Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 522

Sosyal ticaret girişimi 7 milyon dolar yatırım topladı!

Bu yeni SleekFlow yatırımı, şirketin yapay zeka teknolojisini geliştirmeye devam etmesi ve Güneydoğu Asya ile Orta Doğu’ya daha fazla nüfuz ederek Avrupa’ya da adım atması için kullanılacak.

SleekFlow’un son fon toplaması ve büyüme planları, sosyal ticaretin hızla yükselişe geçtiğini ve geleneksel e-ticarete göre daha hızlı büyüdüğünü gösteriyor. Sosyal ticaret, satıcıların Facebook, Instagram, WhatsApp, TikTok ve YouTube gibi platformları kullanarak ürünlerini pazarladığı ve tüketicilerin bu platformları keşfetmek ve alışveriş yapmak için kullandığı bir alan olarak öne çıkıyor.

Asya Pasifik bölgesindeki sosyal ticaret pazarının değerinin 2028 yılına kadar 894 milyon doları aşması bekleniyor ve bu 2022’ye göre %10.6’lık bir büyümeyi temsil ediyor. Bu büyümenin arkasındaki en büyük etkenlerden biri de sohbet tabanlı yapay zeka. Sohbet tabanlı yapay zeka, satıcıların müşteri hizmetlerini genişletmelerine olanak tanırken operasyonlarını da verimli tutmalarını sağlıyor. Aynı zamanda, bu süreçlere analitik bir katman ekleyerek neyin işe yarayıp neyin yaramadığını daha iyi anlamalarına ve farklı kitlelere yönelik çeşitli yanıtları otomatikleştirmelerine olanak tanıyor.

Asya Pasifik bölgesindeki sosyal ticaret pazarının değerinin 2028 yılına kadar 894 milyon doları aşması bekleniyor ve bu 2022’ye göre %10.6’lık bir büyümeyi temsil ediyor. Bu büyümenin arkasındaki en büyük etkenlerden biri de sohbet tabanlı yapay zeka. Sohbet tabanlı yapay zeka, satıcıların müşteri hizmetlerini genişletmelerine olanak tanırken operasyonlarını da verimli tutmalarını sağlıyor. Aynı zamanda, bu süreçlere analitik bir katman ekleyerek neyin işe yarayıp neyin yaramadığını daha iyi anlamalarına ve farklı kitlelere yönelik çeşitli yanıtları otomatikleştirmelerine olanak tanıyor.

Sohbet tabanlı yapay zeka sektörünün, 2024’te 13.2 milyar dolardan 2030’a kadar %24.9’luk bir artışla 49.9 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu büyüme, sadece sosyal ticaretin değil, genel olarak e-ticaretin ölçeklenme ihtiyacının bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

SleekFlow, özellikleriyle kendini rakiplerinden ayırmayı başardı

SleekFlow, rekabetin yoğun olduğu bu alanda kendini farklılaştırmayı başardı. Şirketin sunduğu özellikler arasında, tek bir gösterge panelinden birden fazla platforma yönelik pazarlama yapılabilen çok kanallı özellikler, pazarlama otomasyonu ve her müşteri için benzersiz sohbet deneyimleri oluşturmada esneklik sağlayan kullanıcı dostu bir akış oluşturucu yer alıyor. Ayrıca, sohbet içi ödeme bağlantıları, işbirlikçi ekip özellikleri, HubSpot ve Salesforce ile entegre yerleşik CRM platformları ve e-ticaret işlevselliği de SleekFlow’un sunduğu hizmetler arasında bulunuyor.

Yatırım teşvik belgesi nasıl alınır?

SleekFlow’un kurucusu ve CEO’su Henson Tsai, platformu genişletme planları arasında “sesli aramalar ve e-postalar için tamamen otomatik satış ve destek süreçleri sunmak” olduğunu belirtti. Şirket, kısa süre önce yeni CTO olarak, Silikon Vadisi’nde 20 yılı aşkın teknoloji liderliği deneyimi olan yapay zeka ve büyük veri uzmanı Gao Lei‘yi atadı. Tsai, Lei’nin atanmasının ardından mühendislik çalışmalarını önemli ölçüde artırdıklarını ve yenilikçi teknoloji ile gelişmiş yapay zeka alanında ön planda olmayı hedeflediklerini söyledi.

SleekFlow, SaaS (Hizmet Olarak Yazılım) iş modeli üzerine inşa edilmiş olup WhatsApp Business mesajlaşma kanalı kurmak ve yönetmek isteyen müşteriler için isteğe bağlı bir ek hizmet sunuyor. Şirketin hizmetleri, sigorta, sağlık, telekom ve perakende sektörlerinde küçük ekiplerden büyük işletmelere kadar geniş bir müşteri yelpazesi tarafından kullanılıyor.

SleekFlow, şu anda Singapur, Hong Kong, Malezya, Endonezya, Brezilya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde faaliyet gösteriyor. Tsai, özellikle Endonezya’daki tüketici davranışlarının hızla geleneksel mağazacılıktan çevrimiçi alışverişe kaydığını ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki yüksek harcama gücünün bu bölgeleri sosyal ticaret için önemli pazarlar haline getirdiğini belirtti.

Apple’dan iCloud+ fiyatlarına büyük zam!

0

Apple’ın bulut depolama hizmeti iCloud+’ın fiyatları Türkiye’de önemli ölçüde arttı. Eski fiyatlara göre neredeyse iki katına çıkan yeni ücretlendirme şaşkınlık yarattı. Peki bu hizmetten faydalanan kullanıcılar artık ne kadar ödeyecek?

iCloud+ fiyatları için büyük zam!

Daha önce 50 GB için 12,99 TL ödenirken, yeni fiyatlandırmayla bu rakam 24,99 TL’ye yükseldi. Benzer şekilde 200 GB’lık depolama alanı 39,99 TL’den 79,99 TL’ye, 2 TB ise 129,99 TL’den 249,99 TL’ye çıktı. En yüksek depolama seçenekleri olan 6 TB ve 12 TB için de fiyat artışları yaşandı. 6 TB, 899,99 TL’den 1.299,99 TL’ye, 12 TB ise 1799,99 TL’den 2.499,99 TL’ye yükseltildi.

Eski ve Yeni Fiyatlar:

Depolama AlanıEski Fiyat (TL)Yeni Fiyat (TL)
50 GB12,9924,99
200 GB39,9979,99
2 TB129,99249,99
6 TB899,991.299,99
12 TB1799,992.499,99

Apple, fiyat artışıyla ilgili resmi bir açıklama yapmadı. Ancak döviz kurlarındaki dalgalanmaların ve artan enflasyonun bu kararda etkili olduğu tahmin ediliyor.

PayPal, Apple ile rekabete giriyor!

Bu ayın başlarında Apple, üçüncü taraf geliştiricilerin Apple Wallet gibi temassız işlemleri ve ödemeleri destekleyen yeni NFC ve Güvenli Eleman API’lerine erişmesine izin vereceğini duyurmuştu. PayPal, bu yeni API’ler sayesinde rekabetçi bir cüzdan geliştireceğini henüz açıkça doğrulamamış olsa da, son haftalarda böyle bir planın yolda olduğuna dair güçlü ipuçları verdi.

Ödeme devinin 30 Temmuz’daki ikinci çeyrek kazanç çağrısı sırasında PayPal CEO’su Alex Chriss, PayPal’ın Avrupa stratejisi hakkında yapılan bir soruya yanıt olarak; özellikle Avrupa’da, NFC ile ilgili bazı değişikliklerin PayPal için bir fırsat yaratacağını ve bu alanda yer almaya hazır olacağını belirtti.

