Castrol ve Türkiye’nin lider teknoloji perakende şirketi TeknoSA, teknoloji ve performansı sevenler için Türkiye’nin farklı illerinde sanal sürüş deneyimi yaşatacak.Castrol’ün Titanium FST teknolojisi ile geliştirilmiş, şimdiye kadar üretilen en güçlü motor yağı olan Castrol EDGE ürününün özelliklerini kişilerin günlük yaşamıyla birleştiren dünyanın ilk sanal sürüş deneyimi, Türkiye’de TeknoSA mağazalarında tüketicilerle buluşacak. Yaklaşık 2 dakika boyunca gerçeklik ile sanal dünya arasındaki sınırlarını kaldıran sürüşlerde, katılımcılar Castrol EDGE’in güçlendirdiği bir Ford Mustang ile benzersiz bir Virtual Drift (Sanal Drift) co-drive heyecanını tadacaklar.
Castrol EDGE’in tasarladığı “Sanal Sürüş Deneyimi”, Temmuz ayının ikinci yarısında başlayıp 27 Eylül’e kadar Türkiye çapında 10 ilde 11 TeknoSA mağazasında gerçekleşecek. Katılımcılar, hem dünya ile aynı zamanda farklı bir deneyimi test edecek hem de arasından seçilecek bir kişi Ekim ayında Atina’da efsane pilot Ken Block ile sürüş deneyimi yaşayacak. Ayrıca, her mağazada deneyimleyen bir kişi, toplamda 11 kişi, Iphone 6 kazanma şansını da yakalayacak.
Castrol EDGE’ tarafından üç boyutlu bilgisayar oyunu teknolojisiyle gerçek sürüşü birleştiren özel prodüksiyonda Ford Mustang aracı kullanan Formula Drift pilotu Matt Powers, üç boyutlu sanal dünyanın hızla değişen ortamına tam olarak uyum sağlarken, gerçek dünyayı görmeden otomobil kullanmanın benzersiz olduğunu ifade etti. Düşen kayalar, çatlayarak yarılan pist, tüneller ve dik uçurumlar gibi pek çok heyecan verici ayrıntının yer aldığı sanal dünyadaki deneyimi diğer üç boyutlu etkinliklerden farklı kılan ise, sürücünün sabit bir konum yerine gerçek bir aracı kullanması. Aracın adeta bir oyun konsoluna dönüştüğü özel 360 deneyimi sunan video ve sanal sürüş deneyimi http://edgetitaniumtrials.castrol.com/tr/virtualdrift#trial adresinde meraklılarla buluşuyor.
Etkinlik Takvimi ve Yerleri:
17-19 Temmuz – İstanbul – Cevahir AVM TeknoSA mağazası
24-26 Temmuz – İstanbul – Maltepe Park CarrefourSA TeknoSA mağazası
31 Temmuz-2 Ağustos – Bursa – Kent Meydan TeknoSA mağazası
7-9 Ağustos – İzmir – Forum Bornova TeknoSA mağazası
14-16 Ağustos – Denizli – Forum Çamlık TeknoSA mağazası
21-23 Ağustos – Antalya – Mark Antalya TeknoSA mağazası
28-30 Ağustos – Konya – Kulesite TeknoSA mağazası
4-6 Eylül – Kayseri – Kayseri Park TeknoSA mağazası
11-13 Eylül – Adana – Adana M1 TeknoSA mağazası
18-20 Eylül – Ankara – Cepa TeknoSA mağazası
25-27 Eylül – Samsun – Samsun Bulvar TeknoSA mağazası
KOBİ’ler için bir IT departmanı barındırmak hatta kendi alan adlarına sahip e-posta adresleri oluşturmak bile bazen pahalı bir seçenek haline gelebilir. Bu nedenle iş dünyasında çalıştığınız şirkerlerin kimi zaman gmail veya hotmail uzantılı e-postalar verdiğine şahit olabiliyorsunuz. Bazen maliyet, bazen de alan adına dayalı bir e-posta hesabı açmak için yeterli bilgi sahibi olmamaktan kaynaklanan sorunlar nedeniyle KOBİ’ler kendilerine ücretsiz ve kolay kullanımlı gmail veya hotmail hesapları açabiliyorlar.
Ancak bu hesaplar, sadece uzantıları nedeniyle değil, isim seçimi nedeniyle de profesyonellikten uzak duruyor. Ahmet Yazıcı isimli bir çalışan için gmail’de hesap açmaya kalkıştığınızda, elinizde fazla bir seçenek kalmıyor. On binlerce Ahmet Yazıcı kombinasyonu ile karşılaşabiliyorsunuz ve sonunda ortaya çıkan e-posta adresi [email protected] gibi bir görünüme ulaşıyor.
Google şimdi bu problemi yenmek isteyen KOBİ’ler veya profesyonel şahıslar için, Google for Work servisini işaret ediyor. KOBİ’ler bu servise, kendilerine ait olan alan adını girerek, alan adı uzantılı eposta hesapları yaratma şansına kavuşuyorlar. Üstelik Google test aşamasındaki bu servisi için aylık 2 dolar ücret alıyor. Aslında Google for Work servisi yeni değil. Sadece e-posta servisi değil, KOBİ’niz için zengin bir bulut bilişim servisi almak istediğinizde aylık 3 dolarlık ödemeyle Google for Work’un tüm yeteneklerinden faydalanabiliyorsunuz.
Elbette, Google kadar dev bir yapının hizmetlerinde kimi zaman sorunlar çıkabiliyor. Güvenlik nedeniyle çok sıkı bir onay ve yeniden tanımlama süreçleri bulunuyor. Dolayısıyla, bu servisi kullanmaya başlamadan önce tüm güvenlik sorularınızı, kurtarma seçeneklerinizi en baştan netçe belirlemeniz gerekiyor, aksi halde şifrelerinizi unuttuğunuzda keyfiniz çok kaçabilir.
Google, şimdilik test aşamasında olan bu yeni 2 dolarlık özel e-posta servisi için detay vermiyor ancak yakında resmen yayına sokacağı anlaşılıyor. Böylece artık iş dünyasında sık karşılaştığımız gmail ve hotmail uzantılı “kurumsal” e-posta adreslerinin sayısının hızla azalacağını tahmin edebilirsiniz.
2015 yılının ilk çeyreğinde Dell, iş istasyonları alanındaki sürekli yükselişini devam ettirdi. International Data Corporation’ın (IDC) çeyrek bazlı iş istasyonu raporuna göre, Dell Türkiye üst üste 5 çeyrekte de pazar payını artırarak ilk sıraya çıkmayı başardı. IDC verilerine göre, ilk çeyrekte iş istasyonları pazar payında yüzde 17’lik artış yakalayan Dell, Türkiye’deki payını yüzde 48.4’e çıkardı.
Dell Türkiye Ülke Müdürü Didem Duru
Dell, iş istasyonu pazarında müşterilerin ve işlem güvenilirliği performansına odaklandı. Şirketin, Türkiye iş istasyonu pazarında zirveye çıkmasını sağlayan inovatif iş istasyonu çözümleri Dell Precision M3800, Dell Precision Tower serisi ve Dell Precision Rack 7910 beğeniyle karşılandı.
“Dell, alanında uzman kullanıcıların ihtiyaçlarını dikkate alarak en iyi performansı sunan özelliklerle donattığı iş istasyonları yaratıyor” diyen , sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Şirket olarak müşterilerimizi dinleyerek, iş istasyonları çözümlerine yeni özellikler katmaya devam ediyoruz. Tüm bunların yanı sıra Türkiye’deki iş ortaklarımız da Precision markamıza güvenerek yatırımda bulundu ve pazara çözümlerimizin faydalarını başarılı bir şekilde anlattılar. Tüm bu gelişmeler Dell olarak kanalla birlikte istikrarlı bir büyüme yaşadığımızın göstergesi oldu.”
