Avea’nın kurumsal müşterilerine yönelik sunduğu Büyük Veri çözümü IntelliMap, Best in Biz Uluslararası Ödülleri’nde “Yılın Kurumsal Ürünü” dalında Altın Ödül kazandı.
Avea abonelerinin sinyal aldıkları lokasyonlara göre yoğunluk haritalarını gözlemleyen IntelliMap, yaşa, cinsiyete, müşteri gelir ve yaşam segmentine, kullanılan cihaz tipine, ev&iş yeri ya da tatil yerleri gibi lokasyonlara göre Isı Haritası (Heat Map) çıkarıyor. Elde edilen veriler bankacılık, perakende, akaryakıt, ulaşım, mağazacılık, hızlı tüketim gibi birçok sektörde hizmet veren firmaların doğru hedef kitleye ulaşarak yatırımlarını yönlendirme, satış/pazarlama aktivitelerini daha verimli ve efektif şekilde gerçekleştirmelerine yardımcı oluyor.
Avea IntelliMap ile doğru zamanda, doğru yerde, doğru yatırım
Türk Telekom Grubu olarak Büyük Veri’nin işlenmesi konusunda Türkiye’de öncülük yaptıklarını ve sürdürülebilir geleceğe sahip olmak isteyen kurumların Büyük Veri yolu ile verimliliklerini daha da artırabileceğini belirten Türk Telekom Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Dr. Coşkun Şahin:
“IntelliMap ürünümüz grubumuzun sahip olduğu Büyük Veri platformu üzerinden şirketlere belirledikleri verileri analiz etme imkânı sunarken, doğru yatırımı yapmaları ve müşterilerine en iyi hizmeti verebilmelerini de sağlıyor.Konuma göre yoğunluk haritalarının gözlemlenmesi ilkesine dayanan IntelliMap ürünümüzle markaların ve firmaların nokta atışı yaparak daha etkin stratejiler geliştirebilmelerinin de önünü açıyoruz. Grup olarak biz de bayi lokasyonları, sosyal medya, medya satınalma, bölgesel kampanyalar, müşteri deneyimi ve ürün ile servis alanlarında Büyük Veri’yi kullanıyoruz” dedi.
TTNET ise büyük veri çözümü ile iş zekâsı ve veri yönetimi alanında dünyanın en prestijli teknoloji ödülleri arasında yer alan TDWI Best Practices Award Ödülleri’nde geçtiğimiz haftalarda “En İyi Büyük Veri Çözümü Ödülü”ne değer görülmüştü.
Best in Biz Awards Hakkında
Kamu ve özel sektör alanında 30 ülkeden 250’den fazla şirketin katıldığı Best in Biz Awards International, basın ve sektörden deneyimli uzmanlardan oluşan jüri üyeleriyle başarılı şirket, takım, yönetici ve ürünleri ödüllendiriyor. Avea’nın büyük veri çözümü IntelliMap’e uluslararası ödül
Avea’nın kurumsal müşterilerine yönelik sunduğu Büyük Veri çözümü IntelliMap, Best in Biz Uluslararası Ödülleri’nde “Yılın Kurumsal Ürünü” dalında Altın Ödül kazandı.
Avea abonelerinin sinyal aldıkları lokasyonlara göre yoğunluk haritalarını gözlemleyen IntelliMap, yaşa, cinsiyete, müşteri gelir ve yaşam segmentine, kullanılan cihaz tipine, ev&iş yeri ya da tatil yerleri gibi lokasyonlara göre Isı Haritası (Heat Map) çıkarıyor. Elde edilen veriler bankacılık, perakende, akaryakıt, ulaşım, mağazacılık, hızlı tüketim gibi birçok sektörde hizmet veren firmaların doğru hedef kitleye ulaşarak yatırımlarını yönlendirme, satış/pazarlama aktivitelerini daha verimli ve efektif şekilde gerçekleştirmelerine yardımcı oluyor.
Avea IntelliMap ile doğru zamanda, doğru yerde, doğru yatırım
Türk Telekom Grubu olarak Büyük Veri’nin işlenmesi konusunda Türkiye’de öncülük yaptıklarını ve sürdürülebilir geleceğe sahip olmak isteyen kurumların Büyük Veri yolu ile verimliliklerini daha da artırabileceğini belirten Türk Telekom Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Dr. Coşkun Şahin:
“IntelliMap ürünümüz grubumuzun sahip olduğu Büyük Veri platformu üzerinden şirketlere belirledikleri verileri analiz etme imkânı sunarken, doğru yatırımı yapmaları ve müşterilerine en iyi hizmeti verebilmelerini de sağlıyor.Konuma göre yoğunluk haritalarının gözlemlenmesi ilkesine dayanan IntelliMap ürünümüzle markaların ve firmaların nokta atışı yaparak daha etkin stratejiler geliştirebilmelerinin de önünü açıyoruz. Grup olarak biz de bayi lokasyonları, sosyal medya, medya satınalma, bölgesel kampanyalar, müşteri deneyimi ve ürün ile servis alanlarında Büyük Veri’yi kullanıyoruz” dedi.
TTNET ise büyük veri çözümü ile iş zekâsı ve veri yönetimi alanında dünyanın en prestijli teknoloji ödülleri arasında yer alan TDWI Best Practices Award Ödülleri’nde geçtiğimiz haftalarda “En İyi Büyük Veri Çözümü Ödülü”ne değer görülmüştü.
Best in Biz Awards Hakkında
Kamu ve özel sektör alanında 30 ülkeden 250’den fazla şirketin katıldığı Best in Biz Awards International, basın ve sektörden deneyimli uzmanlardan oluşan jüri üyeleriyle başarılı şirket, takım, yönetici ve ürünleri ödüllendiriyor. Uzanarak çalışmak yeni trendimiz mi olacak?
Google’ın ofisini ilk defa gördüğümüzde, 2000’lerin ilk yıllarındaydık ve hepimizin ağzı açık kalmıştı. İçi rengarenk döşenmiş ve oyun alanları ile süslenmiş olan Google ofisi aslında Silikon Vadisi’ndeki genç teknoloji uzmanlarının zor çalışma hayatını biraz rahatlatmak için tasarlanmıştı. Yatar koltuklar, kanepelerle döşenmiş toplantı odaları, video oyun konsolları ile dolu dinlenme odaları… Bu konsept, hepimiz için rüya gibiydi.
Dünya medyasının manşetlerine taşınan bu yeni çalışma konsepti, kravatlı, takım elbiseli çalışanlarla dolu ve kubik mobilyalarla döşenmiş ofislerde ilk aşamada büyük şaşkınlık yarattı. İş dünyası, patronlar, şirket yöneticileri, çalışanların bu kadar rahat yaşayabildiği bir ortamda nasıl iş yapılabileceğini ilk şokun etkisiyle anlamakta zorluk çektiler ancak zaman gösterdi ki, insanları ağır ofis disiplini altında zincire vurmadığınızda daha yaratıcı, daha verimli, daha kazançlı işlerin ortaya çıkması mümkün oluyordu.
Google’ın ofislerinden ve Silikon Vadisi’ndeki, neşeli ofis konseptinden ilham alan çok sayıda yeni ofis tasarımı kısa sürede Avrupa ve ABD’de şirketlerin gözdesi olmaya başladı.
Şimdi ise yeni bir çalışma konsepti tartışılıyor. Rahatsız koltuklarda günde 8-10 saat boyunca oturarak çalışmanın insan iskeletine yükeldiği ağır yükten kurtulmak için, insanların hafifçe uzanarak, bellerindeki ağırlık yükünü azaltarak, daha rahat ve sağlıklı şekilde çalışmalarını sağlayacak “uzanarak çalışma” formatı, giderek daha fazla kabul görüyor.
Elbette şu aşamada, dünyadaki tüm ofisleri, tüm çalışanları, uzanarak çalışabilecekleri pahalı kanepelerle ve özel tasarım çalışma masalarıyla desteklemek mümkün değil ancak yakın gelecekte, insanlar çalışırken iskeletine binen ağır yük nedeniyle sağlıklarını kaybettiklerin fark edip iş verenlerinden daha rahat çalışma ortamları talep etmeye başladıklarında, bu yeni konsept kaçınılmaz olarak ofislerin vazgeçilmez parçaları haline gelebilir.
Şimdilik sadece “keyiflerine düşkün” üst düzey yöneticiler, mühendisler, tasarımcılar için uygulanan bu çalışma konsepti için özel masalar tasarlayan ofis mobilyaları üreticileri de ortaya çıkmaya başladı.
Bakalım, bu yeni konseptin ülkemize ulaşması ve yaygınlaşması ne kadar zaman alacak?
WhatsApp 900 milyon aktif kullanıcıya ulaştı
WhatsApp’ın kurucusu ve CEO’su, ayrıca Facebook’un da yönetim kurulu üyesi olan Jan Koum’un açıkladığı rakamlara göre, WhatsApp, 900 milyon aktif kullanıcı sayısına ulaşarak, dünyanın en büyük mesajlaşma platformuna dönüşmüş durumda.
WhatsApp, 800 milyon aktif kullanıcı sayısına geçtiğimiz Nisan ayında ulaşmıştı. Böylece, 100 milyon yeni kullanıcıyı sadece dört ayda kazanarak, ayrı bir rekor da kırmış oldu. Ancak şu da bir gerçek ki, WhatsApp şu anda para kazanmayan bir platfrom. Diğer bir deyişle, Facebook WhatsApp’ı promosyon şartlarında işletiyor.
Jan Koum ve ekibinin politikası da, WhatsApp’ı her türlü rahatsız edici içerikten uzak tutmak yönünde çalışıyor. Dolayısıyla WhatsApp’ta reklamlar, oyunlar ve uygulamalar göremiyoruz. Oysa 900 milyon aktif kullanıcıya sahip bu platfrom, arkadaşların karşılıklı tavla/satranç oynaması veya farklı uygulamalar için çok ideal bir ortama sahip.
