Avrupa’dan girişimcilik ödülü almak ister misiniz?

0
Artık pek çok girişimcilik ödülünün verildiği bir dünyada yaşıyoruz. Çeşitli STK’lar tarafından verilenler, girişimcilik odaklı lokal ya da uluslararası platformlar… Hemen hepsinin benzer niteliklerde bir ödül programı bulunuyor. Bu ödüllerin veren kurum ve nitelik açısından farklı olanlarından biri ise Avrupa Komisyonu’nun 2006 yılından bu yana düzenlediği “Avrupa Girişimciliği Teşvik Ödülleri”. Bu yılki başvuruların alınmaya başlandığı yarışmaya Türkiye’den katılmak isteyenlerin KOSGEB üzerinden ilerlemesi gerekiyor. KOSGEB, Türkiye’nin yarışma programına dahil olduğu 2011’den bu yana ülkemizdeki aracı kurum olarak yetkilendirilmiş durumda. Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile İzlanda, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’nin dahil olduğu yarışmada her ülkeden iki aday kabul ediliyor. Oluşturulan uluslararası jüri, ülkelerden gelen başvuruları değerlendirerek o yılın kazananlarını belirliyor. Jüride iş dünyası haricinde üniversitelerden temsilciler, Avrupa Komisyonu Başkanlığı’nı yürüten ülke temsilcileri ile bir önceki yıl ödül alan kurum ve kuruluşların temsilcilerinin olduğu 7 kişi yer alıyor. Avrupa Girişimciliği Teşvik Ödülleri’ne yerel, bölgesel vve ulusal kamu kurum ve kuruluşları haricinde KOİ ya da PPP olarak bilinen kamu – özel ortaklıkları ile üniversiteler başvurabiliyor. Toplam 6 kategoride ödüllerin sahiplerini bulacağı organizasyonda ayrıca tüm kategoriler arasında seçilecek en yaratıcı ve en ilham verici girişimcilik uygulaması da Jüri Büyük Ödülü’nün sahibi olacak. Ödül kategorileri Girişimcilik ruhunun geliştirilmesi: Özellikle gençler ve kadınlar arasında girişimcilik ruhunu ve kültürünü oluşturmayı amaçlayan faaliyet ve uygulamalar. Yeteneklere yatırım yapmak: Girişimcilik becerilerinin ve mesleki, teknik ve yönetsel becerilerin geliştirilmesine yönelik uygulamalar. Girişimcilik ortamının geliştirilmesi: İşletmelerin kuruluşunu ve gelişimini desteklemeye, yasal ve idari süreçleri basitleştirmeye ve “önce küçük olanı düşün” prensibini KOBİ’lerin yararına uygulamaya yönelik yenilikçi politikalar ve uygulamalar. İşletmelerin uluslararasılaştırılmasının desteklenmesi: İşletmelerin ve özellikle KOBİ’lerin hem Avrupa içindeki hem de Avrupa dışındaki pazarlarda yer alan fırsatlardan faydalanmasına yönelik teşvik edici politikalar ve uygulamalar. Kaynak etkinliğinin ve çevre dostu pazarların gelişiminin desteklenmesi: KOBİ’lerin çevre dostu pazarlara erişimini destekleyen ve çevreye duyarlı becerilerin geliştirilmesi, eşleştirilmesi ve finanse edilmesi gibi kaynak etkinliğini geliştirmeye yardımcı olan politikalar ve uygulamalar Sorumlu girişimcilik: Küçük ve orta ölçekli işletmeler arasında ortak sosyal sorumluluğu teşvik etmeye yönelik uygulamalar. Aynı zamanda özellikle uzun dönemli işsizler olmak üzere işsizler, yasal göçmenler, engelliler ve etnik azınlıklar gibi dezavantajlı gruplar arasında girişimciliğin teşvik edilmesine yönelik uygulamalar. Yarışma hakkında daha fazla bilgi ve başvuru formu için Avrupa Komisyonu ve KOSGEB‘in sitelerini ziyaret edebilir, geçen yılın kazananlarını görmek için bu dokümanı indirebilirsiniz.

Microsoft ve Google daha güvenli e-posta için çalışıyor

0
Profesyonel iletişimde faksın yerini e-posta alalı bir hayli oldu; öyle ki bir sonraki adım olarak WhatsApp, Slack ve Asana gibi servislerden bahsediyoruz. Buna karşın bir e-postanın göndericiden alıcıya ulaşmasını sağlayan ve Outlook ayarları yapan herkesin SMTP olarak bildiği altyapıyı daha güvenli hale getirecek etkin bir yöntem halen yaygınlaştırılamadı. Uzun zamandır hayatımızda olan SMTP STARTTLS adını taşıyan ve şifreleme katmanı barındıran bir alternatif, hem kendine geniş bir kullanım sahası bulamadı hem de içerdiği noksanlar nedeniyle gerçek bir çözüm sunmaktan aciz kaldı. Bu nedenle günümüzde gönderilen kişisel ve profesyonel e-postaların büyük bölümü halen güvensiz haliyle SMTP’yi kullanıyor. Bu nedenle daha önce sizlerle paylaştığımız ProtonMail gibi servisler büyük önem taşıyor.

Büyük veri ile her bir e-postanın kıymeti arttı

Halen en yaygın iletişim metodu olarak kullandığımız e-postanın bu güvenilmez hali on yıl önce sorun teşkil etmiyordu. Gizlilik ve güvenliğin her şey demek olduğu, kişisel bilgilerin nakitten daha değerli hale geldiği günümüzde ise bu büyük bir sorun ve teknoloji devleri bu soruna çözüm bulmak, güvenli e-posta hayalini gerçeğe taşımak için adeta birbiriyle yarışıyor. Internet Engineering Task Force adını taşıyan oluşum tarafından sunulan yeni öneri ise Google, Yahoo, Comcast, Microsoft, LinkedIn ve diğer şirketlerin mühendislerinin daha büyük bir amaç uğruna iş birliği yaptığını gösteriyor. Geliştirilen bu çözüm, giden sunucuyu taklit ederek ya da SSL’i kırarak iletim halindeki e-postayı değiştirmek veya engellemek isteyen saldırganların önünü kesmeyi hedefliyor.

