanacak verilerin büyüklüğüne göre kullanılabilecek farklı veri depolama araçları bulunuyor.

Bulut teknolojisinin çeşitli yazılımlar aracılığıyla internet üzerinden depolama yapmayı sağladığını ifade eden Türkiye’nin ilk veri ve analitik teknolojilerine ilişkin danışmanlık hizmetleri sunan şirketlerinden Ereteam’in CTO’su Abdulkadir Kesimli, sanal depolama ile verilerin internet üzerinde depolandığını söyledi. Böylece sabit disk gibi fiziksel depolama alanlarına ihtiyaç kalmadığını belirten Kesimli, ayrıca istenilen anda da verilere erişilebilmenin mümkün olduğunu söyledi. Markaların sık sık veri kaybına uğradığını ifade eden Kesimli, “Bulut depolamanın ne gibi avantajları olduğunu soranlar da var. Bulut depolama, dosyalara her yerden her zaman ulaşılabilmeyi sağlar. Buluta yüklenen dosyalar bilgisayarda yer kaplamaz. Buluttaki birçok hizmet ücretsizdir. Bilgisayarın bozulması, çökmesi durumunda dosyalar zarar görmez” dedi.

Bulut depolamaya eklenen veriler paylaşılamaz

Bulut depolama ile birçok alandaki verinin (fotoğraf, pdf, video vs.) sanal ortamda muhafaza edildiğini söyleyen Kesimli, bulut depolamaya eklenen verilerin 3. kişiler tarafından kesinlikle paylaşılamayacağını belirtti. Kesimli, “22 yıllık tecrübemizle datanın olduğu her yerdeyiz. Farklı kıtalardan 20’ye yakın global ölçekli markaya partner hizmeti sağlıyoruz. Ereteam olarak sürdürülebilir yarınlar oluşturmak ve geleceğimizi garanti altına almak için bulut sistemin sektörlere entegre edilmesi konusunda profesyonel çalışmalara imza atıyoruz” dedi. Bulut depolama ne kadar güvenli sorusuna da değinen Ereteam’in CTO’su Abdulkadir Kesimli, bulut içinde hareket hâlindeyken verinin ele geçirilme riskinin daha fazla olduğunu söyledi. Bir depolama konumu ile diğeri arasında taşınırken veya uygulamaya aktarılırken verilerin savunmasız olduğunu söyleyen Kesimli, bu nedenle uçtan uca şifreleme ve önemli veriler için en iyi çözümün bulut güvenlik olduğunun özenle altını çizdi.

Apple’dan devrim yaratan fotoğraf düzenleme yapay zeka modeli: MGIE!

Apple, fotoğraf düzenleme konusunda odaklanan yeni yapay zeka modeli olan MGIE’yi duyurdu. Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara’daki araştırmacılarla birlikte geliştirilen bu model, metinsel komutlar aracılığıyla görsel düzenleme işlemlerini gerçekleştirebiliyor. MGIE, kullanıcılara Photoshop benzeri kırpma, yeniden boyutlandırma, ters çevirme ve filtre ekleme gibi işlemleri metinsel komutlarla yapma imkanı sunuyor.

MGIE’nin özellikleri ve kullanım alanları

MGIE, MLLM-Guided Image Editing’in kısaltmasıdır ve metinsel komutlarla basit veya karmaşık görevleri yerine getirebilme yeteneğine sahiptir. Bu model, görsel düzenleme görevlerini yerine getirmek için çok modlu dil modellerini kullanır. Kullanıcı komutlarını anlama ve düzenlemenin nasıl görüneceğini tahmin etme yetenekleriyle öne çıkar. Örneğin, bir kullanıcı “Daha sağlıklı yap.” komutuyla bir pizza fotoğrafını düzenleyerek sebzeler ekleyebilir veya “Daha fazla ışığı simüle etmek için daha fazla kontrast ekle.” komutuyla bir karanlık fotoğrafı daha parlak hale getirebilir.

MGIE’nin çalışma mekanizması ve kullanılabilirliği

Model, DeepSpeed kullanılarak geliştirilmiştir, ancak şu anda Apple donanımında yerel olarak çalışmada bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. Apple, MGIE’yi GitHub üzerinden indirilebilir hale getirmiş ve Hugging Face Spaces üzerinde bir web demosu sunmuştur. Şirket, modelin gelecekteki kullanım alanlarına dair henüz net bir plan açıklamamıştır.

Yapay zeka yarışındaki Apple ve diğer oyuncular

Görsel üretim ve düzenleme alanında pek çok oyuncu harekete geçmiştir. OpenAI’ın DALL-E 3 modeli ve Adobe’nin Firefly AI gibi önemli adımlar atılmıştır. Microsoft, Meta ve Google gibi teknoloji devleriyle birlikte Apple, yapay zeka özelliklerini cihazlarına entegre etme konusunda yarış içindedir. MGIE, Apple’ın bu alandaki atılımlarının sadece bir örneğidir.

Apple’ın MGIE modeli, fotoğraf düzenleme konusunda metinsel komutlarla kullanıcı deneyimini zenginleştiren yenilikçi bir adımdır. Ancak, modelin şu anda Apple donanımında sınırlı bir kullanılabilirliğe sahip olması, gelecekteki gelişmeleri takip etmek adına önemli bir faktördür. Apple’ın yapay zeka odaklı araştırmalarının ilerleyen dönemde nasıl bir evrim geçireceğini görmek için heyecanla bekliyoruz.

Yapay zeka devi, Amazon ile güçlerini birleştiriyor!

0

Bir Amazon.com şirketi (NASDAQ: AMZN) olan Amazon Web Services (AWS), son teknoloji görüntü işleme ve yapay zekadan yararlanarak mobil uygulamalar geliştiren Lyrebird Studio’nun, fotoğraf düzenleme uygulamaları, ses ve video düzenleyicileri ile sosyal araçlardan oluşan koleksiyonunu geliştirmek için bulut sağlayıcısı olarak AWS’i tercih ettiğini duyurdu.

Yapay zeka devi Lyrebird Studio, AWS ile güç birliği yapıyor

Lyrebird Studio’nun yolculuğu, 2010 yılında şirketin kurucusu Ömer Gündeşli’nin bir fotoğraf işleme/değiştirme yazılımı yaratmasıyla tek kişilik bir operasyon olarak başladı. Bugün, Lyrebird Studio çoğunlukla ToonApp (kendinizi çizgi film karakterine dönüştürme), FaceLab (yapay zeka ile yüz değiştirme) Cosmo (güzellik kamerası) gibi yapay zeka destekli fotoğraf düzenleme uygulamalarına odaklanıyor.

Bu uygulamalarla kullanıcılar fotoğraflarına efektler ekleyebiliyor, makyaj yapabiliyor, ışığı ve arka planı değiştirebiliyor veya sağlanan yapay zeka araçlarıyla fotoğraflarını “büyülü” bir hale getirebiliyor. Piyasada 50’den fazla ürünü bulunan Lyrebird Studio’nun uygulamaları şu anda Android ve iOS’ta 1,7 milyar indirmeyi geçmiş durumda ve kullanıcılarına 20’den fazla ülkede 150’den fazla dilde hizmet veriyor.

Lyrebird Studio’nun buluta geçişi, hem ihtiyaç hem de bulut sunucuların en uygun maliyetli seçenek olduğunu görmeleri doğrultusunda 2015 yılında, AWS servislerini kullanmaya başlamalarıyla oldu.

Tek bir bilgisayarda birden fazla sanal makine çalıştırabilirsiniz, ancak sanal makineleri bulut ortamında çalıştırdığınızda, bunlara bulut sunucu adı veriliyor. Sanal makineleri bulutta çalıştırmak, kuruluşların kaynakları paylaşarak ve ölçeklendirerek maliyet etkinliğinden yararlanmalarına olanak tanıyor.

Lyrebird Studio, 2022 yılında AWS üzerinde G5 bulut sunucularından (instance) AWS’in kendi üretimi olan EC2 inf2 bulut sunucularına geçti. Bu süreçte, kavram kanıtı (POC) aşaması 2-3 hafta sürdü ve ardından hizmet başına yaklaşık bir ay zaman aldı. Şirket, AWS Inferentia kullanarak yaratmaya ve büyümeye devam ediyor, kullanıcılarıyla birlikte görsel hikayeler anlatmanın olağanüstü yollarını keşfediyor.