İnovatif iş istasyonu çözümleri Türkiye’de ilgiyle karşılandı
Dell Precision Tower 5810, Tower 7810, Tower 7910 ve Rack 7910 çözümleri mühendislik, üretim ve medya ile eğlence sektörü gibi bilgi işlem yoğun alanlardaki müşterilerin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak geliştirildi. Dell’in performansı artıran son sürüm yazılım aracı Dell Precision Optimizer 2.0, iş istasyonlarını otomatik olarak ayarlayarak uygulama performansını en üst seviyeye çekmeyi başardı.
Dell’in patentine sahip olduğu Güvenilir Bellek Teknolojisi (Reliable Memory Technology -RMT) felaketlere sebep olan bellek hatalarını proaktif şekilde engelliyor ve bellek yaşam süresini uzatıyor. Ayrıca sistemler internet bağlantısına sahip olmadığı durumlarda dahi Dell’e özgü Intel vPro eklentisi, uzaktan BIOS yönetimi ve sabit sürücü temizliği yapabiliyor.
Dünyanın en ince ve hafif 15 inç mobil iş istasyonu Dell Precision M3800, video editörlerine, grafik tasarımcılarına, mühendislere ve diğer alanında uzman kullanıcılara daha önce hiç olmadığı kadar taşınabilirlik, eşsiz güç ve güvenilir performans sunuyor.
HP bünyesine katılan Aruba Networks’ün 23 ülkede 11,500 çalışan üzerinde gerçekleştirdiği mobil güvenlik anketinin sonuçlarını yayımladığı raporda en çok risk altında olan ülkelere işaret ediliyor.
Bu rapora göre; köklü Batı pazarlarında, işyerinde mobil cihaz kullanımı konusunda dünyanın en güvenli mobil çalışan davranışları sergileniyor ancak bunun aksine gelişmekte olan Doğu bölgeleri mobil güvenlik uygulamaları açısından listenin en alt sıralarında yer alıyor.
Türkiye’de risk durumu: Türkiye’de her on çalışandan ikisi (yüzde 18) iş için kullandığı akıllı telefonunda şifre koruması kullanmıyor.
Birleşik Krallıkta oran yüzde 12: Birleşik Krallıkta, ankete yanıt veren on kişiden sadece biri (yüzde 12) iş için kullandığı akıllı telefonunu şifre ile korumuyor. Malezya’da ise neredeyse on kişiden üçü (yüzde 29) bu korumayı yapmıyor
Çin’de cihaz paylaşım oranı daha yüksek: Çinliler iş için kullandıkları mobil cihazları ayda ortalama 19 kez başkalarına verirken İsveçliler ise sadece yedi kez paylaşıyor
Orta Doğuda veri kaybı daha yüksek: Birleşik Arap Emirliklerinde (BAE) çalışanların neredeyse yarısı (yüzde 48), mobil cihazın amacı dışında kullanılması sonucunda kişisel veriler veya şirket verilerinde kayıp yaşadıklarını itiraf ediyor, ABD’de ise çalışanların sadece dörtte biri (yüzde 24) bu şekilde kayıp yaşadığını söylüyor
Genel itibariyle raporda mobil güvenlik açısından net bir Doğu/Batı ayrımı yapılıyor. İsveç, ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve Norveç en güvenli çalışan alışkanlıklarının gözlemlendiği ülkeler olarak dikkat çekerken Malezya, Tayland, Güney Kore, Çin ve BAE bu listenin en alt sıralarında yer alıyor.
Aruba Networks’ün adlı raporunda açıklanan anket sonuçlarında, ‘#GenMobile daha riskli davranışların ardında yatan en önemli faktör olarak anılıyor çünkü daha genç ve mobil meraklısı çalışanlar genellikle geleneksel güvenlik kaygıları yerine verimliliğe öncelik veriyor.
HP bünyesine katılan Aruba Networks’ün Pazarlama Başkan Yardımcısı Chris Kozup, gelişmekte olan pazarlarda yeni teknolojileri kucaklayan, büyümek için yeni yollar deneyen ve yetkiyi kendilerinden alan ancak bunu yaparken şirket
daha fazla riske maruz bırakan çalışanların daha fazla olduğunu vurguluyor. Anket sonuçlarının riskin işletmeler için bir yandan kötüyken diğer yandan iyi olabileceğini düşündürdüğünü ifade eden Kozup daha muhafazakar batılı pazarların bu konuyu dikkate alması gerektiğini öğütlüyor.
“Çalışanlar işlerin yapılması için şifre veya cihazları paylaşmakta hiçbir sakınca görmezse, bu durum tüm dünyada bilişim yöneticileri için verimlilik- güvenlik ikilemini ortaya çıkaracak” diyen Chris Kozup, şirketlerin hassas verileri açığa çıkarmadan en iyi yetenekleri kendilerine çekip ellerinde tutmasını sağlamak için doğru dengeyi bulmanın önemli olacağını söylüyor.
Aruba Network’ün Running The Risk başlıklı raporunda, çalışanların bilgisayar güvenliği konusundaki alışkanlıkları göz önünde bulundurulduğunda şirketlerin karşılaşacağı potansiyel tehlikelerin altı çiziliyor. Şirketinizin risk düzeyini değerlendirmek ve çalışmaya katılan diğer ülkelerdeki şirketlerle kendinizi karşılaştırmak için Aruba’nın çevrimiçi öz değerlendirme aracını deneyin.
Risk endeksi ve raporun tam metnini buradan indirebilirsiniz.
Toshiba’nın, geçtiğimiz altı yıl boyunca açıkladığı bütçelerde, aslında ortada olmayan bir parayı varmış gibi göstererek, şirketi 1.2 milyar dolar kazançta gösterdiği ortaya çıkmış ve bu sahtekarlık büyük bir deprem etkisi yaratmıştı. Yıllarca, açıklanan bütçe rakamlarına bakarak Toshiba hisselerine yatırım yapan yatırımcıların tepkisi karşısında ünlü Japon elektronik üreticisi Toshiba prestijini tekrar kazanmaya çalışırken, şirketin CEO’su Hisao Tanaka ve iki diğer yöneticisi, şirketin iç hedeflerini tutturmak için rakamları değiştirdiklerini kabul ettiler.
İki bağımsız denetim şirketi tarafından sağlanan rakamlara göre, Hisao Tanaka ve iş arkadaşları, altı yıl boyunca şirketin operasyon gelirlerini şişirik şirketi toplamda 1.2 milyar dolar kar etmiş gibi gösterdiler.
Hisao Tanaka olayların ardından bugün istifa ettiğini açıklarken, şirketin başkanı Masashi Muromachi CEO görevini geçici olarak üstlendi. Masashi Muromachi yeni bir yönetici ekip oluşturacak ve eski CEO’nun sahtekarlığına göz yuman veya iş birliği yapan tüm yönetim ekibini şirketten uzaklaştıracak.
Şirketten şimdiye kadar başkan, başkan yardımcısı ve sekiz üst düzey yönetici istifa etmiş bulunuyor. Toshiba, mali deftelerde yapılan sahtekarlık nedeniyle yaşanan zararı kapatmak için şirketin değerli taşınmazlarını ve varlıklarını satacağını açıklayarak hissedarları yatıştırmaya çalıştı.
İnternet ortamında verilen kitlelere açık çevrimiçi dersleri tanımlayan ve geleceğin uzaktan eğitim modeli olarak görülen MOOC (Massive Open Online Course) sistemi kullanılarak MOOCTAB adıyla yeni bir proje hayata geçirilecek. TEYDEB’den aldığı hibe desteği ve beş ana ortağın katılımıyla çalışmalarına başlanan proje mevcut sistemlere oranla çok daha gelişmiş bir uzaktan öğrenme imkânı sunmayı amaçlıyor.
