Avrupa’dan girişimcilik ödülü almak ister misiniz?
Microsoft ve Google daha güvenli e-posta için çalışıyor
Büyük veri ile her bir e-postanın kıymeti arttı
Halen en yaygın iletişim metodu olarak kullandığımız e-postanın bu güvenilmez hali on yıl önce sorun teşkil etmiyordu. Gizlilik ve güvenliğin her şey demek olduğu, kişisel bilgilerin nakitten daha değerli hale geldiği günümüzde ise bu büyük bir sorun ve teknoloji devleri bu soruna çözüm bulmak, güvenli e-posta hayalini gerçeğe taşımak için adeta birbiriyle yarışıyor. Internet Engineering Task Force adını taşıyan oluşum tarafından sunulan yeni öneri ise Google, Yahoo, Comcast, Microsoft, LinkedIn ve diğer şirketlerin mühendislerinin daha büyük bir amaç uğruna iş birliği yaptığını gösteriyor. Geliştirilen bu çözüm, giden sunucuyu taklit ederek ya da SSL’i kırarak iletim halindeki e-postayı değiştirmek veya engellemek isteyen saldırganların önünü kesmeyi hedefliyor.Güvenli e-posta bu teklifle gerçeğe dönüşecek
TNW haberine göre buradaki amaç, SMTP STS destekleyen bir alan adına e-posta gönderildiğinde, gönderilen adresin şifreleme destekleyip desteklemediğini gönderici tarafından otomatik olarak denetlemek ve geçerli sertifika yoksa gönderimi engellemek. Eğer bu teklif kabul edilirse, yıllardır internette dolaşırken kullandığımız ve arka planda sorunsuz çalışan güvenlik teknolojileri nihayet e-posta kutularımıza da giriş yapmış olacak. Mevcut haliyle bir teklif olarak sunulmuş olmasına karşın, teknoloji ve dijital iletişim dünyasının en büyük şirketleri tarafından desteklenmesiyle gerçeğe dönüşmesi kuvvetle muhtemel olan güvenli SMTP altyapısına geçiş için önce teklifin IETF tarafından gözden geçirilmesi ve onaylanması gerekiyor.BİMSA: “Microsoft yokken biz vardık!”
Yapay zeka 5 yılda insana yetişecek
Yapay zeka insanları korkutmamalı
Son dönemin en popüler konu başlıklarından olan yapay zekanın tehdit olup olmadığı meselesine de değinen Geoffrey Hinton, “Her yeni teknoloji gibi, yapay zeka da kötü niyetli insanlar tarafından kullanılırsa kötü şeylere sebebiyet verir. Burada konu teknolojinin kendisinden ziyade, bu teknolojiyle izlenecek politikalara odaklanmalı: Mesele ‘bu teknolojiyi nasıl kırparız da zararsız hale getiririz?’ olmamalı, mesele ‘bu teknolojinin kötü amaçlarla kullanılmaması için politik sistemimize nasıl çeki düzen veririz’ olmalı” dedi.Symantec ve Platin Bilişim’den bilgi güvenliği uyarısı
Evernote rüya kadroyu tamamladı
Evernote için işler rayına girecek mi?
Alınan notları, kaydedilen sesleri ve görüntüleri farklı cihazlar ve oturumlar arasında kolayca senkronize etmeye yarayan bulut tabanlı üretkenlik servisi, ulaştığı 150 milyonun üzerinde kayıtlı kullanıcıya karşın kârlılık sağlamakta güçlük çekiyor. Yatırımcıların hoşnut kalmadığı bu durum, geçtiğimiz yıl daha da kötüye gitti. Yöneticiler ve kilit çalışanların işten ayrılmalarının ardından, dünya genelinde kurulan 10 ofisten 3’ü kapandı ve toplu işten çıkarmalar başladı. Yönetim kurulu flaş bir karara imza atarak yaklaşık 8 ay önce Google X ekibinin önemli üyelerinden O’Neill’ı CEO olarak Evernote’a transfer etti. Bakalım şirket bu “rüya kadro” ile eski günlerine dönebilecek mi.Twitter’ın ilk logosunu hatırlıyor musunuz?