AWS Inferentia, maliyetleri yüzde 31 azalttı. AWS Inferentia, arama ve öneri motorları, bilgisayarlı görü, konuşma tanıma, doğal dil işleme (NLP), kişiselleştirme ve dolandırıcılık tespiti gibi makine öğrenimi çıkarım uygulamalarını çalıştırmak isteyen şirketler için ve ayrıca üretken yapay zeka modelleri (büyük dil modelleri ve difüzyon modelleri) gibi daha karmaşık modelleri eğitmek ve dağıtmak için ideal bir çözüm.

Uygulama mağazası listelerinde en üst sırada yer alacak uygulamalar geliştirmeyi hedefleyen Lyrebird Studio, AWS Inferentia2 tarafından desteklenen Amazon EC2 Inf2 bulut sunucuları ile maliyetleri düşürme, yanıt sürelerini kısaltma, ölçeklenebilirlik konusunda daha esnek olma ve aynı kalitede hizmetleri daha fazla kullanıcıya daha düşük maliyetle sunma imkanı elde etti.

Derin öğrenme (deep learning – DL) odaklı tasarlanan Amazon EC2, üretken yapay zeka modelleri için de en düşük maliyetlerle yüksek performans sunuyor. Amazon EC2, büyük dil modelleri (LLM) ve ‘vision transformer’ gibi derin öğrenme modellerini de destekliyor.

Inf2 bulut sunucuları metin özetleme, kod geliştirme, video ve görüntü geliştirme, konuşma tanıma, kişiselleştirme ve dolandırıcılık tespiti çıkarımlarının yürütülmesi için de kullanılıyor. Amazon EC2 Inf2 bulut sunucuları, şirketin yüzde 10 daha hızlı çıkarım, GPU tabanlı Amazon EC2 bulut sunucularına kıyasla yüzde 24 daha yüksek işlem hacmi ve maliyetlerde yüzde 31’lik önemli bir azalma kaydetmesini sağladı.

Gündeşli, AWS Inferentia2 çipleri ile özellikle ölçeklendirme kabiliyetlerini güçlendirdiklerini belirtiyor. Önceden, yeterince GPU kaynak bulamama ihtimalleri olduğu için uygulamalarının ücretsiz özelliklerini az sayıda tutmak zorunda kalıyorlardı. Bu da daha düşük gelir elde ettikleri ülkelerde bazı özellikleri kullanıma sunamayacakları anlamına geliyordu.

Lyrebird Studio Kurucusu Ömer Gündeşli konuyla ilgili şunları söyledi:

“Kullanıcılarımıza en yeni özellikleri sunmak için çalışan özel bir yapay zeka ekibimiz var ve en hızlı ve sorunsuz hizmeti sunmamızı sağlayan servislerden yararlanmak istediğimiz için AWS ile yakın bir şekilde çalışıyoruz.

Bu doğrultuda AWS Inferentia2 tarafından desteklenen Amazon EC2 Inf2 bulut sunucuları ile, kullanıcı sayıları açısından daha düşük maliyetlerle daha yüksek ölçeklendirme yapmamızı sağlayarak, yanıt sürelerimizi kısaltmamıza ve daha iyi bir deneyim oluşturmamıza olanak tanıyor.

Bir trend yakaladığımızda yeterli sayıda bulut sunucuya erişebildiğimiz için, ürün ve kullanıcı tabanımızı büyütmeye devam ederken her trafik seviyesinde aynı kalitede hizmet sunabiliyoruz.”

AWS Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın şunları söyledi:

“Lyrebird Studio, AWS servislerinden yararlanarak en son yapay zeka teknolojileriyle kullanıcılarına kesintisiz ve sorunsuz deneyimler sunuyor. Yapay zeka ve üretken yapay zeka gibi teknolojiler çok heyecan verici ve fırsatlarla dolu, ancak bazı zorlukları da beraberinde getiriyor.

AWS, Lyrebird Studio gibi şirketlerin, yüksek uygulama performansı elde etmelerine, keyifli kullanıcı deneyimleri oluşturmalarına ve rekabetçi ve sürdürülebilir bir şekilde büyürken her şeyi uygun maliyetle yönetmelerine olanak tanıyor. Onlarla çalışmaktan ve başarı yolculuklarında onları desteklemekten heyecan duyuyoruz”

Google’ın yapay zeka modeli Gemini, Gemini Advanced olarak güncellendi!

0

Gemini Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Sissie Hsiao, bugün yaptığı bir duyuruda Bard’ın piyasaya sürülmesinden bu yana insanların yapay zeka ile nasıl etkileşime girdiğini paylaştı. Hsiao, iş görüşmesi hazırlığından yaratıcı imaj oluşturmaya kadar çeşitli uygulamaların altını çizerek, “Dünyanın her yerindeki insanlar bunu yapay zeka ile tamamen yeni bir şekilde işbirliği yapmak için kullandı” dedi ve Google’ın yapay zeka yeniliklerini tanıttı.

Google bugün yaptığı duyuruda, yapay zekâ hizmeti Gemini’ın yeni ve daha fazla yeteneklere sahip bir versiyonu olan Gemini Advanced’ı da duyurdu. Bu yeni hizmet Google’ın en son yapay zekâ modeli Ultra 1.0’i kullanıyor. Google, bu yapay zekâ modelinin şimdiye kadar geliştirilmiş en yetenekli yapay zekâ sistemi olduğunu iddia ediyor.

Gemini Advanced, kodlama, mantıksal akıl yürütme ve yaratıcı çalışma gibi karmaşık görevlerde başarılı olmak için tasarlandı. Uzun konuşmalar sürdürebiliyor ve önceki etkileşimlerden bağlamı anlayabiliyor.

Google, Gemini Advanced’in kişisel bir öğretmen olabileceğini, kodlama tavsiyeleri verebileceğini ve içerik oluşturucuların yeni fikirler üretmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor.

Google, Gemini Advanced’i geliştirmeye devam ettikçe kullanıcılar, yeni özellikler, çok modlu yetenekler, etkileşimli kodlama ve veri analizi araçları dahil olmak üzere sürekli iyileştirmelerle karşılaşacak. Gemini Advanced şu anda 150’den fazla ülkede İngilizce olarak kullanılabiliyor. Google, süreç içinde yeni diller ekleneceğini de belirtti.

Google One AI Premium

Gemini Advanced duyurusu sırasında bir de Google One AI Premium adı verilen yeni bir premium abonelik planının da sunulduğu açıklandı. Gemini Advanced, Google One AI Premium Planı’nın bir parçası olarak aylık 719.99 TL karşılığında, ilk iki ay ücretsiz deneme fırsatı ile kullanıma sunulacak. Bu plan, Google AI’nın en iyi ve en son yenilikleri ile birlikte 2TB depolama kapasitesine sahip. Ayrıca, AI Premium aboneleri yakında eskiden Duet AI olarak da bilinen Gmail, Docs, Slides, Sheets ve daha fazlası için Gemini’yi de kullanabilecekler. Google, Gemini Advanced’ı piyasaya sürmeden önce yapay zekanın cesur ve güvenli kullanımı yaklaşımıyla kapsamlı güvenlik kontrolleri yaptı. Geri bildirimlere dayalı olarak ve takviyeli öğrenmeyi de kullanarak temel model daha da geliştirildi.

Yeni planla aboneler yakında Gemini teknolojisini Gmail, Google Dokümanlar, Slaytlar ve E-Tablolar dahil olmak üzere Google’ın üretkenlik araçlarında kullanabilecek.

Gemini mobilde de kullanılabilecek

Kullanıcıların mobil erişilebilirlik talebine yanıt veren Google, Android için yeni bir uygulamayı ve iOS’taki Google uygulamasıyla entegrasyonu da kullanıma sunuyor.

Gemini, bağlı ev cihazları ile deneyimleme ve ses kontrolü için Android cihazlarda Google Asistan ile entegre edilecek. iOS Google uygulaması yakında benzer özellikler sunulacağı belirtildi.

Gemini uygulaması şu anda Android’de mevcut ve iOS’taki Google uygulamasıyla entegrasyon önümüzdeki haftalarda gerçekleşecek. Uygulama başlangıçta İngilizce dilini destekleyecek, Japonca ve Korece dilleri de yakında eklenecek. Ek ülke kullanıma sunulması ve dil desteği de planlanıyor. Google, kullanıcılardan Gemini’yi denemelerinin ve deneyimin iyileştirilmesine yardımcı olmak için geri bildirimde bulunmalarını istiyor. Şirket, ayrıca yayınladığı Yapay Zeka İlkeleri uyarınca kapsamlı güvenlik testleri ve önyargıları ve güvenli olmayan içeriği ele alma çabaları da dahil olmak üzere sorumlu yapay zeka gelişimine bağlılığını sürdürdüğünü de belirtti.

