Bugün, geçmiş yıllarda olduğu gibi Avrupa Konseyi’nin 108 sayılı konvansiyonunun, “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması” yönündeki çağrısının imzaya açılması yıldönümü.
’Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması’ konvansiyonu, kişisel veri akışının sınır ötesinde düzenlenmesinin sağlanmasını ve ‘hassas’ kişisel verilerin toplanması ile bu verilerin işlenmesiyle bağlantılı bir regülasyonu amaçlıyor. Konvansiyon, ayrıca bireyin kişisel verilerinin nerede depolandığına ilişkin bilgiye sahip olması ve gerekmesi halinde bunun düzeltilmesi hakkına ilişkin düzenlemeler getiriyor.
Bugün, Veri Koruma Günü yaşanan birçok tartışma ve müzakerelerin ortasına düşüyor ve kısa bir süre içerisinde bunları değiştirebilir. Geçtiğimiz yıllarda, internet tabanlı hizmetlerin yaygınlık kazanmasıyla birlikte kişisel verilerin artan oranda erişilebildiklerini ve sanal ortamdan silinemez bir hale geldiklerini gördük. Bunun sonucu olarak, mevcut veri koruma regülasyonunun günümüzde etik açıdan işlem gerçekleştirilmesi ve veri ayak izinin korunması bakımından kötü donatılmış olduğuna dair genel bir kanı hâkimdir.
Bu şüpheler doğrultusunda; AB’nin, mahremiyet beklentisi ve bireylerin kişisel verilerinin korunması hususuna potansiyel negatif etkisine rağmen ABD’nin küresel pazarı büyütmeyi ve aynı zamanda ulusal güvenliği artırmayı amaçlayan temel felsefe farklarına bağlı olarak, Safe Harbor (Güvenli Liman) Anlaşması’nın 2015 yılı sonunda geçersiz sayıldığını görüyoruz. Güvenli Liman Anlaşması, yıllar boyunca Amerikan şirketleri için tek uyum mekanizması işlevini gördü ve bu, dünya genelindeki işletmeleri veri işleme yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmeye zorladı.
Gelirlerinizin %5’ini kaybetmek istemiyorsanız Veri Koruma Yetkilisi atayın
Bu yıl içerisinde, AB regülasyonlarında değişikliklerin yapılması beklenirken muhtemel bir Güvenli Liman (Safe Harbor 2.0) Anlaşması konusundaki belirsizlik de halen devam ediyor. Daha iyi detaylandırılmış bir regülasyonun kabul edilerek yürürlüğe girmesi aşaması devam ederken tartışma konusu değişikliklerin, firmaların titizlikle veri işleme ve kazaen kayıplara karşı olası riskleri değerlendirmelerini de kapsaması gerekiyor. İşletmelerin verileri işleyebilmeleri ancak bireyin ilgili muvafakati halinde ve veri işlenmesinin kesinlikle gerekli olması durumunda mümkün olacaktır. 250 kişiden fazla çalışana sahip işletmeler, verilerin yasalara uygun bir şekilde işlendiğinin güvence altına alınması için kurum içerisinde bir Veri Koruma Yetkilisi atama yükümlülüğünde olacaktır. Ek olarak, bireyler, ‘Unutulma Hakkı’ (Right to be Forgotten) maddesine dayanarak verilerinin silinmesini talep edebilecekler.
Dünya, genelinde işletmeler bekleyen düzenleyici kararlar etrafındaki belirsizliğin farkına vardılar ve bunun olası sonuçlarını anlamaya ve bunlara ulaşmaya çalışıyor. İşletmeler nihai bir kararın çıkmasını beklerken, gelecekte veri güvenliğine uyumluluğun sadece güvenlik sağlamaktan daha fazlası olacağından emin olabilirler. Yasal değişikliklere hazır olmayan işletmeler düzenlemelere uymadıkları için gelirlerinin %5’ine karşılık gelen ağır para cezası ödeyecek.
İşletmeler, regülasyona uygun kalmak ve olası cezaları önlemek için etkin bir veri yönetimi altyapısını hayata geçirmek durumundadır. Veriler, ister kurum içi altyapıda ya da dışarıdaki bir genel veya özel bulut sağlayıcısında olsun, işletmeler, hem çalışanlarının hem de müşterilerinin verinin toplanması, işlenmesi, paylaşılması, depolanması, transferi ve güvenliğinin yasa ve düzenlemelerle uyumlu olduğunu belirlemek ve endişelerini gidermek durumundadır. İşletmeler, verinin sadece yapılan anlaşmalar doğrultusunda, meşru ve yasal yollarla kullanıldığını belirlemelidir.
İşletmeler, geleceğin depolama altyapıları ile süreçlerini göz önünde bulundurduklarında, verinin depolama ile bulut genelinde entegre, çoğaltılmış ve taşınmış bir yapıda olup olmadığına bakarak değer biçebilir. Veri yönetimine bu şekilde bir yaklaşımın olması, hizmet sağlayıcılara her hangi bir verinin nerede depolandığını belirleyebilme, taşıyabilme ve gerekmesi halinde silebilme faydasını sağlar. NetApp’ın sahip olduğu, bir araya getirilmiş Data ONTAP depolama sistemi çalışma ortamı böyle bir örnektir. Bu sistem, bulutta ve kurum içi altyapıda veri yönetiminin geleceği olarak tanımlanan Data Fabric stratejisi ile tekil bir sistem olarak hareket eder. Bu, verinin daha kolay yönetilebilmesi ve kontrol edilebilmesi ve dolayısıyla bulut sağlayıcılarıyla ve onu uygulayan şirketlerle uyumluluğunun sağlanması anlamına gelir.
Hiç şüphe yok ki, bu yılın Veri Koruma Günü, bireylerin kişisel verilerinin işlenmesi ve korunmasının organizasyonlara doğru zamanlı bir hatırlatılması anlamını taşıyor. Bu, aynı zamanda regülasyonların etrafındaki belirsizlikler ile bunların nasıl değişebileceğini ve gelecek aylarda alınacak kararların yasal çalışmalar ve modern veri ayak izi ile uyumlaştırılması çerçevesinde nasıl bir gelişim gösterebileceğini de vurguluyor. Veriler üzerinde tam bir kontrolün sağlanması ile buna ilaveten gelecekte hukukta yaşanabilecek gelişmelere esneklik kazandırılması, modern IT fırsatlarından yararlanarak yatırım yapmak isteyen şirketler için kritik önem taşıyor. Veri güvenliğine dikkat etmeyene ceza geliyor
Bugün, geçmiş yıllarda olduğu gibi Avrupa Konseyi’nin 108 sayılı konvansiyonunun, “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması” yönündeki çağrısının imzaya açılması yıldönümü.
’Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması’ konvansiyonu, kişisel veri akışının sınır ötesinde düzenlenmesinin sağlanmasını ve ‘hassas’ kişisel verilerin toplanması ile bu verilerin işlenmesiyle bağlantılı bir regülasyonu amaçlıyor. Konvansiyon, ayrıca bireyin kişisel verilerinin nerede depolandığına ilişkin bilgiye sahip olması ve gerekmesi halinde bunun düzeltilmesi hakkına ilişkin düzenlemeler getiriyor.
Bugün, Veri Koruma Günü yaşanan birçok tartışma ve müzakerelerin ortasına düşüyor ve kısa bir süre içerisinde bunları değiştirebilir. Geçtiğimiz yıllarda, internet tabanlı hizmetlerin yaygınlık kazanmasıyla birlikte kişisel verilerin artan oranda erişilebildiklerini ve sanal ortamdan silinemez bir hale geldiklerini gördük. Bunun sonucu olarak, mevcut veri koruma regülasyonunun günümüzde etik açıdan işlem gerçekleştirilmesi ve veri ayak izinin korunması bakımından kötü donatılmış olduğuna dair genel bir kanı hâkimdir.
