Yüksek hızlı kablosuz internet servisi sunmak için Google, Facebook ve SpaceX şirketleri büyük çaba sarf ediyorlar. Uydular ve insansız hava araçları sayesinde dünyanın yüksek yörüngelerinden aşağıya internet yayını yapmayı planlayan bu projeler yine de büyük oranda hava durumunda, fırtınalardan, insan ve yönetim hatalarından etkilenme potansiyeline sahipler.
Dünyada mobil internet trafiğinin büyük hızla arttığı ve operatörlerin bu yükü kaldırmak için giderek daha fazla yatırım yapmak zorunda olduğu da bir gerçek. 2020’li yıllara geldiğimizde, mobil internet trafiğinin yoğunluğu nedeniyle ağda kopmalar yaşanmaması için düzenli yatırımlara devam edilmesi gerekiyor.
Samsung ise bu soruna çözüm getirebilecek ilginç bir fikir ortaya attı. Samsung’a göre, dünyanın çevresini saracak 4600 mikro uydu, 2030’lu yıllara kadar, dünyanın ihtiyacı olacak mobil internet trafiğini rahatlıkla kaldırabilecek. Maliyeti çok düşük olan bu mikro uyduların her biri farklı frekanslarda aynı anda yayın yapabilirken saniyede bir terrabayt boyutunda trafiği yönetebilecek kapasiteye sahip olacak. Bu da 2028 yılında beklenen mobil trafik yoğunluğunu kaldırmak için yeterli olacak.
Samsung, 4600 uyduluk bu projeyi kendisinin gerçekleştireceğini söylemiyor. Ancak hükumetlerin veya internet servisi sağlamak isteyen şirketlerin, bu seçenek üzerinde durması gerektiğini vurguluyor. Bakalım projeye sahip çıkacak bir organizasyon olacak mı yoksa 4600 uydulu bu proje Samsung’un çılgın projesi olarak unutulup gidecek mi? Samsung’un çılgın uydu projesi
Yüksek hızlı kablosuz internet servisi sunmak için Google, Facebook ve SpaceX şirketleri büyük çaba sarf ediyorlar. Uydular ve insansız hava araçları sayesinde dünyanın yüksek yörüngelerinden aşağıya internet yayını yapmayı planlayan bu projeler yine de büyük oranda hava durumunda, fırtınalardan, insan ve yönetim hatalarından etkilenme potansiyeline sahipler.
Dünyada mobil internet trafiğinin büyük hızla arttığı ve operatörlerin bu yükü kaldırmak için giderek daha fazla yatırım yapmak zorunda olduğu da bir gerçek. 2020’li yıllara geldiğimizde, mobil internet trafiğinin yoğunluğu nedeniyle ağda kopmalar yaşanmaması için düzenli yatırımlara devam edilmesi gerekiyor.
Samsung ise bu soruna çözüm getirebilecek ilginç bir fikir ortaya attı. Samsung’a göre, dünyanın çevresini saracak 4600 mikro uydu, 2030’lu yıllara kadar, dünyanın ihtiyacı olacak mobil internet trafiğini rahatlıkla kaldırabilecek. Maliyeti çok düşük olan bu mikro uyduların her biri farklı frekanslarda aynı anda yayın yapabilirken saniyede bir terrabayt boyutunda trafiği yönetebilecek kapasiteye sahip olacak. Bu da 2028 yılında beklenen mobil trafik yoğunluğunu kaldırmak için yeterli olacak.
Samsung, 4600 uyduluk bu projeyi kendisinin gerçekleştireceğini söylemiyor. Ancak hükumetlerin veya internet servisi sağlamak isteyen şirketlerin, bu seçenek üzerinde durması gerektiğini vurguluyor. Bakalım projeye sahip çıkacak bir organizasyon olacak mı yoksa 4600 uydulu bu proje Samsung’un çılgın projesi olarak unutulup gidecek mi? Teleperformance 200 kişiyi işe alacak
İstanbul ve Uşak lokasyonlarında 2000’e yakın kişiye sunduğu kariyer fırsatıyla çağrı merkezi sektöründe genç nüfus istihdamına, bölgesel kalkınmaya ve yan sektörlerin gelişimine katkı sağlamaya devam eden Teleperformance Türkiye, Batı Anadolu bölgesinde büyümesini sürdürüyor.
Teleperformance Türkiye’nin Eylül sonu istihdam hedefindeki 200 kişi, şirketin Uşak lokasyonunda Çağrı Merkezi Müşteri Hizmetleri Temsilcisi olarak büyük firmaların müşteri ilişkileri, kampanya tanıtım ve satış projelerinde görev alacak. Uşak’ta işe alınacak müşteri temsilcileri, aynı zamanda halkla ilişkiler kavramları, iletişim süreçleri, telefonla iletişim, diksiyon, bilgisayar kullanma, toplumsal düzen, müşteri memnuniyeti, müşteri ilişkileri, müşteri ile etkin iletişim gibi başlıklara yer veren Teleperformance eğitim programlarına katılma ve çağrı merkezi sektöründe kariyer yapma fırsatı bulacak.
Lise mezunlarına kariyer fırsatı
C¸ağrı merkezlerinin lise, yüksekokul ve üniversite mezunlarına kariyer yapma imkânı verebilen bir sektör olduğunu dile getiren Teleperformance Türkiye Genel Müdürü Engin Utkan, güçlü iletişim kurabilen ve kendisini sürekli geliştirmek isteyen lise mezunu gençlerin de çağrı merkezi sektöründe meslek edinerek ilerleyebileceğinin altını çiziyor.
Sektöre nitelikli işgücü sağlanmasına destek olmak amacıyla personel eğitimleri için 2010’dan bu yana İŞKUR Uşak İl Müdürlüğü ile işbirliğini sürdürdüklerini dile getiren Utkan, bugüne kadar İŞKUR Meslek Edindirme Programları ve Teleperformance eğitimleriyle Uşak’ta 1000’den fazla kişiyi işe alarak sektöre kalifiye eleman kazandırdıklarını ve asgari bir eğitim standardı oluşturduklarını belirtiyor.
Utkan, yeni istihdam hedefi ve işe alımlarla ilgili olarak şunları söylüyor: “2007’den bu yana faaliyet gösteren Uşak lokasyonumuzda Müşteri Hizmetleri Temsilcisi olarak başlayacak 200 kişiyi, çağrı merkezi sektöründe sağlam bir kariyer bekliyor. Başarılı olan çalışanlarımız, en fazla ikişer yıllık aralıklarla takım liderliğine, ekip yöneticiliğine, süpervizörlüğe ve proje yöneticiliğine adım adım çıkarak modern ve sağlıklı çalışma koşullarında, kurumsal bir ofis ortamında geleceklerini sağlam temeller üzerine inşa edebiliyorlar. Çalışanlarımıza ayrıca farklı departmanlar arasında yatay geçiş imkanı da sunuyoruz. Lise mezunu gençlerimizin de kariyer yapabilecekleri çağrı merkezi sektörü, bir önceki yıla oranla 2014 sonunda 80 bin çalışanla yüzde 12 büyürken, biz de Teleperformance Türkiye olarak işini seven ve kariyer hedefleyen kişileri yetiştirmek, sektöre yeni kalifiye elemanlar kazandırmak amacıyla çalışmalarımıza ve mesleki eğitimlerimize devam edeceğiz.” Spor analizinde global işbirliği
Escort Teknoloji Grup markalarından biri olan FSTATS, spor karşılaşmalarının ve sporcuların performanslarını sayısal kriterlerde değerlendirecek bir veri sistemi kurmak üzere, yüzde 100 yerli sermaye ile 2003 yılının başlarında kuruldu. FSTATS, 2004 senesinin başında Süper Lig futbol karşılaşmalarının detaylı istatistiklerini, iş ortaklarına raporlamaya başladı.