Yerli ve milli şirketlere uyarı!

Dünya çapında tanınan bir otomotiv devinin ticari sırları ve kaynak kodu, bir dikkatsizlik açığı nedeniyle internet üzerinde yayınlandı. İngiltere merkezli bir güvenlik şirketi tarafından yapılan açıklamada, bir yazılım kaynak kod paylaşımı sitesi üzerinde yayınlanarak hassas bilgilerin genel erişime açık olduğu belirlendi.

Türkiye’nin önde gelen siber güvenlik şirketlerinden BeyazNet’in CEO’su Fatih Zeyveli, insani hataların veya göz ardı edilen açıkların milyarlarca dolarlık zararlara yol açabileceğini vurgulayarak, güvenliğin öneminin özellikle yerli üretim yapan şirketlere hatırlatılması gerektiğini ifade etti.

BeyazNet CEO'su Fatih Zeyveli
BeyazNet CEO’su Fatih Zeyveli

Zeyveli, dünyadaki açıkların çoğunun güncellemelerin ihmal edilmesi veya bulunan açıkların ertelenmesi nedeniyle oluştuğuna dikkat çekerek, “Türkiye’deki katma değer üreten şirketler artık kendine özgün yeniliklere ve kritik bilgilere sahip. Hassas bilgiler, şirket mahremiyetinin bir parçasıdır. İş disiplini ile tanınan dünya devlerinde bile bu tür hatalar yaşanabiliyor. Bilgi açığı fark edildiğinde ise genellikle aylar geçmiş oluyor. Şirketlerimiz ve kurumlarımız, bilgilerini ve özellikle hassas bilgilerini korumalı, düzenli olarak kontrol etmeli ve bu tür risklere karşı hazırlıklı olmalıdır. Bu noktada, deepinfo gibi saldırı yüzeyini anlık olarak izleyen sistemlerin kullanımı oldukça önemli.” dedi.

Zeyveli, Türkiye’deki şirketlerin ve kurumların bilgi hassasiyeti konusunda ciddi sınavlar verdiğini belirterek, “Her kurumun ve şirketin bir mahremiyeti bulunmaktadır. Bilgi, en değerli sırdır. Bu nedenle, sahip olduğumuz bilginin hangi kısmının paylaşılacağına dair bir politika oluşturulmalıdır. İnsani hatalar kaçınılmaz olabilir, ancak bu tür bir açığı önce şirket içinde fark etmek önemlidir. Deepinfo gibi saldırıları anlık olarak takip eden sistemlerin kullanılması, itibar ve güvenlik açısından büyük önem taşır.” şeklinde konuştu.

Fintech ve yapay zekâ odaklı girişimler yatırım alıyor!

2023 yılında 10 girişime yatırım yapan Logo Ventures, 6 devam yatırımı gerçekleştirerek yatırım yaptığı toplam girişim sayısını 16’ya çıkardı. Yatırım yaptığı şirketleri Figopara ve Kamion gibi yerleşik oldukları pazarlarda lider konuma gelebilecek veya Quin AI, Flowla ve CarbonCentrum gibi teknoloji ihracatı yapabilecek girişimler arasından seçen şirket, girişimlerin geleceğin sorunlarına çözüm üretmesini dikkate alıyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye, Orta ve Doğu Avrupa ile Baltık ülkelerindeki girişimlere yatırım yapan Logo Ventures, girişimleri daha iyi bir noktaya hızla ulaşmalarını sağlamak için iş ağını girişimlere açarak globalleşme yolculuklarına katkı sağlıyor.

Logo Ventures, 2023 yılında yatırım süreçlerinde yenilikçi bir bakış açısı getirerek veriye dayalı girişim değerlendirme yazılımını devreye aldı. Farklı kaynaklardan toplanan geniş veri setleri, fon için geliştirilmiş özel bir uygulama aracılığıyla anlamlandırılarak Logo Ventures’a yeni girişimleri hızlı ve önyargısız sistematik bir şekilde değerlendirme yeteneği kazandırdı. Fon, bu yöntemle yatırım süreçlerinde verimliliği ve başarıyı artırmayı hedefliyor.

Logo Ventures, sürdürülebilir ve sorumlu yatırım anlayışının bir yansıması olarak, 2023 yılında yarattığı pozitif etkiyi anlamak ve ölçmek için çalışmalara başladı. Yatırım süreçlerinde potansiyel yatırımların ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) parametreleri ile değerlendirme ve yatırım sonrasında da belirlenen etki hedeflerini takip edilme pratiğine geçildi. Alınan bu aksiyonların kurulan ortaklıklar üzerinden daha geniş bir gruba aktarılıp pozitif etkinin yayılması amaçlanıyor.

2024’te hedef 25 girişim

Logo Ventures Yönetici Ortağı Merve Zabcı, 2023 yılındaki yatırımlarıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Ürün ve teknolojileriyle geleceğe yön verebilecek girişimlere yatırım yapmaya devam ediyoruz. Yatırım sonrasında girişimlere yalnızca maddi destek sağlamakla kalmayıp, uluslararası mentör ve global yatırımcı ağımızı da açıyoruz. Amacımız bu coğrafyadan küresel rekabet yarışında başarılı girişimler çıkarabilmek. Bu kapsamda 2024 yılında öncelikli olarak yapay zekanın farklı sektör uygulamaları, siber güvenlik ve iklim teknolojileri sektörlerine odaklanmayı planlıyoruz.” dedi.

Google ve Apple aleyhine yeni antitröst davası başvurusuna ret!

0

ABD’de Google’ın arama hakimiyetiyle ilgili dev antitröst davası sürerken, yine ABD’de bir başka mahkeme Google’ın Apple ile yaptığı varsayılan arama anlaşmasının antitröst yasasını ihlal ettiğine yönelik yeni bir başvuruyu reddetti.

Google ve Apple aleyhine yapılan yeni antitöst davası başvurusu 26 kullanıcı adına açılmıştı ve kullanıcılar, Google ile Apple arasında gizli bir anlaşma yapıldığını ve Google’ın arama pazarından uzak durması karşılığında Apple’a para ödediğini iddia ediyorlardı. Ayrıca kullanıcılar Google’ın özellikle Apple’ın genel arama pazarında rekabet etmesini engellemek için arama motorunu Apple’ın Safari web tarayıcısında varsayılan hale getiren bir anlaşma yaptığını ileri sürmüşlerdi.

Kullanıcılar, Apple’a yapılan bu ödemelerin “inovasyonu engellediğini” ve kullanıcıları “Google’ın rekabete aykırı davranışları olmasaydı yararlanabilecekleri kalite, hizmet ve gizlilikten mahrum bıraktığını” iddia ettiler. Ayrıca, kullanıcıların daha az seçeneğe sahip olduğu bir dünya yaratarak Google’ın kendi reklamverenlerini tercih etmesini sağladığını ve bunun da arama sonuçlarında “can sıkıcı ve zarar verici bir bozulmaya” neden olduğunu iddia ediyorlar.

ABD Bölge Yargıcı Rita Lin, teknoloji şirketlerinin davayı reddetme talebini kabul eden bir kararda, kullanıcıların iddialarını desteklemek için yeterli kanıt sunmadıklarını söyledi. Lin, dava başvurusunu reddetmekle birlikte kullanıcılara destekleyici kanıtlar sunmak ve başvurularını güncellemek için 30 günlük bir süre verdiğini de açıkladı.

Kullanıcılar, Google ve Apple’ın yaptıkları anlaşmayla ilgili gerçekleri kasıtlı olarak kamuoyundan gizlediğini iddia etmeye çalıştılar, ancak Lin, “davalıların ‘gizlice toplantılar düzenledikleri’ ve ‘iç iletişimleri gizlemek için davranışlarda bulundukları’ yönündeki belirsiz iddialarının açıkça yetersiz olduğunu” yazdı.

Google’dan Sundar Pichai ve Apple’dan Tim Cook’un bir restoranda Pichai’nin dirseğinin altına sıkıştırılmış bir klasörle buluşmasını belgeleyen görgü tanığı fotoğraflarının paylaşılması da kullanıcıların davasına yardımcı olmadı. Lin ayrıca, kullanıcıların Google’ın kanıtları yok etme geçmişi olduğunu göstermelerinden de etkilenmedi, çünkü yargıca göre “bu dava başvurusunda iddia sahipleri davalıların bunu yaptığına dair net bir kanıt ortaya koymadılar.”

