BT’de 2015 stratejileri belli oldu

1
Yapılan araştırma sonuçlarına göre şirketlerin, yüzde 39’u BT harcamalarını yüzde 5 artırmayı hedefliyor. Yüzde 50’si geçen yıla oranla aynı kalmayı veya harcamaları yüzde 5 azaltmayı düşünüyor. Bu şirketlerin sadece yüzde 11’i BT harcamalarını kesmeyi planlıyor. Yüzde 30’u çalışan sayılarını artırmayı, yüzde 35’i açık pozisyonları doldurmayı, yüzde 27’si şuan ki durumlarını korumayı ve yüzde 8’i personel çıkarmayı planlıyor. Yüzde 74’i firmalarında BT projelerine olan talebin çoğalmasını planlıyor. Yüzde 23’ü talebin aynı kalmasını, yüzde 3’ü ise talebin azalmasını bekliyor. Yüzde 70’i BT haricinde yapılan harcamalarda Bilgi teknolojilerinin güçlü bir etkisi olduğunu söylüyor. Yüzde 28’i BT harcamaları dışında teknolojik harcama yapmamayı planlıyor. Yüzde 36’sı BT organizasyonun dışında iş birimlerinin kendi bütçeleri olduğunu söylüyor. Diğer yüzde 36 ise iş birimlerinin kendilerine ait resmi bütçelerinin olmadığını fakat yine de harcama yapacaklarını belirtiyorlar. Yüzde 41’i güvenliğin en önemli teknolojik öncelik olduğunu düşünüyor. Yüzde 42’si robotlar ve robot endüstrisiyle ilgilenmiyor.  Sadece yüzde 3’ü bu alanın çok önemli olduğunu yüzde 12 ise sadece önemli olduğunu düşünüyor. Yüzde 54’ü ise veri analitiğinin çok önemli olduğunu belirtiyor. Yüzde 44’ü ise mobil uygulamaların çok önemli olacağını düşünüyor.

3D yazıcıdan ev çıkartmak artık mümkün

0
Katmanlı imalat ya da diğer adıyla 3D baskı, gelecekte binaların yapılış şeklini değiştirecek. Örneklerini şimdiden görebildiğimiz bu teknoloji, makul fiyatlı konutlara olan ihtiyaç ve altyapı modernizasyonu gibi şehir hayatında karşılaştığımız zorluklara yönelik bir çözüm olarak öne çıkıyor. Süreç şu ana kadar yavaş gelişse de şimdiden yakın gelecekte inşaat sektörünün en kilit bileşenlerinden biri olacağı söylenebilir. Son iki yıl içinde; ölçeklendirilebilirlik teknolojisinde sağlanan gelişmeler, 3D baskının küçük ölçekli mimari model ve prototiplerin ötesine geçmesine imkan verdi. Artık gerçek konut ve altyapı inşaatlarında kullanılabilen bu yöntem, işgücü maliyetlerinin düşürülmesi ve yıllardır vaat edilen ölçek ekonomilerine geçiş için önemli bir kriter olarak görülüyor. Dünyanın lider 3D yazılım şirketi Autodesk, inşaat ve altyapı tasarımında sayısal 3D modelleme yazılımları kullanarak yapılan inşaat projeleriyle ilgili paylaştığı üç büyük örnek ile geleceğin vizyonunu bugüne taşıyor. Bu örnekler, 3D modelleme yazılımı ve baskı teknolojilerindeki ilerlemeler ile birlikte, mimari ve inşaat profesyonellerinin hızla şehirleşen gezegenimiz için bina çözümlerini daha etkin ve sürdürülebilir şekilde tasarlayıp uyguladığı bir dünyaya işaret ediyor. 3D baskı ile şehirlerde göze hoş görünen yepyeni bir mimari ve altyapı çalışmaları yakın görünüyor. İşte dünyanın dört bir yanından 3D baskının mimari, mühendislik ve inşaata yönelik yaklaşımları ne şekilde değiştirdiğini ortaya koyan üç örnek: Kanal Evi, Amsterdam Tamamıyla 3D baskı ile ortaya çıkarılan bir ev inşa etme yarışına katılan ilk şirket, Amsterdam’dan DUS Architects oldu. DUS ve Ultimaker tarafından üretilen ve 6 metre yüksekliğinde bir 3D yazıcı olan The KamerMaker’ın (oda yapıcı) yardımıyla bir buçuk yıldır Amsterdam’ın ünlü kanallarından birinde parça parça bir ev ‘basılıyor’. Şirket, tahminlerine göre 3D inşaatı 2015 yılına kadar tamamlayacak. WinSun Evleri, Şanghay Dünyanın diğer ucundan, 3D baskılı konut konusuna tamamıyla farklı bir bakış açısı getiriliyor. Her ne kadar deneysel ve mimari açıdan zarif olan Kanal Evi, malzemelerde bilim ve inşa edilebilirliğin sınırlarını zorlasa da tamamlanma süresi üç yıl olacak. Bu esnada Shanghai WinSun Dekorasyon Tasarım Mühendisliği, her biri yaklaşık 4.800 ABD dolarına mal olan 10 adet 3D basılı evi 24 saatten kısa bir sürede inşa ettiğini iddia ediyor. Kurilpa Köprüsü, Brisbane Yol ve köprü altyapısı da şehirlerin yaşanabilir ve çalışılabilir hale getirilmesinde en az konut kadar önemli. Yakın zamana kadar, temelinde metal parçaların 3D baskısı anlamına gelen doğrudan metal lazer sinterleme (DMLS), havacılık ve otomotiv sektörlerinde kapsamlı şekilde kullanıldı. Ancak köprüler ve diğer kentsel altyapı türlerindeki kullanılabilirlik ve maliyet, etkinlik açısından kapsamlı şekilde incelenmedi. Bunun öncelikli nedeni, her köprünün kendine özgü bir tasarıma sahip olması, modelleme ve üretimden elde edilen tasarrufun aynı ölçüde belli olmaması.

BTK üçüncü çeyrek raporunu yayınladı

0
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), 2014 yılı üçüncü üç aylık dönem (Temmuz-Ağustos-Eylül) Türkiye Elektronik Haberleşme Pazar Raporu’nu yayınladı. Rapora göre sabit pazarda yaşanan gerilemeye paralel olarak mobilin artışı da sürüyor. BTK raporunda genel pazar verileri altında yer alan bazı başlıklar ise şunlar: – 11 Kasım 2014 itibarıyla elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösteren işletmeci sayısı 654 olup bu işletmecilere verilen yetkilendirme sayısı 1094. – 2014 yılı üçüncü üç aylık dönemde Türk Telekom ve mobil şebeke işletmecilerinin net satış gelirleri yaklaşık 7,3 milyar TL olarak gerçekleşmiş. – Diğer işletmecilerin net satış gelirleri 2014 yılı üçüncü çeyrekte yaklaşık 1,9 milyar TL olarak gerçekleşmiş. – 2014 yılı üçüncü çeyrekte Türk Telekom ve mobil işletmecilerin toplam yatırım miktarı yaklaşık 990 milyon TL olarak gerçekleşmiş. – Diğer işletmeciler tarafından 2014 yılı üçüncü çeyreğinde yaklaşık 304 milyon TL yatırım gerçekleştirilmiş. – 2014 yılı üçüncü çeyrekte toplam mobil trafik miktarı 53,1 milyar dakika olurken sabit trafik miktarı ise 3,3 milyar dakika olarak gerçekleşmiş. Bir önceki üç aylık döneme göre mobil trafik miktarı yaklaşık yüzde 1,9 oranında artarken sabit trafik miktarı ise yaklaşık yüzde 11,1 oranında azalmıştır. Trafiğin büyük bir kısmını (yüzde 89,1) mobilden mobile giden trafik oluşturuyor. – 01/08/2012 ile 07/11/2014 tarihleri arasında Kuruma gelen toplam şikayet sayısı 145.983 olup; bu şikâyetlerin bu şikâyetlerin 142.286 tanesi cevaplanmış, 3.178 tanesi işleme konulmuş fakat sonuçlanmamış.  Bu dönemde en fazla şikâyetin yaklaşık yüzde48 oranında GSM hizmetleri ile ilgili olarak yapıldığı görülüyor.