Bu şüpheler doğrultusunda; AB’nin, mahremiyet beklentisi ve bireylerin kişisel verilerinin korunması hususuna potansiyel negatif etkisine rağmen ABD’nin küresel pazarı büyütmeyi ve aynı zamanda ulusal güvenliği artırmayı amaçlayan temel felsefe farklarına bağlı olarak, Safe Harbor (Güvenli Liman) Anlaşması’nın 2015 yılı sonunda geçersiz sayıldığını görüyoruz. Güvenli Liman Anlaşması, yıllar boyunca Amerikan şirketleri için tek uyum mekanizması işlevini gördü ve bu, dünya genelindeki işletmeleri veri işleme yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmeye zorladı.
Gelirlerinizin %5’ini kaybetmek istemiyorsanız Veri Koruma Yetkilisi atayın
Bu yıl içerisinde, AB regülasyonlarında değişikliklerin yapılması beklenirken muhtemel bir Güvenli Liman (Safe Harbor 2.0) Anlaşması konusundaki belirsizlik de halen devam ediyor. Daha iyi detaylandırılmış bir regülasyonun kabul edilerek yürürlüğe girmesi aşaması devam ederken tartışma konusu değişikliklerin, firmaların titizlikle veri işleme ve kazaen kayıplara karşı olası riskleri değerlendirmelerini de kapsaması gerekiyor. İşletmelerin verileri işleyebilmeleri ancak bireyin ilgili muvafakati halinde ve veri işlenmesinin kesinlikle gerekli olması durumunda mümkün olacaktır. 250 kişiden fazla çalışana sahip işletmeler, verilerin yasalara uygun bir şekilde işlendiğinin güvence altına alınması için kurum içerisinde bir Veri Koruma Yetkilisi atama yükümlülüğünde olacaktır. Ek olarak, bireyler, ‘Unutulma Hakkı’ (Right to be Forgotten) maddesine dayanarak verilerinin silinmesini talep edebilecekler.
Dünya, genelinde işletmeler bekleyen düzenleyici kararlar etrafındaki belirsizliğin farkına vardılar ve bunun olası sonuçlarını anlamaya ve bunlara ulaşmaya çalışıyor. İşletmeler nihai bir kararın çıkmasını beklerken, gelecekte veri güvenliğine uyumluluğun sadece güvenlik sağlamaktan daha fazlası olacağından emin olabilirler. Yasal değişikliklere hazır olmayan işletmeler düzenlemelere uymadıkları için gelirlerinin %5’ine karşılık gelen ağır para cezası ödeyecek.
İşletmeler, regülasyona uygun kalmak ve olası cezaları önlemek için etkin bir veri yönetimi altyapısını hayata geçirmek durumundadır. Veriler, ister kurum içi altyapıda ya da dışarıdaki bir genel veya özel bulut sağlayıcısında olsun, işletmeler, hem çalışanlarının hem de müşterilerinin verinin toplanması, işlenmesi, paylaşılması, depolanması, transferi ve güvenliğinin yasa ve düzenlemelerle uyumlu olduğunu belirlemek ve endişelerini gidermek durumundadır. İşletmeler, verinin sadece yapılan anlaşmalar doğrultusunda, meşru ve yasal yollarla kullanıldığını belirlemelidir.
İşletmeler, geleceğin depolama altyapıları ile süreçlerini göz önünde bulundurduklarında, verinin depolama ile bulut genelinde entegre, çoğaltılmış ve taşınmış bir yapıda olup olmadığına bakarak değer biçebilir. Veri yönetimine bu şekilde bir yaklaşımın olması, hizmet sağlayıcılara her hangi bir verinin nerede depolandığını belirleyebilme, taşıyabilme ve gerekmesi halinde silebilme faydasını sağlar. NetApp’ın sahip olduğu, bir araya getirilmiş Data ONTAP depolama sistemi çalışma ortamı böyle bir örnektir. Bu sistem, bulutta ve kurum içi altyapıda veri yönetiminin geleceği olarak tanımlanan Data Fabric stratejisi ile tekil bir sistem olarak hareket eder. Bu, verinin daha kolay yönetilebilmesi ve kontrol edilebilmesi ve dolayısıyla bulut sağlayıcılarıyla ve onu uygulayan şirketlerle uyumluluğunun sağlanması anlamına gelir.
Hiç şüphe yok ki, bu yılın Veri Koruma Günü, bireylerin kişisel verilerinin işlenmesi ve korunmasının organizasyonlara doğru zamanlı bir hatırlatılması anlamını taşıyor. Bu, aynı zamanda regülasyonların etrafındaki belirsizlikler ile bunların nasıl değişebileceğini ve gelecek aylarda alınacak kararların yasal çalışmalar ve modern veri ayak izi ile uyumlaştırılması çerçevesinde nasıl bir gelişim gösterebileceğini de vurguluyor. Veriler üzerinde tam bir kontrolün sağlanması ile buna ilaveten gelecekte hukukta yaşanabilecek gelişmelere esneklik kazandırılması, modern IT fırsatlarından yararlanarak yatırım yapmak isteyen şirketler için kritik önem taşıyor. Xerox ikiye bölünüyor
Fotokopi, tarayıcı ve yazıcı gibi ürünlerde öncü çalışmalarıyla tanınan ABD’li Xerox, en büyük hissedarlarından biri olan Carl Icahn’ın baskısıyla, iki ayrı şirkete bölünüyor.
Yeni şirketlerin biri donanım üretimiyle ilgilenecek, diğeri ise servis sektörüne odaklanacak. Carl Icahn, yeni servis şirketinin yönetim kurulunda üç koltuk edinecek ve şirketin yönetimindeki en etkili hissedar olacak. Servis hizmetleri Xerox’un hızla büyüyen yeni gelir kapısı olarak görülüyor ve şirketin toplam gelirlerinin %56’sını oluşturuyor.
Carl Ichan ise, agresif bir yatırımcı olarak tanınıyor ve Xerox’un %8,1 hissesini satın alarak şirketin ikinci büyük ortağı konumuna yükselmişti. Yönetim kuruluna ağırlığını koyduğundan beri ise, şirketin daha fazla kar etmesi için yoğun baskıda bulunuyordu. Xerox’un hisseleri ise 2015’ten beri %15 oranında değer kaybetti. İtalya Google’ı vergi kaçırmakla suçladı
Google, dünyanın pek çok ülkesinde irili ufaklı ofislerle faaliyet gösteriyor ve bu ülkelerdeki kuruluşlara farklı hizmetler satıyor. Bulut servisleri ve internet reklamları Google’ın en büyük gelir kaynağını oluşturuyor. Hatta öyle ki, bazı ülkelerde Google’a verilen reklamlar artık ülkedeki medya kuruluşlarının reklam gelirlerinde büyük düşüşlere neden olabiliyor. Elbette bu ticari faaliyetler için Google’ın söz konusu ülkeye vergi ödemesi bekleniyor. Ancak Google, farklı nedenlerle bu vergi beyanlarında bulunmuyor.
İtalyan hükumeti de şimdi Google’ın eski işlemlerini de inceleme altına alarak şirketin İtalya’da 300 milyon dolarlık vergiyi ödemediğini, yani vergi kaçırdığını açıkladı.
Avrupa Birliği ülkelerinin Google’ı sıkıştırmak için son iki senedir uyguladıkları baskı politikasının bir sonucu gibi görünen bu soruşturmanın bir benzeri de İngiltere’de yapılmış ve Google, İngiltere’de de vergi borçlusu çıkmış, şirket İngiltere’de faaliyetlerine devam edebilmek için vergi dairesi ile 200 milyon dolarlık bir anlaşmaya vararak borcu sildirmişti.