Apple ve Google avukatları davanın reddi dilekçesinde, temel olarak kullanıcıların kendi başlarına antitröst davası açamayacaklarını savunmuşlardı. Ayrıca teknoloji şirketleri “Apple’ın bir arama motoru inşa etmekten kaçınmamak için yaptığı iddia edilen anlaşmanın sektördeki yenilikçiliği ve gizlilik uygulamalarını nasıl azalttığını ve hatta davacıların iddia ettikleri zararların hangi ilgili pazardan kaynaklandığını” açıklamalarını talep etmişlerdi. Şirketler ayrıca, kullanıcıların ABD Adalet Bakanlığı’nın antitröst davasında ileri sürdüğü argümanları “papağan gibi tekrarlama” girişimlerini de eleştirdiler.

Teknoloji ve yenilikçi iş fikirlerine 900.000 TL’ye kadar yatırım desteği!

Teknopark İstanbul’un kuluçka merkezi Cube Incubation, teknoloji ve yenilikçi iş fikri olan girişimci adaylarına yönelik İstanbul Ticaret Üniversitesi, Sakarya Teknokent, Sanofi, Türk Telekomünikasyon ve Başkent Üniversitesi ile birlikte BİGG Cube Incubation programını başlattı. BİGG Cube Incubation programında akıllı ulaşım, temiz teknolojiler, akıllı üretim sistemleri, iletişim ve sayısal dönüşüm, sağlık ve iyi yaşam, sürdürülebilir tarım ve beslenme alanlarında iş fikri olan girişimler desteklenecek.

 Teknoloji ve yenilikçi iş fikirlerine 900.000 TL’ye kadar TÜBİTAK’tan yatırım desteği sağlayan BİGG Cube Programına, ön lisans, lisans, yüksek lisans, doktora öğrencileri ve mezunlar https://bit.ly/biggcubeincubation linki üzerinden başvurabiliyor. Programa kabul edilen girişimcilere teknik ve dikey mentorluk, mevcut durum ve stratejik analizler, iş birliği ağlarından faydalandırma, iş planı hazırlama, proje yazımı atölye çalışmaları gibi destekler sağlanacak.

 Cube Incubation’ın olanaklarından yararlanacaklar

BİGG Cube Incubation Programı kapsamında girişimciler, Avrupa’nın kritik altyapılarına sahip kuluçka merkezlerinden biri olan Cube Incubation’ın uluslararası standartlarda sunduğu ofis, ıslak kuru laboratuvar ve temiz oda imkanlarından da yararlanacak. Girişimler, Teknopark İstanbul’un sunacağı geniş network sayesinde çeşitli şirketlerle görüşme imkanı bulabilecek ve derin teknoloji tabanlı geliştirmeler yapan girişimlerle aynı ekosistemde çalışmalarını hayata geçirecek. Girişimciler ayrıca Teknopark İstanbul Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) aracılığıyla patent desteğinin yanında dijital medya ve PR çalışmaları kapsamında sunulan desteklerden de yaralanabilecek.

Geniş imkan ve destekler sunan BİGG Cube Incubation programına başvurabilmek için daha önce Teknogirişim Sermayesi ya da TÜBİTAK 1512 ve 1812 desteği almamış olmak ve herhangi bir şirkette ortaklığın bulunmaması gerekiyor.

Teknopark İstanbul’un kuluçka merkezi Cube Incubation, bugüne kadar 1000’den fazla girişime hizmet vermenin yanı sıra, çok sayıda BİGG girişimcisine de ev sahipliği yaptı.

Waymo sürücüsüz aracı San Francisco’da bisikletliye çarptı!

0

Sürücüsüz bir Waymo aracı San Francisco’da bir bisikletliye çarparak hafif yaralanmasına neden oldu. Bu olay, sürücüsüz bir Cruise aracının bir yayayı yaralamasının ardından otonom araçlarla ilgili tansiyonun özellikle yüksek olduğu San Francisco’da yaşanan son olay oldu.

Kazanın yaşandığı kavşağın Google Maps sokak görünümü, her iki sokakta da korumasız bisiklet şeritleri bulunan depolarla çevrili düz, iyi aydınlatılmış bir alan gösteriyor. San Francisco polisi kamu bilgilendirme görevlisi Eve Laokwansathitaya’ya göre, olay yerine gelen polis memurları otonom bir aracın bir bisikletliye çarptığını ve sadece “hayati tehlike arz etmeyen yaralanmalar” bildirdiğini tespit etti. Kaza sırasında Waymo aracında bulunan yolcu yaralanmadı. Laokwansathitaya, olayın halen soruşturma altında olduğunu belirtti.

Waymo sözcüsü Julia Ilina ise olayla ilgili daha fazla ayrıntı paylaştı. Şirket sözcüsüne göre karşıdan gelen büyük bir kamyon kavşağa dönmeye başladığında Waymo aracı dört yönlü bir durakta durmuştu. Araç kendi sırası gelene kadar bekledi ve ardından kamyonun arkasında seyahat eden bisikletliyi fark etmeyerek kavşakta ilerlemeye başladı. Ilina, “Bisikletli kamyon tarafından engellendiği için görünmüyor ve kavşak dönüşünde hızla kamyonun arkasından giderek Waymo aracının yoluna giriyor,” dedi ve ekledi: “Bisikletli tamamen görünür hale geldiği anda aracımız ağır fren uyguladı ancak çarpışmayı önleyemedi.” Ilina, olaydan sonra Waymo’nun polisle temasa geçtiğini, ancak bisikletlinin kendi başına ayrıldığını ve sadece “küçük çizikler” rapor ettiğini de sözlerine ekledi.

Sürücüsüz araçlar dünya çapında daha fazla şehirde kullanılmaya başlandıkça, bu gibi olayların artması kaçınılmaz. Ancak teknoloji henüz yeni olduğu için, küçük çaplı kazaların bile incelenmesi, şirketlerin bu kazaların ardından uygun adımları attığından emin olmak açısından son derece önemli. Geçtiğimiz yıl Waymo’nun baş rakibi Cruise çok daha ciddi bir olaya karışmıştı. Sürücülü bir aracın çarparak yol kenarına fırlattığı bir yayayı fark etmeyen Cruise aracı, yayanın üzerinden geçmiş ve altında sıkışmış olduğunu fark etmeden yol kenarına çekmeye devam etti.

Yayanın sürüklenmesiyle ilgili ayrıntı, şirketin kazayla ilgili ilk açıklamasında yer almadı. Ancak detaylar ortaya çıktıktan sonra Cruise’un sürücüsüz araç kullanma izni askıya alındı ve şirket ülke çapındaki tüm operasyonlarını durdurdu.

Vodafone Türkiye’den iyi haberler!

0

Vodafone Türkiye’nin bu dönemde mobil abone sayısı 24,9 milyon, M2M (Makinelerarası İletişim) dahil toplam mobil abone sayısı 29,1 milyon oldu. Faturalı abone sayısı ise toplam bazın %78’ini oluşturdu ve 19,4 milyona ulaştı. Genişbant teknolojilerinde de hizmet kalitesini sürekli artıran Vodafone Türkiye’nin sabit genişbant abone sayısı 1,4 milyon olarak gerçekleşti.

 Vodafone’un Vodafone Yanımda ve Online Self Servis gibi dijital kanallarını kullanan aylık aktif müşteri sayısı 17,5 milyona ulaştı. Vodafone’un dijital kanallarını kullanan müşterilerin aylık toplam etkileşimi ise 390 milyon oldu.

Mobil data kullanımında artış yaşanıyor

2023-24 mali yılının 3. çeyreğinde Vodafone Türkiye müşterilerinin toplam mobil data kullanımı geçen yılın aynı dönemine kıyasla %18,7 artışla 1,227 petabayt olarak gerçekleşti.

Vodafone Türkiye, bu dönemde dijital servis şirketi olma yolunda da önemli gelişme kaydetti. Şirketin Vodafone Yanımda mobil uygulaması üzerinden hayata geçirdiği Her Şey Yanımda online alışveriş platformunun ziyaret edilme sayısı 178 milyona ulaştı. Vodafone’un yeni nesil mobil finans çözümü Vodafone Pay’in ürünlerini kullanan toplam kullanıcı sayısı ise 5.1 milyona ulaştı. Şirketin 1.000’e yakın farklı işlem yapabilen kişisel dijital asistanı TOBi’nin aylık tekil kullanıcı sayısı 9 milyona, aylık sohbet sayısı ise 30 milyona yükseldi.

Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, 2023-24 mali yılının 3. çeyrek performansını şöyle değerlendirdi:

Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy
Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy

“Vodafone Türkiye olarak, başarılı bir dönemi daha geride bıraktık. Buna göre, Ekim-Aralık 2023 dönemini kapsayan 3. çeyrekte servis gelirlerimiz 13 milyar TL olarak gerçekleşti. Bununla birlikte, müşterilerimize en iyi dijital deneyimi yaşatmaya devam ettik. Dijital kanallarımızı kullanan aylık aktif müşteri sayımız 17.5 milyona ulaştı. Müşterilerimiz için en iyi deneyimi sunmaya ve ülkemizin dijital hedeflerine katkıda bulunmaya devam edeceğiz.

Mobil ve genişbantta büyük başarı: Vodafone Türkiye’nin abone sayıları uçuşta!

0

Vodafone Türkiye’nin 2023-24 mali yılının üçüncü çeyrek sonuçları, şirketin büyüme performansını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu dönemde, Vodafone Türkiye’nin servis gelirleri 13 milyar TL’ye ulaşarak, hem yerel pazarda hem de global endüstrisinde dikkat çekti.

Vodafone Türkiye’den rekor büyüme! Gelirler ne kadar oldu?

Şirketin mobil abone sayısı, 3. çeyrekte 24.9 milyona ulaşırken, Makinelerarası İletişim (M2M) dahil edildiğinde toplam mobil abone sayısı 29.1 milyona yükseldi. Faturalı abone sayısı da toplam abone bazının yüzde 78’ini oluiturarak 19.4 milyona ulaştı. Bu artış, Vodafone Türkiye’nin mobil hizmetler alanında müşteri sayısını sürekli yükselttiğini gösteriyor.

Bunun yanı sıra, Vodafone Türkiye’nin sabit genişbant abone sayısı da 1.4 milyon olarak kaydedildi. Dijitalleşme trendinin hız kazandığı günümüzde, sabit genişbant hizmetlerine olan talebin artması, Vodafone Türkiye’nin bu alandaki yatırımlarının önemini daha da artırıyor.

Şirket aynı zamanda dijital müşteri deneyimine büyük önem veriyor. Vodafone Yanımda ve Online Self Servis gibi dijital kanalları kullanarak aylık aktif müşteri sayısını 17.5 milyona çıkarmayı başardı. Bu kanallardaki aylık toplam etkileşim sayısı da 390 milyon oldu.

Data kullanımı konusunda da önemli bir artış kaydeden Vodafone Türkiye, müşterilerinin toplam mobil data kullanımının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18.7 artarak 1,227 petabyte seviyesine kadar çıktığını bildirdi.

Her Şey Yanımda platformunun 178 milyon ziyaretçi sayısına ulaşması ve Vodafone Pay kullanıcı sayısının 5.1 milyona çıkması, şirketin dijital servisler alanındaki başarısını gösteriyor. Ayrıca, kişisel dijital asistan TOBi’nin aylık tekil kullanıcı sayısının 9 milyona, aylık sohbet sayısının ise 30 milyona yükselmesi, müşteri hizmetlerinde yapay zeka ve otomasyonun giderek daha fazla önem kazandığını gözler önüne seriyor.

Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy’un da belirttiği gibi, şirket başarılı bir çeyreği daha geride bırakmanın mutluluğunu yaşıyor.

Kobi’ler için fintech uygulaması!

Finansal teknoloji girişimleri kuran, bu girişimleri geliştiren ve büyümeleri için gerekli stratejilerle aktif olarak güçlendiren girişim kurucu teknoloji şirketi Pionr, KOBİ’lerin farklı ihtiyaçlarını karşılamayı ve karşı karşıya kaldıkları zorlukların kolayca üstesinden gelmelerini sağlamayı amaçlayan finans çözümü Norma’yı satın aldı. Şirket, satın almanın ardından Norma’yı yeni özelliklerle daha geniş bir kitleye hitap edecek şekilde müşterileriyle yeniden buluşturuyor. Pionr, Norma ile 2024 yılında 585.000, 2025 yılında 2,2 milyon, 2026 yılında 4,5 milyon ve 2027 yılında ise 12 milyon işlemle önemli bir kilometre taşına ulaşmayı hedefliyor.

Pionr Kurucusu Yakup Sezer ile Norma’nın Kobi’lere getirdiği avantajları ve seçenekleri konuştuk:

Fintek sektörünün önde gelen oyuncularından Pionr, KOBİ’lerin finansal ihtiyaçlarına farklı bir yaklaşım getiren ve yenilikçi çözümleriyle dikkat çeken Norma’yı satın aldığını duyurdu. Pionr, Norma ile küçük ve orta ölçekli işletmeler olarak adlandırılan mikro kuruluşların ticari hesap açılışı, kart ve para transferleri, fatura takibi gibi temel finansal işlemlerini tek bir platform üzerinden yönetmelerine olanak sağlamayı hedefliyor.  Norma müşterileri, şirket kuruluşu ve sanal ofis kiralama gibi hizmetleri de uygulama üzerinden kolayca ve zahmetsizce gerçekleştirebiliyor.  TR IBAN hesabı ve Norma Visa Card üzerinden 7/24 FAST ve EFT ile kolay ve ücretsiz para transferi yapmak da mümkün hale geliyor.

Kobi’ler mobil POS ve ücretsiz sadakat programından da yararlanabiliyor

KOBİ’ler Norma ile ticari krediler, dijital sigorta, mobil POS ve ücretsiz sadakat programından da yararlanabiliyor. Tüm bu işlemler birbirine entegre bir şekilde çalışıyor ve işletmeler finansal durumlarını tek bir ekrandan kontrol altında tutabiliyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin temel sorunlarına çözüm getiren Norma, müşterilerin ihtiyaçlarını tek bir noktadan karşılama ve iş süreçlerini geliştirme fırsatı sunuyor, işletmelerin kendi potansiyellerine odaklanmalarını sağlayarak daha verimli bir geleceğe yol açıyor.

KOBİ’lerin benzersiz ihtiyaçlarını karşılamada öncü bir güç olan Norma’nın Pionr bünyesine katıldığını açıklamaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade eden Pionr Kurucusu Yakup Sezer, “Pionr olarak mikro işletmelerin yeterince değer görmediklerine ve bu alanda ciddi bir boşluk olduğuna inanıyoruz. Biz kendi işini kuran bir mikro işletmenin kuruluşundan itibaren tüm ihtiyaçlarını tek bir yerden yönetebilmesini ve bu öngörülerle gelecekte de finansal bir otopilot gibi bazı servislerin otomatik olarak gerçekleştirilebilmesini istiyoruz. 2024 yılında 585.000, 2025 yılında 2,2 milyon, 2026 yılında 4,5 milyon ve 2027 yılında ise 12 milyon işlemle önemli bir kilometre taşına ulaşmayı hedefliyoruz.”, dedi.

Küçük ve orta ölçekli işletmelere yeterince odaklanılmıyor

Faaliyetlerine yeni başlayacak ya da halihazırda faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmeleri için geleneksel bankacılık hizmetlerinin ötesine geçen kapsamlı bir finans ürünleri platformu sunduklarını belirten Pionr Kurucusu Yakup Sezer, “Norma olarak ticari bankacılığı bir adım öteye taşıyoruz ve kredi, mobil POS, açık bankacılık gibi çözümlerimizin yanı sıra hesap yönetimi, kart hizmetleri, para transferi, fatura düzenleme ve muhasebe gibi kapsamlı hizmetler sunarak iş dünyasının ihtiyaçlarını karşılama konusuna odaklanıyoruz.

Yakın zamanda küresel pazarda faaliyet gösteren şirketlerin ve şahıs firmalarının da finansal ihtiyaçlarını karşılamak üzere direkt banka hesapları ve uluslararası para transferleri gibi hizmetler sunacağız. Amacımız, işletmelerin uluslararası düzeyde özel bankacılık çözümlerine ulaşmalarını sağlamak ve finansal gereksinimlerini en hızlı ve kolay şekilde karşılamak. Ülkemizdeki şahıs firmalarına, küçük ve orta ölçekli işletmelere değer katacak bu satın almayla finansal deneyimi daha da üst düzeye çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.

Bluesky artık herkese açık!

Twitter’ın kurucu ortağı Jack Dorsey tarafından finanse edilen Bluesky, Elon Musk’un X’ine alternatif sağlayabilecek en umut verici mikro blog platformlarından biri.

Bluesky, halka açılmadan önce yaklaşık 3 milyon kullanıcıya sahipti. Artık herkes katılabileceğine göre genç platform bir zorlukla karşı karşıya: Threads’in aylık 130 milyon aktif kullanıcısına, hatta Mastodon’un 1,8 milyon aktif kullanıcısına nasıl anlamlı bir şekilde dayanabilir?