Mesajlaşma uygulamaları neden bu kadar önemli?

1
Facebook Şubat ayında WhatsApp’ı satın almak için 22 milyar dolara yakın para harcadı. Hatta Snapchat’e bile en az üç milyar dolar önerdi ancak Snapchat CEO’su Evan Spiegel teklifini reddetti. Peki mesajlaşma uygulamalarının bu denli önemli olmasının sebebi ne? İşte bu: BI Intelligence tarafından Experian verisine dayanılarak hazırlanmış olan grafikte görüldüğü üzere, ortalama bir akıllı telefon sahibi neredeyse bir saatini (tam olarak 58 dakika) telefonunda geçiriyor ve bunun yüzde 55’i herhangi bir iletişim aracına gidiyor: konuşma (yüzde 26), mesajlaşma (yüzde 20) ve e-posta (yüzde 9). Çoğu mesajlaşma uygulaması insanların kendilerini terk etmeden üzerlerinden iletişimlerini sürdürmelerini umarak bu tüm bu servisleri tek ve güzel bir pakette toplamaya çalıyor. Ne de olsa para popülaritenin olduğu yerde. bi

Abonelik iş modeli her sektörü kökten değiştirebilir

0
“Uzun sözün kısası, yazılım dünyayı ele geçiriyor.” – Marc Andreessen, 2011. Andreessen’in o günlerde söylediği bu söz şimdi daha da geçerli. Sadece üç yıl geçti ancak yazılıma geçişin sonuçlarını neredeyse her sektörde görebiliyoruz. Örnek olarak teknolojinin yayıncılık endüstrisi için (veya bakış açınıza göre yayıncılık endüstrisine) neler yaptığına bakın. Kapaklı kitaplar ve gazeteleri fiziksel olarak okuduğumuz dünyadan çok satanları ve günün başlıklarını uygulamalar ve e-kitap okuyuculardan takip ettiğimiz bir dünyaya geldik. Bu sadece mevcut durumun bir kısmı. Üstelik çok küçük bir kısmı. Yazılım dünyayı tartışılamaz derecede ele geçirdi ve aynı şekilde yazılım iş modeli de bunu yaptı. Yazılım geçmişte bir pakete konur ve alıcılara gönderilirdi veya bir disk üzerinde sayın alınır ve bilgisayara yüklenirdi. Bugün ise abonelik usulüyle satılıyor ve “SaaS” terimi neredeyse herkesin lügatine girmiş durumda. SaaS şirketleri neredeyse her zaman satış yapıyorlar zira müşterilerini her ayın sonunda “iptal et” butonuna basmaktan uzak tutmak zorundalar. Bu da müşterilerine her zaman bir değer sağlamak zorunda olduklarını gösteriyor. Satın alındıktan sonra bozulana kadar vadettikleri şeylerde kalan eski usul satıcılardan olabildiğine farklı bir sistem. Altındaki iş modeli tarafından yönlendirilen kaliteye olan odak tüm bilişim kategorileri arasından yazılımın en yüksek büyümeye sahip olmasının nedenlerinden bir tanesi. Abonelik temelli iş modelleri yazılımı tamamen ele geçirmiş durumda, öyle ki artık yazılımı başka herhangi bir şekilde satmaya çalışmak oldukça gülünç kalıyor. Cloud Gadgets Yazılımdan ticarete Abonelik sistemi yazılımda olduğu kadar ticarette de güçlü. Müşteri deneyimini önemli ölçüde geliştiriyor ve satıcının işini tamamen değiştiriyor. Tüketiciler için; abonelik onları belli bir zaman aralığında sevdikleri ve ihtiyaç duydukları en iyi markalar, ürünler ve servislerle bağlıyor. O markaların müşterilerin yinelenen ödemelerine devam etmeleri için isteklerini tam olarak yerine getirmeleri gerekiyor. Müşteri söz sahibi olduğu için ürün kalitesi ve deneyimi sürekli artıyor. Eğer ürünü sevmezlerse herhangi bir anda üyeliklerini sonlandırabiliyorlar ve bam – iş bitiyor. Tüketiciler abonelik modeline bayılıyorlar çünkü bu onlar için kolay ve etkili bir deneyim anlamına geliyor. Öte yandan abonelik modeli satıcıların sıfırdan daha iyi bir iş kurmalarına olanak tanıyor. Abonelik modelleri müşteri elde etmeden ziyade onu elde tutmaya dayanıyor, bu da müşteri kazanmada daha iyi yatırım dönüşü anlamına geliyor. Hammaddelere olan talebi daha iyi tahmin edip envanter problemini çözebiliyorlar. Sonucunda da gelir daha tahmin edilebilir hale geliyor. Şirketler daha akıllı ve hızlı oluyor. Fakat esas nokta şurası ki abonelik modelinin aslında yazılımdan daha çok ticarette başarılı olduğu düşünülüyor. E-ticarette yazılımda olmayan şu büyük problem mevcut: envanter yönetimi. Envanteri yönetmek o kadar zor ki envanter yönetimi hataları koca bir sektör oluşumuna sebebiyet verdi. “Şok fırsat” lar yanlış talep hesaplanmasından ötürü dolan envanteri boşaltmak için tasarlandı. Abonelik sunan işlerde ise böyle bir problem bulunmuyor. Eğer 1000 aboneniz varsa o 1000 kişi için ne kadar ürün sipariş etmeniz gerektiğini oldukça isabetli bir şekilde hesaplayabiliyorsunuz. Mevsimlik dalgalanmaları tahmin etmek zorunda değilsiniz. subs Ancak henüz başlangıç safhasındayız. Abonelik sistemi henüz bazı dikeylerde mevcut değil. İşe yaramayacağı için değil, abonelik sistemi kurmak ve yönetmek için olan teknolojinin henüz bu dikeydeki ürünleri bilen insanlara ulaşmaması sebebiyle. Bu dikeylerdeki ürün uzmanları abonelik modelleriyle deneyler yapmak için yeterli erişime sahip değiller. Abonelik bazlı ticaretin bugün 1999 yılında e-ticaretin erişilebilir olduğu kadar erişilebilir olduğu söylenebilir, yani neredeyse hiç. Amerika sayımına göre 1999’da e-ticaret perakende satışları tüm perakende satışlarının yüzde 0,5’i olan 15 milyar dolara denk geliyordu. Daha sonra 2004 yılında yayınlanan yeni bir rapor e-ticaret perakende satışlarının tüm perakende satışlarının yüzde 4’üne denk olacak şekilde 145 milyar dolara eriştiğini gösterdi. On yılda muhteşem bir büyüme gerçekleşmiş ve abonelik modeli için de aynısı geçerli olabilir. Abonelik sistemi, yazılımı ele geçirmesindeki aynı sebeplerden ötürü e-ticareti de ele geçirebilecek.