Yine de Facebook’un, WhatsApp için korkunç planlara sahip olduğunu biliyoruz. Facebook’un “rakip” uygulaması Messenger içine saklanmış bazı özellikler, WhatsApp’ın geleceği ve onun nasıl para basan bir makineye dönüşeceği konusunda ipuçları veriyor. Bu planlar gerçek olursa, Facebook WhatsApp’ı insanların internet girmek için kullanacağı bir giriş kapısına çevirecek gibi görünüyor. WhatsApp’ta sadece arkadaşlarınıza değil, şirketlere, sipariş vereceğiniz restoranlara, haber okuyacağınız gazetelere, ilgi duyduğunuz konular hakkında yayın yapan dergilere ulaşabileceksiniz. Kısacası WhatsApp ve Facebook Messenger, mobil cihazınız üzerinde hızlı şekilde içeriğe ve hizmete ulaşabileceğiniz bir dijital kapıya dönüşecek. Facebook’un bu konsepti kendi başına geliştirdiğini de düşünmeyin. Benzer bir mesajlaşma uygulaması uzak doğu Asya ülkelerinde başarıyla çalışıyor ve kasasını parayla dolduruyor. WhatsApp’ın da aynı konsepti batı dünyasına taşıması sürpriz olmayacak. MasterCard Masters of Code Hackhaton İstanbul’da 3-4 Ekim’de gerçekleşecek
MasterCard, dünyanın en iyi yazılım geliştiricilerine açık global yarışmasını Türkiye’ye getiriyor. Yazılım maratonu için seçilen 10 şehir arasında İstanbul da yer alıyor.
“Masters of Code” adlı yarışma, AngelHack organizasyonuyla 3-4 Ekim’de Koç Üniversitesi Şişli Yerleşkesi’nde yapılacak. Turnuvanın jürisinde yer alacak isimler de belirlendi. MasterCard Güneydoğu Avrupa Bölge Müdürü Mete Güney, MasterCard Türkiye Ülke Müdürü Yasemin Bedir, Mastercard Hızlı Gelişen Avrupa Ülkeleri Ürünlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Onur Kurşun, Internet Ekipler Amiri Serdar Kuzuloğlu, Fütürist Ufuk Tarhan, Kuluçka Merkezi Direktörü Enis Erkel, veteran yazılım geliştirici Uğur Özyılmazel, Aslanoba Grup da CTO Umut Gökbayrak ve Global Melek Yatırımcı üyesi ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Uğur Şeker olarak belirlendi.
Dünya çapındaki bu maratonun düzenlendiği her şehirde farklı bir konunun işlendiği etkinliğin İstanbul ayağının teması ise mağaza içi ve çevrimiçi seyahat satın alımları olarak belirlendi. Bu satın almalar oyunlaştırılmış bir uygulamada kombin edilecek. Yarışmada yazılım geliştiriciler MasterCard’ın merakla beklenen API’larını kullanarak belirli bir süre içinde projelerini tamamlayacak. En eğlenceli çözümü üretmek maratonun ana odağı olacak. Ardından yazılımcılar projeler için mentorluk ve yatırım desteği arayacak.
Eğlenerek yarışma deneyimini edinecek İstanbul elemelerinin şampiyonlarını ise büyük sürprizler bekliyor. Kazananlar, hacker kavramının doğuş yeri olan ve yazılım dünyasının başkenti sayılan Silikon Vadisi’nde yapılacak büyük finalde kozlarını paylaşacak. Final maratonunu kazanan ekip ise dünyanın ilk “Masters of Code” şampiyonu olarak anılacak ve 100 bin dolar para ödülüne sahip olacak.
Masters of Code’a katılmak ve yarışma hakkında bilgi almak için:
http://mastersofcode.com/EMC Federasyonu yeni SAP iş birliğini ve karma bulut çözümlerini duyurdu
Kısa süre önce satın aldığı Virtustream ile büyüyen EMC Federasyonu, yaptığı açıklamada en son yenilikleri, iş ortaklarına yönelik programları ve Karma Bulut Portföyü’nü kullanan yeni müşterilerini duyurdu. EMC Federasyonu, işletmelere tüm iş yüklerini ve tüm bulut modellerini -özel, açık ve yönetilen bulutları- destekleyen, eksiksiz Karma Bulut portföyünü sunuyor. Ortak bir platform aracılığıyla, işletmeler artık birden çok bulut modelini ve birden çok bulut hizmetleri sağlayıcısını tek bir bulut olarak kolayca yönetebiliyor; kurum içi ve kurum dışı kullanım arasındaki ayırımını ortadan kaldırıyor.
Virtustream, SAP ile İş Ortaklığının Kapsamını Genişletiyor
Virtustream, dünyanın dört bir yanındaki işletmelere bulut içindeki I/O-yoğun, kritik misyonlu uygulamaları taşımak, çalıştırmak ve yönetmek için yardımcı oluyor. Şirketin bulut çözümleri ile SAP® çözümlerini destekleme konusundaki yeterliliği ve yetkinliği biliniyor. Virtustream bugüne kadar üretim ortamlarına 200’den fazla SAP çözümü kurdu. Ayrıca bulut ortamında SAP Business Suite 4 SAP HANA’nın (SAP S/4HANA) ilk uygulamalarından birinin de kurulumunu gerçekleştirdi. Virtustream, SAP HANA Kurumsal Bulut içindeki iş için kritik önem taşıyan SAP uygulamaları için az sayıda olan seçkin stratejik bulut altyapısı hizmetleri sağlayıcısından biri olduğunu da duyurdu.
Virtustream, EMC Federasyonu’nun CEO Rodney Rogers yönetimindeki yönetilen bulut hizmetleri iş biriminin de temelini oluştuyor. Virtustream, EMC Federasyonu’ın diğer özellikleri ve işlevlerinin kullanımını da içeren planlarını 4. çeyrekte duyuracak.
Öncü Karma Bulut Yenilikleri
EMC Federasyonu’nun Kurumsal Karma Bulut Çözümü açık bulut hizmetlerine geçiş imkanı tanıyan özel bulut sunuyor; Virtustream kritik iş uygulamalarının bulunduğu yönetilen bulut hizmeti olarak önemli bir başarı vaat ederken VMware vCloud® Air™ açık bulut çözümü konusunda da uzmanlığını ortaya koyuyor. Gelecekte bu çözümlerin altyapısını oluşturan teknolojiler entegre olacak. Örneğin; VMware’in karma ağ oluşturma özellikleri Virtustream® xStream® Bulut Yönetim Platformu’nun gelecekteki versiyonlarına entegre olacak.
EMC Federasyonu’nun yaptığı duyurular arasında yer alan yeni özellikler şu şekilde sıralanıyor:
• VMware, vCloud Air Felaket Kurtarma Hizmetleri’nin kapsamını genişletti. Disaster Recovery OnDemand™ ‘kullandığın kadar öde’ seçeneği eklendi. Yeni bir hizmet olarak yazılım çözümü olan Site Recovery Manager Air™ de merkezi iş sürekliliği ve felaket kurtarma planlarının tasarlanması, test edilmesi, yürütülmesi ve yönetilmesi için kapsamlı bir yönetim çözümü sunacak.
• Yapılandırılmamış veriler için EMC teknolojisiyle çalışan, yüksek düzeyde ölçeklenebilir, güvenilir ve uygun maliyetli veri depolama çözümü VMware vCloud Air Object Storage™, VMware vCloud Air OnDemand Platformu’na entegre olacak.
• Pivotal Cloud Foundry aracılığıyla modern uygulama geliştirmeyle başlama özelliği gibi EMC Federasyonu şirketleri sınıfının en iyisi teknolojilerini içeriyor. Yeni “Federasyona Uyumlu” iş ortaklarına yönelik yeterlilik programı ile Sanal Masaüstü Altyapılarının (VDI) kurulum ve bakımının karmaşıklığını ortadan kaldırmayı hedefleyen yeni Federasyon Son Kullanıcı Bilgi İşlem çözümü de yer alıyor.
• VCE®, yenilikçi hiper-yakınsanmış raf ölçekli sistemi VxRack®’in kapsamını VMware yazılımına dayanan yeni bir çözümle genişletti. VxRack’in bu yeni özelliği BT kurumlarının VMware yazılım-tanımlı mimarisine dayalı Karma Bulut altyapısını hızlı ve uygun maliyetli bir şekilde sistemlere konuşlandırmalarına olanak tanıyor.
Yeni Federasyonu Global Müşteri Ekibi
Dünyadaki büyük şirketlerin birçoğu dönüşmek ve yeni dijital deneyimler ve iş modelleri sunmak konusunda büyük baskı altında. Bu dönüşümü gerçekleştirmek için BT’nin de dönüşmesi gerekiyor. BT’nin daha verimli ve daha çevik olması ve aynı zamanda da işletmelerin beklediği hizmet düzeylerini sunmaya devam etmesi gerekiyor. EMC Federasyonu bünyesindeki şirketler aracılığıyla işte bu gereksinimlere karşılık veriyor.
Dönüşüm sürecine giren müşterilerine kusursuz bir arayüz sunmak için EMC Federasyonu yeni bir pazara açılma ekibi kurdu. EMC Federasyonu bünyesindeki şirketlerden uzmanların oluşturduğu ekip, EMC Federasyonu’ın en stratejik müşterilerine Dijital Dönüşüm ve Karma Buluta Geçiş Sürecinde özel destek sağlıyor. Üniversite sınavına hazırlanmak hiç bu kadar kolay olmamıştı!
