Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1819

Teknoloji ve dağınıklık

3

Kendim ve ekibim adına yazmak gerekirse yoğun bir dönemden geçiyoruz. TechInside henüz üç ayını doldurmuş değil. Sıfırdan bir marka oluşturmak ve farklı bir çizgide ilerlemek ise hiç kolay değil. Sıkı bir şekilde çalışıyoruz. Öyle ki Pazartesi sabahın erken saatlerinde başlayan mesai ile birlikte Cuma günü akşam nasıl geliyor anlayamıyoruz.

Bu hafta sonu yaşadığım kişisel bir deneyimi sizler ile paylaşmak istiyorum. Uzun süredir yapmak istediğim bir şeyi nihayet başardım. Geçmişi 20 yıldan fazla olan dijital yedek ve arşivlerimi düzenledim.

discs_drawer

Bu işe başladığımda altından kalkılmayacak gibi görünüyordu zira onlarca yedek, yüzlerce CD-DVD, pek çok sabit disk. Her birinde yedeklerin yedekleri, farklı zamanlarda alınmış iç içe yedekler… Yaptığım ilk şey harici CD, DVD medyaların içindeki tüm klasörleri merkezi bir yere taşımak oldu. Kopyalama işi yaklaşık 7-8 saat sürdü. Sonra fotoğrafları ve videoları farklı klasörlere toplayarak bunlar ile daha sonra boğuşmak üzere köşeye koydum.

Binlerce klasör ve 100 binden fazla dosya için (fotoğraf ve videolar hariç) farklı yazılımlar kullanarak mükerrer dosyaları buldum ve sildim. Daha sonra geçmiş yıllardan kalma program, oyun ve benzeri şeyleri tümüyle sildim zira internet gibi bir ortamda aradığınızı bulamama ihtimaliniz çok düşük.

Son 15 yıldır kendi yazdığım program, yedeklediğim sitelerim, lisans ve yüksek lisans tezlerim, ödevlerim gibi çalışmaları yıllara göre sıralayıp tek bir klasör altında topladım ve sıkıştırıp tek bir dosya haline getirdim.

100 binden fazla dosya ile işim bittiğinde dosya sayısı 10 binlere inmiş ve elimde kronolojik sırada 57 sıkıştırılmış dosya oluşmuştu. İlk günü gece 01:00 sularında kapatıp ertesi gün fotoğraf ve videolar ile uğraşmak için uykuya çekildim.

İkinci Gün

İkinci gün beni ilk günden daha zor bir iş bekliyordu. 20 binden fazla fotoğraf ve videodan oluşan bir arşiv! İlk iş video ve fotoğrafları ayrı klasörlere taşımak oldu. Bu işlemler esnasında en çekindiğim şey disklerin arızalanmasıydı. Neyse ki böyle bir durum yaşamadım.

Fotoğrafların pek çoğu mükerrerdi. Yedeklerin yedekleri… Sonu gelmeyen yedekler. İlk işim birden fazla kopyası olan dosyaları bulacak bir uygulama aramak oldu. PC ortamında çalışan Image Comparator hem ücretsiz hem de bu işi yağdan kıl çeker gibi halletti. Yine de elimde 10 binden fazla fotoğraf vardı.

image-comparator

 

Bir sonraki iş tüm bu fotoğrafları yıllara göre klasörlere ayırmak oldu zira Windows ve diğer ilgili uygulamalar bu kadar çok dosya ile başa çıkmakta zorlanıyordu. Fotoğrafları 2003-2004 gibi klasörlere böldüm. Hatta bazı yılları çeyreklere göre böldüm. Şimdi pek çok farklı isimdeki resimlere bir düzen vermeye sıra gelmişti. Namexif  adındaki uygulama ile tüm fotoğrafları Exif verisindeki çekim tarihine ve saatine göre tekrardan isimlendirdim.

Gözden kaçırdığım şey ise bazı fotoğrafların Exif datasının bozuk veya hatalı olmasıydı. Artık bunları ailece oturup sırayla fotoğraflara bakarak düzelteceğiz. Henüz videolara sıra gelmiş değil.

Sonuç

Güya teknolojinin hayatımıza düzene sokması gerekiyordu. Oysa tam aksine 20 yıllık dijital bir çöplükle beni baş başa bıraktı. Üstelik öyle bir çöplük ki içinde asla kaybetmek istemediğim hazinelerim vardı. Neyse ki yine teknoloji imdadıma yetişti.

Öncelikle belirtmek isterim ki bu süreci iki günde tamamlamış olmamın arkasında USB 3.0 ve SSD teknolojileri var. Bilgisayarımda takılı bulunan üç farklı SSD’den Samsung kesinlikle diğerlerine fark ettı. İlk fırsatta Samsung ‘un yeni serisine geçiş yapmayı hedefliyorum.

Düzenleme ve arşivleme için ama yaptığınızda pek çok ücretli yazılım ile karşılaşıyorsunuz. Pek çoğunun çöp olduğuna karar verdim. Sourceforge üzerindeki ücretsiz yazılımlar bu işlerde gerçekten çok daha başarılılar.

Günün sonunda dijital teknolojilerin kısıtlı hayatımızda yaptığımız işlerin sayısını ve kalitesini arttırdığı bir gerçek. Ancak beraberinde getirdiği dağınıklık göz ardı edilemez. Tabi bu suçu teknolojiye atan ben de olabilirim. Kimin suçlu olduğunu anlamak için dönüp kendi arşivlerinize bakmanız yeterli olacaktır.

Oturma odanız haklanmış olabilir

0

İncelenen iki ağ bağlantılı depolama modeli, farklı tedarikçilere aitti, bunlar bir Akıllı TV, bir uydu alıcısı ve bağlantılı bir yazıcıydı. Araştırmasının sonucu olarak Kaspersky Lab Güvenlik Analisti David Jacoby, ağa bağlı depolarda 14 zayıf nokta bulmayı başardı, bu zayıf noktalardan biri Akıllı TV’de, potansiyel olarak gizli pek çok uzaktan kumanda fonksiyonu ise yönelticide bulundu.

Gizlilik ilkesi doğrultusunda Kaspersky Lab, zayıf noktaları kapatan bir güvenlik yaması piyasaya sürülene kadar ürünleri araştırmaya tabi olan tedarikçilerin adlarını açıklamayacak. Ancak bütün bu tedarikçiler, zayıf noktaların varlığından haberdar edildi. Kaspersky Lab uzmanları, keşfettikleri bütün zayıf noktaları ortadan kaldırmak için tedarikçilerle yakın işbirliği içinde çalışıyor.

