Yerli telefon tartışmaları boyut değiştirdi

2

user-mobile-phoneTürkiye’nin, özellikle cari açığa olumsuz etki yapan ürünlerin yerlileştirilmesi adına çalışmalar yaptığı bir gerçek. Medikal cihazlar, hızlı tren ve ara ara gündeme getirilen yerli otomobil için babayiğit arandığı haberlerinin bir benzeri Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın “Bir ton demir bir iPhone etmiyor” sözleriyle teknoloji sektörüne de yansıdı.

Kimi yayınlarda “Yüzde 100 yerli telefon” olarak anılan bu girişim hakkında Bakan Işık özetle şunları söyledi:

“Bugün bir ton demir, bir iPhone etmemektedir. Bu tablo bizim Ar-Ge, inovasyon ve katma değeri yüksek ürünler alanında gelişmemiz gerektiğine dair işarettir. Bu amaçla ilk adımımızı attık. TÜBİTAK Başkanlığımız yerli cep telefonu geliştirilmesi amacıyla çağrıya çıktı. Bu çağrıyla destek verdiğimiz özel sektör firmaları tarafından tüm alt bileşenleri yerli olan akıllı telefon geliştirilmesi çalışmasına başladık.”

Bakan Işık’ın hemen her yaptığı açıklamada bu ve benzer konulara dikkat çektiğini rahatlıkla söylemek mümkün. Ancak iş, yansıdığı gibi “Yüzde 100 yerli” olunca iddialarla gerçekler arasındaki mücadelede gerçekler kolay bir galibiyet de alıyor.

Yerli cep telefonu neye yarayacak?
Cep telefonlarının ülkemiz sınırlarından ilk girdiği dönemden bu yana 20 yıldan fazla bir zaman geçti. Özellikle 90’ların sonu ve 2000’li yılların başlarında bilişim dünyasının yatırım yaptığı bir alan olan “mobil” konusu bugün ithalatta önemli bir yer tutuyor. Miktarlar nedir diye baktığımızda, 2009 yılında cep telefonu ithalatına 1,64 milyar TL harcarken, 2013’te bu tutarın 5,1 milyar TL’ye (2,7 milyar dolar) yükseldiği görülüyor. Bu da, sadece telefon ithalatının 2014 yılı verilerine göre 42,9 milyar dolarlık cari açığın yüzde 6,2’sine denk geldiğini gösteriyor. 2014’te 15 milyona yakın cep telefonu satıldığını ve tüketicilerin sadece ilk 9 ayda telefonlara 9,2 milyar TL para ödediğini ekleyelim.

Bu konuya dair açıklamalar yalnızca Bakan Fikri Işık’tan gelmiyor. BTK Başkanı Dr. Tayfun Acarer de pek çok kez aynı noktaya dikkat çekerek, telefonlarının kılıflarının bile burada üretilmesinin önemli olduğunu söylemişti.

Kısmen yerli olanların etkisi
Özellikle operatör markalı modellerin tüketicilerce kabul görmesi yukarıda bahsettiğimiz cari açığın gerilemesi adına önemli bir adım. 2013’te Türkiye’de üretilen cep telefonu sayısı 350 bini bulurken, 2014’te model sayısının artmasıyla 1 milyonu geçti. Bu da, ithal edilen ürün sayısını azaltan yerli telefon sayısındaki artışın ekonomiye olan etkisini gösteriyor.

Madalyonun karanlık yüzü
Ancak iyice küçülen dünyada, sadece kendi halkına yönelik ürün sunan firmaların hayatta kalma olasılıkları da zayıflıyor. Güçlenmek ve büyümek isteyen şirketler farklı pazarlarda da etkin rol oynamak zorunda.

Konuya bu açıdan bakıldığında ise yıllık 14 – 15 milyon adet bandına oturmuş gibi görünen cep telefonu üretiminde yerli firmaların rekabet için daha fazla çalışması gerekiyor. Üstelik bu yoğun çalışma bile Bakan Işık’ın açıklamasında yansıyan “yüzde 100 yerli telefon”un hayat bulmasına yetmiyor. Bakan Işık, her ne kadar alt komponentler dahil dese de, bugün basit bir cep telefonunda bile çok sayıda sayısız etken söz konusu. En basit tanımla bir telefonun akıllı olmasını sağlayan işletim sistemini “dışardan aldığınızda” iddia edilen hüviyete kavuşamıyor.

İşletim sistemi ve alt uygulamaları bir kenara bıraktığımızda bile elektronik komponentler ve diğer aksamlar noktasında çeşitli sıkıntılar bulunuyor. İşlemci, RAM, Bluetooth ve Wi-Fi modülleri gibi dünyanın neredeyse tek bir bölgesinde üretilen ürünleri düşündüğümüzde üretilecek cihazların yerlilik oranı hızla geriliyor.