İnternetin uzaktan eğitimde yaygınlaşmasıyla birlikte son iki yıldır etkili bir trend olarak yaygınlaşan Kitlesel Çevrimiçi Açık Dersler (Massive Online Open Courses – MOOC), dijital teknolojiler ışığında gelişmekte olan eğitim dünyasında yeni bir evre olarak kabul ediliyor. MOOC’un en önemli özelliği, sınırsız sayıda öğrencinin aynı anda internet üzerinden aynı dersi, eğitimin değerini düşürmeden alabilmesi olarak tanımlıyor.
Çizgi romanlardan çevrimiçi oyunlara kadar geleneksel öğrenme materyallerinin dışındaki içerikler ile e-öğrenmeyi eğlenceli hale getiren MOOC, ders tasarımı, video üretimi, ulaşılabilirlik, site trafiği, güvenlik, yazılım ve bilişim altyapısı gibi pek çok farklı bileşenin tek bir çatı altında toplanmasından, bilişim ve eğitim aktörlerinin işbirliği halinde çalışmasından oluşuyor.
Deloitte’un 2014’te yayınladığı “Teknoloji, Medya ve Telekomünikasyon (TMT) 2014 Öngörüleri” raporununa göre,eğitimde fırsat eşitliği sunmayı amaçlayan MOOC sisteminin 2020 yılında yaygın öğretim de dâhil olmak üzere, alınan tüm eğitimlerin yüzde 10’unu oluşturması bekleniyor.
Peki ya güvenlik?
Dijital kimlik alanında sunduğu kapsamlı BT güvenlik çözümleriyle işletmeleri siber saldırılara, veri ve kimlik avcılığına karşı koruyan Kobil, Avrupa’nın en büyük bulut tabanlı dijital eğitim platformu MOOCTAB’ın (Massive Open Online Course TABlet) güvenliğini sağlamak için m-Identity Protection (AST) çözümünü kullanacak. Kobil, proje kapsamında 36 ay boyunca mobil uygulama (app) güvenliği, tablet güvenliği, sayısal hakların yönetimi (DRM), kullanıcıların kimlik doğrulaması ve mahremiyet (privacy – confidentiality) konularında AR-GE çalışmaları yapacak.
MOOCTAB hakkında konuşan Kobil Türkiye Ülke Müdürü Ümit Yaşar Usta, yeni öğretim yöntemlerinin ve dijital teknolojilerin benimsenmesinin yeni dünyada başarının anahtarı olduğunun altını çiziyor. Güvenlik çözümleriyle desteklenen bu altyapıların önemine değinen Usta, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“MOOC TAB’da yer alan beş farklı güvenlik şirketinden dördü Fransız. Güvenlik alanında Türkiye’yi sadece Kobil temsil ediyor. Ücretli dersler için ödeme sistemleri güvenliği sunacağımız projede ayrıca online sınavlarda kimlik tespitinin yapılmasından ve ders materyallerinin internet üzerinden güvenli bir şekilde satılmasından sorumlu olacağız. Bulut, mobil ve giyilebilir cihazlar gibi gelişmekte olan yeni teknolojilerin eğitim alanında dünya çapında fayda sağlayacak araçlara dönüşmesi, kurumlara stratejik rekabet kazandırırken, bireylere de kişisel gelişim ve profesyonel eğitim imkânı sunuyor. Örneğin bu proje sayesinde Kars’taki bir üniversitede okuyan öğrenci, İstanbul’daki bir üniversiteden MOOC TAB aracılığıyla ders alabilecek. Biz de Kobil olarak MOOC TAB aracılığıyla çağa uygun öğrenme tasarımlarının Türkiye ve dünya çapında güvenli bir şekilde kullanılabilmesi için güvenlik çözümlerimiz ile katkıda bulunacağız. Bu açıdan Türkiye ve Avrupa’daki e-öğrenme dönüşümünün güvenlik ayağında önemli bir misyonu üstleneceğiz.”
1 Ocak’ta TEYDEB tarafından hibe desteği alan ve çalışmalara başlanan MOOCTAB, Türkiye’de üç yıl boyunca beş ana ortak ile yürütülecek. Aralık 2017’de bitirilmesi planlanan proje kapsamında kullanılacak tabletleri Vestel üretecek. Bahçeşehir Üniversitesi’nin içerik sağlayıcı olarak yer aldığı projenin Türkiye koordinatörlüğünü UBİT, teknolojik altyapısını ise Humanayz sağlayacak. Kobil, güvenliğin üst seviyede tutulacağı projeye ödeme ve kimlik güvenliği alanında liderlik edecek. Projenin AR-GE’sinden çıkacak sonuçlar ise, başta Fatih Projesi olmak üzere online eğitim ile ilgili pek çok alanda kullanılabilecek.
Gelişmiş Darkfield Lazer Sensörü ile cam dahil her yüzeyde çalışabilen Logitech MX Anywhere 2 Wireless Mouse, şık tasarımı ve bir çantaya sığabilecek kompakt boyutu ile rahatça her yere taşınabiliyor ve uzun saatler kullanım kolaylığı sunuyor.
Logitech Türkiye Pazarlama Müdürü Selver Yıldız, “Bağlantısı, boyutu ve rahatlığıyla Logitech MX Anywhere 2 Wireless Mouse, ödüllü mouse’umuz MX Master’ın taşınabilir versiyonu. Logitech MX Anywhere 2, dilediğiniz her yerde çalışmak üzere tasarlanmış ve bugüne kadar sunduğumuz en iyi çok yönlü mouse’ dedi.
Çift bağlantı özelliği sunan Logitech MX Anywhere 2 Wireless Mouse, Pico Unifying alıcısı veya Bluetooth Smart teknolojisi üzerinden Windows veya Mac bilgisayarlara rahatlıkla bağlanabiliyor. Aynı anda üç ayrı cihazla eşleşebilen Logitech MX Anywhere 2, Logitech Easy-Switch tuşu aracılığıyla tek bir dokunuşla masaüstü bilgisayar, laptop ya da tablet arasında kolayca geçiş imkanı sunuyor. Logitech MX Master Anywhere 2’nin kaydırma tekerleği uzun dokümanları veya web sitelerini hızlıca incelemenize imkân veren yüksek hızlı kaydırma özelliği (hyperfast scroll) ve daha dikkatli kontrol sağlayan click-to-click (tıklatmalı) modu bulunuyor.
Logitech MX Master Wireless Mouse ile benzer olarak, Logitech MX Anywhere 2 Wireless Mobil Mouse da Logitech Options yazılımı kulanılarak kişiselleştirilerek Mac bilgisayarlardaki dokunmatik komutları uygulayabiliyor, böylece daha hassas bir kontrol sağlıyor. Logitech MX Master Anywhere 2’nin şarj edilebilir pili, tam şarj edildiğinde yaklaşık iki ay pil ömrüne sahip. Bir dakikalık şarj ile iki saatlik kullanım olanağı sunan mouse’u micro-USB şarj kablosu ile bilgisayarınıza takarak kolayca şarj edebilir ve şarj olurken mouse’u kullanmaya devam edebilirsiniz.
Daha önce PayPal Türkiye Pazarlama Müdürlüğü görevini üstlenen Ör yeni görevinde sanal POS çözümleri, gelişmiş sahtecilik önleme filtreleri, 7 gün 24 saat hizmet veren uzman sahtecilik izleme ekibi ve daha birçok servisiyle e-ticaret sektörüne modern çözümler sunan PayU’nun Türkiye’deki tüm pazarlama aktivitelerinden sorumlu olacak.