Geride kalan 10 yılda Twitter başarısı tartışılır bir halka arz, 300 milyonu aşan (ve son iki yılda artışı kesilen) kullanıcı kitlesi, bir CEO değişikliği ve büyük ölçekli işten çıkarmalar gördü. Seçimlerde, spor karşılaşmalarında halkın nabzını tuttu. Siyasiler balkon konuşması öncesi ilk kutlamalarını Twitter’dan yaptı. Ancak ana sayfanın üstündeki mavi kuş hep aynı kaldı… Daha doğrusu, bir süredir alıştığımız logoda çok fazla oynama olmadığı için bize öyle geliyor. Oysa Twitter logosu ilk günden bu yana tam beş defa değişti. Onuncu yılını kutlayan Twitter ilk logo çalışmasını da içeren küçük bir infografik hazırlayarak, ilk kuştan bugüne değişen çizgilerde adeta bir zaman tüneli sunuyor.just setting up my twttr
— jack (@jack) March 21, 2006
Özellikle ikinci ve üçüncü tasarım, nostaljik çizgi filmlerden fırlamış gibi duruyor. Halen kullanılan silüet ise belki de Twitter’ın bugünkü doyuma ulaşan kullanıcı tabanını ve mikro blog servisinin artık bir nevi arka plandaki bir altyapı gibi kullanımını vurguluyor. Ne var ki tüm logolarda genel silüetin bozulmaması ve renk seçimindeki istikrar, başarılı bir markalamanın nasıl yapılacağı konusunda adeta ders niteliği taşıyor. Domino’s Pizza bu robotlarla dağıtacak
Robotların ve yapay zekanın hedefinde yine mavi yakalılar var: Dominos Pizza’nın DRU (Domino’s Robot Unit) adını verdiği bu yeni robotlar, motorlu kuryeleri mazinin tatlı hatıraları arasına gönderebilir.
Askeri seviye bir robotun Marathon Robotics adlı Avustralyalı startup tarafından Domino’s için geliştirilmesiyle üretilen DRU, şirketin devasa GPS verilerini kullanarak mağazadan müşterinin evine kadar sorunsuz biçimde gidip gelebiliyor. Üstelik bu yolculukta kaldırımları ve bisiklet yollarını kullanarak trafiğe bulaşmamaya özen gösteriyor (gerçi çoğu motorlu kurye de bu şekilde yol alıyor).
Üzerinde bulunan sensörler sayesinde engellerin etrafında dolaşabilen ve saatte 20 kilometreye kadar hız yapabilen DRU robotlar kapınıza geldiğinde telefonunuzdan bir güvenlik kodu girmeniz isteniyor. Doğrulamanın ardından robotun üzerindeki kilitli bölme açılıyor ve pizzanızı alabiliyorsunuz. En güzel tarafı mı? Hiçbiri bahşiş beklemiyor!
Önümüzdeki altı ay içinde Avustralya’daki pilot bölgelerde test edilecek olan robotların ülke genelinde yaygınlaşması iki yılı bulabilir. Dünyanın geri kalanında robot kuryelerin ne zaman işe başlayacağı meçhul, ancak Domino’s bu konuda oldukça istekli görünüyor. QZ haberine göre şimdiden birçok global iş ortağıyla çalışmalar başlamış durumda.
Domino’s Pizza böyle bir çalışmaya imza atarsa, rakipleri ve daha genel ölçekte kurye ile iş yapan şirketler seyirci kalmayacaktır. Bu durumda motorlu kuryeliğin geleceğin parlak meslekleri arasında yer aldığını söylemek güç olacak. Domino’s kuryeliği için başvurmayı düşünüyorsanız, vazgeçip KPSS’ye hazırlanmak için şimdi iyi bir zaman.
