Kaspersky Lab Türkiye Ülke Müdürü Sertan Selçuk ile Polonya’nın başkenti Varşova’da konuştuk.
Kablosuz, bilgisayarsız sunum imkansız değil
ViewSonic, Advanced Connect teknolojisine sahip ViewSync projeksiyon cihazlarındaki geniş bağlantı seçenekleri ile esnek kullanım imkânı sağlıyor. Sunumları kablolu ya da kablosuz olarak, USB bellek üzerinde veya uygulamalar yardımıyla mobil cihazlardan yapmaya imkân tanıyan ViewSync Advanced Connect Teknolojisi, iş hayatında sunumları ilgi çekici hale getirmeye yardımcı oluyor.
ViewSonic Advance Connect Teknolojisi’ne sahip projeksiyon cihazları sadece bilgisayardan değil iş hayatında da oldukça yaygın şekilde kullanılan iOS ve Android işletim sistemine sahip mobil cihazlarla da vPresenter uygulaması sayesinde sunum yapmayı sağlıyor. ViewSonic projeksiyon cihazları, mobil uygulamalar yardımı ile kullanıcılara akıllı telefon ve tabletlerinden yaptıkları sunumlar üzerinde anlık olarak çizim yapabilme, üzerine not ekleme ve yapılan değişiklikleri kaydedebilme imkanı da sunuyor.
Ayrıca kullanıcıya sunumu USB bellekten veya harici diskten direkt olarak kolay tak çalıştır özelliği ile yapmasını sağlayarak, bilgisayardan bağımsız sunum yapma ayrılacağını da veriyor.
vPresenter Live Cam uygulaması ile iOS veya Android destekli mobil cihazların kameraları üzerinden sunum esnasında canlı olarak video yayını yapabilirsiniz. Bu özellik sayesinde toplantılarda anlatılamayacak detaylar video görüntüsü üzerinden büyük ekranda daha net gösterip tartışılabiliyor.
Tek ekranda 4 farklı görüntüyü yansıtma kolaylığını da sağlayan ViewSonic Advanced Connect Teknolojisi ile eş zamanlı olarak 4 farklı bilgisayardan sunum yapılabiliyor. Ayrıca sunumu ortak ağa bağlanarak farklı bir odadan veya uzaktan yapabilirsiniz.
Sunumlarını kablolu olarak bilgisayar üzerinden yapmak isteyen kullanıcılar içinse ViewsSonic’in Advanced Connect teknolojili projeksiyon cihazları ile birlikte WPD-100 kablosuz USB dongle artık ücretsiz geliyor.
Online gizlilik için 6 ipucu
İnternet kullanıcılarının kişisel gizlilik ile ilgili endişeleri artık siber saldırılarla sınırlı kalmıyor. IP adresinden, yazılım detaylarına ve sayfa ziyaretlerine kadar pek çok kişisel veriyi kayıt altına alan web siteleri, olası bir kimlik hırsızlığı durumunda kullanıcıları hem maddi yönden mağdur ediyor hem de yasalar önünde zor duruma düşürüyor. Bu sebeple internette dolaşırken anonim kalmanın önemi her geçen gün daha da artıyor. PureVPN uzmanları, internette kişisel gizliliğini korumak isteyen kullanıcılara şu adımları takip etmelerini öneriyor:
1. İyi bir firewall kullanın
Bilgisayarınızdan geçen veri trafiğinin tamamı, firewall tarafından gözetlenir ve şüpheli olarak görülen giriş ve çıkışlar engellenir. Her ne kadar çoğu işletim sistemi kendi firewall yazılımlarıyla gelse de profesyonel seviyede güvenlik için başarısı kanıtlanmış bir firewall kullanmak kötü niyetli girişleri büyük ölçüde önleyecektir.
2. VPN kullanın
İnternette gerçek gizliliği sağlayabilmek için bir VPN kullanmaktan daha iyi bir yöntem bulunmuyor. Açılımı Virtual Private Network olan VPN hizmeti, internet kullanıcılarının tüm bilgilerini şifrelerken, aynı zamanda IP adresi gibi gerçek şahıs bilgilerini de gizliyor. Kullanıcının veri trafiğini karşı tarafa ulaşmadan önce güvenli bir lokasyon üzerine yönlendiren PureVPN gibi güçlü bir VPN servisi, dahili firewall araçları da içinde barındırıyor.
3.Güvenli HTTP kullanın
Günümüzde bir kısım web siteleri adres satırında https kullanırken, geri kalan sayfalar http kullanmaya devam ediyor. Başında HTTPS olan sayfaları, SSL protokolüyle şifrelendikleri için çok daha güvenli bir gezinti sağlıyor. Bu nedenle eğer HTTPS olmayan bir web sitesinde dolaşıyorsanız, SSL şifreleme sağlayan bir tarayıcı eklentisi kullandığınızdan emin olun.
4. Takip verilerini düzenli olarak silin
Kullandığınız web tarayıcı, dolaştığınız siteleri, doldurduğunuz formları ve diğer pek çok bilgiyi kayıt altına alarak alışkanlıklarınızı anlamaya çalışır. Eğer internette mahremiyete önem veriyorsanız, bu bilgileri düzenli olarak temizlemenizde fayda var. Önbellek (cache) ve çerezler (cookies) bölümlerini düzenli olarak temizleyerek bu verilerin gereğinden fazla depolanmasını önleyebilirsiniz.
5. Ne aradığınıza dikkat edin
Başta Google olmak üzere tüm büyük arama motorları, yaptığınız her türlü aramayı kayıt altına alır. Arama sonuçları üzerinden yaptığınız gezinti de hakkınızda bilgi toplamak için kaydedilir. Eğer bu sizi rahatsız ediyorsa, DuckDuckGo gibi kullanıcı verilerini kaydetmeyen bir arama motoruna geçin.
6. Alışkanlıklarınızı gözden geçirin
Kullanıcı gizliliğini sağlamak için en önemli görev yine kullanıcıya düşüyor: Güçlü parolaların kullanımı, parolaların sık sık değiştirilmesi, şüpheli bağlantılara tıklanmaması ve e-posta kutusuna düşen kimlik avı teşebbüslerine karşı dikkatli olunması, online gizlilikte kullanıcıya düşen görevler arasında başı çekiyor.
En düşük maliyetle en yüksek güvenlik
Dell’in yeni nesil güvenlik çözümü SuperMassive 9800, en yüksek performanslı güvenlik duvarını, en uygun maliyet seçenekleriyle sunuyor. Dell böylelikle, uzun ve orta vadede kurumların raf, güç ve soğutma giderlerinin azalmasını sağlıyor.
Dell’in üstün güvenlik çözümü, organizasyonlardaki ağ, mobil, bulut ve internet kaynaklı tehditlere karşı güvenliği de sağlıyor.
Dell SuperMassive 9800, kurumların en karmaşık ve zorlayıcı veri merkezi operasyonlarını, olabilecek en düşük toplam sahip olma maliyetiyle karşılamalarını sağlıyor
SuperMassive 9000 serisindeki en güçlü model olan Dell SuperMassive 9800, hem orta ölçekli kuruluşlarda hem de büyük ölçekli kurumsal organizasyonlarda, son derece yüksek bir performansa imza atıyor.
Daha düşük işletim giderleri ve toplam sahip olma maliyetiyle beraber, üstün teknik özelliklere de sahip olan SuperMassive 9800, 20 Gbps’ye varan DPI performansına sahip. Bunun yanı sıra, yüzde 97,9’luk güvenlik etkililiğiyle sınıfının en iyi güvenlik oranına sahip olan ürün, entegre NGFW, IPS, SSL inceleme ve uygulama kontrol platformu gibi özellikleri de bir arada sunuyor.
İki raflı ünite formunda tasarlanan SuperMassive 9800, Watt başına en uygun bilgi işlem performansını sağlıyor. Ürünün diğer avantajları ise güç optimizasyonuna sahip tasarım, endüstri lideri fiyat-performans oranı, enerji tasarrufu, üstün soğutma ve alandan tasarruf olarak öne çıkıyor.
Lider markalar sosyal medyayı nasıl kullanıyor?
L2 dünya çapındaki 382 markanın dijital performanslarını belirlemek için bir araştırma yaptı. 17 platformdaki sekiz dikeyden seçim yaparak her markanın ortalama yedi sosyal platformda aktif olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar aynı zamanda çok fazla sosyal platformlarda var olmanın hayranlar ile daha çok bağlılığı garantilemediğini buldular. Yerel ağların Facebook ve Youtube gibi büyük sitelerden daha güçlü sosyal varlık gösterdiği yerlerde daha iyi sonuçlar elde edebildiği de görüldü.
Sosyal sitelerde tüketici markalarının performansları
Neredeyse tüm markaların şu üç sitede aktif olduğu görüldü: Facebook, Youtube ve Instagram.
Adidas’ın 13 sosyal ağda var olarak açık liderlik ettiği sıralamada Gap, Uniqlo, Honda, Asos ve Toyota’nın her biri 12 platformla onu takip etti.