Araştırmanın yazarı David Jacoby, şunları söylüyor: “Bireylerin ve şirketlerin bağlantılı cihazların çevresindeki güvenlik risklerini anlaması gerekiyor. Ayrıca sadece güçlü bir parolamız olduğu için bilgilerimizin güvende olmadığını ve kontrol edemeyeceğimiz pek çok şeyin bulunduğunu hesaba katmalıyız. Güvenli bir cihaz gibi görünen ve hatta kendi adında güvenlik kelimesini çağrıştıran bir cihazda son derece ciddi zayıf noktalar bulmam ve bunları doğrulamam 20 dakikadan daha az zamanımı aldı. Peki benim oturma odamdan çok daha geniş bir ölçekte yapılmış olsaydı, benzer bir araştırma nasıl sonuçlanırdı? Bu, cihaz tedarikçilerinin ve bu cihazların güvenlik topluluklarının ve kullanıcılarının en yakın zamanda birlikte cevaplaması gereken pek çok sorudan sadece biri. Diğer bir önemli soru ise, cihazların kullanım ömrü. Tedarikçilerle yaptığım görüşmelerden öğrendiğim kadarıyla, bazı tedarikçiler kullanım ömrü dolduğu zaman zayıf noktaları bulunan bir cihaz için bir güvenlik yaması geliştirmeyecek. Genellikle bu kullanım ömrü bir ya da iki yıl sürer ancak cihazların, örneğin NAS‘lerin, gerçek ömrü bundan çok daha uzundur” şeklinde konuştu.

Zayıf parolalar büyük tehlike

En ciddi zayıf noktalar, ağa bağlı depolarda bulundu. Bunların pek çoğu, bir saldırganın sistem komutlarını yönetici öncelikleriyle uzaktan yürütmesine izin veriyordu. Zayıf parolalara ve yanlış izinleri olan pek çok konfigürasyon dosyasına sahip olan test edilen cihazların parolaları düz metin içerisinde barındırıyorlardı. Örneğin test edilen bir cihaz, şifrelenmiş parolaları içeren bütün konfigürasyon dosyasını ağ üzerindeki herkesle paylaşıyordu.

TechInside Podcast – Bölüm 7

1

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/164271017″ params=”auto_play=false&hide_related=true&show_comments=false&show_user=true&show_reposts=false&visual=false” width=”100%” height=”100″ iframe=”true” /]

Bu hafta ele aldığımız başlıklar;

  • Twitter’dan milyoner olmaya giden yol
  • Dijital saldırıların hedefinde online bankacılık var
  • Ekonomi bakanlarının gündeminde ne var?
  • Nükleer Düzenleme Komisyonu saldırı altında
  • Google’ın yeni müşteri hedefi çocuklar
  • Geleneksele karşı çevrimiçi televizyon

Google sonuçlarından çıkmak isteyenler

0

Google düzenli olarak şeffaflık raporu yayınlıyor. Yayınlanan son rapora göre bu yılın 33 haftasında Google’a arama sonuçlarında yer alması istenmeyen linklerin çıkartılması için 7,8 milyon talep geldi.

Infographic: 1.1m URL Removal Requests a Day | Statista

 

Analitik veriler sunan Statista’nın hazırladığı tabloya göre Google günde 1,1 milyon URL kaldırma talebi alıyor ki bu her saniye 12 ila 13 talep anlamına geliyor.

Peki, bu talepler neden kaynaklanıyor?

Tahmin edebileceğiniz gibi bu taleplerin büyük çoğunluğu yasal telif hakları çerçevesinde gerçekleşiyor. Müzik, film, uygulama gibi başlıklarda internet üzerinde yasal olmayan yollardan paylaşılan içerikler için hak sahipleri sonuç sayfalarından kaldırma talebi gerçekleştiriyor. Taleplerin geçen yıla nazaran iki kat artmış olması ise istenmeyen içeriklerin ne kadar hızlı şekilde yaygınlaştığını bize gösteriyor.

Statista’nın, diğer ilginç istatistiki verilerine, http://www.statista.com/chartoftheday/ adresinden erişebilirsiniz.

 

İnternet kullanım oranı yüzde 53,8 

0

Araştırmaya göre bilgisayar ve internet kullanım oranları 16-74 yaş grubundaki bireylerde sırasıyla yüzde 53,5 ve yüzde 53,8 oldu. Bu oranlar erkeklerde yüzde 62,7 ve yüzde 63,5 iken, kadınlarda yüzde 44,3 ve yüzde 44,1’dir. Bilgisayar ve internet kullanım oranları, 2013 yılında yüzde 49,9 ve yüzde 48,9’du.
Bilgisayar ve internet kullanım oranlarının en yüksek olduğu yaş grubu 16-24. Bilgisayar ve İnternet kullanımı tüm yaş gruplarında erkeklerde daha yüksek.

Düzenli internet kullanıcısı arttı
İnterneti 2014 yılının ilk üç ayında hemen her gün veya haftada en az bir defa kullanan 16-74 yaş grubu düzenli internet kullanıcılarının oranı yüzde 44,9 oldu. Bu oran, 2013 yılının aynı döneminde yüzde 39,5’ti.

İnternet erişimi olan hane oranı yüzde 60,2 oldu
Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre 2014 yılı Nisan ayında Türkiye genelinde internet erişim imkânına sahip hanelerin oranı yüzde 60,2 oldu. Bu oran 2013 yılının aynı ayında yüzde 49,1’di.

Evden internete erişimi olmayan hanelerin yüzde 42,8’i evden internete bağlanmama nedeni olarak internet kullanımına ihtiyaç duymadıklarını belirtti. Bunu yüzde 31,9 ile internet bağlantı ücretlerinin yüksekliği takip etti.

Genişbant internet erişim imkânına sahip hanelerin oranı yüzde 57,2 oldu. Buna göre hanelerin yüzde 37,9’u sabit genişbant bağlantı (ADSL, kablo TV altyapısı üzerinden kablolu internet, fiber vb.) ile internete erişim sağlarken, yüzde 37’si mobil genişbant bağlantı ile internete erişim sağladı. Darbant bağlantı ise hanelerin yüzde 6’sında internet erişimi için kullanıldı.

Temel göstergeler, 2007-2014.
Temel göstergeler, 2007-2014.

İnternet en çok evde kullanıldı

İnterneti 2014 yılının ilk üç ayında kullanan 16-74 yaş grubu bireylerin yüzde 79,1’i evde kullandı. Bunu yüzde 38,7 ile işyeri, yüzde 30,2 ile akraba, arkadaş evleri, yüzde 23,3 ile alışveriş merkezi, havaalanı, vb. kablosuz bağlantının yapılabildiği yerler ve yüzde 14,3 ile internet kafe takip etti.

Ev ve iş yeri dışında internet kullanımı için taşınabilir cihaz kullanımı arttı
İnterneti 2014 yılının ilk üç ayında kullanan bireylerin yüzde 58’i ev ve işyeri dışında internete kablosuz olarak bağlanmak için cep telefonu veya akıllı telefon kullanırken, yüzde 28,5’i taşınabilir bilgisayar (dizüstü, netbook, tablet vb.) kullandı. Bu oranlar 2013 yılının aynı döneminde sırasıyla yüzde 41,1 ve yüzde 17,1’di.

