Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1794

Bilişim sektörü büyüyor

0

Yazılım uzmanından, satış temsilcisine kadar birçok farklı istihdam fırsatı sunan bilişim teknolojileri  sektörünün  önümüzdeki  yılda yüzde 10’un üzerinde büyüme yakalayıp yeni istihdam yaratması öngörülüyor.

Bilişim çözümleri şirketi Experteam CEO’su Özgür Dönmez, giderek büyüyen bilişim teknolojileri pazarının sürekli yeni elemanlara ihtiyaç duyduğunu ve kariyer fırsatlarının gençleri beklediğini söyledi.

2015 yılında sektörün yüzde 10 ila 12 arasında büyümesi ön gördüklerini belirten Özgür Dönmez, sektörün birçok yeni istihdam yaratacağını ifade etti. Özgür Dönmez, sektörde en çok tercih edilen pozisyonların başında yazılım uzmanlığının geldiğini belirterek, “Özellikle Java, .Net ve Oracle yazılım uzmanları en çok arananlar arasında. Yazılımdan sonra veritabanı yöneticisi, analist ve yazılım test uzmanlığı gibi pozisyonlar da büyük ilgi görüyor” dedi.

Bilgi teknolojileri alanında çalışmak isteyenlerin okulu bitirmeden mutlaka birkaç staj yapmaları gerektiğini vurgulayan Özgür Dönmez, “Sektörde staja başlayıp kadrolu işe devam edenlerin oranı yüzde 40’a yakın. Staj yapılan şirkette işe başlama fırsatının yanı sıra başka şirketlerin işe alım sürecinde de staj yapmak fark yaratıyor” dedi.

“Özellikle kış dönemi staj programımız ile yıl sonunda mezun olacak öğrencilerin hem performansını hem de verimliliğini ölçerek bu sektöre uygunluklarını değerlendirip iş teklifinde bulunuyoruz” diyen Özgür Dönmez, Experteam’de işe alım hakkında şunları söyledi. “Experteam’de üniversitelerin mühendislik fakültesinde okuyan Endüstri Mühendisliği, İşletme Mühendisliği, Matematik Mühendisliği, Bilgisayar Mühendisliği, Yazılım Mühendisliği, Bilgisayar Sistem ve Teknolojileri, Matematik – Bilgisayar ve Yönetim Bilişim Sistemleri bölümü öğrencileri tercih ediliyor. Geçen yıl kış dönemi staj programı sonrasında 12 kişiden 5 kişi kadrolu olarak işe başladı. 12 stajyerden 3 tanesi 3. sınıfta okuması nedeniyle bu yılda hala bizim staj programımızda devam ediyorlar. Yeni mezun olduktan sonra şirketimize başlayan çalışanlarımız için 2/3 haftalık eğitimler sunuyoruz. İyi bir danışman olabilmek için kişisel anlamda ise detaycı, sorgulayıcı, takipçi, planlı, yönetsel becerisi yüksek ve iletişimi kuvvetli olması sektör için çok önemli. Sektöre giriş öncesinde öğrencilerin bu alanlarda kendini geliştirmesi için kişisel eğitimlere katılması çok büyük faydalar sağlıyor”

Bilişim alanında kariyerini geliştirmek isteyen kişilerin muhakkak okul döneminde iş hayatına atılmaları gerektiğini vurgulayan Özgür Dönmez, “Bilişim sektörü stajyerleri işin içine girerek sektöre daha hızlı adapte olma imkanı buluyor. Öğrenciler arasında yaygın olan sadece ‘fotokopi mi çekerim?’ korkusu bilişim sektörü stajyerlerinde olmamalı. Aynı zamanda öğrencilerin okul ile beraber belirli firmaların sertifika programlarına katılması ve kendini yakın bulduğu teknik alanlarda geliştirmesi gerekiyor. Bir uzman olabilmek için kişisel anlamda ise detaycı, sorgulayıcı, takipçi, planlı/programlı, yönetsel becerisi yüksek ve iletişimi kuvvetli olması bizim için çok önemli. Sektöre giriş öncesinde bu alanlarda kendini geliştirmek için kişisel eğitimlere katılması kendisine çok büyük fayda sağlayacaktır” diye konuştu.

TÜBİSAD Verilerine göre Türkiye bilgi ve iletişim sektörünün büyüklüğü 2013 yılında yüzde 12 büyüyerek 61.6 milyar TL’ye ulaştı. Aynı yıla ait toplam ihracat rakamı ise 1.3 milyar TL oldu.

“İki ülke arasındaki işbirliği artarak devam edecek”

0

İsveç IT Bakanı Mehmet Kaplan sorularımızı yanıtladı.

Mehmet Kaplan kimdir?

18 Haziran 1971’de Gaziantep’te dünyaya gelen Mehmet Kaplan, ailesiyle birlikte bir yaşındayken İsveç’e gitti. İsveç’in Skövde kentinde babası işçi olarak çalışmaya başlayan Kaplan, Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nde şehir planlama ve çevre eğitimi aldıktan sonra, 1995’te Stockholm Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve psikoloji okudu. Mehmet Kaplan’ın siyasi yaşamı 1997’de, 36 yaşındayken başladı. Yeşiller Partisi’nin gençlik kollarına üye olan Kaplan, 2003’te partinin merkez karar ve yönetim kuruluna seçildi.

2006 ve 2010 seçimlerinde Stockholm’den milletvekili seçildi. 2009’dan bu yana Yeşiller Partisi meclis grubunun ayrımcılık ve entegrasyon sözcülüğü görevini sürdüren Kaplan, 2010’dan beri de partisinin meclis grup başkanı. Siyasetçi kimliğinin yanı sıra aktivist yönüyle de öne çıkan Mehmet Kaplan, 1996-2000 yılları arasında İsveç Genç Müslümanlar Birliği’nin sekreterliğini yaptı, 2000-2002 arasında ise aynı kuruluşun başkanlığını yürüttü. Kaplan, 2004’ten bu yana İsveç Yeşilay Federasyonu’nun Stockholm Bölge Başkanlığı’nı yapıyor.

Türk insanı “Alo”yu Ericsson’dan öğrendi

0

İletişimi bir sanat dalı olarak ele alan, bu sanatı yazının büyülü atmosferiyle harmanlayarak Ericsson Türkiye’nin Cumhuriyet öncesi dönemde girdiği Türkiye’deki tarihini araştıran  “Osmanlı’dan Günümüze İletişimde Bir Lider: Ericsson Türkiye”  isimli kitabı bugün İsveç Sarayı’nda düzenlenen bir davet ile tanıtıldı.  Ericsson Türkiye tarafından yayımlanan, Tarih Vakfı’nın koordinatörlüğünde ve Yrd. Dç. Dr. Serkan Yazıcı önderliğinde hazırlanan  kitapta sektör temsilcilerinin ve okurların büyük beğenisini kazanacak birbirinden ilginç, birbirinden değerli pek çok ayrıntı son derece yalın, akıcı bir dille aktarılıyor.

Ericsson Türkiye Genel Müdürü Ziya Erdem; kitabın önemine dikkat çekerken, “Kitap, sadece Ericsson Türkiye’nin hikâyesini değil, Türkiye’nin yakın tarihindeki iletişim sektörünün gelişim hikâyesini de belgeler ışığında ortaya koyuyor. Bu tarihi süreçte iletişim teknolojisi altyapısının kurulmasında ve geliştirilmesinde Ericsson’un önemli bir aktör olarak yer alması bizlere gurur veriyor. Türkiye’nin ekonomik, toplumsal, kültürel gelişiminden onur duyan Ericsson Türkiye olarak; bu gelişim sürecine bir tuğla da biz koyabildiysek ne mutlu bize… ” dedi.

Kitabın hazırlanmasında büyük emeği geçen Ericsson Türkiye Kurumsal İletişim Direktörü Gülten Ramazanoğlu; ”Bizler, böylesi köklü bir tarihin izlerinin peşine düşmüş olmanın verdiği heyecanla, bir serüveni gün ışığına çıkartmak, gelecek kuşaklara aktarmak ve paylaşmak istedik. Bu arzumuzu yerine getirebilmemizi büyük bir titizlikle yerine getiren Tarih Vakfı’na sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu emek ve çabaların görünür kılınarak kurumsal hafızamızı güçlendirmekten büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi.

Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze kadar Türkiye’de yaşanan telekomünikasyon gelişmelerine yer veren kitapta yer alan bazı ilginç ayrıntılar şöyle:

Graham Bell’den 21 ay sonra, ilk telefon görüşmesi

Graham Bell’in telefonu icat etmesinden 21 ay sonra, 21 Aralık 1877’de Osmanlı’da ilk telefon görüşmesi yapıldı. Telgrafhane-i Amire İmalat Şubesi Müdürü Emil Lacoine, Bell’in telefonundan

yararlanarak bir telefon üretti ve denedi. Böylece Osmanlı topraklarında bir insan sesi ilk defa, mesafeler kat ederek başka bir insanın kulağına ulaşmayı başardı.  İlk telefon hattı ise 1881’de, Soğukçeşme ile Yeni Cami Posta Müdürlüğü arasında kuruldu.