Ortalama 9,8 platformda varlık gösteren otomotiv markaları en aktif markalar olurken onları ortalama 8,2 platformla moda markaları izledi. En düşük aktifliğe sahip olan markalar ise 5,5 ile kişisel bakım markaları ve 5,4 ile bira markaları oldu.
Şaşırtıcı bir şekilde sosyal sitelerde en çok varlığa sahip olan markalar hayran kitlesi ve bağlılıkta liderliği elde edemedi. Bu bölümde en iyi performansa sahip markalar Dior, Chanel ve Burberry oldu.
Zuckerberg’in sahip olduğu bir diğer sosyal site Instagram’ın benimsenme oranları geçtiğimiz yıllara oranla inanılmaz bir şekilde arttı. Yüzde 18 artışla bugün yüzde 90’lara varmış durumda ki bu oran gerçekten çok büyük.

Görsel tabanlı pinleme sitesi Pinterest, blog platformu Tumblr ve Vine karışık sonuçlar verdi. Geçtiğimiz yılda 24 marka sahibi Tumblr’ı terk etti (bloglarını kendi sitelerinde tutmayı tercih ettiler), Vine’daki hesap sahiplerinin yüzde 55’i bu dönemde hiçbir şey paylaşmadı ve bu arada Pinterest mutlak bağlılıkta artış göstermeyi başaramadı.

Rapor aynı zamanda pek çok markanın “haddinden fazla küresel” olduğu (yani bazı bölgelerde daha güçlü varlık gösteren yerel ağların popülaritesini paraya çevirmeye çalışmadıkları) üzücü gerçeği üzerine dikkat çekti. Markalar zamanlarını, paralarını ve enerjilerini sadece geniş kullanıcı tabanı olan (yani Facebook ve Youtube’a) platformlara akıtmayı seçti. Örnek olarak Çin’de Facebook’un varlığı yok sayılacak kadar az.
Çin’in kendi yerel ağı Sina Weibo geçtiğimiz sene yavaşlama emareleri gösterse de, mobil mesajlaşma uygulaması WeChat bölgede neredeyse yüzde 25,7 büyüdü – bu da bu periyotta ister doğuda ister batıda olsun dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir ağın gösterdiği büyümeden daha büyük. Bu site sadece dünyanın en büyük tüketici pazarlarından birine erişim sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda üzerinden direkt satış gerçekleştirilebilen ilk platform olarak ortaya çıkıyor.
SnapChat marka sahipleri arasında pek ‘popüler’ olmasa da kullanıcı istatistikleri o kadar büyüleyici ki markalar ona doğru çekiliyormuş hissine kapılabilirler. Fakat diğer pek çok platform gibi o da eninde sonunda kullanıcıların devamlı ilgisi ve markalara yüksek bağlılık oranları sözü vermek için rekabet etmek zorunda kalacak.
Diğerlerinden bütün platformlardan son derece farklı olarak Instagram en yüksek bağlılık oranlarını gösterdi ve en yüksek etkileşim oranını garantiliyor – abisi Facebook’tan bile daha yüksek.
Öte yandan Facebook düpedüz büyüklüğü ve erişimi ile değer sağladı. Markalar yüksek kullanıcı kitlesi sayesinde bu siteye akın ederken sitenin organik erişimi Nisan 2012’den bugüne yüzde 16’dan yüzde 7’ye düştü ve düşmeye de devam ediyor.

Sosyal ağ devi markaları platformu üzerinde büyük topluluklar oluşturmaya itiyor ama daha sonra onları bu hayranlarına ulaşmak için para vermek zorunda bırakıyor. L2’ye göre bu belki de “pazarlama tarihinin en büyük kandırmacası”.
Aynı şeyi yapmaya çalışan diğer sosyal platformlar ise başarısız olmuş durumdalar zira erişimleri Facebook’a rakip olamıyor.

Google+ üzerinden bağlılık oranları da geçtiğimiz seneden bu yana yüzde 98 düştü.
Bu sonuçlar marka sahipleri için ne anlama geliyor?
Sosyal sahne sürekli ve hızlı çalkantıların içinden geçiyor. Kendilerini sosyal ağlarda etkin bir şekilde güçlendirmek isteyen tüketici markaları her iki dünyada da görünürlüklerini ve bağlılık oranlarını arttırmak için bu değişen çevreye nasıl ayak uyduracaklarını öğrenmek zorunda kalacak.
Markalar hızlıca değişen senaryoda sürekli küçülen bütçeler ile en iyi yatırımın geri dönüşünü (ROI) elde etmek için her ağdaki tüm kullanıcıların dikkatini çekmek yerine sadece kendilerini etkin bir şekilde güçlendirmek istedikleri platformları seçmek zorundalar. Hangi platformlar ile birlikte çalışacaklarına karar vermeden önce esaslı bir şekilde düşünmeleri gerekecek.
Facebook ve Youtube’un muazzam erişim ve popülaritesi onları marka sahiplerinin en gözde seçenekleri yapacakken, onlar için Instagram’ın yüksek potansiyeline yatırım yapma ve bu arada Twitter, Pinterest, Vine ve Tumblr’ı rahatlıkla unutma zamanı geldi.
Silikon Vadisi’nin ahlaksızlık imtihanı?
On yıl önce 2004 yılının ortalarında Financial Times’tan ayrılarak Silicon Valley Watcher’da yazmaya başladım. O yıllarda Silikon Vadisi nokta com balonunun patlayışının ardından uzun süren sıkıntılı döneminden kurtulmaya başlamış ve Google’ın Ağustos ayındaki halka açılımı kötü haberlerle dolu yıllardan sonra iyi bir işaret olmuştu.
O zamanlarda Silikon Vadisi kültürü farklıydı. Yazılım mühendisliği topluluğu bugünden daha radikaldi ve çok daha fazla sosyal bilinci vardı. Açık kaynaklı yazılım hareketi mühendisler arasında çok güçlüydü ve genel olarak ticari karşıtı bir duruş bulunmakla birlikte açık lisansların savunulması saygıyla karşılanıyordu.
17. yüzyılın ortalarındaki The Diggers gibi radikal İngiliz gruplarıyla ve aynı zamanda San Francisco’da 1960 yılında ortaya çıkmış olan ve ücretsiz dükkanlar açıp mutfaklarından yemek dağıtan yine aynı isimdeki The Diggers grubuyla aynı ruhu paylaşıyorlardı. 2004 yılında iş hayatının kutsal kitabı The Cluetrain Manifesto’ydu ve direkt olarak o kültürden gelmişti. İşte ondan bir kısım:
…Ey dünyadaki insanlar
Gökler yıldızlara açık. Bulutlar gece ve gündüz üzerimizden geçiyor. Okyanuslar yükseliyor ve düşüyor. Ne duymuş olursanız olun, bu bizim dünyamız, var olduğumuz yer. Size ne söylenmiş olursa olsun, bayraklarımız özgürce dalgalanıyor. Kalbimiz sonsuza kadar atmaya devam edecek. Dünyadaki insanlar, hatırlayın.
Sebastiano Ricci – The Fall of the Rebel Angels
Google bir asiydi
Google bu radikal kültürün büyük bir parçasıydı. O günlerdeki halka açılımı şok ediciydi zira açılış gününde Wall Street bankacılarını ve bir günlük hamlelerle zengin olmaya çalışan mensuplarını durdurmaya çalışmıştı. “Hollanda stili” müzayedesi küçük yatırımcılara herkes kadar hisse vermek için tasarlanmıştı. Sosyal sorumluluğa doğru olan tutkuları önde ve ortadaydı, “Kuruculardan Mektup” halka açılma başvurusunda gördüğünüz ilk şeydi.
Google gizemli bir kara kutuydu…
Beklenen halka açılımın belgeleri SEC ile kayda geçtiğinde ben Financial Times’da çalışıyordum. O güne kadar Google bir kara kutuydu – kimse ne kadar para kazandığını bilmiyordu. Yüzlerce sayfalık finansal bildirimleri taramak için yemeklerimizden yarışırcasına geri döndük.
Rakamlar büyüleyiciydi ve arama işinin nasıl son derece karlı hale geldiğini anlatıyordu. Fakat esas “Kuruculardan Mektup” ön plana çıkıyordu. Olağanüstüydü, hiçbir halka açılım dosyalamasında böyle bir şey görmemiştim.
Burada Larry Page ve Sergey Brin gelecekteki hissedarlara esas amacın para kazanmak olmadığını, motivasyonlarının dünyayı geliştirecek bir şirket kurmak olduğunu söylüyorlardı. Kurucular kendilerine on kat daha fazla oy hakkı sunan ikili hisse yapısının bu görev için nasıl gerekli olduğunu açıklıyorlardı.
İşte bir kısmı:
Kötü olmayın. Kısa vadeli kazançlardan vazgeçsek bile uzun vadede yatırımcılar olarak veya herhangi bir şekilde, dünya için iyi şeyler yapan bir şirket tarafından daha iyi hizmet alacağımıza inanıyoruz.
Google’ı dünyayı daha iyi bir yer yapan bir kuruluş yapmayı arzuluyoruz.