FSTATS, spor karşılaşmaları esnasında bir sporcunun ve/veya takımının saha içerisindeki her hareketini sayısal veriye çevirerek ve bu verileri anlık olarak paylaşıyor. Maç grafik operasyonları, maç merkezleri ve futbol takımları için analiz servisleri sağlayan FSTATS, bundan böyle dünyanın en büyük analiz, istatistik ve teknoloji şirketlerinden STATS’ın global bilgisiyle, Türkiye’de iş ortaklarına benzersiz bir deneyim sunacak.
Antarktika Hariç Tüm Kıtalarda Hizmet
1981 yılında kurulan STATS, dünyada hızla gelişen spor teknolojisi segmentinin lider şirketlerinden biri. STATS, köklü bir bilgi ve içerik şirketi olarak, operasyonları ve spor paket sunumlarıyla dünya genelinde hizmet vermeyi sürdürüyor.
Yeni nesil spor istatistik teknolojileriyle; medya şirketleri, yayın kuruluşları, lig yöneticileri, takımlar ve fantezi futbol sağlayıcıları ile işbirliği yapan STATS, anahtar teslim projeleriyle spor ve teknolojinin kesiştiği her noktada kesintisiz olarak çalışıyor. STATS’a bağlı şirketler arasında Prozone, B Sports, Automated Insights, The Sports Network, Sportz Interactive, SportVU gibi alanında lider markalar yer alıyor.
FSTATS’ın kurucusu ve CEO’su Mehmet Selçuk Ergin, FSTATS ile STATS’ın Türkiye’de güçlerini birleştirmesini şu şekilde değerlendirdi; Yerel ve global bazda dünyanın en birleştirici unsurlarından biri de spor karşılaşmaları. Günden güne büyüyen bu devasa endüstri, ciddi bir veri analizi ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Bu segmentte dünyanın lider markalarından STATS ile gerçekleştirdiğimiz işbirliğinin, Türk sporu özelindeki veri analizine gerçek anlamda katkı sağlayacağına inanıyoruz. FSTATS’ın lokal deneyimini STATS’ın global deneyimiyle harmanlamayı bu anlamda çok önemsiyoruz” dedi.
Sadece Futbol Değil
Türkiye’de spor teknolojisi giderek gelişiyor. Türkiye pazarında futbola dair analiz ve istatistiklerde liderliği elinde bulunduran FSTATS, Amerikan Ulusal Basketbol Ligi NBA’nin resmi istatistikçisi STATS’ın da katkılarıyla, 90’dan fazla futbol ligi, Formula 1, NFL, basketbol, voleybol, bisiklet, atletizm, tenis gibi birçok spor dalında, aktif olarak veri paylaşımında bulunabilecek. GE yeni Servis Merkezi’ni Türkiye’de açıyor
General Electric, Avustralya, İtalya, Nijerya, Rusya, Singapur, İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra sekizinci GE Aeroderivatif Gaz Türbin Servis Merkezi’ni İstanbul’da açtı. Bu merkezde müşterilerine yerel çözüm sağlamanın yanı sıra Ortadoğu bölgesindeki diğer ülkelere de ekipman hizmeti sağlanacak. GE müşterilerine en iyi değer ve yerel hizmeti sunmakta son derece kararlı bu merkez GE’nin yerelleşme taahhüdünü destekleyen önemli bir adım niteliğini taşıyor.
Merkezde tüm LM ve LMS gaz türbinlerine ülke içinde üst kapak çalışmaları ve kanat değişimi kapsayan Level 2 bakım uygulayabilecek. Türkiye’de şu anda GE teknolojisi ile 2.8 GW’ın üzerinde kurulu güce sahip, 58 adet aeroderivatif LM türbin bulunuyor. Bakım kapsamında türbin demontaj, tetkik, türbin sıcak kısımların kontrolü, ana parça değişimi, güç türbini ve alçak basınç türbin değişimi ve yeniden montaj hizmetleri sunulacak.
Merkezde sunulacak bu bakım hizmetlerinin yanı sıra tüm Ortadoğu bölgesi için de ekipman desteği verilecek. GE Aeroderivatif Gaz Türbin Servis Merkezi ile Türkiye, bölgenin ekipman bakım merkezi haline gelecek.
Aynı merkezde Granite (GE’nin yetkili servis birimi), yeni bir ürün olan LMS 100’ün bakımı dahil olmak üzere LM aeroderivatif türbinlerin tüm türlerinin bakımı için gerekli olan Ekipman Merkezi’ni oluşturdu. Bilindiği üzere LMS100, tek bir ünitede 100-116MW güce sahip, hızlı yük alma ve yüksek elektrik verimliliği ile esnek ve güvenilir elektrik üretimi sağlayan en son teknolojik yeniliklerin uygulandığı aeroderivatif turbindir.
Zaman ve Maliyet Tasarrufu
Söz konusu bakım hizmetlerinin Türkiye’de bulunan ve bu işe tahsis edilmiş, uzmanlaşmış bir ekipbe sahip merkez tarafından verilecek olması, müşterilerin gerekli hizmetleri alabilmek için ekipmanlarını yurtdışına göndermeleri ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Bu da önemli bir ölçüde zaman ve maliyet tasarrufu sağlıyor. Konunun uzmanı ekip tarafından yapılan bakım çalışması 3 gün içinde tamamlanabiliyor. Bunun yanı sıra farklı bölgelerdeki yedek parça, insan kaynağı ve ekipmanlara ilişkin lojistik yönetimine olan ihtiyacı da ortadan kaldırıyor. Bu durum ekipmanların daha hızlı biçimde yeniden hizmet verebilmesine olanak tanıması ve yerel tedaik zincirinden faydalanmasıTürkiye ekonomisi için de önem taşıyor.
Stratejik Konum
Stratejik olarak Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nın yakınında konuşlandırılmış olan GE Aeroderivatif Gaz Türbin Servis Merkezi tesisi, hem havalimanından, hem de anayollardan kolay erişim sağlıyor. Google’ın yeni patronu kim?
Alphabet’in duyurulması herkes için büyük bir sürpriz oldu. Aslında bu girişim, uzun zamandır herkesin dilinde olan Google’ın bir “tekel” haline dönüştüğü şikayetlerinin de bir sonucuydu. Google tek başına hem internetteki en büyük arama kaynağı, hem reklam şirketi, hem internet servis sağlayıcı, hem drone üreticisi, hem işletim sistemi üreticisi, hem savaş robotları üreten bir savunma şirketi ve birçok farklı alanda değişik yatırımları olan dev bir holdinge dönüşmüştü.
Google yöneticileri artık her bir işin farklı CEO’lar tarafından yönetilmesi gereken dev şirketlere dönüştüğünün farkında olarak çatı şirket olan Alphabet’i kurdular ve kendileri Alphabet’in yönetim kuruluna taşınırken Google’ı da, şirketin deneyimli mühendislerinden Sandar Pichai’ye teslim ettiler.
