Bu romanı bir robot yazdı

0
Dövüş Kulübü’nün yazarı Chuck Palahniuk bizi yapay zeka karşısında zamanında uyarmıştı: Fotoğraf icat edildiğinde ressamlar ne yaşadıysa, yapay zekanın gelişimiyle birlikte öykü yazarları aynısını yaşayacaklar. Robot yazarlar kusursuz kitaplar yazabilecekler. Bu yüzden tıpkı ressamlar gibi sürreal çalışmaktan ve gramer sınırlarını zorlamaktan çekinmeyin. Usta yazarın bahsettiği gün nihayet geldi. Japonya’nın Hakodate, Hokkaido bölgesindeki Future University araştırmacıları, geliştirdikleri yapay zekaya bir roman yazdırdı. “Bir Bilgisayarın Roman Yazdığı Gün” adını taşıyan roman Japonya’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Hoshi Sinichi Edebiyat Ödülü için yarışmaya katıldı. Toplamda 1.450 romanın yarıştığı etkinlikte Hitoshi Matsuraba ve ekibinin geliştirdiği yapay zekanın yazdığı kitap finale kadar yükselmeyi başardı.

Yapay zeka ekmeğimizle oynuyor!

Robot yazarlar bugüne kadar veriye dayalı içerikler üretmek konusunda kullanılıyordu. Stok raporları, analizler ve diğer veri bazlı yazılar için çoğu zaman insanlardan iyi iş çıkarıyorlar. Ancak sıfırdan bir hikaye oluşturma ve karakter tasvirleri yapabilme becerileri, roman yazarları için endişe verici bir gelişme olsa gerek. Etkinlik sonrası konuşan Japon bilim kurgu yazarı Satoshi Hase’nin açıklamasına göre, kitap şaşırtıcı şekilde başarılı bir kurguya sahip. Buna karşın karakter tasvirleri konusunda halen aşılması gereken eksiklikler bulunuyor.

İşin sırrı yazılımda

Aslında bu noktada iş yapay zekada değil, onu geliştiren programcıda bitiyor. Çünkü bir yapay zekanın gerçek anlamda yaratıcı bir eser ortaya koyması mümkün değil. Sistem her zaman programlandığı sınırlar çerçevesinde çalışabiliyor. Öte yandan insani duygular barındırmayan yapay zeka karakter gelişimini tasvir ederken güçlük çekiyor. Finalist olan “robot yazarın” geliştiricisi Hitoshi Matsubara ise geleceğe dair umutlu. Bugüne kadar yapay zeka programlarının, çözümü olan sorunların üstesinden gelmek için kullanıldığını hatırlatan Japon akademisyen, “Gelecekte yapay zekanın potansiyelini insana ait kreatif zekayla yarışacak seviyeye getirmek isterim” diyor. Bunun gerçekleşmesi durumunda, biz de TechInside editörlerini Uber sürücüsü yapmaya karar verdik.

13 yıl ömrü kaldı, kendini inovasyona adadı

0
Ray Avery 69 yaşında eczacılık sektöründen servet kazanmış bir bilim insanı. Yetimhanelerde geçen çocukluğu sırasında ısınmak için girdiği halk kütüphanelerinde bilimle tanışmış ve bilim için yaptığı çalışmalar ona şövalyelik unvanı kazandırmış. Onu dünya gündemine oturtan ise yaptığı son hesaplama oldu. Yeni Zelanda’da yaşayan Avery, kendi yaşını, yaşıtlarının ortalama yaşam ömrünü ve tükettiği gıdaları da hesaba kattığı karmaşık bir algoritma kullanarak kalan ömrünü hesapladı ve sonuç tam olarak 4.794 çıktı. Aslında hesaplamayı yaptığı gün farklı bir sonuç çıkmış olabilir, ancak 25 Mart 2016 itibarıyla Ray Avery’nin kendi hesabına göre 4.794 günü kaldı ki bu da yaklaşık 13 yıl ediyor. sir ray avery

Sir Ray Avery kalan ömrüyle neler yapıyor?

Elbette ölümün ne zaman geleceğini kimse tam olarak bilemiyor. Ancak Ray Avery elde ettiği veriyi bir kanıt olarak değil, aksine yapmak istediği çalışmalarda bir motivasyon kaynağı olarak kullanıyor. “Sadece hazır olmayan insanlar hata yapar” diyen Avery, ömrünüzün bir gün biteceğini hatırladıkça sizi hedeflerinize taşımayan uğraşlarla vakit kaybetmeyeceğinizi belirtiyor. Tıpkı Albert Einstein ve Steve Jobs gibi Ray Avery de kıyafet seçimine vakit harcamıyor. Yazları beyaz bir tişört, kışları siyah bir kazak onun için yeterli. Avery buradan kazandığı vakti (ve sahip serveti) özellikle gelişmekte olan ülkelerde milyonlarca insana fayda sağlayacak buluşlar için harcıyor. Auckland’deki atölyeye dönüştürdüğü kendi garajında çalışan bilim insanı, Life Pod adını verdiği 2 bin dolarlık kuvöz cihazıyla 40 bin dolar değerindeki standart bir kuvözü karşılayamayan yerleşim yerlerinde bebek ölümlerini önemli ölçüde azaltıyor.

“İnovasyon için Silikon Vadisi’nden kurtulun”

Çalışmalarıyla insan hayatına dokunan Ray Avery’nin icat etmekle üzerine ilginç bir teorisi var: Silikon Vadisi’nin “gürültüsünü” hayatınızdan çıkarırsanız ve bir atölyede tornanın başına toplanan bir grup ile çalışırsanız, başka hiçkimsenin düşünemeyeceği öneriler ortaya koyabilirsiniz. Avery’nin halen üzerinde çalıştığı proje gerçekten de “bugüne kadar nasıl kimse düşünmemiş?” dedirtecek cinsten. KFC gibi fast food mağazalarında porsiyonlardan arta kalan tavuk parçalarından yüksek protein içeren gıda takviyeleri geliştiren bilim insanı; bu sayede gelişmekte olan ülkelerde milyonlarca bebeğin hayatını kurtarabileceğine inanıyor. Bunun için de -kendi hesabına göre- 4 bin 794 günü var.

Yahoo 10 milyar dolar istiyor

0

Mobil dönüşüme bir türlü ayak uyduramayan Yahoo, bir zamanlar neredeyse alternatifsiz olarak top koşturduğu online arama ve reklam işini şimdi 10 milyar dolara elden çıkarmaya hazır. Üstelik Microsoft da bu alımı yapmayı düşünenler için finansal destek sunmak istiyor.