Gaye Ör Kimdir?
Marmara Üniversitesi Almanca Enformatik bölümünden mezun olan Gaye Ör, 2004 yılında Adisa Danışmanlık’ta başladığı kariyerine Garanti Ödeme Sistemleri’nde devam etti. 6 yıl süreyle üye işyeri pazarlama, banka kartı ve ön ödemeli kartlarla ilgili ürün ve pazarlama çalışmalarını yürüten Ör; Türkiye’nin ilk üye işyeri web sitesi, ilk online ön ödemeli kart satışı gibi projeleri yürütmenin yanı sıra Paracard marka değişimini de gerçekleştirdi.
Ör, 2011 yılında Bankalararası Kart Merkezi (BKM)’nde Pazarlama Müdürü olarak kariyerine devam etti. Burada BKM Express pazarlama çalışmalarını yürüten Ör, 2013-2015 yılları arasında PayPal Türkiye Pazarlama Müdürlüğü görevini üstlendi.
Verileri şifreliyor, kullanıcıya şantaj yapıyor.
En düşündürücü kısımlardan biride bu zararlının belli başlı muhasebe programlarını hedef alması ve onların verilerini şifrelemesi.
Zararlının sistemde eriştiği ve kullandığı alanlar, güvenlik yazılımlarının kontrol ettiklerini iddia ettikleri alanlar.
Bazı güvenlik yazılımı temsilcileri teknik (!) bir açıklama yaparak “kullanıcı zararlıyı kendi çalıştırıyor” biz ne yapalım mesajları veriyorlar.
Bol ödüllü, dünyanın en iyi güvenlik yazılımı (!) çalışan bir sistemde, zararlının çalışması veya güvenlik yazılımının kontrol ettiği sistem alanlarında değişiklik yapılabilmesi imkansız (en azından kullanıcı onay vermediği sürece) olması gerekir diye biliyorduk, en azından ümit ediyorduk :-). Demek ki öyle değilmiş…
İnsanın aklına gelmiyor değil: Acaba, güvenlik yazılımlarında bazı arka kapılar (backdoor) bırakmak yeni bir sektör mü? Yoksa, güvenlik yalnızca bir algıdan mı ibaret!
Backdoor hizmeti veren birçok yasal güvenlik şirketi Rusya, Çin ve İran tarafından denetleniyor ve ülkelerinde faaliyet yürüteceklerse kaynak kodlarına kadar her türlü bilgi isteniyor.
Güvenlik şirketleri, dışa bağımlı ve sömürge ülkelere bırakın kaynak kodu vermeyi, dava edilmemeleri için kendilerine yasal koruma bile sağlamış durumdalar.
Peki Türkiye’de durum ne? Kendi siber güvenlik politikasını, dünyanın en büyük hack saldırısına uğramış üçüncü dünya ülkesinin siber güvenlik politikasınından uyarlayan bir ülke olarak pek iç açıcı durumda olmadığımızı söylemek mümkün.
Bahsi geçen zararlı ile sadece son üç (3) haftada elli (50) milyon doların üzerinde para toplandığı konuşuluyor. Çoğu şirket itibarının sarsılmaması için saldırıya uğradığını saklıyor. Şirketler mâli verilerini kurtarabilmek için binlerce dolar para ödemek zorunda kalıyor.
Bu zararlı yazılımın imzası, sistemde kullandığı alanlar vs. hepsi güvenlik yazılım ve donanımları tarafından biliniyor. Hatta bütün hepsi; süper üstün bol ödüllü dünyanın en iyi davranış analizini yapan yapay zekaya (!) sahipler. Üstelik bangır bangır en iyi biz engelleriz/yakalarız ilanları her yerde. Öyleyse buna rağmen bu zararlı verileri yayılmaya devam ediyor ve üstelik bunu süper üstün güvenlik yazılımına rağmen yapabiliyorsa, neden şirketlerin uğradıkları zararı güvenlik firmaları ödemiyor? Hakkaniyetli olan bu değil mi? Ya da en azından her süper üstün güvenlik yazılımının verdiği ilanlarda “bazı zararlılar üzerinde bilinen etkisi yoktur” yazmaları daha dürüstçe olmaz mı?
Ortada gerçekten çok garip bir durum var. Şayet bu zararlı yazılımlara backdoor sağlanmıyorsa, imzası, davranışları, sistemde kullandıkları alanları belirlenmiş olan bir zararlı faaliyetine nasıl devam edebiliyor? Uçanı kaçanı yakalayan, hatta arada bir güvenlik algısı oluşturmak için sistem bileşenlerini dahi şüpheli/zararlı gösteren ve arada bir de silen süpüren güvenlik yazılımları bu esnada ne iş yapıyor? :-).
Acaba yılda milyarlarca dolarını güvenlik şirketlerine aktaran Türkiye’de bu duruma kim dur demeyi planlıyor? Çünkü artık iş çığrından çıktı. Hem güvenlik yazılımına lisans ücreti öde, hemde zararlının yaptığı şantajın parasını…
Hepinize mutlu güvenlik algıları dilerim.
Amazon’un 1995’teki ilk ofisi sadece bu binadan ibaretti.
Yaz mevsimini nasıl geçiriyorsunuz? Daha doğrusu, çocukken yazları neler yapardınız? Eğer bir köy ortamında, çiftlikte ineklerle uğraşıp traktör tamir ediyorsanız bugün dünyanın en zengin adamlarından biriyle ortak bir yanınız var demektir.
Jeff Bezos’tan bahsediyorum. Amazon.com’un kurucusu ve Forbes’a göre 20 Temmuz 2015 itibariyle 43.7 milyar dolarlık serveti bulunan ve bu sayede dünyanın en zengin 15. kişisi unvanına sahip olan kişiden yani.
Bezos’u dahilikle delilik arasındaki ince çizgide doğru tarafı bulabilen kişi olarak da tanımlamak mümkün. Zaten daha lisede sadece üstün zekalı çocukların kabul edildiği bir okulda okuyan Bezos, Princeton Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Fakültesi’ni de birincilikle bitirmiş.
1995 yılında sihirbazlık gösterilerinden esinlenerek “Abracadabra”nın “Cadabra”sını şirket ismi olarak seçen Bezos, daha sonra bu isimden vazgeçip Amazon’da karar kılmış. Amazon’u seçme yöntemi ise ilginç. O tarihte internetteki siteler arama motorları yerine arama indeksleri aracılığıyla listelendiği için alfabetik olarak üstte yer almak isteyen Bezos, sözlükte A harfindeki kelimeler arasında Amazon’u hem başlarda olması hem de şirketinin dünyanın en büyükleri arasında olmasını istemesi nedeniyle seçmiş.
16 Temmuz 1995 tarihinde kurulan ve geçtiğimiz günlerde 20. yaşını kutlayan Amazon.com, bugün tam da Bezos’un istediği gibi dünyanın en büyükleri arasında yerini aldı. Şirketin ulaştığı değerler tek kelimeyle muazzam. 1995’te 511 bin dolarlık satış yapan şirket 2014 yılında 88 milyar dolarlık ürün satışı gerçekleştirmiş durumda. Online kitap satışıyla başlayan yolculuksa bugün ne ararsan var tadında büyümeye devam ediyor. Amazon’un drone’larla dağıtım gibi yenilikçi yaklaşımları da sektörü şekillendirmeye devam ediyor.