İnternet kullanım amaçları arasında sosyal medya ilk sırada yer aldı
İnternet kullanım amaçları dikkate alındığında, 2014 yılının ilk üç ayında internet kullanan bireylerin yüzde 78,8’i sosyal paylaşım sitelerine katılım sağlarken, bunu yüzde 74,2 ile online haber, gazete ya da dergi okuma, yüzde 67,2 ile mal ve hizmetler hakkında bilgi arama, yüzde 58,7 ile oyun, müzik, film, görüntü indirme veya oynatma, yüzde 53,9 ile e-posta gönderme-alma takip etti.

İnternet kullanan bireylerin yarıdan fazlası e-devlet hizmetleri kullandı
İnterneti 2013 yılı Nisan ayı ile 2014 yılı Mart aylarını kapsayan on iki aylık dönemde kullanan bireylerin kişisel amaçla kamu kurum/kuruluşları ile iletişimde internet kullanma oranı yüzde 53,3 oldu. Bu oran önceki yılın aynı döneminde (2012 Nisan-2013 Mart) yüzde 41,3’tü. Kullanım amaçları arasında kamu kuruluşlarına ait web sitelerinden bilgi edinme yüzde 51,2 ile ilk sırayı aldı.

İnternet üzerinden alışveriş arttı
İnternet kullanan bireylerin internet üzerinden kişisel kullanım amacıyla mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı yüzde 30,8 oldu. Önceki yıl İnternet üzerinden alışveriş yapanların oranı ise yüzde 24,1’di.

İnternet üzerinden alışveriş yapan bireylerin 2013 yılı Nisan ile 2014 yılı Mart aylarını kapsayan on iki aylık dönemde yüzde 51,9’u giyim ve spor malzemesi, yüzde 27’si ev eşyası (Mobilya, oyuncak, beyaz eşya vb), yüzde 26,8’i seyahat bileti, araç kiralama vb., yüzde 24,9’u elektronik araçlar (Cep telefonu, kamera, radyo, TV, DVD oynatıcı vb.), yüzde 15,9’u kitap, dergi, gazete (e-kitap dahil) aldı.

Üstün performans için: SSD

1

TechInside test merkezimize ilk ulaşan ürün AMD Radeon R7’yi ünlü donanımcımız Berkin Bozdoğan ile birlikte değerlendirdik.

LEGO’nun kaçınılmaz dijital dönüşümü

3

Eğer dünyanın geri bırakılmış bir ülkesinde büyümediyseniz LEGO’dan habersiz olma ihtimaliniz sıfıra yakındır. Pek çoğumuz için çocukluğumuzda, çoğunlukla maddi nedenlerden dolayı, erişilmesi oldukça güç kalsa da dünyadaki pek çok eve girmeyi başaran bir oyuncaktan bahsediyoruz.

1949 yılından bu yana 750 milyardan fazla LEGO parçası üreten firmanın bizimle paylaştığı veriler oldukça dikkat çekici.

  • Dünyadaki her bir kişi başına yaklaşık 88 LEGO parçası düşüyor.
  • 1958 yılından bu yana üretilen tüm LEGO parçaları bir biri ile uyumlu.
  • 2012 yılında her saat yaklaşık 5,2 milyon LEGO parçası üretilmişti.
  • LEGO dünyanın en büyük lastik tekerler üreticisi durumunda.
  • Dünyadan aya ulaşacak bir kule için yaklaşık 40 milyar LEGO parçası yeterli oluyor.
  • LEGO ilk minfigürü (İnsancık) ürettiği 1958 yılından bu yana 4 milyardan fazla minifigür üretti.

lego-bricks

LEGO’nun bu etkileyici rakamlarına rağmen doğru gitmeyen bir şeyler oldu. LEGO tüm aksi yöndeki çabalarına rağmen 2000 yılından itibaren patentlerini yavaş yavaş kaybetmeye başladı ve takvimler 2011 yılını gösterirken LEGO parçalarının patent haklarını tümüyle kaybetti. Bunun nedeni patent sürelerinin bitmesiydi. İçlerinden en ünlüsü MegaBloks olmak üzere pek çoğu Çin merkezli firmalar LEGO’yu kopyalamaya ve kendi setlerini üretmeye başladılar. Bu setler LEGO ile kıyaslanamayacak denli ucuz şekilde pazara girdi ve LEGO satışlarında ciddi düşüşler yaşandı.

halo-mega-bloks-in-store

Yaşanan bu değişim ile birlikte LEGO yenilikçi adımlar atması gerektiğine karar vermişti ve lisanslamalar ile ürün gamını Harry Potter, Star Wars gibi tematik alanlara yönlendirdi. Ancak rakiplerinden MegaBloks da benzeri bir strateji izledi ve popüler bilgisayar oyunları, TV dizileri, oyuncaklar için seriler üretti.

lego-harry-potter

LEGO kendine yeni alanlar bulması gerektiğini biliyordu. Bilgisayar ve konsol oyunları LEGO’nun dijitalleşmeye başladığı alanlarda önemli bir bileşen haline geldi. Aslında bu akım LEGO’nun patentlerini kaybetmesinden çok önce 1997 yılında başlamıştı. Ancak 2011 yılına kadar, lisanslamalar ile birlikte, 15 yılda sadece 35 oyunu pazara sunan LEGO 2011 yılından sonra 2014’e kadar 23 oyunu daha piyasaya sürdü.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=9SMvuZoVSvE]

LEGO sadece oyunlar ile kalmadı pek çok mini video serisinin yanı sıra uzun metrajlı filmler yayınladı. Bunlardan The LEGO Movie 60 milyon dolar bütçe çekilip 468 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=v1UHdkfMcpk]

Ayrıca LEGO parçalarından masa üstü oyunları pazara sundu ancak bu oyunlar çok fazla satılmayınca bu seriyi sonlandırdı.

LEGO yüksek fiyatlı ürünleri ile tek başına hayatta kalamayacağı için sürekli yenilik yapmak zorunda olduğunun farkında ve bu bilinç ile küresel teknolojinin dijitalleşme süreci ile hareket etmesi gerektiğini çok iyi biliyor. LEGO’nun bu dönüşüm içinde en son pazara sunduğu ürünü ise FUSION serisi.

LEGO FUSION 250 civarı parçadan oluşan paketlerden oluşuyor. FUSION parçalarının standart LEGO parçalarından hiç bir farkı yok. Bu setler ile evler veya kuleler inşa ediyorsunuz. Ama bu yapıları bütünüyle yapmak yerine sadece ön yüzlerini yapıyorsunuz. Daha sonra iOS veya Android platformlarındaki uygulaması ile bu eserinizin bir fotoğrafını çekerek onu dijital dünyaya ışınlıyorsunuz. LEGO eseriniz dijital LEGO dünyasındaki bir binaya dönüşüyor.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=WU0j54iLoSM]

FUSION setleri belki de kutusunun içinde detaylı yönerge kitapçıkları olmayan ilk paketler. Paketlere sadece yapılması gerekenleri gösteren kısa birer kılavuz konulmuş.