Re/Code haberine göre Microsoft bir süredir özel sermaye şirketleriyle görüşme halinde. Şirket, alım yapmayı düşünen yatırımcılar için kesenin ağzını açmaya hazır. Elbette Microsoft bunu Yahoo CEO’su Marissa Mayer’in gül hatırı için yapmıyor; Windows ve Bing’in sahibi teknoloji devinin satışa çıkan şirket ile arama alanında kritik bir iş ortaklığı bulunuyor. Microsoft bu iş başka bir şirket tarafından yapılacaksa bile kendisinin söz sahibi olduğu bir kurulumda gerçekleşmesini istiyor.

Yahoo 10 milyar dolar eder mi?

Yahoo tarafına baktığımızda ise, son dönemde çoğu analistin 6 ila 8 milyar dolar arasında değer biçtiği şirketin 10 milyar dolarlık beklentisi biraz yüksek görünüyor ancak malum, “pazarlık sünnettir”. Yıllardır duraklama dönemi yaşayan şirketin çok acelesi olmadığını düşünürsek, potansiyel alıcıların önünde birkaç güne sığmayacak bir pazarlık dönemi olduğunu tahmin etmek mümkün. Diğer yandan şirketin satış sürecinin “laçkalaştığı” yönünde eleştiriler de gitgide büyüyor.

Hissedarlar arasında bulunan Starboard Value, bu sürece bir düzen getirmek amacıyla Yahoo’nun mevcut yöneticileri yerine kendi yöneticilerini konumlandırmak için bir yönetim kurulu oylaması başlatıyor. Starboard’dan Jeff Smith satış sürecinin çok yavaş olması ve ortak çıkarların belirlenememesi nedeniyle kamuoyundan sürekli eleştiri aldığını, tekrar güven sağlamak için yeni bir yönetim kuruluna ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.

Apple Watch onu da bitirdi

1
Pebble hafızalara hem Kickstarter’da kullanıcılardan sağladığı 26 milyon dolarlık dev fonla hem de eli yüzü düzgün ilk akıllı saat olmasıyla kalmıştı. Çelik kasalı Steel ve renkli ekranlı Time modelleri bu başarıya başarı ekledi. Ancak Apple Watch geldi ve büyü bozuldu. Her ne kadar 2013 yılından bu yana satılan 1 milyonun üzerinde akıllı saat başarıyı simgelese de, sadece 2015 yılında satıldığı tahmin edilen 10 milyon Apple Watch’un yanında oldukça sönük kalıyor. Pebble da devler liginde mücadele etmeye çalışan ve zorluk çeken her startup gibi kendini farklı bir alanda konumlandırma kararı aldı.

Pebble fitness bilekliği yapacak

Bugüne kadar akıllı saatleriyle tanıdığımız şirket artık yoluna fitness aksesuarlarıyla devam edecek. Diğer bir deyişle “Kickstarter şampiyonu” artık Apple’ın değil, FitBit’in rakibi olacak. Elbette burada akla ilk olarak şu soru geliyor: Fitness bileklikleri alanında Fitbit’in bileğini bükmek kolay mı? Biz bilmesek de, Pebble bu soruya tatmin edici bir yanıt bulmuş olsa gerek. Akıllı saatlerden akıllı bilekliklere geçişin bedeli ise yüzde 25 oranında bir küçülme ve 40 kişilik personeli kapsayan işten çıkarma oldu. Bu zor kararı veren CEO Eric Migicovsky, Tech Insider’a yaptığı açıklamada Silikon Vadisi yatırımcılarının cebindeki akrebi suçlarken, gelecek 5 ila 10 yıl arasındaki dönemde giyilebilir teknoloji alanındaki vizyonlarına güvendiklerini belirtti. Amazon ile kurduğu stratejik iş ortaklığı, Pebble’a Hindistan bileti sağlayacak. Özellikle giriş seviye ürünlerin rağbet gördüğü Hint pazarında uygun fiyatlı ürünler satmak bakalım bu iyi niyetli girişimin Silikon Vadisi’nde göremediği maddi desteği sağlamasına yetecek mi.

Google Glass 2 tefecide rehin kaldı!

0
Google’ın ilk akıllı gözlük denemesi geçtiğimiz yıl fiyaskoyla sonuçlanmıştı; buna rağmen şirket Google Glass tasarlamaktan vazgeçmiyor. Bu kez şirketler için endüstriyel amaçlarla geliştirilen yeni akıllı gözlük öyle bir yerde görüldü ki, kazara barda unutulan piyasaya çıkmamış iPhone modellerini bile geride bıraktı. Tasarım açısından ilk modelden farklı olmamasına karşın, fonksiyonları profesyonel kullanıma yönelik olması planlanan “Google Glass 2”, Kaliforniya’daki bir rehin dükkanında (bizdeki adıyla tefecide) ortaya çıktı. Borç karşılığı bu cihaza sahip olduğu tahmin edilen Redwood City’deki dükkanın sahibi Frank Romero, ürünü eBay’de listeleyince 20 bin dolara kadar yükselen teklifler karşısında neye uğradığını şaşırdı.

Romero: Google Glass 2 olduğunu bilmiyorduk

Elbette “gerçek mal sahibi” olan Google konuya hızlıca el attı ve şirket yetkilileri Romero ile iletişime geçerek ürünü almak istedi. Konuyla ilgili oldukça ketum davranan Google, Romero’ya da sessizlik yemini ettirmiş olacak ki rehin dükkanı sahibi de detay vermekten kaçınıyor. Bu nedenle Google herhangi bir ödeme yaptı mı yoksa kanuni yaptırım mı uyguladı şimdilik bilemiyoruz. Ürünü eBay’e koyarken bir sonraki nesil Glass modeli olduğunu fark etmediklerini itiraf eden Frank Romero’nun BusinessInsider’a yaptığı açıklama ise şu şekilde: “Google bizimle irtibata geçti, ürünü onlara geri iade etmekten mutluyuz. Geri kalan her şey şirketle aramızda kalmalı. Hikayenin geri kalanını istediğinizi biliyorum ancak bizim için önemli olan tek şey, bu cihazın Google’a ait olduğunu öğrendiğimizde onun emin ellere dönmesini sağlamaktı.”

Clash of Clans ne kadar kazanıyor?