Güvenli e-posta bu teklifle gerçeğe dönüşecek

TNW haberine göre buradaki amaç, SMTP STS destekleyen bir alan adına e-posta gönderildiğinde, gönderilen adresin şifreleme destekleyip desteklemediğini gönderici tarafından otomatik olarak denetlemek ve geçerli sertifika yoksa gönderimi engellemek. Eğer bu teklif kabul edilirse, yıllardır internette dolaşırken kullandığımız ve arka planda sorunsuz çalışan güvenlik teknolojileri nihayet e-posta kutularımıza da giriş yapmış olacak. Mevcut haliyle bir teklif olarak sunulmuş olmasına karşın, teknoloji ve dijital iletişim dünyasının en büyük şirketleri tarafından desteklenmesiyle gerçeğe dönüşmesi kuvvetle muhtemel olan güvenli SMTP altyapısına geçiş için önce teklifin IETF tarafından gözden geçirilmesi ve onaylanması gerekiyor.

BİMSA: “Microsoft yokken biz vardık!”

0
Kırk yılı aşkın süredir faaliyette bulunan bir BT şirketi olarak BİMSA’nın pek dönüşüme şahitlik ettiğini söylemek mümkün. İnternetin ve iletişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte şirketlerin iş yapış şekilleri ve müşteriyle diyalog kurma yöntemleri büyük değişim yaşadı. Bu süreçte BT sektöründeki oyunun renginin tamamen değiştiğini belirten BİMSA Genel Müdürü Tunç Taşman, “Çok büyük oyuncular pazardan çıktı, bazı büyükler ise daha yeni ve daha küçük oyuncular tarafından satın alındı. Biz her dönüşüm döneminde kendi dönüşümümüzü başarıyla gerçekleştirerek bugünlere geldik” şeklinde global BT dönüşümünün kırk yılına ışık tutuyor. “Mobil teknolojiler, siber güvenlik ve internetin hayatımıza girmesi pek çok şeyi değiştirirken, müşteri beklentisi kırk sene önce BİMSA’nın ilk günlerinden bu yana çok fark göstermedi.” diyen Tunç Taşman, çalıştıkları kurumların iş süreçlerinde kolaylık, verimlilik ve esneklik aradığının altını çiziyor. TechInside için teknoloji sektöründeki dönüşümü yorumlayan Tunç Taşman’ın bu röportajı, BT alanında varlık göstermek isteyenler için de rehber niteliği taşıyor:

Yapay zeka 5 yılda insana yetişecek

0
Toronto Üniversitesi’nde makineler ve yapay zeka üzerine çalışmalarını sürdüren Geoffrey Hinton aynı zamanda Google’da çalışıyor ve son dönemin en popüler kavramlarından olan derin öğrenme için fikir babası olduğu biliniyor. Bu nedenle Hinton’ın yapay zeka ve makinelerin becerileri konusunda yaptığı her açıklama dikkatle takip ediliyor. Yakın zamanda Google DeepMind tarafından AlphaGo karşısında elde edilen zafer esnasında bir röportaj veren Hinton, makinelerin halen insan beyninin becerilerine ulaşmaktan uzakta olduğunu söyledi. “İnsan beyninde, nöronların arasında konumlanan sinaps bağlantılarından (sinir kavşakları) trilyonlarca mevcuttur. Mevcut yapay zekada ise bu bağlantıların eşdeğeri ancak milyarlar seviyesinde ifade edilebilir.” Buna karşın yapay zekanın her yıl geliştiğini de belirten Hinton, makinelerin insan seviyesinde yeteneklere sahip olması için en az beş yıla daha ihtiyaç olduğunu belirtti. “Beş yıl diyorum, çünkü beş yıldan sonrasını öngörmek şu aşamada oldukça güç.”

Yapay zeka insanları korkutmamalı

Son dönemin en popüler konu başlıklarından olan yapay zekanın tehdit olup olmadığı meselesine de değinen Geoffrey Hinton, “Her yeni teknoloji gibi, yapay zeka da kötü niyetli insanlar tarafından kullanılırsa kötü şeylere sebebiyet verir. Burada konu teknolojinin kendisinden ziyade, bu teknolojiyle izlenecek politikalara odaklanmalı: Mesele ‘bu teknolojiyi nasıl kırparız da zararsız hale getiririz?’ olmamalı, mesele ‘bu teknolojinin kötü amaçlarla kullanılmaması için politik sistemimize nasıl çeki düzen veririz’ olmalı” dedi.

Symantec ve Platin Bilişim’den bilgi güvenliği uyarısı

0
Yellow Umbrella… Symantec’in kurumsal rengine atfen düzenlenen siber güvenlik etkinliğine verilen isim. Platin Bilişim ve Symantec Türkiye tarafından Les Ottomans Otel’de gerçekleştirilen etkinlik, veri güvenliği noktasında artık her ölçekten kurumun yatırım yapması gerektiğine dair ipuçlarını içeriyordu. Platin Bilişim, Symantec ve PwC’den yetkili isimlerin çeşitli konularda sunumlar gerçekleştirdiği etkinlikte her kurumun bir veri güvenliği partneri olmasına dikkat çekildi. Platin Bilişim Genel Müdürü Ayhan Bamyacı, bankacılıktan ulaşıma, perakendeden yerel restoranlara kadar pek çok sektörün müşterilerine internet üzerinden ulaşarak hizmet vermeye çalıştığını, ancak bilgi ve iletişim sistemlerinde bulunan güvenlik zafiyetlerinin büyük ölçekli ekonomik zarara, kamu düzeninin bozulmasına, hatta ulusal güvenliğin zedelenmesine risk teşkil ettiğini açıkladı. Symantec Türkiye Ülke Müdürü Ahmet Erensoy ise artan veri kullanımıyla birlikte bilginin, bir kurumun iş sürekliliğini sağlamasında en önemli değerlerden biri olduğuna dikkat çekti. Birçok varlığın kaybedilmesi durumunda telafi etmek mümkünken, bilginin parasal bir karşılığı olmadığına dikkat çeken Erensoy, bu kapsamda kurumların Symantec gibi stratejik veri  güvenliği partnerlerine ihtiyacı olduğunu belirtti. Etkinlikte konuşan bir diğer isim olan PwC Bilgi Güvenliği ve Siber Güvenlik Hizmetleri Müdürü Yaşar Yüzer ise “ISO 27001 Gerçekleri” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi’nin kurumsal yapıyı, politikaları, planlama faaliyetlerini, sorumlulukları, uygulamaları, prosedürleri, prosesleri ve kaynakları içerdiğini kaydeden Yüzeri, bu sistemin sektör gözetmeksizin tüm kurum ve kuruluşlar için uygun bir standart olduğuna değindi. Etkinliğin bitiminde Platin Bilişim Genel Müdürü Ayhan Bamyacı’yla etkinlik detaylarını ve ISO 27001’in önemini; Symantec Türkiye Ülke Müdürü Ahmet Erensoy’la ise Symantec’in yeni yapılanması sonrasındaki yol haritalarını konuştuk. Videoyu sayfamızda ve YouTube kanalımızda izleyebilirsiniz.