İstanbul’un iki yakası birbirine 103 yıl önce bağlandı

İstanbul’un Avrupa ile Asya yakası arasındaki ilk telefon hattı 1911 yılında kuruldu. İnsan sesinin yolculuğu kara parçalarını da aşarak denizlere ulaştı. Bir yakadan diğerine kolayca geçmeyi mümkün kılacak ulaşım olanaklarının bile sınırlı olduğu bir dönemde iletişim alanında atılan bu büyük adım gelişmenin, yenilenmenin en büyük göstergelerinden biri olarak tarihe geçti.

Telefon  romanlarda da yerini almaya başladı

Türk edebiyatında telefon ilk kez 1882 yılında Ahmet Mithat Efendi’nin ”Dürdane Hanım” romanında yer aldı. Romandaki karakterlerden Ulviye Hanım telefondan ‘ses nakili’ olarak bahsederken, büyük şaşkınlık yaratan bu icadın Beyoğlu’nda uygun bir fiyata, 10 liraya satın alınabileceğini de öğrenince  hayatının artık bambaşka bir seyir içinde ilerleyeceğini de hissediyor elbette…

İlk santral memurelerinden biri Bedia Muvahhit idi…

Telefonun Osmanlı’nın hayatına girmesi ile beraber kurulan telefon santralleri sayesinde yeni bir iş kolu doğdu; telefon operatörlüğü.  Avrupa’da daha çok kadınların çalışan olarak tercih edildiği telefon santrallerinin, Osmanlı’da uzun süre kadınların çalışmasına uygun olmadığı düşünüldü. Kadınların uzun mücadelesinden sonra, 1913 yılında, yedi Müslüman kadın Dersaadet Telefon Anonim Şirket-i Osmaniyesi’nde işe alındı. Bu yedi kadının arasında ilk kadın tiyatrocu ve ilk santral memurelerimizden Bedia Muvahhit de yer aldı.

Emniyet teşkilatı neden “Mutlaka Ericsson olsun” diyen bir yazı kaleme aldı?

1910 yılından sonra Osmanlı Devlet yazışmalarında, Emniyet teşkilatı tarafından talep edilen Ericsson telefonların sağlamlığına vurgu yapıldı. Osmanlı arşivlerinde yer alan bu yazışmalar, Ericsson markasının bugün olduğu gibi yüz sene önce de aynı sağlam ürünlere sahip olduğunun bir kanıtı olarak kitapta yer aldı.

Ankara-İstanbul arasındaki ilk görüşme 85 yıl önce yapıldı

Türkiye’de şehirler arası ilk telefon görüşmesi 29 Haziran 1929’da Ankara ile İstanbul arasında gerçekleşti.  Kitapta yer alan detaylara göre; İstanbullular, Ankara’yı aramak istediğinde, santralden ‘Alo, burası Ankara’ sesini duyduktan sonra görüşme isteklerini iletiyorlardı. Ankara-İstanbul hattındaki görüşmeyi inceleyen dönemin gazetecilerinin izlenimleri  de kitapta yer aldı. İzlenimlere göre telefon görüşmelerindeki ses, İstanbul içi konuşmalardan bile berraktı.

Telefon ve Mizah Örnekleri: Önünü İlikleyen Görevli

Kitapta, telefonun Osmanlı Devleti’nin gündelik hayatına girmesi ile beraber, Osmanlı insanının yaşadığı  ’ilginç’ ayrıntılara da yer veriliyor. 1909 yılında Kalem dergisinde yer alan bir karikatür, Bakan’ın telefonla aradığı görevlinin önünü iliklemesi durumunu çizgiler vasıtasıyla okura sunarak, yaşanılan değişim sürecine mizahi bir yorumla yaklaşıyor.

Akıllarda kalacak, başkalarına da samimiyetle aktarılarak sohbetleri, söyleşileri zenginleştirecek bu tür pek çok ayrıntının aktarıldığı kitap, son derece titiz bir çalışmanın ürünü olarak kültür dünyamızdaki yerini aldı.

Türk insanının hayatını güzelleştiren, gelişim sürecine birbirinden değerli katkılarda bulunan Ericsson Türkiye’nin  yayımladığı ”Osmanlı’dan Günümüze İletişimde bir Lider: Ericsson Türkiye” kitabı değişim-dönüşüm sürecini hem ekonomik hem de sosyal-kültürel verilerle ele almasıyla,  ’çok yönlü, çok katmanlı’ bir yapıya sahip olmasıyla da dikkat çekiyor.

Korsanların gözü bankalarda

0

En son yaşanan olaylarda milyonlarca banka müşterisinin kişisel ve kredi kartı bilgilerinin çalınması tüm Türkiye’de büyük ses getirdi. Bankaları hedef alan siber saldırılar, Trend Micro’nun 2015’te gerçekleşecek veri güvenliği ihlalleriyle ilgili öngörülerini içeren ”Trend Micro 2015 ve Sonrası için Güvenlik Tahminleri: Görünmez Görünür Oldu” raporunu doğruluyor.

Yeni saldırı teknikleri geliştirdikçe bunları kullanarak maddi kazanç peşine düşen bilgisayar korsanları, Trend Micro’nun öngörülerine göre yeni yıla yaklaştıkça saldırılarını daha da yoğunlaştıracak. Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu konuyla ilgili yaptığı bilgilendirmede: “2014 yılında bankacılık ve finans sektörlerini hedef alan birçok saldırı gerçekleşti. Daha önce yayınladığımız 2014 yılı güvenlik değerlendirme raporlarında da Türkiye’nin online bankacılığa yönelik en çok saldırıya uğrayan ülkeler arasında Avrupa’da birinci, dünyada ise altıncı sırada olduğunu gördük. 2015 yılında da siber suçlular arasındaki bu eğilimin artarak devam edeceğini görüyoruz. Özellikle bankacılık, finans ve temassız ödeme sistemleri hedef alınacak.” şeklinde konuştu.

Son kullanıcılar nasıl korunmalı?

  • Online bankacılık işlemleri yaparken gelişmiş bir güvenlik paketinin sisteminizi koruma altına aldığından emin olun.
  • Online bankacılıkta kullandığınız bütün sistemlerde güvenlik taraması gerçekleştirin.
  • Gerçek zamanlı bir kimlik hırsızlığı önleme ve kredi kartı izleme hizmetine üye olarak işlemlerinizi anında takip edin.

Kurumlar nasıl korunmalı?

  • Kurumlar bu tip tehditlere karşı kullanmış oldukları güvenlik çözümleri ve diğer tüm uygulamaları sürekli güncellemeli ve sistemlerine tam kapsamlı bir tarama yapılmalı.
  • Kurumlar tüm kullanıcılarını aldatıcı e-postalara karşı uyarmanın yanı sıra tehlikeli e-postaları engelleyebilen Trend Micro Deep Discovery Email Inspector ile koruma sağlayabilirler.

Haremde paranoya

2

Elektronik mahremiyeti (ya da modern karşılığıyla ‘özel hayatın gizliliğini’) konu alan kaç yazı yazdım bilmiyorum. Ama kapsam ve tarzında yaşanan zaman içindeki dönüşümü gayet iyi biliyorum.

Belki öncelikle kelimenin anlamına bakmak gerek. Mahremiyet -tahmin edeceğiniz gibi- dilimize Arapça’dan geçmiş. Mahrem, ihram, harem, haram gibi kulağa tanıdık gelen birçok kelimeyle komşu.

Mahrem temelde (daha çok dinen) yasak olan şeyleri, insani açıdansa evlenilmesi yasak olan akrabaları kapsıyor. Mahremiyet ise dini referanslardan sıyrılıp gizliliğe referans veren bir anlama kayıyor.

Yani tam bu yazının meseleye.

Ama temeli biraz daha sağlamlaştırmak adına müsaadenizle ana konuya girmeden etimoloji sularında biraz daha yüzmek istiyorum.

Barındırdığı gizem yüzünden hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz harem konusunu saraylarla özdeşleştirmek Batılı kaynaklar için mazur görebileceğimiz bir kusur. Bizim benzer bir algıya sahip olmamızı ise ancak kendimize yabancılaşmayla açıklayabiliriz.

Harem ve selamlık İslam coğrafyasının temel ev (hane) tasarımının bir sonucudur oysa. Selamlık (adı üstünde) eve gelen misafirlerin mahrem olanla karşılaştırmadan ağırlandığı kısım; harem ise (mahremin) yaşam alanıdır. Bugünün deyişiyle oturma / misafir odanız selamlık, mutfağınız, banyonuz, yatak odanızsa hareminizdir.

Yazının başında değindiğim özel / kişisel hayatın gizliliğiyse dini referanslardan arınmış bir kavram. Algısı, sınırları farklı. Facebook’ta herkese açık gönderiniz ileti selamlığınızı, sadece ekli arkadaşlarınızla paylaştığınız ise hareminizi temsil ediyor.

Ama genelde her şey bu kadar berrak değil.