Genişletilmiş Gerçeklik ile bütünleşen LEGO FUSION setleri bir anlamda LEGO’nun fiziksel dünya ile dijital dünyayı bütünleştirmeye başladığı bir mihenk taşı olarak görülebilir. Ancak LEGO’nun dijital dönüşümünü bu adım ile bitirmek gibi bir niyeti yok. Endüstriyel devrimin yeni döneminde hayatımıza hızla girecek üç boyutlu yazıcılar LEGO’nun yeni faaliyet alanlarından birisi olacak. LEGO 2013 yılında mevcut LEGO parçaları üzerine özelleştirilmiş eklentilerin yazdırılmasını sağlayan bir patent aldı.

lego-3d-print

LEGO’nun dijital dönüşüm süreci devam edecek. Bu hikâyeden çıkartılması gereken ders ise ürünlerine ait patentlerini kaybetmiş ve yok olacağı yazılıp çizilmiş bir firmanın dahi dönüşen dünyada varlığını sürdürmek için takip ettiği stratejide dijitalleşmenin ve teknolojinin ne denli önemli rol oynadığı.

Bizim sahip olmak için özlem çektiğimiz LEGO paketlerine belki de torunlarımız tabletleri ile tasarladıkları oyuncakları 3D yazıcılarından çıktı alarak sahip olacaklar. Kim bilir? Bekleyip göreceğiz.

Terkedilen sepetlerde 4 trilyon dolar var

1

İnternetin yaygınlaşması ve akıllı mobil cihazların yaygınlaşması ile birlikte internet üzerinden satış yapan e-ticaret sitelerinin hem sayısında hem de hacminde önemli bir artış yaşanıyor. Bu artış beraberinde işlem sayısında artışı getiriyor. Ancak pek çok müşteri dijital dünyada alışveriş sepetine attığı ürünleri bir siparişe dönüştürmeden e-ticaret sitesini terk ediyor.

Business Insider‘ın yaptığı bir araştırmaya göre e-ticaret sitelerinde sepete ürün atılan işlemlerin yüzde 74’ü terk ediliyor. Terkedilen bu sepetlerin ticari değeri 4 trilyon dolar büyüklüğünde.

Terkedilen e-ticaret sepetlerinin satışa dönüştürülmesi için çözüm sunan Barilliance verilerine göre bu tarz sepetlerin yüzde 63’ünü tekrardan satışa dönüştürmek mümkün. 2,52 trilyon dolarlık ticari bir potansiyelden bahsediyoruz.

Yapılan analizler terkedilen sepetleri geri kazanmak için e-ticaret sitelerine şu tavsiyelerde bulunuyor

  • Sepetini terk eden müşterilerin pek çoğu daha sonra geri dönmek üzere sayfadan ayrıldıklarını ifade ediyor. Bu noktada e-ticaret sitelerinin daha güçlü takip ve teklif seçenekleri üzerinde çalışması gerekiyor.
  • Terkedilen sepetler için takip eden üç saat içinde müşteriye gönderilecek özelleştirilmiş bir e-postayı müşterilerin yüzde 40’ı okuyor ve yüzde 20’si tıklayarak sepetine geri dönebiliyor.
  • Satın alma sürecinin kısaltılması ve mümkün olduğunca kolay hale getirilmesi gerekiyor (Örneğin Amazon’un tek tıklama ile sipariş hizmeti var)
  • Müşterilerin belirli bir kısmı sepetine baktığı aşamada farklı bir web sitesinden fiyat kontrolü yapabiliyor. Sepete bakılan anda sunulan interaktif indirim teklifleri sepetin terkedilme oranlarını düşürüyor.

 

Geleneksele karşı çevrimiçi televizyon

0

Her yıl düzenli olarak, çeyrek dönemler şeklinde, GlobalWebIndex tarafından yayınlanan küresel medya verilerine göre dünyanın en çok TV izlenen ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık ve Avusturalya geliyor. Bu durum çevrimiçi arenaya baktığımızda ise Çin, Tayland ve Suudi Arabistan olarak sıralanıyor.

Tüm dünyada günlük çevrimiçi televizyon izlemeye ayrılan süre geleneksel televizyon izlemeye ayrılan sürenin hâlâ oldukça altında. Bu noktada her iki izlenme rakamı için Çin’in dünyanın geleneksel TV’den daha fazla çevrimiçi TV izlenen ilk ülkesi olma yolunda hızla ilerlediğinizi görüyoruz.

Türkiye için rakamlara baktığımızda ülkemizde günlük ortalama 35 dakika çevrimiçi TV izlenirken geleneksel TV‘nin izlenme süreleri 130 dakika olarak karşımıza çıkıyor.

Rakamların tamamının verdiği mesaj ise gelecek yıllarda geleneksel TV’nin düşünüldüğü kadar hızlı yok olmayacağı ama bu kaçınılmaz süreç mutlaka yaşanacak.

geleneksel-vs-online-tv

Robin Williams fırsatçıları türedi

0

ESET, giderek yaygınlaşan bir sosyal medya aldatmacasını tespit etti. Facebook üzerinden yayılan bu aldatmacada, geçtiğimiz günlerde intihar eden aktör Robin Williams tarafından hazırlanan bir veda videosu olduğu iddia ediliyor. Fakat videoyu izlemek isteyenlerin önce bunu arkadaşlarıyla paylaşması sonra da bir anketi doldurmaları isteniyor. Her tamamlanan anket ise dolandırıcılara küçük miktarlarda para kazandırıyor.

Siber suçlular, herkesi derinden etkileyen Robin Williams’ın intiharını kendi faydalarına dönüştürmeye çalışıyor. ESET Güvenlik Uzmanlarından Peter Stancik’in verdiği bilgiye göre; söz konusu aldatmanın ana hedefi, anketi dolduran herkesten haberleri olmadan küçük miktarlarda para toplamak. Stancik, şunları söylüyor: “Ünlülerin ölümlerinin Facebook üzerinde bu şekilde bir aldatmacada kullanılması ilk değil. Ne kadar çok anketi dolduran kullanıcı olursa, bu dolandırıcıların o kadar fazla para kazanması demektir. Şunu da söyleyeyim: Anketi doldurduktan sonra Robin Williams’ın herhangi bir videosunu göremeyeceksiniz.“

Ne yapılmalı?

Yapılacak en iyi şey bu aldatmacayı paylaşmamak ve Facebook’a rapor etmektir. Stancik “Sosyal ağlarda tıklayacağınız linki önce kontrol etmek iyi bir fikirdir ve kendiniz görmeden hiç bir bağlantıyı paylaşmayın ya da beğenmeyin. Aksi takdirde arkadaşlarınızın ve ailenizin de bu aldatmacaya maruz kalmasına sebep olabilirsiniz“ diye sözlerine ekledi.

Sayısal dünyada Suriye tehdidi

0

Suriye kökenli zararlı yazılımlardan bölgedeki çoğu ülke etkilenirken, Türkiye bu ülkelerin arasında ilk sıralarda bulunuyor.