Ne olacak bu internetin geleceği?

1
Çoğumuz internetsiz nasıl yaşadığımızı hatırlamak istemiyoruz, hatta bazılarımız hatırlamıyor bile… İnsan hayatını şekillendiren ve yön veren herşey geliştirilen teknolojilerdir, buluşlardır. Toplayıcı olarak yaşayan ilk insanların karasabanın ilk halini keşfetmesi ve toprağı daha rahat işlemesi, karnını doyuracak sebzeleri, meyveleri daha rahat ekebilmesi, daha fazla toprağı işleyerek üretim fazlasını depolayabilmesi emin olun o dönem insanı için bizim internetsiz yaşayamayacağımız gibi önemli bir buluştu. O dönemde kaçınılmaz son olarak karasaban teknolojisine sahip olmayan ve bu yüzden daha az toprağı işleyerek karnını doyuramayan kabileler karasabanı icat eden kabilenin kölesi oldular. Bu sistem aynı diğer teknolojilerde olduğu gibi sarmal bir döngü halinde günümüze kadar geldi. İnsan ırkının çoğalması, kabilelerin devletler haline gelmesi bu sistemi etkilemedi, sadece teknolojik gelişmelere paralel olarak kendini yeniledi. Temel felsefe hep aynıydı: Teknolojiye sahip olan bir diğerini köleleştirdi. Karasabana sahip olan kabile, üyelerinin aç kalmamasını garanti edebiliyordu. Dolayısı ile o kabile kendisi için savaşacak ve çalışacak köle bulmakta güçlükte çekmiyordu. Karasaban teknolojisi aç kalınmayacağının garantisiydi. Karasaban sahibi olmayan kabileler bu kabileye katılmak için sıraya giriyordu. Dönemin GreenCard’ını alabilmeniz ve karnınızın doyması için ya iyi bir savaşçı ya da efendisine kayıtsız şartsız itaat eden iyi bir köle olmanız karasaban teknolojisinin sahibi olan kabile için yeterliydi. Son dönemde insan hayatını değiştiren birçok teknoloji geliştirildi. Televizyon, savunma teknolojileri, bilgisayar teknolojileri, uzay teknolojileri, enerji teknolojileri vs. Tüm bu teknolojileri tek tek açmaya gerek duymuyorum. Ama bu teknolojilerin tek ortak noktası hepsinin internet teknolojisine bağlı olması. Kabaca düşünürsek, dünyadaki milyonlarca banka şubesini birbirine bağlayan, milyarlarca bilgisayarı birbirine bağlayan, yüzbinlerce uçağın iniş kalkışını kontrol eden, havaalanlarının güvenliğini sağlayan, milyarlarca cep telefonunun işleyişini sağlayan, neredeyse tüm dünya ülkelerinin askeri tesislerinin kontrolü hatta en basiti yemek listeleri bile internet teknolojilerinden faydalanılarak yönetiliyor, hazırlanıyor veya idare ediliyor. Bu örnekleri bir kaç bin taneye kadar çıkarmak mümkün. Peki nereden çıktı bu internet teknolojisi, kimdir bunun sahibi? Bu muazzam teknoloji ilk olarak Amerikan ordusunda kullanıldı. Yani bu teknoloji Amerika devletinin malıdır.  Yukarıda da değindiğimiz gibi teknolojiye sahip olan devlet, teknolojisini kullanarak diğer topluluklar üzerindeki öncülüğünü, zenginliğini sürdürmek ister. İnternet teknolojisi de aynen bu mantık çerçevesinde kontrollü olarak dünyadaki diğer topluluklara, devletlere verildi veya sisteme dahil edildi. Ancak kesinlikle şu durum göz ardı edilmemeli, hiçbir devlet çıkarı olmadan bir ülkeye teknoloji transferi yapmaz. İnternet teknolojisine bağlanan tüm bankalar, telefon operatörleri, TV şirketleri ve devletlerin tüm hizmetleri bunun bedelini de ödemek zorundadır. Kendinizden pay biçin, kimsenin yapamadığı bir buluş geliştirdiğinizde veya yeteneğinizi ortaya çıkardığınızda kazancınızı maksimize etmek, hayat standardınızı yükseltmek istersiniz. İşte devletlerin kontrolündeki teknolojilerde de bu durum esas alınır. İnternet gibi hayati teknolojilerde elbette paradan daha değerli şeylerde söz konusudur. Karasabanı icat eden kabile emin olun kendi karasabanlarından daha iyi daha nitelikli bir karasabanı icat etme ihtimali olan kabileden hiç haz etmemiştir ve onları kontrol etme gereği duymuştur. Diğer ülkelere teknoloji transferi yapan devletler için en önemli şey, o teknolojinin çalınmayacağından ve daha iyisinin kendi kontrolleri olmadan geliştirilmesi ihtimaline karşı önlemler alınmasını sağlamaktır. Teknolojilerini transfer ettikleri devletlerin yöneticilerinin neler yaptığı, devlet sırlarının öğrenilmesi kısacası o devletin mahreminin de gözaltına alınması teknoloji satan/transfer eden ülke için değerlidir. Çünkü teknoloji geliştiren devletler, bilginin (hele ki devletlere ait gizli bilgilerin) ne kadar değerli bir güç olduğunu herkesten daha iyi bilirler. Nitekim internet teknolojisi de Amerika tarafından dünyadaki diğer ülkelere verilirken tüm bu hususlar dikkate alınmıştır. Hatırlayacağınız gibi 2014 yılının başlarında Amerika istihbaratının tüm dünyayı dinlediği açıklanmış, bunu yaparken de internet teknolojilerinin kullanıldığı çıkan haberlerde yazılıp çizilmişti. Elbette Amerika devleti bu iddialara detaylı cevap verme gereği bile duymamış, internet teknolojilerini kimseye zorla kullandırtmadığını, herkesin bu teknolojiyi kendi isteği ile kullandığını tüm dünyaya uygun şekilde hissettirmiştir. Kaldı ki bu teknolojiyi kendi ülkesinde kullanan ve haddini bilen birçok devlet yöneticisi de dinleme olaylarına ait tartışmaları kendi ülkelerinde geçiştirmiş ve teknolojisini kullandığı devleti kızdırmamaya özen göstermiştir. Özetlemek gerekirse teknoloji transferi yapan Amerika elbette ki teknolojisinin karşılığında istediği her şeyi teknolojisini transfer ettiği ülkeden alabilir. Çünkü kimseyi zorlayarak gelin bu teknolojiyi kullanın dememiştir. Diğer Devletler ve İnternet’in Durumu? İnternetin, Amerika Devletinin malı olması ve bu teknolojinin yönetimini