Google Vakfı’nı kurma aşamasındayız. Vakfa işgücü, Google’ın hisselerinden ve kârından bir şekilde yüzde 1 bir pay olmak üzere kayda değer kaynaklar ayırmayı planlıyoruz. Bir gün bu kuruluşun dünyanın en büyük problemlerine yenilikçilik ve kayda değer kaynakları uygulamak suretiyle dünyaya yaptığı toplam etki bazında Google’ın kendisini bile gölgeleyeceğini umuyoruz.

Kurumsal sosyal sorumluluk
Google daha önce Salesforce.com kurucusu Marc Beninoff tarafından başlatılmış sosyal kurumsal sorumluluk hareketini tomurcuklandırmada önemli bir fikir öncüsü olmuştu.
Kurumsal sosyal sorumluluk önemliydi çünkü bu yazılım mühendisliği topluluğu için önemliydi. En iyi mühendisleri işe alabilmek için anahtar olan şeydi. Bir şirket otobüsü ve şirket yemeği o jenerasyon yazılımcılar için yeterli değildi.
Bugünün Silikon Vadisi kültürüne alışılmamış bir ahlaksızlık, (çoğu kişinin kitaplarını hatta kapağını bile okumamış olmasına rağmen) Ayn Rand’ı kendi tutkuları için ele geçiren narsisizm hakim.
Sanki herkes “yapmak için doğru olan şeyi” unutmuş gibi. Ek olarak Google da “kötü olma” kuralının önemini azaltmak için çok çalıştı.
Silikon Vadisi’nin bugünkü kültürü bu içe kapanık spektrumda bir yerde duruyor ve suyun doğal özelliklerini sergiliyor. Su her zaman yolunu bulur, görülmeyen çatlakları bulur, engellerin çevresinden dolaşır ve hatta onları yıkar – küçük bir sızıntının koca barajı yıkabilmesi gibi.
Su inanılmaz bir engelleyendir – havadan peydahlanır, sel şeklinde akarak dağları itebilir veya sert bir kayadaki çatlakları büyütmek için sabırlı bir şekilde çalışabilir, donarak ve genişleyerek, çözülerek ve akarak.
Suyun etiğe veya ahlaka ihtiyacı yoktur, o doğanın bir gücüdür. Her zaman doğru seviyesini bulur. Bu Silikon Vadisi’nin şimdiki ahlaksızlığı için çok uygun bir benzetme. Mesela “Double Irish Dutch Sandwich” isimli vergi muhasebesi (Bermuda’da yer alan) Google, Apple ve diğerleri tarafından Avrupa ve Amerika’daki kurumsal vergileri düşürmek için kullanılıyor.
Vergi kanunlarındaki bu açıkları kullanmak için büyük muhasebeci ve avukat takımları gerekiyor, ama aynı bir suyun engeller etrafından yolunu bulması gibi, eğer delikler varsa su oralardan geçer. Ya da Google’ın başkanı Eric Schmidt’in geçtiğimiz sene kızgın İngiliz politikacılarına söylediği gibi: daha fazla vergi geliri istiyorsanız delikleri tıkayın.
Bu ahlaksızlık kültürü Silikon Vadisi şirketlerinin iklim değişimi için alınacak tedbirlere karşı çıkan veya evlilikleri heteroseksüel çiftlerle sınırlayan politikacıların tekrar seçilmesi için para harcadıkları Washington’daki lobi çalışmalarına da uzanıyor.
Ve kazanıyor olduğunuzda bile kazanmak için ne gerekiyorsa yapma ahlaksızlığı.
Silikon Vadisi’ndeki en başarılı ve en zengin şirketler, Apple, Google, Intel, Intuit, Adobe’un çalışanlarına karşı onların maaşlarını düşük tutmak ve kariyer hareketlerini sınırlamak için yaptıkları gizli komplolara; Zynga’nın itiraf ettiği kirli gelir dolaplarına; Uber’in über-adi büyüme stratejisine; Twitter’ın sadece merkez ofisini San Francisco’nun en fakir bölgesine kurduğu için istediği vergi desteklerine (şehir için bir ekonomik yük) bakın.
Silikon Vadisi şirketleri pastalarını istedikleri gibi alıp yiyebilecekleri çünkü her zaman daha fazla pasta olduğu gerçeğinin farkına vardılar. Rezil ve alçakça davranabilir ve mütevazi bir parçaya mahkum olmayabilirler zira her zaman daha fazla pasta olacaktır.
Ve su gibi, bu ahlaksızlık kültürü kötü olmak için yola çıkmadı ancak iyi olmak için de çıkmadı – yanına neyin kâr kalacağını görmek, kazanmak ve kazanmaya devam etmek için hangi delikleri doldurabileceğini görmek için yola çıktı.
On yıl önce Silikon Vadisi bundan daha fazlası olma hevesindeydi.
Neden her şirkete bir “Dijital Müdür” lazım?
Giderek dijitalleşen, pazarlamadan Ar-Ge’ye, müşteri hizmetlerine kadar her şeyin dijital hale geldiği dünyada şirketlerin büyümesini yönlendirmek ve müşterilerle daha iyi bağlantı kurmak için bir Dijital Müdür (Chief Digital Officer – CDO) her zamankinden daha önemli hale geldi.
Gartner yakın zamanda 2015 yılı için en büyük 10 stratejik teknoloji trendi araştırmasını yayınladı ve dijitalleşmeye geçişin bu trendlerde nasıl itici güç rolü oynadığına dikkat çekti. Bununla beraber CDO işlerinin sayısı 2013 yılından bu yana ikiye katlandı ve artmaya devam ediyor.
CDO’ların yükselişi sektörlerde işin ve BT’nin arasındaki ayrılmanın üzerine çok tartışılan bir zamanda ortaya çıkıyor. Pazarlama müdürleri (CMO) ve bilişim müdürleri (CIO) arasındaki kopukluğun ortasında CDO’lar en sonunda rahatlık ve uzlaşma vadediyor: onlar dijital fırsatlarla birlikte pazara çıkış zamanındaki kestirmelerin tehlikelerini anlayabiliyorlar ve hem teknoloji seçeneklerinde hem de bunlara karşı gelen ödünleşimler hakkında iyi bir kavrayışa sahipler.
CMO viral bir mobil uygulama peşine düşerek şirketin markasını yenilemekle meşgul olurken BT hala BYOD (kendi cihazını kendin getir) ile uğraşıyor olabilir. CDO ise bu arada bütüncül bir biçimde mobil, nesnelerin interneti ve giderek önemi artan SaaS (Servis olarak Yazılım) tabanlı web gibi dijital kanallarda şirketin stratejisinin nasıl yürütüleceğini düşünebilir ve temel hedef kitlelerin dijital deneyimle nasıl barışacağı konusunda görüş ve tavsiyeler sunabilir.

Örnek olarak son gittiğiniz konferans veya büyük etkinliği düşünün. Bir katılımcı olarak tutarlı ve sürekli bir deneyim yaşasanız çok daha rahatlatıcı olmaz mıydı? Yine de şaşırtıcı olarak mekan deneyimden tamamen bağımsız gözüken bir kayıt deneyimi oldukça yaygın.
Eğer bir mobil uygulama varsa genel olarak etkinlik öncesi erişim (veya etkinlik sonrası takip) sunmadığı gibi mekandaki hareketler ve tercihlerle çok az alakası vardır. Etkinlik organizatörlerinin bilgi topladığı veya dağıttığı tüm farklı yollara rağmen (veya belki de onlar yüzünden) kişiselleştirme yetersiz kalır ve bu da etkileşim eksikliğine sebep olur.
Fakat işler değişmek üzere. Örneğimize bağlı kalırsak, basmakalıp uygulamaların ve hedefli sistemlerin yerini giderek daha fazla etkinlik takımı alıyor ve bir katılımcının konferansı deneyimleyişini özünde yeniden düşünüyor. Doğru yapıldığında kusursuz bir dijital deneyim konferansın da ötesine erişerek katılımcılar gündelik hayatlarına döndükten uzun zaman sonra bile onların alakalı oldukları konularda devam eden diyaloğa dönüşüyor. Mükemmel CDO’lar bunu kesintisiz bir şekilde sağlamakta uzmanlar.
Dijital değişime etki etmek için vizyon, disiplin ve geniş bir teknoloji kümesine derin bir hakimiyet gerekiyor.
Teknoloji nadiren ana mesele oluyor. Onun yerine mesele bir şirketin dijital stratejisini tanımlamasında ve uygulamasında başarılı olmasını sağlayacak organizasyon planını bulmakta yatıyor. Pek çok şirkette böyle bir irade resmi sahiplik olmadan gelmiyor.
Gerçek bir CDO tüm organizasyon için bir dijital stratejiye sahiptir ve bunu yöneterek şirket için değer sağlamasına yardımcı olur. Komik olan ise girişimler ve küçük şirketlerin burada avantaja sahip olmasıdır zira onların daha az geleneksel (ve daha az içgüdüsel) sınırları vardır.
Teknoloji açısından ise CDO’lar mobil devrimin devam eden etkisiyle başa çıkmaya çok fazla zaman harcarlar. Fakat aynı zamanda şirketlerin işlerinin ve onların dijital etkisinin her alanını, mobil uygulama geliştirilmesinden yeni dijital teknolojileri kullanarak içerik kanallarının yönetilmesine kadar, düşünmeye başlamak zorunda olduğunun farkındadırlar.