1
Basit bir mobil oyun geliştirip Clash of Clans gibi voliyi vurmak, karikatürlere bile konu olan, milenyum kuşağının en büyük hayalidir. Oysa pazarlama şirketi Swrve tarafından yayınlanan yeni rapora göre bu hayali gerçeğe dönüştürme şansı binde bir bile değil. Mobil kullanıcıların harcama alışkanlıklarına ışık tutan araştırmada Şubat ayı boyunca oynaması ücretsiz olan 40 oyunu ve 20 milyonun üzerinde kullanıcıyı değerlendiren şirket, oyuncuların sadece yüzde 0,19’unun oyuna para harcadığını ortaya çıkardığı. Diğer bir deyişle free-to-play modeliyle oyun geliştirenler, her bin kullanıcının ikisinden bile para kazanamıyor. İndirdiği F2P oyunları hiç para ödemeden oynayan yüzde 99,81’lik dev bir kitle bulunuyor. clash of clans

Oyuncudan kazanamayınca: “Şimdi reklamlar”

Elbette mobil geliştiriciler için tek gelir kaynağı doğrudan oyuncudan alınan ücretler değil. Candy Crash veya Flappy Bird gibi hiçbir ücret ödemeden aylarca oynayabileceğiniz yapımlar, sık aralıklarla reklam görüntülüyor ve buradan da kayda değer bir gelir elde ediyor. Yine de oyunların asıl hedeflediği kitleden sadece yüzde 0,19 oranında maddi dönüş sağlamak motivasyon kırıcı olsa gerek. Üstelik bu “binde 1,9’luk” kitlenin aylık harcama sıklığı da umut vadedici türden değil. F2P oyunlara para ödeyen bu küçük kullanıcı topluluğunun yüzde 64’ü ayda sadece bir defa oyun içi satın alım yapıyor. Ayda beş ya da daha fazla kez ödeme yapan grup ise yüzde 6,5 ile sınırlı. Binde 1,9’u yüzde 6,5 ile çarpınca ortaya çıkan oran milli piyangonun size çıkma ihtimaline oldukça yakın. flappy bird

İşin sırrı: milyonlarca mobil oyuncu

Mobil uygulama mağazalarında “en çok ciro yapanlar” sekmesine girdiğinizde, ilk beş uygulamanın Clash of Clans, Mobile Strike, Game of War gibi oynaması ücretsiz oyunlar olduğunu göreceksiniz. Bu tabloyu sağlayan ise bu oyunları milyonlarca kullanıcının oynaması. 10 milyonun üzerinde oyuncusu olan bir F2P oyun için “binde biri” bile baz alsanız ortaya her ay ödeme yapan on binlerce kullanıcı çıkıyor. 10 milyar dolarlık mobil oyun sektörünü binde bir alım yapan bir kullanıcı kitlesi büyütebilir mi? Swrve yıldan yıla büyümenin yeterli olmadığına dikkat çekiyor ve geliştiricilerin ayakta kalabilmek için oyun içi satın alımlara daha fazla odaklanması gerektiğini belirtiyor. Bizim gönlümüzden mobil uygulama mağazalarının reklam yığılı ve sürekli para isteyen F2P oyunlar yerine, bir defa ücretini ödeyip sonrasında gönlümüzce oynayabildiğimiz eski tip iş modeline dönülmesi yatıyor. Ancak bir yandan sürekli artan mobil oyuncu kitlesi, öte yandan reklam gelirleri ile bunun gerçekleşmesi oldukça zor.

Google gözünü buluta dikti

1
Veri merkezi analisti John Dinsdale geçtiğimiz hafta Google Cloud Platform’un, bulut altyapısı pazarında Amazon Web Services (AWS) ve Microsoft Azure’un halen çok gerisinde olduğunu açıklamıştı. Oysa bunu gözlemlemek için uzman bir analist olmaya gerek yok. Halihazırda Google’ın dünya genelinde dört bölgede bulut altyapısı bulunuyor: İkisi ABD sınırları içinde, biri Batı Avrupa’da, diğeri ise Asya’da. Buna karşın AWS 12, Microsoft ise 22 farklı konumda bulut sunucularını barındırıyor. Bahsi geçen dağılım bir ölçüde pazar paylarına da yansıyor. Bulutun dört atlısı; AWS, IBM, Microsoft ve Google’ın bulut pazarında farklı dağılımları bulunuyor. Synergy Research Group araştırmasına göre AWS yüzde 31 ile açık ara liderliğini korurken, Microsoft yüzde 9, IBM yüzde 7 paya sahip. Google ile halen yüzde 4 ile yetinmek durumunda.

Google Cloud Platform için 12 yeni bölge

Bulut yarışında sonunculukla yetinmek istemeyen Google, önümüzdeki iki yıl içinde (2017 sonuna kadar) Cloud Platform’un dünyanın dört bir yanında 12 yeni bölgede daha faaliyete geçeceğini açıkladı. Bunun anlamı, Google 12 yeni veri merkezi daha açacak. Şirketin resmi blogunda yapılan açıklamaya göre ilk iki veri merkezi ABD’nin Oregon bölgesinde ve Japonya’nın başkenti Tokyo’da bu yılın sonunda devreye alınacak. Geri kalan 10 veri merkezi ise 2017 yılı boyunca çeşitli bölgelerde bulut altyapısına destek sağlayacak. Google bu veri merkezleriyle Gmail, Arama ve Haritalar’ın yanı sıra diğer Google Cloud Platform hizmetlerinin de yükünü karşılıyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Google Cloud Ürün Müdürü Varun Sakalkar, “Yeni bölgelerde veri merkezi yatırımları yaparak, Cloud Platform kullanıcısı şirketlerin, kendi müşterilerine daha yakın servis ve uygulamaları kurmalarını, daha az gecikme ve daha iyi tepki süreleriyle çalışmalarını sağlamak istiyoruz” dedi. Google 10 yıl kadar önce sıfırdan inşa ettiği Android platformu ile “geç kaldığı” mobil pazarda bugün en büyük iki oyuncudan biri. Bakalım aynı senaryo önümüzdeki yıllarda bulut pazarında da tekrarlanacak mı.

Apple Pay’i bilgisayarda kullanır mısınız?

0
Apple Pay mobil cüzdan sektöründe yıkıcı bir değişim yapmanın yollarını arıyor. Sektöre yakın kaynaklar, Apple’ın internet tarayıcılarına özel bir teknoloji üzerinde çalıştığını ve şimdiden potansiyel iş ortaklarıyla görüşmelerin başladığını belirtiyor. Re/Code tarafından paylaşılan bilgilere göre yıl sonuna kadar yayınlanması planlanan bu teknoloji Apple’ın kendi web tarayıcısı olan Safari ile sınırlı olacak. Ayrıca mobil cüzdanını internette dolaşırken kullanmak isteyenlerin Touch ID destekli bir iPhone kullanması gerekecek ki iPhone 5 ve sonrasında çıkan modeller bu kategoriye giriyor.