Chriss daha önce de benzer şekilde bir mobil cüzdan hakkında ipuçları vermişti. Önceki çeyrekte, NFC değişikliklerinin PayPal için “Android veya iOS işletim sisteminde bir cüzdan sağlamayı çok kolay hale getireceğini” daha doğrudan ifade etmişti.

Şirket ayrıca, müşterilerine “hem çevrimiçi hem de çevrimdışı” hizmet sunmayı planladığını vurgulamıştı. Bu durumda çevrimdışı çözüm, PayPal mobil uygulaması aracılığıyla NFC tabanlı işlemler sunma planına işaret ediyor.

AB’de, tüketiciler Apple Wallet yerine üçüncü taraf bir cüzdanı varsayılan olarak ayarlayabilecek. Bu, Apple’ın AB’nin yeni Dijital Pazarlar Yasası’na (DMA) uyumunun bir parçası olarak mümkün olacak. Bu mevzuat, uygulama geliştiricilerine App Store dışında uygulama dağıtma, alternatif tarayıcı motorları kullanma ve iPhone’daki NFC işlemlerinde kullanılan Güvenli Eleman gibi donanım ve yazılım özellikleriyle birlikte çalışabilirlik talep etme benzeri ek fırsatlar sunuyor.

Google Cüzdan Apple

PayPal için tamamen işlevsel bir mobil cüzdan sunabilmek, özellikle çevrimdışı perakende dünyasında uzun süredir yer edinmeye çalışan şirket için büyük bir kazanç olur. PayPal, yıllar boyunca ABD’deki ulusal perakendecilerle ortaklıklar, satış noktası yazılımı ve terminal üreticileriyle anlaşmalar, uygulama aracılığıyla yerel mağazalara ödeme yapma özellikleri, mobil cüzdan teknolojisi satın alımları, perakendeci ödemeleri için QR kodları kullanımı, kredi kartlarıyla çevrimdışı ödemelerde ortaklıklar ve çevrimdışı satış yapan tüccarlar için araçlar gibi bir dizi fırsat peşinde koştu. Ancak, temassız ödemelerin büyümesi sayesinde Apple Pay birçok pazarda baskın durumda.

Avrupa’da, 2022 itibarıyla Avrupalıların %90’ı PayPal hizmetlerini kullanmıştı, ancak mobil ödemelerde Google Pay ve Apple Pay lider durumdaydı. PayPal, NFC tabanlı bir cüzdan ile Avrupa’da büyük bir fırsat yakalayabilir.

PayPal, NFC cüzdan geliştirme planları hakkında daha fazla bilgi vermeyi reddetti. Ancak Chriss, 9 Eylül’de şirketin AB planlarının tartışılacağı Goldman Sachs Konferansı’nda konuşacak.

Google’a yeni dava: Chrome izinsiz veri topluyor!

Google’ın Chrome tarayıcısı, izinsiz veri toplama iddialarıyla yeniden gündemde. 2022 yılında reddedilen toplu dava, Amerikan federal temyiz mahkemesi tarafından yeniden ele alınacak. Dava, Google’ın kullanıcı izni olmadan Chrome tarayıcısı üzerinden veri topladığı iddialarına dayanıyor.

Mahkeme, alt mahkemenin Google’ın Chrome tarayıcısındaki veri toplama uygulamalarına dair yeterince derinlemesine bir inceleme yapmadığını belirtti. Davanın merkezinde, Chrome tarayıcısının senkronizasyon özelliği kapalıyken bile kullanıcıların tarayıcı geçmişi, IP adresleri ve çerez tanımlayıcılarının Google’a gönderildiği iddiaları bulunuyor. Google ise kullanıcıların gizlilik politikalarını kabul ettikleri için, Chrome tarayıcısındaki veri toplama işlemlerine onay verdiklerini savunuyor.

Bu dava, Google gibi teknoloji devlerinin kullanıcı gizliliği konusundaki şeffaflığını ve bu süreçte ne kadar sorumluluk aldıklarını yeniden tartışmaya açtı. Mahkemenin dava sonucunda vereceği karar, sadece Google Chrome için değil, diğer büyük teknoloji şirketleri için de emsal teşkil edebilir.

Kullanıcılar, bu süreçte ne kadar bilgilendirildiklerini ve onaylarının ne kadar geçerli olduğunu dava sonucunda öğrenebilecekler. Sizce Google’ın veri toplama uygulamaları yeterince şeffaf mı? Teknoloji devlerinin kullanıcı gizliliği konusundaki sorumlulukları hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmında paylaşmayı unutmayın.

OpenAI GPT-4 ile yapay zeka özelleştirmeyi açıyor!

Dünyanın önde gelen yapay zeka şirketlerinden OpenAIGPT-4o modelini kullanarak küçük şirketlere yapay zeka asistanlarını özelleştirme fırsatı sunmaya başladı. Şirketler artık kendi verilerini yükleyerek bu güçlü yapay zeka modelini ihtiyaçlarına göre şekillendirebilecek ve kendi yapay zeka asistanlarını oluşturabilecek.

OpenAI’nin duyurduğu yeni özelleştirme (mikro ayar) fonksiyonu, şirketlerin verilerini kullanarak GPT-4o modelinikişiselleştirmelerine olanak tanıyor. Bu özellik sayesinde, bir bisiklet şirketi örneğinde olduğu gibi, müşteri sorularına hızlı ve doğru yanıtlar verebilen bir chatbot oluşturmak mümkün hale geliyor. Şirketler, modelin bisiklet bakımı, onarım ipuçları ve diğer ilgili konularda uzmanlaşmasını sağlayarak, müşteri hizmetlerini daha verimli hale getirebiliyor.

Bu yenilik, daha önce sadece daha küçük yapay zeka modellerinde mümkün olan özelleştirmeleri, GPT-4o ve GPT-4 gibi güçlü ve gelişmiş modellerde de uygulayabilme imkanı sunuyor. Bu durum, yapay zeka teknolojisinin sadece büyük teknoloji şirketlerinin değil, her ölçekten ve sektörden şirketin hizmetine sunulmasını sağlıyor. Artık, küçük ve orta ölçekli şirketler de kendi özel yapay zeka çözümlerine kavuşabiliyor.

Verilerin OpenAI sunucularına yüklenmesi gereken bu işlem, genellikle bir ila iki saat sürüyor. Ancak, şu an için özelleştirme yalnızca metin verileri ile sınırlı; görsel veriler gibi diğer veri türleri için destek henüz mevcut değil. Bu sınırlamalar, gelecekte yapılacak güncellemelerle değişebilir.

Yeni özelleştirme özelliği, şirketlerin AI teknolojilerini daha esnek ve ihtiyaçlarına uygun bir şekilde kullanmalarını sağlıyor. Şirketler, bu gelişmeyle birlikte, yapay zeka teknolojisini kendi iş süreçlerine entegre ederek, daha verimli, etkili ve müşteri odaklı hizmetler sunma fırsatı elde edebilirler. Sizce bu yenilik, şirketlerin performansını ve verimliliğini nasıl etkileyecek? Görüşlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.