Toplantı odalarının yeni gözdesi: Logitech Group
Logitech Group ile kurumsal pazara giriyor
Gittikçe küçülen PC pazarının aksesuar dünyasını etkilemesi kaçınılmazdı. İşin aslı, 2008 yılında yaşanan global krizin ardından Logitech’in bile toparlaması dört yıl sürdü. Büyümeye 2012 yılında kaldığı yerden devam edebilen şirket, stratejik bir karar aldı ve büyümenin arttığı kilit pazarlara yöneldi: Oyuncu ekipmanları, mobil (Bluetooth) hoparlör ve ofis çevrelerine hitap eden B2B çözümler. B2B çözümler için ise şirketin “amiral gemisi” Logitech Group olarak konumlanıyor. Sebebi ise oldukça basit: Değişen iş yapış şekilleri uzaktan çalışmayı vazgeçilmez kılıyor. Diğer yandan farklı şehirlerde/ülkelerde ofisleri bulunan büyük ölçekli şirketlerin sayısı her geçen gün artıyor. Ayrı birimleri toplantı odaları üzerinden birbirine bağlamak için nitelikli, yüksek performanslı ve kolay kullanımlı bir aygıta ihtiyaç duyuluyor.
Logitech Group teknik detayları
Logitech GROUP, keskin, net ve toplantıda herkes tarafından duyulabilecek kalitede ses sağlayan çift yönlü, şık bir hoparlöre sahip. Metal kasa akustik performansı artırmaya yardımcı olurken, mikrofon ve hoparlörü izole ederek yüksek ses kalitesi sağlıyor. Dört yönlü mikrofonlar, akustik yankı ve gürültü önleme teknolojisinin bir arada sunulması, katılımcılara gerçekçi bir konuşma olanağı sağlıyor. Konuşmalar, standart ekipman tabanın 6m uzaklığına kadar net bir şekilde duyuluyor. İsteğe bağlı ekstra mikrofonlarla ise büyük salonlar için aralığı 8,5m’ye kadar genişletilebiliyor. Aynı zamanda sesli çağrılar için, Bluetooth® özelliğiyle de mobil cihazlarla kullanılabiliyor. Öte yandan 1080p Full HD video kalitesine sahip Logitech GROUP, konferansa katılanların ifadelerinin ve hareketlerinin açıkça görülmesini, 90 derecelik net görüş alanı ve titreme önleyici özellikleriyle de odadaki herkesin birbirini görmesini sağlıyor. Ayarlanabilir H.264 video kodlama sayesinde çok daha net bir görüntü elde ediliyor.10x kayıpsız HD zoom, katılımcıların yakın çekimlerle nesnelere ve akıllı tahtadaki içeriğe odaklanmasını kolaylaştırıyor. Logitech GROUP, işletmelerin sertifikalı yazılım uygulamalarıyla dağıtılan işgücü arasındaki işbirliğini kolaylaştırmaya yardımcı oluyor. (Microsoft® Lync® 2013 için optimize edilen ürün, Skype for Business, Cisco Jabber® ve WebEx® için sertifikalandırıldı.) Logitech Collaboration Programı üyeleriyle gelişmiş bir entegrasyon sağlarken, hemen hemen tüm video konferans platformlarıyla sorunsuz bir deneyim yaratıyor. Logitech GROUP, USB bağlantısı olan herhangi bir bilgisayarda kolayca çalışıyor.
Mentorların anlatmayacağı 9 startup ipucu
Her startup kitabını okumayın
Başlığında ve içeriğinde geçen anahtar kelimelere aldanıp günlerce okuduğunuz bazı kitapların aslında size vakit kaybettirebileceğini hiç düşündünüz mü? Girişimciler kendi ilgi alanındaki kitaplara karşı aşırı hassasiyet gösterir. Bunun temelinde “projemi ilgilendiren her konuda fikir sahibi olmalıyım” düşüncesi yatar. Gerekirse kitapların sadece sizi ilgilendiren ve değerli olduğunu düşündüğünüz kısımlarını okuyun. Bir kitabın size değer katıp katmayacağını öncesinde keşfedin ki hem paranız hem vaktiniz daha verimli alanlarda değerlensin.Müşteri isteklerini 5 ile çarpın
Bir müşteri talebi, aslında bin müşteri talebi olabilir. Müşteriden gelen bir isteğin projeye uyarlanması konusunda karar verirken “bu talep gerçekten önemli mi, bu talebi diğer müşteriler de isteyebilir mi” diye sorun. Eğer çok sayıda kullanıcının problemini çözecek bir talep gelmediyse boşuna vakit kaybetmeyin veya müşteri/kullanıcıya özel geçici bir çözüm üretin.Bugünün değil, yarının problemine odaklanın
Eğer uzun vadeli hedefleri olan bir startup üzerinde çalışıyorsanız, projenize ilave edeceğiniz bir özelliğin kalıcı olup olmayacağı ve evrimleşebileceği konusunda beyin fırtınası yapın. Bir sistem kuruyorsanız, o sistemin geliştirilebilir bir yapıda olmasına özen gösterin; aksi takdirde yarın o sistemi sıfırdan kurmak zorunda kalabilirsiniz.