Bunun bir alt kademesinde ise daha sonra ayrıntılı olarak ele alacağımız hammadde kriteri bulunuyor. Bugün, yalnızca cep telefonlarında değil hemen hemen tüm elektronik cihazlarda, hatta solar enerji panelleri gibi ürünlerde “nadir bulunan metaller” olarak sınıflandırılan bu hammaddelerden faydalanıyor. Çin’in dünyanın diğer ülkelerinden daha ucuza üretim yapabilmesinin sebeplerinden biri de hem bu hammaddeler yönünden daha zengin olması, hem de özellikle Afrika’daki madenlerin işletmesinde etkin rol oynaması yatıyor.

Tüm bu tabloyu biraraya getirdiğimizde yüzde 100 yerli iddiasının hayat bulması mümkün görünmüyor. Bakan Fikri Işık, açıklamasının satır başları arasında 2023’te sektörün hacminin 34 trilyona ulaşması ve dünya ticaret hacminin yüzde 21’ini oluşturması da yer alıyor. Böyle büyük bir pastadan daha fazla pay kapmak elbette düşünülmeli, ancak bu işin daha önce de dile getirdiğimiz “Bilim, kiloyla satılır mı?” konusunda olduğu gibi popülist politikalarla ele alınmaması gerekiyor.

Türkiye ne yapmalı?
Henüz akıllı telefonların hayatımıza girmediği tarihlerde mobil yazılımın geliştirilmesi adına önemli çalışmalara imza atılmıştı. İlk akla gelen örneklerden biri olan Ericsson’un 2001’de açtığı Crea World, mobil teknolojilerde hem yazılım hem de donanım anlamında örnek olmayı başarmıştı.

Zaman içinde finans sektöründeki mobil uygulamalar gibi spesifik alanlarda üretilen çözümlerde Türkiye’den oldukça başarılı olanlar çıktı. Bunların bazıları global şirketlerin bünyesine katılırken bazıları ise ya dönüşüme ayak uyduramadı ya da ilk yola çıktığı zamanki heyecanını kaybetti.

Türk şirketlerinin bundan sonraki yol haritasında olmalı dediğimiz konular arasında elbette mobil teknolojiler yerini koruyor. Özellikle nesnelerin interneti ürünlerinin yaygınlaşmasıyla ihtiyaç duyulacak çözümler için halen fırsat var. Ancak bu girişimlerin, politik vaatler doğrultusunda hareket etmekten ziyade, dünyadaki ekonomik gerçeklere ve teknoloji trendlerine ayak uydurması gerekiyor. Aksi takdirde 2000’lerin başında yaşanılan mobil hayal kırıklıklarının bir benzerinin gerçekleşeceğini öngörmek çok da zor olmayacak…

Yorumlar

  1. Avatar

    İyi güzel yapalım deyince yapılmıyor. Ben de isterim her Türk gibi ülkemiz de %100 telefon yapılmasını lakin kazın ayağı öyle olmuyor. Bu devlet mantalitesiyle olacak iş değil lakin özel söktörün aç gözlü mantalitesiyle de olacak bir şey değil; bu doğru, düzgün karakterli, ahlaklı ve ehliyetli beyinler den oluşan büyük bir çekirdek ekibin bulunup tam yetkilendirme meselesidir. Kaldı ki iş bu ekibin bulunmasıyla yetkilendirilmesiylede bitmiyor sonra bu ekibi bozulmadan bozdurmadan koruma meselesi devreye giriyor. Biz bir linux versiyonu olan Pardus projesini bile başaramamış iken nasıl olacak bu iş. Ülkemiz mantelitesi bozuk. Her kez kendine yontmaya çalışıyor; öyle oluncada ben sen çekişmeleri ile ülke kaynakları heba oluyor. Milyarlarca dolar yatırım yapılacak sonun da Aselsan telefonlarına dönmesin iş. Zamanın da ASELSAN bu işe başlamıştı o zaman bu projenin devam ettirilmesi sağlansa idi şimdi %100 Türk malı telefonlarımız vardı. Her zaman her ortam da dile getirdiğim ” 3 Türk organize olup işe başlayana kadar; 1000 Japon işe başlayıp işin yarısını bitirmiş olur” ne acıdır ki en iyi ve hızlı organize olduğumuz sektör hırsızlık sektörüdür. Haram kazanç varsa helede devletin malı yetimin malı yenecek ise yukardan aşaağı süper organize oluruz. Bizim zeka ve diğer kabiliyetler açısından diğer ülke insanlarından aşağı bir yanımız yok lakin bizim ahlaksız bir karakterimiz var. Yalanı, haramı, Allah ile aldatmayı, çamur atmayı, kendimizden başkasına kıymet vermemeyi, vatan satmayı, yetimin imkanlarını kendi çocuklarımız için kullanmayı çok ama çok seviyoruz. Bu ve başka binlerce sebep den dolayı son olarak diyorumki İNŞAAT a devam Aksaraya selam.

Yorum Ekle

Posta adresiniz, gizli kalacaktır.

İzin verilen HTML tagları, <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>