Microsoft Copilot’ta açık bulundu

Microsoft’un yeni nesil yapay zeka platformu olan Copilot Studio, önemli bir güvenlik açığıyla gündeme geldi. DarkReading adlı teknoloji medyası, yayımladığı bir blog yazısında, Copilot Studio’nun sunucu tarafı istek sahteciliği (SSRF) olarak bilinen bir güvenlik açığına sahip olduğunu duyurdu. Bu açık, platformun bulut ortamındaki hassas verileri sızdırmasına neden olabiliyor. Peki, bu ne anlama geliyor? Detaylar haberimizde…

Microsoft Copilot Studio AI aracında kritik güvenlik açığı: Hassas bulut verileri her an sızdırılabilir

Copilot Studio, Microsoft’un sunduğu uçtan uca konuşma tabanlı bir yapay zeka platformu olarak tanıtılıyor. Kullanıcılar, bu platform üzerinden doğal dil veya grafiksel arayüz kullanarak asistanlar oluşturabiliyor ve özelleştirebiliyorlar. AI Studio, bu sayede hem dahili hem de harici senaryolara uyacak şekilde tasarımlar yapılmasına olanak tanıyor.

Ancak, Tenable tarafından yapılan araştırmalar, bu platformda önemli bir güvenlik açığı buldu. Araştırmacılar, bu açığı kullanarak dış HTTP istekleri gönderip Microsoft’un bulut altyapısındaki iç hizmetlerle ilgili hassas bilgilere erişmeyi başardılar. Erişilen bu bilgiler arasında, örneğin Microsoft’un Cosmos DB veritabanı örnekleri ve örnek meta veri hizmeti (IMDS) gibi kritik veriler bulunuyor.

Bu güvenlik açığı, Microsoft tarafından CVE-2024-38206 koduyla izleniyor. İlgili güvenlik bültenine göre, doğrulanmış saldırganlar, Microsoft Copilot Studio’nun SSRF korumalarını atlayarak bulut tabanlı hassas bilgileri ağ üzerinden sızdırabiliyorlar.

Microsoft’un güvenlik açıklarına karşı duyarlılığı biliniyor ve bu tür olaylarda hızlı müdahalelerde bulunuyor. Ancak bu olay, bulut tabanlı hizmetlerin güvenliğinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Siz ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmına yazabilirsiniz.

Zoom aynı anda 1 milyon katılımcıyı desteklemeye başladı!

Zoom, büyük sanal etkinlikler için kapasitesini önemli ölçüde artırarak artık aynı anda 1 milyon katılımcıyı destekleyebileceğini duyurdu. Geçtiğimiz yıl Vision Pro uygulaması ve Microsoft Word rakibi Zoom Docs ile gündeme gelen Zoom, web seminerlerinde sunduğu yeni seçeneklerle dikkat çekiyor. Artık müşteriler, 10 bin, 50 bin, 100 bin, 250 bin, 500 bin ve 1 milyon katılımcı kapasitelerine sahip web seminerleri arasından seçim yapabilecek.

Zoom aynı anda 1 milyon kullancı için Önceden Zoom, web seminerlerine yalnızca 100 bin kişinin katılmasına izin veriyordu. Ancak bu yeni değişiklikle, büyük ölçekli sanal etkinlikler düzenlemek isteyenler için genişletilmiş kapasiteler sunuluyor.

Zoom’un, Kamala Harris’in başkanlık kampanyası için önemli bir rol oynadığı da dikkat çekti. Son haftalarda çeşitli siyasi gruplar, Harris için büyük bağış toplama etkinlikleri düzenlemek amacıyla Zoom’u tercih etti. Temmuz ayında düzenlenen Win With Black Women etkinliği, sadece üç saat içinde Harris’in kampanyası için 1,5 milyon dolardan fazla bağış topladı. White Dudes for Harris etkinliği 190 binden fazla katılımcıya ulaşırken, White Women for Harrisyaklaşık 200 bin izleyici çekti. Ayrıca, risk sermayedarları (VC’ler) da Zoom üzerinden kampanya için bağış topladı.

Washington Post’un verdiği bilgilere göre, Kamala Harris ve Tim Walz kampanyalarının Temmuz ayında topladığı 310 milyon doların yaklaşık 20 milyon doları sanal etkinlikler aracılığıyla sağlandı.

Zoom’un bağış çağrılarının daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak için sessiz bir şekilde müdahalede bulunmuş olabileceğini öne sürdü. Zoom ise bu konuda yorum yapmaktan kaçınıyor. Pandemi sonrası hisseleri hızla değer kaybeden Zoom’un, yeni etkinlik kapasiteleri ile yeniden popülerlik kazandığı gözlemleniyor.

Yurtdışına teknolojik çözüm ihracatına başladı!

Koç Topluluğu şirketlerinden Otokar, araç ihracatının ardından teknolojik çözümleriyle de yurt dışına açılıyor. Şirket, toplu taşıma operatörlerinin ve belediyelerin maliyetlerini azaltmak, verimliliklerini artırmak, bakımlarını planlamak ve kesintisiz hizmet sunmalarını sağlamak için geliştirdiği Bus Monitor adlı telematik çözümün ilk yurt dışı satışını Portekiz’e gerçekleştirdi.

Aracın tüm verilerini izliyor

Mayıs ayında düzenlenen Busworld Türkiye 2024 fuarında tanıtılan Bus Monitor, otobüs filolarının yönetimi ve optimizasyonu için yenilikçi ve etkili bir çözüm sunuyor. Otokar tarafından geliştirilen yazılım, aracın FMS (Filo Yönetim Sistemi) hattına bağlanan telematik cihazı sayesinde her saniyede bir veri alabiliyor. Yazılım anlık gelen verileri anlamlandırarak kullanıcı ekranına yansıtıyor. Mobil cihazlara mesaj gönderebilme özelliğine sahip olan Bus Monitor, kapı durumu, klima durumu, araç içi sıcaklık, kalan enerji seviyesi, anlık hız, motor yağı seviyesi, basıncı ve sıcaklığı, balata kalınlığı, gaz ve fren pedal konumlarına kadar kritik tüm teknik verileri anlık olarak bildiriyor.

Kurumların ERP sistemleriyle entegre olabilen ve müşteri taleplerine göre kişiselleştirilebilen Bus Monitor, mekanik parça arızalarından motor yağı sıcaklığına kadar birçok veriyi izleyebiliyor. Sistem tarafından sunulan verilere oluşturulan alarmlar sayesinde araç arızalanmadan tespit edilebiliyor ve kısa sürede bakım hizmeti gerçekleştirilerek çözüm sunuluyor. Bu sayede olası büyük maliyetli arızaların önüne geçilebiliyor.

Yenilikçi adımlar devam edecek

Bus Monitor’ün ilk yurt dışı satışını yapmanın mutluluğunu belirten Otokar Ticari Araçlar Genel Müdür Yardımcısı Kerem Erman, “Araç ihracatının ardından teknolojik çözümlerimizle de uluslararası alanda yer almaktan büyük bir gurur duyuyoruz. Portekiz’de faaliyet gösteren Carbus firmasına teslim ettiğimiz ve Coimbra şehrinde toplu ulaşım hizmeti verecek olan 10 adet e-KENT otobüsünde 2 yıl boyunca Bus Monitor hizmeti de sunacağız. Otokar olarak, Bus Monitor’ün tanıtım çalışmalarını sürdürerek teknolojik çözüm ihracatında yenilikçi adımlar atmaya ve global pazardaki varlığımızı güçlendirmeye devam edeceğiz” dedi.

Elon Musk’ın sırları ortaya dökülecek!