kimseyle paylaşmaması uluslararası platformlarda da sürekli gündeme getirilmektedir. Son yıllarda Birleşmiş Milletlerde gündeme gelen Amerika’nın internetin kontrolünü ve yönetimini diğer ülkelerle de paylaşması gerektiği yönündeki baskılar artmaktadır. Elbette haklı olarak Amerika devleti bu tartışmalara kulağını tıkamış durumda ve internetin yönetimini kimseyle paylaşmaya yanaşmamaktadır. Binlerce yıldan beri insanoğlu icatlarını ve buluşlarını, kazancını maksimize etmek, kendi çevresinin/topluluğunun/devletinin daha rahat, daha güvenli şekilde yaşaması için korumakta ve kimseyle paylaşmamaktadır. Teknoloji ve Psikoloji Teknoloji geliştiren devletler tüm bu çalışmalarını elbette gizlilik içerisinde yaparlar. Çünkü teknoloji geliştirilmesinin aynı zamanda dünyada psikolojik üstünlükte sağladığı bir gerçektir. Devletlerin birbirlerine karşı olan asıl tehdit algıları, sahip oldukları teknolojilerden daha üstününü rakibinin geliştirme kaygısıdır. Sanayi casusluğu, fikir hırsızlığı, bilim insanı teşvikleri, bilim insanı cinayetleri, vb. arka planda dönen devletler arası teknoloji savaşının birer argümanıdır. Farklı bir örnek verecek olursak, savaş teknolojisi geliştiren ülkeler çoğu zaman masum ülkelerde bu acımasız teknolojileri kullanarak saldırmaya cesaret edemedikleri rakiplerine güç gösterisi yapmayı tercih ederler. Bunlar işin psikolojik tarafıdır. Peki, Amerika gibi teknoloji geliştiren rakipleri ne yapıyor? Arada bir basında, bazı ülkelerin kendi internet ağlarını kurduklarını bunu test ettikleri haberlerine denk gelmişsinizdir. Evet, birçok ülke kendi internetini kurmaya çalışıyor ve ciddi gelişmelerde söz konusu. Amerika devleti elbette kendi teknolojisi olan interneti korumaya devam edecek, bunun için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Amerika ordusunun, denizaltılarının, savaş gemilerinin okyanusun altından geçen internet kablolarının güvenliğini sağlama görevi olduğunu da mutlaka okumuşsunuzdur. İnternet, Amerika devleti için yeni dünya düzeninde asla vazgeçemeyeceği en etkili silahtır. Hiçbir savaşçıda savaşmadan silahını teslim etmez. İnternete ne olacak? Elbette internet teknolojisi de biçim değiştirecek. Aynı binlerce yıllık basit karasabanın traktör olması gibi. Nasıl ki ilk uzun menzilli, isabetli atış yapan güçlü toplardan Scud, Patriot teknolojilerine geldiysek internette biçim değiştirecek ve her devlet kendi internetine sahip olacak ve kullanacak. Belki yüzlerce yıl sonra insan ırkı nasıl ki karasaban teknolojisini bulan kabilenin adını hatırlamadığı gibi internet teknolojisini geliştiren devletin adını hatırlamayacak. Karasaban teknolojisine sahip olan ve hayatta kalan yüzlerce, binlerce kabile gibi kendi internet teknolojisine sahip olan birçok devlet olacak. Karmaşıklıkta burada başlayacak gibi görünüyor. İnternet devletleri, siber devletler. Mevcut dünya düzeninde herkes fiziki bir devletin vatandaşı durumunda. Kayıtlı olduğu fiziki devletin kimliğini, pasaportunu kullanmakta, vergisini o devlete ödemekte. Fiziki olarak yüzlerce devlette yaşayan biz insanlar, siber dünyada şu anda tek devlette buluşuyoruz. Amerika devletinin sahibi olduğu internet devletinin bireyleriyiz. Şu anda kendi internetini kurmaya çalışan devletler öncelikle kendi vatandaşlarını kendi Siber Devletlerine zorunlu bırakacaktır. Elbette bunu yaparken mutlaka cazip imkânlar sağlanacaktır. Kendi ülkesindeki bankaların işlemlerini, devlet kurumlarının başvurularını, devlet iletişimini kendi ağında zorunlu kılarak bir şekilde Amerika’nın sahibi olduğu internetten uzaklaştırıp kendi sahip olduğu interneti kullanmasını sağlayacaktır. Bu tür ülkelerin sayısı mutlaka artacaktır ama bu tür muazzam sistemi geliştirecek ülkelerin sayısı da dünyada parmakla sayılıdır. Bu durumda en şanslı (!) kişiler ise teknoloji geliştiremeyen ülkelerin vatandaşları olacaktır. Bir den fazla ülkenin internet ağında gezme imkânı bulabilecek, o ağda ticaret yapabilecek veya o ağdaki sosyal medya sitelerinde kendini ifade ederek o ağı kullanabilecek. Elbette bu şanslı (!) durum karşılıksız olmayacaktır. Birçok internet devletinin oluşması dünya ekonomisine de ciddi katkılar sağlayacak, yeni sektörler, iş alanları oluşturacaktır. Bu düşünceyi daha fazla geliştirmek adına aklıma gelen soruları paylaşmak istiyorum. Kendi internetini kuran devlet, kendi siber devletine mülteci kabul edecek mi? Diğer siber devlete sızıp oradaki web sitesine saldırı yapanlar olacak mı? Kendi internet ağına sahip olan fiziki devletler, siber devletlerine daha fazla kullanıcı çekmek için sömürgelerine baskı yapacak mı? Bir Siber devlette e-ticaret yapmak için, Siber devletin sahibine vergi mi ödenecek? Şu anda olduğu gibi Siber Devleti yöneten devlet, kendi teknolojisini kullanan devletleri dinleyebilecek, e-postalarını kontrol etmeye devam edecek mi? Bir Siber Devlet ağından diğer Siber Devlet ağına girerken pasaport istenecek mi? Siber devletler arasında savaş çıkacak mı? Siber devlet ağlarının güvenliği için Fiziksel devletler savaşacak mı? Bir Siber Devlette faaliyet gösteren bir banka diğer Siber Devlette şube açabilecek mi? Evet, insanlığın karasabanın icadıyla başlayan teknoloji macerası büyük bir hızla devam ediyor. Bu yazı biraz fütürist biraz gerçek dünya gerçekleri göz önüne getirilerek kaleme alınmıştır. Bu makaledeki, kesinlik ve mutlakıyet içeren ifadeleri hoşgörüyle karşılamanızı umuyorum.