Mentor deyip geçin
Girişimcilerin hassas olduğu bir diğer konu da mentorlardır. Türkiye’de maalesef az konuda yeterliliğe sahip kişileri her konuda fikir verecek mentor pozisyonlarına getirebiliyorlar. Bu yüzden karşılaştığınız kişinin yeni kurduğunuz veya kuracağınız startup hakkında size verdiği önerilere körü körüne kapılmayın. Verilecek yanlış bir öneri motivasyonunuzu kırabilir ve enerjinizi tamamen yok edebilir.Evet demeyi öğrenin
Girişimciler sürekli hayır demeyi öğrenmeleri konusunda tavsiye alır. Ancak bunu yaparken evet demeleri gereken önemli fırsatları kaçırırlar. “Neden olmasın?” sorusuyla ateşlediğiniz pek çok evet yanıtı, harika denizlere açılmanızı sağlar ve her zaman yenilikçi gücünüzü ortaya çıkarır, sizi karamsarlıktan kurtarır. Vakit kaybetmeyin, projenizle ilgili önemli bir konuya daha yüksek sesle evet deyin ve kendinizi suya atın, derhal sonuca ulaşın.Akşam çalışmaktan korkmayın
Geliştirdiğiniz fikir, gündüz yaptığınız meslek ile alakalı olsa da olmasa da geç saatlerde çalışmaya devam edin. Eğer yeterince motive olmuşsanız ve fikre inanıyorsanız; zaten çalışmak için fırsat arayacaksınız.
Ar-Ge için duracağınız noktayı doğru belirleyin
Bir konuda, örneğin bir programlama dilinde yeterli olmadığınızı düşünüyorsanız tamamını öğrenmeye çalışmak size aslında vakit kaybettirir. Hiç kimse bir programlama dilinin tamamını öğrenemez. Proje odaklı ilerleyin ve mevcut projede ihtiyacınız olduğu kadarını öğrenin.Facebook’tan kurtulun
Motivasyonu öldüren ve size vakit kaybettiren şeylerle mücadele edin ve önlemler alın. Örneğin 20 dakikadır aralıksız ve son derece verimli çalışıyorken alışkanlıkla sosyal ağlara girmek tüm motivasyonunuzu kaybettirebilir ve aynı konsantrasyon ile çalışmaya geri dönemeyebilirsiniz.Motivasyon depolayın
Eğer geliştirme hızınız azaldıysa ve projeniz üzerinde çalışacak gerekli enerjiyi bulamadığınızı düşünüyorsanız sizi motive edecek faaliyetlere yönelin. TED sunumları, startup başarı hikayeleri, değerli alıntı ve sözler size motivasyon kazandırabilir. Size enerji veren kişilerle görüşün, telefonlaşın. Doğru beslenin, spor yapın ve unutmayın; bazen zaman kazanmak için zaman harcamanız gerekir. Dipnot: Bu makale Akıllı Üretim adlı girişimiyle fabrikalarda ve diğer kuruluşlarda kağıt kullanımını bitiren otomasyon uygulamasının geliştiricisi Kadir Çakır tarafından kaleme alınmıştır. Yazar ve girişimiyle ilgili daha fazla bilgiyi akilliuretim.com adresinden alabilirsiniz.Steve Jobs’un ailesi zeytinyağı işine giriyor
Steve Jobs’un ailesi zeytinyağının aralarında bulunduğu bir dizi tarım ve hayvancılık işine giriyor. Büyük bir gayrimenkul hamlesi olacağı aşikar. Eşi Laurene Powell Jobs’un bu konuda uzun süredir çalıştığı biliniyordu. Çeşitli hukuki mevzuatların geride bırakılması ve nihai kararın ardından tesisin inşası için çalışmalara kısa süre içinde başlanması bekleniyor. 100 bin TL yatırımla ne yapılır?