0

Elon Musk’ın sahibi olduğu X Holdings, arkasındaki gizemli yatırımcıları açığa çıkarmaya hazırlanıyor. Kaliforniya’da bir federal yargıç, X Holdings’in detaylı bir kurumsal açıklama beyanının kamuya açıklanması gerektiğine karar verdi. Bu gelişme, X Holdings’in, Elon Musk’ın 2022’de 44 milyar dolara satın aldığı ve daha sonra Twitter olarak bilinen X platformunun ve 2023’te kurduğu yapay zeka girişimi X.ai’nin arkasındaki yatırımcıları gözler önüne serecek.

Twitter’ın eski çalışanlarından bir grup, eski işverenleriyle yaşadıkları anlaşmazlıklar sonucu doğan tahkim ücretlerinin ödenmesi talebiyle X Holdings’e dava açmıştı. Bu dava, Musk ve X’in avukatlarının şiddetle karşı çıktığı bir adımı da beraberinde getirdi. Freelance gazeteci Jacob Silverman, Gazetecileri Koruma Komitesi’nin desteğiyle bu davaya müdahil oldu ve X Holdings’in açıklama beyanının açılmasını talep etti.

X Holdings ve Elon Musk’ın avukatları, “X Holdings rutin bir uygulama ve politika gereği sahipleri/hissedarları hakkında bilgileri kamuya açıklamaz ve bu bilgileri gizli tutar” şeklinde bir savunma yaptı. Ancak yargıç, bu gizlilik talebini reddetti ve açıklamanın kamuya sunulması gerektiğine karar verdi.

X Holdings gizlilik savunması yetersiz

Mahkeme, X Holdings’in gizlilik savunmasını yetersiz buldu. Yargıç, “Burada, yanıt verenler pozisyonlarını desteklemek için sadece spekülasyonlar sundu. Açıklama beyanı skandal nitelikte bilgiler veya ticari sırlar içermemektedir. Mahkeme, mevcut kayıtlara dayanarak, açıklamanın mühürlenmesi için gerçekçi bir gerekçe görememektedir” diye yazdı.

Musk’ın Twitter’ı devraldığı dönemde, X Holdings’in bazı yatırımcıları hakkında bilgiler ortaya çıkmıştı. Bu yatırımcılar arasında Twitter’ın kurucusu ve eski CEO’su Jack Dorsey, Oracle’ın kurucu ortağı Larry Ellison, Silikon Vadisi’nin önde gelen risk sermayedarları Andreessen Horowitz ve Sequoia Capital bulunuyordu. Ancak Musk, X Holdings’in yatırımcılarının tam listesini veya şirketin yapısını hiçbir zaman tam olarak açıklamadı.

X Holdings’in, mahkemenin verdiği karar uyarınca, yatırımcıları ve şirketin yapısını ortaya koyan belgeleri 4 Eylül’e kadar mahkemeye sunması gerekecek. Bu belgelerin açıklanmasıyla birlikte, kamuoyu Musk’ın X Holdings’in arkasındaki gerçek güçleri ve bu devasa teknoloji şirketinin kimler tarafından desteklendiğini öğrenme fırsatı bulacak.

Bu gelişme, teknoloji dünyasında büyük yankı uyandıracak gibi görünüyor. Elon Musk’ın büyük projeleri ve vizyoner hamleleri zaten ilgi odağıydı; şimdi ise onun arkasındaki finansal destekçiler gözler önüne serilecek. Bu, hem yatırımcılar hem de Musk’ın takipçileri için önemli bir dönüm noktası olacak.

FlexiOps ile dijital dönüşüm 1 güne iniyor!

Projeleri ile yazılım sektörünün dikkat çeken oyuncularından olan ve Xpoda’nın iş ortakları arasında yer alan NoCodeTime’ın güçlü ekibi tarafından geliştirilen FlexiOps şirketlere hız, verimlilik ve maliyet etkin bir süreç vaat ediyor. Kurumsal iş uygulamalarını tek bir çatıda sunan çözümde, Xpoda’nın sahip olduğu yetenekler ile işletmeler aynı gün canlıya geçebiliyor, iş süreçlerini hızlıca dijitalleştirebiliyor. NoCodeTime Kurucusu Tunç Eryiğit, “Xpoda üzerinde geliştirdiğimiz FlexiOps, No Code teknolojisinin avantajlarını arkasına alarak, işletmelerin dijitalleşme süreçlerini hızlı ve zahmetsiz bir şekilde gerçekleştirmelerini sağlıyor. Teknolojinin sunduğu esneklikle, işletmelerin geleceğe yönelik yolculuklarını bir adım öteye taşıyoruz” dedi.

Kurumlar, dijitalleşme baskısıyla bir dizi yazılım kullanmak zorunda kalıyor. Kullanılan birden fazla yazılım, yönetim maliyeti, entegrasyon eksikliği, özelleştirme zorlukları sebebiyle şirket verimini karşılayamıyor. Yazılımların uyumsuzluğu hem zaman hem de maliyet kaybına neden oluyor.

Kod yazmadan yazılım geliştirme konusunda 8 yıl önce Türkiye’de bir çığır açan Xpoda, dijital dünyaya ilham kaynağı olmaya da devam ediyor. Bu konudaki en güzel örneklerden birini piyasaya yeni sunulan, NoCodeTime’ın Xpoda üzerinden geliştirdiği FlexiOps çözümü oluşturuyor.

Bir işletmenin tüm kurumsal iş uygulamalarını tek bir çatıda bünyesinde barındıran, tüm modülleri hem Xpoda’nın gücü hem de FlexiOps geliştirmeleri sayesinde hızlıca özelleştirilebilen bir dijital dönüşüm çözümü olarak dikkat çeken FlexiOps, aynı gün dijitalleşme imkanı ile ‘zaman’, özelleştirme yeteneği sayesinde ‘verimlilik’, Xpoda altyapısı sayesinde ‘entegrasyon’ gücü sunuyor.

40’tan fazla uygulama bir platformda

İzin, avans, masraf, CRM, proje yönetimi, satın alma gibi en çok ihtiyaç duyduğu 40’tan fazla iş süreçlerinin tek bir platformdan birleştiren FlexiOps’ta sunulan modüller, hızlıca ve ihtiyaca göre uyarlanabiliyor. Çözüm her boyutlardaki ve sektörlerdeki işletmelere hitap ediyor. Dijital dönüşüm süresini 1 güne indiren FlexiOps ile işletmeler, tüm iş süreçlerini merkezileştirerek daha hızlı, kolay özelleştirilebilir, entegrasyon yeteneği olan ve tek bir platform üzerinde yönetilen yapıyla, maliyet etkin şekilde dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırıyor.

Tunç Eryiğit: FlexiOps ile dijital dönüşümün hızını ve gücünü yeniden tanımlıyoruz

FlexiOps Xpoda

FlexiOps hakkında bilgi veren NoCodeTime Kurucusu Tunç Eryiğit, “Günümüz işletmeleri, dijitalleşme sürecinde birçok farklı yazılım kullanmak zorunda kalıyor. Bu yazılımların yönetimi, entegrasyonu ve özelleştirilmesi genellikle karmaşık ve maliyetli olabiliyor. FlexiOps, tüm bu süreçleri tek bir platformda toplayarak, bu sorunları ortadan kaldırmayı vaat ediyor. FlexiOps ile dijital dönüşümün hızını ve gücünü yeniden tanımlıyoruz. Xpoda üzerinde geliştirdiğimiz FlexiOps, No Code teknolojisinin gücünü arkasına alıyor. Flexiops, işletmelerin dijitalleşme süreçlerini hızla ve zahmetsizce gerçekleştirmelerini sağlıyor. Bu sayede tüm iş süreçlerini tek bir çatı altında toplayarak, her sektördeki işletmelere özelleştirilebilir ve entegre çözümler sunuyoruz. Teknolojinin sunduğu esneklikle, işletmelerin geleceğe olan yolculuğunu bir adım öne taşıyoruz” dedi.