Facebook (ve benzeri birçok site) harem ve selamlık sınırlarınızı değiştirip duruyor. İnternete aktarılan bir şeyin kimin erişimine açık olup olmadığını anlamak dahi son kullanıcı için fazlasıyla kafa karıştırıcı. Sosyal ağların birbiriyle entegre çalışması dertleri daha da karmaşık hale getiriyor. Örneğin Twitter’daki korumalı hesabınızda yazdığınız bir metin Facebook ile herkese açık şekilde senkronize olabiliyor. Ve gayet iyi biliyoruz ki çok azımızın bütün bunları yönetmek, ayarlarını düzenlemek için vakti, bilgisi ve hevesi var.

Bulutların arasında

Gizlilik çerçevesindeki kişisel beklentilerimiz işin sadece bir yanı. Diğer yanda kurumsal ihtiyaçlar var. Profesyonel veri avcıları artık kurbanlarını bilinçli seçiyor ve saldırılarını hedefli yürütüyor (kitlelerle uğraşmak bot ağı yöneticilerine kaldı). Bu yeni nesil avcıların yöntemlerine bakınca korku ile saygı arasında gidip geliyorsunuz (TrendMicro Türkiye Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu’dan dinlediğim bir olayı aktarayım. Kontrol ettikleri bir sistemde şirketin finans yöneticisinin bilgisayarına özel olarak hazırlanıp yüklenmiş bir zararlı yazılım bulunmuş. Uygulama sadece yöneticinin haftalık gelir-gider tablosuna baktığı gün ve saatte çalışarak ekran görüntüsü alıyor ve şirketin ağındaki sunucuda dolaştırıp gecenin geç saatlerinde yabancı ülkedeki bir sunucuya yüklüyormuş. Bu sanat değilse nedir?).

Bu kadar endişe verici bir ortamda kimilerine ironi gibi gelen bulut bilişimi düşünelim bir de. Dijital varlıklarımızın tamamını yutmak isteyen obur bir dev. Birçok yere ve cihaza dağılan hayatımız, kesintisiz çalışma ve eğlenme hevesimiz ile birleşince bulut bilişim neredeyse kaçınılmaz hale geliyor.

Yine de bu yumurta-tavuk hikayesinde kendimizi yumurtaya, tavuğa kaptırıp kümesin etrafında dolanan tilkileri gözden kaçırmayalım. Çünkü bu çağda hiçbirimiz tehlike çemberinin dışında değiliz (Sadece iCloud şifresinin çalınmasının bile nelere yol açabildiğini de çok acı örneklerle gördük).

Milyonlarca kullanıcı bilgisinin el değiştirmesinin sıradanlaştığı bir zamanda çoğu vakadan haberdar bile olmayışımız düşündürücü. Ört-bas mekanizmasının en iyi çalıştığı alanlardan biri ‘kurumsal itibar’ ne de olsa!

Peki kime güveneceğiz?

Bu verilerin peşinde sadece profesyonel veri avcıları yok elbette. Ne olup bittiğine yönelik tükenmez bir meraka sahip devletler de haremlerimizin perdesini aralayıp duruyor. Bu çabayı küresel çapta yürüten ABD’yi bir kenara koyalım; bu yolda Sahte Google SSL sertifikası üretmekten DNS zehirlemeye kadar pek çok yöntem deneyen Türkiye’nin de sabıkası epey kabarık. Ayrıntılarını bilemediğimiz çok daha teknik de halen kullanımda (olmalı). Yeni internet yasası eşine rastlanmadık yetkiler paketini muğlak tanımlar eşliğinde sorumluluğu tartışılır kişi ve kurumlara veriyor.

Türkiye’nin VPN kullanımında dünya listelerine girmesi, kriptolu iletişim imkanı sunan uygulamalar en olmadık kişiler için bile ihtiyaca dönüşmesi boşuna değil anlayacağınız.

Yeni pazar: veri koruma

Yine de çerçeveyi genişletince bu endişelerin az ya da çok hemen her ülkede ilgi çektiğini, muhatap bulduğunu görüyoruz.

Şahit olduğum son örneklerden biriyle somutlaştırayım.

Kitle fonlama kavramının öncü markalarından Kickstarter bir şeyler üretmeye yönelik hayale sahip herkese bir şans veriyor. Resmi rakamlarına göre şu ana dek ziyaretçilerinden 1,3 milyar dolar toplayarak girişimcilere aktardı. 73 binden fazla proje bizzat bu site sayesinde hayata geçti.

Yakın dönemdeki en popüler projelerden biriyse anonabox’tı. August Germar adlı bir ABD’liye ait bu fikir modem ya da yönlendiricinize bağlayacağınız kibrit kutusu (ya da splitter) kadar küçük bir cihazdan ibaretti. Kendi küçükse de marifeti büyüktü. Taktığınız anda bütün internet trafiğini anonim internet protokolü Tor üstünden geçiriyordu. Böylece hem takibi imkansız hale getiriyor hem de internette bıraktığınız izleri siliyordu (ilginç bir ayrıntı olarak bunu sağlayan Tor projesi küresel dijital takibin ağababası NSA tarafından desteklenen bir yapı).

45 dolardan satılması planlanan ve üretime geçmek için 7.500 dolara ihtiyaç duyan anonabox o kadar büyük bir ihtiyaca o kadar basit bir çözüm getiriyordu ki tam anlamıyla bir ilgi patlamasına sahne oldu. Yayınlandıktan birkaç gün sonra 9 binden fazla destekçi ve 585 bin dolar fona ulaştı! Kickstarter tarafından sonlandırılmasaydı çok daha fazla fon toplayacağına şüphe yoktu (kapatılma sebebi projenin özgünlük ve güvenlik adına muğlak noktalara sahip olmasıydı).

Anonabox kapandı ama birçok emsal projeye de ilham kaynağı oldu. Ben bu yazıyı yazarken sadece Kickstarter’da anonim internet erişimine yönelik 26 aktif proje vardı. Çoğu da topladığı fonla hayata geçmek için ihtiyaç duyduğu bedellere yaklaşmıştı.

Kırk katır, kırk satır

Bu endişenin en büyük riski alternatif yoldan ilerlediğimizi sanarken doğrudan düşmanın kucağına düşme ihtimali. İnternette karşımıza çıkan ücretli / ücretsiz güvenlik hizmetlerinin bir kısmının bizzat istihbarat toplayan kurumlar tarafından işletildiği biliniyor. Elektronik tuzak da denebilir. Özellikle ABD’nin veri koruma yasası bu ülkeden hizmet veren yapıları her an devletin uzun elinin menzilinde tutuyor. Kuzuyu kurda emanet etmek de denebilir.

ABD’yi dilimize dolayıp diğer tehlikeleri unutmayalım. Örneğin bir istihbarat ihmali sayesinde öğrendik ki Almanya Türkiye’ye yönelik teknik takip yapıyormuş. Açığa çıkıp sebebi sorulduğunda “bu istihbaratın fıtratında var” misali bir cevap geldi.

‘Sabıkalı’ listesinde aklınıza düşen her ülkenin benzer bir faaliyet yürüttüğüne şüpheniz olmasın. Bilemediğimiz tek şey kimin neye ne kadar eriştiği ve bununla ne yapmayı planladığı. Bizzat ABD dahi elektronik istihbarat mağduru olduğu için Çin ile savaşın eşiğine geliyorsa Türkiye’nin durumunu düşünmek bile istemiyorum.

Özetle yabancı şirketlerle rekabet ettiğiniz ihalelere girerken, bilgisayarınızda kalacağını düşündüğünüz bir fotoğraf çekerken; hatta kamerası, mikrofonu olan herhangi bir cihazın civarında bulunurken bile ürpermemiz için yeterince gerekçemiz var.

Şahit olduğumuz örnekler sayesinde anladık ki ne buluta yüklediğimiz veriler güvende ne de kendi disklerimizdekiler. Ne internete doğrudan bağlanırken güvendeyiz ne de VPN ve benzeri alternatif rotalarda ilerlerken.

Bu karmaşada güveneceğimiz kişi ve kurumlara yönelik endişemiz en haklı tedirginliğimiz.

Kimilerinize klişe gelebilir ama bu yazı Intel’in Kurucusu Andrew Grove’un sözüyle bitmek zorunda: Sadece paranoyaklar hayatta kalır!

Fare ve klavyeler ölmek zorunda mı?

4
TechInside Analizi:  Aşağıdaki yazının verdiği en önemli mesaj; bilgisayar ile etkileşim konusunda dahiyane bir fikir henüz bulunmadı ve kendisini bulacak birisini veya şirketi bekliyor..

İlk zamanlarda, bilgisayarımızla konuşmak için mücadele ettiğimiz iki yol vardı. Komut satırında yazmak için klavyemiz ve grafiksel kullanıcı arayüzlerinde dolaşmak için kullandığımız farelerimiz. Fare sonuçta galip çıktı ve o andan sonra bilgisayarla iletişimde öncelikli yol olarak fareler hüküm sürdü.