Vodafone’dan “Kamuda Dijital Dönüşüm” çağrısı

1
Türkiye için daha iyi bir gelecek hedefiyle dijital dönüşüme öncülük ederek değişim ve dönüşüm yaratan çözümler sunan Vodafone, gelenekselleştirdiği paydaş buluşmalarının dördüncüsünü düzenledi. İlk kez Ankara’da Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkanı Gökhan Öğütün ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Kamuda Dijital Dönüşüm Çalıştayı”nın açılış konuşmasını Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Yadigar Gökalp İlhan yaptı. Kamu hizmetlerinde dijital dönüşüm, vatandaş memnuniyetinde artış ve kamu sektöründe verimlilik hedeflerine yönelik fikirlerin ve fırsatların konuşulduğu çalıştayda kamu sektörünün liderleri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, üniversiteler ve basın mensuplarından oluşan 120 kişilik bir paydaş ekosistemi yer aldı. Vodafone, çalıştayda kamu paydaşlarını Türkiye’nin dijital dönüşümünün bir parçası olmaya davet etti. Çalıştayda kamu kurumlarının daha etkin, daha verimli ve daha az maliyetli iş yapmasına katkıda bulunacak, en yüksek vatandaş memnuniyetini ve sosyal faydayı sağlayacak çözümler paylaşıldı. Kamuda dijital dönüşümün yol haritasını birlikte ortaya çıkarmak adına üç ana başlık altında çalışma grupları gerçekleştirildi. Kamunun liderleri “Kurum içi verimlilik”, “Kurumlar arası dijitalleşme” ve “Dijital vatandaşlık hizmetleri” ana başlıkları konusunda gelişim fırsatlarını ve fikir önerilerini paylaştı. Çalışma gruplarında kamuda dijital dönüşümün hız kazanması için hayata geçirilebilecek potansiyel projeler ele alındı.

EMEIA Bölgesi’nin en iyi Fujitsu elçisi Türkiye’den

0
Fujitsu, Select Partner Programı çerçevesinde EMEIA (Avrupa, Ortadoğu, Hindistan ve Afrika) bölgesindeki ticari faaliyetlere çok önemli katkılarda bulunan iş ortakları ile Fujitsu Forum sırasında gerçekleştirdiği bir ödül töreni ile biraraya geldi. Ödül gecesine tüm Avrupa, Ortadoğu, Hindistan ve Afrika bölgesinden her biri mükemmel mali performans ve inovasyon sergileyen iş ortakları katıldı. Ulusal Select Yılın Partneri Ödülü’nü kazanan Fujitsu elçileri, uluslararası ödül yarışmasına da otomatik olarak katılma hakkı kazandılar. En iyi Fujitsu elçisi Türkiye’den EMEIA bölgesindeki ‘En İyi Fujitsu Elçisi’ Türkiye’den ISB (Information Solutions Business) oldu. ISB’nin ödülü kazanmasında yüksek odaklı Fujitsu portföyünün yanı sıra sadakat, doğruluk, iletişim ve grup çalışmaları etkili oldu. İnsan odaklı toplum vizyonuyla tüm dünyaya teknolojik ürün ve çözümler sunan Fujitsu,  kanal satış yapısına büyük önem veriyor. Bu seneki Select Partner Ödülü, Fujitsu’nun Select Partner Programının globalleşmede zirve yaptığı ve kanal ortaklarının daha kârlı iş yaptığı bir yıla da damgasını vurmuş oldu. Tedarikçi güvenilirliğinin daha çok önem kazandığı bir süreçte,  devam eden kanal  programları ve büyüme teşvikleri, teknoloji endüstrisinin gelişimine önemli katkılarda bulundu. Fujitsu ayrıca yerel ve global anlamda yeni kanal altyapısı ve araçlarına yatırım yapmaya devam ediyor. Ödüller şu kategorilerde sunuldu;
  • EMEIA Yılın Ortağı Ödülü Avusturya’dan ACP IT Solutions’a sektörden izleyicilerin katılımı ile verildi.
  • SELECT Mükemmellik Ödülü Almanya’dan BECHTLE,
  • EMEIA En iyi Fujitsu Elçisi– Türkiye’den ISB.
  • EMEIA En iyi Yeni Müşteri Kazanımı– İtalya’dan DATAMATE.
  • EMEIA Yılın En iyi Takım Kazananı– Belçika’dan INCRIUS.

Sektörler arasında yakınsama olacak

0
Autodesk Uluslararası ENI Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcısı Pete Baxter ile sektörler arası yakınsamayı ve Autodesk ürünlerinin bu konudaki yeri hakkında konuştuk.

BlackBerry şeytanın bacağını kırabilecek mi?

1
BlackBerry 2009 yılının modasını 2014 yılına taşıyan telefonu Classic’i tanıttı. Fiziksel QWERTY klavyelerden kurtulmuş dünyada bir QWERTY klavyeli telefon olmasıyla birlikte, Küba ambargosunun kalkma ihtimali bulunduğu günlerde ve BlackBerry’nin en büyük pazarlarından olan Rusya ve Orta Avrupa’daki büyük karmaşa arifesinde en son ve en güçlü cihazını çıkarması oldukça eğlenceli. Ancak BlackBerry’nin şansı uzun zamandır yaver gitmiyordu. Passport modeliyle oldukça dalga geçilmişti – özellikle WSJ’den Joanna Stern bu konuda pek sertti – ve Playbook’tan sonraki cihazları pek varlık gösterememişlerdi. Kısacası BlackBerry ilerleme kat edemiyordu. Daha yalın olmaya devam ettikleri kesin ancak herhangi bir yöne doğru ilerlemiyorlardı. İnanılmaz bir jeopolitik kargaşanın öncesinde yeni telefonlarını tanıttıklarından ötürü BlackBerry için dünyanın sonu gelecek değil elbette. Tatil dönemleri hızla yaklaşıyor ve 2015 finansal yılı bol bol Classic siparişine sebep olacak yollar sunabilir. BlackBerry aynı zamanda deniz aşırı ülkelerde de popüler bir marka olarak görülüyor. Hem BlackBerry hem de Apple biraz parası ve prestiji olanlar için üretilmiş lüks cihazlar olarak görülüyorlar. Aynı zamanda iş için BlackBerry’i ve ev için iPhone’u kullanan profesyonellerin sayısını da unutmamak gerek. BlackBerry’nin sonunun geldiği düşünülüyordu ancak bu ve parlak yeni CEO’larının yardımıyla bu ölüm vadisinden kurtulabilirler.

Çılgın teknoloji CEO’larının notları: 2014 baskısı

1
Hem Türkiye’de hem de dünyada çok zorlu geçen 2014 yılında teknoloji CEO’larının favori söylemlerini sizler için sıraladık.
  • Olay gerçekten zam istemek ile ilgili değil, sistemin size doğru zammı vermesine bilmek ve buna inanmakla ilgili. Microsoft CEO Satya Nadella
  • Ya bütün bu endüstriyi tamamen ele geçirmeye geliyoruz ya da içindekileri değiştirmeye. T-Mobile CEO John Legere
  • Facebook CEO’su Mark Zuckerberg Hindistan’da gelişmekte olan bölgelere de internet erişimini desteklediğini söyledi. Mark Zuckerberg
  • Munchie Deliliği: Twitter Ceo’su Dick Costollo’nun attığı Twitlerin üstüne Facebook yatırımcısı Peter Thiel Tiwitter hakkında “Twitter çok kötü yönetilen bir şirket” dedi.
  • “Ben deli değilim.” BlackBerry CEO John Chen. (Batan bir telefon üreticisinin başkanlığını üstlenmeyi kabul ettiğinde gelen sorular üstüne.)
  • Teknolojik bir hayvanat bahçesi satın aldık: Çinli ticaret şirketi Alibaba, bir hayvan yerine birçok hayvana ev sahipliği yapacak bir hayvanat bahçesi satın aldıklarını söyledi. Alibaba kurucusu Jack Ma.
  • Basketbolu seviyorum. Hayır, hiçbir zaman gerçekten oynamadım. Basitçe anlatmak gerekirse çaylak takımından kesilmiştim. Ama basketbolu seviyorum. Kolej takımı için iyi bir istatistikçiydim ama birkaç serbest atış yarışmasına katılmıştım. Microsoft eski CEO’su Steve Ballmer.