Sundar Pichai aslında 11 yıldan fazla zamandır Google’da çalışıyordu ancak göz önüne çok çıkmıyordu. Çeşitli ürünler veya hizmetler hakkında basına verdiği küçük demeçlerin, birkaç küçük tanıtımın, Google I/O etkinliklerinde birkaç konuşması dışında onu medyada fazla gören olmadı.
Hindistan’da doğan Pichai 1993 yılında yüksek lisans için ABD’ye taşınıyor ve sonrasında ABD’deki kariyeri başlıyor. 2004 yılında Google’a giren Sundar Pichai, bu tarihten sonra şirketin kaderini de değiştiriyor. Pichai, Google’ın Chrome tarayıcısının ardındaki beyin olduğu gibi tarayıcı için farklı uygulamalar geliştirilmesini sağlayarak Chrome’un popülerleşmesine de katkı sağlıyor. 2013 yılında Android’in başına geçen Pichai bu tarihten sonra Android’in de fitilini ateşliyor ve Android bugün bildiğimiz güçlü işletim sistemine dönüşüyor.
Tüm bu başarıları bugün onu Google’ın CEO’luğuna kadar yükseltmiş durumda. Elbette Google bugün artık “eski” Google değil. Yani Google’ın CEO’sunun aynı zamanda internet servislerini yönetirken bir yandan da robot uçak üretimini takip etmesi, Android’in yeni sürümünün gelişimini gözetlemesi, Samsung ve diğer Android ortaklarına yeni Android sistemiyle telefonlar üretmeleri için teşvik vermesi, askeri robot teknolojileri için orduyla pazarlık yapması, evlerin sıcaklık ayarını yapan akıllı cihazların satış raporlarını okuması veya vejetaryen hamburger firması satın almak için kaç milyar dolarlık teklif yapması gerektiğini düşünerek uykusunun kaçması gerekmiyor, çünkü Google’ın eski yöneticileri tüm bu zor görevleri kendileriyle birlikte Alphabet yönetim kuruluna taşıdılar. Pichai’nin CEO olarak sorumluluğu sadece Google’ın internet hizmetlerinden oluşuyor.
Peki yeni CEO; Google’ı eskisi kadar başarıyla yönetebilecek mi? Bir teknik adam olarak başarısı inkar edilemeyen Pichai’nin bir CEO olarak iş dünyasının çakallarına Google’ı yedirmeden şirketi daha yukarı taşıması mümkün olabilecek mi? Herkes bu sorunun cevabını merak ediyor ama elbette Google’ın eski yöneticileri koltuğu Pichai’ye bırakırken onu bu konuda da başarılı olacağına inanmışlar ki bugün Sundar Pichai Google’ın CEO koltuğunda oturuyor.
Pichai’yi bekleyen zorluklar arasında ABD’de hızla yükselen “teknoloji şirketlerindeki ırkçılık” tartışmaları, yine teknoloji şirketlerinin çalışanları arasında huzursuzluk yaratan düşük maaşlı taşeron çalışanlar problemi, Avrupa Birliği’nin Google’ı Avrupa’dan atmak için azimli çalışmaları ve Rusya başkanı Putin’in Google’a karşı beslediği derin nefret gibi problemer yer alıyor. Bunun dışında Google’ın teknolojik olarak başarısını sürdüreceğine eminiz ama yukarıda saydığımız problemler çözülmek için teknik başarıdan çok kıvrak zekalı bir iş adamının politik manevralarına ihtiyaç duyuyor. Sundar’ın ne kadar iyi bir CEO olacağı sorusuna, bu sorunların nasıl çözüldüğü cevap verecek. Bekleyip göreceğiz.
Hacker’lardan “flaş haber” tuzağı!
2015’in ikinci çeyreğinde dünyanın her yerindeki İnternet kullanıcılarının kişisel bilgilerini ve gönüllü bağışlarını çalmak amacıyla Nepal’deki deprem, Nijerya devlet başkanlığı seçimi ve Rio de Janeiro Olimpiyat Oyunları temaları en çok kullanılan olaylar oldu.
E-posta trafiğindeki istenmeyen e-posta yüzdesi bir önceki çeyreğe göre yüzde 5,8 puan azalmış olsa da (%59,2’den %53,4’e) 2015’in 2. çeyreğinde istenmeyen e-postalarda dünyadaki önemli olayların kullanılmasında büyük bir artış görüldü. Bazı istenmeyen e-postalar ilgilenenlerin Nepal depremi mağdurlarına yardımda bulunmalarını isteyen sahte mesajlar içeriyordu. Diğer toplu e-postalarda dolandırıcılar, yeni seçilen Nijerya Devlet Başkanı’nın kullanıcıya sözde tazminat olarak ödeyeceği toplam 2 milyon dolar ile kullanıcıları tuzaklarına düşürmeyi denediler. Bazı e-postalara dolandırıcılar, piyangodan Brezilya 2016 Olimpiyat Oyunları biletleri kazanıldığını bildiren, ilgilenenleri ‘ödüllerini’ alabilmeleri için kişisel bilgilerini göndermeye ikna etmeyi denedikleri mesajlar eklemişlerdi.
Zararlı toplu e-postalara hedef olan ülkelerde Almanya öne çıktı
2015’in 2. yarısında toplu e-postalara hedef olan ilk üç ülke önemli ölçüde değişti. 1. Çeyrekte dördüncü olan Almanya (%19,59) bu çeyrekte en başta yer aldı; beş antivirüs algılamasından biri bu ülkede kaydedildi. 2015’te sıralamanın başında yer alan İngiltere ikinci sıraya (%6,31) ve Brezilya üçüncü sıraya (%6,04) geriledi.
Geleneksel olarak zararlı toplu e-posta gönderilerinin en fazla hedefi olan ABD dördüncü sırada (%5,03) yer aldı. Buna ek olarak geçtiğimiz çeyrekte 10. olan Rusya beşinci sıraya (%4,74) yükseldi.
ABD hala en büyük spam kaynağı oldu, Çin’in oranı arttı
ABD (%14,59) ve Rusya (%7,82) en büyük istenmeyen e-posta kaynakları olarak kaldı. Geçtiğimiz çeyrekteki %3.23 oranına kıyasla Çin, dünyadaki istenmeyen e-postaların %7,14’ünün kaynağı oldu. Bu ülkeyi Vietnam (1. Çeyrekteki %4,82’ye karşılık %5,04), Almanya (1. Çeyrekteki %4,39’a karşılık %4,13) ve Ukrayna (1. Çeyrekteki %5,56’ya karşılık %3,90) izlemekte.
Kimlik avı
2015 yılının 2. Çeyreğinde Kaspersky Lab’ın kimlik avcılığı engelleme sistemi Kaspersky Lab kullanıcılarının bilgisayarlarında 30.807.071 kez tetiklendi. Bu süre içinde 509.905 kimlik avcılığı URL’si Kaspersky Lab veritabanlarına eklendi.
E-posta trafiğinde istenmeyen e-postaların oranı bu yılın başından itibaren dünya çapında inişe geçti ancak bu trend neredeyse durdu. Nisan ayında %53,5 ve Haziran ayında %53,23 arasında seyreden düşüş 2015’in 2. çeyreğinde durdu.