Bluesky başlangıçta Twitter’a benziyor ve çalışıyor; ancak platform, kaputun altında yatan şey nedeniyle öne çıkıyor. Şirket, Twitter içinde sosyal ağlar için AT Protokolü adı verilen merkezi olmayan bir altyapı inşa etmeyi amaçlayan bir proje olarak başladı. Merkezi olmayan bir platform olarak Bluesky’ın kodu tamamen açık kaynak olup, şirket dışındaki insanlara neyin ve nasıl inşa edildiği konusunda şeffaflık sağlıyor. Geliştiriciler AT Protokolünün üstüne kendi kodlarını bile yazabilirler, böylece özel bir algoritmadan tamamen yeni bir sosyal platforma kadar her şeyi oluşturabilirler.

Bluesky CEO’su Jay Graber, konuyla ilgili şunları söyledi: “Merkeziyetsizliğin size kazandırdığı şey, birden fazla şeyi paralel olarak deneyebilme yeteneğidir ve böylece tek bir kuruluşta değişim konusunda darboğaz oluşturmazsınız.” 

Bluesky’ı oluşturma şeklimiz aslında herkesin ürüne değişiklik yapmasına olanak tanıyor.

Bu kurulum, kullanıcılara sosyal medya deneyimlerini kontrol etmeleri ve düzenlemeleri için daha fazla ajans sağlar. Örneğin Instagram gibi merkezi bir platformda kullanıcılar; hoşlanmadıkları algoritma değişikliklerine karşı isyan ettiler, ancak istenmeyen bir uygulama güncellemesini geri almak veya iyileştirmek için yapabilecekleri pek bir şey yok.

Odadaki gerçek fil, Bluesky’ın ortaya çıkmasından yıllar önce; 2016’dan beri var olan açık kaynaklı, merkezi olmayan sosyal ağ MastodonPlatformlar benzer hedefleri paylaşırken farklı protokoller kullanıyor ve bu da platformların birlikte çalışmasını zorlaştırıyor. Bazı topluluklar Mastodon’da bir yuva bulurken, diğerleri ağın kafa karıştırıcı katılım süreci ve teknik terminolojisi nedeniyle caydırıldı. Bluesky’ın stratejisinin ayrıldığı nokta burası.

Graber, geçen ay bir panelde “Bütün felsefe, bunun iyi bir kullanıcı deneyimine ve iyi bir deneyime sahip olması gerektiğiydi.” dedi . “İnsanlar sadece ademi merkeziyetçilik ve soyut fikirler için bu işin içinde değiller. Burada eğlenmek ve iyi vakit geçirmek için varlar.”

Bluesky’ın sezgisel kullanıcı deneyimine olan bağlılığı, teknik açıdan yavaşladığı anlamına gelmiyor. Şirket bugün ayrıca açık federasyonun deneysel versiyonunu ayın ilerleyen zamanlarında tanıtacağını da paylaştı. Geliştiriciler, Mastodon‘un binlerce farklı örneğine sahip olması gibi, kendi ayrı sunucularını oluşturabilecekler. Mastodon’da olduğu gibi Bluesky kullanıcıları da hangi sunucuyu kullanacaklarını seçebilecek ve eğer fikirlerini değiştirirlerse hiçbir gönderilerini, takipçilerini ve takip listelerini kaybetmeden farklı bir sunucuya geçiş yapabilecekler.

Yaklaşan bir başka güncelleme, bireysel kullanıcıların veya kuruluşların, diğer kullanıcıların abone olabileceği kendi içerik denetleme hizmetlerini oluşturmalarına olanak tanıyacak.

Bluesky bir blog yazısında şöyle yazdı: “Örneğin, bir doğrulama kuruluşu bir etiketleme hizmeti çalıştırabilir ve gönderileri ‘kısmen yanlış’, ‘yanıltıcı’ veya diğer kategoriler olarak işaretleyebilir.” 

Ardından bu kuruluşa güvenen kullanıcılar kendi etiketlerine abone olabilirler. Kullanıcı uygulamada gezindikçe, doğrulama kuruluşunun yayınladığı tüm etiketler gönderinin kendisinde görünecek.

Bu her şeyin harika olduğunu söylemekle beraber, tabii ki de karşımıza şu soru çıkacak: Zararlı sonuçları olan bir moderasyon hizmeti veya sunucu yaratan bir kötü niyetli kişi ne yaparsa? Bu, merkezi olmayan platformlar ya da “fediverse” için çözülmesi gereken büyük bir zorluk.

Buradaki benzetmeler gerçekten de, bu web’in nasıl işlediğiyle ilgili,” dedi Graber.

İnsanlar web üzerinde tehlikeli olabilecek şeyler inşa ettiğinde ne yaparsınız? Farklı düzeylerde müdahale var. İlk olarak, bunu teşvik etmeyin, daha fazla göze çarpmasını sağlamayın. Ve sonra ondan kopabilirsiniz, ona bağlantı vermeyin. Yani keşfedilebilirliğini azaltın.

Bu daha çok, kullanıcıların çevrimiçi güvenliğin kendileri için ne anlama geldiğini belirlemek için Bluesky’ın özelleştirilebilir denetleme araçlarından yararlanmasına dayanan, müdahalesiz bir yaklaşımdır. Ancak bu, bireysel kullanıcıya yüklenecek çok fazla sorumluluk olabilir. Çocuğun cinsel istismarı materyallerinin (CSAM) yayılması gibi daha aşırı durumlarda; AT Protokolünün arkasındaki ekip, ihlal niteliğindeki materyali tamamen ortadan kaldırmak için devreye girecektir.

Bluesky’ın kat etmesi gereken uzun bir yol var, ancak zaten tüm olasılıklara meydan okuyor; biraz değiştirilmiş bir zaman çizelgesinde, bu noktada mevcut bile olmayabilir. 

Dorsey’in vizyonuna göre, Twitter eninde sonunda AT Protokolüne geçiş yapacaktı ancak kendisi sonunda CEO’luktan ayrıldı ve daha sonra Musk devreye girerek platformun önceliklerini ve değerlerini değiştirdi. 

Graber olay örgüsünün bu şekilde değişmesini muhtemelen tahmin edemezdi, ancak satın alma işleminden bir yıl önce, Bluesky’ı Twitter’dan alıp kendi kamu yararına çalışan şirkete dönüştürdü. 

Yani artık Bluesky, eskiden Twitter’ın parçası olan ve eskiden Twitter olan X ile rekabet eden bir proje. Ve eğer tüm bunların nasıl sonuçlanacağını görmek için sabırsızlanıyorsanız, o zaman platformun halka açılmış olması iyi bir şey.

AB, yapay zeka kaynaklı çocuk cinsel istismarını önlemeye çalışıyor!

Aynı zamanda çocuklara yönelik cinsel istismarın canlı yayınlanmasına ilişkin yeni bir cezai suç oluşturulmasını da öneriliyor. Plan kapsamında “Pedofil kılavuzlarının” bulundurulması ve takas edilmesi de suç sayılacak.

AB’nin bu alandaki 2011 yılına dayanan mevcut kurallarını güncelleme önerisi aynı zamanda suçların zorunlu olarak bildirilmesiyle ilgili değişiklikleri de içeriyor.

Mayıs 2022’de Komisyon, dijital platformlarda dolaşan mevcut veya yeni çocuk cinsel istismar materyallerini (CSAM) tespit etmek ve bildirmek için otomatik teknolojiler kullanmayı zorunlu kılacak bir çerçeve oluşturmayı amaçlayan ayrı bir CSA ile ilgili taslak yasal düzenleme sundu. Ayrıca, çocuklara yönelik hedeflenmiş kışkırtma faaliyetlerini tespit etmek ve bildirmek için de tasarlandı.

CSAM tarama planı son derece tartışmalı olduğunu kanıtladı ve parlamentodaki ve Konsey’deki yasama organlarını böldü, ayrıca Komisyon’un çocuk güvenliği teknolojisi lobileri ile bağlantıları hakkında şüpheler uyandırdı ve öneriyi teşvik etmek için hukuki olarak tartışmalı mikro hedefli reklamlara giriş yapmasıyla AB’nin yürütme organı için diğer sıkıntılı soruları gündeme getirdi.

Komisyonun CSA ile mücadele için dijital mesajlaşma platformlarını hedeflemeye öncelik verme kararı, bloğun milletvekillerinin karmaşık bir toplumsal sorunla mücadele için yanlış alana odaklandıkları yönünde birçok eleştiriyi çekti; bu da bunun takip edilmesi için bir miktar baskı yaratmış olabilir.