Ama son beş yıldır önce dokunmatik ekran formunda sonra da Leap Motion gibi el hareketiyle etkileşim sistemleri formunda gaspçılar geldi. Dün, HP dokunmatik ekran, RealSense 3 boyutlu kamera, projektör, yassı dokunmatik ekranlı yüzey gibi etkileşim metodlarını birleştirip bir Frankeştayn yaratmak yeni bilgisayarı Sprout’u tanıttı. Bu bilgisayar tüm akranları gibi klavye ve fareyi öldürmeye çalışıyor.

hp-sprout-gif-1

HP Sprout bir fare katili olabilir mi?

Sprout 1.899 dolarlık satış fiyatı ile garip bir sistem ve yaratıcılıkla klavyesiz ve faresiz bir alet olarak tanıtılıyor. Tepedeki kamera yassı dokunmatik yüzeye koyduğumuz objelerin fotoğraflarını çekebiliyor.

Ama yapamadığı bir çok şey de var. Adobe uygulama desteği henüz yok. Klavyesiz olarak tanıtılsa da klavye arabirimin hâlâ öncelikli bir parçası.

Sprout gelecekte bilgisayarların nereye gideceğini bize göstermeye çalışıyor ama henüz bitmiş bir ürün değil. Bir başka deyişle, Leap Motion, Meta ve diğer birçok el kol hareketiyle komuta edilen, dokunmatik ya da ses bazlı arabirimler gibi bu etkileşimin karanlığına açılan bir tecrübe denemesi.

hp-sprout-gif-2

Dokunmanın özel kullanımlar için muhteşem olduğu inkâr edilemez. El hareketleriyle etkileşim de aynı ölçüde müthiş, özellikle sanal gerçeklikte gezinmek ya da üç boyutlu bir modeli keşfetmek için ekrana dokunamayan bir cerrah için çok şey ifade ediyor. Bu kullanım alanları çoğaltılabilir.

Ama pek çok senaryoya göre yetersiz de kalıyorlar. Hala primitif durumdalar. Fare ve klavyenin yaptıklarını daha fazla çabayla ortaya koyup yerine getiren bir kullanıcıya ihtiyaçları var. Bazı durumlarda, fare ve klavyenin yapabileceği basit bir görev için gereğinden fazla çabaya göstermeniz gerekiyor.

Teşekkürler Holywood

iron-man-gif-1

Peki bu fare ve klavye nefreti nerden geliyor? Geleceği hayal etmemiz ve filmlerde ve televizyonlarda çizilen portrelerden kaynaklanıyor olabilir. Azınlık Raporu ve Galaksinin Koruyucuları’nı düşünün. Iron Man’deki Tony Stark’ın bileğindeki vuruşla boşluklar etrafınndan kaydırıp yakınlaştırmasını düşünün. Filmlerde gösterilen zahmetsiz, üç boyutlu ortam tarafından baştan çıkartıldık. Elon Musk bile bundan etkilendi. İzlediğimiz filmler teknolojinin böyle olması gerektiğini düşünmemiz konusunda bizi etkiledi.

iron-man-gif-2

Ama tüm görsel efekt tasarımcıları birer bilgisayar etkileşim uzmanı değiller. Jacop Nielsen ise bir istisna ve tam da böyle biri. Her sistemin ne yapıp yapamayacağını göstererek ;“Tek bir kazanan yok”, diyor. “Farelerin ve de parmakların her birinin güçlü nedenleri var. İşte bu nedenle her iki sistemin de birlikte çalışması için bir arada tasarlamalıyız, birini diğerine tercih etmemeliyiz.

Ancak, hepimiz Tony Spark’ın verdiği havalı güvenden ve günü ellerimizle dijital senfoni yaparak geçirdiğimiz gelecekten kaçamayız. Görünen o ki bu teknolojilerin pratik kullanımı için biraz daha beklememiz gerekecek.

motion-control-gif

Şirketlerin kabusu geri döndü

0

Banka ve telekom operatörlerinden gelmiş yüksek meblağlı sahte fatura e-posta dosyalarını açan kişilerin bilgisayarlarında ki tüm dosyalar Cryptolocker adlı zararlı bir yazılım sonucunda şifreleniyor ve kullanılmaz hale geliyor. Bilgisayar sistemini ele geçiren çeteler daha sonra şifreledikleri dosyaları geri vermek için belli bir sürede ödenmek üzere para talep ediyorlar. Bu para belirtilen sürede ödenmezse sistemde ki bütün dosyaları silip kullanılmaz hale getireceklerini belirten ve fidye talep eden çeteler Türkiye’de ki birçok firmanın kâbusu haline geldi. Özellikle iş sürekliliği etkilenen birçok firma çareyi istenilen fidye bedelini ödemekte buluyor.

Daha önceki yıllarda da bu tarz Spam e-maillerle karşılaşıldığını belirten Vizyon Arge Satış Müdürü Sinem Tirkeş “Bilişim güvenliğinde en çok karşılaşılan güvenlik açığı Oltalama denilen saldırılardır. Günümüzde birçok kişi gerek e-postalarına gelen sahte e-mailler, gerekse sahte web siteleri yüzünden mağdur olmaktadır. Gerçeğine çok benzeyen bu tarz sahte e-posta ve web sitelerine karşı kullanıcıların dikkatli olması gerekmektedir” diye belirtti. Firmaların bu tarz tehditlere karşı öncelikli olarak çalışanlarını bilinçlendirmeleri gerektiğini belirten Tirkeş; “Belirli güvenlik yazılımları ile bu tarz saldırıları öncesinde engellemek mümkün. Bu tarz güvenlik yatırımlarının yanında firmalar muhakkak sistemlerinin ve önemli dosyalarının yedeklerini düzenli olarak alarak iş sürekliliğinin devamını da sağlamalılar” diye belirtti.

Experteam bir kez daha Deloitte Fast50’de

0

Deloitte Türkiye’nin her sene düzenlediği teknoloji sektöründe faaliyet gösteren ve büyüme hedefi olan şirketlerin katıldığı  “Deloitte Teknoloji Fast50 Türkiye 2014 Programı” sonuçlandı. Türkiye’nin önde gelen bilişim çözümleri şirketi Experteam, Fast50’de Türkiye’nin en hızlı büyüyen kuruluşları arasında 7. sırada yer aldı.

Türkiye’nin en hızlı büyüyen teknoloji şirketlerini belirlemek amacıyla yürütülen Deloitte, ‘Fast50 Programı’nda kuruluşlar 2009-2013 yılları arasında net satış gelirlerinde kaydettikleri büyümeye göre yer almaya hak kazanıyor.

Deloitte Teknoloji Fast50 Türkiye 2014 Programı’na katılmak isteyen şirketlerin 2009 yılında en az 50 bin avro, 2013 yılında ise en az 800 bin Euro net satış geliri elde etmiş olmaları, merkezlerinin Türkiye’de bulunması ve bir “teknoloji şirketi” olması gerekiyor.

2009-2013 yılları arasında cirolarında yüzde bin 527’lik bir büyüme gerçekleştirdiklerini belirten Experteam CEO’su Özgür Dönmez, “Önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da Deloitte Teknoloji Fast50 Türkiye 2014 Programı’nda yer aldık. Sürekli artarak devam eden başarımızın temelinde çözüm üreten, akılcı, çalışkan, müşteri ve çalışan memnuniyeti odaklı çalışma ilkelerimiz yatıyor” dedi.

Experteam’in ana hedefinin Türkiye dışındaki kapsama alanını genişletmek olduğunu vurgulayan Özgür Dönmez, “Avrupa’daki müşterilerimizin sayısını artırmak istiyoruz. 2013 yılında 38 milyon TL ciro yaptık. Bunun yüzde 25’i yurtdışı işlerimizden sağlandı. Bu yıl ciro öngörümüz 55 milyon TL. Hedefimiz cironun yarısının yurtdışından gelmesi” diye konuştu.

Microsoft PowerPoint’i gömüyor mu?

0

En son ne zaman 30 yaşının altındaki bir kişinin sunum yaparken Prezi yerine PowerPoint sunumu açtığını hatırlamıyoruz bile. Microsoft bu durumu yeni sunum uygulaması Microsoft Sway ile bozmayı umuyor.

Sway fotoğrafları, videoları ve belgeleri bilgisayarınızdan, Facebook’tan Youtube’dan, Twitter’dan veya bulut deponuzdan sürükleyip bırakmaya imkan tanıyor. Bir web tarayıcısı veya telefonunuz için olan bir uygulama yardımıyla çalışırken sunumlarınız internet üzerinde depolanıyor.

Microsoft Sway’i Ekim ayında duyurmuştu. Pazartesi günü ise aralarında bizim de bulunduğumuz çeşitli gazetecilere deneme sürümü davetiyeleri yolladı.

Sway’i bir süre kurcaladıktan sonra söyleyebiliriz ki kullanımını dikkat çekici bir biçimde kolay.

Yeni bir tasarım, arka plan ve font seçmenize yarayan “change my mood” gibi güzel özellikleri mevcut. Ek olarak “remix” butonu tüm bunları sizin yerinize yapabiliyor (Google’ın “kendimi şanslı hissediyorum” butonuna biraz benziyor)

Demo süresince “Vay! Bunu kimse daha önce yapmamıştı!” diyebileceğimiz hiçbir şey görmedik.