E-postalardaki zararlı ekler
Trojan-Spy.HTML.Fraud.gen, e-posta üzerinden yayılan zararlı programlar arasında en üst sırada yer aldı. Bu program, e-posta üzerinden gönderilen ve büyük bir ticari banka, çevrimiçi mağaza veya yazılım geliştiricisinin önemli bir bildirisiymiş gibi görünen sahte bir HTML sayfası. Bu tehdit, kullanıcının, siber suçlulara gönderilecek olan kişisel bilgilerini girmek zorunda olduğu bir HTML kimlik avcılığı web sitesi.
Kaspersky Lab İçerik Analizi ve Araştırma Departmanı Başkanı Darya Gudkova ise rapor hakkında şunları söyledi: “2015 yılının 2. çeyreği boyunca istenmeyen e-posta üreticilerinin kullanıcıları kandırmak için trajik olayları kullandıklarını gördük. Bu, dolandırıcıların daha önce de kullanmış oldukları bir taktik olmakla birlikte, Nepal depremi gibi felaketler dünya medyasında büyük çapta yer bulmuş olduğundan bu mesajlarda iyi kalpli kullanıcıların duyguları istismar edilmek istenmiştir. Kendilerini korumak isteyen kullanıcılar, göndereni bilinmeyen kişilerden gelen e-postaları açmamalı ve bu e-postalarda bulunan herhangi bir bağlantıya tıklamamayı ve eklentileri açmamayı akıllarında bulundurmalıdır. Gönderenin adı ve adresini yasal gibi göstermeye çalışan bazı dolandırıcılar için bu daha da önemlidir.”
Sürdürülebilir Türk tarımına Huawei katkısı
Tarım Sektörü Entegre Yönetim Bilgi Sistemi (TARSEY), Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü arasında imzalanan protokolle Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türk tarımının bilgi teknolojileri ile gelişimine odaklanan projenin önemli amaçlarından biri, tarım istatistikleri konusuna kalıcı bir çözüm getirebilmek için, sürekli ve gerçek zamanlı veri toplayan ve topladığı veriyi sürekli arttıran bir bilgi sistemi kurulması.
İlk 3 yıl sonunda elde edilen istatistiki verilerle dönemsel hedeflere ulaşılan proje kapsamında, mikro seviyede sonuç odaklı proje bileşenleri ile daha detaylı sonuçlar alınması hedefleniyor. Bu sonuçlar; çiftçi, üretici, tüketici ve kamu bazında anlık olarak birçok farklı ortamdan paylaşılıyor.
TARSEY, doğru, anlık veri üretimi ve kullanımı ekseninde, yılda iki kez tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde temin edilen uydu görüntüleri ile zirai-meteorolojik gözlem istasyonlarının kullanımına imkân tanıyor. Bu kapsamda, 1200 gözlem istasyonunun, proje dâhilinde tamamlanması ve ülkenin çeşitli yerlerinden anlık olarak verileri merkeze ulaştırması hedefleniyor. Rüzgâr hızı, nem, iklim koşulları, toprak sıcaklığı gibi 39 farklı parametrenin kaydedildiği bu istasyonlardan, hali hazırda yapımı tamamlanmış 400 tanesinden kameralar ile canlı görüntü alınabiliyor ve veri temin edilebiliyor.
Bu proje ile
- Pulluk değen her toprak artık kayıt altına alınıyor. Toprak özellikleri, anlık meteorolojik değerler, ekim – hasat bilgisi, sulama bilgisi, parsel eğim bilgisi, ekine ilişkin gübre ve ilaç bilgilerini 32,5 milyon parselde anlık olarak takip ediliyor.
- Tarımsal üretim uçtan uca izleniyor.
- Verim ve rekolte önceden hesaplanabiliyor, kar ve zarar durumlarına göre müdahale edilebiliyor.
- Doğru yatırım ve doğru stratejilerin belirlenmesine yönelik istatistiki veri elde ediliyor.
- Ülkesel politikaların geliştirilmesine ve doğru hedefe yönelik veriler elde ediliyor.
- Ürün ve üretimin kontrolü ve takibi sağlanıyor.
- Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların doğumundan, tüketiciye ulaşma sürecine kadar olan kadarki tüm evreleri takip ediliyor.
- 10 bin kişilik saha personeli ile parsel durumu hayvancılık, işletme ve ekipman bilgileri anlık olarak takip ediliyor.
- Meteorolojik Veri Yönetim Sistemi,
- Ekim Büyüme Evresi Takip Sistemi,
- Zirai Erken Uyarı Sistemi,
- Bitki Su Tüketim Hesaplama Sistemi,
- Hastalık Tespit Sistemi,
- Kuraklık İzleme Sistemi,
- Verim Hesaplama ve Yönetim Sistemi kapsamında derleniyor ve çıkan sonuçlara göre ilgili birimler tarafından bitkinin farklı politikalar geliştiriliyor.
Veeam’e iki yeni yüz


Tek tıkla yılda 50 bin Dolar tasarruf
Hızlı değişim gösteren ekonomik koşullar, yatırımların geciken geri dönüşleri ve öngörülemeyen gider kalemleri, her kurumun gelir-gider dengesini doğrudan etkiliyor. Güçlü ve dengeli mali yapılara sahip olmayı, tasarruf ederek rekabette ve kârlılıkta öne çıkmayı hedefleyen kurumlar, ihtiyaca özel gider çözümleri yazılımı kullanıyor. İşletme giderleri, otomatize edilmemiş yatırımlar ve iyi planlanmayan iş süreçleri, şirket bütçeleri üzerine büyük maddi külfetler getirebiliyor. Asseco SEE, Fidelity çözümü ile kurumsal varlık ve gider yönetimini optimal seviyede sağlıyor. Çözüm sayesinde işletmeler gider kalemlerini doğru yönetiyor, tasarruf sağlıyor ve yoğun rekabet ortamında karlılığını koruyor.
İşletmelerin yüzde 46’sı gider analizi ile yüzde 12 tasarruf sağlıyor
Aberdeen Group tarafından gerçekleştirilen “Gider Analizi” araştırmasına göre, gider analizi yöntemlerini kullanan büyük işletmeler yüzde 12, küçük işletmeler ise yüzde 9 oranında tasarruf elde ediyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin yüzde 88’i, gider analizi yönetim süreçlerini “yüksek öncelikli proje” olarak değerlendiriyor. Söz konusu işletmelerin yüzde 46’sı gider analizini iş süreçlerini destekleyen kritik kurumsal uygulamalar olarak kullanıyor. Satın alma ve ERP sistemlerinden alınan düşük kaliteli raporların, karar alma süreçlerini olumsuz etkilemesi, işletmelerin gider analizi çözümünü tercih etmesine neden oluyor.
Gider yönetimi, yöneticilerin hızlı ve doğru karar almalarını kolaylaştırıyor
Kurumsal varlık ve gider yönetimi, şirketlere yoğun rekabet koşullarında avantaj sağlıyor.
Yeni tasarruf avantajlarının yakalanmasına olanak sağlayan gider yönetimi çözümü, yönetim kararlarının doğruluk yüzdesini artırıyor. Varlık ve gider yönetimini iş süreçlerine entegre eden işletmeler; diğer kurumlara oranla yüzde 33 daha iyi gider kalemi yönetimi, yüzde 21 daha iyi tedarikçi analizi ve yüzde 11 daha iyi gider görünürlüğü sağlıyor.