Şenol Balo: Xpoda platformunun geliştirme gücü iş ortaklarımıza katkı sunuyor

Türkiye’nin ilk kod yazmadan yazılım geliştirme platformu Xpoda, alanında uzman iş ortakları ile her sektördeki ulusal ve uluslararası işletmeye ulaşıyor. “İş ortaklarımızla birlikte büyüyoruz” diyen Xpoda CEO’su Şenol Balo, Xpoda platformunda geliştirilen bir çözüm olan FlexiOps özelinde görüşlerini paylaştı: “Xpoda olarak 8 yıldır işletmelerin dijital dönüşümlerinde hızlı ve etkili bir yol arkadaşıyız. Bunu yaparken de iş ortaklarımız ile ilerliyor, Xpoda üzerinde hazır uygulamalar geliştirmelerini destekliyoruz. Çünkü Xpoda çözüm geliştirmede esnek bir yeteneğe sahip. FlexiOps gibi kurumların dijital dönüşümünü hızlandıracak birçok modülü içinde barındıran bir çözümün Xpoda üzerinde geliştirilmesi bizim için gurur verici. Xpoda’nın geliştirme platformunun gücünü gösteren bu tarz çözümler, iş ortaklarımız tarafından hızla geliştirilmeye başlandı. Bu sayede kurumlar %100 kendileri için özelleştirebilecekleri hazır şablonlara uygun maaliyetlerle ulaşmış oluyorlar.”

İş süreçlerinde verimliliği artıracak çözüm odaklı yazılımların her ölçekten firma için ulaşılabilir olması gerektiğini ifade eden Şenol Balo, kodsuz yazılımın bu ihtiyacı karşılamada kilit bir rol üstlendiğini vurguladı.

Google verilerinizi silmeyi öğrenin!

Google, kullanıcılarının etkinliklerini izleyerek kişiselleştirilmiş reklamlar sunuyor ve bu veriler üzerinden hizmetlerini geliştiriyor. Ancak kullanıcılar, Google’ın topladığı bu verilere erişim sağlama ve diledikleri takdirde bu verileri silme hakkına sahip. İşte Google etkinlik verilerinizi bulma ve silme yöntemleri:

Etkinlik verilerinizi nasıl görüntüleyebilirsiniz?

Google, kullanıcı etkinliklerini Web ve Uygulama EtkinliğiKonum Geçmişi ve YouTube Geçmişi olmak üzere üç ana başlık altında topluyor. Bu verilere Google Hesabı kontrol paneliniz üzerinden erişebilirsiniz. Panelde, etkinliklerinizi tarih, cihaz veya platforma göre filtreleyebilir, detaylı incelemeler yapabilirsiniz.

Verilerinizi silmek mümkün

Google, kullanıcılarına verilerini silme konusunda esneklik sunuyor. Web ve Uygulama Etkinliği sekmesinden tüm etkinlik verilerinizi silebilir, belirli bir tarih aralığını seçerek verileri temizleyebilir ya da otomatik silme özelliğini etkinleştirebilirsiniz. Böylece, verileriniz belirlediğiniz süre sonunda otomatik olarak silinir.

YouTube ve konum geçmişi nasıl yönetilir?

YouTube ve Konum Geçmişi için de benzer yönetim seçenekleri bulunuyor. YouTube’daki izleme geçmişinizi manuel olarak silebilir, veri toplama işlemini tamamen durdurabilirsiniz. Aynı şekilde, Konum Geçmişi verilerinizi de inceleyebilir ve silebilirsiniz. Ayrıca, bu verilerin belirli bir zaman diliminden sonra otomatik olarak silinmesini sağlayabilirsiniz.

Google verilerinizi silmek, reklamların size daha az hedeflenmiş olması anlamına gelebilir, ancak bu durum verilerinizin daha güvende olmasını sağlar. Verilerinizi nasıl yöneteceğinize dair tüm kontrol sizde. Bu sayede, çevrimiçi gizliliğinizi artırabilir ve Google hizmetlerinden daha bilinçli bir şekilde faydalanabilirsiniz.

Daha fazla bilgi ve adım adım rehber için Google Hesabı kontrol panelinizi ziyaret edebilirsiniz.

Bu robotlar işbirliği yapmayı öğreniyor!

Massachusetts Amherst Üniversitesi’nden araştırmacılar, endüstriyel robotların işbirliğini optimize eden yeni bir yaklaşım geliştirdi. Bu yöntemin, büyük ve güçlü bir robottan ziyade, küçük robot ekiplerinin daha verimli çalışmasını sağladığı ortaya çıktı.

Endüstriyel ortamlarda robotlar, genellikle maliyet etkinliği sağlamak amacıyla birlikte çalıştırılır. Ancak, farklı yeteneklere sahip robotların koordinasyonu karmaşık bir süreç olabilir. Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, bu zorluğun üstesinden gelmek için robotların kendi aralarında daha etkili bir işbirliği yapmasını sağlayan bir yöntem geliştirdi.

Araştırmacılar, “Gönüllü Bekleme ve Alt Ekip Oluşturma ile Öğrenme” (LVWS) adı verilen bu yeni yaklaşımın, robotların görevleri daha hızlı ve verimli bir şekilde tamamlamalarına yardımcı olduğunu belirtti. Bu yöntem, robotlara belirli durumlarda diğer robotları beklemeyi ve birlikte hareket etmeyi öğretiyor. Örneğin, küçük bir görevi hemen yerine getirmek yerine, daha büyük bir görevi diğer robotlarla işbirliği yaparak tamamlamaları sağlanıyor.

LVWS yöntemi, bir bilgisayar simülasyonunda 18 görev verilen altı robotla test edildi. Bu testlerde LVWS, diğer yöntemlere kıyasla daha az optimal bir sonuç verse de, mümkün olan en iyi çözüme oldukça yaklaştı. Diğer yöntemler, mükemmel çözüme %11,8 ila %23 arasında düşük performans gösterirken, LVWS yalnızca %0,8 daha az optimal sonuç verdi.

Araştırmanın ortak yazarı ve UMass Amherst İnsan Merkezli Robotik Laboratuvarı’nın direktörü Dr. Hao Zhang, “Tek ve güçlü bir insansı robot mu yoksa işbirliği yapabilecek bir robot ekibi mi daha iyidir?” sorusunun uzun zamandır tartışıldığını belirtti. Zhang, araştırmanın sonuçlarının, küçük robotların işbirliği yaparak büyük görevleri birlikte tamamlamasının daha verimli olabileceğini gösterdiğini söyledi.

Bilgisayar bilimleri alanında doktora öğrencisi ve çalışmanın diğer yazarı Williard Jose ise, bu yeni yaklaşımın, büyük bir robotun belirli bir görevi yerine getirmesi yerine, küçük robotların işbirliği yaparak daha büyük görevleri birlikte tamamlamasının daha faydalı olduğunu ifade etti.

Araştırmacılar, LVWS yöntemiyle yapılan simülasyonlarda, 100 görevin yer aldığı senaryolarda görevlerin 22 zaman adımında tamamlandığını, diğer modellerin ise 23,05 ila 25,85 zaman adımında tamamlandığını belirtti. Bu bulgular, LVWS yönteminin karmaşık görevlerde daha verimli olduğunu gösteriyor.