Ancak belirtmek gerekirse, Prezi yaptığı açıklamada Fortune 500 şirketlerinin yüzde 80’iyle beraber 50 milyondan fazla kullanıcısı olduğunu söylüyor. Bu yüzlerini PowerPoint’ten çeviren inanılmaz sayıda çok insan demek.

Microsoft’un Prezi’ye kolay kullanım sunan bir alternatif üretmesi gerkiyor ve Sway bu tanıma uyuyor.

Fakat Sway hakkındaki belki de en önemli şey onun aslında CEO Satya Nadella’nın yeni görevi olan “verimliliğin yeniden keşfi”ne hizmet eden birkaç yeni uygulamanın bir parçası olması.

Sway:

– Bu ayın başında yayınlanan ve iki farklı dil arasındaki Skype konuşmalarını gerçek zamanda tercüme edecek olan Skype Translator,

– Eylül ayında yayına çıkan ve belgeleriniz, takviminiz ve kişilerinize gömülü tüm önemli şeyleri bulmanıza yarayan bir Office 365 aracı olan Delve,

– Office 365 müşterileri için bir bulut servisi eklentisi olan Power Q&A,

– Microsoft’un Siri’ye cevabı olup şu anda Windows Phone’larda bulunan ve kaynaklara göre de Windows 10’da bir masaüstü uygulaması olarak bulunacak olan Cortana gibi uygulamalara katılıyor.

Videoları kullanıcıların küçük kısmı paylaşıyor

0

Unruly tarafından bugün yayınlanan bir rapora göre internet kullanıcılarının yüzde 20’den az bir kısmı (yüzde 17,9) sosyal ağ hesaplarından haftada birin üzerinde video paylaşıyor. Pazarlama teknolojisi şirketi bu “süper paylaşımcıların” aynı zamanda tüm video paylaşımlarının yüzde 82,4’ünü oluşturduğunu da ortaya koyuyor, dolayısıyla daha çok ilgi çekmek isteyen reklam verenler bu kullanıcıları hedeflemek zorunda.

Unruly’s Geography of Sharing Report (Unruly’nin Paylaşımın Coğrafyası Raporu) dünyadaki temel video paylaşım trendlerini de tanımlıyor.

Örnek olarak rapor video ekosisteminin parçalanmış olduğunu gösteriyor. Dünya çapındaki video paylaşımlarının çoğunluğu (yüzde 59,4) Facebook üzerinde yer alırken izleyiciler aralarında Twitter’ın (yüzde 13,8), Google+’ın (yüzde 9,3), Tumblr’ın (yüzde 5,7) ve Pinterest’in (yüzde 3,9) bulunduğu çok çeşitli platformlarda da paylaşım yapıyorlar. Rapor yanı zamanda video izlemelerinin yüzde 75’inden fazlasının Youtube dışında gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

Rapordaki diğer ilgi çekici öğeler şöyle:

– Sosyal yayılım hızı ülkeden ülkeye büyük değişiklik gösteriyor. En hızlı paylaşımcılar ise Güney Koreliler: paylaşımların yüzde 20’si yayınlanmanın sonrasındaki ilk 24 saat içinde oluyor.

– Unruly Activate’e göre Güney Kore’deki video izleyiciler (yüzde 28) aynı zamanda tıklamaya, tekrar izlemeye ve bir reklamı paylaşmaya dünyanın herhangi bir bölgesinden daha çok yatkınlar.

– Küresel kampanyalarda en etkili duygusal tetikleyici “mutluluk” olurken sosyal güdüler kültüre daha çok bağımlı.

– Almanya’daki izleyiciler reklamları sonuna kadar izlemeye daha yatkınlar: reklam izleyen Almanların yüzde 79’u son karesine kadar izliyor. Unruly Activate’e göre onları yüzde 77 ile Birleşik Krallık takip ediyor.

Unruly’nin ABD müdürü Richard Kosinski “Duygusal ve sosyal tetikleyiciler doğru oranda kullanılarak sosyal video kampanyaları coğrafi ve dilsel sınırları aşabilir ve küresel iletişimi başlatmak amacıyla kullanılabilir. Fakat yerel etkinleştirmeler başarının sırrıdır ve bu da pazarlara ve demografiye göre üstü kapalı farklılıkları ortaya çıkaran veri temelli kavrayışın, kampanyaları küresel başarıya götürebileceği ve markaları kültürel gaflar yapmaktan koruyabileceği yerdir.” diyor.

Ayrıca “Verilerimiz bize izleyicilerini arttırmak ve dijital video kampanyalarında kazanılan medyayı maksimize etmek isteyen markaların, çok fazla platformda süper paylaşımcıları hedeflemelerinin başarı şanslarını çok fazla arttırdığını gösteriyor” diye ekliyor.

UV geniş formatta büyük iş birliği

0

Fujifilm, bu alanda önemli bir iş birliği gerçekleştiriyor. Türkiye genelinde hizmet veren 4 farklı şirketi, 8 bölge bayi, 5 bölge ofisi ve 100’e yakın uzman personeli bulunan, ayrıca doküman çözümlerinde pek çok başarılı çalışmaya imza atan Lidya Grup, Fujifilm’in Acuity LED ve Acuity FB ile Uvistar serisi makinelerinin satışını ve satış sonrası hizmetlerini gerçekleştirecek. Fujifilm ve Lidya Grup arasında yapılan anlaşma, tüm dijital baskı sektörüne, hem iç mekân hem de özellikle açık hava reklamcılığına yeni bir soluk getirecek.

Fujifilm’in; fotoğraf kalitesinde yüksek hızlı dijital baskı yapan Acuity Advance UV Flatbed dijital baskı makinesi, hızlı ve düşük maliyetli olmasının yanı sıra çok amaçlı baskı yapan Uvistar II UV dijital baskı makinesi ve  LED kurutmalı Acuity LED 1600 UV dijital baskı makinesi, sektörün yakından takip ettiği önemli makineler. Mevcut satış kanallarının büyütülerek pazar payının artırılmasına yönelik gerçekleştirilen işbirliği, gelişen pazarın ihtiyaçlarını karşılamak adına büyük önem taşıyor.

“Sektörü çok iyi tanıyoruz”
Geniş format dijital baskı alanında üretimde verimlilik ve kaliteye önem veren firmaların yakından takip ettiği bir marka olduklarını belirten Fujifilm Dış Ticaret Genel Müdürü Cengiz Metin, “Taleplere hızlı bir şekilde yanıt veriyoruz. Çok iyi tanıdığımız geniş format dijital baskı sektörüne; kaliteli, yaratıcı baskılara imkan veren ve düşük üretim maliyeti sağlayan çözümler sunuyoruz. Bu üç madde zaten sektörün ana ihtiyacı ve karlılık bu özelliklerden geliyor. Hem Acuity Serisi, hem de  Uvistar Serisi bu çözümler için ideal makineler. Doküman çözümlerinde çok başarılı çalışmalara imza atan Lidya Grup ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinin sektör adına önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Her yıl ortalama yüzde 300 büyüme gösteren UV dijital baskı sektöründeki pazar payımızı bu iş birliği ile yüzde 25 oranına çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.

“2014 yılını yüzde 35 büyüme ile kapatacağız”
Xerox, Epson ve ardından Fujifilm’le anlaşma imzalayan Lidya Grup Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Öz ise “2012 yılında çoklu marka stratejimizi açıkladığımızda biz bu günleri öngörmüştük. Teknolojiye ve ürüne sahip olduğunuz kadar faaliyet gösterdiğiniz bölgeye de aynı oranda hakim olmanız gerekir. Biz global kurallara göre strateji belirleyen yerele uygun taktiklerle iş geliştiren, finansal yapısı güçlü yüzde 100 Türk sermayeli bir firmayız. Biz hangi ilde şirket kurduysak o ilin ticaret odasına kayıt olduk, bölgeye girişimcisiyle omuz omuza çalıştık. 2014 yılı sonu hedef büyüme oranımızı yüzde 20 olarak öngörmüştük, ancak son çeyrekte yaptığımız kurumsal projeler sayesinde 2014 yılını yüzde 25 büyüme ile kapatmayı hedefliyoruz. CAD ve grafik sanatlar ürün grubunda ise yüzde 35 büyüme hedefliyoruz. Bizim tutkumuz salt ciro artırmak olmayıp, sektörün geleceğine katkı sağlayan ve uzun soluklu bir iş sürecinin etkin yöneteni olmaktı, bunu da başardığımıza inanıyoruz. Ürün satan değil çözüm sunan olmayı hedeflediğinizde  başarı kendiliğinden geliyor. Yeni geniş format Fujifilm ürün ailesini 4-7 Aralık 2014 tarihlerinde Fespa Eurasia’da genişleyen Lidya Grup standında sergileyeceğiz” dedi.