Evernote rüya kadroyu tamamladı

1
Chris O’Neill sekiz ay öncesine kadar Google’ın ünlü ileri düzey teknoloji araştırma laboratuvarı Google X’te çalışıyordu, 2015 ortasında Evernote’a transfer oldu. Yerine geçtiği Evernote kurucu ekibinden Phil Libin’in ardından, gelir modeli oluşturma konusunda sıkıntı çeken şirkete yeni bir soluk getirmek için kolları sıvayan O’Neill, ilk büyük adımı geçtiğimiz hafta attı. Dört yıl önce 2 milyar dolarlık pazar değerine ulaşmasına karşın, son iki yılda büyük düşüş yaşayan Evernote’un yönetim kadrosunu birkaç aydır tasfiye eden O’Neill, onların yerine Google, Skype, HP, Logitech ve Microsoft gibi devlerden transferler yaptı. Yeni yönetimde ürün müdürü Erik Wrobel olurken, Çin ekibinin başına Raymond Tang, pazarlamanın başına Andrew Malcolm, teknik operasyonlar için Ben McCormack atandı. Şirketin tasarım çalışmaları Nate Fortin gözetiminde devam edecek ve İK işlerinden ise Michelle Wagner sorumlu olacak.

Evernote için işler rayına girecek mi?

Alınan notları, kaydedilen sesleri ve görüntüleri farklı cihazlar ve oturumlar arasında kolayca senkronize etmeye yarayan bulut tabanlı üretkenlik servisi, ulaştığı 150 milyonun üzerinde kayıtlı kullanıcıya karşın kârlılık sağlamakta güçlük çekiyor. Yatırımcıların hoşnut kalmadığı bu durum, geçtiğimiz yıl daha da kötüye gitti. Yöneticiler ve kilit çalışanların işten ayrılmalarının ardından, dünya genelinde kurulan 10 ofisten 3’ü kapandı ve toplu işten çıkarmalar başladı. Yönetim kurulu flaş bir karara imza atarak yaklaşık 8 ay önce Google X ekibinin önemli üyelerinden O’Neill’ı CEO olarak Evernote’a transfer etti. Bakalım şirket bu “rüya kadro” ile eski günlerine dönebilecek mi.

Domino’s Pizza bu robotlarla dağıtacak

0

Robotların ve yapay zekanın hedefinde yine mavi yakalılar var: Dominos Pizza’nın DRU (Domino’s Robot Unit) adını verdiği bu yeni robotlar, motorlu kuryeleri mazinin tatlı hatıraları arasına gönderebilir.

Askeri seviye bir robotun Marathon Robotics adlı Avustralyalı startup tarafından Domino’s için geliştirilmesiyle üretilen DRU, şirketin devasa GPS verilerini kullanarak mağazadan müşterinin evine kadar sorunsuz biçimde gidip gelebiliyor. Üstelik bu yolculukta kaldırımları ve bisiklet yollarını kullanarak trafiğe bulaşmamaya özen gösteriyor (gerçi çoğu motorlu kurye de bu şekilde yol alıyor).

Üzerinde bulunan sensörler sayesinde engellerin etrafında dolaşabilen ve saatte 20 kilometreye kadar hız yapabilen DRU robotlar kapınıza geldiğinde telefonunuzdan bir güvenlik kodu girmeniz isteniyor. Doğrulamanın ardından robotun üzerindeki kilitli bölme açılıyor ve pizzanızı alabiliyorsunuz. En güzel tarafı mı? Hiçbiri bahşiş beklemiyor!

Önümüzdeki altı ay içinde Avustralya’daki pilot bölgelerde test edilecek olan robotların ülke genelinde yaygınlaşması iki yılı bulabilir. Dünyanın geri kalanında robot kuryelerin ne zaman işe başlayacağı meçhul, ancak Domino’s bu konuda oldukça istekli görünüyor. QZ haberine göre şimdiden birçok global iş ortağıyla çalışmalar başlamış durumda.

Domino’s Pizza böyle bir çalışmaya imza atarsa, rakipleri ve daha genel ölçekte kurye ile iş yapan şirketler seyirci kalmayacaktır. Bu durumda motorlu kuryeliğin geleceğin parlak meslekleri arasında yer aldığını söylemek güç olacak. Domino’s kuryeliği için başvurmayı düşünüyorsanız, vazgeçip KPSS’ye hazırlanmak için şimdi iyi bir zaman.

Toplantı odalarının yeni gözdesi: Logitech Group

0
Logitech denince aklınıza ilk olarak klavye ve fare gelmesi gayet normal. Şirketin Türkiye’deki küçük ama etkin ekibinin başındaki isim, Mustafa Uyar, hafta ortasında Grand Hyatt İstanbul’da basın mensuplarıyla bir araya geldiği toplantıyı “Bizde tasarım bir şirket kültürüdür” ifadesiyle açtı. “35 yıl önce bilgisayar fareleriyle ile girdiğimiz aksesuar pazarında bu yaklaşımımız hiç değişmedi.” Toplantının ana konusu olan Logitech Group adlı yeni ürüne bakınca bunu görmek mümkün. Bir kamera, bir merkez hub ve mikrofon setinden oluşan bu konferans aksesuarı, şıklığıyla ilk bakışta bir son kullanıcı ürününe benziyor. Logitech Group’a baktığınızda iPad’inize takıp kullanabilecekmişsiniz gibi duruyor. Ancak kurumun Türkiye Müdürü Mustafa Uyar, sınırları gayet net çiziyor: Logitech Group, oturma odanıza kurup verim alabileceğiniz bir ürün değil. 1.399 dolarlık satış fiyatıyla bu ekipmanın hedefinde şirketler, daha detaylı olursak toplantı odaları var. logitech group