Şirketin büyümesinde ürün çeşitliliği ve lojistik fırsatların önemi elbette büyük. Ancak sadece bununla değerlendirmemek gerekiyor. Kurulduktan sadece iki yıl sonra halka açılan Amazon.com, “.com balonu” dönemini de başarıyla atlatmayı başardı. Bununla birlikte şirket son 20 yılda onlarca şirkete yatırım da yaptı. Bu yatırımlarda dikkat çeken ve aynı zamanda Amazon’a yönelik en önemli eleştiriler arasında da bulunan konuysa, kendisine rakip olarak gördüğü alanlarda hızlı yükselen şirketlerin önünü kesmesi. En meşhurlarından biri bebek bezi pazarında hızla yükselen Diapers.com’un sahibi Quidsi. Amazon, Quidsi’nin sahipleri şirketlerini satmakta “isteksiz” davranınca hemen ertesinde bebek bezi pazarına girip yüzde 30 indirim gibi bir kampanya yapmıştı. Walmart’la Amazon’u teklifte kapıştırmak isteyen Quidsi ise şirketi daha düşük bir teklif verse de 540 milyon dolara Amazon’a satmak zorunda kalmıştı.
Bu örneklerden 20 yıl içinde çokça yaşandı. Sonuç ne olursa, taktikleri ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, Amazon bugün Amazon.com sitesiyle, Kindle’ıyla, bulut pazarını elinde tutan Amazon Web Services’iyle dev bir grup. Büyümesini de hızlı bir şekilde sürdürmeye devam ediyor. 23 Nisan 2015’te açıklanan 2015 ilk çeyrek sonuçlarına göre satışlar yüzde 15 artarak 22.7 milyar dolara yükselmiş durumda. Ürün satışları 15.7 milyar dolardan 17 milyar dolara, servis gelirleri ise 4 milyar dolardan 5.6 milyar dolara çıkmış.
1995’te Jeff Bezos için “internetten kitap mı satılır, bu adam delirmiş olmalı” diyenler bugün onun hakkında bir şey söylemek için defalarca düşünmek durumunda. Peki Amazon’un 30. yılında ne mi olur? Son 20 yıldaki grafiğe bakarsak pek kaybedeceğe benzemiyor…
PayPal bugün eBay’den ayrılma sürecini tamamlayarak Nasdaq borsasında PYPL sembolüyle işlem gören bağımsız bir şirket oldu. PayPal’ın üst yöneticileri, çalışanları ve iş ortaklarından oluşan ekip, PayPal butonuna basarak bugünkü Nasdaq seans açılışını yaptı.
PayPal Başkanı ve CEO’su Dan Schulman, “Tüm dünyanın kullanımına açık dijital ödeme platformu ve en güvenilen dijital cüzdan olarak bağımsız bir şirket olmanın ve bizi bekleyen geleceğin heyecanını yaşıyoruz. Günümüzde mobil teknolojiler ödeme sistemlerini dönüştürüyor; daha kolay, güvenli ve ulaşılabilir hale getiriyor. Bağımsız bir şirket olarak PayPal’ı tüketicilerin hakkını koruma, e-ticaret şirketlerinin hayatını kolaylaştırma ve giderek daha büyük bir hızla dijitalleşen ödeme endüstrisinin geleceğini şekillendirme konusunda artan rolüyle daha da büyük fırsatların beklediğini görüyoruz” dedi.
Dünyanın dört bir yanındaki insanların dijital paranın avantajlarından yararlanmasını sağlayan PayPal, 2014 yılında toplam 235 milyar dolarlık ödeme hacmine imza attı ve 8 milyar doların üzerinde gelir elde etti. Geçen yıl ayrıca 46 milyar dolarlık mobil ödeme gerçekleştiren PayPal, tüm dünyada 203 ülkede 169 milyon aktif müşteriye hizmet veriyor.
Schulman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şirkete ve hissedarlarımıza uzun dönemli büyüme getirmek için gücümüzü artırmaya odaklandık. PayPal olarak eşsiz bir konuma sahibiz. Dijital ödemeleri daha da ileriye taşımayı, müşteri hizmetlerimizi daha da geliştirmeyi, inovasyona ve tüm platformlara açık teknolojiye yatırımı artırarak müşterilerimize ve iş ortaklarımıza online, mobil uygulamalar ve mağazalarda değer katmayı sürdürmeyi hedefliyoruz.”
PayPal, 2002 yılında eBay tarafından 1.5 milyar dolara satın alınmadan önce de Nasdaq borsasında “PYPL” sembolüyle işlem görüyordu. Schulman, “eBay’deki dostlarımıza son 12 yıldaki destekleri ve işbirlikleri için teşekkürlerimizi sunuyoruz” diye ekledi.
Şirketlerin ayrılma süreci kapsamında, kayıt tarihi olarak kabul edilen 8 Temmuz 2015’te eBay hisse senedi sahiplerine 17 Temmuz 2015’te her bir eBay hissesine karşılık bir PayPal hissesi dağıtıldı. 6 Temmuz 2015 tarihinden bu yana Nasdaq’ta “ihraç edilen” PayPal hisseleri yatırımcılara geçici olarak “PYPLV” sembolüyle sunuldu. PayPal hisselerinin ihracı 17 Temmuz seans kapanışında son buldu. Bugün itibariyle PayPal hisseleri “PYPL” sembolüyle Nasdaq’ta normal yoldan sunulmaya başlandı.
Müşterilerle iletişimin kurulduğu ilk noktalardan biri olan çağrı merkezleri, kurumların imajlarını ve iş süreçlerini doğrudan etkiliyor. Çağrı merkezleri; değişen talepleri anlamak, müşteri memnuniyetini sağlayıp ölçümlemek, bildirilen şikâyetlere doğru ve hızlı bir şekilde çözüm sağlamak gibi önemli fonksiyonlara sahip. Müşteri memnuniyetinin öneminin her geçen gün arttığı sektörde görüntülü görüşme, sosyal medya uygulamaları, mobil uygulamalar, konuşma tanıma gibi teknolojiler daha sık karşımıza çıkıyor.
Müşteri memnuniyetini doğrudan olumlu etkileyen çözümler katma değer sağlıyor
Çağrı merkezi sektörüne yeni nesil teknolojiler ve müşteri ihtiyaçlarına özel çözümler sağlayan Asseco SEE, çeşitli sektörlerde çağrı merkezi hizmeti sunan kurumların süreçlerini iyileştirmelerini ve bu sayede müşteri memnuniyetinin artmasını sağlıyor. Özellikle son dönemde daha sık duyulan akıllı self servis çözümlerinin kurulumu ve tasarımı konusunda sahip olduğu bilgi birikimi ve deneyim sayesinde, müşterileri için kullanımı kolay ve efektif kanallar oluşturan Asseco SEE, müşteri memnuniyetini doğrudan olumlu etkileyen çözümleri ile katma değer sağlıyor.
Sosyal medya, mobil uygulamalar ve yeni nesil ses teknolojileri tercih ediliyor
Yazılım tabanlı santral sistemlerinin entegrasyon kolaylığı, müşteriye özel uygulamaları daha mümkün hale getirdi. Bu da firmaların müşterilerini sadık tutmak, müşteri memnuniyetini artırmak ya da yeni ürünler tanıtmak ve satmak için yaptığı kampanyaların maliyetinin doğru yere yönlendirilmesini sağladı. Yeni çağrı merkezi teknoloji uygulamaları sayesinde çağrı merkezleri, artık kurumların diğer operasyon süreçlerini uçtan uca çözümlere dönüştürülebiliyor. Örneğin görüntülü görüşme, sosyal medya, mobil uygulamalar ve yeni nesil ses teknolojileri, kurumlar açısından daha çok tercih edilen kanallar haline geldi.