Sponsoru Vodafone olanın daveti video selfie olur

0

Beşiktaş Jimnastik Kulübü Cuma günü düzenlenecek basın toplantısı için videolu bir davet hazırladı. Vodafone Türkiye sponsorluğunda inşa edilen Vodafone Arena’da Beşiktaş futbol takımına güç katacak yeni bir platformun basına tanıtılacağı toplantının bilgisi Vodafone Türkiye Genel Müdürü Gökhan Öğüt ve BJK Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Orman’ın videolu davetleriyle basına ulaştırıldı.

İşletmeler için Karma Bulut yeniden tanımlanıyor

0

EMC; EMC ve VMware’in donanım, yazılım ve hizmetlerini entegre eden ve özel bulut ile açık bulutun en üstün özelliklerini bir araya getiren EMC Kurumsal Karma Bulut Çözümü’nü tanıttı. Türkiye Genel Müdürü Önder Sönmez’in ev sahipliğindeki basın toplantısında yeni çözümün tanıtımının yanı sıra, 27 Kasım’da, Ankara’da düzenlenecek EMC Forum kapsamında gerçekleştirilen araştırmaya ilişkin dikkat çekici bulgular paylaşıldı.

EMC Kurumsal Karma Bulut Çözümü, BT’yi hizmet olarak 28 gün gibi kısa bir sürede kurulmuş şekilde sunuyor. Yeni çözüm sayesinde işletmeler artık açık bulut hizmetlerinin hızı ve çevikliği ile özel bulut altyapısının kontrol ve güvenlik özellikleri arasında seçim yapmak zorunda kalmayacak.

BT kuruluşları modern ve hızla değişmekte olan iş ortamının zorlayıcı şartlarına ayak uydurmak için rekabet etmek durumunda. Bu nedenle hem güvenilir, kontrol altında ve sağlam olduğu için özel buluttan; hem de basit, düşük maliyetli ve esnek olduğu için de açık buluttan yararlanmak zorundalar. EMC Kurumsal Karma Bulut Çözümü işletmelerin sistemlerine hem açık, hem de özel bulutun en üstün özelliklerini bir arada içeren bir karma bulut konuşlandırmasına olanak sağlıyor.

EMC Türkiye Genel Müdürü Önder Sönmez, Türkiye pazarına sunulan yeni Kurumsal Karma Bulut Çözümü’nü şu sözlerle değerlendirdi: “İşletmeler karma bulut çözümlerini hızlı bir şekilde sistemlerine konuşlandırmak için birçok kez seçeneklerinden ödün vermek zorunda kalıyor. Zira, hızlı ve basit şekilde olan kurulumlar birçok koşulu da beraberinde getiriyor.”

Türkiye’deki şirketlerin özel ve açık bulut özelliklerinin birleşimine çok sıcak baktığına değinen Sönmez; “EMC Forum kapsamında gerçekleştirmekte olduğumuz araştırma sonuçlarına göre; şirketlerin yüzde 62’si özel ve açık bulut hizmetlerinin, çeviklik ve güvenlik alanlarında kendilerini daha üst seviyeye taşıyacağını düşünüyor. EMC olarak, Kurumsal Karma Bulut Çözümü’müzde açık bulut hizmetlerinin hızı ve çevikliği ile özel bulut altyapısının kontrol ve güvenlik özelliklerini bir araya getirdik. Çözümümüzün hızlı bir şekilde sisteme kurulmasına ek olarak, müşterilerimize diledikleri seçenekleri sunmak için mühendislerimiz, tasarım sürecinde uzun zaman harcadı. Ancak, karma buluttan yararlanılan BT dönüşümü yalnızca teknolojiyi içermiyor; bu nedenle EMC müşterilerine ayrıca başarısı kanıtlanmış uzman hizmetler sunuyor. Bu sayede Türkiye’deki CIO’lar, BT’yi hizmet olarak alabilmeleri için ihtiyaç duydukları gereksinimlerini planlayabilecek ve BT, işletmeler için bir hizmet olarak sunulabilecek” dedi.

Gelecek Maker’larla güzel olacak

0

İstanbul dolayısıyla da Türkiye ilk kez bir Mini Maker Faire etkinliğine sahne oldu. “Maker Faire” maker’ların şöleni, kutlaması, panayırı anlamına geliyor. Bol bol eğlence, acayip icatlar, işe yarayan ve hiç bir işe yaramayan acayip makineler, programlar, gösteriler iki gün boyunca İstanbullularla buluştu.

Turkcell ev sahipliğinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Mini Maker Faire etkinlik alanı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Davut Kavranoğlu, Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv, Turkcell Genel Müdür Yardımcıları Selen Kocabaş, Tuğrul Çora ve Yiğit Kulabaş, Turkcell Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akça başta olmak üzere Turkcell Üst Yönetimi’ni de ağırladı.

Mini Maker Fare etkinliğine reklam dünyasının önemli ismi Levent Erden ve Young Guru Academy Kurucusu Sinan Yaman da yakın ilgi gösterdi ve maker’larla projeleri üzerine sohbet ettiler.

İzmir Fen Lisesi, Alman Lisesi, Bilkent Üniversitesi gibi Türkiye’nin dört bir yanından lise ve üniversite öğrencilerinin, sektör liderlerinin yoğun ilgi gösterdiği organizasyonda, ALKEV, Şişli Terakki Lisesi, Cumhuriyet Koleji, Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Koleji gibi pek çok okul projelerini sergileme imkânı buldu.

111 ilginç proje-icat kamuoyuyla paylaşıldığı etkinlikte 150’den fazla maker, yani üretken ve yaratıcı insan çalışmalarını sergiledi. Aynı zamanda iki gün boyunca gerçekleştirilen ‘Maker ve Eğitim’, ‘Maker ve Hukuk’, ‘Maker ve Siyaset ve Toplum’ konulu panellerde, konuyla ilgili birbirinden değerli konuşmacılar, deneyimlerini ve görüşlerini paylaştı.

Snapchat’in para transfer atağı

1

Snapchat popüler mesajlaşma uygulamasına yeni bir özelliğin geleceğini açıkladı: Arkadaşlara para gönderebilme yeteneği. ‘Snapcash’, ödeme şirketi Square ile yaptığı ortaklık sayesinde insanlara banka kartı bilgilerini girme ve buradan direkt olarak arkadaşlarının banka hesaplarına gitmek üzere güvenli bir şekilde para transferi yapabilme seçeneği sunacak.

TechInside Analizi:  Dijital dünyada popüler olan uygulamalara sahip her şirketin gündeminde, bir şekilde, para transferlerine ve ödemelere aracı olmak yatıyor. Bu iş çok cazip zira milyonlarca kullanıcıyı kuruşlar ile çarptığınızda yıllık milyarlarca liralık ek gelir elde etmek gayet olası. Esas soru şu; komik veya mahrem! fotoğraf göndermek için tasarlanmış bir uygulamadan para göndermek kullanıcılar için ne kadar güvenli olabilir? Bu sorunun cevabını görmek için biraz bekleyeceğiz. Ancak gözden kaçırılmaması gereken şu ki işletmeler ve girişimciler için bireysel finans çözümleri çok büyük bir potansiyel sunacak.

Arkadaştan arkadaşa ödemeler ile Snapchat; PayPal ve Venmo’nun sahibi olan eBay’in, Gmail’e bu yılın başında ödeme özelliği getiren Google’ın ve yakın zamanda benzer bir özelliği sunma potansiyeli olan Facebook’un da dahil olduğu kalabalık bir alana giriyor. Snapchat’in mobil ödeme alanına girişi özellikle ilgi çekici. Geçtiğimiz sene CEO’su Evan Spiegel Facebook tarafından önerilen 3 milyar dolarlık teklifi reddettiğinde bazı kişiler uygulamanın sadece kaybolan özçekimleri göndermenin eğlenceli bir yolu olduğunu ve önemli gelir fırsatlarından yoksun olduğunu tahmin ediyorlardı. Şirket ise daha bu sene içinde reklam stratejisini açıkladı ve ilk reklamını Ekim ayında yayınladı.

snapchat

Snapchat’in açıklaması baz alındığında iki şirket arasında nasıl bir anlaşma olduğu belirli değil zira kullanıcılar servis için ücretlendirilecek gibi gözükmüyor. Snapcash muhtemelen Square’in bir sene önce çıkan kendi para gönderme servisi Square Cash’in üzerine inşa edildi. Square normalde kendi Square Register platformundan ödeme kabul eden şirket sahiplerinden ödeme başına yüzde 2,75 komisyon alıyor. Bir şirket kasasından ziyade dijital cüzdana daha çok benzeyen Square Cash’in kullanımı ise ücretsiz.

Square ve Snapchat ek olarak kullanıcıların finansal bilgilerinin mahremiyeti konusunda bazı soruların da üstesinden gelmek zorunda. Snapchat yakın zamanda Snapchat tarafından desteklenmeyen bir üçüncü parti uygulama tarafından ve kullanıcı fotoğraflarının ele geçirildiği bir hack saldırısından etkilendi ve bazı kullanıcılar hala şirkete kişisel bilgi vermek konusunda tedbirli davranıyor. Fakat Snapchat yaptığı açıklamasında “Square bu alanda çok fazla tecrübeye sahip ve takımlarımız Snapcash’in herkes için muhteşem bir deneyim olması için çok sıkı çalıştı.” dedi.