Orta Doğu‘nun jeopolitik anlaşmazlıkları, son birkaç yıl içerisinde, özellikle Suriye’de derinleşti. Taraflar siber zekâyı sömürüp gizleme yöntemlerinden faydalanarak çekişmeyi kendi lehlerine çekmeye çalışırken, buradaki sanal gerçeklik anlaşmazlığı giderek yoğunlaşıyor. Kaspersky Lab’ın en yeni tehdit araştırması, ileri sosyal mühendislik taktikleri dâhil olmak üzere çeşitli teknikler kullanarak Suriye’yle ilgili pek çok zararlı yazılımı ortaya çıkardı. Kullanıcıların, Orta Doğu’daki kullanıcıları ve özellikle Suriye vatandaşlarını hedef almak üzere kullanılan bu teknikler ve araçlar konusunda bilgi sahibi olması gerekiyor.

Kaspersky Lab Global Araştırma ve Analiz Ekibi Kıdemli Güvenlik Araştırmacısı Ghareeb Saad, “Sosyal mühendislik, hızlı uygulama geliştirme ve kurbanın bütün sistemini ele geçirmeyi hedefleyen uzaktan yönetim araçları gibi faktörlerin kombinasyonu, masum kullanıcılar için endişe verici bir senaryo oluşturuyor. Suriyeli zararlı yazılım saldırılarının devam edeceğini ve hem nitelik hem de nicelik açısından gelişeceğini tahmin ediyoruz. Dolayısıyla kullanıcılar, özellikle şüpheli bağlantılar konusunda dikkatli olmalı, indirdikleri dosyaları iki kez kontrol etmeli, güvenilir ve kapsamlı bir güvenlik çözümü kurmuş olmalıdı.” şeklinde konuştu.

Son birkaç yılda bu ülkeyle ilgili sanal gerçeklik alanında pek çok faaliyetin gerçekleşmesiyle Suriye‘deki siber saldırılar ön plana çıktı. Bir grup bilgisayar korsanından oluşan Suriye Elektronik Ordusu’nun pek çok medya kaynağı da dâhil olmak üzere üst düzey kuruluşlara yapılan saldırılarla ilgisinin olduğu belirlendi.

CeBIT’te değişim rüzgârları esiyor

0

11-14 Eylül 2014 tarihleri arasında bilişim sektörünü buluşturmaya hazırlanan CeBIT Bilişim Eurasia ve Global Konferans öncesi düzenlenen basın toplantısı, Hannover Messe Turkey yetkilileri, etkinlik sponsorları ve sektör yetkililerinin katılımıyla gerçekleşti.

Huawei ve SAP’den inovasyon merkezi

0

Walldorf’taki merkez resmi olarak 21 Temmuz’da açılsa da duyurusu çok yeni yapıldı. SAP işbirliğiyle açılan Huawei İnovasyon Merkezi, iki şirketin dünya çapındaki ortak müşterilerinin ihtiyaçlarına odaklanan Avrupa’daki en büyük merkez olacak.

Merkez ilk iki yıllık süreçte EMEA bölgesinde faaliyet gösteren Huawei iş ortaklarının geliştirilmesi ve desteklenmesi için kullanılacak. Huawei merkezin önümüzdeki beş yıl içinde de en büyük inovasyon merkezi olmasını hedefliyor.

 Huaweive SAP 2012 yılından bu yana kurumsal uygulamaları geliştirmek, iş analitiği, mobilite, bulut bilişim ve veri merkezi teknolojileri konusunda birlikte çalışıyor.

Çevik organizasyonun liderleri sırlarını açıklayacak

0

Şirketlerin yazılım üretme süreçlerini dönüştürerek, verimliliğin ve performansın artmasını sağlayan Agile (Çevik) Yazılım Geliştirme yaklaşımının yaygınlaşması amacıyla kurulan Agile Turkey, sektörün önde gelen isimlerini Agile Turkey Summit’te buluşturuyor. İstanbul Dedeman Otel’de 24 Ekim Cuma günü gerçekleştirilecek olan Türkiye ve bölge ülkelerdeki ilk ve en büyük Agile etkinliğinde, Skype, Vodafone, IBM, Groupon, The Guardian ve Avea gibi şirketlerden konuşmacılar, başarıya ulaştıran Agile dönüşüm süreçlerini ve başarı sırlarını anlatacak.

Geçen yıl 77 şirketten 215 katılımcı ile gerçekleşen ve sponsorları arasında IBM, BKM, ACM, Monitise ve scrum.org’un bulunduğu Agile Turkey Summit’e bu yıl da sadece Türkiye’den değil bölge ülkelerden de katılım olması bekleniyor.

Küresel şirketlerin başarı hikâyeleri Agile Turkey Summit’te

Türkiye’deki profesyonelleri ‘Agile’ yöntemler hakkında bilgilendirmek ve bölge ülkelerde bir deneyim paylaşım platformu yaratabilmek için düzenlenen etkinliğin keynote konuşmacıları arasında Skype Agile Dönüşüm Lideri Tony Grout ve Liderlik Dönüşümü Danışmanı ve yazar Niels Pflaeging yer alıyor.

Skype’ın sürdürülebilir şirket çevikliğine sahip olması sürecini yürüten Tony Grout,  hızla büyüyen 1500 mühendisin çalıştığı bir şirkette zorlu dönüşüm sürecinin nasıl yönetebileceği ile ilgili deneyimlerini paylaşacak.

Markalar için ‘Oyun’ zamanı

BrandNewGame Kurucusu, Oyunlaştırma Gurusu Bart Hufen ise değişim yönetiminde “oyunlaştırma” konseptine odaklanan kitabı “Playing On The Job” da anlattığı metodoloji olan “Game Storm” u dinleyicilerin deneyimlemesini sağlayacak.  Groupon Global Mühendislik Bölüm Başkanı Micheal Norton da daha iyi yazılımlar yaratmak için ekiplerin daha iyi nasıl çalışabileceğini anlatacak.

Değişimi başlatmak gerek

Dünyaca ünlü isimlerin Agile deneyimlerini, çıkardıkları dersleri ve bu süreçleri sağlıklı bir şekilde yürütebilmek için başarı sırlarını paylaşacakları Agile Turkey Summit’te konuşacak diğer bir isim ise Monitise Agile Lideri Andrew Hiles. Son 7 yılda çok disiplinli ekiplerde Agile yaklaşımlarını uygulayan Hiles, başarıya giden yolda yapılması gerekenleri aktaracak.

Etkinlikle iGi Partners Kurucusu ve CEO’su Bernard Marie Chiquet’in yanı sıra birçok büyük ölçekli şirketin değişim sürecinde imzası bulunan Scrum.org Direktörü Gunther Verheyen , Scrum’ın yaratıcısı Ken Schwaber ve The Guardian Developer Yöneticisi Robert Rees de konuşmacı olacak yer alacak.