PC için Apple Pay mümkün mü?

Dedikodu kazanını biraz daha karıştırdığımızda ise ortaya daha ilginç bilgiler çıkıyor: Apple Pay aynı dönemde masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda da kullanıma açılabilir. Henüz bu söylentiyle ilgili yeterince detay yer almasa da, Apple’ın bir sonraki MacBook modellerine Touch ID parmak izi tanıma teknolojisini ekleyecek olması ihtimalleri güçlendiriyor. Tabii bu durumda mobil cüzdanın masaüstü yolculuğu sadece Mac ve MacBook kullanıcılarıyla kısıtlanabilir. Peki, siz Apple Pay’i bilgisayarınızda kullanır mıydınız? Araştırmalar, ödeme teknolojileri için bilgisayar platformunun gayet ideal bir hedef olduğunu gösteriyor. Çünkü internette dolaşmak ve ürün seçmek için mobil cihazlarımızı kullansak da, iş satın alma işlemine gelince halen geleneksel masaüstü ve dizüstü bilgisayarları tercih ediyoruz. Apple’ın yaz mevsiminin başında düzenleyeceği WWDC etkinliğinde bu konuya ışık tutması bekleniyor. Konuyla ilgili detaylar netleştikçe TechInside okurlarıyla paylaşmaya devam edeceğiz.

God of War ve Uncharted telefonlara gelebilir!

0
Sony Japonya’daki mobil oyun pazarını tamamen Nintendo’ya bırakmak istemiyor; yeni kurduğu ForwardWorks adlı şirket de bunun en büyük kanıtı. Japon elektronik ve eğlence devi, eğlence sektöründeki tüm çalışmalarını -PlayStation dahil- Sony Interactive Entertainment adı altında birleştireceğini henüz bu yılın ilk ayında duyurmuştu. Şimdi ise bir başka eğlence odaklı şirkete hayat veriyor. ForwardWorks, Sony çatısı altında tıpkı Sony Interactive Entertainment gibi 1 Nisan itibarıyla faaliyete geçecek taze bir şirket. Bu şirkette yıllardır PlayStation ile sağlanan bilgi birikimi, Japonya ve genel olarak Asya pazarına kaliteli mobil oyunlar sunmak için kullanılacak. Açıklamaya göre “sayısı PlayStation oyunu ve onlarla özdeşleşen karakterler” kullanılarak yeni yapımlar geliştirilecek. Şirketin başına ise Sony Tokyo Başkanı Atsushi Morita getirildi.

ForwardWorks hangi oyunları geliştirebilir?

Biz buradan, başta Uncharted serisinin esas oğlanı Nathan Drake olmak üzere Rachet and Clank ve hatta şansımız yaver giderse God of War ile tanıyıp sevdiğimiz asabi savaşçı Kratos’u yakın gelecekte iPhone ve Android telefonlarda görebileceğimizi anlıyoruz. Elbette bunun için önce ForwardWorks’ün bu oyunları geliştirmesi, ardından Asya pazarının ötesine geçerek Batı’ya da servis etmesi gerekiyor. Sony yetkilileri, ForwardWorks’ün ilk oyunlarının ne zaman piyasaya sürüleceğini henüz duyurmadı. Ancak Nintendo’nun da önümüzdeki iki yıl içinde sağlam bir mobil planı olduğunu göz önünde bulundurursak, “şimdi Japonya’da olmak vardı” dememek için kendimizi zor tutuyoruz.

HP Enterprise, Oracle ile mahkemelik oldu

1
Her şey Oracle’ın 2010 yılı başında Sun Microsystems’i satın alarak, HP ile donanım pazarında doğrudan rekabete girmesiyle başladı. Eski ortaklar o günden bu yana sadece duruşma salonlarında bir araya geliyor. HP’den olaylı bir şekilde ayrılan eski CEO Mark Hurd’ün Oracle tarafından işe alınması ise iki şirket arasında zaten limoni olan ilişkiye tuz biber ekti. Şimdi ise iki şirket arasındaki hukuk mücadelesinde yeni bir perde açılıyor. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında HP Enterprise (HPE) ve HP Inc. adında iki ayrı şirkete bölünen Hewlett Packard, bilgisayar ve yazıcı işini; kurumsal donanım, yazılım ve servis işlerinden ayırmış oldu. Büyük ölçekli şirketlere kurumsal teknolojiler satan HP Enterprise’ın, davacının iddiasına göre Oracle’a ait Solaris işletim sistemi için şirketlere üçüncü parti yazılım desteği sunan TERiX Computer Company ile ortak çalışması dava dosyasında gerekçe olarak geçiyor.

Oracle servis gelirlerini bölüşmek istemiyor

Oracle’ın gelir kapılarının en büyüğünü, kendi yazılımları için sunduğu yazılım ve servis desteği oluşturuyor. Dolayısıyla kendi sunduğu hizmetleri daha ucuza şirketlere sağlayan üçüncü parti şirketleri pazarda kesinlikle istemiyor. Daha önce de TERiX’i ve diğer benzer şirketleri dava etmiş, son olarak Haziran ayında mahkeme TERiX’in 57,7 milyon dolar tazminat ödemesinde karar kılmıştı. BusinessInsider Oracle’ın aynı senaryoyu SAP ile de yaşadığını hatırlatıyor: SAP’nin TomorrowNow adlı bir üçüncü parti destek sağlayıcıyı satın almasının ardından yıllarca mahkeme kapılarını aşındıran iki rakip, 2014 yılında SAP’nin Oracle’a 356,7 milyon dolar tazminat ödemesini kabul etmesiyle uzlaşmıştı. HP Enterprise’ın TERiX ile ortak çalıştığına ilişkin bulgulara daha önce açılan TERiX davası sürecinde eriştiklerini belirten davacı taraf, “Bizim yazılımımızı kendi finansal kazançları için yanlış şekilde kullanan şirketlerin peşinden gitmeye devam edeceğiz” açıklamasını yaptı. HPE tarafı konuyla ilgili açıklama yapmazken, kurumsal teknoloji dünyasının iki devi arasındaki bu davanın da uzun soluklu olacağını tahmin etmek güç değil.