Nasıl potansiyel müşterilerle etkileşime geçerek onlara her biri özel yeteneklere ve kısıtlamalara sahip inanılmaz sayıda farklı cihazda tutarlı bir deneyim sağlarsınız? İçerikleri kanallarda, özellikle geniş teknoloji yığınları tarafından destekleniyorken, etkin bir şekilde nasıl yönetebilirsiniz? Ve nesnelerin internetine olan ilginin önümüzdeki 12 ayda artması beklenirken CDO’ların bir sonraki dijital inovasyon dalgasını karşılamak için bir plan hazırlaması gerekiyor.
Burada da pek çok girişim dijitale doğma ve iç BT sistemlerini oluşturmak için son dijital teknolojiyi kullanıyor olmanın avantajına sahipler. Çalıştığımız çoğu girişim bütünüyle Google Docs, Zoho ve Expensify gibi bulut servisleri üzerinde çalışıyor ve doğal olarak mobil ve web kanallarına eşit önemi gösteriyor. Dijital düşünmek onların DNA’sında olduğundan takımdaki her bir eleman dijital teknoloji hakkında içgüdüsel bir anlayışa sahip.

LinkedIn bugün hali hazırda 1300 CDO listeliyor fakat SEO yüzeyinin altında özellikle büyük şirketlerde “Medya Müdürü (Chief Media Officer)”, “Dijital Strateji Müdürü (Head of Digital Strategy)”, “Dijital Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (VP Digital Marketing veya kısaca VP Digital)” unvanlarıyla pek çok dijital yönetici mevcut. Çoğunun önümüzdeki sene içinde profillerini güncellemelerini ve “yükseltmelerini” bekleyebilirsiniz.
CDO rolü yaygın hale gelirken Chief Digital Officer Global Forum gibi eş görevli kişiler tarafından yönetilen etkinlikler benzer akla sahip profesyoneller topluluğunun geliştiğinin göstergesi. Bu tip yerler aynı zamanda yetenekli CDO’lar ile haşır neşir olmak, onlarla en iyi yöntemler hakkında tartışmak ve elbette onları keşfetmek için çok uygun.
Bu yazı Neha Sampat tarafından yazılmış ve ilk kez TechCrunch sitesinde yayınlanmıştır.
Vodafone Arena, 4G’ye şimdiden hazır
Türkiye’nin ilk akıllı stadyumu olacak Vodafone Arena, gelişmiş 4G sistem ve ekipmanlarıyla donatılıyor. İç ve dış mekânlarına özel stadyum sistemleri yerleştirilecek olan Vodafone Arena, Türkiye’nin ilk 4G bağlantılı stadyumu olacak.
Beşiktaş JK ile Türk spor tarihinin en büyük sponsorluk anlaşmasına imza atan Vodafone Türkiye, yapımı devam eden ve tamamlandığında Türkiye’nin ilk akıllı stadyumu olacak Vodafone Arena’da taraftarlara ve ziyaretçilere 4G deneyimi yaşatmaya hazırlanıyor. Tüm sistem ve ekipmanların 4G-LTE teknolojisini destekleyecek şekilde tasarlandığı Vodafone Arena’da, 150 Mbps’ye varan hızlarda 4G bağlantısı sunulacak.
Toplam 41.903 koltuk kapasiteli Vodafone Arena’da, çatıya ve kapalı alanlara kurulacak, son derece yüksek veri aktarımı kapasitesine sahip antenler, Arena’da kapsama sorunu yaşanmamasını sağlayacak. 4G bağlantısı için çatıda 74 ayrı noktadan kapsama sağlanacak. Vodafone Arena’nın soyunma odaları, restoranlar, asansörler ve otopark girişi gibi kapalı alanlarda ise yaklaşık 250 ayrı noktadan kapsama sağlanacak. Bunlara ek olarak, maç öncesi ve sonrasında 16 özel anten kullanımıyla ziyaretçilerin 4G deneyimi artırılacak.
Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ender Buruk, şunları söyledi:
“Türkiye’nin uçtan uca dijital kalkınması hedefiyle ilan ettiğimiz Dijital Dönüşüm Hareketi doğrultusunda teknoloji yatırımlarımızı artırarak sürdürüyoruz. Geleceğin teknolojisi olarak gördüğümüz 4G mobil internet şebekesini abonelerimize ilk günden itibaren en hızlı ve en kolay şekilde ulaştırmak üzere çalışmalarımızı yoğunlaştırmış bulunuyoruz. Bu kapsamda, dijital dönüşüm vizyonumuzun ‘abidesi’ olarak yükselen Vodafone Arena’yı da 4G teknolojisiyle donatıyoruz. Bir ‘gönül birliği’ olarak gördüğümüz Beşiktaş JK sponsorluğumuz kapsamında, Vodafone Arena’ya dünyanın en ileri teknolojik altyapılarından birini kuruyoruz. Beşiktaşlılar, 4G sayesinde, mobil iletişimde daha yüksek aktarım hızları, kapasite ve kalite ile tanışacaklar. Vodafone olarak, Türkiye’nin ilk 4G bağlantılı stadyumunu hayata geçirecek olmanın heyecanını yaşıyoruz. Teknolojinin küçük mucizelerini sunarak abonelerimizin hayatını kolaylaştırmaya devam edeceğiz.”
10 milyon dolara yakın akıllı stadyum yatırımı
Vodafone Arena’ya tüm akıllı stadyum altyapısını besleyen veri ve telekom odaları; 50 bin ziyaretçinin ihtiyacını karşılayacak, yüksek bant genişlikli WiFi, 2G, 3G ve 4G geçişine hazır ağ bağlantıları; farklı noktalarda konumlandırılacak dijital ekranlar ve her ekranın içeriğini farklılaştırıp tek merkezden yönetilmesini sağlayan ileri yayın teknolojisi; taraftarlara ve ziyaretçilere zengin mobil hizmetler sunacak uygulamalar ile abonelerin hayatını kolaylaştıran, özel ve avantajlı Vodafone servislerinden oluşan bir “dijital altyapı” kuruluyor. Vodafone Türkiye, Vodafone Arena’nın akıllı stadyum altyapısı için 10 milyon dolara yakın yatırım yapıyor. Vodafone Arena aynı zamanda, yağmur suyu biriktirme alanları, güneş enerjisi panelleri, enerji tasarruflu aydınlatma sistemi gibi birçok özelliğiyle Türkiye’nin ilk “yeşil stadyumu” da olacak.
Vodafone, 4G’de dünya lideri
30 yıla yakın tecrübesiyle 2G ve 3G’de olduğu gibi 4G teknolojisinin de global olarak oluşmasına ve gelişmesine ciddi katkılar sağlayan Vodafone Grubu’nun 15 ülke ve pazarda 4G abonesi bulunuyor. Vodafone Grubu’ndan aldığı bu güçle Vodafone Türkiye de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun 4G’yi 2015’te canlı yayına alma hedefine yönelik çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Bu doğrultuda, İstanbul, Ankara ve İzmir’de tüm baz istasyonlarını SingleRAN teknolojisini içerecek şekilde yenileyen şirket diğer yandan 4G teknolojisi açısından büyük öneme sahip fiber altyapı için Türkiye Elektrik İletim A.Ş.’nin enerji iletim hatlarının kullanım haklarını da kapsayan toplamda 300 milyon TL’lik yatırım yapıyor. Türkiye’de üretilen 4G özellikli ilk akıllı telefon Vodafone Smart 4 power’ı pazara sunan Vodafone Türkiye, çeşitli hız testlerinin yanı sıra 4G teknolojisini kitlelerle buluşturmak için etkinlikler de düzenliyor. 4G uluslararası dolaşım hizmetini Türkiye’de sunan ilk ve tek operatör olan Vodafone, abonelerine 28 ülkede 4G teknolojisinin olanaklarından şimdiden yararlanma imkânı sağlıyor.
Girişimler için 7 dijital pazarlama çözümü
Geliştiricilerin uygulamalarına arama ve mesajlaşma özelliği eklemelerini sağlayan bulut tabanlı iletişim platformu Sinch’in Dijital Pazarlama Müdürü olan Daniel Reed The Next Web için görevleri ve mesuliyetleri için bir yazı kaleme aldı. Reed işini “rakiplerin araştırılmasını, kutunun dışında düşünmeyi ve gelecek planları için verileri kullanarak fikirleri ve pazarlama çözümlerini doğrulamayı içeren zor fakat tatminkar bir iş” olarak tanımlıyor ve çeşitli yardımcı araçlar kullanmayı çok sevdiğini belirtiyor.
İşte üretkenliğini arttırmak ve dijital pazarlama ihtiyaçlarını gidermek isteyenler için Daniel Reed’in seçtiği favori araçlar.
Google Analytics
Büyük bir Google Analytics hayranıyım ve yıllardır da öyleydim. Sinch için isteğe göre uyarlanmış gösterge panellerini test ederek web sitemizin gerçek zamanlı performansını izliyorum. Gerçek zamanlı olarak ziyaretleri, kayıtları, sayfaları ve o an kullanıcılarımız ne yapıyorsa onları takip ediyorum.