Türk Telekom Grup çatısı altında, teknolojinin yenilikçi ve etkin kullanımıyla çok boyutlu öğrenme ortamları üreten Türkiye’nin lider eğitim şirketi Sebit ile geniş bir yelpazede yaygın bir eğitim ağına sahip olan Uğur Eğitim Kurumları güçlerini birleştirerek ortak bir projeye imza attı. İki kurumun iş birliğiyle hazırlanan Türkiye’nin Yeni Nesil Üniversiteye Hazırlık Platformu “Uğur Raunt”un lansmanı 4 Eylül 2015 Cuma günü Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti ve Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Başkanı Enver Yücel’in katılımıyla gerçekleştirildi.
Hedefe adım adım ulaştırıyor
YGS ve LYS’ye hazırlanan herkese, istediği üniversite ve bölümü kazandırmak için benzersiz bir sistem sunan Yeni Nesil Üniversiteye Hazırlık Platformu Uğur Raunt, eğitim sisteminde yeni bir dönemi başlatıyor.
Sebit’in 28 yıllık eğitim teknolojileri deneyimiyle geliştirdiği Raunt zekası ve online içeriklerle, Uğur Eğitim Kurumları’nın 47 yıllık deneyimi ve Uğur Yayınları’nın bütünleştirildiği Uğur Raunt; üniversiteye hazırlık sürecinde kişiselleştirilmiş rehberlik hizmeti ve kullanıcıya özel çalışma planlamasıyla hedefe adım adım ulaştırıyor. Uğur Raunt, iddialı bir dershanenin öğretme ve test programını; özel ders öğretmeninin öğrenci üzerindeki dikkatini, takibini ve birebir ilgisini; tecrübeli bir rehberin yönlendirmesini tek bir platformda birleştirerek, üniversite adaylarının evlerine getiriyor.
Türkiye’nin en güçlü online ve basılı içeriği
12. sınıflar, mezunlar ve gelecek hedeflerine ulaşmak isteyenler için tasarlanan Raunt, üniversiteye hazırlıkta yılların deneyimine sahip öğretmenlerin konu anlatım ve soru çözüm videoları sayesinde kullanıcıya istediği kadar tekrar edebileceği özel derslerle ulaşıyor.
Raunt zekası ve TM, MF, TS kitap paketlerinden oluşan zengin içerikli yayınları, kişiye özel çalışma planı, Türkiye başarı sıralamasını belirleyen deneme sınavları sunan; akıllı yönlendirme, performans takibi ve raporlama sistemiyle sürecin başından sonuna kadar kullanıcıyı takip eden Uğur Raunt, adayların kademeli olarak hedeflerine yaklaşmalarını sağlıyor.
“Bugüne kadar üniversite adayları için sunulan en yenilikçi ve sonuç odaklı çözüm”
Raunt’un, bugüne kadar üniversite adayları için hazırlanan en yenilikçi ve sonuç odaklı çözüm olduğunu belirten Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti, toplantıda yaptığı konuşmada, “Türk Telekom Grup gücünü arkamıza alarak bugüne kadar pek çok yenilikçi uygulamaya ve ilke imza attık. Grubumuzdan gelen araştırma-geliştirme deneyimimiz ve uluslararası yapılanmamızla Türkiye’nin en büyük eğitim teknolojileri şirketlerinden biri olduk. Bu gücün beraberinde getirdiği teknolojinin yenilikçi ve etkin kullanımıyla, Türkiye’de eğitimin dönüşümüne katkıda bulunmaya devam ediyoruz. 47 yıllık köklü bir geçmişe sahip Uğur Eğitim Kurumları ile önemli bir iş birliğine imza atarak iki büyük kurumun bilgi, birikim ve tecrübesini Uğur Raunt’ta birleştirdik.
Raunt, süreci kullanıcının hedefleri doğrultusunda tasarlayan dinamik bir zekâya sahip. Ürünümüz, kusursuz öğrenme teknolojisiyle; neyi, ne zaman ve ne derinlikte öğrenmesi gerektiğini söyleyerek kullanıcının önemli ölçüde zaman kazanmasını sağlıyor.
Sistem kullanıcı hareketlerini yakından izleyerek hazırladığı raporlarla, üniversite adayına kişiselleştirilmiş, eksiksiz bir tablo sunuyor. Raunt’taki tüm sorular, konuların en küçük öğrenme parçalarına kadar ilişkilendirilmiş durumda. Konuların tümünü tekrar çalışmasına gerek kalmadan, kullanıcıyı doğrudan, ihtiyacı olan en küçük öğrenme parçasına yönlendirmesi de Raunt zekâsının üstün özelliklerinden biri. Dolayısıyla Uğur Raunt, Türkiye’de, üniversiteye hazırlık sürecinin başından sonuna kadar, kişiselleştirilmiş bir rehberlik hizmeti, çalışma planlaması ve zengin içerik sunabilen ilk ve tek ürün” dedi.
21. yüzyıl yetkinliklerini kazandıracak ortamın oluşturulmasını sağlayarak, eğitimdeki küresel dönüşüme katkıda bulunmaya devam edeceklerini vurgulayan Eti, öğrenme teknolojilerinde dünyada lider şirketlerden biri olarak, bu alandaki değişime yön vermeyi sürdüreceklerini de sözlerine ekledi.
“Uğur ve Sebit iş birliği, geleceğin eğitimine öncü yatırımdır!”
Uğur Eğitim Kurumları’nın 47 yıllık öncü ve modern eğitim anlayışının Sebit’in inovasyon gücü ile birleşmesinin önemine vurgu yaparak, Uğur Raunt’un, üniversiteye hazırlık sürecinde önemli bir ihtiyaca cevap vereceğini dile getiren Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Başkanı Enver Yücel, toplantıda yaptığı konuşmada geleceğin eğitim sisteminin temelini attıklarının altını çizdi. Yücel, şunları söyledi:
“Uğur Raunt ile Türkiye’nin en ücra köşelerindeki öğrencilere dahi ulaşarak fırsat eşitliği yaratmayı hedefliyoruz. Uğur Raunt’u düzenli olarak kullanan öğrencinin özel ders almaya ihtiyacı kalmayacak çünkü, kazanmak için ihtiyacı olan her şey Uğur Raunt’ta bulunuyor.
Uğur Raunt platformunu bir doktor gibi tanımladık. Uğur Raunt, önce teşhis sonra tedavi edecek, öğrencinin kendisini tanımasına yardımcı olarak, gerektiğinde kendisine koyduğu hedeflerden daha yükseğine ulaşmasını sağlayacak. Uğur Raunt eğitim sisteminde bir devrimdir.” Zaxe Discover 3D yazıcıları
Ev ortamında üretime olanak tanıması ve plastik mamul üretimindeki kalıp ve kalıpçılık maliyetlerini sıfıra indirmesi ile dünyanın ekonomide 3. sanayi devrimine imza atacağı kabul edilen 3D yazıcılar Massachusetts Teknoloji Enstitüsü tarafından da dünyanın en önemli 5 teknolojik gelişmesi arasında gösteriliyor.
2013 yılından bu yana 3D baskı teknoloji üzerine Ar-Ge ve ürün geliştirme çalışmaları yapan, Türkiye merkezli şirket Zaxe, 3D yazıcı devrimini Türkiye’ye taşıyor. Yeni 3D yazıcı ürünü Discover’ı Haziran ayında piyasaya süren Zaxe, dünya standartlarının üzerindeki 3D yazıcısını Türkiye’deki şirketlerin hizmetine sundu. Kullanıcı deneyimi, tasarım ve teknolojik altyapı yönünden uluslararası çapta üstün yazıcılar arasında yer alan Discover, kablosuz ağ bağlantısı, dokunmatik renkli ekran ve güçlü Arm işlemci özellikleriyle kaliteli ve hızlı 3D baskıların alınabilmesine imkân tanıyor.
Kendi yazılımıyla geliyor
Discover 3D yazıcı, kendisine ait yazılımla kontrol edilmesi ve internete bağlı çalışmasıyla benzerlerinden ayrılıyor. Bu sayede eğitim kurumları ve Ar-Ge ofisleri gibi birden fazla sayıda 3D yazıcı kullanılan alanlarda tek bir yazıcı üzerinden tüm 3D yazıcılar kontrol edebiliyor. Yazıcı ayrıca 2016 ilk çeyreğinde devreye girecek güncellemeyle bulut sistemlere de bağlanabilecek. Zaxe’nin Discover için geliştirdiği yazılım XDesktop evde kullanıma uygun kolaylıkta olacak şekilde tasarlanmış bulunuyor. 3D modeller, sadece 3 adımda kablosuz internet bağlantısı üzerinden baskıya gönderilebiliyor. Türkçe ve İngilizce kullanım dili mevcut olan yazılım, Zaxe Discover’ın yanında ücretsiz olarak veriliyor.
“3D yazıcı sektörü her yıl ivmelenerek yaklaşık %15 oranında büyüyor” diyen Zaxe Yönetici Ortağı Koray Kurhan, 3D yazıcının ticari yaşamda köklü değişiklikler yapacağını söylüyor. Kurhan, şu görüşü paylaşıyor: “3D yazıcının ticari açıdan yaşatacağı en önemli değişikliklerin başında şirketlerin, tedarik zinciri yönetimini temelinden değiştirmesi olacaktır. Zira stok tutmak yerine, istenilen parçanın istenilen zamanda basılarak tüketiciye gönderilmesi stok maliyetlerini en düşük seviyeye indirecektir.”
3D yazıcıların prototip üretmenin ve hobi amaçlı çalışmaların çok daha ötesinde alanlar yaratacağını ifade eden Kurhan, 3D yazıcılar ile basılan ürünler sayesinde her firmanın, müşterilerine özel ürünler sunup kendi sektörlerinde fark yaratabileceklerinin altını çiziyor.