Sık seyahat edenler için mobil çözümü de var
Mobilitenin her geçen gün yaygınlaştığı günümüzde Asseco SEE Fidelity, kurumlara, zaman ve mekândan bağımsız yönetim ve karar alma platformu sunuyor. Sahada çalışanlar ve tedarikçiler, ihtiyaç duyulan kritik bilgilere anında erişebiliyorlar. Böylece kritik kararlar ve onaylar zamanında verilerek, mali kayıpların önüne geçiliyor.
Fidelity çözümü, ihtiyaca özel ve esnek gider yönetimi modeli sunuyor
Asseco SEE, Fidelity çözümü ile kurumların varlık, satın alma ve gider yaşam döngülerine katma değer sağlıyor. Fidelity, kurum ihtiyaçları doğrultusunda ölçeklenebilecek şekilde esnek ve modüler bir yapı sunuyor. İşletmeler, 500’den fazla özel fonksiyon ile deneyimlenmiş en iyi iş uygulamalarını, esnek ve ihtiyaçları doğrultusunda özelleşebilen bir altyapı ile çok kısa sürelerde kendi sistemlerine uygulayabiliyor ve yatırımlarının geri dönüşünü sağlayabiliyor.
CEO’ların can simidi gider yönetimi analizi olacak
Fidelity, varlık ve gider yönetimi için temel uygulamalar olan satın alma yönetimi, tedarikçi sözleşmeleri yönetimi ve varlık yaşam döngüsü yönetimini tek bir çatı altında bir araya getirirken, gayrimenkuller, şubeler, inşaat hizmetleri ve araç filosu gibi özel gider kalemlerinin operasyonunu da yönetiyor. Tüm gider kalemlerine ilişkin proaktif maliyet kontrolü sağlayan çözüm, bütünleşik bütçe yönetimi sayesinde talepten itibaren tedarik sürecinin her aşamasında bütçe kontrolü yapıyor. Kullanılamazlıktan kullanılabilirliğe hayat dersi
Üretimde operatörler mobil cihazlar kullanacaklar ve üretimin aşamalarını takip edip mobil ortamdan müdahale edebileceklerdi. Yönetim ise ekranından hangi makinede, hangi müşteriye ait siparişin, hangi aşamada olduğunu anlık görebilecekti.
Daha bilgisayar mühendisliğinde öğrenci olmama rağmen bana verilmiş çok büyük bir fırsattı. Proje için otomobil bile verilmişti. Projeyi çok kısa bir sürede yazmıştım ama operatörler nedense kullanmıyorlardı. Ben de operatörler üzerinde yeterince motivasyon oluşturulmadığını düşünüyordum. Yoksa o güzelim uygulamayı kim neden kullanmasın ki.. Kesin operatörlerin eksikliği olmalıydı.. Ya da yeniliğe bir direnç.
Fabrika müdürü çok başarılı ve aynı zamanda çok zeki birisiydi. Operatörlerdeki eksikliği kesin bulur, hatta kullanmaları için gerekli baskıyı bile yapabilirdi. Beni de çok severdi. Gittim yanına anlattım durumu. Bu uygulamayı kullanmamak için bir neden bulamıyorum, tüm fonksiyonlar çalışıyor hiçbir hata yok demiştim. Hatta fonksiyonlar spekte verilen sürelerden daha kısa sürede bile çalışıyordu. Sağolsun kırmadı beni, atladık otomobile düştük Bursa yoluna. Havadan sudan konuşurken fabrikaya varmıştık bile.
Odasına geçerken sen bir dakka bekle dedi bana. Kapıda bekliyordum ki ne göreyim? Fabrika müdürü kirli tulumları giymiş yüzüne de biraz sanırım makine yağı bulaştırmıştı. Ben hazırım gidelim dedi. Şaşkınlıktan bana verilen fabrika ayakkabısının bağcıklarını bağlamayı bile unutmuştum.
Operatör olan abilerin yanına vardığımızda önce içten bir selamla başladı muhabbete. Havadan sudan konuştular derken ben olan bitene hala anlam veremiyordum. Sonra bir şekilde konuyu uygulamaya getirdi. Neden kullanmıyosun ağabey ya bunu. Ne güzel yapmışlar işte dedi. Operatör dedi ki “Abi çok güzel de bu düğmeler çok küçük, birbirine çok yakın, benim elim büyük, basınca ikisine birden basıyor, ya da yanlışına basıyor.” Ben o sırada anladım benim bilmediğim birşeyler vardı.. Biraz daha konuşup geri bildirimleri aldıktan sonra odasına gitmiş, üzerini değiştirmişti. Sonra tekrar çıktık fabrikadan.. Güzelce bir restorana gittik. Bir yandan yanıbaşımızdaki mangalda etlerimizi pişirirken bir yandan da mangal dar olsaydı ne olurdu, maşa yeterince uzun olmasaydı ne olurdu gibi sorular sordu bana. Orada üniversite yıllarımda görmediğim dersleri tek tek alıyordum şimdi.
Sonra dedi ki bana kullanılabilir olmalı uygulama. Dünyanın en güzel şeyini de yapsak, kullanıcı kullanmazsa bir anlamı yok. Kullanıcının kolay ve hızlı kullanması lazım dedi. Yapılması gerekenleri konuştuk, bir hafta içinde tamamladım hepsini. Operatörler artık kullanıyordu ve proje çok başarılı olmuştu.
Kullanılabilirlik terimi ile ilk o gün tanışmıştım. Uygulamayı ölmekten, projeyi başarısızlıktan kurtarmıştı bu yöntemle. Basit ve hızlı olmalıydı, çabuk öğrenilebilir ve kolay kullanılabilir olmalıydı. Hayatta her şey böyle olsa ne güzel olurdu. Dev teknoloji şirketleri ırkçı ve cinsiyetçi mi?
Irkçılık veya cinsiyetçilik aslında her toplumda bir sorun. İş dünyası da içinde bulunduğu toplumun hamurundan yoğrulduğundan, aynı sorunlar iş dünyasına da yansıyor.
ABD’de, siyahi vatandaşlar veya “beyaz Avrupalı ırk” dışından gelen diğer topluluklar, kendilerine karşı negatif ayrımcılık yapıldığı konusunda yoğun şikayetlerde bulunuyorlar. Ülke çapına yayılan tüm protestolar, ABD’li teknoloji şirketlerini de yakından etkiliyor. Facebook, Twitter, Apple, Google, Microsoft gibi dev teknoloji şirketlerinde çalışanların çoğunlukla beyaz ırktan olması ve erkeklerden oluşması, toplumda sürekli sorgulanıyor.
Apple 2014’ten beri bu şikayetlerin önüne geçmek için, farklı ırklardan, azınlıklardan ve kadınlar arasından daha fazla çalışanı işe almaya çalışıyor. Apple’ın raporlarına göre Apple eskisine oranla %65 oranında daha fazla kadın çalışan işe alıyor. Siyah çalışanların işe giriş oranı ise %50 artmış. Latin kökenlilerin işe giriş oranındaysa %66 artış var. Toplamda 110 bin çalışanı olan şirketin 11 bini kadın, 2200’ü siyah, 2700’ü ise Latin Amerikalı. Elbette bu 110 bin çalışanın tümü ABD’de bulunmuyor. Yani Avrupa’da veya Türkiye’de iş pozisyonları açıldığında Latin Amerikalı bulmak mümkün olmuyor. Ancak yine de, tüm çabalara rağmen 110 bin kişilik şirkette sadece 11 bin kadın bulunmasını açıklamak kolay değil.