SEMRush
SEO’muzun performansı hakkında daha iyi bilgi sahibi olmak için SEMRush’u kullanıyoruz. SEMRush ile bizim için önemli olan anahtar kelimeleri takip edebiliyor ve böylece rakiplerimize göre nasıl bir performans ortaya koyduğumuzu görebiliyoruz.

Buffer
Tüm sosyal paylaşımlarımız Buffer üzerinden yapılıyor. Sosyal kanallarımızın tümünü buraya bağladıktan sonra kendi blogumuzdan veya diğer sitelerden okuduğumuz herhangi bir şeyi tek tıkla paylaşabiliyoruz. İnanılmaz derecede kolay ve faydalı.
Ek olarak her şey zamana göre ayarlanmış olduğu için Twitter takipçilerimiz bir anda bir sürü tweet görmüyorlar. Onun yerine gün içerisinde yavaş yavaş yayınlayabiliyoruz.
Buffer aynı zamanda tüm UTM kodlarımızla ve sosyal ağlar için analizlerimizle de uğraşıyor, dolayısıyla tüm sosyal verimizi Google Analytics içerisine alabiliyoruz. UTM kodları her kampanya için web sitesi trafiğini takip etmede oldukça faydalı ve onların sayesinde hangi gönderimiz işe yaramış görebiliyoruz.
Google URL builder gibi bir araç kullanarak linklerinize kampanya verilerinizi ekleyebilir ve ondan sonra bunu Google Analytics altındaki ‘‘Acquisition/Campaigns’’ sekmesi altında takip edebilirsiniz.
FollowerWonk
FollowerWonk ile Buffer’ı süper performanslı tweetler için birleştirebilirsiniz. FollowerWonk takipçi grubunuza özel olarak en iyi tweet atma zamanını bulacak ve bu veriyi Buffer ile paylaşarak tweetlerinizi en uygun zamanda atabilmenizi sağlayacak.
Stockup
Yeni bir blog yazısı yazarken her zaman süper bir görsele ihtiyacımız olur. Stockup bu tip yüksek kaliteli stok görsellerinin Google’ı gibi ve seçtiğimiz tema için çok işe yarıyor.
Statista
Statista eğer bir blog yazısı yazıyorsanız ve fikirlerinizi desteklemek için veriye ihtiyacınız varsa müthiştir. Google Trends iyidir ama Statista özel veriyi ve gerçekleri bulmanızı sağlar, örneğin WeChat’in yıllık büyüme oranı veya Google ve Apple’ın uygulama mağazalarında ne kadar uygulama bulunduğu gibi.

Mention
Sinch ile ilgili internette insanların neler söylediği hakkında çabuk bir bilgi almak için önce Google Alerts kullandık. Buradaki problem sadece Google sayfaları gezip yeni bilgi bulduğunda sonuç almamızdı. Google Alerts gerçek zamanlı değildi ve hatta çoğu zaman güncel veya alakalı da değildi.
Onun yerine biz de Mention’u kullanmaya başladık. Mention bize geliştirici topluluğunun Sinch hakkında neler söylediği ile ilgili çok daha açık ve güncel özetler sunuyor – retweetlerden Stack Overflow konularına kadar. Aynı zamanda Mention uygulaması iPhone’umda da yüklü ve böylece nelerin olduğunu her zaman biliyorum ve hemen olmasa bile çabucak aksiyon alabiliyorum.
Dağıtık yapay zekâya 103.5 milyon dolar yatırım
Sentinent Technologies veri analizindeki büyük problemlerin çözümü için devasa büyüklükte ölçeklenebilir yapay zeka adını verdiği bir sistem üzerinde çalışıyor.
Şirket şimdi bu büyük hedefine ulaşmak için çok daha fazla sermayeye sahip: Access Industries tarafından yönetilen bir yatırım turunda 103.5 milyon dolar seri C yatırımı alarak bugüne kadar aldığı toplam yatırımı 143 milyon dolara çıkardı.
Sentinent yapay zeka işlerini dağıtık bir şekilde yönetiyor ve onları milyonlarca yapay zeka işleyici düğümü adını verdiği noktada çalıştırıyor. Bu kullanıcıların devasa veri kümelerindeki geleneksel veri analizi metotlarıyla kolayca görülemeyen modelleri keşfetmelerine olanak tanıyor. Şirket şimdiye kadar finansal ticaret ve sağlık alanındaki araştırmalara odaklanmıştı.
Tata Communications ve daha önceki yatırımcılardan Horizons Ventures’da yatırım turunda yer aldı.
Şirket San Francisco merkezli ve Hong Kong’da bir ofisi bulunuyor.
Reklam istemeyen, Google’a para verecek!
İnternet = Google olduğu günümüzde; video izlerken YouTube üzerinden, girdiğimiz WEB sitelerine AdSense üzerinden, mobil uygulamalarda da AdMob ile bizlere reklam gösteren Google, kısaca pek çok yerden bizlere reklam gösteriyor.
GMail ve Chrome başta olmak üzere pek çok kaynaktan bizim ilgilendiğimiz dataları alan ve ilgi yönlerine göre reklam gösteren Google, gelirlerinin çoğunu reklam üzerinden kazanıyor. Ayrıca kurulan sistemde sadece Google değil, içerik geliştiriciler de Google’dan para kazanıyorlar.
Google, gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturan dijital reklam yayıncılığı noktasında önemli bir karar alma aşamasında. Şimdilik beta olarak başlattığı uygulamada, kısaca Google’a para verenler reklam görmeyecekler.
Google Contributer adıyla başlayan ve şimdilik deneme aşamasında olan yeni hizmet, kullanıcıların Google’a ödeme yapmaları durumunda reklam görmemelerini amaçlıyor.
Google’a göre yeni hizmetin amacı, hem içerik oluşturucular ve geliştiriciler için yeni bir kazanç modeli oluşturmak hem de kullanıcıların reklamlardan sıkılmamasını sağlamak.
Google Contributer ile geliştiriciler ve site sahiplerinin katılımıyla büyüyecek bir yapıya sahip olacak. Aylık 1-4 dolar arası bir ödeme yapıp, reklam görmeyeceksiniz.
Kişilerin ödediği paradan, girilen tüm siteler kendilerine düşen payı da alacaklar. Bu da yeni bir kazanç modeli olacak.
10 yayıncı Google Contributer’e katıldı
Mashable, Science Daily, The Onion, WikiHow, Imgur, Urban Dictionary başta olmak üzere 10 yayıncının katıldığı ve deneme aşamasında olan Google Contributer, kullanıcılardan yoğun ilgi görürse yayılarak kullanım oranlarını artıracak.
Tabii burada reklam engelleme yazılımlarının zaten piyasada olduğunu da hatırlatmak gerekiyor. Google’a ödeme yapmadan zaten pek çok kullanıcı reklam görmemeyi sağlıyor.
Fakat şunu da belirtmekte fayda var. Özgün içerik üreten sitelerin de reklam gelirlerine de ihtiyaç var. Google, bu çözümle beraber orta yolu bulacak gibi gözüküyor. Hem kendi payını alacak, hem kullanıcılara reklam gösterilmeyecek, hem de siteler kazanacak. Tabii burada siteler ne kadar kazanacak zaman gösterecek.
Kaynak: ShiftDelete.Net
Kablosuz geniş bant ağ kullanımı 12 kat artacak
Kablosuz geniş bant teknolojileri geçmişten günümüze hızlı bir değişim gösterirken, önümüzdeki dönemde WiFi ekosisteminin katlanarak genişlemesi ön görülüyor. Wireless Broadband Alliance’ın (WBA) kablosuz alt yapı analiz şirketi Maravedis-Rethink ile birlikte hazırladığı rapora göre, kablosuz geniş bantlar üzerinden beklenen veri trafiğinin 2018’e kadar 12 kat artması bekleniyor. WBA’nın raporuna göre mobil veri trafiğinin daha da yüksek oranda artarak, 2018’de 11.7 exabyte/aylık seviyesine ulaşması bekleniyor.
Rapora göre, kapasitelerin artmasıyla birlikte gelişen WiFi ve LTE standartları, hızların artmasını ve gecikmelerin azalmasına sebep olacak. 2018’e kadar geniş bant ağ kullanımıyla birlikte ses ve IP tabanlı video kalitesinin artması, geniş bant bağlantının yaşamın ve çalışma hayatının vaz geçilemez kilit noktalarından biri halini almasını sağlayacak.
Cihaz ve ağ tarafında müşteri deneyimini artırmak ve maliyetleri düşürmek için entegre geniş bant ağ teknolojileriyle, bir çok teknik ve iş zorluklarının karşılanması zorunda. WBA’nın raporuna göre kablosuz teknoloji geliştikçe, kapasiteyi arttırmak için lisanslı kablosuz ağlar, spektrum sıkıntısı ve parazit problemleri ve yükselen veri trafiği gibi sorunlarla karşı karşıya kalınıyor.
Yeni nesil geniş bant ağ çözümleri ve WiFi standartlarının gelişmesi, yeni spektrumların kullanımıyla birlikte kullanıcı deneyimini geliştiren kablosuz geniş bantlar iş fırsatlarını genişleterek, kurumlara yeni çözümler sunuyorlar.