Google’ın İngiltere’deki vergileri, İngiltere’den edindiği gelirin %3’üne denk gelirken, İtalyan hükumeti bu konuda daha acımasız davranmışa görünüyor zira İtalya’dan kazandığı 2 milyar dolarlık gelirin %15’ini vergi olarak ödemek zorunda kalacak.
Prism Skandalı’nın intikamı mı?
Avrupa Birliği üyeleri, ABD hükumetinin teknoloji şirketlerindeki sunucuları denetleyerek dünyadaki herkesi dinlediğinin ortaya çıkmasına neden Prism Skandalı’nda, ABD gizli servisleri ile gönüllü şekilde işbirliği yapan Google’ı Avrupa’da istemediklerini gayrıresmi olarak dile getiriyorlar ve Google’ın Avrupa’daki faaliyetlerini zorlaştırmak için her türlü baskı mekanizmasını kullanıyorlardı. Son vergi cezaları da bu baskının parçası olarak yorumlanıyor.Facebook, Twitter’laşmak istediğini itiraf etti
Reklam pastasından istediği payı alamayan Twitter’ın, Facebook’a daha fazla benzeyerek, Facebook arayüzüne alışkın olan bir milyar kullanıcının bir bölümünü kendine çekmek istediğini biliyoruz. Uzun zamandır Facebook’un tasarımını ve benzer özelliklerini kendine adapte etmeye çalışan Twitter bu amacını hiçbir zaman kabul etmese de, Facebook’un da aslında Twitter’ı kıskandığının ortaya çıkması, garip bir tesadüf oluşturdu.
Firmanın COO’su Sheryl Sandberg’in medya ile yaptığı söyleşide ortaya çıkan itirafa göre, Facebook önümüzdeki dönemde, Twitter benzeri gerçek zamanlı paylaşımlara daha fazla yatırım yapmayı planlıyor. Bu da Facebook’un, aynı Twitter ana sayfasında olduğu gibi, hızlı, küçük ama etkili paylaşımları daha fazla öne çıkaracak bir yapıya kavuşacağını anlatıyor.
Facebook bu amaçla stadyumlardan “canlı yapmayı” mümkün kılacak bir özelliğini devreye sokmuştu. Sports Stadium isimli bu paylaşımlar sayesinde kullanıcılar büyük spor olayları hakkındaki paylaşımlara çok daha hızlı ulaşabiliyordu.
Şimdi Facebook’un benzer uygulamaları genişleterek Facebook’u daha güçlü “canlı yayın” aracına dönüştürmek istediği anlaşılıyor.
Bu yeni özellikler Facebook’a, toplumsal olaylarda, büyük festival, spor etkinlikleri ve bayramlar gibi etkinliklerde, kullanıcıların paylaşımlarının daha geniş kitlelere daha kolay ulaşabilmesi için yeni imkanlar sunacak. Kısacası, bu tür etkinliklerde daha fazla öne çıkan Twitter’ı gölgede bırakmak isteyen Facebook, Twitter benzeri yeteneklerle donatılacak.
İstanbul’a internette milli alan adı
.istanbul ve .ist yeni üst düzey alan adı uzantıları başta İstanbullular olmak üzere dünya çapında çevrimiçi kimlikleri İstanbul markası ile güçlendirecek, İstanbul’un ticaret ve turizm alanındaki avantajlarını küresel ölçekte yaygınlaştıracak.
İnternette kullanılacak İstanbul uzantılı yeni .ist (nokta ist) ve .İstanbul (nokta İstanbul) üst düzey alan adı uzantılarını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tanıttı. Saraçhane’deki İBB binasında gerçekleşen törende konuşan Başkan Kadir Topbaş, İstanbul’un güçlü marka değerini dijital platforma taşıdıklarını, dünya çapında kişileri ve işletmeleri İstanbul çatısına aldıklarını söyledi.
New York, Berlin, Tokyo, Londra, Roma gibi şehirlerle birlikte kendi alan adlarını kullanan şehirlerarasına İstanbul’un da katılmasını çok önemsediklerini vurgulayan Başkan Topbaş, İstanbul’un Türkiye’den ve yakın coğrafyadan elen adı başvurusu yapan tek kent olduğunu söyledi.
Gelişen dünyada internetin vazgeçilmez bir iletişim aracı olarak yerini aldığını ve İBB’in böyle bir süreçte her alanda olduğu gibi internet alanında da varlığını hissettirmek için adımlarını attığını belirten Kadir Topbaş, “İstanbul ve Türkiye için çok heyecan verici bir tanıtımda birlikteyiz. Şehirlerin yarıştığı İstanbul’dan odak şehir ve inovatif şehir olma yolunda büyük bir heyecan duyan İstanbul var. Ulaşımdan altyapıya kadar kültür sanattan spora kadar birçok alanda hizmet ederken, İstanbul’u internet alanında da çok farklı bir noktaya taşımanın heyecanı içindeyiz. Böylece sadece ülkemizde değil, dünyada da İstanbul adına çok önemli bir açılımı sağlamış oluyoruz” diye konuştu.
New York, Berlin, Tokyo, Londra, Roma gibi şehirlerle birlikte kendi alan adlarını kullanan şehirlerarasına İstanbul’un da katılmasını çok önemsediklerini vurgulayan Başkan Topbaş, İstanbul’un Türkiye’den ve yakın coğrafyadan alan adı başvurusu yapan tek kent olduğunu söyledi.
Bu yeni alan adlarını kullanacak bütün kurumsal firmaların ve sektörlerin İstanbul adıyla dünyaya açılacağının altını çizen Topbaş, şöyle konuştu; “Bu da dünya çapında firmaların İstanbul ile ilişkilendirilmesi anlamı taşıyacak. Bu ciddi bir reklam değerinin yanı sıra önemli kolaylıklar da getirecek. Bize ait bir internet noktası oluşmuş oluyor. Dünyada ne varsa onu hep İstanbul’a getirmek istiyorduk ve bunu ekibimizle birlikte başardık.”
İnternette milli bir marka…
“.ist ve .istanbul milli alan adları olarak ortaya çıktı. Eğer biz müracaat etmemiş olsaydık, İstanbul yakın gelecekte başka markalar, belki başka şehirler üzerinden internete girecekti” diyen Topbaş, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Şimdi bir milli marka ortaya çıktı. Bu çok anlamlı bir şey. Sıradan bir iş değil. Bu inovatif düşünmenin ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmenin bir sonucu. İstanbullular da .istanbul alan adını kullanmanın gururunu yaşayacaklar. Uluslararası marka olan firmalar ve kamu kuruluşları başta olmak üzere ileride bireylere de bu alan adıyla İstanbul’un tanıtımına katkıda bulunacak ve İstanbul’dan dünyaya haykırmış olacağız. Bu bambaşka bir duygu ve gelecek kuşaklara büyük bir armağan olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum. Gelecek kuşakların gurur duyacağı ve ‘iyi ki İstanbul alan adı alınmış’ diyeceği bir çalışmaya imza atık. İnternet artık İstanbul’dan başlayacak ve İstanbul ile anılacak. Ne kadar güzel bir şey. Ne kadar duygulu bir an… Metrolar veya altyapı yaparsanız kentli kullanır. Ama bu marka sadece İstanbul’da ve Türkiye’de değil, bölgemizde, hatta dünyada kullanılacak.