Eğitimde 3D Yazıcı Devrimi: Zaxe Lab
Öncelikli hedef kitlesinde endüstriyel tasarım ofisleri, mimari ofisler, eğitim kurumları ve Ar-Ge merkezleri olan Zaxe, Zaxe Lab projesi ile eğitim kurumlarına özel bir proje sunuyor. Zaxe Lab, anaokulundan-üniversite seviyesine kadar çocukların eğitim ve öğretim hayatlarında nesneleri görerek, dokunarak ve hissederek öğrenmelerini amaçlıyor. Ulaşamadıkları veya her zaman resimlerden gördükleri her türlü objeyi Zaxe Lab’lar sayesinde, çocukların ulaşabileceği ve hatta sahip olabileceği bir seviyeye indiriyor. Fizik dersinde geçen deneyleri, kimyasal reaksiyonları, matematik formülleri, biyoloji için kemik, kas, doku sistemleri, hücre modellerini, tarihsel mekânları ve hatta tarihi eserlerin replikalarını 3D olarak basılabilme imkânı veren Zaxe Lab’lar, her yas¸ grubundan çocukların, dönemsel yaratıcılık gelişimleri için de çeşitli aktivite ve ders içerikleri sağlıyor. Öğrenciler, basit 3D modelleme programları sayesinde kendilerine ait hava, kara ve deniz araçlarını basıp, kendi tasarımları üzerinden aerodinamiği, hidrodinamiği, mekanik sistemleri ve tasarımı öğrenebiliyorlar. Öğrencilerin küçük yaştan tasarlama, üretme ve başarma duygularını da geliştiren Zaxe Lab, dersleri daya iyi anlama becerilerinin yanı sıra, özgüven gelişimine de yardımcı oluyor. Uzman Maker kadrosu, danışman eğitimcileri ve mühendisleri ile geliştirilen Zaxe Lab, üniversiteler ve özel eğitim kurumlarına kurulum için destek veriyor. Açık kaynak kodlu projeyle nasıl para kazanılır?
Microsoft’un açık kaynak kodu kavramına ateş püskürdüğü zamanlar çok da eski değil. Sadece on sene önce Microsoft’un kurucusu Bill Gates, açık kaynak kodunun yazılım dünyasını yıkacak bir zehir olduğunu dile getiriyor, demeçlerinde açık kaynak kodu kavramına ateş püskürüyordu. Ancak aradan geçen 10 senede, açık kaynak kodu dünyanın vazgeçilemez gerçeği haline geldi. Öyle ki, dünyadaki akıllı telefonların, tabletlerin çoğunu açık kaynak kodlu bir işletim sistemi olan Android çalıştırıyor. Linux’un sunucu versiyonları, sayısı web sitesinin hayata geçmesini sağlıyor. Çok sayıda uygulama ve hatta profesyonel uygulama açık kaynak koduyla hayata geçiyor.
Hatta, 10 yıl önce açık kaynak kodu kavramına ateş püsküren Microsoft bile artık çok sayıda ürününü açık kaynak koduyla geliştirmek üzere harekete geçmiş durumda.
Peki yazılımcılar açık kaynak koduyla nasıl gelir elde edecekler? Yazılımın bakım/onarım ve teknik destek hizmetleri için ücret istemek, genel kabul gören bir sistem ancak bugünün ekonomik şartları altında bu gelirler, bir yazılım evini ayakta tutmak için yeterli değil.
Öncelikle açık kaynak kodu kavramının, para kazanmaya veya yazılım satmaya engel olmadığını anlamak gerekiyor. Açık çalışma grupları bir yazılımı açık kaynak koduyla geliştirip ücretsiz olarak piyasaya sürebilirler ancak bu yazılımın kullanıcıları, farklı ihtiyaçları için yazılım üzerinde geliştirmeler yapmaya ihtiyaç duyabilirler veya farklı modüllerle ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirilmesini talep edebilirler. Bu aşamada yazılım geliştiricileri devreye girerek kurumlara veya kişilere, ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirmek için ücret talep edebiliyorlar.
Bu sistemi, “uygulama geliştirmek” gibi yorumlamak da mümkün, açık kaynak kodlu yazılımın kodunu alarak, üzerinde gerekli değişiklikleri yapmak ve ayrı bir kurulum haline getirerek bunu pazarlamak da mümkün. Yazılım geliştiricileri için burada önemli olan şey, geliştirdikleri sürümün veya uygulamanın, ücretsiz versiyonla elde edilmesi zor bir ihtiyaca cevap veriyor olması.
Kendi yazılımını açık kaynak koduyla yayınlamak isteyen yazılımcılar için de ilginç bir örnek var. Kaliforniya’da kurulu ForgeRock, Toyota’ya, Vodafone’a, Norveç devletine, AOL, Allianz sigorta gibi büyük kurumlara Access Management, Identiy Gateway, Identy Management gibi servisler sunuyor. ForgeRock servislerini açık kaynak kodlu olarak geliştiriyor ve başka geliştiricilerin de bu ürünler için modüller üretmesini sağlıyor. Şirket, her yıl yazılımlarının yeni versiyonunu yayınlayarak güncel teknolojiler karşısında geri kalmamasını sağlıyor ancak bu güncellemeler ücretsiz yapılıyor. Öte yandan, abonelik ücreti ödeyen şirketler, yıl boyunca anlık küçük güncellemeler alarak, güvenlik açıkları, virüs tehditleri gibi sorunlara karşı sürekli koruma kazanıyorlar. Yani bir anlamda, ForgeRock, kendi geliştirdiği yazılımı saldırılardan korumak için verdiği gardiyanlık hizmeti karşısında para kazanıyor. Bir yazılımı, onu geliştirenden daha iyi tanıyacak kimse olmayacağına göre, onu korumak için de en iyi seçenek yine yazılımın geliştiricisi olacaktır. Burada, bahsi geçen müşterilerin, sürekli saldırı altında olan, çok değerli sırlara sahip dev şirketler olduğunu da hatırlamak lazım. Yani ForgeRock, bir anlamda müşterilerine dev lisans fiyatlarıyla tek seferlik yazılım satıp sonra onları hacker’lar ve saldırganlarla karşı karşıya bırakmak yerine, yazılımlarını ücretsiz olarak dağıtıp ekosistemini geliştirirkken, yazılımın sürekli korunması ve açıklarının kapanması, aynı zamanda özel ihtiyaçlara yönelik geliştirmelerin yapılması için şirketlerden abonelik ücreti alarak kendine gelir sağlıyor.
Bu, açık kaynak koduyla sağlanabilecek gelir modellerinden birisi… Başta da söylediğimiz gibi, bazı şirketler yazılımın kurulmasından, güncellemelerin yapılmasına veya şirkete özel parametrelerin ayarlanmasına kadar teknik servis hizmetleri için ücret talep ederken, bazı yazılımcılar da halihazırdaki açık kaynak kodlu yazılımları özelleştirmek için gerekli modüllerin geliştirilmesi ile kazanç elde etmeyi seçebiliyor. Elbette, geniş kitleler tarafından kullanılan açık kaynak kodlu yazılımlarda işin içine bir de reklam geliri girebiliyor.
Hangi modelin daha sağlıklı olduğunu veya daha büyük kazanç sağlayacağını bugünden kestirmek zor ancak şu bir gerçek ki, Microsoft Windows işletim sisteminin bile yakın gelecekte açık kaynak koduna geçtiğini veya ücretsiz dağıtılmaya başlandığını göreceğimizi tahmin etmek zor değil, dolayısıla artık yazılım dünyası kendini açık kaynak kodlu bir geleceğe hazırlamak zorunda.
Çalışanlarına 415 milyon dolar ödeyecekler
Birbirlerinin çalışanlarını işe almayacaklarına dair gizli anlaşma imzaladıkları ispatlanan Apple, Google, Intel ve Adobe hakkında, anti-tröst yasalarına dayanılarak açılan 2011’deki dava sonuca ulaştı.
Şirketlerin CEO’larının medyaya sızan bazı e-postalarıyla anlaşılan gizli anlaşmaya göre, bu dört şirket, birbirlerinin çalışanlarını işe almamak konusunda birbirlerine söz vermiş bulunuyorlar. Bu da çalışanların daha yüksek maaşla, daha iyi şartlar altında daha iyi bir kariyer yapma fırsatını ortadan kaldırırken, rakiplerinin çalışanlarını çalmayacağına emin olan işverenlerin de çalışanlara doyurucu zam ve özlük haklarda iyileştirme yapmamasını mümkün kılıyor. Dolayısıyla, tüm çalışanlar aslında “onlara sahip olan efendilerinin köleleri” gibi çalışmak zorunda kalıyordu.
Kalifroniya’da 2011 yılında açılan davada geçen yıl şirketler çalışanlarına toplam 324,5 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etmişlerdi ancak davaya bakan yargıç Koh, bu miktarın düşük olduğuna karar vererek yeni bir rakam belirlenmesini istemişti. Taraflar şimdi 415 milyon dolarlık bir ödemede anlaşmış bulunuyorlar. Bu da, bu şirketlerde çalışan ve “köle” statüsü taşıyan, yani diğer şirketler tarafından işe alınamaz listesinde bulunan 5861 çalışanın adam başı 5770 dolar tazminat alacağı anlamına geliyor. Çalışanların avukatları ise tazminattan toplamda 40 milyon dolar ödül alarak, bu anlaşmanın en karlı tarafı olacaklar gibi görünüyor. Siber güvenlik uzmanı yetiştirme kampı tamamlandı
Bilgi Güvenliği Akademisi (BGA), Gazi Üniversitesi (GÜ) ve Bilgi Güvenliği Derneği (BGD) işbirliğiyle üniversite öğrencilerine yönelik Siber Güvenlik Yaz Kampı’nın dördüncüsü 24-29 Ağustos tarihleri arasında düzenlendi.