Türkiye’de agile uygulamaları
Agile Turkey Summit 2014 zengin içeriği ile dünya çapındaki önemli konuşmacılarının yanı sıra Türkiye’de Agile’ın lider uygulayıcılarını da bilişim sektörü ile bir araya getirecek. Vodafone Agile Çözümler Kıdemli Yöneticisi Erhan Köseoğlu, Scrum sayesinde Vodafone Türkiye BT Ekibi’nin daha kaliteli ürünleri pazara daha hızlı nasıl sürmeyi başardıklarını ve nasıl etkin bir ekip performansı yakaladıklarını anlatacak. Avea Agile Studio Yöneticisi Selçuk Alimdar ise Agile dönüşümün BT dışındaki departmanlarda nasıl uygulandığını paylaşacak.

SDN’nin yükselişi hızlanıyor

0

2003 yıllarında temelleri atılan; 2008 yılında Stanford ve UC Berkeley’in derin araştırmalara ev sahipliği yaptığı SDN teknolojisi bugün özellikle Network ve Telekom dünyasının en çok üstünde durduğu ve yatırım yaptığı konulardan biri. Google, Amazon gibi teknoloji devlerinin alt yapılarını SDN’e uygun olarak değiştirmeleri ister istemez birçok teknoloji üreticisinin de bu alanda ciddi yatırımlar yapmasına neden oldu. SDN ağ yönetimini kolaylaştırmasının yanında ağ donanımlarının davranışını üreticiden bağımsız olarak hızlı biçimde değiştirebilme gibi farklı özellikleriyle teknolojide çığır açacak bir gelişme olarak görülüyor.

2018 yılında 35 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilen küresel SDN pazarı MicroMarket Monitor’ün yayınladığı rapora göre Avrupa’da Yıllık Bileşik Büyüme Oranı (CAGR) yaklaşık yüzde 64.6 olarak ön görülüyor. 2014 yılında Avrupa’da 60.6 milyon dolar olan SDN pazarının genişleyerek 2019’da 731.4 milyon dolara ulaşacağı ön görülen raporda; bu büyümeye özellikle yerleşke ağları, kurumsal veri merkezleri, ISP’ler, telekom operatörleri gibi ağların da paralelde SDN teknolojisine geçme oranının etkin olacağını belirtiliyor. Raporda ayrıca bu büyümenin Telekom Operatörlerinin LTE/4G ağ alt yapısına geçiş sürecinde SDN çözümlerini tercih etmesinin de rol oynayacağına değiniliyor.

Vizyon Arge Satış Müdürü Sinem Tirkeş
Vizyon Arge Satış Müdürü Sinem Tirkeş

Türkiye’de SDN pazarının henüz gelişme aşamasında olduğunu belirten Vizyon Arge Satış Müdürü Sinem Tirkeş; Teknopark İstanbul’da geliştirdikleri teknolojilerde küresel ve yerel pazarda ihtiyaç duyulan Nish ürünlere yöneldiklerini belirtti. Mevcutta bulunan müşterilerinin de özellikle bu alanda farklı talepleri olduğunu dile getiren Tirkeş; “LTE altyapısıyla birlikte birçok operatörün SDN’i destekleyen altyapılara yatırım yapacaklar. Teknoloji olarak şuan dünyada kendi Paket İşleme ve Yönlendirme Motoru’na sahip çok az firmadan biriyiz. Yakın gelecekte pazara ciddi yön verecek bu teknolojiyi destekleyen ürünleri pazara sunmak için çalışmalarımıza hız verdik. Globalde teknolojiye yön vererek Türkiye ekonomisine katkıda bulunmak ve ihracatı artırmak nihai hedefimiz” dedi.

Giyilebilir teknolojiler geliyor

0

Basılı elektronikler sayesinde, kendi enerjisini kendisi üretecek, vücudumuzun sağlığını kontrol edecek, sesli komutlarla istenileni yapacak, her ortamda iş, iletişim ve alışveriş yapmayı sağlayacak giyilebilir teknolojiler hayatımıza girmeye hazırlanıyor.

Akıllı telefonlarla hayatımıza giren birçok yenilik, bulut üzerinden iş yapma, nanoteknoloji, yazılım tanımlı ağ (Software Defined Network-SDN), çok çekirdekli işlemci gibi teknolojiler iş verimliliğini artırıyor, hayatımızı hızlandırıyor ve kolaylaştırıyor. “Gelecekte daha neler olacak?” dediğimizde ise uzmanların belirttiği konuların başında giyilebilir teknolojiler geliyor. Giyilebilir teknolojilerin geliştirilmesi ile ilgili dünyada birçok kuruluş amansız bir çalışma içinde. Xerox’un da uzun yıllardır üzerinde çalıştığı basılabilir elektronik devreler (printed electronics), giyilebilir teknolojilerin gelişimine önemli katkılar sağlayacak. Xerox, Silver Ink (gümüş mürekkep) adını verdiği buluşuyla plastik gibi esnek bir yüzeyin üzerine, yüzeyi eritmeden, gümüş alaşımıyla elektronik devre basmayı sağladı. Elektronik devrelerin cam, tekstil ürünleri, plastik, film gibi maddelerin üzerine basılabilmesi ya da yerleştirilmesi ile giyilebilir teknolojilerin hem daha ucuza mal edilebilmesi sağlanacak hem de hayatımıza girişi hızlanacak. Xerox’un da yakından takip ettiği bu alanın önümüzdeki 5 yıl içinde 12 milyar dolarlık bir pazara sahip olması bekleniyor.

Kendi enerjisini üreten kişiye özel cihazlar

Basılı elektronik devreler, giyilebilir cihazların başka cihazlara bağlanmadan kendi enerjisini üretebilmesini sağlayacak. Atom pili ve güneş enerjisi paneli gibi enerji üretme birimlerini kendi üzerinde taşıyacak. Bu teknolojiler, yerleştirildikleri giysi ve eşyalar üzerinde enerji yenileme ihtiyacı olmadan uzun süreler kullanılabilecek. Böylece kendi enerjisini üreten cihazlar elektrikle şarj ihtiyacını ortadan kaldıracak. Basılı elektroniklerle üretilen giyilebilir teknolojilerin esnek ve ergonomik yapılarda tasarlanması, rahatça ve sorunsuz kullanılmasını sağlayacak.

Xerox gibi şirketlerin üzerinde çalıştığı basılabilen elektroniklerin (printed electronics) gelecekte 3D baskı süreçlerine entegre olması sayesinde, 3D yazıcılarla çalışmaya hazır kişiye özel elektronik cihazlar da basılabilecek. Kişilerin vücut ölçülerine uygun ve istediği tasarımsal özelliğe sahip giyilebilir cihazlar, seri üretime göre çok daha ucuza mal edilmiş olacak. Giyilebilir cihazların tüketiciler tarafından beğenilmesi için de gizlenebilir tasarımlarla modaya uygun bir şekilde sunulması bekleniyor.