Bununla birlikte, tartışmalı özel mesaj tarama planının sunulmasından bu yana iki yıldan kısa bir süre içinde bile, teknolojinin CSAM üretmek için kötüye kullanıldığı endişeleri de dahil olmak üzere, deepfake ve yapay zeka tarafından oluşturulan görüntülerle ilgili risklere olan ilgide büyük bir artış yaşandı. Dolayısıyla, üretken yapay zekadaki viral patlama yasa yapıcılara kuralları tekrar gözden geçirmeleri konusunda açık bir teşvik verdi.

Komisyon bugün yaptığı basın açıklamasında “Hem çocukların çevrimiçi varlığının artması hem de teknolojik gelişmeler istismar için yeni olanaklar yaratıyor.” dedi. Ayrıca teklifin “çevrimiçi çocuk cinsel istismarı ve sömürüsünün yaygın cezasızlığını azaltmayı” amaçladığı da belirtiliyor.

Fransa Adalet Bakanlığı siber saldırı

Komisyonun teklifi sunmadan önce yaptığı etki değerlendirmesi, çocukların artan çevrimiçi varlığını ve “son teknolojik gelişmeleri” CSA’nın gerçekleşmesi için yeni fırsatlar yaratan alanlar olarak belirledi. Ayrıca üye devletlerin yasal çerçevelerindeki farklılıkların istismarla mücadele için harekete geçmeyi engellemesinden endişe duyduğunu ve CSA’yı önlemeye ve mağdurlara yardım etmeye yönelik mevcut “sınırlı” çabaları geliştirmek istediğini de belirtti.

İçişlerinden sorumlu komisyon üyesi Ylva Johansson, destekleyici bir beyanında şunları ekledi: “Hızla gelişen teknolojiler, çocukların çevrimiçi cinsel istismarı için yeni olanaklar yaratıyor ve kolluk kuvvetlerinin bu son derece ciddi ve yaygın suçu soruşturmasını zorlaştırıyor.” “Güçlü bir ceza hukuku şart ve bugün çocukları kurtarmak ve failleri adalet önüne çıkarmak için etkili yasal araçlara sahip olduğumuzdan emin olmak için önemli bir adım atıyoruz. Temmuz 2020’de sunulan Çocuklara yönelik cinsel istismara karşı daha etkili bir mücadele için AB Stratejisinde yer alan taahhütlerimizi yerine getiriyoruz.

Çocuklara yönelik çevrimiçi güvenlik riskleriyle ilgili olarak Komisyon’un teklifi, üye devletleri “farkındalık artırma” yatırımlarını artırmaya teşvik etmeyi amaçlıyor.

CSAM tarama planı gibi, son karar tasarıların nihai şeklini belirlemek için AB’nin yasama organı olan Parlamento ve Konsey’e düşecek. Ancak, bu yılın ilerleyen zamanlarında parlamento seçimleri ve komisyon üyelerinin yeniden görevlendirilmesi öncesinde görüşmeler için sınırlı zaman bulunmakta — yine de, bugünkü CSA ile mücadele önerilerinin mesaj tarama planından daha az bölücü olabileceği kanıtlanabilir. Bu nedenle, diğerinin tıkanık kaldığı bir sırada benimsenme şansı olabilir.

CSA ile mücadeleye ilişkin mevcut direktifin nasıl değiştirileceği konusunda bir anlaşma olması durumunda/olduğu takdirde, Komisyona göre bu direktif AB Resmi Gazetesinde yayınlandıktan 20 gün sonra yürürlüğe girecek.

Teknolojinin Kadın Liderleri yarışması için başvurular başladı

Teknoloji ekosistemindeki başarılı faaliyetleriyle fark yaratarak Türkiye’nin dijital dönüşümünü güçlendiren kadın liderlerin ödüllendirildiği “Teknolojinin Kadın Liderleri” yarışması için başvurular 29 Şubat’a kadar devam edecek. Microsoft Türkiye’nin düzenlediği yarışma kapsamında “Genç Teknoloji Yıldızı”, “Yeni Teknolojilerle Fark Yaratan Kadın Lider”, “Yılın Başarılı Kadın Girişimcisi (Start-up)”, “Engelleri Aşan Kadın” ve “Yılın Başarılı Kadın Eğitimcisi” kategorilerinde ödüller sahibini bulacak.

Microsoft Türkiye’nin düzenlediği ve teknoloji ekosistemindeki başarılı faaliyetleriyle fark yaratan kadın liderlerin ödüllendirdiği “Teknolojinin Kadın Liderleri” yarışması için başvurular başladı. Bu sene 7. kez düzenlenecek yarışma kapsamında 5 farklı kategoride ödüller sahiplerini bulacak.

Microsoft Türkiye’nin düzenlediği yarışma için son başvuru tarihi 29 Şubat

Değerlendirme sonucunda ortaokul, lise ve üniversite düzeyinde, bilişim teknolojilerine gönül vermiş, bu alanda arkadaş gruplarıyla bilgi birikimini ve deneyimlerini paylaşan, katıldığı programlarla, gösterdiği başarılarla fark yaratmış kız öğrenci “Genç Teknoloji Yıldızı”; yeni teknoloji çözümleriyle fark yaratan, başarılı projelere liderlik etmiş kadın yönetici “Yeni Teknolojilerle Fark Yaratan Kadın Lider”; bilişim teknolojilerini kullanarak iş dünyasında fark yaratan, AR-GE ve inovasyon kültürünün gelişmesini destekleyen, yenilikçi, cesur ve büyüme odaklı girişimci kadın lider “Yılın Başarılı Kadın Girişimcisi (Start-Up)”; fiziksel engellere rağmen teknolojinin gücü ile çevresinde fark yaratan ve örnek olan başarılı kadın lider “Engelleri Aşan Kadın”; Türkiye’nin bilişim alanında tüketenden üreten bir topluma dönüşmesi için eğitim ve öğretim alanında önemli katkılarda bulunmuş, genç nesillerin ve kalifiye insan gücünün yetişmesine öncü olmuş başarılı kadın öğretim görevlisi ise “Yılın Başarılı Kadın Eğitimcisi” kategorisinde ödül almaya hak kazanacak.

“Teknolojinin Kadın Liderleri” yarışmasıyla başarılı kadınların hikayelerini duyurarak teknoloji alanında kariyer yapan ve yapmak isteyen tüm kadınlara ilham vermeyi hedefleyen Microsoft Türkiye, 29 Şubat 2024 tarihine kadar başvuruları toplamaya devam edecek. Yarışmayla ilgili duyurulara ve adaylık formuna ulaşabileceğiniz web sitesine gitmek için http://msft.it/6047iLZWW linkine tıklayabilirsiniz.

Harvard profesörü Avi Loeb, uzaylılara dair kanıtlar sunuyor!

Harvard astronomi profesörü Avi Loeb, geçen Haziran ayında Pasifik Okyanusu’nda küçük manyetik küreler buldu ve bu küçük, yuvarlak nesnelerin 2014’te Dünya’ya çarpan “karpuz” büyüklüğünde bir nesnenin parçası olduğunu iddia ediyor; başka bir deyişle, bir uzaylı teknolojisinin parçası.

Loeb, GBH’nin Boston Halk Radyosu’nda Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Bu, başka bir uygarlık tarafından yapay olarak yapılmış, gezgin benzeri bir meteor olabileceği ihtimalini artırıyor.” dedi.

İlk olarak geçen yaz bulgularının yer aldığı bir ön baskı yayınladı. O zamandan beri, keşif gezisiyle ilgisi olmayan birkaç araştırmacı onun analizini geri çekti. Ekim 2023 tarihli bir makale, küreciklerin insan tarafından üretilen kömür külünden yapıldığını öne sürüyordu.

Loeb geçen hafta bu teoriyi çürüttüğünü iddia ettiği yeni bulgular ortaya koydu.

Yaptığımız şey, kömür külündeki periyodik tablodaki 55 elementi bulduğumuz özel küreciklerle karşılaştırmaktı.” dedi. “Ve kesinlikle çok farklı.”

Çalışmalarının bilimsel yöntemi takip ettiğini söyledi: materyal toplamak, bunları analiz etmek ve kanıtları takip etmek.

Loeb, “Bu görüşlere dayalı değil.” dedi. “Ve elbette, eğer bu bilimsel sürecin bir parçası değilseniz ve gösterdiği ilgiyi kıskanıyorsanız, o zaman pek çok eleştiriye maruz kalabilirsiniz.