Firefox OS yola Nesnelerin İnterneti ile devam edecek

0
Mozilla’nın Bağlantılı Cihazlar (Connected Devices) ekibi ilk kurulduğunda hedef Firefox OS ve onu baz alarak çalışacak telefonların makul koşullar çerçevesinde pazara sunulmasıydı. Aradan geçen birkaç yıl ve etki bırakmayan fuarlar sonrasında geçtiğimiz Aralık ayında Firefox mobil cihaz defterini kapattı. Firefox OS adını verdiği kendi işletim sistemini ise parçalara ayırıp Nesnelerin İnterneti gibi yükselen teknolojilerde tekrar değerlendirecek. Peki, Bağlantılı Cihazlar ekibi çalışanları ne olacak? The Verge haberine göre bu ekibin bir kısmı işten çıkarılıyor. Mozilla’da Bağlantılı Cihazlar bölümünden sorumlu başkan vekili olarak çalışan Ari Jaaksi, ekibin küçük bir kısmının işten çıkarılacağını, geri kalanının ise Mozilla içinde farklı projelerde değerlendirileceğini belirtiyor. İşletim sistemi ise şimdilik TV üzerinde online yayın izlemeye yarayan cihazlar, router’lar ve klavyeye gömülü bir Raspberry Pi bilgisayar ile yoluna devam edecek gibi görünüyor. Teknoloji startup kültürünü şirket politikası haline getirmeye çalıştıklarını belirten Mozilla yetkilisi, bu amaçla pek çok farklı proje için küçük küçük bütçeler ayırdıklarını ve gelecekte de ürün geliştirmede bu stratejiyi sürdüreceklerini söylüyor.

TÜSİAD’dan Endüstri 4.0’ın ardından şimdi de “Mobil Sağlık” raporu

0
Türkiye’de iş dünyasını temsil eden en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan TÜSİAD, teknolojiyle iş dünyasını birleştiren konuları ele almayı sürdürüyor. Geçen hafta Boston Consulting Group ile detaylarına bu haberimizden ulaşabileceğiniz “Türkiye’nin Sanayi 4.0 Dönüşümü” başlıklı raporu paylaşan TÜSİAD’ın gündeminde bu kez sağlık sektörü ve “Mobil Sağlık” vardı. “Sağlığa Yenilikçi Bir Bakış Açısı: Mobil Sağlık” başlıklı rapora dair detayları düzenlediği bir toplantıyla duyuran TÜSİAD, raporda dünyada mobil sağlığın gelişimini ve mobil sağlık uygulamalarını etkileyen teknolojik faktörleri ele alırken; mobil sağlıktan Türkiye’de etkili bir biçimde faydalanmak amacıyla politika önerileri sunuyor. Mobil teknolojilerin kullanımının giderek arttığı günümüzde, sürdürülebilir bir sağlık sisteminde mobil sağlığın yeri, mobil sağlığın sunduğu fırsatlar, mobil sağlık uygulamalarının yaygınlaşması ve sağlık sistemine yerleşmesi için yol haritasının ne olması gerektiği ile kamu ve özel sektörün, üniversitelerin rollerinin masaya yatırıldığı toplantıda sonuçları açıklanan rapor, Türkiye’nin bu alandaki konumunu da ortaya koyuyor. TUSIAD_MobilSaglik Mobil sağlığı etkileyecek faktörler Raporda öne çıkan başlıklardan biri, mobil sağlığı etkileyecek faktörler olarak ele alınıyor. Bu başlık altında nesnelerin interneti, bulut bilişim, büyük veri, oyunlaştırma (gamification), taşınabilir tıbbi cihazlar ile giyilebilir teknolojilerin her biri ayrı alt başlıklar altında değerlendiriliyor. TÜSİAD Sağlık Çalışma Grubu ile ODTÜ Öğretim Görevlisi ve BeWell ve b-wise Kurucu Ortağı Dr. Cenk Tezcan tarafından hazırlanan raporda hangi teknolojinin nasıl kullanıldığına dair güncel örneklere de rastlamak mümkün. Örnekler arasında Medtronics, Microsoft ve Ford’un, içinde keton dedektörü olan ve diyabetli sürücüyü gerektiğinde uyaran bir araba üzerinde yürüttüğü çalışmalar gibi ilginç uygulamalar da yer alıyor. Kişisel sensörlerden toplanan verilerden elde edilecek tıbbi bilginin önümüzdeki 10 yılda oldukça artacağına değinilen raporda, bu alanda bulut bilişim teknolojilerinin rolüne de değiniliyor. Bu verileri kullanan araştırmacı ve bilim adamlarının, daha geniş ölçeklerde örneklem yaparak veya yeni sonuçlar çıkararak hasta tedavilerini iyileştirilebileceğine dikkat çekilirken, sağlık verisinin potansiyelini artırmanın verimlilikte artış sağlayacağına değiniliyor. Yine aynı bölümde ABD’nin sağlık sektöründeki bulut bilişim uygulamalarıyla 2024’e kadar 300 milyar dolarlık bir tasarruf sağlamayı hedeflediğinin de altı çiziliyor. Toplam 115 sayfalık bu kapsamlı raporun tamamını bu linkten indirebilirsiniz.