İnternetin artık İstanbul’dan başlayacağına dikkat çeken Topbaş, “Ne kadar duygulu bir an… Metrolar yaparsınız sadece İstanbullular kullanır. Ama bu markayı dünya kullanacak. Yaşamanın bir ayrıcalık olduğu İstanbul’dan artık internet alan adı olarak da gurur duyulacak. Uluslararası markaların ve kurumsal firmaların İstanbul alan adını kullanması şehrimizin marka değerini de arttıracak. Napolyon’un “Dünya tek devlet olsaydı İstanbul başkent olurdu” dediği İstanbul’un isminin internette de var olması çok ayrı bir anlam taşıyor” ifadelerini kullandı.
Yeni alan adlarını 27 Ocak itibariyle dünyanın tescilli markalarına açtıklarını, 1 Mart’tan itibaren kamu kuruluşları, vakıf, dernek ve STK’lara açacaklarını açıklayan Topbaş, .istanbul ve .ist alan adlarının 10 Mayıs’tan sonra tüm bireysel başvurulara açılacağını söyledi.
Bir internet adresiyle ilgili çok talep olunca müzayede yoluyla satışa çıkartacaklarını da anlatan Topbaş, “En yüksek fiyat verene bu kullanma hakkını vereceğiz. Bu alan adı markalarını şirketimiz Medya A.Ş. yönetecek. Şirketimiz için de önemli bir gelir kaynağı olacak. Böyle bir değerin karşılığını almak isteriz. Bu proje, İstanbul’u tüm dünyaya tanıtacak ve teknolojik gelişimimizi daha da güçlendirecek. Tüm İstanbul’a ve ulusumuza hayırlı olsun diyorum. Bir dünya markası olarak İstanbul, tüm dünyaya da hayırlı olsun” şeklinde konuştu.
Toplantıda yer alan İnternet Tahsisli Sayılar ve İsimler Kurumu (ICANN) Başkan Yarımcısı David Olive de Türkçe yaptığı konuşmasında birçok kişinin İstanbul’u bildiğini, ancak yakında internette de herkesin İstanbul’u bileceğini söyledi.
Son yıllarda internet dünyasında yüzlerce yeni alan adı faaliyete geçtiğini ifade eden David Olive, “İstanbul’a küresel dünyada bulunma imkanı sunacak proje bugün (27 Ocak’ta) hayata geçiyor” dedi. Programın sonunda .ist ve .istanbul ile alınan ilk alan adları olan www.ibb.istanbul ve www.kadirtopbas.istanbul siteleri tanıtıldı.
2015, telefon satışlarında rekor kırdı
2016 yılı, Apple’ın iPhone satışlarında ilk kez düşüş gördüğü bir yıl olacak gibi görünüyor ancak 2015 yılında tüm telefon üreticilerinin satış konusunda rekor kırdığı bir yıl olarak kayıtlara geçti. 1,4 milyar adetlik rekor aynı zamanda, iPhone satışlarında beklenen düşüşü de açıklıyor.
Özellikle 2016’nın son çeyreğindeki satışlar, geçen yılın aynı dönemine göre %6 artarak yıllı performansa büyük katkıda bulundu. Ancak telefon satışlarındaki artık, firmalar bazında 2015’in çok iyi geçtiği anlamına gelmiyor. Öncelikle 2015 yılındaki satışların büyüme hızı, önceki yıllara oranla çok küçük kaldı. Bunun nedeni olarak da en büyük pazar olan Çin’de artık çoğunluğun telefon sahibi olması ve yeni telefon satın almak için acele etmiyor olmaları.
Öte yandan, toplam satış miktarının büyük miktarını Samsung ve Apple gerçekleştirmiş bulunuyor. Samsung, 2014’e 317 milyon telefon satarken 2015’te 319 milyon telefon satmışken, Apple da satışlarını 193 milyon’dan 231 milyon adede çıkardı. Yani iki firma toplamda 550 milyon telefon satarak pazarın %40’ını temsil ediyor. Pazarın kalanı ise irili ufaklı onlarca firma tarafından paylaşılıyor. Zaten kalan firmalardan üçü Huawei, Motorola ve Xiaomi toplam 250 milyon satışla %18 pay alıyorlar. Dolayısıyla, HTC, Microsoft, Sony, LG, Asus gibi diğer markalar piyasanın kalan %42’sini küçük paylarla paylaşıyorlar.
Rakamlar da gösteriyor ki, bir yılda 1.4 milyar adet telefon satan üreticiler artık telefon satışlarında yavaşlamayla karşılaşmak üzereler. Teknolojinin imkanları artık çok çarpıcı yeni bir telefon üretmeye imkan vermediği için, tüketicileri heyecanlandıran ve ellerindeki telefondan hızla vazgeçerek yeni bir telefon satın almalarını sağlayacak yeni bir ürünle karşılaşmadığımız sürece 2016 ve ötesinde satışların biraz yavaşlayacağını tahmin etmek zor değil.
Bu trendin ilk işaretini, 2016’da iPhone satışlarında düşüş yaşanacağını açıklayan Apple verdi. Eğer gerçekten katlanabilir, kıvrılabilir, pratik ve etkileyici bir telefon piyasaya süremezse Samsung’un da bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalacağını biliyoruz. 2015’te kıvrık kenarlı modelleriyle büyük sükse yapan Samsung’un kendisi de 2016’da daha fazla telefon satabilmek için “kıvrık kenarlı” telefonlardan daha etkileyici bir teknolojiyi piyasaya sürmek zorunda olduğunun farkında.
Ayrıca 2016’da, telefon satışlarını olumsuz etkileyecek bazı gelişmeler de bekliyoruz. Mart’tan sonra piyasaya çıkmaya başlayacak olan sanal gerçeklik gözlüklerinin, teknoloji marketlerinde telefonlardan rol çalan ürünlere dönüşmesi sürpriz olmayacak. Medya ve tüketiciler, 1980’li yıllardan beri büyük bir fenomen olan ancak bri türlü gerçeğe dönüşemeyen sanal gerçeklik kavramını tadabilmek, bu deneyimi yaşayabilmek için VR gözlüklerine büyük ilgi gösterecekler. Toplam maliyeti 1000 doları geçecek olan bu “deneyimlemenin” bu yıl teknolojiye meraklı tüketicilerin cebindeki teknoloji bütçesinin önemli kısmını kendine çekmesi ve telefonların görece ikinci planda kalması da olası. Dolayısıyla 2016, telefon üreticileri için çok çetin geçecek. Firmaların, tüketicileri bu yıl cezbedebilmeleri için mucizevi ürünlerle sürpriz yapmaları gerekecek.
Bakalım bu yılın MWC fuarında, firmalar karşımıza sürpriz bir telefon çıkarabilecekler mi?
Girişimcilik Zirvesi için nefesler tutuldu
Teknoloji ve internetle ilgili şirket kuran girişimcileri hızlandıran ve yeni ekonomiyle ilgili yatırım yapabilecek profesyonelleri buluşturan Etohum, 2016 yılının Girişimcilik Zirvesi’ni düzenliyor. Türkiye’nin en saygın konuşmacılarının da ağırlanacağı Girişimcilik Zirvesi’nde bu yıl yaklaşık 2.500 girişim başvurusu arasından yatırım yapılacak yeni girişimler açıklanacak.
Yer: İTÜ Maslak Kampüsü, Süleyman Demirel Kültür Merkezi
Tarih: 30 Ocak 2016, Cumartesi
Saat: 09:00 – 18:00
Android Asacub Virüsü ile Boğuşuyor!
İlk teşhis edildiğinde, Asacub bir bilgi çalma zararlı yazılımının bütün işaretlerini sergiliyordu ancak Truva Atı‘nın bazı versiyonları Rusya, Ukrayna ve ABD‘deki çevrimiçi bankacılık kullanıcılarını hedef almaya başladı.