Yeni kuantum teknolojisi GPS bağımlılığını ortadan kaldırıyor!

Sandia Ulusal Laboratuvarları’ndaki araştırmacılar, kuantum navigasyon sensörlerini çalıştırabilecek ultra kompakt optik çipler geliştirdi. Bu çipler, atom interferometreleri için gereken büyük lazer sistemlerini, küçük entegre fotonik devrelerle değiştirmeyi başarıyor.

Bu yeni sensörlerin GPS’e bağımlılığı azaltması önemli çünkü uydu sinyalleri kesilebilir veya yanıltılabilir. Bu durum, askeri operasyonlar veya otomatik taşıma sistemleri için büyük sorunlar yaratabiliyor.

Sandia ekibi tarafından geliştirilen ana bileşenlerden biri, bir kaynaktan gelen birden fazla lazer frekansını hassas bir şekilde kontrol edip birleştirebilen bir modülatör. Bu, bireysel lazerleri üst üste koyma ihtiyacını ortadan kaldırıyor.

Kompakt çipler ayrıca titreşimler ve darbelere karşı daha dayanıklı. Bu dayanıklılık, sensörlerin mevcut modellerin zarar göreceği zorlu çevrelerde kullanılabilmesini sağlar.

Maliyet açısından da avantaj sağlıyor. Oda büyüklüğünde kuantum navigasyon sistemleri, hem fiziksel olarak büyük hem de pahalı. Ancak Sandia ekibi, çipleri büyük miktarda yarı iletken üretimi ile üretmeyi planlıyor ve maliyetleri önemli ölçüde düşürmeyi umuyor.

Xiaomi Hindistan’ın GPS’i

Bu teknolojinin uygulama alanları sadece navigasyon ve GPS yedekleri ile sınırlı değil. Ekip, kuantum sensörlerini yer altı kaynaklarını ve yapıları haritalamak için hassas yer çekimi değişimlerini tespit etmede kullanmayı da araştırıyor. Kompakt optik çipler, LIDAR, kuantum hesaplama ve optik iletişim gibi diğer alanlarda da umut verici bir potansiyele sahip.

Kuantum sensörleri, askeri ve ticari uygulamalarda GPS yedekleri olarak büyük bir yenilik sunabilir. Ayrıca, yer altı kaynaklarının haritalanmasında ve hassas bilimsel ölçümlerde önemli bir rol oynayabilir.

Otomotiv devi GM, 1000 çalışanını işten çıkaracak!

GM sözcüsü Kevin Kelly, gönderdiği bir e-postada, şirketin geleceğini inşa ederken “hız ve mükemmellik için basitleştirme, cesur kararlar alma ve en büyük etkiyi yaratacak yatırımlara öncelik verme” ihtiyacı olduğunu belirtti. Bu, yazılım ve hizmetler organizasyonundaki bazı ekiplerin işten çıkarılmasını da içeriyor.

Bu bölüm, GM yöneticileri Barış Çetinok ve Dave Richardson tarafından yönetiliyor. Çetinok ve Richardson, Apple’dan GM’ye katılan eski yazılım yöneticisi Mike Abbott’un yerini aldı. Abbott, 2023’ün Mayıs ayında GM’ye katılmış ancak Mart ayında sağlık sorunları nedeniyle görevinden ayrılmıştı.

Yazılım ve hizmetler bölümü, araç bilgi-eğlence ve OnStar hizmetleri üzerinde çalışan ekipleri içeriyor. Richardson, yazılım ve hizmet mühendisliği kıdemli başkan yardımcısı olarak GM’nin Super Cruise gelişmiş sürücü destek sistemi, gömülü platformlar, dijital ürünler ve ticari çözümler üzerinde çalışan diğer bölümleri de denetliyor.

GM, son dönemde yeni Chevy Blazer EV’deki büyük yazılım sorunlarıyla mücadele ediyor. Müşteriler, boş bilgi-eğlence ekranları ve şarj hatası mesajlarıyla karşılaştıklarını bildirdi. GM, bu yazılım sorunlarını gerekçe göstererek geçen Aralık ayında satış durdurma bildirisi yayınlamış ve bu yasak ancak Mart ayında kaldırılabilmişti.

Blazer EV ile yaşanan bu satış durdurma durumu, GM’nin araçlarında Android tabanlı bilgi-eğlence sistemini Apple CarPlay ve Android Auto gibi popüler telefon projeksiyon sistemlerine bir alternatif olarak sunmaya çalıştığı bir döneme denk geldi.

Şirket ayrıca, Tesla’nın Full Self-Driving rakibi ürünü “Ultra Cruise”u iptal etti ve Ocak ayında bu projenin ekibini Super Cruise ekibiyle birleştirdi.

GM, 2025 sonuna kadar oldukça beğenilen eller serbest sistemini genişletmeyi hedefliyor. Ancak rakipleri olan Ford’un BlueCruise sistemi, Avrupa’ya genişleyerek ilerliyor. BlueCruise, daha önce Super Cruise’u en iyi gelişmiş sürücü destek sistemi olarak değerlendiren Consumer Reports’tan daha yüksek puan almayı başardı.

Formula 1, içerik üreticilerine yasal baskı yapıyor

Formula 1, çevrimiçi içerik üreticilerine yönelik yasal baskılarını artırdı. Özellikle F1 ismini kullanarak içeriklerinden para kazanan bazı popüler içerik üreticilerine, isimlerini değiştirmeleri için yasal uyarılar gönderildiği bildiriliyor. Bu gelişme, Formula 1 hayranları ve içerik üreticileri arasında geniş çaplı bir tartışma başlattı. Pek çok içerik üreticisi, isimlerini aniden değiştirmek zorunda kaldı, ancak bu değişikliklerin nedeni resmi olarak açıklanmadı.

F1 içerik üreticilerine yasal baskı yapılıyor

Son dönemde, Formula 1 hayranlarına yönelik içerik üreten birçok isim, hesap ve marka isimlerini değiştirdi. Bu ani değişikliklerin ardında, Formula 1’in gönderdiği yasal uyarıların olduğu konuşuluyor. Örneğin, F1 hayran podcast’i olarak bilinen “F1r the Girls” isimli içerik üreticisi, adını “Paddock Project” olarak değiştirdi. Resmi bir açıklama yapılmasa da bu değişikliğin F1’in yasal baskısından kaynaklandığı düşünülüyor. Ayrıca, popüler F1 influencer’ı Mikaela Kostaras da hesabının adını **“shelovesf1”**den “shelovesvrooms” olarak değiştirdi. Mikaela, bir videosunda “bilet dağıtamazsınız denilse ne yapardınız?” şeklinde imalı bir açıklama yaptı. Ayrıca, bir yoruma verdiği yanıtta “Herkes şu anda yeniden markalaşıyor ve bu keyfî değil” diyerek F1’in baskısını ima etti.

F1’in içerik üreticilerine yönelik bu sert yaklaşımı, diğer spor organizasyonlarıyla kıyaslandığında daha katı bir tutum sergilediğini gösteriyor. Örneğin, NBA içerik üreticilerine daha özgür bir alan tanıyor; NBA Başkanı Adam Silver, paylaşılan maç özetlerinin aslında bir pazarlama aracı olduğunu belirtmişti. Ancak Formula 1, markasını koruma konusunda daha sert adımlar atıyor ve bu durum, içerik üreticilerinin F1 içeriği oluştururken daha dikkatli olmalarını gerektiriyor.