Xerox Silver Ink

Akıllı telefonlar yerine giyilebilir cihazlar

Google, Samsung, Apple, Xerox gibi şirketlerin bu konularda yaptığı atılımlar, giyilebilir teknolojilerin popülerliğini sürdürmesini sağlayacak. Mobil ve giyilebilir teknolojiler, bulunulan her ortama bulut ve GPS destekli veri akışı sağlayan bir köprü görevi üstlenecek. Hali hazırda Google Glass, Glass Up, Meta, Nike+FuelBand, Samsung Gear gibi giyilebilir cihazlar mobil hayatın yeni oyuncuları olarak karşımıza çıktı. Önümüzdeki aylarda da Apple’ın iWatch olarak tanımlanan merakla beklenen akıllı saati de tüketicilerle buluşacak. GPS sistemleri ve geliştirilmiş sensörler sayesinde hareket kabiliyeti ve kullanım alanı genişleyecek. Giyilebilir cihazlara yönelik talep, akıllı telefon üreten birçok teknoloji şirketinin giyilebilir yeni teknolojiler geliştirmesini teşvik edecek.

Sesli komutlarla cihazların yönetimi

Giyilebilir cihazlar aynı zamanda sesli komut sistemiyle de çalışabilecek. Siri ve Google Now’da olduğu gibi sesli komutla çalışan yapay zeka üniteleri, giyilebilir cihazların daha kullanışlı olmasını sağlayacak. Her türden soru sorulabilen yapay zekalar sesli komutlarla sorulan soruları internet üzerinden araştırıp cevaplayabilecek. Örneğin, verilen komutla istenilen şeyi kullanıcı adına internet üzerinden satın alıp adrese teslim edilmesini sağlayabilecek. Üstelik bunu yaparken cihazda bulunan güvenli datayı kullanarak her ortamda  istenilen şeyin yapılabilmesi mümkün olacak.

1408457904_Elektronik_Lens

Yapay organlar, elektronik implantlar

Basılabilir elektronikler, yapay organ, implant gibi sağlık teknolojilerinin geliştirilmesinde kullanılacak. Bulut iletişim, büyük veri, mobil ve kablosuz teknolojilerle çok büyük bir gelişme yakalayan tıp biliminde basılı elektroniklerle yaşanacak gelişmeler, ömrümüzü uzatan, yaşam kalitemizi artıran unsurlar olarak karşımıza çıkacak. Nabız, ateş, tansiyon, şeker gibi yaşamsal verileri ölçecek giyilebilir cihazlar kullanılacak yeni sağlık teknolojileri arasında olacak. Bu teknolojiler sayesinde hasta verileri, hasta hastanede bulunmadan da kayıt altında tutulabilecek. Acil durumlarda hastanın bulunduğu yere, hasta verileri değerlendirilerek sağlık ekipleri yönlendirilebilecek. Zamanın hayati önem taşıdığı kalp krizi, kan kaybı gibi durumlarda hastaya acil müdahale için önceden hazırlık yapılabilecek. Yatalak hastaların tedavileri için de kullanılabilecek bu teknolojiler, ani müdahale gerektiren durumlarda birçok hayatın kurtarılmasına yardımcı olacak.

Hareket alanı genişleyecek

Ağa bağlı bilgisayar, tablet, akıllı telefon, oyun konsolları gibi cihazların kullanımında, hareket alanı ağın bulunduğu alanla sınırlı kalmayacak. Giyilebilir cihaz teknolojileri kullanıcıların kişisel alan ağlarını kendileri ile birlikte taşımalarını sağlayacak. Kullanıcılar kişisel alan ağı sayesinde birçok özelliği, uygulamayı farklı ortam ve mekanlarda çalıştırabilecek. Yakın gelecekte giyilebilir teknolojilerle ilgili heyecan verici gelişmeler yaşanacak.

EMC yeni kurumsal veri hizmetleri platformunu duyurdu

0

EMC,VMAX’i kurumsal veri depolama platformundan kurumsal veri hizmetleri platformuna dönüştüren VMAX3 ailesini tanıttı. Bu yeni platform; bulut benzeri çeviklik, verimlilik ve veri merkezi içinde kontrol özellikleri ile bugüne kadar kurumsal veri depolamada mümkün olan her şeyi kökünden değiştiriyor.

BT departmanları bugüne kadar veri hizmetlerini kurum içi müşterilerine sunarken, veri merkezinin tam kontrolüne sahipti. BT departmanı güvenilir tek hizmet sağlayıcıydı ancak, yeni uygulamaları verimli ve etkin biçimde kullanıma sokma konusunda yeteri kadar çevik olmadığından kısıtlıydı. Açık bulut hizmetlerinin ortaya çıkması, işletme sahiplerine BT’yi pas geçerek, ihtiyaç duydukları uygulamaları hızlı şekilde temin etme olanağı verdi. Bu self-servis yaklaşım yeni çeviklik düzeyleri sundu; ancak aynı zamanda da işletmelerin verilerini BT’nin güvenilir kontrolü dışında bir yere yerleştirmeleri nedeniyle mevcut olan riskler de arttı.

İşletmelerin BT departmanlarının kontrolü yeniden ele geçirmelerine yardımcı olmak için, yeni ve çok daha çevik bir veri merkezi altyapısına ihtiyaç var. VMAX3 kurumsal veri hizmetleri platformu, işletmelerin veri merkezleri ya da açık bulut içindeki belirli iş yüklerini en etkin şekilde çalıştırabilecekleri yerde kontrolü yeniden ele geçirmelerine olanak sağlıyor. VMAX3 bu yeniliği, işletmelerin veri depolamayı hizmet olarak yönetmelerine, karma bulut ölçeğinde öngörülebilir hizmet seviyeleri ile yardımcı olmak için tasarladı.  

EMC Kurumsal ve Orta Ölçekli Sistemler Bölüm Başkanı Brian Gallagher, yeni geliştirilen sistemle ilgili olarak, “VMAX3, VMAX’i kurumsal depolama platformundan açık kurumsal veri hizmetleri platformuna dönüştüren yeni mimarisi sayesinde işletmelere, geleneksel veri depolama alt yapısını, çevik bir veri merkezi altyapısına dönüştürme olanağı sağlıyor. Bu yeni platform,  mevcut iş yükleri ve altyapıları için hiper konsolidasyon anlamına geliyor. Sektörün ilk açık kurumsal veri hizmetleri platformu olarak VMAX3,karma bulutun temelini oluşturuyor. Basit, kurallara dayalı hizmet seviyeleri ile veri depolamayı hizmet olarak sunmayı isteyen işletmeler için de ideal bir çözüm oluyor” diyor.

Twitter’dan milyoner olmaya giden yol

1

Adı Kris Sanchez, henüz 24 yaşında. Bundan beş yıl önce @UberFacts adında bir Twitter hesabı açtı ve şu anda 7,16 milyon takipçiye sahip. Bu hesap dünyadaki en değerli 10 Twitter hesabından birisi olarak kabul ediliyor. Kris Sanchez bunu nasıl başarmış olabilir?