Apple’ın yeni işe alma politikası, diğer teknoloji şirketleri tarafından da dikkatle izleniyor. Teknoloji söz konusu olunca, yöneticilerin doğru işe doğru kişiyi seçme zorunluluğunda erkeklerin ön plana çıktığı anlaşılıyor. Erkeklerin teknolojiye biraz daha yakın olması bu konuda etkili olabiliyor. Bunu farklı sektörlerdeki dağılımlara bakarak açıklamak da mümkün. Kadın giyim/perakende sektöründe erkek çalışanların daha az olması, mağazaların kadın çalışanlarla dolu olması gibi, teknoloji konusunda da erkeklerin elinin daha yatkın olması bu işleri elde etmelerini kolaylaştırıyor.
ABD’de son iki yıldır süre gelen ve ülkede dev protestolara neden olan ırkçılık ve cinsiyetçilik tartışmalarının harareti sırasında işin özü dikkatten kaçabiliyor gibi görünüyor. Ancak yine de Apple’ın niçin daha az siyah veya Latin çalışan işe aldığını açıklamak kolay değil.
Bu sırada, sayıları önümüze koyarak konuşmak da hata yapmaya neden olabiliyor. Bir teknoloji şirketi, fabrikalarına veya mağazalarına çalışan alırken, teknik eğitimden geçmiş, alt yapısı teknolojiye uygun okullardan gelen çalışanları tercih etmek zorunda. Bu tür teknik eğitimlere de kadınlardan çok erkekler ilgi gösteriyor, dolayısıyla, eğitimi işe uygun olan adaylar arasında kadınların yoğunluğu bulunmuyor.
Öte yandan, ırkçılığı veya cinsiyetçiliği değerlendirirken, çalışanların sayısına değil, yönetim kadrosuna bakmakta fayda var. Bir şirketin yönetiminde, kadınlara veya azınlıklara ne kadar yer verildiği sorusu aslında çok daha önemli. Elbette CEO’su kadın olan Yahoo’nun adı bu konudaki tartışmalara bile katılmıyor, kimse Yahoo’nun kaç çalışanı olduğunu, kaçının kadın, kaçının erkek olduğunu merak bile etmiyor zira tüm şirket bir kadına emanet edilmiş durumda. Dolayısıyla, “ırkçılık” suçlamalarından endişelenen şirketlerin, çalışan sayılarını oranlamak yerine yönetim kadrosunda adil bir pozisyonlandırma yapması suçlamaları karşılamak için ellerine daha fazla koz verecektir. Yandex.Haritalar, Apple Watch’e girdi
Piyasaya çıktığı andan itibaren tüm dünyada popüler olan Apple Watch, 31 Temmuz’dan itibaren Türkiye’de de resmi olarak satışa sunuldu. Dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip eden Yandex, en çok beğenilen uygulamalarından biri olan Yandex.Haritalar’ın en önemli bazı özelliklerini vakit kaybetmeden Türkçe olarak Apple Watch’a taşıdı.
Küçük ekran boyutu için özel olarak tasarlanan bir kullanıcı arayüzüne sahip olan Yandex.Haritalar’ın Apple Watch sürümünde, bulunduğunuz şehrin trafik durumu ve önceden belirlenen ev ya da iş yeri gibi noktalara trafik yoğunluğu da göz önünde bulundurularak ne kadar zaman sonra varılabileceği, özel tasarlanmış özet sayfalarından kolaylıkla görülebiliyor. Bilişim Müteahhitleri geliyor
Firmaların birbirleriyle rekabet etmelerinin yanında, büyük projelere odaklanarak işbirliği geliştirmelerini hedefleyen proje, yazılım sektörünün en büyük eksiklerinden biri olan “Bilişim Müteahhitlerini” doğuracak. Smart Cluster ile güç birliği yapacak yazılım firmaları, yurtdışında büyük projelere talip olmayı planlıyor.
Ekonomi Bakanlığı’nın UR-GE teşvikleri (Uluslararası Rekabetçiliğin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ) kapsamında Yazılım Yurtdışı Pazarlama Takımı (Tetsoft) Projesi ile çalışmalarına hız veren TET, şimdiye kadar yaptığı çalışmalarda tespit ettiği gelişmeye açık alanları tamamlamak için kolları sıvadı. “Smart Cluster” yaklaşımıyla yazılım firmalarını bir araya getirerek, rekabetten öte birlikte çalışma ve işbirliği ortamını geliştirmeyi hedefleyen TET, böylelikle UR-GE desteklerinin altyapısını da bir adım ileriye taşımayı hedefliyor.
Yazılım sektörüne “Bilişim Müteahhitleri”, “Birlikte Rekabet (coopetition)” gibi birçok yenilikçi ve dinamik yeni kavramı getirecek olan “Smart Cluster” projesinin temel amacı, dünya çapında büyük projelere talip olacak bir küme oluşturmak.
Türkiye’nin uluslararası alanda rekabette güçlenmesi için Bilişim Müteahhidi olan ‘Entegratör’ firmalara ihtiyacı olduğunu ifade eden TET Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Esim, “Yeni geliştirilen “Smart Cluster” projesi ile Bilişim Müteahhitlerinin doğmasının önü açılacak. Kümelenme metodu hep rekabet üzerine kurulu ancak rekabet ederken de projelerde birlikte çalışma yeteneğinin geliştirilmesi gerekiyor. Sektördeki etkin firmalarımız “Smart Cluster” altında toplanarak yurtdışında büyük projelere talip olacaklar. Bunun ilk adımı da Akıllı Şehir konsepti dahilinde geliştirmeyi planladığımız Smart City projemiz olacak. Dünyada hızla yayılan Smart City, şehirde yaşayanların günlük yaşamlarını kolaylaştırmayı ve verilen hizmet kalitesini artırarak maliyetlerini azaltmayı amaçlıyor. Bunun için ulaştırma ağları, alt yapı hizmetleri, enerji ağları gibi bileşenlerin bilgi-işlem teknolojilerinin yoğun olarak kullanımıyla entegrasyonunu hedefliyoruz.” dedi.
Uluslararası rekabet ortamında, Türkiye’nin en zayıf olduğu noktalardan birinin kümelenme olduğunu vurgulayan Esim, “Büyük bir projeye talip olurken firmaların birlikte çalışma yetenekleri maalesef yeterince gelişmiş değil. Bu yeteneğin gelişmesi için kamunun yazılım ve bilişim projelerini kendi bünyesinde yapmaktan vazgeçmesi ve bu projeleri tamamen özel sektöre devretmesi gerekiyor. Böylelikle yurtiçinde büyük projeler yapıp referans oluşturacak Bilişim Müteahhitlerinin veya İş Ortaklığı yapan kümelenme gruplarının uluslararası arenaya çıkarken somut ve kanıtlanmış iş bitirme belgeleri olacak.” dedi. Siber saldırganların yeni hedefi, yakıt tankları oldu
Trend Micro uzmanları benzin istasyonlarını hedef alan siber saldırıları ölçümlemek adına bir araştırma gerçekleştirdiler. Yapılan gözlemlerde ortaya çıkan sonuçlar ise oldukça korkutucu. Özellikle yakıt tanklarının doluluk oranları gibi verilerinin izlendiği ve yönetildiği sistemler hedefte. Siber saldırganlar bu sistemleri kapatmaya ve ele geçirmeye yönelik saldırılar düzenliyorlar.