Bu eleştiriyle nasıl başa çıktığı sorulduğunda, “Artık cildim titanyuma dönüştü” dedi.

Loeb, 2017 yılında güneş sistemimizden geçen yüzlerce metre uzunluğunda, puro şeklindeki yıldızlararası bir nesne olan Oumuamua’nın akıllı uzaylılar tarafından yaratılmış bir nesne olduğunu tartışmalı bir şekilde iddia ederek öne çıktı.

Diğerleri ise nesnenin davranışının olağandışı olmasına rağmen bunun sadece bir kuyruklu yıldız olduğunu teorileştirdiler ve geçen Mart ayında bu yönde bir makale yayınladılar.

Bu iddiayı öne sürdüğünden bu yana Harvard’da Galileo Projesi’ni kuran Loeb, Dünya dışı yaşam arayışında gökyüzünü sürekli taramak için üniversitedeki bir gözlemevini kullandığını ve bulguları makine öğrenimi ile analiz ettiğini söyledi.

Gökbilimciler genellikle uzaktaki nesnelere odaklandığından, Dünya’ya daha yakın olan cisimlerin araştırılmasını genişletmek için daha fazla gözlemevi inşa edilmesi gerektiğine inanıyor.

Bu konuyu anlamak için en iyi yaklaşım, dışarıya bakıp bu nesnelerin ne olduğunu kontrol eden gözlemevlerini inşa etmek ve bilimsel çalışmayı yapmaktır,” dedi Loeb. “Ve eğer bunlar kuşlar, uçaklar veya Çin balonları ise, öyle olsun. Bundan sonra devam edebiliriz. Ancak, bunun hakkında bilgi sahibi olmamız gerekiyor, bu bilim insanları olarak sivil görevimiz.

Evren o kadar geniş ki, kendimize bizim gibi bir şeyin olmadığını söylemek yerine onu aramalıyız.” diye ekledi.

İki hafta içinde, Dünya’nın güneş etrafında döndüğünü kanıtlayan ünlü Nicolaus Copernicus’un doğumunun 550. yıldönümü dolayısıyla bir konuşma yapmak üzere Polonya’ya bir gezi yapacak ve aynı paradigma içinde daha soyut bir fikri teşvik etmek istiyor: İnsanların “entelektüel evrenin merkezi” olmadığı.

Bizi umursamıyorlar. Çünkü biz (insan türü) Dünya üzerinde sadece birkaç milyon yıldır varız. Ve onlar bu yolculuğa muhtemelen milyarlarca yıl önce başladılar” dedi.

Microsoft, 2 milyon Hintliyi eğitmeyi planlıyor!

Yine de, tipik olarak çekingen davranışlar sergileyen Microsoft CEO’su Satya Nadella, sektörün geri kalanına eldivenli bir darbe indirmekten kendini alamadı.

Nadella’nın nadir görülen gerçeklik kontrolü, Microsoft’un giderek daha güçlü hale gelen yapay zeka teklifleri serisini Hindistan’ın en büyük şirketlerinden bazılarının liderlerine tanıtırken gerçekleşti. 35 dakikalık açılış konuşmasında Nadella, işletmelere üretkenliği artırmak ve ürünlerini iyileştirmek için yapay zekayı kullanmanın yollarını keşfetmeye başlamaları ve geride kalmamaları konusunda çağrıda bulundu.

Microsoft yöneticisi Hindistan’ı çabalarını artırmaya ve yapay zekaya odaklanmaya çağırdı. “Bu yeni yetenek, yapay zeka, GSYİH üzerinde etkisi olacak.” dedi.

Hindistan’da doğan Nadella, Güney Asya ülkesinin GitHub’daki yapay zeka geliştiricileri için ikinci en büyük yetenek tabanı haline geldiğini söyledi. Geçtiğimiz yıl AWS Hindistan’daki üst düzey görevinden ayrılarak şirketin Hindistan ve Güney Asya işlerini yönetmek üzere Microsoft’a katılan Puneet Chandok şunları ekledi: “Hindistan artık sadece inanılmaz değil, aynı zamanda güvenilir de. Hindistan büyük hayaller kurmaya başlıyor ve bu hayal peşinden koşuyor, sanki hayatlarımız buna bağlıymış gibi.

Şirket ayrıca gelecek yıla kadar küçük şehir ve kasabalardaki 2 milyon Hintliye yapay zeka becerileri kazandırma fırsatları sunacağını da duyurdu. Sosyo-ekonomik ilerlemeyle ilgili olarak “Umarım fikir birliği ortaya çıkar ve bu teknolojinin yayılmasına bir anlamda gerçekten yardımcı olan da bu.” dedi.

İlk kez Hindistan’da ve dünyanın geri kalanında olup bitenler arasında hiçbir fark olmadığını hissediyorum. Aksine, buradaki kullanım durumları çok benzersiz ve kendi yollarını açıyor.” diye ekledi Nadella.

Nadella’nın daha sonra vurguladığı gibi benzersiz tekliflerden biri, kırsal alanlardaki insanlara iş ve eğitim sağlarken yapay zeka modellerini eğitmek için birden fazla Hint dilinde veri kümeleri oluşturan bir “etik veri şirketi” olan Karya oldu.

Samsung yöneticisinden itiraf: Gerçek fotoğraf kalmadı!

0

Fotoğraf çekmek, en basit tanımıyla gözle görebildiğimiz cisim ve şekilleri, film ya da dijital ortam üzerine kaydederek görüntü oluşturma işidir. Dolayısıyla temelinde “içinde bulunulan anı yakalamayı” ve görünen bir şeyi göründüğü haliyle yansıtmayı hedef alır. Ancak göründüğü haliyle yansıtma konusunda firmalar yapay zekânın da desteği ile bugünlerde oldukça iddialı. Haliyle de konu tartışmalı bir hale dönüşüyor.  

Örneğin Samsung, telefon kameralarının yalnızca Ay’ın değil, bugünlerde kamerayı doğrultmak isteyeceğiniz hemen her şeyin sahte yapay zekâ fotoğraflarını çektiği iddiasına karşı kendini nasıl savunuyor?

Yeni başlayanlar için, şirketin ürün müdürü her fotoğrafın aslında sahte olduğunu söylüyor. Samsung EVP Patrick Chomet geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda “Neyin gerçek bir resim olduğu konusunda bir tartışma vardı. Ve aslında gerçek resim diye bir şey yoktur. Bir şeyi yakalamak için sensörlere sahip olduğunuz anda, [gördüğünüz şeyi] yeniden üretirsiniz. Dolayısıyla aslına sadık birebir gerçek bir resim yoktur. ‘Bu fotoğrafı ben çektim’ diyerek gerçek bir fotoğrafı tanımlamaya çalışabilirsiniz, ancak yakınlaştırmayı, otomatik odaklamayı, sahneyi optimize etmek için yapay zekâyı kullandıysanız, bu gerçek midir? Yoksa hepsi filtre mi? Gerçek bir resim yoktur, nokta” diyor.

Çoğu fotoğrafçının bir fotoğrafın “hiçbir şey ifade etmediği” fikrinden rahatsız olacağını kestirmek zor değil. Ancak buradaki tartışma aslında fotoğraf gerçekten nedir sorusu üzerine dönüyor. Apple, Google ve Samsung gibi şirketler, diğer tekniklerin yanı sıra nihai akıllı telefon görüntülerini üretmek için birden fazla kameradan birden fazla kareyi giderek daha fazla birleştirdikçe bu sorunun yanıtını bulmak da zorlaşıyor. Şimdi ise üretken yapay zekânın yükselişi tartışmayı gerçekten zirveye taşıyor ve Samsung’un yeni Galaxy S24 ve S24 Ultra’sı bu özelliği pazarlayan en son telefonlar.

Gerçi Chomet’in yaklaşımı “hiçbir şey doğru değildir, her şeye izin verilir “den biraz daha nüanslı. Samsung yöneticisi yaptığı açıklamada sektörün düzenlenmesi gerektiğini, hükümetlerin endişelenmekte haklı olduğunu ve Samsung’un yardım etme niyetinde olduğunu söyledi. Bununla birlikte aynı yöneticisi Samsung’un stratejisinin tüketicilere istediklerine karar verdiği iki şeyi vermek olduğunu söylüyor: Ya “anı yakalamanın bir yolu” ya da “yeni bir gerçeklik” yaratmanın bir yolu. Samsung yöneticisi her ikisinin de yapay zekâ kullandığını, ancak ikincisinin “insanların farkı anlamasını sağlamak için” filigran ve meta veriler içerdiğini söylüyor.