Logitech Group ile kurumsal pazara giriyor

Gittikçe küçülen PC pazarının aksesuar dünyasını etkilemesi kaçınılmazdı. İşin aslı, 2008 yılında yaşanan global krizin ardından Logitech’in bile toparlaması dört yıl sürdü. Büyümeye 2012 yılında kaldığı yerden devam edebilen şirket, stratejik bir karar aldı ve büyümenin arttığı kilit pazarlara yöneldi: Oyuncu ekipmanları, mobil (Bluetooth) hoparlör ve ofis çevrelerine hitap eden B2B çözümler. B2B çözümler için ise şirketin “amiral gemisi” Logitech Group olarak konumlanıyor. Sebebi ise oldukça basit: Değişen iş yapış şekilleri uzaktan çalışmayı vazgeçilmez kılıyor. Diğer yandan farklı şehirlerde/ülkelerde ofisleri bulunan büyük ölçekli şirketlerin sayısı her geçen gün artıyor. Ayrı birimleri toplantı odaları üzerinden birbirine bağlamak için nitelikli, yüksek performanslı ve kolay kullanımlı bir aygıta ihtiyaç duyuluyor.
Logitech Türkiye Müdürü Mustafa Uyar yenilenen B2B çözümleri basına tanıtıyor.
Logitech Türkiye Müdürü Mustafa Uyar yenilenen B2B çözümleri basına tanıtıyor.
Logitech Group işte tam olarak bu ihtiyaca yanıt verecek bir çözüm. Hub cihazı bir bilgisayara bağlayıp, kamerayı da buna kabloyla bağladığınızda hazırsınız. Kurulumun basitliğine bir de yüksek çözünürlük, mikrofonlardan alınan sesin kalitesi ve farklı noktalara zum yapabilme özelliği sayesinde Logitech Group, her şirketin toplantı odasında görmek isteyeceği bir ürün olacak gibi görünüyor. https://www.youtube.com/watch?v=FhYGj8Fvzlc Kullanımı bu videodaki gibi kolay olacaksa, her toplantıda bir IT sorumlusu bulunduran ve her toplantının ilk 20 dakikasını teknik ayarlara ayırmak zorunda kalan şirketler bunlardan ettiği iş gücü tasarrufuyla bile cihazı amorti edebilir.

Logitech Group teknik detayları

Logitech GROUP, keskin, net ve toplantıda herkes tarafından duyulabilecek kalitede ses sağlayan çift yönlü, şık bir hoparlöre sahip. Metal kasa akustik performansı artırmaya yardımcı olurken, mikrofon ve hoparlörü izole ederek yüksek ses kalitesi sağlıyor. Dört yönlü mikrofonlar, akustik yankı ve gürültü önleme teknolojisinin bir arada sunulması, katılımcılara gerçekçi bir konuşma olanağı sağlıyor. Konuşmalar, standart ekipman tabanın 6m uzaklığına kadar net bir şekilde duyuluyor. İsteğe bağlı ekstra mikrofonlarla ise büyük salonlar için aralığı 8,5m’ye kadar genişletilebiliyor. Aynı zamanda sesli çağrılar için, Bluetooth® özelliğiyle de mobil cihazlarla kullanılabiliyor. Öte yandan 1080p Full HD video kalitesine sahip Logitech GROUP, konferansa katılanların ifadelerinin ve hareketlerinin açıkça görülmesini, 90 derecelik net görüş alanı ve titreme önleyici özellikleriyle de odadaki herkesin birbirini görmesini sağlıyor. Ayarlanabilir H.264 video kodlama sayesinde çok daha net bir görüntü elde ediliyor.10x kayıpsız HD zoom, katılımcıların yakın çekimlerle nesnelere ve akıllı tahtadaki içeriğe odaklanmasını kolaylaştırıyor. Logitech GROUP, işletmelerin sertifikalı yazılım uygulamalarıyla dağıtılan işgücü arasındaki işbirliğini kolaylaştırmaya yardımcı oluyor. (Microsoft® Lync® 2013 için optimize edilen ürün,  Skype for Business, Cisco Jabber® ve WebEx® için sertifikalandırıldı.) Logitech Collaboration Programı üyeleriyle gelişmiş bir entegrasyon sağlarken, hemen hemen tüm video konferans platformlarıyla sorunsuz bir deneyim yaratıyor. Logitech GROUP, USB bağlantısı olan herhangi bir bilgisayarda kolayca çalışıyor.

Mentorların anlatmayacağı 9 startup ipucu

0
Hızlı kurulan, hızlı büyüyen startup çağındayız. Her şeyi çok hızlı tüketmek istiyoruz. İstediğimiz bilgiye ulaşmak için adeta zamanla yarışıyoruz. Peki aynı durum üretirken de geçerli mi acaba? Aklımızdaki fikri hayata geçirirken de zamanla yarışıyor muyuz? Maalesef pek çok girişimci bu konuda yeterince hızlı davranmıyor. Kurduğunuz startup önemli bir problemi çözüyor veya bir süreci daha verimli hale getiriyor olabilir; ancak bunu yaparken yeni bir verimsizlik probleminin ortaya çıkmasına müsaade etmeyin.

Her startup kitabını okumayın

Başlığında ve içeriğinde geçen anahtar kelimelere aldanıp günlerce okuduğunuz bazı kitapların aslında size vakit kaybettirebileceğini hiç düşündünüz mü? Girişimciler kendi ilgi alanındaki kitaplara karşı aşırı hassasiyet gösterir. Bunun temelinde “projemi ilgilendiren her konuda fikir sahibi olmalıyım” düşüncesi yatar. Gerekirse kitapların sadece sizi ilgilendiren ve değerli olduğunu düşündüğünüz kısımlarını okuyun. Bir kitabın size değer katıp katmayacağını öncesinde keşfedin ki hem paranız hem vaktiniz daha verimli alanlarda değerlensin.

Müşteri isteklerini 5 ile çarpın

Bir müşteri talebi, aslında bin müşteri talebi olabilir. Müşteriden gelen bir isteğin projeye uyarlanması konusunda karar verirken “bu talep gerçekten önemli mi, bu talebi diğer müşteriler de isteyebilir mi” diye sorun. Eğer çok sayıda kullanıcının problemini çözecek bir talep gelmediyse boşuna vakit kaybetmeyin veya müşteri/kullanıcıya özel geçici bir çözüm üretin.

Bugünün değil, yarının problemine odaklanın

Eğer uzun vadeli hedefleri olan bir startup üzerinde çalışıyorsanız, projenize ilave edeceğiniz bir özelliğin kalıcı olup olmayacağı ve evrimleşebileceği konusunda beyin fırtınası yapın. Bir sistem kuruyorsanız, o sistemin geliştirilebilir bir yapıda olmasına özen gösterin; aksi takdirde yarın o sistemi sıfırdan kurmak zorunda kalabilirsiniz. startup fikir idea

Mentor deyip geçin

Girişimcilerin hassas olduğu bir diğer konu da mentorlardır. Türkiye’de maalesef az konuda yeterliliğe sahip kişileri her konuda fikir verecek mentor pozisyonlarına getirebiliyorlar. Bu yüzden karşılaştığınız kişinin yeni kurduğunuz veya kuracağınız startup hakkında size verdiği önerilere körü körüne kapılmayın. Verilecek yanlış bir öneri motivasyonunuzu kırabilir ve enerjinizi tamamen yok edebilir.