Siber güvenlik alanındaki en önemli problem olarak görülen yetişmiş insan kaynağı sorununa çözüm bulmak için düzenlenen yaz kampına 2011 yılından bu yana 200’ün üzerinde öğrenci katıldı. Bu kamplar boyunca öğrenciler, aldıkların eğitimlerin yanı sıra bilgi güvenliği alanında deneyim sahibi akademisyenler, kamu kurumu ve özel sektör yöneticileri ile bir araya geldiler. Böylece siber dünyadaki tehditler, alınması gereken önlemler ve bu alandaki kariyer fırsatları konusunda bilgi sahibi oldular.
Bilgi güvenliği alanındaki engin deneyimini öğrencilerle paylaşan BGA Genel Müdürü Huzeyfe Önal şunları söyledi:
“Şu anda Türkiye’deki siber güvenlik uzmanı ihtiyacı 20 binin üzerinde. Bu alanda eleman yetiştirme potansiyeli ise diğer sektörlerden farklı olarak %1 oranında takılıp kalıyor. Türkiye’nin en köklü bilgi güvenliği kuruluşlarından biri olarak ülkemizin bu alandaki açığını kapatmak için çalışıyoruz.”
Düzenli olarak gerçekleştirilen Siber Güvenlik Yaz Kampı sonucunda katılımcıların yüzde 50’sinden fazlasının bilgi güvenliği sektöründe çalıştığını dile getiren Huzeyfe Önal, “Bu yılki program sonunda Üniversitelerin Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora programlarına kayıtlı öğrencilerinin katıldığı programda 27 kişi ‘Siber Güvenlik Uzmanlığı’ sertifikası aldı. Bu kişilerin de siber güvenlik uzmanı istihdamına katkı sağlayacağından kuşkumuz yok. BGA olarak hem siber güvenlik istihdamına hem de bu konudaki bilinçlenmeye katkıda bulunmaya devam edeceğiz” dedi.
Bilgi Güvenliği Derneği Kurucu Başkanı ve Gazi Üniversitesi Bilgi Güvenliği Mühendisliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Alkan, “Günümüzde siber savaş ve saldırılar ülkeler için büyük risk oluşturuyor. Türkiye de saldırılara maruz kalan ülkeler arasında yer alıyor. Siber güvenlik alanında farkındalık oluşturmak için birçok etkinlik ve proje gerçekleştiriyoruz. Ülkemizin ihtiyacı olan siber güvenlik uzmanlarını yani beyaz şapkalı hacker’ları yetiştirmek için yaz kampı düzenledik.” diye konuştu.
Katılımcılar en güncel konularda eğitim aldı
Bilgi güvenliği eğitimleri ve stratejik siber güvenlik danışmanlığı alanında faaliyet gösteren Bilgi Güvenliği Akademisi’nin (BGA) öncülük ettiği eğitimlerde ülkemizde beyaz şapkalı hacker’ların yetişmesinin önü açıldı. Kamp süresince katılımcılara verilen eğitimlerin konu başlıklarından bazıları şu şekilde sıralandı:
– Zafiyet Tarama ve Bulma Sistemleri– Exploit Çeşitleri ve Metasploit Kullanımı– Web Uygulama Güvenliği– Son Kullanıcıya Yönelik Saldırı Çeşitleri ve Yöntemleri– Zararlı Yazılımlar ve Analiz Yöntemleri – APT– DOS/DDOS Saldırıları ve Korunma Yöntemleri– Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi– Siber Dünyada İstihbarat Çalışmaları– Dijital Adli Analiz– Mobil Güvenlik– Sosyal Medya Güvenliği
VMware’dan yeni çözümler
VMware’in son kullanıcıya yönelik BT çözümleri, VMware müşterilerinin geleneksel istemci/sunucu teknolojilerinden, kullanıcı cihazları arasında kesintisiz erişim, çeviklik ve güvenlik sağlayan mobil/bulut teknolojilerine geçişte köprü görevi görüyor. Aynı zamanda kurumsal mobiliteyi etkinleştirmek isteyen işletmeler için mevcut sistemleri kısa sürede Microsoft Windows 10’a yükseltme konusunda işletmelere yardımcı oluyor. Bu sayede VMware müşterileri, tümleşik son kullanıcı yönetiminde tüketici beklentilerine uygun bir sadelikle platform heterojenliği ve hızlı uygulama dağıtımı kolaylığı elde edebiliyorlar.
Kurumsal mobilite ve Windows 10 için “Project A2”
VMware’in VMworld 2015 etkinliğinde tanıttığı, uygulama dağıtımı kolaylığına dair en önemli teknoloji önizlemelerinden biri Project A2oldu. Project A2, Windows yönetimini yeniden tanımlıyor ve uç noktası yönetimi yerine uygulama yönetimine odaklanan yepyeni bir yaklaşıma sektörde öncülük ediyor.
Windows 10, mobil/bulut odaklı tasarımı nedeniyle sektörde köklü değişimleri tetikleyecek. Yeni işletim sistemine geçiş yapan işletmeler, sektörde VMware AirWatch öncülüğünü yaptığı, uygulama dağıtımı ve yönetiminde mobil odaklı yeni bir yaklaşım benimsemek durumunda kalacak. Bu gelişmeler doğrultusunda tasarlanan Project A2, masraflı ve karmaşık sistem yükseltme süreçlerini bir kenara bırakarak yeni “VMware App Volumes” uygulama dağıtım teknolojisiyle desteklenen AirWatch kurumsal mobilite yönetimini (EMM) devreye sokuyor. Böylece Windows 10’un kurum bazında benimsenmesine yardımcı olacak ve Windows PC’ler ile uygulamaların güncellenmesi için gereken tüm aşamaları hızlandıracak.
Project A2, uygulamaları “hafifletme” ve dağıtım kolaylığı sağlama özelliğiyle dikkat çekiyor. İşletmelerin mevcut fiziksel Windows uygulamalarını Windows 10’un yeni mobil/bulut platformuna kesintisiz bir şekilde taşımasını sağlayan Project A2, aynı zamanda evrensel ve klasik Windows uygulamalarının tamamında EMM yaklaşımını devreye sokuyor. Yeni teknoloji, BT yöneticilerine Windows 10 ile çalışan masaüstü ve mobil cihazların yanı sıra çalışanların kendi cihazlarında da bütüncül bir yönetim stratejisi uygulama olanağı sunacak. Aynı zamanda Windows, SaaS ve mobil cihazlardaki kullanıcı uygulamalarına erişim sağlayan son kullanıcı mobil çalışma alanı temin edecek.
VMworld etkinliğinde duyurulan ve kullanıcıların mobil/bulut çağına uyum sağlamasını kolaylaştıracak olan yeni ürün güncellemeleri şöyle:
- Yeni VMware Identity Manager Advanced Edition: VMware Identity Manager, sektör lideri bir kurumsal mobilite yönetimi ve güvenliği çözümüyle entegre edilen, sektördeki ilk hizmet olarak kimlik (IDaaS) uygulaması. Daha önce AirWatch Blue ve Yellow Management Suites’ın bir parçası olarak piyasaya sürülen uygulama, artık VMware Identity Manager™ Advanced Edition adıyla, Chrome, Mac veya Windows cihazların tarayıcıları üzerinden, bağımsız bir IDaaS çözümü olarak kullanıcılara ulaşacak.
- VMware Horizon 6.2 ve VMware Horizon 6.2 for Linux:Uygulama Dağıtımı ve Sanal Masaüstü Altyapısı’ndaki (VDI) geliştirmelerin merkezinde VMware Horizon yer alıyor. VMware Horizon’daki yenilikler arasında sanal ortamların birden fazla sahada dağıtılabilmesi, Skype for Business ve NVIDIA GRID™ vGPU™ desteği sunması, yüksek performanslı ve düşük maliyetli all-flash seçenekleriyle yeni VMware Sanal SAN depolama optimizasyonu sağlaması, FIPS 140-2 uyumluluğu desteklemesi ve biyometrik parmak izi doğrulaması gibi geliştirilmiş güvenlik tercihleri sunması yer alıyor.
Veri Tabanı yöneticisinin değişimle imtihanı
Veri Tabanlarının erken zamanlarında DBA’in asli görevi ürünün yeni versiyonlarını takip etmek, zaman içinde çıkan fixleri işlemek, Backup/Recovery işlerini organize etmek, veritabanını ayakta tutacak işleri yapmaktan ibaretti. İşler yolunda gittiğinde kimsenin pek de ne yaptığını bilmediği ama işler ters gittiğinde hemen ilk aranan kişilerden birisi konumundaydı. Birçok çalışan ve yöneticiye göre, DBA sadece sistem çalışmadığı zamanlarda aranacak kişiydi.
Günümüz dünyasında “veri” en önemli stratejik asset ve 7×24 hazır olmalı. Yeni iş modelleri ve getirdikleri ihtiyaçlar, en ufak bir kesintiye tahammül edemiyor. Üstelik aşırı hızlı büyüyen veri hacmi, IDC’ye göre, 2013’de 4.4 ZB sayısal veri üretildi, yönetimi daha da zorlaştırıyor.
Bununla beraber birçok CIO ve BT Yöneticisi, bu kadar kritik işi yöneten, gözeten, yeter sayıda ve yetenekli DBA’i tam zamanlı istihdam etmekte zorlanıyor. Yetenekli kıdemliler emekli oluyor, yeni nesilden de DBA olmaya hevesliler daha az çıkıyor. DBA’lerden “geleneksel görevleri”nin yanında, son kullanıcı ile çalışıp danışmanlık yapması, yeni tasarlanan uygulamalara aktif katılımları da bekleniyor.