Trend Micro uzmanları araştırma için özel olarak hazırlanan GasPot adını verdikleri düzmece yakıt tankı seviye izleme sistemlerini kullandılar. Araştırma kapsamında ABD, Brezilya, İngiltere, Ürdün, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’da aktif hale getirilen sistemlerin uğradıkları siber saldırılar gözlemlendi. Kurulan GasPot sistemleri, siber saldırganların dikkatini çekmek için birer benzin istasyonuymuş gibi yerel ve gerçekçi isimlerle adlandırıldılar. Trend Micro’nun kurduğu GasPot’lar arasında en fazla saldırıya uğrayanlar ise yüzde 44’lük oranla ABD’dekiler oldu. İkinci sırayı ise Ürdün’deki GasPot’lar aldı. Dünyada Almanya’dakilerin dışındaki tüm GasPot’lar siber saldırıya maruz kaldı.
Mevcut durumu Türkiye açısından ele alan Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu, “Akaryakıt sistemlerindeki güvenlik zafiyeti uzun zamandır biliniyor. Özellikle teknik ekibimizin sahada yaptığı güvenlik testlerinde bu sistemlerin ciddi güvenlik açıklarına sahip olduğunu gördük. Bu durum çoğunlukla bu sistemlerin dağıtık yapıdaki bilgi işlem altyapısının yönetimindeki zorluklardan kaynaklanıyor. Ek olarak, özel yazılımlar veya eski donanımların kullanılması da buralara başka yazılımların yüklenmesini zorlaştırıyor. En son yaptığımız yerel araştırmalarda bölgesel dağıtımlı olan bu noktalarda özellikle eski versiyon işletim sistemlerinin güncellemelerinin yapılmadığını ve saldırılara açık olduğunu tespit ettik. Raporda da bahsi geçen güvenlik sorunlarının çözümü için özel olarak geliştirilmiş Portable Security +Safelock ve Deep Discovery’den oluşan bir çözüm seti öneriyoruz” şeklinde konuştu.
Hackerlar ava giderken avlandı
Bir benzin istasyonunu hakladıklarını düşünerek GasPot’lara saldıran siber saldırganlar ise sistemi ele geçirmeye, yakıt tanklarının isimlerini ve programın kodlarını değiştirmeye çalıştılar. Saldırıları inceleyen Trend Micro uzmanları saldırının arkasındaki kişilerin Iranian Dark Coders (IDC) adındaki İranlı bir siber sald ırgan grubu olduğunu ortaya çıkardılar. Sanal ve düzmece yakıt tankının verileriyle oynayan siber saldırganlar program kodları arasına saldırının IDC tarafından gerçekleştirildiğini ifade eden ibareler yerleştirdiler.
Bununla da yetinmeyen korsanlar, ABD’de Washington DC’de kurulan bir başka GasPot’u kilitlemek amacıyla iki gün boyunca aralıksız şekilde DDoS saldırıları düzenlediler. Trend Micro’nun elindeki bulgulara göre bu saldırı ise Suriye Elektronik Ordusu (SEA) tarafından gerçekleştirildi.
Ortaya çıkacak zararlar, saldırganların hayal gücüyle sınırlı
Trend Micro’nun bu araştırma için özel hazırladığı GasPot’ların yanında endüstride kullanılan AST seviye izleme sistemlerine yapılan saldırılar, internet bağlantılı yakıt tankı izleme ve kontrol sistemlerine yönelik tehlikelerin, bir varsayımdan öte gerçeklik olduğunu ortaya çıkarttı. Endüstriyel boyutlu sistemlerden benzin istasyonlarındaki ölçüm ve izleme sistemlerine kadar birçok yapı ciddi tehlike altında. Örneğin Porto Rico’nun Bayamon kentinde 2009’da gerçekleşen bir olayda, yakıt tanklarının doluluk oranını kontrol eden sistemdeki bir hata nedeniyle çıkan büyük yangında kentin birçok bölgesi tahliye edilmek zorunda kaldı. Bu gibi örnekler göz önüne alındığında özellikle enerji ve yakıt sistemlerini hedef alan siber saldırıların binlerce kişiyi etkileyebilecek tehlike potansiyeli taşıdıkları ortaya çıkıyor. Samsung Pay nihayet ortaya çıktı
Apple’ın dijital ödeme sistemi Apple Pay ortaya çıktığında piyasadaki bütün dengeleri değiştirmişti. Google’ın Android sistemi üzerinde dijital ödemeye imkan tanıyan bir servisi zaten bulunuyordu ama bunu ne Google ne de Android kullanıcıları hatırlıyordu.
Apple ise birebir görüşmelerle, ABD pazarındaki bütün büyük perakende zincirlerini, restoranları, mağazaları, alışveriş merkezlerini Apple Pay sistemini kullanmaya ikna ederek ortaya çıktı. iPhone kullanıcıları, hiçbir yerde kullanmayacakları, “yavaş yavaş büyütürüz” mantığıyla hazırlanmış bir servisle değil, aksine daha piyasaya çıkmadan iş ortaklarını belirlemiş ve ABD’deki tüm büyük mağazalara yerleşmiş bir ödeme servisiyle karşılaştı. Dolayısıyla Apple Pay ilk günden yoğun kullanılmaya başlandı.
Şimdi, yaklaşık bir sene sonra, Samsung yaptığı hatayı telafi etmek için ABD’de kendi dijital ödeme servisini hizmete soktu. Google’ın Android Pay servisinden tamamen farklı, olan servis ile kullanıcılar cep telefonlarını kredi kartı gibi kullabilecek ve bu sırada satıcıya kredi kartı bilgileri, özel mali detaylarını vermeden alışverişi tek tıkla tamamlayabilecekler. Samsung bu hamlesiyle, aynı Apple gibi, dev bir bankaya da dönüşmüş oluyor. Çünkü, yeni servisinin telefon satmakla hiçbir ilgisi bulunmuyor. Aksine milyonlarca kullanıcının hergün Samsung Pay servisi ile alışveriş yapmasını ve bu alışverişlerden komisyon almayı umut ediyor. Bu da Samsung’un kasasına her gün akacak milyonlarca dolar anlamına geliyor.
Samsung’un sisteminde NFC, parmak izi ve dijital onay adımları kullanılıyor. Böylece kredi kartı bilgileri satıcıya asla ulaşmıyor. Özellikle online alışveriş yaparken, bu detay kullanıcıları çok endişelendiriyor ve elbette endişelenmekte haksız da değiller.
Samsung kendi ödeme servisini hizmete açmak için Şubat ayında ABD’de dijital ödeme sistemleri konusunda ürünler sunan LoopPay’ı satın almıştı. Yeni tanıtılan Samsung Pay servisinin eski LoopPay çözümleri üzerine kurulduğunu da tahmin edebilirsiniz.