Evet demeyi öğrenin

Girişimciler sürekli hayır demeyi öğrenmeleri konusunda tavsiye alır. Ancak bunu yaparken evet demeleri gereken önemli fırsatları kaçırırlar. “Neden olmasın?” sorusuyla ateşlediğiniz pek çok evet yanıtı, harika denizlere açılmanızı sağlar ve her zaman yenilikçi gücünüzü ortaya çıkarır, sizi karamsarlıktan kurtarır. Vakit kaybetmeyin, projenizle ilgili önemli bir konuya daha yüksek sesle evet deyin ve kendinizi suya atın, derhal sonuca ulaşın.

Akşam çalışmaktan korkmayın

Geliştirdiğiniz fikir, gündüz yaptığınız meslek ile alakalı olsa da olmasa da geç saatlerde çalışmaya devam edin. Eğer yeterince motive olmuşsanız ve fikre inanıyorsanız; zaten çalışmak için fırsat arayacaksınız. Bayer_Startup

Ar-Ge için duracağınız noktayı doğru belirleyin

Bir konuda, örneğin bir programlama dilinde yeterli olmadığınızı düşünüyorsanız tamamını öğrenmeye çalışmak size aslında vakit kaybettirir. Hiç kimse bir programlama dilinin tamamını öğrenemez. Proje odaklı ilerleyin ve mevcut projede ihtiyacınız olduğu kadarını öğrenin.

Facebook’tan kurtulun

Motivasyonu öldüren ve size vakit kaybettiren şeylerle mücadele edin ve önlemler alın. Örneğin 20 dakikadır aralıksız ve son derece verimli çalışıyorken alışkanlıkla sosyal ağlara girmek tüm motivasyonunuzu kaybettirebilir ve aynı konsantrasyon ile çalışmaya geri dönemeyebilirsiniz.

Motivasyon depolayın

Eğer geliştirme hızınız azaldıysa ve projeniz üzerinde çalışacak gerekli enerjiyi bulamadığınızı düşünüyorsanız sizi motive edecek faaliyetlere yönelin. TED sunumları, startup başarı hikayeleri, değerli alıntı ve sözler size motivasyon kazandırabilir. Size enerji veren kişilerle görüşün, telefonlaşın. Doğru beslenin, spor yapın ve unutmayın; bazen zaman kazanmak için zaman harcamanız gerekir. Dipnot: Bu makale Akıllı Üretim adlı girişimiyle fabrikalarda ve diğer kuruluşlarda kağıt kullanımını bitiren otomasyon uygulamasının geliştiricisi Kadir Çakır tarafından kaleme alınmıştır. Yazar ve girişimiyle ilgili daha fazla bilgiyi akilliuretim.com adresinden alabilirsiniz.

Steve Jobs’un ailesi zeytinyağı işine giriyor

0
Apple’ın 1970’li yıllardaki dillere destan kuruluş hikayesinin baş aktörü Steve Jobs olmuştu. Steve Wozniak’la birlikte bir garajda başlayan hikayenin günümüzde ulaştığı nokta oldukça çarpıcı. Apple, günümüzün yüksek segmentli para makinelerinden; şirketin değerinin ne zaman 1 trilyon dolara çıkacağı bilinmiyor ama bu yolda ilerlendiği görülüyor. Steve Jobs’un hayatını erken yaşta kaybettiği dramatik tarih (5 Ekim 2011) her sene büyük bir saygıyla hatırlanıyor. Ancak Jobs’un farklı şekillerde de gündeme gelişine tanıklık edilebiliyor. İşte bunlardan biri de ailesi ile ilgili… Steve Jobs’un 1984 yılında Kaliforniya’nın küçük şehirlerinden Town of Woodside’da satın aldığı büyük bir arazi var. 14575 m2’lik araziyle ilgili olarak ne yapılacağı açıklık kazandı. Jobs’un geride kalan eşi ve ailesinin söz konusu arazi üzerinde zeytinyağından şaraba çeşitli ürünlerin üretileceği, ayrıca hayvancılık yapılacak görkemli bir yapı inşa edileceği kaydedildi. Bunun için arazinin içindeki tarihi bir konağın da yıkılacağı belirtiliyor. Jobs ailesi, daha önce bu konak için çevre korumacıları ile uzun soluklu bir hukuk savaşından galip çıkmıştı. Steve-Jobs Steve Jobs’un ailesi zeytinyağının aralarında bulunduğu bir dizi tarım ve hayvancılık işine giriyor. Büyük bir gayrimenkul hamlesi olacağı aşikar. Eşi Laurene Powell Jobs’un bu konuda uzun süredir çalıştığı biliniyordu. Çeşitli hukuki mevzuatların geride bırakılması ve nihai kararın ardından tesisin inşası için çalışmalara kısa süre içinde başlanması bekleniyor.

100 bin TL yatırımla ne yapılır?

0
Bilgi sahibi olmayanların bile fikir sahibi olabildiği yalnız ve güzel ülkemizde, yeni bir fikre sahip olmak başarılı bir startup kurmaya yetmiyor ne yazık ki. Bu fikri doğru bir iş modeliyle kurgulamak, müşteri kitlesini doğru belirlemek ve en etkin yolla onlara ulaşmak gerekiyor. İyi bir yazılımcı veya iyi bir mühendis olabilirsiniz; ancak bu yetilerin tamamına sahip olmak mümkün değil. Hackquarters işte bu sürece destek olmak için var. Hackquarters, startup’ların yanlış iş modelleri, doğru müşterilere ulaşamama ve ürün bazında yapılan hatalar gibi değer kaybetme ve kapanmayla sona eren hikayelerini tersine çevirmeyi amaçlıyor. Hackquarters’ın (HQ)  girişim hızlandırma programına katılan girişimler, böylelikle “startup gurularını” adeta kendi takımlarına katıyor. Girişimcinin ekibiyle ürün, tasarım, pazarlama ve satış konularında bir arada çalışan ekip, en az girişimci kadar önemsedikleri proje, ürün ve hizmetleri, en doğru ve en hızlı şekilde pazara sokmak için çalışmalar yapıyor.

Hackquarters çekirdek bütçesi: 10.000 TL

Pazarlama noktasında 10.000 TL’lik bir çekirdek bütçe sunan Hackquarters, hukuk bürosu, muhasebeci, girişimciler için Kolektif House’da çalışılacak yer ile hibe ve yardımlar konusunda da yönlendirmeler yapıyor ve farklı konularda uzman mentorlarını girişimcilerle bir araya getiriyor. Doğru yönlendirmelerle hızla yol alan girişimler, potansiyellerini gerçekleştirme imkanına kavuşarak yalnızca Türkiye değil global arenada da görücüye çıkıyor.