İşletmeler için Facebook servisi: Facebook@Work

0

Facebook uzun bir süredir dijital işinize bir süre ara vererek bebek fotoğraflarına, arkadaşlarınızın durum güncellemelerine veya Excel tablolarıyla dolu bilgisayar ekranlarından başka herhangi bir şeye bakmanıza imkan tanıyarak soluk almanıza yarayan bir mecraydı.

Yakında işinizi de kendisine taşımak isteyecek.

Şirket, konuyla alakalı ancak proje hakkında konuşma yetkisine sahip olmadıkları için anonim kalmak zorunda olan kaynakların bildirdiğine göre, özellikle işyerlerinde kullanım için tasarlanmış yeni bir ürünü test ediyor. Kaynakların bildirdiği üzere Facebook@Work adı verilen ürün kullanıcıların, grup sohbetleri ve çalışma arkadaşları ile belge paylaşımları sağlayarak, projeler üzerinde birlikte çalışmalarına imkan sağlayacak.

TechInside Analizi:  Sosyal ağların popüler hale gelmesi ile birlikte pek çok şirket kurumsal sosyal ağ çözümlerine odaklanmıştı. Microsoft bu çerçevede Yammer’ı satın almıştı. IBM ve SAP’nin benzer çözümleri bulunuyor. Şimdi Facebook’un bu alana kendisinin girmesi, kullanıcı tabanı göz önüne alındığında kurumsal sosyal ağ pazarındaki diğer oyuncular için büyük bir tehdit oluşturuyor. Özellikle Facebook’un bu çözümü, Facebook platformunun ana niteliği olan, uygulama geliştirme ve yayınlama altyapısı ile sunacağına kesin gözü ile bakabiliriz. Bu durumda Facebook@Work Salesforce ve benzeri CRM, Satış Yönetimi gibi çözümler için gerçekten korkmaları gereken bir rakibe dönüşebilir. Elbette bu gelişmeler bağımsız programcılar ve işletmeler için yeni bir uygulama platformuna sunacakları çözümler için yeni bir gelir kapısı da açabilir.

Geçtiğimiz Pazar günü The Financial Times tarafından duyurulan proje, yine aynı kaynaklara göre şu an birkaç farklı şirketin dahil olduğu test sürecinde olup önümüzdeki aylarda duyurulması bekleniyor.

Facebook’un bu hizmet için para alıp almayacağı veya kullanım için bir yazılım indirmenin gerekli olup olmayacağı henüz bilinmiyor. Facebook’tan henüz resmi bir açıklama da gelmiş değil.

hipchat-hero2

Şirketin bu hareketi henüz genç olan birlikte çalışma yazılımı pazarının geçtiğimiz aylardaki önemli ölçüde kızışmasının üzerine gelmiş durumda. Kurumsal seviyede birlikte çalışma üzerine heyecan verici bir girişim olan Slack yakın zamanda yazılım tabanlı servisini şirketlere taşımak amacıyla 120 milyon dolar risk sermayesi yatırımı aldı. İki diğer Silikon Vadisi girişimleri Hipchat ve Asana da aynı servisleri sunuyorlar. Tabii bilhassa Microsoft ve Google’ın her birinin büyük şirketler için önerdiği birlikte çalışma araç takımları da mevcut.

Ancak Facebook’un bu çabası yeni değil. Konu hakkında bilgisi alınan kaynaklar şirketin yıllar önce proje üzerinde çalışmaya başladığını söylüyor. Şirket içinde önceliği sürekli değişen proje Facebook için her zaman en üst önceliğe sahip olmamış. Şu an Facebook@Work projesi Facebook’un Londra ofisindeki bir takım tarafından yürütülüyormuş.

Yine de konuyla alakası olan kişiler Facebook ve bir diğer büyük şirket müşterilerini hedefleyen şirket olan Dropbox’un üst düzey yönetiminde bulunan kişilerin, yayınlanmasının üzerinden bir yıldan az bir süre geçtikten sonra 1 milyar dolarlık değere ulaşan Slack’i yakından takip ettiklerini söylüyorlar.

Facebook yıllarca süren geliştirmelerden sonra nihayet ürünü açıklamaya hazır gibi gözükse de 1,3 milyar devamlı kullanıcısı bulunan dev sosyal ağın şirketleri bu ürünü kullanmaya ikna etmesi zor olacak.

En zoru da bilgi işlem müdürlerinin ve güvenlik genel müdürlerinin bu tip bir yazılım veya servise geçişe onay vermesi olacak. Zira pek çok büyük şirket teorik olarak çalışanlarına iş yaptırabilmek için Facebook’a ofis içinde erişimi kısıtlıyor.

E-ticaret’in dijital reklamla dansı

0

Teknoloji kullanımını artırarak performansları büyük ölçüde iyileştiren dijital dönüşüm, birçok şirketin gündemini oluşturuyor. Üst düzey yöneticiler büyük veri, mobil erişim, sosyal medya ve çeşitli CRM araçları kullanarak müşterilerini daha iyi tanıma ve onlara daha kaliteli hizmet verme konusuna yoğun ilgi gösteriyor. Türkiye’nin en büyük perakende markalarının e-ticaret sitelerinde imzası bulunan Inveon, kullanıcıların internet alışverişinde hareket modellerini inceledi. Buna göre kullanıcı trafiğinin yüzde 30’unu Adwords kampanyaları getiriyor. Bu kampanyalar aracılığıyla sitelere girerek alışveriş yapan kullanıcılar toplam cironun yüzde 40’ını oluşturuyor.

Dijital dönüşümün perakende sektöründe taşları yerinden oynatacağını kaydeden Inveon Yönetici Ortağı Moris Kastro, teknolojik dönüşümün çıkış noktalarından birinin müşteriyi daha iyi tanıma kanalları olacağını belirtti. Kastro, Google verilerine göre; CD/DVD satın alanların yüzde 86’sının, kişisel cihaz satın alanların yüzde 71’inin, spor malzemeleri satın alanların yüzde 35’inin öncesinde internetten araştırma yaptığına dikkat çekerek, “Doğru anahtar kelimelere yatırım yaparak ilgili reklam alanlarında etkinlik sağlamak ve reklam üzerinden e-ticaret sitesine erişecek müşterilere ulaşmak için doğru markalama kampanyaları yapmak çok önemli” diye konuştu.

Kişilerin daha önceki alışverişlerine, demografik bilgilerine ve tercihlerine dayanarak kişiye özel kampanyalar sunabildiklerini ifade eden Kastro, artık perakende şirketlerinin doğru iş ortaklarıyla beraber geliştirdikleri yazılımlarla ve kullandıkları CRM araçlarıyla daha fazla etkileşim noktası yaratmaya çalıştıklarını belirtti. Kastro, sözlerini şöyle sürdürdü: “Müşteriyi odağına alan perakendeciler, müşteri sadakati sağlamanın en az kazanmak kadar zor olduğu bu sektörde onları tanıyarak rakiplerinden ayrışmak istiyor. Bu noktada doğru dijital kampanyalar, hem markaların doğru konumlanmasını hem de daha fazla müşteriye ulaşmalarını sağlayabiliyor.”

Doğru müşteriye, doğru zamanda doğru kampanyayı sunabilmek için kullanıcıların gerek internet araştırmasında gerekse e-ticaret sitesine girdikten sonra satın alma döngüsü içinde nasıl hareket ettiklerini iyi analiz etmek gerektiğini belirten Moris Kastro, yaptıkları çalışmalar sonucunda ulaştıkları verileri şöyle sıralıyor.

  • Perakende e-ticaret sitelerinin aylık ciroları incelendiğinde yoğun dönemin Aralık ve Mart ayları olduğu görülüyor. Perakende e-ticaret sitelerinin yıllık satış cirolarının yüzde 20’si bu iki ay içinde gerçekleşiyor. Satışın en düşük olduğu ay ise yıllık cironun yüzde 5,4’üne sahip Ağustos ayı.
  • Online alışveriş için perakende e-ticaret sitelerinin ziyaret saatlerine bakıldığında en yoğun saatlerin ‘öğleden sonra’ ve gece olduğu görülüyor. Alışverişin en çok yapıldığı saatler 14:00 ve 22:00saatleri.
  • En çok online alışveriş yapılan gün Cuma.
  • Kullanıcıların en çok tercih ettikleri kampanyalara bakıldığında Türkiye’deki e-ticaret kullanıcılarının yüzde 55 oranında «bedava kargo» kampanyasını kullanıyor. Bedava kargo kampanyasını yüzde 17 ile «hediye kuponu», yüzde 14 ile belli bir miktar alışverişe indirim takip ediyor. Mağazalar ya da markalar arası kampanyalar çok fazla ilgi görmüyor.
  • Alışveriş severlerin e-ticaret sitelerinde geçirdikleri süreler incelendiğinde markanın kullanıcıyı satın almaya ikna etmek için 2 dakikadan az bir süresi olduğu görülüyor. İlk ziyaretinde satın alma gerçekleştiren kullanıcı sitede ortalama 10,2 dakika geçirirken, satın alma yapmayan kullanıcı ortalama 1,49 dakikada siteyi terk ediyor.
  • Online giyim alışverişinin en yoğun olarak yapıldığı şehirlere baktığımızda ilk 3 sırada İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye’nin en büyük illerinin bulunduğu görülüyor. Antalya ve Bursa da 4’üncü ve 5’inci sıralarda yer alıyor.
  • Gıda alışverişini internetten yapma yoğunluğunda ilk 3 sıranın aynı kalmasına rağmen 4’üncü ve 5’inci şehirler Bursa ve Adana olarak sıralanıyor.