Intel ve Karma Automotive, yeni araç bilgi işlem platformu için ortaklık kurdu

Intel ve Karma Automotive, yeni nesil otomobiller için önemli bir işbirliğine imza atarak, tamamen yeni bir yazılım tanımlı araç mimarisi geliştirmeye karar verdiler. Bu yeni mimarinin ilk örneği, 2026 yılında Karma’nın üst segment bir elektrikli coupe modelinde piyasaya sürülecek.

Bu ortaklık, sadece tek bir modelle sınırlı kalmayacak. Intel ve Karma, bu mimarinin açık standartlarla geliştirilmesini ve diğer otomobil üreticilerinin de yazılım tanımlı araç teknolojisine geçiş yapmalarını hedefliyor. Bu gelişme, otomotiv sektöründe önemli bir yenilik olarak değerlendiriliyor.

Geleneksel otomobillerde, genellikle iki yüzden fazla kontrol ünitesi bulunuyor ve bu durum, araçlarda ağırlık artışına ve karmaşık kablolama sistemlerine yol açıyor. Ancak, yazılım tanımlı araçlar bu problemi çözerek, işlevleri farklı alanlara konsolide ediyor. Her bir alan, güçlü bir araç bilgisayarı tarafından kontrol ediliyor ve genellikle bir ana kontrolör tüm ağı denetliyor. Bu sayede, araç işlevleri daha etkin bir şekilde yönetiliyor ve güncellemeler kablosuz olarak kolayca yapılabiliyor.

Tesla’nın öncülüğünü yaptığı bu trend, diğer markalar tarafından da benimsenmiş durumda. Volkswagen GrubuAudiPorsche gibi markalar bu mimariye yatırım yaparak, McLaren ArturaAudi Q6 e-tron ve Porsche Macan gibi yazılım tanımlı araç modellerini geliştirdiler.

Intel ve Karma’nın geliştirdiği yeni araç mimarisi, işlem gücü ve ağırlık tasarrufunun yanı sıra güvenlik ve enerji yönetiminde de yenilikler sunuyor. Aracın kapalı olduğu durumlarda bile aktif kalabilen güvenlik izleme sistemleri ve düşük güçlü cihazlara aktarım gibi özellikler bu yenilikler arasında. Ayrıca, Intel’in güç yönetimi sistemleri (SoC) ve AI destekli alan kontrolörleri, bu mimariye katkıda bulunuyor.

Karma’nın yazılım tanımlı araç mimarisini kullanan ilk aracı, 1.000 hp (745 kW) gücünde ve 300.000 dolarlık fiyat etiketine sahip iki kapılı Kaveya olacak. Ancak, Intel ve Karma, bu teknolojiyi diğer otomobil üreticilerine de sunarak, sektördeki geçişi desteklemeyi planlıyor. Karma Automotive Başkanı Marques McCammon, “Eski yöntemlerden yeniye geçiş yapmakta zorlanan Tier 1’ler ve OEM’ler için Karma Automotive, bu geçişte bir müttefik olarak yanlarında olacak,” diyerek diğer üreticilere kapı aralıyor.

Natron Energy, devasa sodyum iyon pil üretim tesisi kuracak

Lityum iyon pillere alternatif olarak geliştirilen sodyum iyon piller, dünya genelinde hızla popülerlik kazanmaya devam ediyor. Son olarak ABD merkezli Natron EnergyKuzey Karolina’da devasa bir sodyum iyon batarya üretim tesisi kuracağını duyurdu. Bu tesis, ABD’nin en büyük sodyum iyon batarya üretim tesisi olma özelliği taşıyacak.

Planlanan yeni üretim tesisi, tam kapasiteye ulaştığında 24 GW büyüklüğünde olacak. Natron, geliştirdiği pillerin güç yoğunluğu ve şarj hızı açısından lityum iyon pillerden daha iyi performans gösterdiğini belirtiyor. Ayrıca bu pillerin, lityumkobaltbakır veya nikel gibi pahalı ve elde edilmesi zor elementleri içermemesi ve yanıcı olmaması da önemli avantajlar arasında yer alıyor.

1,4 milyar dolarlık yatırım

Natron Energy, kısmen Kuzey Karolina İş Geliştirme Yatırım Hibesi (JDIG) tarafından desteklenen bu tesis için 1,4 milyar dolar yatırım yapmayı planlıyor. Edgecombe County‘de 111 dönümlük bir arazi üzerine kurulacak olan tesis, Natron’un mevcut üretim kapasitesini 40 kat artıracak. Şirket, tesisin tam kapasiteye ulaştığında 1.000 yerel temiz enerji işiyaratacağını tahmin ediyor. Üretilen piller, veri merkezlerimobilitemikro şebekeler ve telekomünikasyon gibi çeşitli alanlarda kullanılmak üzere tedarik edilecek.

50.000 şarj döngüsü ömrü

Natron Energy geliştirdiği piller, patentli Prusya mavisi elektrotlara sahip ve düşük iç direnç ile dikkat çekiyor. Şirket, bu pillerin 50.000 şarj döngüsü ömrüne sahip olduğunu, bunun da lityum iyon pillere kıyasla çok daha uzun bir ömür sunduğunu belirtiyor. Öte yandan, CATL ve Northvolt gibi diğer sodyum iyon pil üreticileri de 160 Wh/kg enerji yoğunluğuna sahip pillerini tanıttı ve gelecekte 200 Wh/kg hedeflediklerini açıkladılar. Lityum demir fosfat (LFP) piller ise 170 ila 220 Wh/kg arasında enerji yoğunluğu sunarken, NMC kimyasına sahip lityum iyon piller 250 Wh/kgyoğunluğa ulaşabiliyor.

Lityumkobalt ve nikel gibi pahalı elementlere ihtiyaç duymayan sodyum iyon pillersodyum gibi doğada bol bulunan ve ucuz bir elemente dayanıyor. Bu özellikleriyle sodyum iyon pillerin, gelecekte lityum iyon pillere yaygın bir alternatif olarak öne çıkması bekleniyor.

ARM oyun GPU pazarına giriyor!

0

İngiliz çip devi ARM, teknoloji dünyasında dikkatleri üzerine çekecek yeni bir projeye imza atıyor. Şirket, Intel, AMDve NVIDIA gibi devlerle doğrudan rekabet edecek kendi özel oyun GPU serisini geliştiriyor. Bu çerçevede, ARM’nin İsrail Ra’anana‘daki geliştirme merkezinde 100’den fazla çip ve yazılım geliştirme mühendisi istihdam ettiği ve projeyi yoğun bir şekilde yürüttüğü bildiriliyor.

Proje, ARM’nin küresel grafik işleme grubunun bir parçası olarak geliştiriliyor ve şirketin oyun GPU pazarına güçlü bir giriş yapma hedefini yansıtıyor. The Globes tarafından aktarılan bilgilere göre, ARM’nin bu yeni hamlesi, sadece oyun GPU’larıyla sınırlı kalmayabilir. Şirketin, yapay zeka hızlandırıcısı alanına da adım atarak bu alanda da ürün geliştirmesi mümkün. Ayrıca, ARM’nin mevcut genişleme planlarının bir parçası olarak, dizüstü ve masaüstü segmentleri için harici GPU modelleri piyasaya sürmesi de gündemde.