Startup’lar Amazon, Facebook ve Rackspace ile büyüyor

100.000 TL’yi aşan ek bütçe ile girişimleri destekleyen Hackquarters bu kapsamda, startup’ları anlaşmalı olduğu Amazon, Facebook, Rackspace gibi dünya markalarının girişim destekleme programlarına da dahil ediyor. Böylelikle global şirketleşme ve destek bulma konularında da önemli bir mesafe katedilmiş oluyor. Hackquarters aynı zamanda Hackers and Founders ve Lean Startup Circle gibi dünyada binlerce startup kurucusunun bulunduğu network’lerin de Türkiye ayağı konumunda. Böylece içerideki girişimler kendilerine benzeyen diğer şirketlerle de kolayca iletişime geçip yaşayabilecekleri zorluklara önceden önlemler alabiliyor. Böylece ağa dahil olan girişimler, muhtemel sorunlara alınacak olan tedbirler ve platformdan gelen destek ve yönlendirmeler sayesinde hızla büyüyor ve yalnızca Türkiye’de değil global arenada da yatırım alacak konuma geliyor.

Eski Nokia CEO’su Stephen Elop artık Telstra’da

0
Stephen Elop, teknoloji dünyasının tanınmış isimlerinden biri. Uzun yıllar Nokia’nın CEO’su olarak görev yapan isim, şirketin kötü gidişatının sorumlularından biri olarak gösterilmiş, mobil bölümünün Microsoft tarafından 2013’te satın alınmasında da etkili olduğu kaydedilmişti. Satın alım sonrasında Microsoft’un üst düzey yöneticilerinden biri olarak kariyerine devam eden Elop, 2015 Temmuz’unda bir yönetim değişikliğinin parçası olarak görevinden ayrılmak durumunda kalmıştı. Kısa bir aranın ardından yeni durağı belli oldu: Avustralya’nın en büyük mobil operatör şirketi Telstra. Elop, Telstra’da teknoloji, inovasyon ve stratejiler konusunda üst düzey yönetici konumunda görev alacak. Görevine 4 Nisan 2016 itibarıyla başlayacak. Telstra CEO’su Andrew Penn, geniş ve derin teknoloji deneyimi Stephen’ın ekibe ateşleyici güç olacağını belirterek, Telstra’nın hedefi dünya çapında bir teknoloji şirketi olmak ve söz konusu takviye bunun için önemli bir adım şeklinde konuştu. Telstra’da yönetim kadrosunda başka değişikliklerin de olduğu açıklandı. Stephen Elop, Microsoft’ta iş bölümünün başkanı ve Finlandiyalı şirket Nokia’nın CEO’luğundan önce Juniper Networks’te COO koltuğunda oturmuş, yazılım şirketleri Adobe ve Macromedia’da üst düzey görevlerde bulunmuştu. Önemli bir ivmeyle Nokia CEO’luğuna kadar uzanan başarılı kariyerinde özellikle son yıllardaki düşük dikkat çekici. Yeni durağı Avustralya’daki performansı merakla bekleniyor. Acaba Telstra markasını global sahnede daha fazla duyacak mıyız? Gelişmeleri aktarmayı sürdüreğiz…

5 gün önce 10 yıl sonra #6 – Ülkelerin Siber Güvenliği

0
TechInside.com’da Cuma akşamları saat 17.00’de yaptığımız “5 gün önce 10 yıl sonra” adlı canlı yayınımızda, sektörün geçen haftadaki önemli olaylarını ve 10 yıl sonrayı konuşmaya devam ediyoruz. Bu haftaki konumuz Ülkelerin siber güvenliği. TechInside.com olarak, başladığımız video serisine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu hafta, ülkelerin siber güvenlik konusundaki çalışmalarını ele alıyoruz. Programımız YouTube üzerinden canlı olarak yayınlanıyor ve daha sonra kaydediliyor. Kaçıranlar diledikleri zaman tekrarını izleyebiliyor. Kanalımıza abone olarak TechInside’da yayınlanan tüm videolara erişebilirsiniz. Ülkeler siber güvenliğe neden önem vermeli? ABD Başkanı Barack Obama’nın, “Ülkeme yapılacak bir siber saldırıyı gerçek savaş sebebi sayarım.” demesinin üzerinden yıllar geçti. Artık siber güvenlik konusunda her geçen gün daha fazla ülke kendi bünyesinde sanal dünyada çarpışan ordular kuruyor. Bu ekipler gelen siber saldırılara yanıt vermenin yanında istihbarat toplama amacını da güdüyor. Türkiye’de de bu alanda özellikle TÜBİTAK bünyesinde çeşitli çalışmalar yürütüldüğünü de eklememiz gerekiyor. Melih Çelik ve Kerem Enginar’ın sunumuyla altıncı bölüm karşınızda, iyi seyirler…

Apple McQueen ile kendi bulutuna geçecek

0
iCloud için aldığı bulut hizmetinden memnun kalmayınca iPhone üreticisi kendi bulut sunucularını inşa etmeye karar verdi, projenin adını da “Büyük Kaçış” filmiyle bilinen ünlü oyuncu Steve McQueen’den aldı: Apple McQueen. Özellikle Amazon Web Services (AWS) ile akıllı telefon ve tabletlerde görsellerin ve videoların çok yavaş yüklenmesinden yakınan Apple, yakın zamanda Google ile de yarım milyar dolarlık bir bulut anlaşması yapmıştı. TNW haberine göre Apple’ın hizmet aldığı bir diğer sağlayıcı olan Microsoft ise Azure altyapısını iCloud’un büyüyen ekosistemini destekleyecek kadar hızlı ölçeklendiremiyor. McQueen projesi için bir süredir dünyanın çeşitli bölgelerinde (İrlanda gibi) emlak ve arsa satın alan Apple, birkaç yıl sonunda hayata geçireceği kendi bulut altyapısının ardından üç yıl içinde kârlılık sağlamayı hedefliyor.

Apple McQueen gelecek, dertler bitecek

Apple pek çok bulut hizmeti sunuyor. iCloud, App Store, iTunes ve dahası, şimdilik Amazon, Google ve Microsoft’un bulut çözümleri arasında paylaştırılıyor. Bunların tamamı kurumun kendi sunucularına taşındığında kullanıcılar daha hızlı veri transferi sonucu iPhone ve iPad’lerinde daha kaliteli bir deneyim yaşayacak. Benzer şekilde, Apple’ın kapalı devre bir bulut sistemi inşa etmesi demek, hükümet yetkililerinin artık iCloud verilerinize istediği zaman erişememesi demek oluyor. Eğer şirket bu sistemde sıfır bilgi adı verilen yöntemi kullanırsa, hiçbir kullanıcı verisi şirket tarafından bile erişilemeyen bir şekilde şifrelenebilecek. Böylelikle iPhone üreticisi, halen devam eden FBI ve NSA mücadelesinin gelecekte tekrarlaması durumunda haklı bir argüman ortaya sunabilecek: “Kullanıcıların ne yaptığını ben de bilmiyorum!”