Epson’dan 100 milyonuncu kristal panel

0
Epson, 3LCD projektörlerin kalbindeki çekirdek cihaz HTSP (Yüksek Isılı Polisilikon) panellerin tedarikçisi olma konumunu koruyor ve sektöre öncülük ediyor. İlk 3LCD projektörünü 1989 yılında lanse eden Epson’un projektör modelleri; eşit derecede Renkli ve Beyaz Işık çıkışı (CLO), olağanüstü renk parlaklığı, ayrıntılı ve net görüntüler, enerji verimliliği özellikleriyle ön plana çıkıyor. Yüksek parlaklık ve kontrast gibi avantajları sayesinde, 3D ve interaktif özelliği ile fonksiyonları artar hale gelen 3LCD projektörler son zamanlarda pek çok farklı alanda kullanılmaya başlandı. Ofislerde iş sunumlarının vazgeçilmez ekipmanları haline gelen projektörler; ayrıca hem eğitim alanında hem de ev sinema segmentinde yerlerini aldı. Geniş alana hitap eden projektörler, bu sayede okulda dersleri, evde maç ve film keyfini daha eğlenceli hale dönüştürmek isteyenlerin tercihi.  

Ebolayı takip ve kontrol yazılımı geliştirildi  

0
Ebola salgınının dünya çapında yayılmaya devam etmesi tıp dünyasının yanı sıra teknoloji şirketlerini de harekete geçirdi. Xerox’un geliştirdiği Maven adlı salgın hastalık yönetim yazılımı, Ebola ile mücadelede kullanılmaya başlandı. Xerox Maven, Ebola ile ilgili her türlü veriyi kaydedip analiz ederek hastalığın takibini ve yetkililerin vakalara daha hızlı müdahale etmesini sağlamaya çalışıyor. Afrika’da ortaya çıkıp dünya çapında yayılma eğilimi gösteren Ebola’ya karşı tıp dünyası, ilaç ve teknoloji şirketleri hummalı bir çalışma içinde. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre Ebola’dan bugüne kadar yaklaşık 6 bin kişi hayatını kaybetti. Henüz tedavi edici bir yöntem bulunamamış olması sebebiyle, hastalığı takip etmek ve yayılmasını önlemek için yapılacak temas izleme çalışmaları hayati bir önem arz ediyor. Dünyanın herhangi bir bölgesinde görülen her bir Ebola vakası ile ilgili bilgi ve verinin girilerek, analiz edilmesini sağlayan Xerox Maven yazılımı, hali hazırda ABD’deki 12 vaka bölgesinde ve Avustralya’nın iki eyaletinde kullanılmaya başlandı. Maven nasıl çalışıyor? Ebola teşhisi veya şüphesiyle gelen vaka bilgilerinin belli parametreler altında Maven’e girilmesiyle sistem çalışmaya başlıyor. Maven ile virüse maruz kalmış kişilerin, bu kişilerle temas kuran insanların ve vakaların görüldüğü alanların kaydı tutuluyor. Maven yazılım sistemi üzerinde sanal karantina bölgeleri oluşturuluyor. An be an coğrafi olarak Ebola virüsünün yayılımı takip ediliyor. Ayrıca, hastalık bulaşan kişilerin sağlık kuruluşlarında bulunan eski kayıtları, Maven salgın yönetim sistemine aktarılıyor. Virüs taşıyan kişilerin yaşadıkları bölgeler, son aylarda yapmış oldukları seyahetler, kalmış oldukları yerler ve kimlerle temas kurdukları Maven sistemine giriliyor. Böylece virüsün kimlere bulaşmış olabileceği ve nasıl bir yayılma izlediği saptanmaya çalışılıyor.

“Büyüme hedefi yüzde 50”

0
Süleyman Zafer Kuzucu ile yeni kurulan Comnet ve çözümleri hakkında konuştuk.

EMC TIR uçurdu!

0

EMC ve Formula 1 takımı Lotus işbirliği ile hazırlanan projede, F1 pilotu ve profesyonel ekstrem sürücü Mike Ryan kontrolündeki EMC TIR’ıyla dünyanın en cesur rekorlarından biri kırıldı. Tamamen güvenlik önlemlerinin alındığı boş bir yolda yapılan denemede, 83 metrelik EMC TIR’ı, hareket halindeki F1 aracının üzerinden tam olarak 26 metre (83 feet) uçarak yürek hoplatan bir şova imza atıyor.

İki şirketin birlikte tasarladığı rekor atlayışın görüntüleri ise yılın en etkileyici performansının sergilendiği viral video olarak izlenme ve sosyal medyada paylaşılma rekorları kırıyor.

Video şu ana kadar dünya çapında:

–          37 milyonun üzerinde görüntülendi.

–          30,000 defa YouTube’da beğenildi.

–          19,538 defa YouTube Paylaşıldı.

–          67,700 kere Facebook’ta paylaşıldı.

–          20,000 Facebook yorumu aldı.

–          9,000 kere Tweet’lendi.

–          800’den fazla habere ve bloga konu oldu.