EMC’den flash depolama ile saniyede 10 milyon işlem

0
EMC Corporation, flash depolamada önemli bir atılım yapan EMC DSSD D5’i piyasaya sunuyor. Yeni bir flash depolama kategorisi olan Kabin Ölçekli Flash’in ilk örneği olan DSSD D5, hem standart hem de mümkün olan en düşük gecikme süresiyle son derece yüksek performans seviyeleri gerektiren yeni nesil veri yoğun uygulamalar için tasarlanan tamamen yeni bir mimari olarak öne çıkıyor. DSSD D5, genetik dizilim hesaplamaları, dolandırıcılık tespiti, kredi kartı kimlik doğrulaması ve gelişmiş analiz gibi uygulamaları on kata kadar hızlandıran gerçek sonuçlarla performansı yeni boyutlara taşıyor. EMC’nin oyunun kurallarını değiştirecek yeniliği görerek DSSD’yi 2014’te satın aldığını hatırlatan EMC Doğu Avrupa, Afrika ve Ortadoğu Bölge İş Geliştirme Müdürü Gökçe Öztürk, “Bugün piyasaya güçlü, test edilmiş bir ürün sunarak bilinen flash dünyasını değiştiriyoruz ve EMC’nin halihazırda güçlü olan flash portföyünü tamamlıyoruz. DSSD son derece hızlı ve yüksek performans veren bir platform. Yeni Kabin Ölçekli Flash çağında zorlu uygulamalarda önemli iyileştirme sağlayan bu teknoloji, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’deki müşterilerin de ilgisini fazlasıyla çekiyor.” açıklamasını yaptı. Saniyede 100 GB iş üretimi DSSD D5, 48 istemciye kadar son derece yoğun, yüksek performanslı, erişimi son derece kolay ve gecikme hızı son derece düşük bir paylaşılan flash depolama çözümü sağlıyor. D5, her noda 3. Nesil PCIe üzerinden bağlanıyor ve PCI bağlı flash performansı sağlayan NVMe teknolojisini kullanıyor. Aynı zamanda D5, paylaşılan depolamanın faydalarını sağlayan, bilgi işlem sürecinden ayrılmış tek başına kullanılan bir uygulamadır. Sonuçta neredeyse 100 mikrosaniye gecikme, saniyede 100 GB iş üretimi ve 10 milyona yakın IOPS ile yeni nesil performans elde ediliyor. Kabin Ölçekli Flash sistemi olarak DSSD D5 standart kurumsal iş yüklerini hızlandırmak için tasarlanan diğer tüm depolama dizilerinden farklı kullanım durumlarına çözüm sağlıyor. Ultra yüksek performanslı D5 sıfırdan geliştirildi ve şu anda piyasada bulunan diğer depolama seçeneklerinden farklı bir konumda olmasını sağlayan, endüstride ilk kez görülen çeşitli donanım ve yazılım yenilikleri içeriyor. DSSD D5 depolamanın ötesine, son derece yüksek performans ve ölçeklenebilirlik gerektiren yeni nesil uygulamaların dünyasına adım atıyor. Hadoop üzerinde yüksek performans DSSD D5, rakip ürünlere göre 1/25 oranında yer kaplayarak yüksek performanslı Oracle kümelerine dört kat daha fazla hız sağlamak üzere yenilikçi, düşük gecikmeli bir veri yolu üzerinden Oracle gibi mevcut veritabanlarını ve veri ambarı çözümlerini hızlandırıyor. DSSD D5 ile müşteriler birden çok uygulamayı tek bir depolama platformunda birleştirebiliyor ve verilerin birden çok kopyasını, karmaşık dizinlemeyi, karmaşık bölümlendirmeyi ve somutlaştırılan görünümleri ortadan kaldırarak veri ambarlarını sadeleştiriyor. Hadoop iş yükleri için DSSD D5 standart DAS altyapısına göre operasyonel analizleri önemli derecede hızlandırıyor. Bunun yanı sıra müşteriler, bilgi işlem ile depolamayı bağımsız olarak ölçeklendirerek, HDFS’de belirlenen kopyalama faktöründen bağımsız olarak flash üzerine verilerin yalnızca bir kopyasını yazarak flash yatırımlarından maksimum getiri elde edebiliyor. DSSD D5 ile uygulamalar yoğunluk, IOPS ve bant genişliğinden yararlanıyor. DSSD D5’in performans yoğunluğu ayrıca müşterilerin %59’a varan toplam sahip olma maliyeti düşüşü ve tek bir D5 ile veri merkezi boyutunu 28 kat azaltma olanağı sunuyor.

Şirketlerin ofislerdeki ömrü beş yıla indi

0
JLL Türkiye Ofis Kiralama Yardımcı Direktörü Mahir Mermer, genç ve yetenekli çalışanlarını elde tutmak ve verimliliğin düşmesine engel olmak isteyen şirketlerin, maksimum yedi yılda bir ofislerini değiştirmeleri gerektiğini söyledi. Geçtiğimiz 2-3 yıl içinde teknolojinin değişim hızının farklı bir boyuta geçtiğini belirten Mermer, “Buna paralel olarak, ofis kullanım alışkanlıkları ve ofis ihtiyaçları da büyük bir değişim geçirdi. Beş yıl önce çok yenilikçi ve teknolojik bir ofiste çalıştıklarını düşünen çalışanlar, artık ofislerinin eskimeye başladığı ve eski teknoloji kaldığı görüşünde. Bu nedenle, 5 yıl önce yeni bir ofise taşınan şirketlerin yüzde 30’u bugün yeni bir ofis arayışı içinde bulunuyor” dedi. JLL’nin geçtiğimiz yıl Dünya Yeşil Bina Konseyi işbirliği ile gerçekleştirdiği “Ofislerde sağlık, refah ve verimlilik” araştırmasını anımsatan Mahir Mermer, “ABD’de, duygusal ve fiziksel olumsuzluklar nedeniyle, çalışan başına işe gitmeme oranı özel sektörde yüzde 3, kamuda ise yüzde 4 seviyesinde bulunuyor. Bu oranlara göre işverenler, işe gelmeyen her çalışan başına yılda ortalama 2 bin 300 dolar kaybediyor. Ek olarak, Harvard Business Report da mutlu çalışanların ortalama olarak yüzde 31 oranında daha üretken, satışlarının yüzde 37 daha yüksek ve yaratıcılıklarının da üç kat daha fazla olduğuna dikkat çekiyor” diye konuştu. Y kuşağı çalışanların iş başvurusu yaptıkları şirketin adı ve marka algısı kadar sunduğu çalışma ortamına da dikkat ettiklerini söyleyen Mahir Mermer, “Diğer yandan, ofis değişikliği, belli bir süre aynı yerde çalışmış ve artık pas tutmaya başladığını düşünen, ‘konfor alanı’ndan kurtulmak isteyen çalışanların şirkette kalmasını sağlayan en büyük etkenlerden biri. Ofis değişikliği çalışanların şirketteki ömrünü etkileyici bir şekilde uzatıyor. Şirketler böylece kalifiye çalışanlarını yanlarında tutabiliyor” dedi. Mermer’e göre, şirketler, ofislerini değiştirerek çalışanların iyi hissetmelerine yardımcı olmayı, yaşadıkları fiziksel olumsuzlukları mümkün olan en düşük seviyeye çekmeyi amaçlıyor. “Sonuç olarak, yöneticiler de tüm bunların hem üretkenliği hem de satışları etkilediğinin farkındalar. Özellikle 2000’li yıllardan önce daha az bina vardı. İyi diye nitelendirilen binalar ise inşaat firmalarının yöneticileri ve mimarların tercihleri yönünde geliştirilmişti. Bu yüzden şirketler bunlardan birini tercih etmek zorunda kalıyordu. Günümüzde şirket ve çalışanlarının ihtiyaçlarına göre şekillenmiş çok daha fazla seçenekleri var. Örneğin eskiden ısıtma-soğutma sistemleri, yükseltilmiş döşeme, asma tavan önemli değilken, bunlar artık olmazsa olmaz kriterler haline geldi” diye konuşan Mahir Mermer sözlerine şöyle devam etti: “Zamanı geldiğinde önlem almayan, değişikliğe gitmeyen, değişikliğe giderken genç çalışanlarının görüşlerini almayan şirketler hem ellerindeki genç ve yetenekli çalışanları kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor hem de verimlilikten uzak çalışma şartlarına mahkum oluyor. Kimi şirketler, ofislerin işlerine ve iş yapma biçimlerine olan bu etkisinin uzun süre farkına bile varamıyor. Tüm bu sebeplerden ötürü, belirgin bir şekilde ihtiyaç duyulmasa bile, belli aralıklarla ofis değişikliğinin yapılması gerektiğine inanıyorum.”