Kickstarter ilk alışverişini Drip ile yaptı

0
Drip adlı müzik servisini “müzisyenler için Kickstarter” olarak tanımlamak mümkün. Herhangi bir plak şirketiyle anlaşması bulunmayan bağımsız müzisyenler, Drip sayesinde hayranlarının maddi desteğiyle ayakta kalabiliyor. Bu nedenle Kickstarter’ın ilk satın almasında Drip’i seçmesini anlamak mümkün. Üstelik müzik servisini sıkıntılı bir döneminde bünyesine kattı ve Drip kurucularından Miguel Senquiz’i iç operasyonlarını yönetmek üzere transfer etti. Senquiz’in yeni görevi dışında her iki servis için de –en azından ilk aşamada- değişen çok fazla şey olmayacak. Drip kullanıcıları servisi güvenle kullanmaya devam edebilecek. Müzisyenler bu platform üzerinden sanatlarını özgürce icra edebilmek için yeterli geliri sağlayacak. Kickstarter ise müzik endüstrisinde sahip olduğu güçlü etkiyi artıracak.

Albüm yapmak isteyen Drip ve Kickstarter’a yöneliyor

Topluluk fonlama servisine yeni ürünleri için başvuranlar sadece çılgın teknoloji dehaları veya oyun geliştiriciler değil; müzisyenler de sık sık topluluk fonu kullanarak albümlerini ve turnelerini yayınlayabilmek için gelir sağlıyor. Örneğin Amanda Palmer yeni bir albüm, turne ve kitap için Kickstarter’ı kullanarak 1,2 milyon dolar fon sağlamıştı.  Benzer şekilde TLC, De La Soul ve Polyphonic Spree gibi sanatçılar ve gruplar da çalışmalarını aynı platform üzerinden fonlamıştı. Geleneksel müziğin, dijital müzik hayatımıza girmeden önceki döneme göre büyük oranda etkisini kaybettiği günümüzde, gerek Spotify ve Apple Music gibi online müzik dinleme servisleri, gerekse Kickstarter gibi maddi gelir sağlama platformları, eski kayıt şirketlerinin rolünü üstlenmeye başladı. Artık hiç kimse EMC’yi ya da Sony Music’i konuşmuyor. Buna karşın “Apple Music mi Spotify mı?” sorusu herkesin dilinde. Sektördeki bu paradigma değişimi, yakın zamanda hem kullanıcılar hem de müzisyenler için yepyeni olanakları beraberinde getirecek gibi görünüyor.

FBI ve NSA bu uygulamaya giremiyor

3

Cem Yılmaz’ın “CIA bu hesapları takip ediyor” esprisi Apple’ın son günlerde ABD hükümetiyle yaşadığı mücadele sonucu gerçeğe dönüştü, çözüm ise ProtonMail. Akıllı telefonlardaki uygulamaların, kişisel iletişim servislerinin şifrelenmesi, mahremiyete önem veren kullanıcıların aradığı başlıca özellikler arasında yer alıyor. Buna karşın adli süreçlerde servis sağlayıcı ile devlet organlarını çoğu zaman karşı karşıya getiriyor. Tıpkı Apple ile FBI arasında San Bernardino tetikçisi nedeniyle başlayan süreç gibi.

İsviçre merkezli bir startup, topluluk fonlaması ve yatırımcılardan elde ettiği maddi destek ile geliştirdiği şifrelemeyle korunan e-posta servisi ProtonMail’i herkesin kullanımına açtı. ProtonMail mobil uygulaması da aynı gün mobil uygulama mağazalarda yerini aldı. Bu uygulamayla gönderilen her türlü veri şifrelemeyle korunduğu için, alıcı ve gönderici dışında hiçkimse içeriği görüntüleyemiyor. Böyle bir şirketi ABD’de açmanın mümkün olmayacağına inanan ProtonMail kurucusu ve CEO’su Dr. Andy Yen, “ABD’de bu şirketi kursanız, FBI ve NSA’in sürekli tacizine maruz kalırdınız. Tıpkı şu an Apple’ın yaşadığı süreç gibi. Oysa İsviçre’de mahremiyet daha köklü bir gelenektir” açıklamasını yaptı.

CERN araştırma enstitüsünde 2013 yılında kurulan ProtonMail, “sıfır bilgi” adı verilen bir sistem sayesinde istemci tarafında şifreleme yapıyor ve böylelikle mesajlar henüz ProtonMail sunucularına ulaşmadan önce şifrelenmiş oluyor. Gmail ve Hotmail’de bu şifreleme sunucu üzerinde yapıldığı için, verileriniz devlete gitmese bile Google ve Microsoft’un elinde kalmış oluyor. ProtonMail ayrıca Snapchat benzeri bir hizmetle mesajı gönderiminden bir süre sonra silme imkanı sunuyor. ProtonMail hesabı edinmek ve uygulamayı indirmek için tıklayın.

Devlet paranoyası ProtonMail gibi servislerin önünü açıyor

9 Eylül Saldırıları sonrası gözlem ve istihbarat faaliyetlerinde çıtayı yükselten ABD, bu operasyonlara özel şirketlerden de katılım beklemesiyle sık sık gündeme geliyor. Örneğin Adalet Bakanlığı yakın zamanda San Bernardino tetikçilerinden birinin iPhone cihazına erişim sağlanması için Apple’dan destek istedi ve bu davanın yüzlerce benzer adli işlem için emsal teşkil edeceği söyleniyor. Öyle ki, Berkeley Üniversitesi’nde çalışan bilgisayar bilimcisi Nicholas Weaver, “İnsanlar hükümetin mahremiyete müdahalesinin sınırlarını öğrenmek için Apple davasını yakından takip ediyor. Eğer Apple kaybederse, ABD’de güvenli bir servis kurulamayacağı kanıtlanacak” diyor.

Yakın zamana kadar mahremiyete odaklı bir servis ya da teknoloji geliştirmek için ABD’nin ideal ülke olduğunu belirten Demokrasi ve Teknoloji Merkezi yöneticilerinden Lorenzo Hall, bir zamanlar ülkede var olan inovasyon destekçi tutum ve ifade özgürlüğü sayesinde veri şifrelemenin bugünlere geldiğini hatırlatıyor.