Sektörün taleplerine yönelik kurumsal ağ ve iletişim çözümleriyle 12 yılıdır hizmet veren Net Vizyon, geniş bant ağ çözümleri alanında tüm tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek ürünleri tek bir çatı altında buluşturuyor. Net Vizyon, her geçen yıl katlanarak büyümeye devam eden kablosuz geniş bant ağ kullanımına yönelik olarak, Ubiquiti Networks, Cambium Networks ve Mimosa Networks ürünlerini portföyüne dahil etti.
Ubiquiti Networks, Cambium Networks ve Mimosa Networks’ün kablosuz geniş bant çözümlerini pazarla buluşturan Net Vizyon, kablosuz servis sağlayıcılara ve kurumlara yüksek kaliteli geniş bant bağlantıyı, hızlı ve güvenli bir şekilde erişmelerini sağlıyor. Mimosa Networks’un B5 ve B5C backhaul sistemlerini, kablosuz geniş bantta yeni standartları belirleyen Cambium Networks ePMP ürünlerini ve Ubiquiti Networks’ün tüm ürün gamı, Net Vizyon portföyünde bulabilirsiniz.
Gelecek IP teknolojilerinde
Bircom CEO’su Burçin Bircanoğlu ile IP dünyasındaki yenilikleri konuştuk.
Pronet Plus hizmetleri 2015’te genişleyecek
Sağladığı hizmetlerle abonelerine emniyetli bir yaşam sunan Pronet; ‘interaktif güvenlik’, ‘görüntüleme sistemleri’, ‘akıllı ev çözümleri’ ve ‘enerji yönetimi’ gibi hizmetleri içeren akıllı güvenlik sistemi Pronet Plus ile yeni bir dönem başlatıyor.
Mevcut Pronet güvenlik sistemiyle birlikte çalışan Pronet Plus; mobil iletişim kanalları sayesinde, kullanıcıya, uzak olduğu evinden ve sevdiklerinden an ve an haberdar olup gerekli kontrolleri yapabilme imkânı tanıyor. Pronet böylece, abonelerin kendi yaşam senaryolarına göre uyarladığı güvenlik sistemini, hayatı kolaylaştıran yeni servislerle gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline getiriyor.
Pronet Yönetim Kurulu Başkanı Alp Saul:
“‘Asıl işimiz olan güvenliği, ev ve işyerlerinden devamlı haberdar olabilmeyi sağlayacak şekilde interaktif bir hale getirdik. Ayrıca bu hizmetlere akıllı ev çözümlerini de ekleyerek insanların hayatını kolaylaştıran yepyeni bir hizmet tasarladık.”
Pronet Plus ile abonelere son teknoloji güvenlik hizmetlerinden yararlanma imkanı sunduklarını belirten Pronet Yönetim Kurulu Başkanı Alp Saul; “Ana işimiz her zaman güvenlik. Öncelikli amacımız ise Pronet kullanıcılarının içlerini rahat ettirip huzurlu hissetmelerini sağlamak. Bağlantılı cihazlar sayesinde, abonelerimizi ‘akıllı yaşam’ çağına taşıyoruz. Bu anlamda sektörde de bir ilke imza attığımız Pronet Plus hizmetleriyle, güvenliği mobil hayatın kolaylıklarıyla buluşturuyoruz” diyerek şöyle devam etti:
Pronet Plus ‘İnteraktif Güvenlik’ hizmetiyle tek noktadan kontrol
İster iş yerinde, ister trafikte veya seyahatte, evin güvenliğinden emin olma konforu sunan İnteraktif Güvenlik hizmetine abone olan kullanıcılar, Pronet Plus mobil uygulamasını ya da web sitesini kullanarak; güvenlik sisteminin kontrolünü tek noktadan gerçekleştirebiliyor.
Pronet Plus’ı, App Store ya da Google Play üzerinden akıllı cihazlarına yükleyen tüm Pronet Plus kullanıcıları, diledikleri an ve yerden evlerini ve işlerini kontrol edebilirken; ister mobil cihazlarından, ister web üzerinden evlerinin ve işyerlerinin güvenliğinden emin olabiliyor. Mekanları ve içinde bulunanları kontrol etme imkanı sunan Pronet, kullanıcıya aklının evde ya da iş yerinde kalmayacağı huzurlu bir hayat vaat ediyor.
Yiğit Yiğiter: “Enerji tasarrufunu yeni bir boyuta taşıyacağız”
Sağlıklı, güvenli ve konforlu bir yaşam hedefiyle sunulan Pronet Akıllı Ev Çözümleri; abonelere kombi, priz, kilit ve aydınlatma ayarlarının uzaktan yapılabildiği akıllı bir yaşamın kapılarını açıyor.
2015 yılında Pronet Plus özelliklerine eklenecek Akıllı Ev Çözümleri ve Enerji Yönetimi hizmetlerinin, enerji tasarrufu açısından da büyük bir artı değer getireceğine dikkat çeken Yiğiter; “Akılı Ev Çözümleri ile abonelerimize kombi gibi cihazları uzaktan açma-kapama ve gerekli ayarları yapabilme konforu sunuyoruz. Örneğin; hafta sonu kullanacağınız şehir dışındaki kışlık evinize vardığınızda, evinizi dilediğiniz sıcaklıkta bulabiliyorsunuz. Aydınlatma kontrolü, size dilediğiniz zaman ışıkları uzaktan açıp kapatma imkanı veriyor. Enerji Yönetimi hizmetiyle de elektrik ve doğalgaz tüketiminizi kontrol edip gereksiz enerji tüketimini önlemenize, dolayısıyla da tasarruf etmenize yardımcı oluyoruz” dedi.
Evdeki yardımcı kadın için paspas altına anahtar bırakma devrinin de Akılı Ev Çözümleri ile tarihe karışacağını ifade eden Yiğiter; sağlanan faydayı şöyle özetledi: “Yardımcınızın eve girişi için eğer kendisine anahtar vermek istemiyorsanız, evinizden uzak olsanız dahi, kapınızı bulunduğunuz mekândan açabilirsiniz.”
Turizm sektörü ‘‘Vodafone CRM’’ ile yarına hazır
Yarına Hazırım Platformu ile KOBİ’lerin büyüme hedeflerine katkı sağlayacak çözümler geliştiren Vodafone Türkiye, turizm sektöründe müşteri memnuniyeti çıtasını yükseltecek çözümünü duyurdu. Vodafone’un müşteri ilişkileri yönetimi uygulaması “Vodafone CRM”, yıllık ortalama yüzde 7 büyüyerek dünya ortalamasının üstünde performans sergileyen Türk turizminin potansiyelini gerçekleştirmesine katkıda bulunacak. “Vodafone CRM” ile turizmciler altyapı yatırımı ve yazılım maliyeti endişesi yaşamadan müşteri ilişkileri yönetimiyle işlerini büyütebilecek.
Konuk mutluluğunun ana endeks olduğu turizm sektöründe müşteri memnuniyetinde çıtayı daha yukarı çekmek için etkin uygulamalar arasında yer alan CRM ile turizmciler, toplu e-posta ve toplu SMS çözümüyle yüzde 35 daha fazla müşteri adayına erişebiliyor. Tek bir arayüzden tüm ekiplerini aynı anda takip edebildiği şikâyet yönetimi sistemiyle müşteri destek operasyonlarının verimliliğini artırıyor. Müşteri sadakatinde yüzde 27 artış sağlayabiliyor. Vodafone CRM, turizm müşterilerinin konuk oldukları otelleri, restoranları ya da kafeleri tekrar tercih etmesine yardımcı oluyor. Etkin satış kanalı ve müşteri yönetimi sayesinde turizm gelirlerinde yüzde 28 oranında artış mümkün oluyor.
Turizmcilere rekabetçilik, verimlilik, tasarruf ve kârlılık sağlayan yenilikçi teknolojiler geliştiren Vodafone İş Ortağım’ın geliştirdiği Vodafone CRM uygulaması, Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Osman Ayık ve Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Engin Aksoy’un katılımıyla düzenlenen basın toplantısında tanıtıldı.