Dünya çapında milyonlarca insan ürün ve hizmet ödemeleri için akıllı telefonlarını kullanırken, 2015’te siber suçlular çabalarını mobil cihazlar için zararlı finansal programlar geliştirmeye odaklayarak bunu istismar ediyor.
İlk defa bir mobil bankacılık Truva Atı, finansı hedef alan İlk 10 yaygın zararlı program listesine girdi. Asacub Truva Atı, bu endişe verici trendin yeni bir örneği.
Haziran 2015’te keşfedilen Asacub Truva Atı‘nın ilk versiyonu, iletişim listelerini, tarayıcı geçmişini ve kurulan uygulamaların listesini çalabiliyor, verilen numaralara SMS gönderebiliyor ve ayrıca virüs kapan cihazın ekranını engelleyebiliyordu.
Asacub virüsü bankacılık uygulamalarını hedef alıyor!
Ancak 2015 yılının sonbaharında, Kaspersky Lab uzmanları, Asacub Truva Atı‘nın yeni versiyonunun bankacılık uygulamalarının oturum açma sayfalarını taklit eden dolandırıcılık sayfalarıyla donatılmış yeni versiyonuyla bir para çalma aracına dönüştürülmüş olduğunu doğrulayan pek çok yeni versiyonunu keşfetti. İlk bakışta, Asacub sadece Rusça konuşan kullanıcıları hedef alıyormuş gibi görünüyordu çünkü değişiklikler, Rusya ve Ukrayna bankalarının sahte oturum açma sayfalarını içeriyordu. Ancak kapsamlı bir araştırmadan sonra, Kaspersky Lab‘ın uzmanları, büyük bir ABD bankasının sahte sayfalarını içeren bir değişiklik tespit ettiler. Bu yeni versiyonlar, Asacub‘ı finansal dolandırıcılık için çok güçlü bir araç haline getiren arama yönlendirme ve USSD talepleri gönderme (kullanıcı ile cep telefonu sağlayıcısı arasında ses ve SMS içermeyen interaktif iletişimler için özel bir hizmet) dahil olmak üzere pek çok yeni işlevi içeriyordu. Kaspersky Lab’ın bir süredir pek çok farklı Truva Atı versiyonlarından haberdar olmasına rağmen, şirketin tehdit tespit etme sistemleri, 2015 yılının sonuna kadar aktif Asacub operasyonlarına dair neredeyse hiçbir işaret tespit etmedi. Sadece bir hafta içerisinde, Kaspersky Lab, kullanıcılara zararlı yazılım bulaştırmayı amaçlayan 6.500‘den fazla girişim tespit etti, bu da bu virüsü o haftanın en popüler mobil Truva atlarından biri ve en popüler Bankacılık Truva Atı haline getirdi.Veeam 2018’de 1 milyar dolar ciro hedefliyor
Şirketlerin kesintisiz çalışabilmesine yönelik çözümlerin yenilikçi tedarikçisi Veeam Software, 2015 yılı sonuçlarını açıkladı. Toplam cirosu 474 milyon dolara ulaşan Veeam, geçtiğimiz yıla göre yüzde 22 büyüme gerçekleştirirken, büyük ölçekli şirket siparişlerinde ise 2014’e göre yüzde 34 artış yaşandı. 2015’in son çeyreği ve yıllık sonuçları bir kere daha şirketlerin, Veeam’in erişilebilirlik çözümleri sağlayan yenilikçi yaklaşımını ne kadar çok benimsediklerini göz önüne serdi. Bu çözümler sayesinde tüm uygulamalarda, veri için kurtarma zamanı ve nokta hedeflerini (RTPO) 15 dakikanın altında gerçekleştirmeyi içeren hizmet seviyesi anlaşmaları (SLA) mümkün hale geldi.
Veeam CEO’su Ratmir Timashev 2015 sonuçlarının Veeam’i erişilebilirlik pazarında standartları belirleyen bir konuma getirdiğini ve şirketlerin sektörde bulunan geleneksel çözümlere oranla, Veeam erişilebilirlik çözümlerine olan talebinin her geçen gün artış gösterdiğini söylüyor.
2015 raporunda öne çıkan bir önceki yıla göre artan ciro sonuçları şöyle:
- Sadece Veeam Availability Suite Enterprise Plus sürümünde yüzde 94;
- Veeam Availability Suite’in tüm sürümlerinde yüzde 54;
- Veeam Cloud & Service Provider programında yüzde 36;
- Büyük ölçekli şirketlerin yeni siparişlerinde yüzde 34;
- Toplam gelirde 1,5 milyar doların üzerine çıkıldı: Şirketin amiral gemisi ürünü olan Veeam Backup & Replication’ı Şubat 2008’de (ilk ürün 2007’de çıkmıştı) ilk kez pazara çıkarmasından bu güne Veeam 1,5 milyar doların üzerinde ciro gerçekleştirdi (herhangi bir dış sermaye finansmanı olmadan);
- Toplam gelir: 2015’in son çeyreğinde bir önceki çeyreğe oranla toplam yüzde 55 büyüme gerçekleşti.
- 200 ülkede 183.000 müşteri: Veeam, 2015’in son çeyreğinde 15.000’e yakın yeni müşteriyi bünyesine kattı. Veeam’in erişilebilirlik çözümleri dünya çapında 10,6 milyon sanal makineyi koruyor.
- Dünya çapında 37,000 ProPartners: Veeam’in kanala olan odaklılığı yeni iş ortaklarını, hizmet sağlayıcıları ve VAR’ı çekmeye devam ediyor.
- Çalışan sayısında artış: Veeam’in dünya çapında 2.000’den fazla çalışanıbulunuyor.
3D yazıcılarla evde silah üretebilecek miyiz?
3D yazıcılar, dünya için bir devrim niteliği taşıyor. Sadece tasarımcıların masasına yerleştirilecek yeni bir ofis cihazı değil, orta vadede evlerimize girecek popüler bir ev elektroniği cihazı olarak 3D yazıcılar ufak ufak hayatımıza sızmaya başladılar bile.
Ancak 3D yazıcılarla ilgili önemli bir tartışma da henüz sonuçlanmış değil. 3D yazıcılarla evde kontrolsüzce silah üretilmesini nasıl engelleyeceğiz?
3D yazıcılar öyle büyük imkanlara sahip ki, doğru malzemelerle ve kolayca bulunan 3D tasarımlarla, 13 yaşındaki bir çocuk evinde bir M16 otomatik tüfeği üretebiliyor. Daha da ötesi, üretilen silahın mutlaka ordular tarafından kullanılan seri üretim bir silah olması gerekmiyor. Sayısız “butik silah tasarımı” internette alıcısını bekliyor. Bu noname silahlar da en az markalı silahlar kadar insan öldürebiliyor. Dolayısıyla tehlike büyük.
Şimdi bazılarınız, “kim evinde 3D yazıcı ile silah üretip de çıkıp sokakta insan öldürür,” diye sorabilir, o iyi kalpli okurlarımıza, ABD’de eline silah geçiren gençlerin okul basıp onlarca arkadaşını öldürdüğü olayları hatırlatalım. Bu felaketlerin yaşanması için 300 milyon nüfusa sahip bir toplumda bir kişinin aklını kaybederek cinayet işlemeye karar vermesi yeterli oluyor. Burada mesele, o kişinin cinnet geçirdiği anda silahlara kolayca ulaşmasını engelleyebilmek. İşte 3D yazıcıların tehlikesi burada ortaya çıkıyor çünkü isteyen herkesin birkaç saat içinde çalışan bir silaha sahip olmasını sağlayabiliyorlar.