Kurumlar, DBA’lerden uzmanı oldukları veritabanı ürünü kadar, burada saklanan verinin iş için anlamını da bilip, kurum içi yönlendirmeleri ve veri danışmanlığını da yapmalarını bekliyor.
Tam da bu yüzden birçok CIO, DBA’lerin gündelik hayatta yaptıkları, kendini tekrar eden, teknik başlıkları, fix işlemeyi, performans izlenmesi gibi rutin işlerin, DBA’lerin çok fazla zamanını aldığını düşündüklerinden, dışkaynak veya “Managed-Service” çözümleri ile bu yapılan işleri karşılama yoluna gitmeyi de düşünür oldular.
Kurumlar, DBA rolünde ki bu tanım değişimine ve zenginleşmeye ayak uydurmak için yeni roller türettiler. Data Architect, veri modeli tasarımına, Application Development DBA, uygulama performansına yönelik iyileştirmelere, SQL ve Index Tuning konularına, Datawarehouse DBA, warehouse’u besleyen veri kaynaklarının optimizasyonu ve performansına bakmaya başladılar.
Operasyonel DBA’ler, kaçınılmaz olarak uzun zamandır, BT’nin içinde hali hazırda yapageldikleri, Veri Tabanı sürüm yükseltme, fix işleme, sistem iyileştirme, storage yönetimi gibi teknik işler kadar, İş ve Analiz ekiplerinin süreçlerine de dâhil edilmeye başladılar. Kurumların genel bakışı, DBA’ler ne kadar İş Analizi konularına odaklanabilirse, yönettikleri verilerin, iş ile ilişkisini bilip kuruma yön veren kişiler durumuna gelirse o kadar kuruma daha faydalı olacakları yönünde. Çünkü kurumlar yukarıda bahsettiğim “geleneksel” DBA görevlerinin otomasyon araçları, managed-services veya dışkaynak kullanımı ile yönetilebileceğine inanıyorlar.
1500 DBA arasında yapılan bir araştırmaya göre, DBA’lerin yüzde 38’i hala günlük çalışma zamanlarının büyük bölümünü geleneksel işlere, iş sürekliliği, şema değişiklikleri, ağ bağlantıları ve performans yönetimine ayırıyorlar.
CIO’lar bu geleneksel rutin işleri offload etmek için “Data Infrastructure Management Services” adı altında ki “Managed-Services”lere doğru yönelip, bu işleri DBA’lerden almayı tercih ediyorlar. Bu servis hizmeti, IT Outsource ile karıştırılmamalıdır. Data IM Servisleri, DBA gibi belli rollerin sadece rutin bölümlerini dışarıya servis olarak vermeyi ve DBA’in boşalan bu zamanını Uygulama ve İş Modeli tasarımlarına dâhil etmeyi amaçlamaktadır.
Günümüzün kurumları, DBA’lerden daha yüksek iş becerisi, danışmanlık yetenekleri, iş âleminin dilini konuşabilen, anlayabilen ve buradaki beklentileri kurumun veri modeli ile ilişkilendirip yönetebilen beklentiler içinde. Operasyonel ve Geleneksel DBA görevlerinin, ne kadar kritik bir iş yapsalar da, dış kaynak veya servis hizmetleri ile yönetilebileceğine inanıyorlar.
Bilgisayarın tarihçesi kadar eski ve kritik olan bu rol, dünyadaki iş yapış biçimi ve beklentilere göre yeniden tasarlanıyor. Fortinet’ten bulut üzerinden yönetilen kurumsal Wi-Fi çözümü
Dünyanın en yüksek performanslı siber güvenlik çözümlerini sunan Fortinet® (NASDAQ: FTNT), bulut tabanlı FortiCloud yönetim sistemindeki geliştirmelerini ve bulut üzerinden yönetilen kablosuz erişim noktaları (AP) çözümlerinde yeni ürün serisini duyurdu. Şirketin, devam eden stratejik yatırımları ve kablosuz ağ pazarındaki büyüme planları kapsamında duyurduğu kablosuz LAN (WLAN) AP ürünü “FortiAP-S serisi”, pazarda bulut üzerinden yönetilen en güvenilir kurumsal Wi-Fi ürünleri olarak öne çıkıyor.
Fortinet’in siber güvenlik teknolojisinin doğrudan AP üzerinden çalıştığı yeni üründe FortiGuard Labs Threat Intelligence tehdit analiz ekibinin en son güvenlik güncellemeleri de bulunuyor. FortiAP-S serisi ile kurumlar, kurumsal kablosuz LAN yönetimini bulut üzerinden gerçekleştirmek istediklerinde artık güvenlikten taviz vermek zorunda kalmayacak.
Gelecek nesil bulut yönetimli kablosuz erişim noktaları
Yayılmış bir yapıya sahip kurumlar müşterileri ve çalışanları için kablosuz LAN çözümlerini hayata geçirip yönetirken birçok zorlukla da karşılaşıyor. Günümüzde kullanılan WLAN çözümleri misafir ve dahili ağları ayrıştırmaya yönelik karmaşık mimariler gerektirirken, ayrıştırılmış WLAN kontrolcüleri ve güvenlik uygulamaları gibi ek donanımlar istiyor. Yeni yeni ortaya çıkan bulut yönetimli Wi-Fi ise bu karmaşıklığı azaltıp kablosuz ağların uygulanmasına bağlı sorunların yönetimini kolaylaştırırken, aynı zamanda WLAN kontrolünü bulut içerisine taşıyarak henüz adreslenmemiş bazı güvenlik zorluklarını da azaltıyor.
FortiAP-S serisi Fortinet’in yeni kablosuz erişim noktaları, şirketlerin WLAN kontrolcülerini ağları siber tehditlere karşı zayıflatmayacak şekilde ayrıştırmasını sağlıyor. Her bir FortiAP-S erişim noktası bulut tabanlı FortiCloud yönetim sistemi ile merkezi olarak yönetilebiliyor. Bu çözüm sayesinde Wi-Fi ağları sorunsuz bir şekilde kurulabilirken güvenlik, görünürlük ve kontrol artırılıyor. Böylece genel altyapı karmaşıklığının önüne geçiliyor. Bu çözüm, güvenli bir Wi-Fi ağ kurmak isteyen kurumların işlerini kolaylaştırıyor ve bulut yönetiminin ölçeklenebilirliği sayesinde binlerce alanda faaliyet gösteren yayılmış yapıya sahip kurumlar için ideal bir çözüm olarak öne çıkıyor.
Piyasadaki en güvenilir Wireless LAN çözümü
FortiAP-S serisi AP’ler; saldırı engelleme, web filtreleme, sahte AP tespiti, antivirüs güvenlik koruması, detaylı uygulama kontrolleri ve daha birçok ileri düzey güvenlik özellikleri ile birlikte kuruluyor. Tüm bu özellikler endüstrinin önde gelen tehdit analiz merkezi FortiGuard Labs tarafından FortiAP-S ürünlerinin en son tehditlere karşı anlık olarak koruması amacıyla destekleniyor.
BYOD cihazların güvenliği artırılıyor
Fortinet Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı John Maddison konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Fortinet’in yeni FortiAP-S serisi bulut yönetiminin esnekliğini, en son nesil kablosuz erişim noktası teknolojisini ve FortiGuard’ın kanıtlanmış güvenlik çözümlerini bir araya getirerek kurumsal erişim ağları için güvenilir kablosuz mimariler kuruyor. Bu sayede; doğrudan kablosuz erişim noktalarında mobil odaklı güvenlik politikaları uygulayabilir, uygulama kontrolü ve virüs taramaları yapabilir ve böylece müşterilere BYOD cihazların güvenliğini sağlamaları için ekstra güvenlik sunabiliriz.” dedi.
IDC Ağ Altyapısı Grubu analisti Nolan Greene ise, “Kurumlarda BYOD (kendi cihazını getir) cihazlarının yaygınlaşması ve mobil cihazlar ile uygulamaların kritik hale gelmesi sonucu kurumlar, WLAN güvenliği ile etkin ve kolay yönetilebilir Wi-Fi ağı sunmakta zorlanmaya başladı. Fortinet’in erişim noktası FortiAP-S serisi bulut tabanlı WLAN yönetiminin kolaylığı ile siber güvenlik korumasını bir araya getiriyor.” ifadelerini kullandı.
Yönetimli veri şebekesi hizmetleri sunan TierPoint Satış ve Ürün Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Scott Fuhriman da Fortinet’in yeni çözümü ile ilgili şu yorumda bulundu: “Müşterimize ihtiyaçlarına göre ayrı ayrı kişileştirilebilir en iyi kablosuz çözümleri sunmak için Fortinet ile birlikte çalıştık. FortiAP-S kablosuz erişim noktalarının pazara girmesinden ve müşterilerimize tamamen bulut üzerinden yönetilebilecek güvenilir ağ çözümleri sunabilecek olmaktan heyecan duyuyoruz.” 20 üniversitede çağrı merkezi hizmetleri bölümü açıldı
Programın yer aldığı okul sayısının her yıl artmasıyla ülkenin dört bir yanındaki üniversitelerde eğitim gören toplam 1.850 çağrı merkezi profesyoneli 2 yıl içinde sektöre katılmış olacak.
Programdan mezun olan öğrenciler, kariyer fırsatlarını değerlendirirken, istihdam alanı giderek artan sektördeki kalifiye çalışan ihtiyacının karşılanmasına büyük bir katkı sağlayacak.