Uber’i hack’leyene 10 bin dolar

1
Faaliyet gösterdiği pek çok ülkede taksicilerin ocağına incir ağacı diken Uber, bir güvenlik açığı nedeniyle 50 bine yakın sürücünün kişisel bilgilerini savunmasız bırakalı bir yıl oldu. Araç tahsis servisi bu bir yılda dersine çalıştı, ödevlerini yaptı ve bir sonraki sınava hazır. Öyle ki, web sitesine ve mobil uygulamalarına son derece güvenen servis, kendi dijital varlıklarında bir hata avı başlattı. İyi bir yazılımcı olduğunuza inanıyorsanız, bir süre bu sayfaları favorilere ekleyebilirsiniz çünkü bahsi geçen ödüller yabana atılmayacak türden. Şirkete ait dijital platformlarda XSS, SQL enjeksiyon, yeniden yönlendirme açığı, RCE ve diğer güvenlik açıklarını tespit edebilirseniz, 3 bin dolardan başlayıp 10 bin dolara kadar çıkan nakit para ödülü sizin olabilir. Hata avı hem ana sayfayı hem de servise ait mobil uygulamaları kapsıyor. Geliştiricilerin çalıştığı sayfayı bile gözden geçirebilirsiniz. HackerOne üzerinde de paylaşılan hata avının geçerli olduğu mobil ve online platformlar ise şu şekilde:
https://*.uber.com/ https://*.dev.uber.com/ http://petition.uber.org http://ubermovement.com iPhone Sürücü Uygulaması iPhone İş Ortağı Uygulaması Android Sürücü Uygulaması Android İş Ortağı Uygulaması
Katılmak için gerekli detaylar ve tam olarak neler aramanız gerektiğini anlatan dokümantasyon ise bu sayfada yer alıyor.

Veri güvenliği değil, hız istiyoruz

1
Yeni bir akıllı telefon alırken üç kişiden biri performansa, öteki fiyata bakıyor, veri güvenliği için endişe eden yok. Mobil cihazında sadece on kişiden biri güvenliğe öncelik veriyor. Reuters ve Ipsos tarafından bu ay gerçekleştirilen ankete katılan yaklaşık 1700 Amerikalı, Apple ve FBI arasında devam eden şifreleme ve mahremiyet mücadelesini aslında kimsenin önemsemediğini gözler önüne serdi. Anket sonucu yayınlanan rapora göre her on kullanıcıdan sadece biri yeni telefonunda en önemli özellik olarak güvenliği seçiyor. Performans ve fiyat ise öncelik sırasında her biri yüzde 30 ile birinci sırada geliyor.

Apple FBI ile veri güvenliği için boşa mı uğraşıyor?

Güvenliğin bu kadar gözardı edilmesinin esas sebebi ise, yine aynı ankete göre, son kullanıcıların büyük oranda verilerinin korunduğuna inanması. Zira ankete katılanların yüzde 60’ı Apple’ın verilerini koruduğuna inanıyor. Üstelik Google, Amazon ve Microsoft’a bu konuda güven oranı daha da yüksek. Sadece yüzde 40’lık bir kesim, listede yer alan şirketlerin hiçbirine veri güvenliği konusunda güvenmediğini belirtiyor. Veri gizliliğinin önemi konusunda tüketici tarafında yeterince farkındalık oluşmadığına dikkat çeken anketin sonuçları, özel şirketlerin dünyanın dört bir yanında sık sık devletlerle papaz olmasını nasıl etkileyecek merak ediliyor. Anlaşılan son kullanıcı için önemli olan hangi telefonun verilerini güvenle sakladığı değil; hangisinin Android N güncellemesi alacağı ya da hangi modelin ikinci elde değerinin düşmeyeceği…

Kariyere değil, mutluluğa odaklanın

0
Kariyer günlerinde bir araya geldiğiniz insanlar genelde ne kadar çok çalıştıklarından, nasıl verimli bir ofis canavarı olduklarından bahseder. Biz de bunu kişisel doyumla eşleştirip, neticesini mutluluğa yorarız. Oysa araştırmalar bunun tam tersini söylüyor. HBR yüzlerce mutluluk araştırmasının sonucunda mutlu çalışanların yüzde 31 oranında daha üretken olduğunu, yüzde 37 oranında daha fazla satış yaptığını ve üç kata kadar daha kreatif çalışabildiklerini söylüyor. Yani başarı mutluluğu değil; mutluluk başarıyı getiriyor. The Book of Awesome (Muhteşemliğin Kitabı) ve The Happiness Equation (Mutluluk Denklemi) adlı bestseller kitapların yazarı, TED konuşmacısı Neil Pasricha da bu araştırmayı doğrular nitelikte tavsiyelerde bulunuyor. “Mutluluk uzmanı” olarak tanınan yazarın Fast Company’de yer alan derlemesine göre her gün 20 dakika ayırarak bu dört etkinliği alışkanlık haline getirmek, daha mutlu olmamıza ve kariyer başarısına zemin hazırlıyor:

Yürüyüşe Çıkın

“Tebrikler Einstein, şeytanın aklına gelmezdi!” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak bu öneriyi hemen kulak arkası etmeyin, zira bu sefer elimizde önemli araştırmalar var. Pensilvanya Devlet Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan araştırmaya göre, haftada üç defa 20 dakikalık yürüyüşlere çıkan insanlar, antidepresan kullanan ve hem yürüyen hem antidepresan kullanan bireylere göre mutluluk skalasında daha iyi puanlar aldı. Kendinizi iyi hissetmeniz için ağır egzersizlere gerek yok, haftanın üç günü yirmişer dakikalık yürüyüşler iyi bir başlangıç olacaktır. yuruyus kariyer

Gününüzü gözden geçirin

Zorlu günlerden geçiyor olsak da, her gün mutlaka pozitif etki bırakacak bir deneyim yaşıyoruz. Pasricha bu olumlu deneyime odaklanmamızı öneriyor. Her günün bitiminde o gün yaşadığınız bir iyi deneyimini 20 dakika boyunca bir yere yazmanız, daha mutlu olmanızı sağlıyor. Yazara göre bu tecrübeyi sadece aklımızda tutmaz, kağıda dökersek, mutluluğa etkisi üç kat artıyor: Tecrübeyi yaşarken, yazarken ve daha sonra okurken kendimizi iyi hissediyoruz. Aynı çalışmayı haftalık bazda da yapmayı ihmal etmeyin.