Üstelik mesele sadece “cinnet” meselesi de değil. Toplumsa silahlanma çok önemli bir sorun. insanlar kolayca silah sahibi olup bellerine silahı taktıklarında, planlamamış olsalar bile günlük hayatın içinde tansiyonun çıktığı bir anda silaha davranabiliyorlar. Trafikte her gün kaç kavganın yaşandığını bir düşünün. Bu insanların cebinde silah olması haline yaşanabilecek felaketleri, sönecek hayatları aklınıza getirin.
Ayrıca, cinnet geçiren gençlerden öte, önemli bir terör endişesi de var. İngiltere’de yeni yayınlanan bir güvenlik raporuna göre ülkedeki uyuyan ISIS hücrelerinin 3D yazıcılar marifetiyle 100 Pound maliyetle ölümcül silahlar üretebileceğini ortaya koyuyor. Böylece çok düşük maliyetle çok sayıda silaha sahip olacak teröristlerin İngiltere’de, Paris saldırılarına benzer saldırılar yapmalarından korkuluyor.
Önlem alınabilir mi?
Dolayısıyla, 3D yazıcıların ölümcül bir silaha dönüşmemesi için yakın gelecekte bazı önlemlerin alınacağını düşünüyorum. Drone’ların tehlike yaratmadan uçmaları için özel yasaların ve kayıt işlemlerinin devreye girmesi gibi, 3D yazıcılar için de bazı regülasyonlar söz konusu olacak. Örneğin, tüm 3D yazıcıların kayıt altına alınması ve hafızlarına bir kara kutunun eklenmesi, yasa dışı olarak evinde silah üretmek isteyenleri durduracak bir önlem olabilecek. Ayrıca, 3D yazıcılar için geliştirilecek özel bir yapay zeka yazılımı, silah üretmek için gerekli parçaların basılmasını engelleyebilecek. Elbette 3D silah tasarımlarının internette rahatça yayınlanmasının da önüne geçecek yasal düzenlemeler devreye girecek ve 3D yazıcıların, insan hayatına tehdit oluşturan bir silah değil, insan hayatını kolaylaştıran bir yardımcı olması sağlanacak.Canon’dan Océ Arizona 1200
Görüntüleme çözümlerinde dünya lideri olan Canon Europe,Océ Arizona 1200 Serisi UV düz yatak yazıcıların küresel tanıtımını yaptı. Mükemmel baskı kalitesi, çok yönlü uygulamalar ve kolay kullanım arayan baskı hizmeti sağlayıcıları (BHS) için tasarlanmış olan Océ Arizona 1240, 1260 ve 1280, tabela ve teşhir sektörü, özellikli baskı üreticileri, çoğaltıcılar ve fotoğraf laboratuvarları için ideal yazıcılar.
Ahşap, seramik ve cama direkt baskı
Yeni serinin gerçek düz yatak yapısı, geniş format baskıda en çok yönlü platformu sağlamak üzere tasarlandı. BHS’ler, tuval, ahşap, seramik veya cam gibi çeşitli alışılmadık malzemelere direkt olarak baskı yapabiliyor. Paketleme ve duvar kaplaması gibi yüksek yoğunluklu veya dokulu uygulamalarda kusursuz hizalama ile çoklu baskı gerçekleştirebiliyor. Serinin daha güçlü vakum sistemi, çarpık ve sert ortamların güvenilir olarak yerleştirilmelerini sağlarken, yeni UV kurutma sistemi, en ince ve ısıya en hassas ortamlar üzerine baskı yapabilmek için yüzey ısısını düşürerek perakende teşhirleri ve satış noktası tabelaları için kusursuz bir çözüm olmasını sağlıyor.
Océ Arizona 1200 serisi, toplam üretim kapasitelerini artırmak ve daha yüksek kaliteli uygulamaları ve pazarları hedeflemek isteyen BHS’lerin filoları için, kolay kullanımın yanı sıra, kalite, çok yönlülük ve güvenilirlik sağlayan ideal bir ilavedir. Sezgisel kullanıcı arayüzü, yazdırma işlerini daha sonraki baskılarda kullanmak üzere arşivler ve hızlı değiştirilebilen mürekkep sistemi, kullanıcının baskıyı yanlış yüklemesini otomatik olarak önler.
Pazarın en tasarruflu teknolojisi
Cihazlar altı renge kadar mürekkep kullanabiliyor ve bunlara beyaz ve vernik de eklenebiliyor. Opsiyonel açık mavi ve açık macenta mürekkeplerin eklenebilmesi, fotoğraf ve güzel sanatlar uygulamaları için olağanüstü baskı kalitesi sağlıyor. Serideki yazıcılar, yumuşak renk geçişleri ve dolu renkler yanında net metin ve çizgiler üretmek için ödüllü Océ VariaDot görüntüleme teknolojisini kullanıyor. Piyasadakii en yüksek mürekkep tasarrufunu sunan Océ Arizona 1200 Serisi, m2 başına ortalama 8 ml mürekkep kullanımı ile rekabet edebilen maliyetlerle yüksek kaliteli baskı için idealdir.
Canon Europe’un Avrupa TDS/DGS Pazarlama Direktörü Pierre-Olivier Esteban, 1200 serisi için şöyle konuşuyor: “Orta hacimli BHS’ler, ister grafik iletişime, ister paketlemeye, endüstriyel baskıya veya perakendeyi hedeflenmiş olsunlar, karşılarında büyümelerini sürdürebilmek için dev bir fırsat var. Ancak, rekabet edebilmek için, bir dizi yüksek kaliteli ürünü maliyet etkin bir şekilde üretip sunmaya hazır olmalılar. Océ Arizona 1200 serisi, özel olarak bu gereklilikleri düşünerek tasarlandı ve geliştirildi. Sonuç: olağanüstü yüksek kalitede, sağlam ve güvenilir bir makine serisi ve Canon’un bu sektördeki ürün gamının arkasındaki yenilikçiliğinin ve uzmanlığının bir kanıtı. Geniş format pazarı büyümekte ve müşterilerimizin de buna paralel olarak büyümelerinin her adımında onlara yardımcı olmaya kararlıyız. ”
Öne çıkan özellikleri:
- Opsiyonel açık Mavi ve açık Macenta renkleri kullanarak 6 renkli baskı desteği ile ödüllü Océ VariaDot™ gri tonlamalı baskı kalitesi
- Sert ortamlara yazdırma yeteneği ile gerçek düz yatak baskı
- Saatte 35 m2 ile Express mod baskı
- Üstün nokta yerleştirme ile Yüksek Çözünürlük baskı modu
- 125 x 250 cm veya 250 x 308 cm olarak iki farklı boyutta ve dört, altı veya sekiz renk kanalı ile üç yapılandırma
- Rulo Ortam Seçeneği ile 2,2 genişliğe kadar esnek ortamlara optimize baskı
- Otomatik Baskı Kafası Bakım Sistemi (APMS) ile el kullanılmadan yürütülen hızlı ve güvenilir baskı kafası temizleme
- Altı/yedi bölgeli vakum sistemi ile sert ortam standart boyutları için optimize edilmiş
- Hava basınçlı ortam hizalama pimleri ile sert medyanın kolay ve hassas beslenebilmesi
- Sürekli Yazdırma – Ortamın yüklenmesi/boşaltılması ile aynı anda yazdırma yeteneği için çift kaynaklı ve bağımsız vakum sistemleri (XT modeller)
- Adımla-ve-Tekrarla, ayna ve toplu iş tanımlama gibi gelişmiş operatör paneli işlevselliği
Apple rakamlarıyla şaşırtıyor
Apple, 2007’de piyasaya sürdüğü iPhone ile hızlı bir yükseliş trendine girmişti. 2007’den beri satış gelirleri sürekli yükselen Apple’da, satış hızı azalsa da artış hiç durmuyordu.