İsviçre’de ise işler daha farklı yürüyor. Dr. Andy Yen buna örnek olarak Paris saldırıları sonrası çıkarılan yeni gözetleme yasasını veriyor. Özel sektörden, özellikle teknoloji şirketlerinden güçlü bir muhalefet gören bu yasa sonucu İsviçre hükümeti referanduma gitme kararı aldı. Devletin gözetleme yetkilerini artıran bu yasayla ilgili son kararı Haziran ayında halk verecek.

Teknolojiyi göçmenler yönetiyor

0

Yüzyıllar önce Amerika kıtasını yerli kabilelerin elinden cebren ve hile ile alan göçmenlerin kurduğu, bugün ise ülkesinde göçmen istemeyen bir adayın başkanlık için yarıştığı Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili yayınlanan yeni unicorn startup raporu, Donald Trump’ı zor durumda bırakacak gibi görünüyor.

National Foundation for American Policy (NAFP) tarafından yayınlanan rapora göre, ABD’de kurulan ve değeri 1 milyar doların üzerine çıkan unicorn startup şirketlerin yarısından çoğunda göçmenlerin imzası var. Amerikan Rüyası’nı gerçeğe dönüştüren göçmenlerin kurduğu 44 şirketin 32’si ise Kalifoniya’da bulunuyor. Raporu NAFP adına hazırlayan Stuart Anderson, bulguları şöyle özetledi: “Yeni ve hızlı büyüyen şirketler kurma konusunda göçmenler önemli rol oynuyor. ABD dışında doğup, ülkeye sonradan gelen göçmenler memleketin en büyük özel şirketlerinin kurucusu veya yöneticisi konumunda yer alıyor.”

Unicorn startup patronları H-1B vizesi için bastırıyor ama…

Facebook kurucusu Mark Zuckerberg ve Microsoft kurucusu Bill Gates gibi önemi isimler, daha önce H-1B vizesinin kendi alanında yetenekli göçmen çalışanlara verilmesi için pek çok kez lobi faaliyetinde bulundu. Buna karşın Donald Trump göçmen reformuna tamamıyla karşı çıkıyor. Trump’ın kurmayları da yeni önergeler ile H-1B vizesini almayı zorlaştırmak için ellerinden geleni yapıyor. Gerekçeleri ise oldukça tanıdık: “Hindistan’dan getirilen bilgisayar mühendisleri Amerikalılardan daha ucuz maaşlara anlaşıyor. Bu da ABD vatandaşlarının kendi ülkelerinde iş bulmalarını zorlaştırıyor.”

Wall Street Journal ve Dow Jones tarafından belirlenen ve değeri 1 milyar doları aşan 87 startup’ı araştıran NAFP çalışması, bu şirketlerin yüzde 51’inin göçmenler tarafından kurulduğunu ortaya koyuyor. Göçmenlerin kurduğu şirketler ortalama 760 kişiye iş sağlıyor. Kurucuların ise dörtte biri ABD’ye öğrenci vizesiyle giriş yapmış kişiler. Çalışan bazında bakıldığında göçmenlerin kurduğu en büyük şirketler ise, 4000 bin kişiye istihdam sağlayan SpaceX, 3500 kişilik Mu Sigma ve 2000 personelli Palantir Technologies tabelayı oluşturuyor.

TÜBİTAK ile Borsa İstanbul işbirliği yaptı

0
Borsa İstanbul’da 17 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen imza töreni ve yatırımcı – girişimci şirket buluşması etkinliğinde TÜBİTAK ile Borsa İstanbul; Türkiye’deki teknoloji odaklı girişimcilik ekosistemini güçlendirmek için birbirlerine destek olmak ve ortak etkinlikler düzenlemek konusundaki Mutabakat Zaptını imzaladı. TÜBİTAK’tan Ar-Ge desteği alan yaklaşık 25 firmanın Özel Pazar’a üye olarak, Özel Pazar’daki yatırımcılarla buluştuğu etkinlikte ayrıca 2 adet Özel Pazar yatırımı için imza atıldı. Mutabakat zaptında, tarafların teknoloji ve yenilik odaklı girişimciliğin gelişmesi amacıyla girişimcilere yönelik olarak yaptıkları çalışmalar ve etkinlikler ile bu yönde verdikleri hizmetlerin duyurulması ve tanıtımında birbirlerine destek olmaları, bu amaçla iş birliği yapmaları, TÜBİTAK’ın destek programlarına dâhil olan ve Özel Pazar kriterlerini sağlayan şirketlerin Özel Pazar’a yönlendirilmesi ve Özel Pazar üzerinden yatırımcılarla buluşturulmaları, girişimci şirketlerin TÜBİTAK’ın destek programlarına katılmalarının teşvik edilmesi ve bu programlar dâhilindeki fonlardan yararlanmaları konusunda desteklemeleri, BİST tarafından kurulacak olan Patent Pazarı’nın tanıtımı ve gelişimi için ortak çalışmalar yapılması gibi konular yer alıyor. Bu kapsamda taraflar, Özel Pazar’a üye olan girişimci şirketlere büyüme ve kurumsallaşma için ihtiyaç duydukları iş rehberliğinin (mentorluk) yanı sıra, eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi konusunda da iş birliği yapacaklar. Ayrıca TÜBİTAK programlarına dâhil olan ve Özel Pazar kriterlerini sağlayan şirketlerin Özel Pazar’a üyelik ücretlerinde indirim yapılacak. Bu anlaşmayla TÜBİTAK, Özel Pazar’ın “Teknoloji ve Yenilik Desteği” alanındaki  “Çözüm Ortağı” oluyor. TÜBİTAK ile Borsa İstanbul arasındaki Mutabakat Zaptı imza töreni etkinliğinde ayrıca 2 adet Özel Pazar yatırımı daha duyuruldu. Türkiye’deki süper melek yatırımcılardan biri olan Özel Pazar Yeni Girişim Değerlendirme Komitesi üyesi Sina Afra, tasarım-giyim alanında faaliyet gösteren Silence of the Bees şirketine, Corment Yatırım fonunun ortaklarından Abdullah Orkun KAYA ise mobil eğitim uygulaması olan BirBileneSor’a yatırım yaptı. Böylece Özel Pazar’da 2016 yılında gerçekleşen yatırım anlaşması sayısı 3’e, toplamda da 6’ya çıkmış oldu. İmza törenlerinin ardından düzenlenen girişimci şirket yatırımcı buluşması etkinliğine katılan yatırımcılar TÜBİTAK desteği almış yenilikçi firmalarla tanışma imkânı buldu. Geliştirdikleri teknolojik ürünlerle dikkat çeken firmalar ise kendilerini yatırımcılara tanıtma ve Özel Pazar üzerinden yatırım alma imkânı buldular.