CRM’de “gerçek zaman” dönemi

0
İş Zekâsı, Büyük Veri ve Müşteri İlişkileri Yönetimi Konusunda Entegre Çözümler Sunan, Türkiye’de ve Dünyada Birçok Başarılı Projeye İmza Atmış Intellica’nın, Kurucu Ortağı Dr. Kemal Ünaltuna, Gerçek Zamanlı CRM Hakkında Önemli Bilgiler Veriyor. Gerçek zamanlı CRM’i,  firmaların müşterileri ile iletişimlerini monologdan diyaloğa geçirmeleri olarak tanımlayabiliriz. Hedef, müşteri davranışlarını gerçek zamanlı olarak izleyerek, ihtiyacını doğru algılamak ve müşteri hareketleri ile eş zamanlı olarak iletişim yapılmasını sağlamak. Günümüzün hızlı, dinamik ve müşteri merkezli pazarlama dünyasında müşteriyle etkileşimlerin ve kampanya duyurularının müşterinin tam ihtiyacı olduğu anda gerçekleşmesi büyük önem taşıyor. Bu kapsamda, CRM (Müşteri ilişkileri Yönetimi) yerine CEM (Müşteri Deneyimi Yönetimi) kavramı pazarlamaya yeni bir yön ve ivme kazandırıyor. Ortaya çıkan birçok CRM çözümünün içinde olay tabanlı yani “anlık” aksiyon alabilen yapılar özellikle göze çarpıyor. Örneğin Intellica’nın  EVAM (Event & Action Manager)  çözümü ile müşteri hareketlerini gerçek zamanlı olarak analiz edip, çeşitli ortamlardan gelen hareketlerin içerisinde önceden tanımlanmış senaryolara uyan desenler aranıyor. Senaryolardaki desenler keşfedildiğinde ise müşterilere akıllı öneriler yine gerçek zamanlı olarak yapılabiliyor. Bu çözüm sayesinde kampanyaların geri dönüşleri dört-beş kat daha fazla olabiliyor. Ayrıca, müşteri ve olay odaklı yaklaşımlarla, sadece anlamlı nokta ve zamanlarda pazarlama aksiyonlarının yapılması da sağlanıyor. Müşterilerin firma ile her temas anı oldukça değerli. Bu anın doğru değerlendirilmesi, müşteri deneyiminin üst düzeyde tutulması konusunda da böyle yapılar artık her firmanın ihtiyacı haline geliyor. Türkiye’de gerçek zamanlı CRM yapan şirketlerin sayısı da günden güne artıyor. Özellikle iletişim, bankacılık ve e-business alanlarında kullanımı yaygınlaştı. Bir GSM şirketinin abonelerinin lokasyonuna bağlı olarak iletişim kurması veya abonenin kullanıma göre abonesine avantaj sağlayacak tarifeler önermesi örnekler arasında sayılabilir. Bir başka örnek ise, bir medya grubu ziyaretçi verilerini üretildiği anda kullanarak, okurlarının ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabiliyor. Okurların internet ortamında tıkladığı web siteleri, haberler, reklamlar vb. bilgiler izlenerek,  ilgi alanlarına uygun içeriklere yönlendirilip, anlık olarak uygun kampanyalar sunulabiliyor.

Avea inTouch 4 ve Avea Smartband tanıtıldı

0
Avea, kendi markası altında geliştirdiği akıllı cihaz serisinin yeni üyeleri Avea inTouch 4 ve Avea Smartband’i, 16 Aralık’ta İstanbul’da Esma Sultan Yalısı’nda düzenlenen özel gecede tanıttı. Lansmanın ev sahipliğini Avea Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Dehşan Ertürk yaptı. Gecenin sunuculuğunu Burcu Esmersoy üstlenirken,  Sıla da davetliler için çok özel bir konser verdi. Gecenin sürpriz ürünü olan Avea Smartband, tüm konuklara hediye edildi. Avea Smartband’in tüm konuklara hediye edilmesiyle salonda heyacanlı bir yarışma başladı. DJ Oben Budak’ın sergilediği kısa bir müzik performansı esnasında, en çok kalori harcayan 4 konuğa da Avea inTouch 4 hediye edildi. Erkan Akdemir: “Milyonları akıllı telefonla tanıştırdık” Toplantının açılışında konuşan Avea CEO’su Erkan Akdemir, “Avea’nın teknolojik gücü, Avea inTouch 4 ve Avea Smartband ile bir kez daha ortaya çıktı. Müşterilerimize teknolojisi ve tasarımıyla öne çıkan böyle başarılı ürünler sunmaktan gurur duyuyoruz. Bugüne kadar müşterilerimizin önemli bir kısmı ilk akıllı telefon deneyimini Avea inTouch serisindeki cihazlarla yaşadı. Avea olarak milyonları akıllı telefonla tanıştırdık. Avea olarak akıllı telefon penetrasyonundaki liderliğimizi yeni akıllı cihazlarımızla daha da perçinleyeceğiz. Milyonları akıllı telefonlarla buluşturmaya devam edeceğiz. Avea inTouch 4 ve Avea Smartband’in müşterilerimiz tarafından büyük bir beğeniyle karşılanacağına inanıyoruz” dedi. Üç farklı konsept üzerinde tasarlandı Avea inTouch 4,  3 farklı konsept olan “Tarz, Teknoloji ve Eğlence” üzerinde geliştirilerek tasarlandı. Avea inTouch 4, “Tarzını Yakalamak” isteyenler için “Yenilikçi ve Şık Tasarım”a sahip. Avea inTouch 4’ün tasarımı ve renkleri tamamen Avea’ya özel olarak üretildi. Avea Mobil Bağlantı Direktörü Baran Yurdagül, Avea inTouch 4’ün benzerlerinde bulunmayan Carbon Siyah, Titanium Gri ve Gold renk seçenekleriyle yenilikçi bir akıllı telefon olarak herkesin dikkatini çekeceğini ifade etti. Yurdagül, “Avea inTouch 4 ile metalik görünümü, ele oturan, kavisli ve ergonomik tasarımıyla oldukça şık bir ürüne imza attık.  Yandex tarafından Avea inTouch 4 sahipleri için özel olarak geliştirilen Avea Tema arayüzü ile kullanıcılar daha kolay ve hızlı bir kullanıma sahip olacaklar” dedi. Avea Smartband ile hayatına hareket kat Yeni Avea markalı cihazların diğer yıldızı Avea Smartband akıllı bileklik ise sağlıklı yaşam tarzını kontrol altında tutmak ve hareketli bir yaşama ayak uydurmak için tasarlandı.  Avea Smartband; adım sayma, katedilen mesafe ve harcanan kalori gösterme özellikleriyle kullanıcıları, hayatlarına hareket katmaya davet ediyor.  Avea Smartband, ayrıca uyku kalitesini takip ederek, derin ve hafif uyku süresi hakkında kullanıcıya bilgi veriyor. Avea Smartband, saat özelliğinin dışında akıllı alarm özelliği ile uykunun hafif olduğu saatte titreşimle uyandırabiliyor.  Telefona indirilebilecek mobil uygulaması ile Avea Smartband senkronize edildiğinde; günlük hedefler belirleme ve hedefleri takip etme olanağı sağlanıyor.  Günlük, haftalık, aylık raporlar ile aktivite geçmişi de kolaylıkla takip edilebiliyor. Avea Smartband, Bluetooth 4.0 versiyonuna sahip Android 4.3 ve IOS 7 üzeri işletim sistemine sahip tüm akıllı telefonlarla uyumlu olarak çalışıyor. Avea inTouch 4 alan kullanıcılar, Avea Smartband’e çok daha avantajlı teklifler ile sahip olacaklar.