Kısa süre içinde hızlı ve sağlıklı bir büyüme gerçekleştirerek stratejik bir sektöre ve ülkemizin istihdam kaynaklarından birisine dönüşen çağrı merkezi sektörü, gelişimine devam ediyor. 2023 yılında toplam 200.000 – 250.000 kişiye istihdam sağlama potansiyeli bulunan ve hali hazırda 80.000’in üzerinde kişiye iş imkanı sağlayan çağrı merkezi sektöründeki yatırımlar İstanbul, Ankara ve İzmir dışında Anadolu’nun birçok ilinde artmaya devam ediyor. Sektöre oluşan ilgiyle birlikte ortaya çıkan kalifiye eleman açığı ise, üniversitelerde yeni açılan ön lisans programları ile hızla giderilebilir hale geliyor. Geçtiğimiz yıl 17 üniversitede bulunan Çağrı Merkezi Hizmetleri önlisans programı sayısı bu yıl 20’ye yükseldi.
Önlisans programı sayısı artıyor, gençlere yeni kariyer fırsatları sunuluyor!
Hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyeti, tüm sektörler için olmazsa olmaz faktörler arasında. Bu konuda önemli bir ihtiyacı karşılayan çağrı merkezi sektörününse istihdama ve ekonomiye doğrudan ve önemli katkıları bulunuyor. Bununla birlikte, nitelikli insan kaynağı temini ve istihdamın sürekliliği ise çağrı merkezi sektörünün en önemli gündemlerinden ve gelişime açık noktalarından biri olmaya devam ediyor. Çağrı merkezi işinin bir meslek olarak algılanması ve gençlerin sektördeki kariyer fırsatlarının farkına varmaları bu noktada çok önem kazanıyor. Bu noktada üniversiteler de bu önemli açığın farkına varmış durumdalar ve geçtiğimiz yıl ülkemizdeki 17 üniversitede bulunan çağrı merkezi hizmetleri ön lisans programı bu yıl 20’ye yükseldi. Bu program, özellikle iş hayatına erken atılmak isteyen gençler için ideal fırsatlar sunuyor. Programdan mezun olan öğrenciler, istihdam alanı giderek artan sektördeki kalifiye çalışan ihtiyacının karşılıyor. Şu anda Antalya, Bilecik,Bingöl, Bitlis, Burdur, Denizli, Düzce, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Giresun, Isparta, Kahramanmaraş, Karaman, Kırklareli, Konya, Nevşehir, Samsun, Trabzon ve Zonguldak olmak üzere toplam 20 üniversitede Çağrı Merkezi hizmetleri ön lisans programı bulunuyor. Bu programlarda toplam 1.850 öğrenci için kontenjan açılmış durumda.
Mesleki yeterliliklerin onaylanması, kariyer hedeflerini daha gerçekçi hale getirdi!
Üniversitelerin çağrı merkezi önlisans programı açma konusunda daha hızlı adım atmaya başlamalarının bir nedeni de çağrı merkezi sektöründe mesleki yeterliliklerin belirlenmiş olması. 47 üyesiyle birlikte Çağrı Merkezi sektörünün yaklaşık %90’ını temsil eden ÇMD tarafından hazırlanan “Çağrı Merkezi Müşteri Temsilcisi ” ve “Çağrı Merkezi Takım Lideri ” mesleklerine ilişkin yeterlilikler, Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından onaylanmıştı. Bu gelişme ile birlikte, sektörde mesleki sertifikasyonun önü açılmış, Müşteri Temsilcililiği ve Takım Liderliği resmi birer meslek olarak tanınmış, tüm paydaşların faydalanacağı kılavuz niteliğinde bir kaynak da sektöre kazandırılmış oldu.
Kariyer vaat eden çağrı merkezi sektörü için donanımlı olmanın ve beceri kazanmanın şart olduğunu vurgulayan Çağrı Merkezleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tarakçı, eğitimin de son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor. Üniversitede açılan çağrı merkezi hizmetleri önlisans programlarının son derece önemli olduğunu söyleyen Tarakçı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer veriyor: “Büyüme potansiyeli yüksek olan sektörümüz, genç nüfusa istihdam olanağı sağlaması, ekonomiye ve bölgesel kalkınmaya destek vermesi, Avrupa ülkelerine hizmet ihracatı yapabilecek imkâna sahip olması ile dikkat çekiyor. Bununla birlikte, kişi başına düşen Müşteri Temsilcisi bağlamında ise henüz yeterli sayıya sahip değiliz. Dünya genelindeki rakamlara bakıldığında, 250 kişiye bir müşteri temsilcisi düşerken, Türkiye’de 2.000 kişiye sadece bir müşteri temsilcisi düşüyor. Ayrıca kalifiye eleman sıkıntısı da sektörü olumsuz yönde etkileyen bir konu. Çağrı Merkezleri Derneği olarak, bu alanda mesleki yeterliliklerin belirlenmesi yönündeki çalışmamızın son derece önemli olduğunu ve iyi sonuçlar vermeye başladığını görüyoruz. Geçtiğimiz yıl 17 üniversitede olan önlisans programları bu yıl 20’ye yükseldi. Meslek liselerinde de çağrı merkezi hizmetleri bölümünün açılmasına yönelik projeler geliştirildi ve Dernek olarak tüm kaynaklarımızla bu projelere de destek verdik. Çağrı merkezi sektörünün ciddi bir kariyer fırsatı sunduğunun görülmeye başlaması bizi son derece memnun ediyor. Gençlerin meslek seçimlerini yaparken çağrı merkezi sektöründeki fırsatları inceleyerek bilgi edinmelerini, hızla gelişen ve büyüyen genç, dinamik bir sektör içinde yer almalarının mesleki ve kişisel gelişimleri açısından kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu söylemek istiyorum. En büyük sıkıntılarımızdan biri maalesef ki işimizin henüz meslek olarak algılanmaması ve buna bağlı çalışan sirkülasyonu. Özellikle orta kademe yönetici açığımız ve ihtiyacımız sektördeki tüm firmaların kanayan yarası. Üniversitelerdeki çağrı merkezi önlisans programlarının çağrı merkezi işinin meslek olarak algılanmasında önemli katkısı olacağına inanıyorum, gençlerin bu bölümlere olan ilgisinin artarak devam etmesini umuyorum.” Başarılı “Okula Dönüş” kampanyaları için 10 altın öneri

- Okul ihtiyaçlarıyla ilgili aramaların en çok 25-44 yaş grubundaki kadınlar tarafından gerçekleştirildiği dikkate alınmalıdır.
- Okula dönüş kampanyaları okulların açılmasına sayılı günler kala ivme kazanmaktadır.
- Tüketiciye dokunabilmek adına, kampanya başlıkları net olarak ana mesajı vermeli ve ilgi çekici olmalıdır.
- Okul ihtiyaçlarının online olarak da temin edildiği ve bu durumun her geçen yıl artış gösterdiği unutulmamalıdır.
- Müşterilerin okula dönüş dönemi ile ilgili çok fazla e-posta alacağını göz önünde bulundurarak, orijinal ve yaratıcı kampanya içerikleri kullanılmalıdır.
- Geçen yıl aynı dönemde alışveriş yapan müşterilere özel promosyonlar göndererek, özel olduklarını hissettirebilirsiniz.
- Birbirini tamamlayan ürünleri paket haline getirerek tüketicilerin beğenisine sunabilirsiniz.
- E-posta başlıklarına indirim oranlarını ve tüketicileri bekleyen fırsatları eklemek etki gücünü artıracaktır.
- İndirim, indirim kuponu gibi fırsatlar için limitli süre verilmeli, aciliyet duygusu yaratılmalıdır. Kampanyanın süreli olduğu vurgulanmalıdır.
- Pazarlama mesajlarında, faydalı içeriklerle ilgili ürünlere yer vermek, satın alma süreçlerini kolaylaştırmaktadır.
IBM ve Işık Üniversitesi işbirliği
İşbirliği ile Işık Üniversitesi , IBM uzmanları ile ortak eğitim, akademik araştırma ve inovasyon çalışmaları gerçekleştirecek.
Geleceğin yenilikçi ve girişimci bireylerini yetiştirmek için yapılacak çalışmaları desteklemek amacıyla IBM akademik işbirliği çerçevesinde yazılım, donanım, IBM bulut teknolojileri, eğitim materyalleri ve hizmetleri sağlanacak. Öğrencilerin ve akademik kadronun yeni teknolojileri kullanarak araştırma ve geliştirme projeleri yapmaları desteklenecek.
Işık Üniversitesi ve IBM arasında gerçekleşen bu stratejik işbirliği kapsamında eğitim müfredatının geliştirilmesi, IBM tarafından sağlanacak konuk öğretim görevlisi ve öğrenci danışmanlık desteği ile öğrencilere staj/iş imkânları da yer alıyor.
Dünya Standartlarında Yerel Katkıyı Sağlıyoruz
Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şirin Tekinay imza törenin ardından “Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Üniversitesi olarak; “İyi İnsan Yetiştirme”misyonunu iyi meslek insanı ve bilim insanı yetiştirmek olarak algıladığımız için öğrencilerimizi bilimsel ve bilişsel düşünce ile donatıp mezun etmek istiyoruz. IBM ile yaptığımız bu işbirliği, son derece gelişmiş bir bilişsel altyapıyı ve Ar-Ge platformunu üniversitemize sunacak. Kampüsümüzde kuracağımız Ar-Ge tesisimiz; gelişen iş fikirlerine ve girişimcilere destek olacak. Bu yüzden heyecanlıyız, mutluyuz. 21. yüzyıla damga vuran “Nesnelerin İnterneti” ve “büyük veri yönetimi”teknolojileri konusunda araştırmalar yapacağız. Bu bilimsel çalışmalar araştırma-geliştirme ve eğitim döngüsü içerisinde devam edecek. Üniversitemizin düsturlarından biri olan dünya standartlarında yerel katkıyı destekleyecek bu adımı IBM ile atmaktan çok mutluyuz. Her iki kuruma ve bu birlikteliğin dokunduğu her noktaya hayırlı olsun.” dedi.