Hackquarters çekirdek bütçesi: 10.000 TL
Pazarlama noktasında 10.000 TL’lik bir çekirdek bütçe sunan Hackquarters, hukuk bürosu, muhasebeci, girişimciler için Kolektif House’da çalışılacak yer ile hibe ve yardımlar konusunda da yönlendirmeler yapıyor ve farklı konularda uzman mentorlarını girişimcilerle bir araya getiriyor. Doğru yönlendirmelerle hızla yol alan girişimler, potansiyellerini gerçekleştirme imkanına kavuşarak yalnızca Türkiye değil global arenada da görücüye çıkıyor.Startup’lar Amazon, Facebook ve Rackspace ile büyüyor
100.000 TL’yi aşan ek bütçe ile girişimleri destekleyen Hackquarters bu kapsamda, startup’ları anlaşmalı olduğu Amazon, Facebook, Rackspace gibi dünya markalarının girişim destekleme programlarına da dahil ediyor. Böylelikle global şirketleşme ve destek bulma konularında da önemli bir mesafe katedilmiş oluyor. Hackquarters aynı zamanda Hackers and Founders ve Lean Startup Circle gibi dünyada binlerce startup kurucusunun bulunduğu network’lerin de Türkiye ayağı konumunda. Böylece içerideki girişimler kendilerine benzeyen diğer şirketlerle de kolayca iletişime geçip yaşayabilecekleri zorluklara önceden önlemler alabiliyor. Böylece ağa dahil olan girişimler, muhtemel sorunlara alınacak olan tedbirler ve platformdan gelen destek ve yönlendirmeler sayesinde hızla büyüyor ve yalnızca Türkiye’de değil global arenada da yatırım alacak konuma geliyor.Eski Nokia CEO’su Stephen Elop artık Telstra’da
Apple McQueen ile kendi bulutuna geçecek
Apple McQueen gelecek, dertler bitecek
Apple pek çok bulut hizmeti sunuyor. iCloud, App Store, iTunes ve dahası, şimdilik Amazon, Google ve Microsoft’un bulut çözümleri arasında paylaştırılıyor. Bunların tamamı kurumun kendi sunucularına taşındığında kullanıcılar daha hızlı veri transferi sonucu iPhone ve iPad’lerinde daha kaliteli bir deneyim yaşayacak. Benzer şekilde, Apple’ın kapalı devre bir bulut sistemi inşa etmesi demek, hükümet yetkililerinin artık iCloud verilerinize istediği zaman erişememesi demek oluyor. Eğer şirket bu sistemde sıfır bilgi adı verilen yöntemi kullanırsa, hiçbir kullanıcı verisi şirket tarafından bile erişilemeyen bir şekilde şifrelenebilecek. Böylelikle iPhone üreticisi, halen devam eden FBI ve NSA mücadelesinin gelecekte tekrarlaması durumunda haklı bir argüman ortaya sunabilecek: “Kullanıcıların ne yaptığını ben de bilmiyorum!”Kickstarter ilk alışverişini Drip ile yaptı
Albüm yapmak isteyen Drip ve Kickstarter’a yöneliyor
Topluluk fonlama servisine yeni ürünleri için başvuranlar sadece çılgın teknoloji dehaları veya oyun geliştiriciler değil; müzisyenler de sık sık topluluk fonu kullanarak albümlerini ve turnelerini yayınlayabilmek için gelir sağlıyor. Örneğin Amanda Palmer yeni bir albüm, turne ve kitap için Kickstarter’ı kullanarak 1,2 milyon dolar fon sağlamıştı. Benzer şekilde TLC, De La Soul ve Polyphonic Spree gibi sanatçılar ve gruplar da çalışmalarını aynı platform üzerinden fonlamıştı. Geleneksel müziğin, dijital müzik hayatımıza girmeden önceki döneme göre