Apple ilk defa 2016 içinde satış miktarının önceki yıllara göre azalmış olacağını ve gelirlerinin de düşeceğini açıkladı.
Buna göre Apple’ın önümüzdeki çeyrekteki satış gelirleri 50 milyar dolar ile 53 milyar dolar arasında gerçekleşecek. Oysa, geçtiğimiz yıl aynı dönemde Apple’ın satış geliri 59 milyar dolardı. Böylece firma 2007’den beri ilk defa gelirlerinde düşüş yaşamış olacak. Bu gelişme Apple’ın yükselişinin sonu olarak da değerlendiriliyor. Satış gelirlerini düşmesinde, artık iPhone pazarının yavaş yavaş doyuma ulaşması, yeni kullanıcıların iPhone yerine daha uygun fiyatlı ama daha etkileyici Android modellerine yönelmesinin de payı bulunuyor. Aynı zamanda tablet balonunun da patlaması ve iPad’in artık alternatifsiz bir fenomen olarak görülmemesinin de payı büyük.
Öte yandan, Apple’ın açıkladığı bir diğer rakam, şirketin dünyanın günlük yaşamına nasıl etki ettiğini gösteriyor. Apple’ın raporuna göre, dünyada aktif olarak çalışan 1 milyardan fazla Apple cihazı bulunuyor. Bunların arasında iPhone, iPad, Mac, iPod touch, Apple TV ve Apple Watc cihazları yer alıyor. Apple kısa süre önce de, bugüne dek toplamda 1 milyar adet iPhone sattığını açıklamıştı. Kablosuz internet performansınızı artırın!
İnternet hızı geride bıraktığımız 10 senelik süre içerisinde katlanarak arttı.2004‘lü yıllarda 256 Kbps civarında olan hız, günümüzde rahat bir şekilde 100 Mbps‘leri görebilecek seviyede.
Daha çok evde ve şirketlerde interneti kablosuz olarak kullanıyoruz. Peki kablosuz kullandığımız internetin performansı ne kadar yüksek? Aldığımız 100 Mbps’lik fiber internetin gücünü ne kadar kullanabiliyoruz? İşte ipuçlarıyla karşınızdayız.
Kablosuz internet verimini zirveye çıkartın!
Ancak kablosuz internetinizi verimli kullanamamanızın en önemli nedeni, kullanılan kablosuz cihazların performansı. Düşük hızlardaki internet hizmetleri için donanım çok önemli olmasa da, özellikle Fiber internet gibi yüksek hızlı internet hizmetini tam anlamıyla verimli kullanmak adına ağ donanımınızın iyi olması gerekiyor. ShiftDelete.Net ofisimizde kullandığımız Fiber interneti temin eden TürkNet, verdiği ücretsiz profesyonel teknik destekle beraber, yeni aldığımız modemleri kurmamıza yardımcı oldu. 1600 MHz bandında AC bağlantı destekleyen Zyxel VMG8924-B10A modemiyle, 100 Mbps’lik internetten, kablosuz olarak 93 Mbps’e varan hızlar elde ettik. Bu da verimlilik konusunda oldukça iyi bir değer. Peki nasıl? Cevabı videomuzda. İyi seyirler.Yeni Türk Telekom’un Kurumsal Vizyonu
Türk Telekom, bugün düzenlemiş olduğu toplantıda bünyesine Avea ve TTNET’i kattığını duyurdu. Bir birleşim sonucu Avea’yı bünyesine katan Türk Telekom, “Tek Telekom Türk Telekom” mottosu ile yeni bir yola çıktı.
Peki, Türk Telekom’un Avea’yı bünyesine katmasındaki neden ne? Gelecekte Türk Telekom’un kurumsal müşterilerini neler bekliyor?
Türk Telekom Kurumsal İş Birimi CEO’su Mehmet Ali Akarca ile Türk Telekom ve Avea birleşmesi hakkında konuştuk.
Twitter yöneticileri Facebook’a mı geçiyor?

Cep Telefonundan Ayrılamıyoruz!
Türkiye’nin en büyük izinli veritabanına sahip online pazar araştırma şirketi DORinsight’ın yaptığı sosyal medya araştırması, cep telefonu kullanımın ve sosyal ağların Türk kullanıcısı nezdindeki önemini ortaya koydu.
Tüm sosyoekonomik segmentleri kapsayan ve 8369 kişinin katıldığı internet üzerinden yapılan araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların %72’si internete bağlanmak için ADSL bağlantısı kullanırken, %63’ü 3G kullanıyor.
Fiber optik hat kullananların oranı ise %16 şeklinde ölçümleniyor. İnternete her gün girmeyenlerin oranı ise yalnızca % 2 olarak araştırma sonuçlarına yansırken, internete girmek için bilgisayar ve cep telefonu haricinde bir cihaz kullananların oranı %19’u buluyor.
Katılımcıların %95’i sosyal ağları kullandığını belirtirken, Türk kullanıcıları, cep telefonlarından mümkünse hiç ayrı kalmak istemiyorlar.
Sosyal ağ kullanıcılarının yarısı bu ağları kişisel işleri için kullanıyor. Ancak sosyal ağların en çok kullanılma nedeni olarak kullanıcıların yakın çevresinden, ayrıca yerel ve yabancı kaynaklardan haber alma istekleri olduğu istatistiklerde görülüyor.
Facebook kullanımı zirvede
İnternet kullanıcıları ezici bir çoğunluk ile Facebook kullanmayı tercih ediyorlar. Twitter ve Instagram ise kullanıcıların yarısı tarafından kullanılıyor. Snapchat uygulamasına baktığımız zaman ise internet kullanıcılarının yalnızca %8’lik bir kesim tarafından kullanılmakta olduğu ortaya çıkıyor. Türk internet kullanıcılarının sosyal ağlardaki hareketleri kontrol etme oranları da yüksek. Günde en az iki kere kullandığı sosyal ağlara bakanların oranı %85 olarak ölçümleniyor. Anket katılımcılarının yarısından fazlası, Facebook’un önümüzdeki 3 yıl boyunca şu anki popülerliğini devam ettireceği görüşünde birleşiyor. Instagram’ın 3 yıl daha popüler kalacağını düşünenlerin oranı ise sadece %18.
PayU’dan akıllı telefonları POS’a dönüştüren ürün: mPOS
Sunduğu birçok servisle e-ticaret sektörünün dünya çapındaki liderleri arasında yer alan PayU, dijital dönüşümün avantajlarını işyerlerinin hizmetine sunmaya devam ediyor. Akıllı telefonları birer mobil tahsilat cihazına dönüştüren mPOS isimli yeni ürün ile işyerleri satış sonrası kredi ve banka kartından yapılan ödemeleri POS cihazı yerine doğrudan akıllı telefona yüklenen bir uygulama üzerinden gerçekleştirebiliyor.
Üye İşyerleri; kullandıkları herhangi bir akıllı telefona hızlı ve kolay bir şekilde yükleyecekleri ücretsiz yazılım aracılığıyla, sabit herhangi bir ücretlendirme olmadan sadece akıllı telefonlarını kullanarak kredi ya da banka kartı ile tahsilat yapabilecek.
Akıllı telefonların kullanılabildiği her yerden ödeme almaya imkan vermesi nedeniyle işyerlerine büyük bir esneklik de kazandıran mPOS için işyerlerinin akıllı telefonlarına herhangi bir kart okuyucu entegre etmeleri de gerekmiyor. Ödeme yapacak müşterinin kredi ya da banka kartının fotoğrafı çekilerek kart bilgileri alınabildiği gibi manuel de kart bilgileri girilerek işlem tamamlanabiliyor. Üstelik PayU’nun anlaşmalı 7 kart markasına sunduğu taksit avantajından mPOS kullanarak da faydalanmak mümkün.