VCE, Avnet ile Türkiye pazarında büyüdü

0

EMC ve Cisco’nun VMware ile Intel’in de yatırımlarıyla kurduğu, VMware’in sanallaştırma ürünlerini, Cisco ve EMC’nin sunucu, ağ ve veri depolama ürünleriyle birleştirerek, dünyanın en gelişmiş bütünleşik altyapı ürünü Vblock’u pazara sunan VCE 2014 ve 2015 değerlendirmelerini paylaştı. Cirosunu 2012 den bu yana yüzde 100 arttıran ve küreselde 2014 senesini 2 Milyar $ ciro ile bitirmeyi hedefleyen VCE, ürünlerinin Türkiye’deki tek dağıtıcısı olan Avnet ile iş ortaklığının kazanımlarını değerlendirildi.

 Vblock ürün ailesini 2012 senesinden bu yana Türkiye’de kurumsal müşterilere sunmakta olan VCE, ürünleri için IDC’nin yaptığı araştırmaya göre Vblock ürün ailesinin pazardaki başarısının nedenleride sıralandı.  Araştırmanın sonuçlarına göre Vblock müşterilerinin veri merkezi toplam sahip olma maliyetleri yüzde 50 düşerken, erişilebilirlikleri %96 artmakta olduğu açıklandı.

Aynı zamanda VCE’nin bir veri merkezinde bulunan tüm katmanları tek bir ürün olarak kendi fabrikasında bir araya getirebilmesi müşterilerine önemli katkılar sağlamaktadır. Araştırmada fabrikada üretim, konfigürasyon ve test servislerinin kurulumları hızlandırarak, birlikte çalışabilirliği garanti ettiği ve öngörülebilir performans sunduğu açıklanmıştır.

IDC raporuna göre VCE’nin yenilikçi yazılımı, VCE VisionTM Intelligent Operations sanal ve fiziksel tüm veri merkezi kaynaklarını tek ekrandan yönetebilir kılar. Vision ayrıca VCE Vblock’un içindeki katmanlar için gerekli olan tüm güncellemeleri doğrular, test eder ve tüm Vblock için tek yaşam döngüsü sunar.

Tek yaşam döngüsü sistem uyumluluğunu ve performansını garanti altına alarak giderleri ve riskleri azaltır. VCE müşterileri veri koruma dahil, tüm veri merkezi desteğini VCE’den alarak farklı servis kaynaklarına da ihtiyaç duymaz. Bu tek elden desteğin, veri merkezi risklerini azalttığı, operasyonel kaynakların daha randımanlı kullanılmasına olanak sağladığı da IDC raporunda  açıklanan bilğiler arasında bulunmaktadır.

Eller aya biz yaya…

2

12 Kasım 2014 tarihinde, Avrupa Uzay Ajansı’na (ESA) ait Rosetta isimli uzay aracı, Philae ismi verilen kapsülü dünya tarihinde ilk kez bir kuyruklu yıldıza indirmeyi başardı. Bu kadar ilki bir arada kullanmak bir gazeteci için zor olsa da gerçekten dünya tarihinde bir ilk yaşandı. Bilime teknolojiye kafa yoranlar bir bilinmeyeni daha çözerek buradan veri toplamaya başladı.

Buradaki en önemli soru, “tüm bunlar karşısında biz ne yapıyoruz” sorusu. Sosyal medyayı takip edenler her konuda olduğu gibi bu konudaki bölünmeyi de görmüştür. Bir kesime yakın olanlar yeni cumhurbaşkanlığı köşküne harcanan parayla biz de Türkiye olarak bunu yapabilirdik mesajı verdi. Başka bir kesime yakın olanlar, ineğe tapanlar uzaya gidiyor biz hala yerimizde sayıyoruz yorumlarını yaptı. Başka birileri ilim Çin’de de olsa gidip alınız vecizine gönderme yaptı.

Somut ne var?
Bu sorunun cevabı kocaman bir sıfır. Ben de bu konuda fikrimi ortaya koymak istiyorum. Ülkemizin bilim ve teknoloji konusundaki yeri ortada. Bu geri kalmışlığımızı da her zaman yeterli beyinlere sahip olmayışımıza, eğitim sisteminin eksikliğine ya da bütçesizliğe bağlıyoruz. Ancak görüyoruz ki yeni cumhurbaşkanlığı köşküne bütçe ayrılabiliyorsa pekala bilimsel araştırmalar için de bütçe ayrılabilir. Turkcell Teknoloji Zirvesi’nde sahneye çıkan genç deha Kaan Göksal gibi beyinler bu ülkede doğuyor ve eğitilebiliyorsa o tarafta da sorun yok demektir.

Kısaca özetlemek gerekirse ülke olarak sorunumuzun “niyet” olduğunu düşünüyorum. Niyetlendik mi gerisi gelecek ama bunun için ne yapmak lazım onu bilemiyorum.

Girişimin amacı kâr mı yoksa ciro mu olmalı?

0

İşe yeni başlayan şirketlerin gündeminde temel bir soru oluyor; Risk sermayesi yatırımları ciro ile mi yoksa kârlılık ile ilgileniyorlar? Bu karmaşık gibi görünen soru için cevap açık ve basit; her ikisi birden.

Pek çok yatırımcı kâr yerine gelir artışını görmeyi tercih ediyor. Biliyorlar ki, büyüme zamanla kârı beraberinde getirebilir. Örneğin; bir tane yerine 12 rulo kağıt havlu satın almak daha ucuza gelir. Ya da sıkma hardala karşı büyük bir kavanoz hardal almak daha ucuzdur. Aynı kurallar şirketlerin satın alınımlarında da kullanılıyor—ama genellikle işgücü, imalat, pazarlama ve dağıtım gibi daha pahalı şeyler için geeçerli oluyor.

Eğer bu sıfırdan işe başlayan şirket, meyve suyu satıyorsa ve her bir şişeden para kaybediyorsa, yatırımcı bilir ki üründen daha çok üretince o ürünü ucuzlaştırmak mümkündür. Örneğin; her bir şişe için, tüm aracı kutularca meyve suyu doldurmak ve tek bir kutuyu başka birinin aracına koymak daha ucuzdur. Ölçek ve verim oranı fiyatı düşürdüğünde kâr ortaya çıkar.

SoundBetter’ın kurucusu ve CEO’su Shachar Gilad; “şirketler büyüdükçe hacim ekonomisinden faydalanıyorlar” diyor ve ekliyor; “Başlangıçta kâr için olumlu düşünmeyi önlemek ve büyümeye odaklanmak sorun değil. Ama gösterişli bir şekilde kazanç elde etmek ve yol haritasında kar için açık bir yola sahip olmak güzel bir fikir.” Artık biliyoruz ki yatırımcıları en çok etkileyen şey kârı görünür hale getirme becerisi.

Madalyonun diğer yüzünde kâra giden yol olmadan sadece kötü yüksek büyüme olabilir. Biri arar ve yeni arabaları 5 dolara satar. Eğer yeterince arabanız varsa, insanlar satın almak için kuyruğa girer ve müthiş bir kazanç göstermiş olursunuz. Ama bu iş modeli herhangi bir ölçekte hiçbir kâr sağlamaz. Eğer şirketiniz on kuruş için bir lira harcıyorsa, verim oranına rağmen bu iyi bir yatırım değildir. Şirketler bunu daha fazla para kaybetmek için yapıyor.

Jason Fried Groupon’un ilan tahtasına 2011 Ocakta ayrılacağının bildiriminde bulundu. Fried; “bu kadar kısa bir zamanda başka herhangi bir şirketin yapamayacağı şekilde çok daha başarılı bir yükselme oldu” dedi ve ekledi; “ama bana göre bu iş dünyasında ölçülebilir bir başarı değil. Benim başarı ölçütüm ‘Bu iş kazançlı mı?’ Halihazırda, Groupon bu yapıya uymuyor ama bu mümkün olabilir.İşte bu yüzden, kârın nereden geldiğini hesaba katmadan sadece artış ve gelire odaklanmak yanlış. Kazanç ve kâr arasındaki farka bakınca cevabı bulmak da mümkün.

İdeal durum kârı arttırmak için ona giden yolu görme yeteneğidir. Ve kâra giden yol en iyi şekilde büyümeden geçer. Bu yatırımcıların kutsal kâsesidir.