büyük oranda etkisini kaybettiği günümüzde, gerek Spotify ve Apple Music gibi online müzik dinleme servisleri, gerekse Kickstarter gibi maddi gelir sağlama platformları, eski kayıt şirketlerinin rolünü üstlenmeye başladı. Artık hiç kimse EMC’yi ya da Sony Music’i konuşmuyor. Buna karşın “Apple Music mi Spotify mı?” sorusu herkesin dilinde. Sektördeki bu paradigma değişimi, yakın zamanda hem kullanıcılar hem de müzisyenler için yepyeni olanakları beraberinde getirecek gibi görünüyor.FBI ve NSA bu uygulamaya giremiyor
Cem Yılmaz’ın “CIA bu hesapları takip ediyor” esprisi Apple’ın son günlerde ABD hükümetiyle yaşadığı mücadele sonucu gerçeğe dönüştü, çözüm ise ProtonMail. Akıllı telefonlardaki uygulamaların, kişisel iletişim servislerinin şifrelenmesi, mahremiyete önem veren kullanıcıların aradığı başlıca özellikler arasında yer alıyor. Buna karşın adli süreçlerde servis sağlayıcı ile devlet organlarını çoğu zaman karşı karşıya getiriyor. Tıpkı Apple ile FBI arasında San Bernardino tetikçisi nedeniyle başlayan süreç gibi.
İsviçre merkezli bir startup, topluluk fonlaması ve yatırımcılardan elde ettiği maddi destek ile geliştirdiği şifrelemeyle korunan e-posta servisi ProtonMail’i herkesin kullanımına açtı. ProtonMail mobil uygulaması da aynı gün mobil uygulama mağazalarda yerini aldı. Bu uygulamayla gönderilen her türlü veri şifrelemeyle korunduğu için, alıcı ve gönderici dışında hiçkimse içeriği görüntüleyemiyor. Böyle bir şirketi ABD’de açmanın mümkün olmayacağına inanan ProtonMail kurucusu ve CEO’su Dr. Andy Yen, “ABD’de bu şirketi kursanız, FBI ve NSA’in sürekli tacizine maruz kalırdınız. Tıpkı şu an Apple’ın yaşadığı süreç gibi. Oysa İsviçre’de mahremiyet daha köklü bir gelenektir” açıklamasını yaptı.
CERN araştırma enstitüsünde 2013 yılında kurulan ProtonMail, “sıfır bilgi” adı verilen bir sistem sayesinde istemci tarafında şifreleme yapıyor ve böylelikle mesajlar henüz ProtonMail sunucularına ulaşmadan önce şifrelenmiş oluyor. Gmail ve Hotmail’de bu şifreleme sunucu üzerinde yapıldığı için, verileriniz devlete gitmese bile Google ve Microsoft’un elinde kalmış oluyor. ProtonMail ayrıca Snapchat benzeri bir hizmetle mesajı gönderiminden bir süre sonra silme imkanı sunuyor. ProtonMail hesabı edinmek ve uygulamayı indirmek için tıklayın.
Devlet paranoyası ProtonMail gibi servislerin önünü açıyor
9 Eylül Saldırıları sonrası gözlem ve istihbarat faaliyetlerinde çıtayı yükselten ABD, bu operasyonlara özel şirketlerden de katılım beklemesiyle sık sık gündeme geliyor. Örneğin Adalet Bakanlığı yakın zamanda San Bernardino tetikçilerinden birinin iPhone cihazına erişim sağlanması için Apple’dan destek istedi ve bu davanın yüzlerce benzer adli işlem için emsal teşkil edeceği söyleniyor. Öyle ki, Berkeley Üniversitesi’nde çalışan bilgisayar bilimcisi Nicholas Weaver, “İnsanlar hükümetin mahremiyete müdahalesinin sınırlarını öğrenmek için Apple davasını yakından takip ediyor. Eğer Apple kaybederse, ABD’de güvenli bir servis kurulamayacağı kanıtlanacak” diyor.