Gerçek zamanlı ve ölçülebilir teknolojiler, verimlilik ve kârlılık demek
Çağrı merkezi teknolojilerinin iş süreçlerini önceliklendirme, doğru zamanda, doğru kaynağa yönlendirme, izleme, yönetme ve denetleme olanağı sunduğunu belirten Asseco SEE Satış Müdürü Mutlu Akar, bu sayede kurumların tüm süreçlerini her boyutuyla verimli ve kârlı operasyonlara dönüştürebildiklerinin önemine değindi: “Önemli noktalardan birisi de tüm bu operasyonları destekleyecek, büyüme esnekliğini sağlayacak, entegre edilebilir, denetlenebilir, güvenli ve gerçek zamanlı ölçülebilir teknolojileri konumlandırmak. Asseco SEE olarak, sektörün gelişen ihtiyaçlarını ve yeni nesil teknolojileri yakından izliyor ve tüm bu iş ihtiyaçlarını adresleyecek çözümler sunuyoruz.”
Sektöre müşteri talepleri yön verecek, hizmetler kişiselleştirilecek
Teknolojinin gelişimi ve müşteri istekleri göz önüne alındığında; kişiselleştirilmiş hizmet anlayışını destekleyen akıllı self servislerin ön planda olacağı bir gelecekten söz edileceğini ifade eden Akar, kişileştirilmiş hizmetlerin önemi hakkında şunları söyledi: “Müşteriler bir yandan istediği zaman canlı destek alabilmek, bir yandan da self servis çözümlerle daha çok işlem gerçekleştirebilmek istiyor. Ayrıca, bu süreçlerin hepsinde de kendi durumlarına uygun, kişiselleştirilmiş hizmetleri tercih ediyorlar. Bu beklentileri karşılamayı amaç edinen ve aynı doğrultuda teknolojik yatırımlar yapan şirketlerin, rekabette birkaç adım öne geçeceği artık tartışılmaz bir gerçek.”
Bilişim sektöründe 46 yıldır geliştirdiği ürünlerle sektöre yön veren Tunçmatik, regülâtör ailesi “Reguline”a, 2000VA ve 3000VA olarak iki yeni model ekledi.
Reguline; Farklı Güçte Modelleri ile Hayat Kurtarıyor.
Tunçmatik’in yeni regülâtörü Reguline, tüm hassas cihazlar için regüle edilmiş temiz enerji ve tam koruma sağlıyor. Bilgisayar, televizyon, kombi, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi elektrikli ve elektronik cihazlar için uygun olan Reguline, 600VA ve Reguline 1000VA modellerine, 2000VA ve 3000VA kapasitesindeki iki yeni modellini de ekleyerek dört farklı seçenek ile kullanıcıyla buluşuyor.
Reguline’ın en önemli özellikleri arasında; geniş voltaj aralığında çalışma, ön panelden giriş-çıkış voltaj değerlerinin izlenebilmesi, trafosunun yüksek ısıdan zarar görmesini engellemek için kullanılan termik sigorta, kısa devre, aşırı akım ve yüksek ısı koruması özellikleri bulunmaktadır.
Reguline, tüm bunların yanında kompakt tasarımı ve alev almayan plastik gövdesiyle de dikkat çekiyor. Küçük yapısıyla özellikle alan sıkıntısı yaşayan ev ve iş yerleri için ideal olan ürün, sürekli düşük veya yüksek gerilimden kaynaklanacak sorunları ortadan kaldırıyor.
Son Kullanıcı Satış Fiyatları:
Reguline 2000VA: 210,00 TL+KDV
Reguline 3000VA: 256,00 TL+KDV
Aykut Zafer Taşel
Türk Telekom Grubu, iki önemli direktörlük için atama yaptı. Yatırım Planlaması Direktörlüğü’ne Aykut Zafer Taşel atanırken, Bireysel Servisler Direktörlüğü’ne ise Şaban İren getirildi.
Aykut Zafer Taşel, yeni görevinde yatırım alanında yapılan planlamaların süreçlerinin yönetiminden sorumlu olurken, Şaban İren ise bireysel alanda hayata geçirilen servislerden sorumlu olarak görev alıyor.
Aykut Zafer Taşel kimdir?
Aykut Zafer Taşel, lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı. Kariyerine 2001 yılında PricewaterhouseCoopers’ta başlayan Taşel, şirketin İstanbul ve Dubai ofislerinde farklı yönetim kademelerinde görev yaptı. 2006 yılında Dubai Yatırım Grubuna katılan Taşel, 2008’e dek grubun şirket alım & satım projelerinde yer aldı, 2008-2011 yılları arasında grubun tek elden yeniden yapılandırılmasının operasyonel ve finansal olarak liderliğini yürüttü. Eylül 2011’de Türkiye’ye dönen Taşel, PwC İstanbul Ofisi danışmanlık birimine yönetici olarak katıldı. Türk Telekom Grubu’na katılana dek ülkemiz ve bölgede gerçekleşen büyük yatırımlarda danışman olarak yer aldı.
Şaban İren kimdir?
Selçuk Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Şaban İren, kariyerine 1995 yılında yazılım mühendisi olarak başladı. İren, kariyerine 1996-2001 yılları arasında Kombassan Holding’de devam etti. Daha sonra Kont Bilişim’de Ürün Müdürlüğü görevini üstlenen İren, sonraki yıllarda sırasıyla Netcom, Bizprosistem Sentim Teknoloji ve Sentim Bilişim şirketlerinde üst düzey yöneticilik yaptı. Şaban İren, 2008 yılından 2014 yılına kadar ise Turkuvaz Medya Grubu’nda Bilgi Sistemleri Grup Başkanlığı görevini üstlendi.
Hem ADSL, hem kablo, hem de fiber internet bağlantısına sahip olanlar bu ürünü kullanabiliyor ve bağlantı tipi değiştiğinde modem değiştirmek gerekmiyor.
Netis ağ ürünlerinin Türkiye distribütörü DataStar, VDSL (fiber) destekli yeni modem/router’ı yakında satışa sunuyor.
Netis WF4422 model modem/router, geriye dönük olarak ADSL2 ve ADSL desteği de sağlıyor. Bu sayede her tip internet bağlantısına sahip olanlar ürünü kullanabiliyor.
VDSL2 destekli olan Netis WF4422, 300Mbps kablosuz hıza sahip. Hem kablolu hem kablosuz bağlantıyı destekleyen
modem/router, online oyun, HD video, web’de sörf gibi her türlü uygulama için güvenilir bir bağlantı sunuyor.
Kullanıcıların tüm gereksinimlerine uygun olan WF4422, hem VDSL hem ADSL desteği sayesinde bağlantı tipi değiştiğinde de kullanılabiliyor. Bu sayede örneğin ADSL’den fiber bağlantıya geçildiğinde kullanıcıları yeni modem yatırımı yapma maliyetinden kurtaran bir çözüm sunuyor.
IPTV desteği Netis WF4422 modem/router’a, üzerindeki LAN girişleri sayesinde IPTV set üstü kutusu bağlanabiliyor. IPTV deneyimi için de destek sunuyor. Ayrıca değiştirilebilir LAN4/WAN girişi olan ürün kablo ya da fiber bağlantı seçeneği oluşturuyor. Gelecek nesil IP standardı olan IPv6 desteği de bulunan ürün 77 USD+ KDV fiyatla satışa sunulacak.
1,7 milyar telefon numarasını cebinizde taşımanızı sağlayan, bilinmeyen numaraların tanımlanması ile istenmeyen numaraların engellenmesi alanlarında dünya lideri pozisyonundaki Truecaller, Türkiye’deki çalışmalarını hızlandırma ve yoğunlaştırma kararı aldı. Bugün itibariyle Türkiye’de 2 milyon, dünya çapında ise 150 milyondan fazla kullanıcı tarafından tercih edilen Truecaller’ın İsveç’teki merkezinde görev yapan CTO’su Umut Alp, hedeflerinin ülkemizdeki kullanıcı sayısını 5 ay içinde 5 katına çıkarmak olduğunu belirtti.
Umut Alp, “Truecaller küresel çapta büyük hedeflere sahip bir marka. ABD, Ortadoğu ve Hindistan gibi pazarlarda hızla büyüyoruz. Ama bunun yanı sıra, kısa sürede 2 milyon kullanıcıya ulaştığımız Türkiye pazarındaki gelişmemizi de çok önemli buluyoruz. Bu gelişmeler üzerine Türkiye’deki hedeflerimizi büyüttük. Amacımız yılsonuna dek kullanıcı sayımızı 5 katına çıkarmak ve 10 milyona ulaşmak. Türkiye pazarının Truecaller için mükemmel bir başarı öyküsü oluşturduğunu görmekten de ayrı bir mutluluk duyuyorum,” dedi.
Truecaller CTO’su Umut Alp, Truecaller hakkında şu bilgileri aktardı: “Truecaller’ın kullanıcılara sunduğu pek çok fayda var. Bunların en önemlilerinden biri, sizi arayan numaranın hangi kişi veya kurum olduğunu anında öğrenmek. Truecaller uygulaması kullanıma sunulana değin, sizi arayan kişinin numarası ve ismi telefon defterinizde kayıtlı değilse, bu kişinin kim olduğunu bilme şansınız yoktu. Bu durum, gelen bir aramayı cevaplama veya cevaplamamayı tercih etme hakkını kullanıcıların elinden alıyordu. Biz, Truecaller olarak bu hakkı kullanıcıya geri veriyoruz. Artık telefonunuza bir çağrı geldiğinde ekrana bakıyor ve rehberinizde kayıtlı olmasa bile sizi kimin aradığını Truecaller sayesinde görebiliyorsunuz. Cevap verip vermemek ise size kalmış…”
Truecaller’ın bir diğer faydasının ise tüm dünyada giderek artan bir sorun haline gelen ‘spam’ aramaları engellemek olduğunu belirten Umut Alp sözlerini şöyle sürdürdü: “Truecaller sayesinde kullanıcılar, bugün 150 milyondan fazla kişinin oluşturduğu ve her gün 300 bin yeni katılımın olduğu Truecaller kullanıcı topluluğu tarafından kontrol edilerek ‘spam’ olarak işaretlenmiş numaraları anında tanıyabiliyor. Yani arayan numaranın spam olup olmadığı artık telefon ekranında yazıyor. Yalnızca Türkiye’de spam olarak işaretlenmiş 300 bin telefon numarası bulunuyor ve Truecaller sayesinde her gün dünyada 8 milyondan fazla spam çağrı engelleniyor.”
Truecaller MENA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) Bölgesi Büyüme ve İşbirliği Başkan Yardımcısı Husain Misherghi, 150 milyon kişilik kullanıcı topluluğunu geliştirmek ve ekosistem içerisinde yeni işbirlikleri kurma görevinde. Daha önce Rocket Internet Orta Doğu Başkanlığı, Namshi.com’un Kurucu Ortaklığı, Foodonclick.com CEO’luğu gibi Orta Doğu ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren şirket ve pozisyonlarda görev alan Husain Misherghi, Türkiye’deki kullanıcıların Orta Doğu için çok önemli olduğunu belirterek, “Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bankalardan, sigorta şirketlerinden ve telepazarlamacılardan gelen spam çağrılardan insanlar şikayetçi. Her ne kadar bu konuda kanunlar olsa da firmalar her zaman için bu kanunlara uymayabiliyor. Truecaller olarak dünyanın her yerindeki kullanıcılarımızın sahip oldukları iletişim özgürlüğünü Türkiye’de de yaygınlaştırmak istiyoruz” dedi.
Tüm mobil platformları ve kullanıcıları kucaklayan uygulama
Truecaller yalnızca iOS ve Android telefonlarla değil, Windows Phone, BlackBerry, Symbian S60, Series 40 gibi farklı mobil işletim sistemleriyle de uyumlu. Böylece yeni nesil akıllı telefonların yanı sıra 2000 yılından beri pazara sunulmuş olan cep telefonlarının neredeyse tümünde kullanılabiliyor. Truecaller uygulaması Google Play Store, Apple AppStore, Windows Phone Store, BlackBerry World, Opera Mobile Store ya dawww.truecaller.com adresinden kolayca indirilebiliyor.
Rakamlarla Truecaller:
Küresel çapta 150 milyonu aşkın kullanıcıya sahip.
Küresel veritabanında 1,7 milyar telefon numarası bulunuyor.
Bugüne dek Türkiye’de 2 milyon kullanıcı tarafından tercih edildi.
Türkiye’de spam olarak işaretli 300 bin telefon numarası mevcut.
Truecaller veritabanında her ay 2 milyar telefon numarası aranıyor.
Her gün 8 milyon arama spam olduğu için engelleniyor.
Dünya çapında 35 farklı milliyetten 80 çalışanla hizmet veriyor.
2009 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Alan Mamedi ve Nami Zarringhalam tarafından hayata geçirilen Truecaller uygulaması, kısa süre içinde Sequoia, Atomico, Kleiner Perkin Caufield & Byers gibi önde gelen yatırım fonlarından 80 milyon ABD dolarının üzerinde yatırım almış ve küresel çapta ismini duyurmuştu.
Bebekleri veya küçük çocukları bir pazarlama enstrümanı olarak kullanmak, reklam dünyasının son 15-20 yıl içinde çok yoğun olarak kullanmaya başladığı bir yöntem. Bebeklerin, çocukların masumiyeti, bir markanın tüketicinin gözünde sempatik ve güvenilir imaj kazanması için en kestirme ve en kesin yöntem olarak kabul ediliyor.
Bebekli/çocuklu reklamlara teknoloji şirketleri de uzak kalamıyor. Değişik kampanyalarda, değişik markaların, bebekli/çocuklu reklamlar hazırladığına şahit olabiliyoruz. Gerçi daha çok otomobil endüstrisinin, “bebekleriniz/çocuklarınız bizim arabalarımızın içinde güvende olurlar,” alt mesajını vermek için kullandığı bebekleri, teknolojik ürünlerle bağdaştırmak her reklam ajansının kolayca başarabildiği bir iş de değildi. Teknoloji söz konusu olduğunda, kısa reklam süresi içinde, ürünün tüketiciye sağladığı teknolojik avantajları ön plana çıkarmak, sonrasında ise mümkünse, zaman kalırsa, gülümseyen mutlu bir bebeği kadraja katmak, en sık tercih edilen reklam formatlarından biriydi.
Ancak şimdi Microsoft’un doğru argümanı bularak, Windows 10’un önümüzdeki hafta başlayacak reklamlarını tamamen bebeklerin üzerine kurmayı başarmışa benziyor.
Windows 10’un ilk reklamları, halkın üzerinde sempatik bir ilk izlenim bırakmak için bebeklerin üzerine kurgulanmış olarak karşımıza çıkacak.
Microsoft bu reklamlar boyunca, “bu bebekler büyüyüp bilgisayar kullanmaya başladığında, Windows 10 sayesinde, şifre hatırlamak zorunda kalamayacak,” benzeri mesajlar vererek Windows 10’un reklamını yapacak. Elbette bu reklamlar, Windows 10’un ilk dalga reklamları olacak ve Microsoft’un daha sonra, her pazara, her ülkeye göre farklılaşan, yeni reklam kampanyaları ile Windows 10’un faydalarını anlatması bekleniyor.
Bakalım, Windows 10’un ilk dalga bebekli reklamları dünya çapında nasıl bir tepki alacak. Türkiye’de bu reklamların ne kadarı gösterime girer, şimdilik belli değil ancak siz yine de Windows 10’un bebekli reklamlarını, önümüzdeki pazartesini beklemeden, aşağıda izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?t=22&v=Gu6vmNz-PhEhttps://www.youtube.com/watch?v=fOQK68tfU-Qhttps://www.youtube.com/watch?v=ZCC48K1YhFMhttps://www.youtube.com/watch?v=TVIGAmPby30
Seyahat ve konaklama maliyetlerini azaltan, ön yatırım ve işletme giderlerinden tasarruf edilmesini sağlayan tümleşik iletişim, farklı mekânlardaki çalışanların eş zamanlı görüşme ve çalışma yapabilmelerini mümkün kılıyor. Özellikle çok lokasyonlu, bölgelere yayılmış firmalar için önemli avantajlar sağlayan tümleşik iletişimle aynı odadaymışçasına aynı dosya üzerinde ve istenilen cihazla iletişim kurulabiliyor, istenilen dosya paylaşılıp üzerinde rahatlıkla çalışılabiliyor. Çalışanlar ise ofis dışında veya sahada olsalar bile kendi aralarında, müşterilerle ve tedarikçilerle kolay bir şekilde iletişim kurup iş süreçlerini optimize edebiliyor.
2020 yılında tümleşik iletişim pazarı 75,81 milyar dolarlık hacme ulaşacak
Yeni teknolojilere ihtiyaçları giderek artan kurumlar, iş verimliliği ve sürekliliği için yenilikçi BT altyapılarına yatırım yapıyor. İşletmeler, çeşitli tümleşik iletişim araçlarını iş kollarına entegre ederek, zenginleştirilmiş çalışma olanağı elde ediyorlar. Verimliliğin artırılması için vazgeçilmez konuma gelen tümleşik iletişim çözümleri, performans ve gelir artışı sağlamak için de yenilikler sunarken, kurumları ve çalışanların değişen iş koşullarına uyum sağlamasını da mümkün kılıyor. Kurumların ve bireylerin hayatını yakından etkileyen tümleşik iletişim pazarı her geçen yıl büyüme eğilimi gösteriyor. Bağımsız araştırma kuruluşu Grand View’ın yaptığı araştırmaya göre, tümleşik iletişim çözümleri pazarı, 2020 yılında 75,81 milyar dolara ulaşacak. “Global Unified Communication as a Service Market 2015-2019” raporuna göre ise tümleşik iletişim pazarının 2019’a kadar yüzde 27,5 oranında büyümesi bekleniyor.
İstenilen cihazdan çalışabilme özgürlüğü verimliliği yüzde 66 oranında artırıyor
Günümüzde hızlı ve kesintisiz iletişimin sağlanması, firmalar için çok önemli. Karmaşık ya da çağın gerisinde kalmış bir iletişim platformu, işlemleri yavaşlatarak iş kaybına yol açabiliyor. İletişim yazılım ve hizmetleri üreticisi Unify, sunduğu Circuit çözümü sayesinde, farklı networkleri, cihazları ve uygulamaları kullanımı kolay tek bir çatı altında birleştirip, iş birimlerinin zengin ve anlamlı bir iletişim deneyimi yaşamasını sağlıyor. WebRTC tabanlı Circuit, kullanıcıların bütün cihazlara tek bir ekrandan ulaşabildiği ilk platform. Circuit, kullanıcı deneyimine verilen hassasiyet göz önünde bulundurularak, iki yılı aşkın süreçte Y kuşağının da içinde olan 1.000’den fazla beta kullanıcısının geri beslemeleri dikkate alınarak tasarlandı. Unify’ın yaptığı araştırmaya göre, kullanıcı deneyimi ve alışkanlıklarında cihaz bağımsız sürekliliğinin sağlanması; çalışan verimliliğini yüzde 66, ekipler arası iletişimi yüzde 59, BT birimlerinin teknoloji yönetimini yüzde 53, veri giriş ve güvenliğini de yüzde 51 artıyor.
Tüm iletişim kanalları tek ekranda birleşiyor
Üretkenliği artıran çözümlerin iş sürekliliği için vazgeçilmez tercihler arasında yer aldığını belirten Unify Türkiye Ülke Müdürü Erda Tütüncüoğlu, gelecekte çalışma şekillerinin günümüze kıyasla çok farklı olacağına dikkat çekti: “Özellikle çok lokasyonlu şirketler, yatırımlarını sadece merkeze yaparak, iletişimde tasarruf ve kullanım kolaylığı elde etmeyi tercih ediyorlar. Bu tercih, azalan donanım ihtiyaçları ile birlikte, elektrik, soğutma ve sistem odası gibi gider kalemlerinde tasarrufu ve sahip olma maliyetini dikkat çekici oranda azaltıyor. İletişimin artık ses, chat, video gibi farklı kanallar kullanılarak gerçekleştirildiği günümüzde Circuit çözümümüz ile coğrafi bakımdan birbirine uzak ekiplerin yüksek seyahat masraflarını minimumda tutmalarına yardımcı oluyoruz. Aynı zamanda yüksek enerji tasarrufu sağladığı için karbon salımını da en alt seviyeye indiriyoruz. Toplantıların tümleşik iletişimin sağladığı konforla yapılması, seyahat masraflarında yüzde 30 oranında tasarrufu da beraberinde getiriyor. ” dedi.
Çalışanlar ofiste kendi cihazlarını kullanmak istiyor
Yenilikçi teknolojik dönüşüm, eski alışkanlıkların geride bırakılmasını sağlıyor. Kurum kültüründeki değişim en çok çalışanların iş hayatında kendi cihazlarını kullanmak istemeleri ekseninde oluşuyor. BYOD (Bring Your Own Device-Kendi Cihazını Getir) eğilimi ile her yerden ve işletim sistemi bağımsız her cihazdan çalışabilmek, iletişim kurabilmek, bütün kurumların gerçeği haline gelmeye başlıyor. İnternet bağlantısı olan her yerden, akıllı cihazlarla, bilgisayarlarla çalışma eğilimi giderek ön plana çıkıyor.
Hem Türkiye’de hem de dünyada adını ilk kez Apple’ın desteklediği Beacon teknolojisi konusunda geliştirdiği çözümlerle duyuran Türk Ar-Ge şirketi Blesh, önemli bir başarıya daha imza attı. 14 Temmuz’da Google’ın platform bağımsız Beacon teknolojisi olarak duyurduğu Eddystone’un dünyadaki ilk çözüm ortaklarından biri olma başarısını yakalayan Blesh, 2014 yılı sonunda da Nesnelerin İnterneti alanında bir ilki başarmış ve Google’ın önderlik ettiği Physical Web beacon cihazlarını geliştiren ve 2 haftada 30’dan fazla ülkeye satmayı başaran tek şirket olmuştu.
Konuya ilişkin açıklama yapan Blesh CEO’su Devrim Sönmez, “Bir Türk teknoloji şirketi olarak dünyanın geleceğini şekillendirecek bir teknoloji konusunda uzmanlaşarak teknoloji üretmemiz ve onu dünyaya ihraç etmemiz genç bir şirket olan Blesh için oldukça önemli adımlar olmuştu. Önce teknoloji devi Apple’ın ardından da yine dev bir şirket olan Google’ın ekosistemine dahil edilmemiz bize büyük gurur kaynağı ve motivasyon oldu. Bu süreçlerde ortaya koyduğumuz başarılar Türkiye’nin teknoloji alanında dünyaya yeni teknolojiler ihraç edebileceği konusunda önemli birer örnek olma özelliği taşıyor. Blesh olarak; Türk mühendislerinin gücünü bundan sonra da tüm dünyaya göstermeye ve büyümeye devam edeceğiz” dedi.
Eddystone, Bluetooth Smart teknolojisini kullanarak lokasyon bazlı iletişime ve Nesnelerin İnterneti’ne yeni bir yön veriyor. Eddystone, hem iOS hem de Android işletim sistemleriyle çalışabiliyor.