Samsung’un şimdiki hedeki Pay servisini Avrupa’ya ulaştırmak ancak bunun için bir tarih değil. Servisin Türkiye’deki geleceği de Samsung’un Avrupa planları ile bağlantılı olacak. Bakalım, Samsung kullanıcıları cep telefonlarını bir ödeme aracı olarak kullanmaya, Apple kullanıcıları kadar hevesli olacaklar mı? Girişimciler 500 milyon dolarlık oyun pazarını büyütecek
Destekleme platformu StartersHub bünyesinde hayata geçen Gamebootcamp İstanbul destek programının tanıtım toplantısı 12 Ağustos Çarşamba Günü StartersHub’ın İstanbul’daki ofisinde gerçekleşti. Toplantıda Netmarble EMAE CEO’su Barış Özistek ve program koordinatörü Cem Nahit Kone, Türkiye’de hızlı gelişmekte olan oyun sektörünün geleceği ve Gamebootcamp İstanbul programının geliştiricilere sağladığı yatırım olanakları hakkında bilgilendirme yaptı. Sunumlar ve konuşmaların ardından katılımcılar, programda yer alacak mentorlar ve sektör yöneticileri ile tanışma ve fikir alışverişinde bulunma şansını yakaladı.
Tüm oyun geliştiricileri ve fikir sahipleri için hızlandırma programı sunan Gamebootcamp İstanbul, girişimcilere 250 bin Dolar’a kadar yatırım, danışmanlık ile teknik olanak ve destek sağlayacak. Başarılı olan oyun girişimlerine Netmarble EMEA tarafından yayıncılık desteği verilerek, geliştiricilerin oyunlarını çok kısa sürede Türkiye ve dünya mobil oyun pazarına açması sağlanacak. Ayrıca geliştirme aşamasında Netmarble tarafından hem teknik destek hem de şirketin sahip olduğu deneyim, oyun geliştiricilerine sunulacak.
Netmarble EMEA desteğiyle hayata geçen Gamebootcamp İstanbul’un destek programına her dönem en fazla 10 takım kabul edilecek. Program jürisinin elemesinden geçerek seçilen oyun girişimleri 20 bin dolar yatırım aldıktan sonra ilerleyen süreçlerde ekstra yatırım olasılıkları ile toplamda 250 bin dolar yatırım alabilecek.Gamebootcamp İstanbul kapsamında seçilen oyun girişimleri finansal yatırım almanın yanı sıra ücretsiz ofis alanları, altyapı destekleri, mentor ve danışman destekleri, eğitim ve atölye çalışmaları da alarak kendi projelerine odaklanabilecek, ayrıca Netmarble Games’in bilgi birikimi ile birlikte markanın küresel ve özel oyun yayıncılığı anlaşmalarından da faydalanabilecek.
Gamebootcamp İstanbul’un açılışında programın önemine değinen Netmarble EMEA CEO’su Barış Özistek, “Türkiye’de 500 milyon dolara ulaşan dijital oyun sektöründe oyun kültürünün giderek arttığını ve oyuncu sayısının 25 Milyon’a ulaştığını gözlemliyoruz. İç pazarda büyük potansiyele sahip ülkemizin bu potansiyelinin değerlendirilerek ihracata dönüştürmesi mümkün. Türkiye’den başarılı oyunlar çıkarıp bilgi teknolojisi alanında ihracat yapmak ülke ekonomisinin büyümesinde önemli rol üstlenecektir. Ülkemizin hedefleri arasında yer alan 1 milyar dolar tutarında bilgi teknoloji ihracatına ulaşmak için dijital oyun sektörüne adım atmak isteyen girişimcilerin desteklenmesi gerekiyor. Gamebootcamp İstanbul’un da bu yolda çok önemli bir adım olduğuna inanıyoruz” dedi.
Toplamda 450 bin dolar’lık destek verilmesi planlanan programın son başvuru tarihi 12 Ekim 2015 olarak belirlendi. Netmarble EMEA, StartersHUB ve Gamebootcamp İstanbul yöneticileri tarafından yapılacak seçim sonrasında en iyi 10 dijital oyun girişimi belirlenerek programa dahil edilecek. Seçim sürecinde girişimcilerin yatırımcılar ve eğitmenlere yapacağı sunum ve görüşmeler belirleyici rol oynayacak. Lenovo pazar payı rekoru kırdı
PC pazarındaki payını rekor bir artışla %20.6’ya yükselten teknoloji devi Lenovo büyümeye devam ediyor. Yılın ikinci çeyrek sonuçlarına göre gelirlerini %3 artırmayı başararak 10.7 milyar dolara yükselten Lenovo, yıldan yıla gelirlerini de %10 artırdı.. PC pazarındaki payını ise rekor bir artışla %20.6’ya çıkaran Lenovo büyümesini global ölçekte sürdürdü ve vergi öncesi 52 milyon Amerikan Doları kar açıkladı.
Global PC ve tablet bilgisayar pazarında küçülmelerin devam ettiği ve büyüme hızlarının düştüğü dönemde Lenovo’nun büyümesine devam ettiği görüldü. Lenovo markalı akıllı telefonlarda da marka, Çin dışındaki ülkelerde yıldan yıla %68’lik bir büyüme gerçekleştirdi.
Lenovo Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Yang Yuanqing konuyla ilgili şunları söyledi: “Geçtiğimiz çeyrek belki de son yılların en zor pazar koşullarıyla karşı karşıya kalmamıza rağmen yine de iyi sonuçlar elde etmeyi başardık. Üst üste 9 çeyrektir PC pazarında birinciliğimizi sürdürüyoruz. Akıllı telefon alanında, Çin’den tüm dünyaya yayılışımız doğrultusunda verdiğimiz stratejik kararın meyvelerini toplamaya başladık. Ancak uzun dönemde sürdürülebilir bir büyüme sağlayabilmek için tüm işlerimizde etkin ve kararlı aksiyonlar almalıyız. Amacımız PC pazarında %30 Pazar payına ulaşmak. Doğru iş modelleri ve maliyet yapıları kurarken, satın alma ile elde ettiğimiz unsurları mobil ve kurumsal alanda şirketimizin her alanına entegre edeceğiz. Payımızı daha da artırmak ve karlılığımızı geliştirmek için PC alanındaki maliyetlerimizi azaltıp verimliğimizi artıracağız. Bu çabalarımız sayesinde daha hızlı, daha güçlü ve daha iyi konumlanmış bir global şirket olacağız.” Türk Savunma Sanayisi High-Tech Port Katar’da
6-8 Ekim 2015 tarihlerinde Katar’da gerçekleşecek fuarda Türk ve Katar’ın savunma sanayisi oyuncuları işbirliği yapma fırsatı bulacak.Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile birlikte organize edilen projenin, Katar tarafında resmi ortağı “Katar İş Adamları Derneği”. Savunma Sanayii, Havacılık ve Uzay, Deniz Sistemleri, IT ve Mühendislik, alanlarını kapsayan fuara Türkiye’den BMC, Aselsan, Havelsan, TAI, Roketsan ve THY Teknik başta olmak üzere 70’e yakın firma katılacak.Türkiye’nin ilk bölgesel jet uçağı TRJet Ortadoğu’da ilk kez görücüye çıkacak. En yeni teknoloji ürünlerini dünya vitrinine ilk defa çıkaracak olan şirketlerden BMC de, 7 tane büyük savunma aracın tanıtımını fuarda gerçekleştirecek. 