Yakın zamana kadar mahremiyete odaklı bir servis ya da teknoloji geliştirmek için ABD’nin ideal ülke olduğunu belirten Demokrasi ve Teknoloji Merkezi yöneticilerinden Lorenzo Hall, bir zamanlar ülkede var olan inovasyon destekçi tutum ve ifade özgürlüğü sayesinde veri şifrelemenin bugünlere geldiğini hatırlatıyor.
İsviçre’de ise işler daha farklı yürüyor. Dr. Andy Yen buna örnek olarak Paris saldırıları sonrası çıkarılan yeni gözetleme yasasını veriyor. Özel sektörden, özellikle teknoloji şirketlerinden güçlü bir muhalefet gören bu yasa sonucu İsviçre hükümeti referanduma gitme kararı aldı. Devletin gözetleme yetkilerini artıran bu yasayla ilgili son kararı Haziran ayında halk verecek.
Teknolojiyi göçmenler yönetiyor
Yüzyıllar önce Amerika kıtasını yerli kabilelerin elinden cebren ve hile ile alan göçmenlerin kurduğu, bugün ise ülkesinde göçmen istemeyen bir adayın başkanlık için yarıştığı Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili yayınlanan yeni unicorn startup raporu, Donald Trump’ı zor durumda bırakacak gibi görünüyor.
National Foundation for American Policy (NAFP) tarafından yayınlanan rapora göre, ABD’de kurulan ve değeri 1 milyar doların üzerine çıkan unicorn startup şirketlerin yarısından çoğunda göçmenlerin imzası var. Amerikan Rüyası’nı gerçeğe dönüştüren göçmenlerin kurduğu 44 şirketin 32’si ise Kalifoniya’da bulunuyor. Raporu NAFP adına hazırlayan Stuart Anderson, bulguları şöyle özetledi: “Yeni ve hızlı büyüyen şirketler kurma konusunda göçmenler önemli rol oynuyor. ABD dışında doğup, ülkeye sonradan gelen göçmenler memleketin en büyük özel şirketlerinin kurucusu veya yöneticisi konumunda yer alıyor.”
Unicorn startup patronları H-1B vizesi için bastırıyor ama…
Facebook kurucusu Mark Zuckerberg ve Microsoft kurucusu Bill Gates gibi önemi isimler, daha önce H-1B vizesinin kendi alanında yetenekli göçmen çalışanlara verilmesi için pek çok kez lobi faaliyetinde bulundu. Buna karşın Donald Trump göçmen reformuna tamamıyla karşı çıkıyor. Trump’ın kurmayları da yeni önergeler ile H-1B vizesini almayı zorlaştırmak için ellerinden geleni yapıyor. Gerekçeleri ise oldukça tanıdık: “Hindistan’dan getirilen bilgisayar mühendisleri Amerikalılardan daha ucuz maaşlara anlaşıyor. Bu da ABD vatandaşlarının kendi ülkelerinde iş bulmalarını zorlaştırıyor.”
Wall Street Journal ve Dow Jones tarafından belirlenen ve değeri 1 milyar doları aşan 87 startup’ı araştıran NAFP çalışması, bu şirketlerin yüzde 51’inin göçmenler tarafından kurulduğunu ortaya koyuyor. Göçmenlerin kurduğu şirketler ortalama 760 kişiye iş sağlıyor. Kurucuların ise dörtte biri ABD’ye öğrenci vizesiyle giriş yapmış kişiler. Çalışan bazında bakıldığında göçmenlerin kurduğu en büyük şirketler ise, 4000 bin kişiye istihdam sağlayan SpaceX, 3500 kişilik Mu Sigma ve 2000 personelli Palantir Technologies tabelayı oluşturuyor.