Sanchez her gün yaklaşık 80 kadar tweet atıyor. Bunlar; “Her yıl yılanlar 100 bin insanı öldürüyor” veya “Küçük yaşlarda insanları detaylı çizen çocuklar daha akıllı oluyor” gibi kısa tespitler. Zaten hesap adını buradan alıyor (Uber: Sıra Dışı, Facts: Gerçekler)

Sanchez bu hesabında ilk mesajları atmaya başladığında pek çok insan bu bilgileri retweet (RT) ediyor ve hesap hızla takipçi kazanıyor. Ancak bunun yeterli olmayacağını bilen Sanchez çok ünlü olmayan ancak Twitter‘da takipçi sayısı yüksek olan hesaplara tweetlerini RT etmesi için aylık 50-100 dolar arasında değişen ödemeler yapmaya başlıyor. Tam bu noktada bir dönüm noktası yaşanıyor ve Paris Hilton UberFacts’ın tweetlerinden birini RT ediyor.

Sanchez bu dönemi şöyle anlatıyor; “Haftada 100 bin yeni takipçi kazanır olmuştuk.”

UberFacts’ın takipçi sayısı arttıkça firmaların da ilgisini çekmeye başlıyor ve kısmen ilginç verilere sahip reklam değeri taşıyan tweetler için Sanchez’e ödeme yapmaya başlıyorlar. Sanchez kazandığı para ile Twitter’a ayda 5.000 dolar bütçe ayırıyor ve hesabına ait içeriklerin öne çıkmasını sağlıyor. Gerisi çığ gibi büyüyor ve ve UberFacts’ın şu anda 7,16 milyon takipçisi artmaya devam ediyor.

Ekran Resmi 2014-08-20 15.45.55

Sanchez’in artık küçük bir takımı da var. Hesaptan atılan tweetler günde 90 milyon kez görüntüleniyor ve her biri 500 ila 1000 arasında RT ediliyor.

Sanchez Twitter hesabından yılda 500.000 dolar para kazanmakta. Bu yıl içinde yayınladığı iOS uygulaması ilk 10 gün içinde 1 milyon kez indirilmiş ve Sanchez bu uygulamadan yılda 3 ila 4 milyon dolar arasında gelir elde etmeyi hedefliyor. Android uygulaması ile yakında yayınlanmak için hazırlanıyor. Bu güne kadar Sanchez’e UberFacts hesabını satması için milyonlarca dolar değerinde teklifler gelmiş ancak Sanchez hiç birini kabul etmemiş.

Bakış açımızı ülkemize çevirdiğimizde UberFacts benzeri hesaplar görebiliyoruz. Bunların bazıları takipçileri yüzbinleri bulabilen bazıları ise birer kopya olmaktan öteye geçmemiş hesaplar. Ancak hiç birinin birer UberFacts olma potansiyeli yok zira artık küresel bir dil olan İngilizceye karşı Türkçe içerik ile bu başarıyı elde etmek mümkün değil ancak zaman içerisinde Türkiye için benzeri hesapların oluşması beklenebilir.

Bir diğer gerçek ise Twitter gibi Vine ve Instagram’ın yükselen değerler haline gelmesi. Tüm bu gelişmeleri bir araya getirdiğimizde işletmeler için giderek cazip hale gelen sosyal medya kanallarının yeni yapısı bir fırsat oluştururken aynı zamanda konvansiyonel medya kanalları için de o denli büyük bir tehdide dönüşüyor.

Google’ın yeni müşteri hedefi çocuklar

0

Wall Street Journal‘ın haberine göre Google ilk kez 13 yaşının altındaki çocuklar için servislerini kullanılabilir hale getirmeye hazırlanıyor. İşin doğrusu 13 yaşının altındaki çocuklar için bu servislere kaydolmalarını engelleyen herhangi bir teknik engel yok. Rahatlıkla yanlış beyanda bulunarak (13 yaşının altında olmadığını kabul edilen kutucuğu işaretleyerek) ve doğum tarihini farklı girerek bunu yapmak mümkün. Ancak Google daha farklı bir yaklaşım sunmaya hazırlanıyor.

Google 13 yaşından küçük çocukların velileri için, çocuklarının yasal olarak Google servislerine kaydolmalarını ve bu servisleri nasıl kullanacaklarını yönetebileceği, bir panel hazırlıyor.

Amerika Birleşik Devletlerinde yürürlükte olan Children’s Online Privacy Protection Act, (COPPA – Çocukların Çevrimiçi Mahremiyetini Koruma Kanunu) 13 yaşından küçük çocuklara ait verilerin toplanması, belirli amaçlar için kullanılmasını sıkı şekilde denetlemekte. Google yeni servisi ile bu yasayı delmeden kendine yeni bir müşteri kitlesi kazanmayı hedefliyor olabilir.

Madalyonun diğer yüzünde ise kullanıcı alışkanlığı yaratmak var. Eğer çocuklar küçük yaşlardan başlayarak belirli servisleri kullanacak olurlarsa ilerleyen yaşlarında bu servislere bağlılıklarını sürdürme ihtimalleri daha yüksek olacak. Günün sonunda bu stratejinin ne kadar etik olduğuna dair tartışmalı günlerin dünya basınını beklediğiniz söyleyebiliriz.

Nükleer Düzenleme Komisyonu saldırı altında

0

Yapılan araştırma saldırılardan ikisinin yabancı ülkelerden geldiğini birisinin ise kaynağının belirlenemediğini tespit etti. Gerçekleşen saldırılardan ikisi oltalama şeklinde gerçekleşti. Bu saldırılarda NRC çalışanlarına birer e-posta geldi. Bu e-posta içinde çalışanların Google Drive ve Microsoft Skydrive üzerindeki bir dosyaya erişim için, kullanıcı bilgilerini girmeleri gerektiğini söylüyordu. Pek çok çalışan bu talebe olumlu cevap verdi.

Bir diğer saldırıda ise kullanıcı bilgisayarı ele geçirilen bir NRC çalışanı bilgisayarından 16 kişiye içinde zararlı yazılım bulunan dosyalar gönderildi.

NRC yetkilileri yaptıkları bir açıklama ile bu durumun tespit edilir edilmez kullanıcı bilgilerinin değiştirildiği ve gerekli önlemlerin alındığını söyledi.

NRC sadece ABD içindeki değil, işbirliği yapılan pek çok ülkedeki Nükleer tesislere ait bilgileri bünyesinde barındırıyor. Bu bilgiler içinde nükleer silahlarda kullanılan nükleer malzemelerin hangi tesislerde olduğuna dair bilgiler de bulunuyor.

Uzmanlar bu bilgilerin kara borsada çok değerli olabileceğine dikkat çekiyor.

ABD’nin en kritik kurumlarından birisi, bu denli basit gözüken bir saldırıdan etkilenebiliyorsa işletmelerin dijital güvenlik politikaları için çok daha dikkatli şekilde stratejilerini belirlemesi gerekiyor.