Hayır ve hasenattan çekinmeyin

Bir hafta içinde rastgele yapacağınız beş iyilik, sizi egzersizden daha fazla mutlu edecektir. Birine kahve ısmarlayın, bir başkası için kapıyı tutun, yaşlı teyzelerin karşıdan karşıya geçmesine yardımcı olun, hatta kendinizi gerçekten hayırsever hissetmek istiyorsanız mesai çıkış saatinde metrobüste bir başkasına yer verin! Pasricha’ya göre hayır işlemenin mutluluğa katkısı, bu işlerin kendimiz hakkında iyi hissetmemizi sağlamasından kaynaklanıyor: “Biri için kapıyı tuttuğumda kendimi iyi hissederim, kendimle gurur duyarım ve bu beni mutlulukla doldurur.”

Meditasyon yapın

Filmlerde gördüğünüz o tuhaf sahneyi canlandırmanıza gerek yok. “Gözlerinizi kapatın ve sessizce oturun, derin nefes alıp verin. Bu sayede alın korteksinizdeki aktiviteyi artırırsınız. Bu bölge beyinde dikkat ve odaklanmadan sorumludur.” Yazar sadece 20 dakika bu şekilde dinlenmenin dikkat dağınıklığının önüne geçtiğine ve böylelikle günün geri kalanında daha verimli çalışmanızı sağladığına dikkat çekiyor. Eğer bu şekilde dinlenmekte zorluk çekiyorsanız, meditasyon için Headspace gibi bir uygulamadan faydalanabilirsiniz.

Silikon Vadisi’nde bir yıldız daha kaydı

0
Silikon Vadisi bugün eski Intel CEO’su Andy Grove’un yasını tutuyor. Esasen Grove’u sadece “Intel CEO’su” olarak anmak, teknoloji dünyasına 50 yıla yakın süredir yön veren, başarılarla dolu geçen bir iş hayatına haksızlık olabilir. Öyle ki, 2011 yılında hayata veda eden bir diğer idol, Steve Jobs dahi sık sık Grove’un akıl hocalığına başvuruyordu. Özellikle kanserle mücadele ettiği son döneminde, kendisi de bir kanser gazisi olan Grove ve Jobs arasında fikir alışverişleri iş dünyasının dışına taşarak, hayata dair sohbetlere kadar uzanmıştı. Gordon Moore ve Robert Noyce tarafından 1968 yılında kurulan Intel’in bir numaralı çalışanı olarak işe başlayan ve kuruluşundan bugüne sadece Intel’e değil, tüm Silikon Vadisi’ne vizyonuyla yön veren Andry Grove, 1987 yılından 1998’e kadar şirketin CEO’luk görevini üstlendi. Intel’in hafıza yongalarını ikinci plana atıp, mikro işlemci üretimine odaklanmasını o sağladı. Bugün 30 yaşın üstünde olup, 1990’lı yıllarda bilgisayarla tanışmış olanlar için yeri ayrı olan 386 ve Pentium işlemciler Grove liderliğinde piyasaya sürüldü. Donanım pazarının altın çağını yaşadığı bu süreçte, Andy Grove şirketin yıllık gelirlerinin 1,9 milyar dolardan 26 milyar dolara yükselmesini sağladı.

Andy Grove: Silikon Vadisi’nin büyük öğretmeni

Vefat haberi sonrası teknoloji dünyasının liderleri Andry Grove için taziyelerini sosyal medya üzerinden paylaşmayı ihmal etmedi. Bill Gates, Grove’u 20. yüzyılın en büyük iş liderlerinden biri olarak anlatırken, Tim Cook ise merhumun vatanseverlik yönüne övgü dolu sözler sarfetti. Budapeşte doğumlu olan ve Nazi işgalinden kaçarak 1956 yılında ABD’ye göç eden Andy Grove, Kimya Mühendisliği bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra doktorasını 1963 yılında Kaliforniya Üniversitesi’nde yaptı. Yalnızca Paranoidler Ayakta Kalır adıyla Türkçeye çevrilen kitabı, iş hayatında kılavuzluğa ihtiyaç duyanlar için önemli bir kaynaktır.

iPhone ve iPad daha iyi uyutacak

0
Bilgisayar ekranından mavi ışınları azaltıp sarı ışığa geçerek gece karanlığında bilgisayar kullanmayı kolaylaştıran f.lux ile yıllar önce tanıştım ve o günden bu yana akıllı telefonlardan en büyük beklentim benzer bir özelliği sunmalarıydı. Android için ekran ayarlarına müdahale eden pek çok uygulama bulunurken, Apple bu müdahaleye izin vermediği için f.lux ancak jailbreak ile kullanılabiliyordu. Neyse ki yeni yayınlanan iOS 9.3 ile gelen Night Shift özelliği bu açığı kapattı. iOS 9.3’ün en önemli yeniliği olan Night Shift, ekran renklerini gece kullanımına uygun şekilde güncelleyip, mavi ışığı kısarak karanlık ortamlarda gözleri yormayan, uyku kaçırmayan bir kullanım sağlıyor. Coğrafi konumunuzu kullanarak, gece/gündüz dönüşümlerini algılayan özellik sayesinde her defasında tekrar ayar yapmak da gerekmiyor. night shift apple iphone

iOS 9.3 başka neler sunuyor?

Mobil cihazınızı not almak için sık kullanıyorsanız, Notlar uygulamasının artık Touch ID desteklediğini bilmek güven tazeleyecektir. Ayrıca notlarınızı artık güncelleme tarihine göre sıralamanın yanı sıra, alfabetik olarak ya da oluşturma zamanına göre de sıralayabilirsiniz. iPhone üzerinde Notlar uygulamasını açıp telefonu yan çevirdiğinizde, yeni bir görünümle karşılaşacaksınız. Haberler de iOS 9.3’ün ayarlarıyla oynadığı bir diğer uygulama. Haberler artık yeni bir algoritma kullanıyor ve videolar doğrudan akış içerisinde oynatılabiliyor. Güncellemeyle gelen performans iyileştirmeleri ve hata ayıklamalarının yanı sıra, birden fazla Apple Watch cihazı tek bir iPhone’a bağlama özelliği de iki koluna da birer Watch takanları mutlu edecektir.