Toplantıda konuşan Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Engin Aksoy, şunları söyledi:
“Türkiye’de dijitalleşmeden en çok faydalanacak sektörlerden biri olan turizmi çok önemsiyoruz ve Yarına Hazırım Platformu’yla işletmeleri yarına hazırlayacak çözümler geliştiriyoruz. Ülke ekonomisinin can damarlarından turizmin ekonomiye güçlü katkısını sürdürebilmesi için iş kapasitesini artırması gerekiyor. Turizm sektöründe en büyük ihtiyaç, daha çok müşteriye ulaşmak ve müşteri bağlılığı yaratmak. Bunun için müşterilerle sürekli iletişimde olmak ve mevcut rekabet ortamında mesajlarının ulaşmasını sağlamak büyük önem taşıyor. Eskiden müşteriye 3 günde geri dönüş yapmak yeterli gelirken, bugün müşteri memnuniyeti için 3 saat içinde dönülmesi gerekiyor. Bu noktada şirketlerin imdadına müşteri ilişkileri yönetimi, yani CRM teknolojisi yetişiyor. Konuk mutluluğunun ana endeks olduğu turizm sektöründe müşteri memnuniyetinde çıtayı daha yukarı çekmek için çözümün anahtarı olan CRM, turizmcilerin işlerini daha da büyütmesine imkân tanıyor. Turizm sektöründe faaliyet gösteren büyük gruplar bu yatırımlarını rahatlıkla yapabilirken, başta butik oteller olmak üzere küçük işletmeler altyapı yatırımlarını yapamayarak rekabette geri kalıyor. Vodafone bulut teknolojisinden güç alan Vodafone CRM ile hiçbir altyapı yatırımı ya da lisans bedeli ödemeden, turizmcileri müşteri ilişkileri yönetimiyle müşteri kitlesini ve işlerini büyütmeye davet ediyoruz. Vodafone olarak, turizm sektörünün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamaya, işletmelere rekabetçilik ve verimlilik sağlayan yeni fırsat ve çözümler geliştirmeye ve onları yarına bugünden hazırlamaya devam edeceğiz.”
TÜROFED Başkanı Osman Ayık ise, şunları söyledi:
“Türkiye’deki kayıtlı yatak kapasitesinin yüzde 80’ini kapsayan TUROFED olarak Vodafone ile turizm kapasitemizin artırılması hedefiyle iş birliğimizi hayata geçirmenin gururu içerisindeyiz. Dünya Turizm Örgütü’ne göre 2014’te turizmde yaşanan küresel artış yüzde 5. Türkiye ise turizmde yüzde 7 büyüyerek dünya ortalamasının üstünde bir performans sergiledi. Kalkınma Bakanlığımızın 2015-2017 Orta Vadeli Planına göre turizmde yıllık ortalama yüzde 6,4 oranında büyüme devam edecek. Turizm bugün Türkiye’de 26 milyar dolarlık bir iş hacmi yaratıyor. Turizm sektöründe çalışan sayısı 2013’te yüzde 17 arttı. Turizmin ülke istihdamındaki payı da aynı dönemde yüzde 6,2’den yüzde 6,8’e yükseldi. Hükümetimizin 2023 hedeflerinde 50 milyon ziyaretçi ve 50 milyar turizm geliri yer alıyor. 2023 hedefleri içinde bu rakamı tutturmak için turizmin parlak potansiyelini teknoloji çözümlerini benimseyerek gerçekleştirmesi gerekiyor. Müşteri ilişkileri yönetimi uygulamalarıyla otellerimiz yeni müşteriye daha hızlı ve kolay erişebiliyor. Mevcut müşterileriyle sürekli iletişimde kalıyor. Konuk bağlılığını artırabiliyor. Otellerin doluluk oranının artırılması ve Türkiye’deki turizmcilerin işlerini büyütmeleri hedefiyle, turizm sektörünü Vodafone teknolojisiyle CRM çözümünden faydalanmaya davet ediyoruz.”
Vodafone CRM uygulamasının işletmelere katkıları:
- Turizmciler, müşteri hizmetleri ve destek masraflarında yüzde 25 tasarruf elde edebiliyor.
- Müşteri sadakatinde yüzde 27 artış sağlayabiliyor.
- Toplu e-posta ve toplu SMS çözümüyle yüzde 35 daha fazla müşteri adayına erişilebiliyor.
- Etkin satış kanalı ve müşteri yönetimi sayesinde turizm gelirleri yüzde 28 oranında artıyor.
- Tek bir arayüzden tüm ekiplerini aynı anda takip edebiliyor.
- Şikayet yönetimi sistemiyle müşteri destek operasyonlarının verimliliği artıyor.
- Turizm müşterilerinin konuk oldukları otelleri, restoranları ya da kafeleri tekrar tercih etmesine yardımcı oluyor.
Hangi programlama dilleri en çok kazandırıyor?
Neredeyse bütüm programlama dilleri önemli bir gelirin kapısını açıyor fakat bazı programlama dilleri ve yetenekler diğerlerinden daha değerli. Quartz bu farklılıkları ortaya koymak için çeşitli verileri bir araya getirdi.
Quartz’dan Max Nisen Temmuz ayında yayınlanan daha geniş bir Brookings Institution çalışmasından en değerli programlama dilleri ile alakalı bazı grafikler çıkardı. İşte programlama dilleri ve azdan çoğa doğru ortalama yıllık getirileri:
- PERL – 82.513 dolar
- SQL– 85.511 dolar
- Visual Basic– 85.962 dolar
- C#– 89.074 dolar
- R– 90.055 dolar
- C– 90.134 dolar
- JavaScript– 91.461 dolar
- C++– 93.502 dolar
- JAVA– 94.908 dolar
- Python– 100.717 dolar
- Objective C– 108.225 dolar
- Ruby on Rails– 109.460 dolar
Bazı programlama dilleri size 100.000 dolardan fazla gelir vadetse de eğer teknoloji sektöründe en çok kazanan işi istiyorsanız Salesforce Yazılım Mimarı olmalısınız. Bilgi işlem işe alım firması Mondo’nun Mart ayında yayınladığı verilere göre Salesforce Yazılım Mimarları yılda 180.000 ile 200.000 dolar arasında kazanabiliyor.
Samsung’da büyük işten çıkarma operasyonu!
2011 yılı itibariyle mobil pazarda ciddi bir büyüme yakalayan Samsung, son yıllarda çıkardığı akıllı telefonlarla beklenilen etkiyi yaratamadı. Onlarca yeni modeli piyasaya süren ve her segmentte pazarı domine eden Samsung, hala pazarın lideri ve en çok kazananı fakat firmanın giderleri de bir o kadar fazla.
Samsung’un esasında orta segment modellerdeki satış başarısı, fazla modelin de etkisiyle sürüyor. Gelirlerin düşmesindeki sebep ise amiral gemilerine olan talebin azalması. Galaxy S3 ile 60 milyonluk satışı deviren Samsung, Galaxy S4 ile bu başarıyı yakalayamamıştı. Galaxy S5 ile de bu sorun devam ediyor. İlk 3 ayda 12 milyon Galaxy S5 satan Samsung, Galaxy S4’ün yüzde 4 civarında gerisine düşmüş durumda. Sürekli model çıkarmayacağı, telefon üretimini de 3’te 1 oranında azaltacağı söylenen Samsung, yine her segmente telefon çıkartacak fakat her segmentte daha iddialı telefonlar piyasaya sürecek. İlgili haberimize de buradan ulaşabilirsiniz. Anlaşılan Samsung, değiştirdiği stratejiyi sadece telefon üretimiyle sınırlandırmamış.
Samsung mobil bölümünde büyük işten çıkarma operasyonu
Sektörden gelen bilgilere göre Samsung, özellikle mobil bölüm ile ilgili yeniden bir yapılanma tasarladı. Firmanın hedefi mobil bölümde yaklaşık yüzde 30 civarında iş gücünü kısmak. 28000 çalışanı olan firmanın yüzde 30 iş gücünü eksiltmesi demek, global olarak 6700 kişinin işten çıkartılması demek.
Tutunamayan servisler de kapatılacak
Samsung’un pek çok servisi de bulunuyor. Bu servislerin de çoğu pek kullanıcıların dikkatini çekmiş değil. Bunların başında WhatsApp’a yenik düşen ChatOn geliyor. Samsung, başta ChatOn olmak üzere kar getirmeyen ve kullanıcılar tarafından benimsenmeyen pek çok birimini kapatacak.
Ayrıca mobil bölüm haricinde tüketici ilgisini çekmekten uzak kalan e-kitap ve çevrimiçi müzik hizmeti gibi yazılım ürünlerini barındıran bölümün de mobil bölüme dahil edilmesi söz konusu. Tabi bunların çoğu kapatılacak. Hizmetlerden kullanılabilir durumda olanlar mobil tarafa entegre edilecek.
Bakalım yeniden yapılanma, Samsung’u olumlu yönde etkileyebilecek mi? Çünkü zamanında Nokia gibi sektörü domine eden markalar, çıkardığı sürekli farklı modeller ve bu modellere güncelleme vermeyerek sevilmeyen bir marka haline dönmüştü. Samsung’un da benzer bir akıbete uğrama ihtimali var. Firmanın durumu bu kadar ciddiye almasındaki sebep de biraz bu.
Kaynak: ShiftDelete.Net
PureVPN ile mobil internetin “amacı” artık belli
Mobil internet kullanıcılarının erişim engellerini ortadan kaldıran ve daha güvenli bir internet deneyimi sunan PureVPN Android uygulaması, son güncellemeyle birlikte “Akıllı Amaç Seçimi” özelliğine kavuştu. PureVPN Android uygulamasının v2.3 sürümüyle gelen yenilikler arasında masaüstü sürümünde fark yaratan Akıllı Amaç Seçimi, VPN kullanmaya yeni başlayanlar için açıklayıcı bir Başlangıç Rehberi, detaylı iyileştirmeler ve iki farklı abonelik seçeneği yer alıyor.