“Yeni ürünümüz ile her yeri alışveriş noktasına çeviriyoruz”
Konuyla ilgili açıklama yapan PayU Türkiye CEO’su Emre Güzer, yeni ürünlerinin işyerlerine ödemelerinde büyük kolaylık ve hız kazandıracağına dikkat çekerek şunları söyledi: “PayU Türkiye olarak uzun süredir üye işyerlerimizin sadece online dünyada değil her alanda ödeme ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamak ve onların asıl işlerine, ticarete odaklanmalarını sağlamak için çalışıyoruz. 2016 yılında kullanıma sunacağımız yeni ürün ve servislerimizden ilki mPOS uygulamasıyla bu alanda somut adımlar atmaya başladık. Bu ürün ile günümüzün hızla mobilleşen dünyasında işyerlerimize büyük bir esneklik sağlayacağımıza inanıyoruz. Üye işyerlerimiz, bu ürünü kullanarak, 7/24 diledikleri noktada kredi ya da banka kartından ödeme alabilecek, müşterilerine taksit fırsatı da sunabilecek.”
Sadece tek bir uygulama kullanarak baştan sona kesintisiz tahsilat çözümüyle işyerlerini ek donanım ve yazılım maliyetlerinden de kurtardıklarını ifade edene Güzer açıklamasının devamında, “İşyerlerimiz artık satışların takibini kâğıt üzerinden ya da kasadaki parayı sayarak yapmak yerine tüm işlem geçmişlerine akıllı telefonları üzerinden erişebilecek. Arkasında PayU markası ve güvencesiyle sunulan bu üründen mobil ödeme ihtiyacı olan tüm işyerlerimiz gönül rahatlığıyla yararlanabilir. Bu ürünle Türkiye’de bir ilki de hayata geçiriyoruz. Büyük firmalarımıza kendi markalarıyla bu uygulamayı kullanma, White Label çözümü de sunuyoruz. İlk etapta mPOS uygulamasını PayU Üye İşyerlerinin kullanımına sunacağız. Kısa bir süre sonra da uygulamayı indirip basit bir form aracılığıyla PayU Üye İşyeri olmayı ve hemen ödeme almayı da mümkün kılacağız. 2016 stratejimiz ve planlarımız doğrultusunda doğrudan son kullanıcıları hedefleyen çeşitli uygulamalarımız da yolda.” şeklinde konuştu. Software AG’den akıllı mağaza izleme çözümü
Akıllı Mağaza İzleme, perakendecilere gerçek zamanlı ve öngörüsel analiz yetkinliklerini kendi mağazalarında uygulayabilmelerini ve burada akış halindeki büyük veriyi mağazadaki sensörler ve uygulamalar yardımıyla izleyebilmelerini sağlıyor. Perakendeciler, şimdi eyleme geçirilebilir öngörülerini anında uygulamaya koyabiliyor ve Nesnelerin İnterneti’nin sağladığı katma değer ile satış artırıcı adımlar atabiliyor.
Oliver Guy, Software AG, Perakende Endüstrisi Direktörü: “Bu, gerçek zamanlı görüşler perakende yöneticilerine çalışanlarını mağaza içerisindeki ‘sıcak bölgelere’ yeniden yönlendirme ya da pazarlama yöneticilerine özel bir lokasyondaki farklı müşterilere doğru kurgulanmış promosyonlarla daha iyi cevap verebilme ve böylelikle artan taleplere anında cevap verebilme olanağını sağlıyor.”
Retail Systems Research’ün (RSR), yakın tarihli bir karşılaştırmalı değerlendirme raporuna göre, perakendeciler müşterileriyle akıllı cihazlar aracılığıyla bağlanmaya ve onlara, nesnelerin interneti kanalıyla ulaşılan bilgileri değerlendirerek yeni hizmetler sunmaya istekliler. Perakendeciler, mağaza operasyonlarını ve mağazadaki müşterilerle ilişkilerini nesnelerin interneti’nden en fazla fayda sağlayacak ilk beş arasındaki iki departman olarak sayıyor(41% ve 36%, sırasıyla).
Oliver Guy: “Mağazanın rolü salt satış noktasından çoklu kanal yaklaşımına doğru tarihsel bir geçiş yaşıyor. Buna ek olarak, perakendeciler rekabetin önünde yer alabilmek için müşterilerine benzersiz ve nitelikli bir alışveriş deneyimi sağlama baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Perakende yöneticileri, mağazanın değişen hedefleri ve artan müşteri beklentilerini faydaya çevirebilmek için mağaza içerisindeki eylemleri gerçek zamanlı izleme, analiz etme ve bunları en iyi şekilde kullanmak durumundadır” ifadelerini kullanıyor.
Perakendeciler, Nesnelerin İnterneti’nin beraberinde mağazalara getirdiği katma değer konusunda umutlu ve bu yeni yaklaşımın, veri sağlanması ile bunun analizi ve aksiyonunu gerektirdiğini kabul ediyor. Bununla birlikte, katılımcıların RSR’nin raporunda, Nesnelerin İnterneti projelerinde atıfta bulundukları üç teknoloji engeli-tamamen farklı veri kaynaklarını bir araya getirmek, spesifik veri olaylarına yada beklentilerine en iyi cevabı belirlemek ve gerçek zamanlı ortamda bu kadar çok kaynaktan gelen veriyi işleyebilmek.
Software AG’nin Dijital Dönüşüm (Digital Business) platformu, bu engelleri ortadan kaldırmak için çok sayıda anahtar teknolojiyi Akıllı Mağaza İzleme Çözümüne entegre ediyor. Bu kapsamda:
- Tüm Nesnelerin İnterneti uygulama ve araçlarını etkinleştirerek, mağaza içi algılayıcı cihazlar ile veri akışı sağlayan öngörüsel modeller ile mağaza içi envanter yönetimi, öngörüsel modeller, servis noktası, harici veri veya diğer başka veri kaynaklarının kullanımı.
- Mağazada-hem mağaza çalışanları hem de merkezdeki tedarikçiler tarafından izlenebilir, yaşanan gelişmeler ışığında, gerçek zamanlı, aksiyona dönüştürülebilir öngörüler sağlamak.
- Mağazada, satışı artırıcı(promosyonlar) eylemleri-tabela v.s. gibi fiziki yönlendirmeleri de kapsayacak şekilde-tüketicilerin gerçek zamanlı reaksiyonlarını değerlendirerek otomatik olarak ayarlayabilme yetkinliği.
- Öngörüsel modelleri bir araya getirerek doğru zamanda ilave personel istihdam etmek, mağaza raflarını yenilemek gibi eylemler başlatabilme yetkinliği.
- Bellek içi veri yönetimi ve gerçek zamanlı çözümleme araçları ile erişilebilir hazır verinin etkin kullanımı.
- Erişim ve süreç yönetimi araçları vasıtasıyla mağaza süreçlerinin yönetilebilir olması ve erişilebilir çoklu kanalların otomasyonu.



Bu gelişme sayesinde yayıncılara, mobil web trafiğini etkin bir şekilde gelire çevirebilmeleri adına kişi odaklı hedefleme ve reklam formatları sunuluyor. Bu sayede Facebook’taki 2,5 milyon reklamveren tek bir tıkla reklam kampanyalarını Facebook ve Instagram dışına taşıyarak mobil ekosistemdeki tüm insanlara ulaşabiliyor.
Söz konusu yeni özelliğin yayıncılara sunduğu avantajlar ise şöyle:






