Paraşüt Kurucu Ortağı Sean X. Yu
Geleneksel masaüstü yazılım çözümlerinden SaaS çözümlerine doğru dönüşümün başladığı günümüzde SaaS pazarı, dünyada her sene yüzde 30 büyüyerek 30 milyar doları buldu. SaaS, girişimcilerin ihtiyaçlarına göre tasarlanabilir, kullanımı kolay ve hızlı geliştirilebilen bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor.
Küçük ve orta ölçekli işletmeler için kullanıcı dostu ve bulut tabanlı finansal yönetim uygulaması olan Paraşüt.com ile ilgi gören bir SaaS projesine imza atan Sean X. Yu, girişimci adayları için SaaS pazarının geleceği ve avantajlarından bahsediyor:
35 milyar dolarlık SaaS Pazarı, 2020 sonunda 130 milyar dolara çıkacak
“SaaS’ı en kolay dille; ‘yazılımların son kullanıcılara hizmet olarak sunulması’ şeklinde açıklayabiliriz. SaaS çözümlerine yöneliş küçük ve orta ölçekli işletmelerde, büyük işletmelere göre çok daha hızlı yaşanacak. SaaS’ın, küçük işletmelerin verimli yönetilmesinde büyük pozitif etkileri olacak. Pazarlamadan insan kaynaklarına, finans yönetiminden, stok yönetimine her alandaki iş birimleri SaaS çözümlerine yönelecek.
Kullanıcıların kullanmakta zorluk çektiği geleneksel yazılımların yerini artık SaaS almaya başladı. Dünyada SaaS pazarı 35 milyar dolarlık bir pazar haline geldi ve 2020 sonunda bu rakamın 130 milyar dolara çıkması bekleniyor.
SaaS’ın sunduğu faydalara baktığımızda girişimciler için iyi bir fırsat olduğunu söyleyebilirim. Pazardaki ihtiyacı iyi tespit etmiş bir girişimci SaaS ile kullanıcıların ihtiyaçlarına göre sürekli hızlı şekilde geliştirebileceği ve ölçekleyebileceği bir çözüm ortaya çıkartabilir. Girişimciler bu modeli kendi işlerinde doğru bir şekilde kullanarak iyi bir girişim fırsatı yakalayabilirler.
SaaS’ın herhangi bir donanım, yazılım yatırımı gerektirmemesi, bu sistemleri işletecek personel, eğitim maliyetinin olmaması, yedekleme, güvenlik ve benzeri ihtiyaçların hepsi SaaS çözümünde paket olarak ekonomik fiyatlarda sunulması çok büyük avantaj sağlıyor. Üstelik SaaS, iş yönetimini zaman, mekan ve cihaz bağımsız mobil yapabilmeye de olanak tanıyor. Bu da KOBİ’ler ve girişimciler için çok büyük maliyet, operasyonel ve rekabet avantajı getiriyor. Ayrıca, veri analizi ve verilerin bilgiye dönüştürülme işini kurumlar için otomatik bir şekilde yapabiliyor. Gerekli olan bilgileri hazır sunarak kurumlara zaman kazandırıyor ve verimliliklerini arttırıyor.
Paraşüt olarak, KOBİ’lere yönelik Türkiye’nin ilk bulut tabanlı finans yönetim uygulaması ile SaaS alanında faaliyet gösteriyoruz. Dünyada SaaS yönünde yükselen eğilimin Türkiye’de de gözleneceğini söylemek yanlış olmaz.”
Yaklaşık bir buçuk yıl önce göreve başlayan Software AG Genel Müdürü Nil Bağdan ile şirketteki dönüşümü ve buna bağlı olarak dijitalleşen şirket kavramını konuştuk.
Okay Nasır ve Manolya Çağdaş
Arena, dünya çapında 170’den fazla ülkede faaliyet gösteren tabletlerden, bilgisayar ürünlerine ve baskı makinelerine kadar geniş ürün yelpazesiyle hizmet sunan Hewlett-Packard (HP) tarafından, “2014 Yılı; En Yüksek Ciro Gerçekleştiren Distribütör ve En Yaygın Distribütör” ödüllerine layık görüldü.
Bomonti Hilton Otel’de gerçekleşen HP PPS 2015 etkinliğinde dağıtılan ödülle ilgili olarak, Arena Genel Müdürü Okay Nasır şu sözleri aktardı:
“Türkiye’nin ilk HP Türkiye dağıtıcısı olarak, 1993 yılından bu yana HP Türkiye ile güçlü bir iş ortaklığı içerisindeyiz. Arena olarak yılları aşkın tecrübemiz, kurumsal çözümler sunma anlayışımız, güçlü kanal yapımız ve yaygınlık gücümüz ile HP ürünlerini daha çok iş ortağımıza ve iş ortaklarımız ile de tüketiciye ulaştırmak hedefiyle çalışıyoruz. Yaygınlık gücümüzün yanında, katma değerli çözümler sunduğumuz yeni yapılanmamız ile vizyonumuzun Türkiye’de daha çok hissedildiği bir döneme girdik. Tüm iş ortaklarımıza yüzde 80’i mühendislerden oluşan güçlü kadromuz ile satış öncesi ve sonrası teknik destek sunan, iş ortaklarımıza verdiğimiz danışmanlık hizmetlerimiz ve tabii ki güçlü markalarımız ile gerçek katma değeri sunan bir yapıdayız. İş ortaklarımız bizim için çok önemliler. Bize bu ödülü layık gören HP Türkiye’ye ve emeği geçen tüm Arena ekibine teşekkürlerimi sunarım.”
Dell Türkiye, 2014 yılının en başarılılarının ödüllerine kavuştuğu etkinlikte iş ortaklarıyla bir araya geldi. Dell Türkiye Ülke Müdürü Didem Duru’nun ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır konuşmasıyla renk kattı.
Dell’in 2014 yılı değerlendirmesi ve 2015 yılı vizyon ve stratejisinin paylaşıldığı toplantının ilk konuşmasını gerçekleştiren Didem Duru, iş ortaklarına hem donanım hem de yazılım alanında önemli yatırımlar yaptıklarını aktardı:
“Şirketler dünyanın değişimine ayak uydurmak için BT’yi daha verimli ve üretken kullanmaya çalışıyorlar. Bu doğrultuda teknolojiyi her alanda yaygınlaştırarak işlerini geliştirmek isteyen işletmelerin artık tek bir yerden tüm çözümlerini el etme hedefleri bulunuyor. Müşterilerin ihtiyaç duyabilecekleri tüm BT gereksinimlerini karşılayacak ürün ve çözümleri sunma vizyonuyla hareket eden Dell, bu vizyonu sayesinde dünyanın en hızlı büyüyen entegre BT şirketi oldu.”
Teknolojinin geleceğine yön verebilecek yapıya sahip tek şirketin Dell olduğuna değinen Duru, “Yönetim ile baştan uca güvenliğin yanı sıra yakınsanmış, çevik, standartları baz alan açık bir yapı oluşturuyoruz. Veri merkezinden buluta kadar her alanda hem müşterilerimiz hem de iş ortaklarımız, Dell ile çalışmanın getirdiği güven ve kolaylığı hissediyorlar. Bu sayede iş ortaklarımızla birlikte büyümeye devam ediyoruz” dedi.
Yazılım tanımlı yapılar artacak
Her alanda büyüme istediklerini belirten Duru, şu şekilde sözlerini tamamladı:
“Sunucu alanında olduğu gibi ağ ve depolama alanında da pazar payımızı artırmayı hedefliyoruz. İlerleyen günlerde geleneksel çözümlerin yanı sıra yazılım tanımlı yaklaşımların artmasını bekliyoruz. Yazılım alanında Dell’in ne kadar güçlü olduğunu öne çıkarmakla birlikte hizmetler alanında danışmanlıklarımızla önemli rol oynayacağız. Ayrıca ultrabooklar ve mikro kişisel bilgisayarlar gibi ticari ürünlerde de yenilikçi tasarımlarımız sayesinde 2015 yılında pazar payımızı büyütmeye devam edeceğimize eminiz.”
Etkinliğin konuk konuşmacısı Bekir Ağırdır ise güncelik hayattaki değişimin iş yaşamını nasıl etkilediğine dair bilgiler verdi. Önümüzdeki yıllarda hangi dinamiklerin değişimi tetikleyeceği konusunda bilgi veren Ağırdır, BT dünyasının geleceğini sosyolojik bir bakış açısıyla değerlendirdi.
Dell iş ortağı ödülleri sahiplerini buldu
Toplantıda Dell 2014 yılında en başarılı iş ortakları ödüllendirildi. Dell ekosistemindeki 2014 yılının en başarılı iş ortakları ve aldıkları ödüller şu şekilde sıralandı:
En Yüksek Ciro Yapan İş Ortağı / KoçSistem
En Başarılı Dağıtıcı / Armada
En Başarılı Uçtan Uca Çözüm Projesi / Telemobil
En Başarılı Kamu Projesi / Epdata
En Başarılı Özel Sektör Projesi / KoçSistem
En Başarılı Anadolu Projesi / Radius
En Başarılı Pazarlama Programları İş Ortağı / Piramit
En Hızlı Büyüyen Kayıtlı İş Ortağı / Yönsis
Toplam Çözüm Satışında En Başarılı İş Ortağı / LN
Veri Depolamada En Başarılı İş Ortağı / Entegres
Ağ Ürünlerinde En Başarılı İş Ortağı / Entegres
İş İstasyonlarında En Başarılı İş Ortağı / Üçgen
Yazılım Ürünlerinde En Başarılı İş Ortağı / KoçSistem
Mercedes-Benz Türk’ün ana şirketi Daimler, dünya çapında büyümeye devam ederken en büyük yatırımlarını bilgi teknolojileri alanına yapıyor. Global IT stratejisi kapsamında Türkiye’yi “bilgi teknolojileri üssü” olarak konumlayan Daimler, İstanbul’da 2.800 m2 alan üzerine kurulan “IT Hizmetleri Merkezi”nin yeni binasını hizmete açtı. Toplamda 13 Milyon avronun üzerinde yatırım yapılması planlanan “IT Hizmetleri Merkezi”nde, şu anda 145 olan Türk IT uzmanı sayısının da 2015 yılı sonuna kadar 200’e çıkarılması hedefleniyor.
Daimler, Türkiye sayesinde çok daha güçlü bir IT yapısına sahip olacak
Daimler’in IT ağında SAP lojistik sistemleri geliştiren ilk ve tek merkezi olan İstanbul’daki küresel IT Hizmetleri Merkezi, SAP sistemlerinin Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgelerinde uygulayıcısı rolünü de üstleniyor. Ağırlıklı olarak Almanca konuşulan bölgelerdeki lojistik, üretim ve İK konularındaki SAP uygulamalarından sorumlu olan IT Hizmetleri Merkezi, Daimler bünyesindeki SAP uygulama, geliştirme ve tedariğin yeniden yapılandırılmasında ve hizmet sunma süreçlerinin optimizasyonunda önemli bir görevi yerine getiriyor.
Almanya’dan sonra bilgi teknolojileri alanındaki ilk ve en büyük global yatırım olması nedeniyle Daimler’in Türkiye’ye duyduğu güvenin önemli bir göstergesi kabul edilen Mercedes-Benz Türk IT Hizmetleri Merkezi’nin açılışını yapmak üzere, Daimler’in üst düzey IT yöneticileri İstanbul’a geldi. Merkezin açılış toplantısı, Daimler AG Bilgi Teknolojileri Başkanı Dr. Micheal Gorriz, SAP Hizmetleri Direktörü Dr. Guido Vielsack, SAP &Sistem Yaygınlaştırma Servis Dağıtım Merkezi Türkiye Bölüm Müdürü Stefan Rosenwald, Mercedes-Benz Türk A.Ş Direktörler Kurulu Başkanı Rainer Genes ve İnsan Kaynakları Müdürü Salih Ertör’ün katılımıyla, 08 Nisan 2015 tarihinde gerçekleşti.
Gorriz:“Mercedes-Benz Türk bünyesindeki bilgi birikimine güveniyoruz”
Basın toplantısında yaptığı konuşmada, Türk mühendislere inandıklarını belirten ve Türkiye’nin tüm Daimler dünyasında önemli bir role sahip olduğunun altını çizen Daimler AG Bilgi Teknolojileri Başkanı (CIO) Dr. Michael Gorriz, sözlerine şöyle devam etti: “İstanbul’da kurulan IT Hizmetleri Merkezi, SAP uygulamaları açısından Daimler dünyasındaki en önemli merkezlerden biridir ve gelişmeye devam etmektedir. Biz Mercedes-Benz Türk bünyesindeki bilgi birikimine güveniyoruz. Daha fazla yetkinlik oluşturma ve dünya çapında destek sunabilme özelliklerimiz, bizleri daha güçlü ve bağımsız hale getirmektedir.”
Türkiye öncü ülke oldu
Küresel IT ağını geliştirme çalışmalarında öncü konumda olan Türkiye’nin ardından Hindistan ve ABD’de de IT hizmet lokasyonları kuran Daimler, dünyada SAP hizmet sunumlarını, bu bölgelerdeki IT Hizmet Merkezleri tarafından karşılıyor. Bu sayede bütün IT uygulamalarının etkili, hızlı bir şekilde ve planlamada üst düzey güvenlik çerçevesinde hizmete sunulması sağlanıyor. Dünya çapındaki SAP çalışmaları Türkiye ve Hindistan’daki yeni IT Hizmet Merkezleri tarafından yürütülen Daimler IT ağı, böylece sinerjilerden faydalanma ve en iyi uygulamaların karşılıklı paylaşımını destekleme imkanına sahip. Daimler, SAP uygulamasının son tasarımından uygulama ve destek aşamalarına kadar tüm hizmetleri sunan yeni IT Hizmet Merkezleri’nde çalışanlarının yeteneklerinin geliştirilmesine öncelik verirken, tesislerini de büyütme hedefiyle yatırımlarına devam ediyor.
Cisco servis dağıtımını hızlandırmak ve bulut sağlayıcıları için Intercloud yolculuğunu kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan ortak bir platform için Microsoft ile veri merkezi ve bulut alanında işbirliğini genişlettiğini duyurdu.
Bugünün yeni nesil bulut hizmetlerinin donanım, yazılım, ağ, depolama ve sunucu platformları arasında uyumluluk gerektirdiğini belirten Cisco Türkiye Veri Merkezi ve Sanallaştırma Teknolojileri Müdürü Baran Karakurt “Bunun sonucu olarak bulut sağlayıcıları yeni bulut hizmetlerini pazara sürerken gerekli olan altyapı ile uygulama katmanlarının entegrasyonunun karmaşıklığını ve yüksek bütçelerini yönetme sorunu ile karşı karşıya kalıyorlar” dedi.
Bu sorunu çözmek için Cisco ve Microsoft’un, dikkate değer oranda sadeleştirilme ve maliyet avantajı sağlayan ve bunun yanında hizmet dağıtımını hızlandıran “Microsoft Bulut Platformu için Cisco Bulut Mimarisini” (Cisco Cloud Architecture for the Microsoft Cloud Platform ) duyurduğunu ifade eden Karakurt sözlerini şöyle sürdürdü: “Cisco, Intercloud teknolojisi ile bulut inovasyonunun yeniçağına öncülük ediyor. Tıpkı 1990’larda farklı yerel ağları birbirine bağladığımız gibi bugün farklı bulut altyapılarını da Intercloud ile birleştiriyoruz. Microsoft ile birlikte, iş ortaklarımızın pazara gidiş sürelerini gözle görülür şekilde hızlandırıyor ve müşterilerimizin talep ettiği hibrit bulut hizmetlerini sunmalarını sağlıyoruz.”
Cisco ve Microsoft’un hâlihazırda bulut ve veri merkezi pazarında güçlü bir işbirliği içinde olduğunu vurgulayan Microsoft Global Yer Sağlayıcı Genel Müdürü Aziz Benmalek ise, “Bugün ortak partnerlarımızın daha hızlı hizmet vermesini ve bulut tabanlı platformlarla kazançlarını daha hızlı artırmalarını sağlayacak ortak bir çözümle bu iş birliğini daha da geliştiriyoruz. Önerdiğimiz Teknoloji, Cisco ACI ile Windows Azure Paketini, bulut sağlayıcıların pazara sunma hızlarını artırırken, bir yandan da maliyetlerini düşürecek şekilde birleştiriyor. Cisco ve Microsoft beraber, iş ortaklarının güncel pazar koşullarında ve hızla değişen müşteri ihtiyaçları karşısında gelişmesine yardımcı oluyor” yorumunu yaptı.
Entegre bulut platformu ne getiriyor?
Microsoft Bulut Platformu için Cisco Bulut Mimarisi (LINK) bulut sağlayıcılarına geleneksel IaaS (hizmet olarak altyapı) hizmetlerinin ötesinde, IaaS, PaaS (hizmet olarak platform) ve SaaS (hizmet olarak yazılım) çözümlerini birlikte sunarak müşterilerine daha fazla değer önerebilecek. Yeni çözüm, öncelikle geleneksel kurumsal uygulamaların ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlandı ve bulut kaynaklı iş yükleri için Cisco’nun OpenStack destekli mimarilerini tamamlayacak. Cisco ilk referans mimarisini Nisan 2015’te yayınlamayı planlıyor.
EMC’nin Güvenlik Birimi RSA, 30 ülkeyi kapsayan ve Global 1000 listesinde yer alan dünyanın öncü güvenlik firmalarının üyesi olduğu SBIC’nin sonuçlarını sektörün geneliyle karşılaştıran Güvenlik İhlallerine Karşı Hazırlıklı Olma Araştırması‘nın sonuçlarını açıkladı.
SBIC’yi en iyi uygulamalar konusunda referans alarak elde edilen sonuçlar, geniş nüfusa oranla işletmelerin çoğunluğunun günümüzün gelişmiş siber tehditlerine karşı yeteri kadar hazırlıklı olmadığını ortaya koyuyor. Anket raporu, SBIC’nin açıkları kapatmak için getirdiği önerilerle birlikte, gerçek dünyanın güvenlik pratikleriyle ilgili içgörüler sağlayarak teknolojideki açıkları öne çıkardı.
Olaylara müdahale, içerikle ilgili istihbarat toplama, analitik istihbarat ve tehditlerle ilgili istihbarat toplama olmak üzere dört ana başlığa odaklanan araştırmanın sonuçları, işletmelerin hasar verici güvenlik ihlallerine dönüşen siber saldırıları daha etkin biçimde tespit etmelerine, müdahalede bulunmalarına ve durdurmalarına olanak sağlayacak teknoloji ve en iyi uygulamaları benimsemelerinde hâlâ sorun yaşadığını gösteriyor.
Yüzde 30’un “Olaylara Müdahale Planı” yok
Olaylara Müdahale, sayısı her geçen gün artan siber saldırılara karşı daha etkin müdahalede bulunmak için geliştirilmesi ve sürekli olarak bilenmesi gereken bir özellik olarak öne çıkıyor. Araştırmanın sonuçları SBIC’ın teknolojik açıdan üstün olan üyelerinin Olaylara Müdahale fonksiyonunu geliştirdiğini gösterirken, araştırmaya katılan sektördeki diğer işletmelerin yüzde 30’unun uygulamakta olduğu bir Olaylara Müdahale Planı’na sahip olmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca plana sahip olan işletmelerin yüzde 57’si bu planlarını hiç güncellemediklerini ya da gözden geçirmediklerini itiraf ediyor.
Araştırmada İçerikle İlgili İstihbarat Toplama, kritik varlıkları tanımlamak ve takip etmek için mevcut araçlardan, teknolojiden ve işlemlerden elde edilen farkındalığı da ölçtü. SBIC üyelerinin tümü veri toplama ve merkezi uyarı sistemi özelliklerine sahipken, araştırmaya katılanların genelinin yüzde 55’inde bu özellikler eksik ya da yeterli değil. Bu da onları birçok tehdit karşısında adeta kör durumda bırakıyor.
Yanlış pozitiflerin tanımlanması hala zor bir görev olarak algılanıyor. Araştırmaya katılanların genelinin yalnızca yüzde 50’sinin yanlış pozitifleri tanımlamak için resmi bir planı bulunurken, SBIC üyelerinin yüzde 90’unda gelecekte karşılaşılabilecek olumsuz olayları azaltmak için otomatik siber güvenlik teknolojileri ve verileri güncelleyen bir süreci bulunuyor.
İşletmelerin çoğu, SIEM sistemleri aracılığıyla temel kayıtların alınmasının yalnızca kısmi bir görünürlük sağladığının farkında. Araştırmanın geneline bakıldığında, katılımcıların yüzde 72’sinin kötü amaçlı yazılımlara ya da uç noktada adli bilişim sistemlerine (endpoint forensics) erişimi var. Buna karşın yalnızca yüzde 42’si veri paketi yakalama ve net akış analizi gibi özellikleri de içeren daha karmaşık ağ bilişim sistemleri için gereken fonksiyonlara sahip.
Dış Tehditlerle ilgili istihbarat toplama ve bilgi paylaşımı da işletmelerin, saldırganların mevcut taktik ve gerekçeleri hakkında güncel kalmaları için kilit önem taşıyan işlemler. Araştırma sonuçları, katılanların yalnızca yüzde 43’ünün bu çalışmalarını desteklemek için dış tehditlerle ilgili istihbarat kaynaklarından yararlandıklarını ortaya koyuyor. Ne yazık ki, başarıyla sonuçlanan güvenlik ihlalleri, bilinmesine rağmen üzerinde çalışılmamış zayıf yönleri hedef alıyor. Araştırmaya katılanların genelinin yalnızca yüzde 40’ının aktif bir zayıf ve savunmasız yönlerin yönetimi programı bulunuyor. Bu da güvenlik programlarının saldırganların daima bir adım önünde olmasını oldukça zor hale getiriyor.
Toplam 113 üniversite ve 14 bin 700 öğrenci. Her birine, okudukları üniversitede ne kadar mutlu oldukları soruldu. Bunun tespiti içinse 20’nin üzerinde soru yöneltildi.
İngiltere’de Times Higher Education tarafından gerçekleştirilen bu araştırmada öğrencilere yöneltilen sorular arasında, dersleri veren kişilerin ilgi ve bilgi seviyesi, sosyal yaşam alanlarının kalitesi, kampüsün iyi bir ortam sunup sunmadığı, iş dünyası ile iyi bağlantıların kurulup kurulmadığı, yurt ve konaklama olanakları, güvenlik standartları, kantin ve kafelerin uygun fiyatlı olup olmadığı, spor tesisleri ve kütüphanenin yeterli olup olmadığı ile yine kütüphanenin açılış ve kapanış saatlerinin uygunluğu yer aldı.
Her yıl yinelenen bu araştırma sonucunda ilk sırayı dünyaca tanınmış Oxford ya da Cambridge değil, geçen yılın ikincisi University of Bath aldı. Geçen yılın ilk sırasındaki Sheffield bu yıl üçüncü sırada kendine yer bulabilirken, tam dokuz basamak birden yükselen Loughborough ise ikinciliğe çıktı.
İngiltere’nin dünyaca tanınmış üniversitelerinden Cambridge iki basamaklık yükselişle dördüncülüğe çıkarken, Oxford ise hemen ardından beşinciliğe yerleşti.
İlk 10’daki diğer üniversiteler ise Surrey, East Anglia, Exeter, Leeds ve Newcastle olarak sıralandı.
Dundee sekiz basamaklık, Durham ise 12 basamaklık düşüşle ilk 10’un dışına çıkan okullar oldu.
Araştırmada ayrıca öğrencilere “okuduğunuz üniversiteyi arkadaşlarınıza tavsiye eder misiniz?” sorusu da yöneltildi. Bu kategoride ilk üç sırayı alan okullar eşit puanla sıralandı. Genel listenin birincisi Bath burada da yerini korurken Oxford ve Newcastle, Bath ile aynı oranda tavsiye edildi.
HTC Corporation 31 Mart 2015’te sona eren 2015 ilk çeyrek dönemine ait denetimden geçmemiş konsolide sonuçlarını açıkladı. Denetimden geçmemiş çeyrek geliri 41,52 milyar Yeni Tayvan doları, faaliyet karı ise 0,02 milyar Yeni Tayvan doları düzeyinde gerçekleşti.
Vergi öncesi net kar 0,51 milyar Tayvan doları olurken, vergi sonrası net kar 0,36 milyar Yeni Tayvan doları, hisse başına net kar ise 0,43 Yeni Tayvan doları düzeyinde gerçekleşti.
1999 yılında Çin’de asıl mesleği İngilizce öğretmenliği olan Jack Ma tarafından kurulan Alibaba.com, bugün dünyanın en önemli e-ticaret platformlarından biri konumunda bulunuyor. Şirketin 200 kadar ülkede faaliyet gösterdiğini söyleyen Alibaba.com Türkiye Ülke Müdürü Cüneyt Erpolat, Türkiye’nin gerek üye sayısı gerekse ticaret hacmi açısından bu ülkeler arasında ilk 10’da olduğuna dikkat çekiyor.
Tüm dünyada 40 milyon kadar üyeleri bulunduğunu söyleyen Erpolat, Türkiye’de 1 milyon üyeye ulaştıklarını belirtirken, Türkiye’nin, Çin gibi çoğunlukla satıcı ya da ABD gibi çoğunlukla alıcı olan ülkelerin aksine satıcı ve alıcı oranlarının neredeyse eşit olmasıyla da farklılaştığının altını çiziyor.
Xerox, dijital baskı sektörüne sunduğu yeniliklere bir yenisini daha ekliyor. İlk defa Xerox dijital baskı sistemleri ile metalik altın ve metalik gümüş renkte baskı yapmayı sağlayan yeni Xerox Color 800i/1000i yüksek kapasiteli renkli dijital baskı cihazları dünya ile aynı anda Türkiye’de kullanıma sunuluyor.
Davetiyelerden sertifikalara, özel fotoğraf uygulamalarından kartvizitlere çok çeşitli dijital baskı uygulamaları yapabilen Xerox Color800i/1000i, dijital baskı merkezlerine yeni gelir kapıları açacak. Xerox Color 800i/1000i’nin tam renkli baskı sistemi, ayrı bir işleme gerek duyulmadan baskı esnasında kısmi ve değişken şeffaf tonerle baskı malzemesini kaplayabiliyor, metalik altın ve metalik gümüş renkte baskı yapabiliyor. Ara renk tonlarını ve ince ayrıntıları detaylı şekilde basabilen Xerox Color 800i/1000i, EA kuru mürekkep teknolojisi ile 2400 x 2400 dpi çözünürlüğünde baskı yapıyor. Baskı hızı saatte 6.000 sayfaya ulaşan Xerox Color 800i/1000i, 330mm x 488mm ebatlarına kadar, 55gr – 350gr arası ağırlıktaki medyalara esnek sonlandırıcı seçenekleri sunuyor.
Baskı sisteminin altına konumlandırılan 2 adet 2.000 kağıt kapasiteli standart kağıt tepsisi bulunan Xerox Color 800i/1000i’nin çalışırken kağıt yükleme ve boşaltma özelliği, baskı esnasında kağıt tepsisine müdahale imkanı veriyor. Böylece özel boyutlardaki kağıtların kırışma ve sıkışma ihtimalini en aza indiriyor. Makine içinde bulunan 4 adet üfleme kanalı yanlış besleme ihtimalini önleyerek kağıtların düzgün bir şekilde basılmasını sağlıyor.
Xerox Color 800i/1000i baskı sistemi ile kullanımı önerilen Xerox Artı Verimlilik Konsepti (Xerox Productivity Plus Service), ürünün performansını 7 gün 24 saat kontrol altına alıyor. Önerilen bu sistemle kullanıcıların detaylı eğitim, servis yazılımları ve sistem arayüzüne kolayca erişimi sağlanıyor. Mekanik aksam, kullanıcının özellikle rutin olarak değişmesi gereken makine parçalarına müdahelesine kolaylıkla imkan verdiğinden, müşterinin servis ihtiyacı azalıyor ve makineden gelen durum bilgisine göre sistem performansı optimize edilebiliyor.
Sağladığı avantajlarla iş dünyasında köklü değişikliklere neden olan büyük veri, tüm yönleriyle Smartcon 2015 İstanbul konferansında değerlendirilecek. 26-27 Mayıs 2015 tarihlerinde Zorlu Center PSM’de gerçekleştirilecek etkinlik, en yeni iş uygulamaları ile büyük verinin iş dünyasına sunduğu fırsatları ele almak için, alanlarında dünyanın önde gelen isimlerini bir araya getirecek. Sadece teknoloji dünyasından değil, iş dünyasından da önemli isimlerin ağırlanacak olması, etkinliğin dikkat çekici özellikleri arasında yer alıyor.
Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesinin en geniş kapsamlı büyük veri etkinliği olan ve bu yıl ilk kez düzenlenen “Büyük veri, büyük fikirler” (“Big Data, Big Ideas”) temalı organizasyon, zengin içeriği ile öne çıkıyor. Büyük veri teknolojisinin 360 derece değerlendirileceği etkinlikte, nesnelerin interneti ve optimizasyondaki trendler, dijital, mobil ve pazarlamada büyük fikirler, veri bilim ve analitik, veri güvenliği ve gizlilik, yapay zeka ve yeni iş modelleri gibi birçok farklı başlıkta çeşitli oturumlar düzenlenecek. Etkinlik katılımcıları, farklı sektörlerden önde gelen kuruluşların yöneticilerinin yanı sıra önemli akademisyenlerle de tanışma ve birebir iletişim kurma fırsatı bulacak.
Yüzyılı şekillendiren 100 Amerikalıdan biri
Smartcon 2015 İstanbul’un açılış konuşması Dr. Alex Sandy Pentland tarafından yapılacak. Önde gelen ekonomi yayınları tarafından yüzyılı şekillendiren 100 Amerikalıdan biri ve en güçlü 7 veri bilimci arasında gösterilen Dr. Pentland, büyük veri trendleri ve nesnelerin interneti konularında önemli ipuçları verecek. Hemen ardından söz alacak olan Barclays CDO (Veri Başkanı – Chief Data Officer) ve Grup Yönetici Direktörü Dr. Usama Fayyad ise “Büyük Veri Canavarını Evcilleştirme: Büyük Veri ve İç Görüler ile Değer Yaratma” başlıklı sunumunda, değer yaratmak için büyük veriye nasıl hakim olunması gerektiğini aktaracak.
Dr. Michael WuAmazon öneri motorunun geliştiricisi
Etkinliğin ikinci gününde sunum yapacak isimlerden biri de Dr. Andreas Weigend olacak. Öneri motorunun (recommendation engine) baş mimarlarından olduğu Amazon’un eski Baş Veri Bilimcisi (Chief Data Scientist) ve Social Data Lab. Kurucusu olan Dr. Weigend, büyük verinin geleceği, sosyal-mobil teknolojiler ve tüketici davranışları konularında dünyada sayılı uzmanlar arasında gösteriliyor. Halen Stanford Üniversitesi’nde ders vermekte olan Dr. Weigend, sunumunda büyük veri, akıllı metrikler ve tüketici davranışları
hakkında önemli bilgiler verecek. Diğer bir konuşmacı olan Lithium Technologies Baş Veri Bilimcisi Dr. Michael Wu, büyük veriyi kullanarak müşteri deneyimini geliştirmek konusunda yaptığı çalışmalardan örnekler paylaşacak. Dr. Wu, sosyal Web’in karmaşık dinamiklerini anlamaya yardımcı olan veri odaklı metodolojiler ve oyunlaştırma (gamification) konularında dünyanın önde gelen isimleri arasında gösteriliyor.
Bir mağazaya girdiniz. Karşınızda birbirinden alımlı son model cep telefonları, duvara asılmış renkten renge giren televizyonlar, farklı raf ve reyonlara serpilmiş onlarca, yüzlerce farklı ürün duruyor. Aklınızdaki ürünün bulunduğu bölüme gittiniz, satın almadan önce son bir kez yakından incelediniz ve ücretini ödeyip elinizde bir paketle mağazadan çıktınız…
Bu, hemen hepimizin yılda pek çok kez gerçekleştirdiği bir olay. Satın almasak bile eğer içimizde yenilik merakı varsa sırf bu meraktan bile yukarıda özetlediğimiz ritüeli tekrarlarız. Ürünü satın aldıysak kullanmaya başlar, teknolojinin bize getirdiği keyfi ve teknolojiyi yaşamımıza dahil ederiz. Peki ne uğruna?
Teknolojinin bilinmeyen maliyeti
Kullanım sırasında içini açıp bakmasak da kişisel ya da kurumsal kullanım için farketmez her bir cihazın içinde çok sayıda farklı malzeme bulunur. Bu malzemeler ise madencilik sektörünün yoğun bir çabayla çıkardığı farklı hammaddelerde üretilir. İşte burada, yazının başlığında belirttiğimiz durum devreye girer, yani teknolojinin çirkin yüzü…
Ülke bazında yıllara göre “nadir bulunan metal” üretim miktarları
Bahsettiğimiz hammaddelerin pek çoğu “nadir bulunan metaller” sınıfındadır. Bu maddeler, yalnızca günlük yaşamımızda yoğun bir şekilde kullandığımız teknolojik cihazlarda değil, rüzgar türbini, elektrikli otomobil gibi çevreci olarak tanımladığımız ürünlerde de yoğun olarak kullanılır. Bunlara savunma ve havacılık sektörlerini de rahatlıkla ekleyebilirsiniz.
Burada, kritik olan iki nokta var. Birincisi, aralarında neodimiyum, disprosyum, lantanum gibi metaller de bulunan bu ürünler yeterli miktarda mevcut değil. Miktarının yeterli olmaması dışında dünya üzerinde belirli bölgelerde çıkartılabiliyor. Bu bölgeler arasında Çin’in bir bölümü, Afrika’nın bazı ülkeleri ile ABD’nin Alaska eyaleti bulunuyor.
Çin’in rekabet avantajları arasında araştırmalara çok fazla konu olmayan başlıklardan biri olan nadir bulunan metaller, ülkenin işgücü haricinde diğer maliyetlerini nasıl aşağı çektiğini de gösteren bir etmen aslında. Dünyanın teknolojik ürünler dahil hemen her alanda üretim üssü haline gelen Çin, hammaddenin zaten kendisinde olması nedeniyle bunu fiyatlara yansıtabiliyor.
Çin’in Afrika’da ne işi var?
Ancak her şey toz pembe değil. 2012 yılında uluslararası ticarete dair gündemlerden biri Pekin yönetiminin, nadir bulunan metallere uyguladığı kotaydı. Bu durum öyle bir hâl aldı ki; Avrupa Birliği, ABD ve Japonya Çin’in bu tavrını Dünya Ticaret Örgütü’ne taşıdı. Dünya Ticaret Örgütü bu başvuru öncesinde de Çin’e kota uygulamasını kaldırma çağrısı yapmıştı. Bu çağrı yerini bulmamış olacak ki, Çin, 2011’de 93 bin 800 ton nadir bulunan metal üretimi yapan Çin, 2013 başında iki üretim kotasından ilkini yaklaşık 47 bin ton olarak belirlemiş ve “Bu 2012’nin yarısı” açıklamasını yapmıştı. Fikir vermesi açısından, Toyota Prius model bir otomobilin elektrikli motorunda yaklaşık 1 kg neodimiyum bulunduğunu, bataryalarının her birinde ise 10 kg lantanum kullanıldığını belirtelim.
Çin, hakimiyetindeki bu pazarı diğer ülkelere kaptırmamak ve tabii üretim üssü olma vasfını yitirmemek için, nadir bulunan metallerin çıkarılabildiği farklı ülkelerde yatırımlarını artırmış durumda. Bu ülkelerin başında ise Afrika’nın ticari açıdan zayıf ülkeleri geliyor. Tüm Afrika’yla olan ticaret hacmini 210 milyar dolar seviyesine yükselten Çin’in bu miktara ulaşmasında maden işletmeciliğinin de önemli bir rolü var. Başlangıcı 1950’li yıllara dayanan Çin’in bu ilgisinin bugün geldiği nokta tam olarak bu.
Global eleştiriler
Çin’in bu tavrı yalnızca ekonomi çevrelerinden değil, pek çok kesimden tepki alıyor. Ticari olanlar bir tarafa, gelen eleştiriler arasında madenlerde çalışanların düşük ücretlerle kötü şartlarda çalıştırıldığı, çevreci ürün üretme adına fosil yakıtlı enerji santrallerinin kullanılarak çevrenin kirletildiği ön sıralarda yer alıyor. Çin hükümeti, daha çevreci olabilmek adına başta yenilenebilir enerji olmak üzere çok sayıda yatırım gerçekleştiriyor. Pekin’de düzenlenen olimpiyatlarda sporcuların güzergahının bile hava kirliliği nedeniyle değiştirilmesi, geçen yıl yine hava kirliliği yüzünden insanların güneşi görebilmeleri için şehirlere dev LED ekranlar yerleştirilmesi haber manşetlerindeki yerini almıştı.
Eleştiriler, Çin’in kendi içindeki bu değişimi yatırım yaptığı ülkelerde göstermediğinde de yoğunlaşıyor. Özellikle Tanzanya’daki çalışmaları özelinde yoğunlaşan eleştirilerin benzerlerine diğer Afrika ülkelerinde de rastlamak mümkün. Ama konuya bir de Afrika ülkelerinin gözünden bakmak gerek. Örneğin Nijerya yönetimi, “Diğer ülkeler sadece petrolümüz için geldi ve bize istediğimizi vermedi. Çin ise yanında tüm alanlar için desteğini getirdi.” yorumunu yapmıştı.
Yazıyı Çin özelinde yazmamızın sebebi, rezerv açısından en zengin ülke olması ve tabii üretimin bu ülkede merkezi bulunan şirketler tarafından gerçekleştirilmesi. Nadir bulunan metaller sınıfında 2013 verilerine göre tahmini 55 milyon ton rezerve sahip olan Çin’in dışında Brezilya ve ABD ciddi rezerve sahip. Karşılaştığımız, Afrika ülkelerinin dahil olmadığı tablodaki bu durumda tüm dünya rezervi ise 140 milyon ton olarak görülmekte.
Özetle
Nadir bulunan metallerin bu derece sınırlı olması nedeniyle gerek alternatif kaynaklara gerekse olanların geri dönüşümüne yönelik çalışmalar da yapılıyor elbette. Ancak bu teknolojiler gelişene kadar mağazadan aldığımız ürünlerin yalnızca teknolojik cihaz olmadığının farkına varmamız gerekiyor.
Sahi, siz sadece cep telefonu aldığınızı mı düşünüyordunuz?
Hasanpaşa Gazhanesi
Mimari ve iç mimari projeler üretmenin yanı sıra, disiplinler arası çalışmalara da imza atan Dila Gökalp Architects, endüstri yapıları üzerine geliştirdiği nitelikli dönüşüm projeleri kapsamında derlediği bilgilerle İstanbul’un endüstri mirasını belgeliyor. Dila Gökalp Architects ekibinin, İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileriyle birlikte endüstri mirasına dikkat çekerek, bu yapılarla ilgili farkındalık yaratmak ve kent hayatına katılmalarını sağlamak amaçlı başlatılan tasarım araştırması ışığında, İstanbul’un potansiyel endüstri mirası haritalandırılacak. Bu haritalama dijital ortama aktarılarak tasarlanan bir akıllı telefon uygulaması ve web sayfası aracılığıyla herkesin kullanımına açılıp gündelik hayatımızın bir parçası haline gelebilecek.
Dila Gökalp Architects, bu tür yapıların uygun bağlamlarda dinamiklerini anlamak için birçok veri elde etmiş. Bu veriler ışığında, İstanbul’un nitelikli endüstri yapılarını belgeleyen bir altyapı oluşmuş. Mimar Dila Gökalp bu altyapının paylaşımının önemli olduğunu vurguluyor ve İstanbul’un endüstriyel birikimini belgeleyecek olan bu disiplinler arası çalışma için, “Biz bu çalışmaya, bizi çok heyecanlandıran endüstri yapılarının mekansal ve yapısal özelliklerini anlamak için, tasarım araştırması yapmak amacıyla başladık. Karşımıza büyük bir birikim çıktı ve bunun neden daha ulaşılabilir bir bilgi haline gelmediğini düşünerek bir çalışma kurgulamak istedik. İstanbul’un endüstri mirası, kuşkusuz epey araştırılmış ve incelenmiş bir alan. Biz de bu konunun uzmanlarına ulaşıyoruz ve bilgi paylaşımında bulunuyoruz. Bizim gibi bu konuyla ilgili birikimi olan ve heyecan duyan herkesi de projemizin parçası olmaya davet ediyoruz.” diyor.
Turkcell ve Girişim Fabrikası işbirliğinde hayata geçirilmesi planlanan hızlandırma programına son başvuru tarihi 3 Mayıs 2015. Günlük hayatı daha rahat ve keyifli hale getirebilecek yenilikçi teknoloji odaklı iş fikirlerinin hızlandırılmasına ve ticarileşmesine olanak sağlayacak programdan yararlanmak isteyen tekno-girişimcilerin www.girisimfabrikasi.com adresinden başvurularını yapmaları gerekiyor.
Programa başvuran girişimciler, Girişim Fabrikası’nın girişimcilik eğitimlerinden ve Turkcell’den konusunda uzman kişilerin katılacağı mentorluk ve eğitim seanslarından yararlanacak, sektörün önde gelen isimlerinin desteğiyle kendini ve iş fikrini geliştirebilme fırsatı yakalayacaklar.
Teknoloji odaklı girişimler; makineler arası iletişim (M2M), nesnelerin interneti (IoT), akıllı ev/araba teknolojileri veya giyilebilir teknolojiler. Herhangi bir konuya odaklanmaksızın yenilikçi bir teknolojik ürün veya hizmet sunan tüm iş fikirleri ve girişimler.
Detaylı bilgi ve başvuru için: www. girisimfabrikasi.com adresini ziyaret etmek yeterli.
Sabancı Holding Perakende ve Sigorta Grup Başkanı Haluk Dinçer ve BimSA Genel Müdürü Tunç Taşman
Türkiye’nin önde gelen bilgi teknolojisi şirketlerinden biri olan BimSA, katlanarak büyüyen Büyük Veri için teknolojik altyapısını genişletme hedefi doğrultusunda Sabancı Center’daki veri merkezi kapasitesini iki katına çıkardı. Sabancı Holding Perakende ve Sigorta Grup Başkanı Haluk Dinçer, “Bilgi teknolojileri pazarında yakın geleceğin en önemli gündemini büyük veri oluşturacak. Önümüzdeki beş yıl içinde de bu pazarda yıllık veri artış hızının yüzde 59 düzeyinde olması ve piyasanın 50 milyar doları aşması bekleniyor. Biz de hızla artan bu ihtiyacı karşılamak üzere veri merkezi için şimdiden yeni yatırım yaparak kapasitemizi iki katına çıkarttık” dedi.
Sabancı Holding Perakende ve Sigorta Grup Başkanı Haluk Dinçer ve BimSA Genel Müdürü Tunç Taşman, BimSA’nın Sabancı Center’da son teknoloji ile donatılan yeni Veri Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Sabancı Holding Perakende ve Sigorta Grup Başkanı Haluk Dinçer yeni veri merkeziyle ilgili yaptığı değerlendirmede şu bilgileri verdi: “2015 yılında, 2010 yılına kıyasla yönetilecek veri miktarının 7 kat artacağı öngörülüyor. Aynı dönemde şirket başına yönetilecek veri miktarının 1,4 petabayt olacağı tahmin ediliyor. Sabancı Topluluğu şirketlerinin bugüne kadar ürettikleri toplam veri 2,5 petabayt’a ulaştı ve üretilen veri miktarı her yıl yüzde 25 artıyor. Verilerin artması, Büyük Veri’nin bulut ortamında saklanması, maliyet avantajı sağlaması, kolay erişilebilir ve raporlanabilir olması, mobil cihazlardan erişime açık olması ve bunun siber güvenliğe sahip bir ortamda gerçekleştirilmesi gibi ihtiyaçları beraberinde getiriyor. BimSA olarak bu ihtiyaçların hızla karşılanması için önlemimizi aldık ve veri merkezi kapasitemizi iki katına çıkardık. Teknolojik olarak yazılımlarımız ve güvenlik sistemimiz ile doğru analiz yapılabilen, raporlanabilen veriye hızlı ulaşım ve veri güvenliğini sağlamak konusunda da iddialıyız. İki ayrı veri merkezimizdeki verileri yedekleyerek olası bir felakete karşı hem Holding verilerimizi, hem de müşterilerimizin verilerini koruyoruz.”
BimSA Genel Müdürü Tunç Taşman ise yaptığı değerlendirmede Türkiye’de şirketlerin son yıllarda özellikle e-dönüşüm projelerinin devreye alınması ile birlikte bulut bilişimi kullanarak avantaj sağlamaya başladıklarını vurguladı. Taşman sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye’nin önde gelen bilgi teknolojisi şirketlerinden biri olarak şirketleri dijitalleştiriyoruz. Dijitalleşme kapsamında bulut bilişimi müşterilerimize en iyi şekilde sağlayabilmek için altyapı platformlarımıza, Sabancı Center ve Kocaeli KentSA içinde bulunan veri merkezlerimize ve ürünlerimize yatırım yapmaya devam ediyoruz. Veri merkezimizden hizmet alan müşterilerimizin artan ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabilmek ve yeni müşterilerimize veri merkezi hizmeti sunabilmek için İstanbul Sabancı Center’da bulunan veri merkezi altyapımızı Tier3 standartlarına uyumlu olacak şekilde iki katına çıkarttık. Yeni altyapı ile Sabancı Center’daki veri merkezimiz 500 m2 yükseltilmiş zemin üzerinde 90 kabin, 750 civarında fiziksel sunucu ve 7500 sanal sunucu barındırabilecek kapasiteye erişti” dedi.
Taşman, “BimSA olarak Kocaeli KentSA’daki Olağanüstü Durum Merkezi’nde müşterilerimize felaket kurtarma çözümleri de sunuyoruz. Biri Kocaeli KentSA Kampüsü’nde ve diğeri ise Sabancı Center’da bulunan iki veri merkezimizdeki veriler, felaket ve olağanüstü durumlara karşı birbirlerinde yedekleniyor. Müşterilerimiz, herhangi bir felaket durumunda, KentSA Kampüsü’ndeki Olağanüstü Durum Merkezi’nde yedeklenen sunucular üzerinden tüm uygulama ve verilerini, hiçbir kayıp olmaksızın kullanmaya devam edebiliyorlar” diye ekledi.
Microsoft’un yeni işletim sistemi Windows 10 ile birlikte kullanıma sunması beklenen yeni ofis yazılımı Office 2016‘nın gösterimi önümüzdeki hafta düzenlenecek özel bir etkinlikte yapılacak. Daha önce Mac ve Windows işletim sistemleri için BT profesyonellerine yönelik önizleme sürümü yayınlanan yazılımın özellikleri etkinliğin ana konusu olacak.
Microsoft, 16 Nisan tarihinde gerçekleştireceği etkinlikte Office 2016’nın yeni işletim sistemi Windows 10 ile birlikte nasıl çalışacağı, dokunmatik ekranlar için optimize edilen Office for Windows 10 ile yeni yazılımın birlikte kullanımı gibi konulara odaklanılacak.
Etkinlikte Office for Windows 10 yazılımı da yer alacak ve yeni yazılımın getirdiği arayüz ve kullanım deneyimi canlı olarak izleyecilere aktarılacak. Microsoft’un yeni işletim sistemi Windows 10 ve Office 2016 yazılımlarının yıl sonunda kullanıma sunulması bekleniyor.
Kaynak: ShiftDelete.Net
1991’de IBM’den ayrılarak yola çıkan Lexmark, birey ve kurumlara, süreçleri iyileştirip masraflarını azaltmalarına yardımcı olan, görüntüleme ve baskı çözümleriyle sektörün kabul görmüş sektör liderlerinden biri konumuna yükseldi. Dünyanın giderek daha dijital ve birbiriyle bağlantılı hale geldiği bir ortamda ödüllü görüntüleme ve baskı sistemlerini geliştirmeye devam eden şirket, ürün ve hizmetlerini halen 170’in üzerinde ülkede sunuyor.
Yapılan araştırmalara göre toplam baskı yönetimi (MPS) alanında lider durumda bulunan Lexmark, 2010 yılından bu yana stratejik öneme sahip bazı yazılım şirketlerini satın alarak büyümesini sürdürüyor.
Lexmark’ın yenilenme süreci, kendi donanım mirasının oldukça ötesine yönelmiş başarılı ve devam eden bir geçiş sürecini ifade ediyor. Günümüzde Lexmark, MPS, intelligent capture (akıllı veri yakalama), kurumsal içerik yönetimi, sağlık sektörü içerik yönetimi, finansal işlem otomasyonu ve içerik aramayı da içeren ve büyümenin gerçekleştiği belli başlı pazarlarda rekabet etmeyi sürdürüyor. Bu pazarlardaki çalışmalarında, müşterilerinin ihtiyaç duyduğu anda, çalışanlarını en uygun bilgiye ulaştırma noktasında yardımcı olan Lexmark, gelişen vizyonunu yeni bir logoyla da temsil ediyor.
Şirketten yapılan açıklamaya göre Lexmark’ın yeni logosu, Lexmark’ın geleneksel elmas desenli logosunun sürekliliğini, açıklığını ve değerini yansıtırken; bu logonun bir ışık aralığına yönelmesi, şirketin ürün ve hizmet yelpazesinin daha da genişlediğini gösteriyor ve anlamaya açılan bir kapıyı, bir odaklanma aracını ifade ediyor. Yeşil renk paleti, tazelik, canlılık ve ulaşılabilirliği simgelerken, Lexmark’ın gücünü, sürdürülebilirlik ve büyüme odaklı oluşunu ve “yaşam boyu müşteri” kazanma taahhüdünü ifade ediyor. Yeni harf tipi ise, modern, temiz bir görünümü ve tam olarak ışık aralığını yansıtan açıları ortaya koyuyor.
Olasılıklara kapı açın
Lexmark’ın yeni sloganı “Olasılıklara kapı açın” (Open for Posibilities) şeklinde. Bu slogan, Lexmark’ın müşterilerini, daha kapsamlı teknoloji ve çözüm portföyüyle başarı kazanmaya yönelik daha büyük fırsatlara kapı açmak üzere Lexmark’la çalışmaya davet ediyor.
Lexmark Başkanı ve CEO’su Paul Rooke, yeni logo ve vizyona dair şunları söylüyor: “Lexmark çalışanı olmak hiç bu kadar heyecan verici olmamıştı. Yeni marka ve logo coşkumuzu, müşterilerin bilgi silolarına bağlanıp onların iş süreçlerini otomatize etmemizi yansıtıyor. Marka dönüşümümüz, şirketin bugün nerede olduğunu ve gelecek vizyonumuzu daha iyi yansıtıyor.”
Türkiye’de gündeme haklarında çıkartılan yasaklama kararlarıyla gelseler de Google ve Twitter’ın dünyanın en önemli internet markalarından olduğu bir gerçek. Ve şimdi bu iki şirket hakkında önemli bir iddia ortaya atıldı. The Telegraph’ın verdiği habere göre Google, Twitter’ı almak için girişimlerde bulunuyor.
Bu söylentilerin ortaya çıkması doğal olarak her iki şirketin piyasa değerlerini de yükseltti. Artan hisseler sonucu Twitter’ın piyasa değeri 34 milyar dolara çıktı.
Google, bugüne kadar farklı markalar altında sosyal medya girişimleri gerçekleştirmişti. Ancak yeterli ilgi ve kullanıcı sayısına ulaşamayınca aynı servisleri yıllar içinde bir bir kapatmıştı. Son olarak Google+ ile şansını yeniden deneyen Google’ın bu servisinin aylık 300 milyon aktif kullanıcısı bulunuyor. Ancak araştırmalara bakıldığında pek çok kişi, Android telefonunun gerektirmesi gibi nedenlerle zorunlu olarak üye olduktan sonra ayrıca bir paylaşım yapmıyor. Twitter ise tüm dünya tarafından en fazla etkileşime sahip mecralardan biri kabul ediliyor.
Çıkan dedikodular hakkında hem Google hem de Twitter henüz bir açıklama yapmış değil. Eğer teklif yapılırsa ciddi bir miktar önerileceği kesin gibi. Merak edilen, eğer teklif yapılırsa, Google’ın kasasındaki nakit 60 milyar doların ne kadarını Twitter’a önereceği…