130 yıllık Işık Üniversitesi ve 104 yıllık IBM Yanyana
IBM Türkiye Bulut Ekosistemi Geliştirme Müdürü Jale Akyel “Işık Üniversitesi ile geçmişden gelen ilişkimizi bu proje ile taçlandırmak bizim için mutluluk verici. Bu girişim içinde bulunduğumuz inovasyon ekosistemine katkıda bulunacak. Hedeflerimiz ortak; güncel teknolojiler konusunda öğrencilerin yeni beceriler edinmesini ve girişimcilik ruhu aşılanmasını sağlamak. Ayrıca yenilikçi çalışmalar gerçekleştireceğimiz ve öğrencilerin deneyimlemelerini geliştireceği bir “inkübasyon merkezini” oluşturuyoruz. Özellikle bulut teknolojileri ve endüstriyel bilgilerimizi Işık Üniversitesi öğrencileri ve akademisyenleri ile paylaşmaktan büyük mutluluk duyacağız. 130 yıllık ve 104 yıllık IBM FMV Işık Üniversitesinin bu birlikteliği hepimize hayırlı olsun.” dedi. Gençleri kazanan geleceği kazanıyor
Apple’ın ABD’deki başarısını borçlu olduğu en büyük etmenin ne olduğunu hiç merak ettiniz mi? Tüm dünyada IBM/MS DOS/Windows PC’lerin yükselişte olduğu yıllarda ABD’de her gencin eline Apple bilgisayar alması aslında bir tesadüf değil. Aksine Apple’ın 80’li yıllarda yaptığı çok zekice bir hamlenin sonucu olarak, 90’lı ve 2000’li yıllarda ABD’de Apple bilgisayarların gücü pekişti. Bu hamle ise, Apple’ın ABD’de okulların bilgisayar laboratuvarlarına girme başarısıydı.
80’li yıllarda geliştirdiği özel eğitim uygulamalarıyla ABD okullarına giren Apple, okuldan sonra evine giden küçük çocuğun ailesine “bana Apple bilgisayar alın,” baskısı yapmasına neden olmuştu. Elbette bu çocuklar büyüdüklerinde de kişisel kullanımları için alışmış oldukları Apple bilgisayarları almaya devam ettiler. Üstelik bu bilgisayarlar, rakip bilgisayarların iki üç katı fiyatlara satılıyordu ama çocukken Apple bilgisayar sistemlerine alışmış çocuklar alışkanlıklarını bozmamak için iki katı fiyat ödemeye razıydı. İşte Apple’ı Apple yapan önemli faktörlerden biri bu oldu. Müşterilerini daha çocukken kendine bağlamayı başarmıştı.
90’lı yıllarda Microsoft da bu politikayı benimsedi. İşletim sistemini okullara ücretsiz veya çok düşük ücretlerle dağıtmaya başladı. Microsoft’un planı, öğrencilerin Windows ortamına alışarak büyümesi ve eğitim görmesi, çalışma hayatına başladıklarında da işyerlerinde Windows sistemi kullanmalarıydı. Elbette Microsoft’un DOS ve Windows sistemini çocuklar için çok çekici ürünler olan video oyunları için de asıl mecra haline dönüştürmesi de büyük bir başarıydı. Hatta 2000’lerin başına dek tamamen iş yazılımları geliştiren kurumsal bir şirket olarak bilinen Microsoft’un o dönemde oyun departmanı açıp video oyunları geliştirmeye başlayacağını duyurması büyük şaşkınlık yaratmıştı. Ancak bu hamle sayesinde Microsoft, Windows işletim sisteminin ve Xbox oyun konsollarının dünyada video oyunları için en önemli mecra olmasını sağladı. Bu hamlenin sonucunda, 15 yıl sonra bugün, Xbox sahibi milyonlarca insanın, işletim sistemi seçerken Xbox oyunlarını da rahatça oynamalarına izin veren Windows 10 işletim sistemini tercih ettiklerini görüyoruz.
Kısaca söylemek gerekirse, çocukların kalbini kazanan teknoloji şirketleri onları yetişkinlik döneminde de kazanmış oluyor. Okullarda Android veya iOS tabletlerin kullanımı için yaşanan yarışın sebebi de buydu. Hatırlayacak olursanız, Fatih projesinde Android değil iOS tabletlerin kullanılması için Apple yöneticileri Türkiye’ye kadar gelmişlerdi.
Bu “çocukların gönlünü fethetme” yarışında sadece Apple ve Microsoft yok. Google da uzun zamandır çocukları fethetmek için çalışıyor. Küçük çocukların eğitiminde kullanılabilecek, düşük fiyatlı PC’ler üretilmesini sağlamak için ChromeOS işletim sistemiyle yarışa dahil olan Google ayrıca düşük fiyatlı Android tabletleri sayesinde dünyada çok sayıda okula da girmeyi başarmış durumda.
Google şimdi ChromeOS’lu PC’lerde de kullanılan Google Docs servisinde sesle yazı yazabilme özelliğini devreye sokuyor. Bu yetenek sayesinde bir metin dosyası açıp, bilgisayara doğru konuşarak, metin dosyası üzerine yazı yazmak mümkün olacak. Bu aslında, Google’ın uzun süre önce devreye alması gereken bir özellikti ama niçin bugüne kadar beklediler, bilinmez. Ayrıca yine Google Docs üzerinde yeni bir dosya açmak istediğinizde, karşınıza farklı temalar çıkacak. Mektup, rapor, davetiye veya başka bir amaç için özelleştirilmiş bir temalar, hem çocukların, hem yetişkinlerin işini kolaylaştıracak.
Türkiye’de ise teknoloji şirketleri çocuklar için özel ürünler geliştirmek yerine çocukları genellikle bir pazarlama aracı olarak kullanıyorlar, malumunuz, çocuklar reklamlarda çok tatlı görünüyorlar ve minik, tatlı çocukların sempatisi sayesinde yetişkinler de o ürüne sıcak bakmaya başlıyorlar. Ancak bu yöntem, sürekli çocuklu reklamlar çekmeyi gerektirirken, çocuklara yönelik ürünlerle çocukların kalbini fethetmek, yetişkin olduklarında o çocukların markanın sadık müşterileri olmasını sağlıyor. Bakalım, Türk şirketleri Apple’ın, Microsoft’un, Google’ın 30 yıl önce keşfettiği bu stratejiyi ne zaman fark edecekler? Veri merkezi sektörüne bulut bilişim yön veriyor
Zenium Technology Partners (www.zeniumdatacenters.com/tr) tarafından gerçekleştirilen “Büyüme, Risk ve Bulut Yönetimi” adlı bağımsız araştırma, bulut bilişimin geleneksel veri merkezi sektörünün büyümesini durdurabileceğine dikkat çeken Gartner’ın 2016 sonunda veri merkezi sektörüne bulut bilişimin yön vereceği iddiasını doğruluyor.
İngiltere, Almanya ve Türkiye’de gerçekleştirilen araştırmaya katılan her 10 BT profesyonelinden 9’u (yüzde 91) bulut teknolojilerini kullandığını belirtirken, özel bulut çözümleri yüzde 56 oranla en popüler bulut çözümü olarak dikkat çekiyor. Araştırmaya katılan her 10 BT profesyonelinden 1’i (yüzde 89) gelecek 12 ay içinde diğer bulut çözümlerini değerlendirmeyi planladıklarını belirtiyor. Şu anda herhangi bir bulut çözümü kullanmayanların da yaklaşık yarısı (yüzde 45) bulut bilişime geçmeyi planladıklarını söylüyor.
Araştırmaya katılan her 4 Türk yöneticiden 1’i (yüzde 78) kurumsal verinin buluta taşınmasındaki en büyük sebep olarak devamlı artan veri hacmini gösteriyor. Bu rakam İngiliz yöneticiler arasında yüzde 65’e düşüyor. Dışkaynak kullanımı, sürdürülebilirlik açısından da büyük önem taşıyor. Her 3 katılımcıdan 1’i (yüzde 33), veri merkezi ihtiyaçları için dışkaynak olarak operatör seçmelerindeki en önemli üç kriterden birinin yeşil enerji hedeflerini tutturmak olduğunu belirtiyor. Halihazırda veri merkezi hizmeti için dışkaynak kullanan profesyoneller için diğer önemli kriterler; dayanıklılık/çalışma zamanı (%54), istihdam maliyeti (%51) ve ölçeklendirme (%41) olarak sıralanıyor.
Maliyet, değişen iş ihtiyaçlarına göre şekillenen veri merkezi hizmeti satınalma sürecinde yüzde 62 oranla hala önemli bir kriter olarak gösteriliyor. Halihazırda veri merkezi ihtiyaçları için dışkaynak kullanan katılımcıların belirttiği diğer önemli unsurlar, fiziksel güvenlik (%50), bilgi ve deneyim seviyesi (%49), genişleme (%32), dayanıklılık (%29) ve tesisin konumu (%27).
Zenium Technology Partners Ülke Müdürü Aslıhan Güreşcier, “Büyüme, Risk ve Bulut Yönetimi” araştırmasının sonuçları, Zenium olarak karar vericilerin artık geleneksel olmayan yaklaşımları tercih ettiğine dair düşüncemizi destekliyor. Eski veri merkezi modeli artık sürekli gelişen teknoloji ve bunlara uyum sağlayan şirketlerin hızına yetişemiyor. Zenium olarak bu hızlı değişime yanıt vererek pazardaki talep doğrultusunda evrimleşen sağlam veri merkezi çözümleri sunmaya devam edeceğiz” diye konuştu. 