ARM, mobil segmentte zaten güçlü bir konumda bulunuyor. Şirket, özellikle mobil cihazlar için tasarladığı Mali ve amiral gemisi Immortalis gibi özel GPU mimarileriyle tanınıyor. Ancak şimdi, ARM’nin hedefleri daha da büyüyor. Şirket, oyun GPU alanında kendine sağlam bir yer edinmenin ötesine geçerek, dizüstü ve masaüstü segmentlerinde de ciddi bir rekabet ortaya koymayı planlıyor. Bu hamle, ARM’nin teknoloji dünyasındaki etkisini daha da artırabilir.

Mobil işlemci pazarında büyük bir paya sahip olan ARM, son dönemde Qualcomm’un Snapdragon X Eliteişlemcileriyle dizüstü bilgisayar pazarına da giriş yapmaya çalışıyor. Ancak harici GPU pazarında AMD ve NVIDIA‘nın büyük hakimiyeti göz önüne alındığında, bu pazarda yer almak ARM için zorlu bir mücadele anlamına geliyor. Intel‘in harici GPU pazarındaki zorlu süreci ve yaşadığı başarısızlıklar, ARM için de dikkatle izlenmesi gereken bir örnek oluşturuyor. Yine de, ARM’nin bu pazara nasıl bir strateji ile gireceği ve rekabette nasıl bir konum alacağı büyük bir merak konusu. Şirketin bu hamlesi, teknoloji dünyasında önemli bir sürpriz olarak değerlendirilebilir.

ARM’nin bu yeni oyun GPU projesi, şirketin grafik işleme alanındaki yetkinliklerini daha da ileri taşımayı amaçlıyor. Yapay zeka hızlandırıcısı ve harici GPU modelleri gibi yeniliklerle ARM’nin, grafik işlemcisi pazarındaki dengeyi değiştirme potansiyeli bulunuyor. Eğer bu proje başarılı olursa, ARM’nin teknoloji dünyasındaki konumu çok daha güçlü bir hale gelebilir. Şirketin bu alanda nasıl bir yol izleyeceği ve rekabette nasıl bir strateji benimseyeceği ise önümüzdeki dönemde büyük bir ilgiyle takip edilecek.

AFAD yapay zeka ile istanbul depremi için hazırlıklarını arttırıyor!

0

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)İstanbul‘da meydana gelebilecek olası bir depremin yaratabileceği hasar ve kayıpları tahmin etmek amacıyla yapay zeka destekli çalışmalar yürütüyor. AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Orhan Tatar, Türkiye genelinde doğal afetlere karşı daha hazırlıklı olmak adına bilimsel veriteknolojive farkındalık odaklı stratejilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Yapay zeka deprem riskini analiz ediyor

Tatar, yapay zekanın deprem risklerinin değerlendirilmesinde oynadığı önemli role dikkat çekerek, “Yapay zeka artık hayatımızın her alanına girdi. Bu nedenle dikkatli olsak da kullanmak zorundayız,” dedi. AFAD’ın Deprem Ön Hasar ve Kayıp Tahmini Sistemi (AFAD-RED)‘de yapay zekadan yararlanıldığını belirten Tatar, bu yazılım sayesinde olası bir depremin can kaybıyaralı sayısı ve hasar gibi kritik bilgilerin tahmin edilebildiğini söyledi.

AFAD-RED sistemi, depreme ilişkin senaryolar oluşturarak kritik üst yapıların ve alt yapıların dayanıklılığını öngörebiliyor. Tatar, bu raporların illere gönderilerek tatbikatlar yapıldığını ve yapay zekanın müdahale ve iyileştirme süreçlerinde otomatik talimatlar ve kaynak yönetimi sağlayacak şekilde entegre edilmesinin hedeflendiğini açıkladı.

Erken uyarı sistemleri ve deprem sonrası hazırlıklar

Japonya’da depremler sonrası hoparlörler ve anons sistemleri aracılığıyla yapılan uyarılara değinen Tatar, bu tür erken uyarı sistemlerinin dünya genelinde sınırlı sayıda ülkede uygulandığını, ancak Türkiye’de de benzer sistemlerin kullanılabileceğini belirtti.

6 Şubat depremlerinin ardından teknolojik inşaat teknikleri ve sosyolojik hazırlıkların önemine vurgu yapan Tatar, Nepal’de 2015 yılında yaşanan deprem öncesinde cep telefon hatlarında meydana gelen kesintiyi örnek göstererek, bu tür verilerin depremleri önceden tespit etmek için kullanılıp kullanılamayacağı sorusuna, “Depremin kesin zamanını ve yerini tahmin etmek mümkün değil. Ancak büyük bir deprem öncesinde yer kabuğunda bazı fiziksel değişiklikler olabilir,” şeklinde yanıt verdi.

Son olarak, İstanbul‘da meydana gelebilecek bir depremde siren kullanımı konusunda farkındalığın artırılması gerektiğini belirten Tatar, bu tür uyarı sistemlerinin yanlış kullanımının paniğe yol açabileceğini söyledi. İzmir depreminden örnek vererek, 2022 Ekim ayında yaşanan küçük depremler sırasında panikle 2. kattan atlayarak yaşamını yitiren vatandaşları hatırlatarak, sirenlerin doğru kullanımı konusunda toplumsal farkındalığın önemine dikkat çekti.

Windows işletim sistemlerinde görülmemiş açık!

0

Tayvan’da bir üniversite daha önce belgelenmeyen bir Windows arka kapısına sahip karmaşık bir siber saldırıya maruz kaldı. Saldırıda kullanılan yöntem ve hackerların keşfettiği bu açık, tüm siber güvenlik uzmanlarını alarma geçirmiş durumda. İşte yapılan saldırıya dair detaylar…

Siber uzmanlar tarafından ‘Msupedge’ olarak adlandırılan bu kötü niyetli yazılım, komuta ve kontrol (C&C) sunucusu ile iletişim kurmak için alışılmadık bir yöntem kullanıyor ve siber güvenlik araştırmacıları tarafından daha önce hiç rastlamadıkları bir saldırı olarak nitelendiriliyor.

windows-11-sizmanin-yepyeni-bir-yolu-bulundu-2

Symantec Tehdit Avcısı Ekibi’nin raporuna göre, Msupedge bir dinamik bağlantı kitaplığı (.DLL) olarak tasarlanmış ve C&C sunucusu ile DNS trafiği kullanarak iletişim kuruyor. Bu yöntem, ‘DNS tünelleme’ olarak biliniyor ve nadiren görülen bir teknik olarak değerlendiriliyor. Bu tekniğin başarı oranının da çok düşük olduğunu eklemek gerek.

Arka kapı, operatörlerine hedef uç noktada işlemler oluşturma, dosya indirme, önceden belirlenmiş bir süre boyunca sistemi kapatma, geçici bir dosya oluşturma ve dosyaları silebilme gibi çeşitli imkanlar sunuyor. Bu yöntemleri bir üniversitenin veri tabanına sızmak için kullanan hackerların gerçek amacı şimdilik bilinmiyor.

Saldırının ilk aşamasında, 9.8/10 şiddet puanına sahip kritik bir PHP açığı (CVE-2024-4577 olarak adlandırılıyor) kullanılarak uzaktan kod yürütme sağlandığı belirtiliyor. Bu açığın, saldırganların üniversite sistemlerine ilk erişimi elde etmelerine olanak sağladığı düşünülüyor.

Soruşturma devam ederken, siber güvenlik uzmanları ve Tayvanlı yetkililer, yapılan saldırının kapsamını ve üniversitenin sistemleri üzerindeki etkiyi belirlemeye çalışıyor.