Erişim engeli olan web sayfalarının yanı sıra, ülke bazlı yasaklamaları bulunan Netflix ve Hulu gibi servislere giriş yapmak için de yaygın olarak tercih edilen PureVPN, Akıllı Amaç Seçimi özelliği sayesinde kullanıcıların ihtiyaçlarına en uygun yanıtı veren ayarlamaları otomatik olarak gerçekleştiriyor. PureVPN’i tercih eden 1 milyonun üzerinde kullanıcı Wi-Fi kablosuz bağlantı güvenliği, çevrimiçi gizlilik ve anonim kullanım avantajlarından faydalanıyor.
Yeni abonelik seçenekleri
PureVPN Android kullanıcıları, mobil cihazlarının internet özgürlüğünü “Free” ve “Premium” abonelik seçenekleriyle sağlayabiliyor. Ücretsiz PureVPN kullanıcıları her ay 500 MB özgür internet erişimi ve en iyi coğrafi konumlarda bulunan 3 sunucu arasında (ABD, İsveç ve Hollanda) geçiş yapma avantajlarına sahip oluyor. Ücretli aboneliğe geçiş yapmayı tercih eden kullanıcılar ise bant genişliği, kota veya sunucu kısıtlaması olmaksızın 7/24 kullanabilecekleri, dünyanın dört bir yanında 74 ülkede bulunan 400’ün üzerinde sunucu arasında sınırsız geçiş yapabilecekleri bir dünyaya merhaba diyor.
KOBİ sayısı 8 kat arttı
Hükümetin uyguladığı ekonomi politikalarının ana gündem maddeleri arasında yer alan KOBİ’ler, Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturuyor. Ekonominin temel aktörlerini oluşturması itibariyle hükümetin ekonomi politikaları arasında öncelikli bir yer edinen KOBİ’ler, Türkiye’nin G20 dönem başkanlığı sırasında sahnenin ana aktörü olmaya hazırlanıyor.
Hükümetin KOSGEB aracılığıyla KOBİ’lere sağladığı KOBİ Destek Programı, bugün çok sayıda küçük ve orta büyüklükteki işletmenin temelini oluşturuyor. Türkiye’nin G20 dönem başkanlığı sırasında Uluslararası Ticaret Odası (ICC) işbirliğinde gerçekleştirmeyi planladığı dünyanın ilk KOBİ Forumu’nun da hükümetin ekonomide KOBİ önceliğinin altını çizen bir girişim olarak dikkat çekiyor.
Bu kapsamda; Türkiye’nin mavi yaka ve ara kademede lider insan kaynakları sitesi Eleman.net tarafından 180 bini aşan KOBİ üzerinden gerçekleştirilen “Türkiye’nin KOBİ Haritası Araştırma Çalışması”na göre, Eleman.net’e kayıtlı KOBİ sayısında son 5 yılda yüzde 819’a varan bir artış yaşanıyor. Eleman.net verilerine göre 2014 yılında ise bir önceki yıla göre yüzde 15 artış yaşayan KOBİ’lerden sektörel olarak en büyük payı yüzde 8,17 ile inşaat alıyor.
Hemen ardından sırasıyla; yüzde 6,87 ile gıda, yüzde 6,61 ile tekstil, yüzde 5,11 ile imalat, yüzde 4,87 ile bilgisayar, internet ve BT teknolojileri geliyor. Öte yandan hükümetin girişimiyle, KOSGEB aracılığıyla KOBİ’lere uygulanan KOBİ Destek Programı, KOBİ’lerin ekonomideki ağırlıkları destekleyen bir yaklaşım sunuyor. Geçtiğimiz yıl, 33 bin 500 kuruma 345 milyon TL destek sağlayan KOSGEB, 2014 yılının ilk 6 ayında yaklaşık 19 bin KOBİ’ye 122 milyon TL’lik bir destek sağladı. Bu rakamın ayıl sonunda 345 milyon TL’yi aşması bekleniyor.
KOBİ’lerin, Türkiye genelinde illere göre dağılımına bakıldığında, İstanbul 46,1 ile en büyük payı alıyor. Ankara yüzde 9,92 ile 2’inci büyük payı alırken, İzmir 8,34 ile 3’üncü sırada yer alıyor. Ardından sırasıyla yüzde 4,18 ile Bursa, yüzde 3,73 ile Antalya, yüzde 2,46 ile Konya ve 2,32 ile Kocaeli geliyor.
Araştırma çalışmasının sonuçlarına göre; KOBİ’lerde çalışan sayısı dağılımına baktığımızda ise yüzde 75,04 ile büyük bir çoğunluğun 11-25 arası çalışana sahip olduğu görülüyor. Çalışan sayısı arttıkça pastanın dilimleri de küçülüyor. 26- 50 arası çalışan sayısına sahip işletmeler yüzde 11,47’lik orana sahip bulunurken, 51-100 arası çalışana sahip işletmeler yüzde 4,15’lik payı alıyor.
Türkiye’nin lokomotif sektörlerinin KOBİ’lerin sektörel sıralamasında ilk sıralarda yer aldığını ifade eden Ünsal, örnek olarak inşaat sektörünü gösteriyor. Gıda, tekstil, imalat ile bilgisayar, internet ve BT teknolojilerinin, inşaatın ardından ilk sıralarda yer aldığının altını çizen Ünsal, bu sektörel dağılımın yeni girişimciler için yol gösterici niteliğinde olacağını vurguluyor.
Dell ürünleri İstanbul’da sahne aldı
Dell’in dünya çapında düzenlediği önemli etkinliklerden biri olan Dell Çözüm Günü (Dell Solutions Tour) Türkiye buluşması, 25 Kasım 2014’te Wyndham Grand İstanbul’da gerçekleştirildi. Dell’in, kurumların iş süreçlerini kolaylaştıran dört anahtar öneme sahip; strateji, teknoloji ve iş modellerinin tanıtıldığı etkinlik, gün boyu devam etti. Dell’in global dönüşümünü ve uçtan uca çözüm sağlayıcısı olmaya yönelik gelişiminin Avrupa’yı baştan başa dolaşarak anlatıldığı, Dell Çözüm Günü, ikinci kez İstanbul’daydı. Etkinlik, Dell Türkiye Ülke Müdürü Didem Duru’nun ev sahipliğinde ve Dell Kurumsal Çözümler Satış ve Strateji Dünya Başkanı Brian Humphries’in katılımıyla gerçekleştirildi.
Dell Ülke Müdürü Didem Duru, Dell Çözüm Günü ile ilgili olarak; “Kurumsal ağlardan tabletlere, PC’lerden IT danışmanlığa kadar uzanan geniş bir alanda sunduğumuz ürün ve çözümler ile kullanıcılarının hayatlarını kolaylaştırmayı amaçlıyoruz. Sağlık, otomotiv, perakende, finans, üretim ve eğitim sektöründe faaliyet gösteren müşterilerimiz, Dell’in uçtan uca BT modelleriyle hem iş süreçlerini kolaylaştırıyor hem de müşteriden gelen isteklere yanıt verme süresini ciddi oranda azaltıyorlar. Özellikle BT bütçelerinden en yüksek verimi almak isteyen müşteriler için, tedarikçi sadakati de önemli bir konu. Dell olarak bu ihtiyaçlara yönelik esnek çözümler sunmak için çalışıyoruz. Uçtan uca bir ürün ve çözüm sağlayıcı olarak, müşterilerimize ihtiyaçları olanı, en kısa sürede, en düşük fiyat ve mümkün olan en yüksek verimle sunabiliyoruz. Bugün Dell Çözüm Günü’nde tüm bu çözümlerimizi müşterilerimiz ve iş ortaklarımızla paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.
Dell’in Türkiye için son derece önemli pazarlardan biri olduğunu vurgulayan Didem Duru, “Dell olarak Türkiye’yi bir merkez olarak konumlandırmak istiyoruz. Son dönemde Türkiye’de müşteri portföyümüzü iki katına çıkardık. Gelecekte de bu alanda yatırımlarımız devam edecek. Türkiye ayrıca, bölgedeki en fazla büyüme potansiyeli bulunan ilk dört ülke arasında yer alıyor. Dünya çapında da ilk onda bulunuyor. Türkiye, tüm gelişmekte olan ülkeler için katkı sağlayan bir merkez. Dell, Türkiye’de satış öncesi teknik destek, satış, satış sonrası teknik destek, pazarlama ve finans ekibiyle faaliyet gösteriyor. Kurumsal ve tüketici pazarına özel ürünlerimizi bütünleşik bir yapıda yönetiyoruz bu da start-up ruhuyla gelen ve bize büyük esneklik sağlayan bir iş modeli” dedi.
Geniş bir katılıma sahne olan Dell Çözüm Günü, birçok önemli başlık altında panel ve toplantıya ev sahipliği yaptı. “Microsoft, Intel, Dell İşbirliği”, “Dell HPC Çözümleri”, “Veri Merkezi Altyapı Çözümleri”, “Son Kullanıcı Çözümleri”, “Dell Yedekleme ve Yönetim Yazılımları”, “Masaüstü Sanallaştırma”, “Bilgi Güvenliği”, “Dell İş İstasyonları” ile “Dell Danışmanlık ve Destek Hizmetleri”, bu yılın öne çıkan oturum başlıkları arasında yer aldı.