Teknoloji Melekleri aranıyor

0
Yüzde 75 istihdam garantisiyle ‘Teknoloji Uzmanları’ yetiştirmek amacıyla başlatılan ve İstanbul Ticaret Odası‘nın liderlik ettiği Teknoloji Melekleri Projesi start aldı. Projenin tanıtımı İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar ve TOBB İstanbul Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Hatice Güner Kal‘ın katılımıyla gerçekleştirildi. Teknoloji Melekleri Projesi, İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Türkiye Borsalar Odalar Birliği (TOBB) İstanbul Kadın Girişimciler Kurulu işbirliği ile İstanbul Ticaret Üniversitesi ortaklığında, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın destekleriyle gerçekleştiriliyor. Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, İŞKUR ve 8 telekomünikasyon şirketi (Genpa Telekomünikasyon, Baltürk Elektronik, Global Bilgisayar, Kampanya Elektronik, Eko Telekomünikasyon, Ataçlar Center, Şengüller Telekomünikasyon, Teknoteks İletişim Hizmetleri) de iştirakçi olarak yer alıyor. Proje sayesinde 18 ile 25 yaş arasında, ilk etapta en az lise mezunu 90 genç kadının, ‘Teknoloji Uzmanı‘ olarak başladıkları kariyer yolculuklarına ‘girişimci’ olarak devam etmeleri hedefleniyor. Eğitimi başarıyla tamamlayan gençler, City & Guilds tarafından akredite edilecek olan uluslararası geçerliliğe sahip ‘Teknoloji Uzmanı’ sertifikasına hak kazanacaklar. İş fikri olan girişimci adaylarının KOSGEB Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi almaları sağlanacak ve bu katılımcılar KOSGEB Yeni Girişimci Desteği’ne başvurma hakkı kazanacaklar. Proje sonunda ‘Proje Pazarı’ etkinliği de düzenlenecek. İş fikrini hayata geçirmek isteyen kadın girişimciler, bu sayede projelerini akademisyenlere ve melek yatırımcılara sunma imkanı bulacaklar. İş fikrine sahip genç girişimciler arasından belirlenecek sayıda kadın kursiyer, ABD’deki Silikon Vadisi’ne gidecek.

Makinedeki Hayalet

1
Uykumun arasında, yatağın konumu gereği güneşin direkt gözüme girmemesi gerektiğini hayal meyal anımsamam aklımı karıştırdı ve yeniden uykuya dalmamı engelledi. Çünkü zihnime beni uyanmaya zorlayan bir dizi soru doluşmaya başlamıştı ama en ürpertici olanı şuydu: “İyi de ben kendi yatağımda uyumadım mı gece?”
Günlerdir hastaydım, çoğunlukla kesintisiz öksürüğe bağlı ciddi bir baş ve boğaz ağrısına bağlı yorgunluk, bazen de yükselen ateşim beni yanıltıyor olabilirdi, belki de rüya görüyor ama kendimi uyumuyor sandığım için algım bozuluyordu.
Uyanmış olup olmadığımı anlamak için gözlerimi açarak üzerimi örten yorganı kaldırmaya yeltendim ve şaşkınlık… Yorgan gece yatağa girdiğimde açık mavi renkteydi ama o anda kahverengi bir yorgandı elimde tuttuğum.
Odaya göz gezdirdim korkuyla: “Yatağın ve daha da anlamsızı pencerelerin yeri değişmiş…”
Yatağa girme yönüme göre her zaman terliklerimi bıraktığım noktaya ayaklarımla bastığımda terlikler de yerinde değildi, yeri değişmiş olan kapının yanındaki yeri değişmiş komodinin dibindeydi ve terlikler artık önceki renklerinde değillerdi.
“Saçmalık bu” diye söylenerek, desenleri ve rengi değişmiş halıya basıp, tedirgin adımlarla terliklere ulaştım ama içimi kaplayan tedirginlik paniğe doğru gitmeye başladı: “Beni birileri kaçırmış olabilir mi?” Hemen vücudumu kontrol ettim, neyseki göbeğim yerindeydi, demek ki bendim… Sonra sertçe öksürdüm, ellerimle hızla gövdemi kontrol ettim, böbrekler, ciğerler, dikiş izi ya da acı hissi yok… Rahatlasam mı bilemediğim o an çok ürkütücüydü, hala yarı uykulu bir sersemlik içinde olduğumdan, yeri ve kapı kolu değişmiş olan kapıya yöneldim korkmaya devam ederek…
 Bütün kazazedelerin ilk sorusu: “Neden ben?” olmuştur, doğal olarak içimden durmaksızın tekrarlıyordum: “Neden ben? Neredeyim? Burası neresi? Neden ben?” Emin olduğum tek şey; kendim kendimdim ve gövdemde, zaten olmayanlar dışında anlayabildiğim bir eksiklik yoktu…
Uyanmaya en yakın olduğumu sandığım anda şunu fark ettim, evdeki bütün kapılar ve pencerelerin yeri ve açılma yönleri değişmişti, kütüphanenin yeri, koltuklar… Ama yine de burası benim evimdi, kitaplarımı tanıdım ve ben neden böyle olduğunu anlamak için çabalamaktan iyice bunaldığım için kabus gördüğüm fikrine kapılmak üzereydim ki, ayağımı sert bir şeye çarptım. Kontrolsüz biçimde bağırarak küfür ettim, ayağımdaki acının sahiciliği beni tamamen uyandırdı. Çaresizce şunu anladım, ev kendini  otomatik olarakgüncellemişti.
Bu yalnızca benim kabusum mu?
Yüklü miktarda ödeme yapıp bir cihaz alıyorsunuz ve 16 GB sınırı var, sistem güncellemesi geliyor ve 5,9 GB “boş alan” gerekiyor… Sadece taşıdığınız bir ağırlığa dönüşmek üzere mi yani?
Yüklediğiniz uygulamalar, gece gündüz durmaksızın size bir şeyler yolluyor, onaylatmak istiyor ya da 1 $ daha öderseniz hayatınızı değiştireceğini iddia ediyor.
Hepsi nerede olduğunuzu bilmek ve bütün arkadaş ve adres listelerinizi takip etmek istiyor?
Bir kaç mobil cihaza sahipseniz ve -çoğu sadece meraktan ve ücretsiz olduğundan- yüklediğiniz çok uygulama varsa, ki çoğunu ilk kurulduğu andan sonra neredeyse hiç kullanmamıştınız, her gün onlarca yeni güncelleme = ağ trafiği + o sırada cihazın çalışmaması, asli işini yapamaması ve benzeri bir yığın sıkıntı…
Beğenerek kullandığınız ve size günlük karmaşada biraz eğlence üreten her hangi bir uygulama aniden iki ayrı uygulamaya dönüşüp sizi, kendi kendine diğerinin üyesi yapıyor, aralıksız olarak, istenmeyen = talep edilmemiş “Ali yeni uygulamayla şunu yaptı” şeklinde mesajlar yollamaya başlıyor…
Açmazlardan biri de şu, bütün bu cihazları ve bağlı sayısız “uygulama”yı bu denli sürekli kullanmak için, ekonomik sorunlarının çok olmaması gerekiyor, fakat eğer zamanını iş ile geçiriyorsan, bütün bunları -hele hele üreticilerinin istediği sıklıkta- kullanman asla mümkün olmayacak.
Gelelim sadede…
Benim türümden, teknoloji “meraklısı” ve teknolojinin “uzun vadede” insanlığı kurtaracak olan tek çözüm olduğunu düşünenlerin bile bıkmasına ramak kalmışken biraz farklı düşünmeye başlamak belki ruh sağlığımız açısından yararlı olabilir.
Çözüm vazgeçmek değil elbette, ama sıkı bir temizlik şart gibi duruyor. Uzak olmayan bir gelecekte “akıllı evler” de günlük hayatımızı ele geçirirse olacakları düşünmek bile oldukça korkutucu görünüyor. Başka hiçbir nedenden olmasa bile, zaman kaybı açısından… Biraz da sinir bozukluğu elbette…
Teknolojiyi yaşamak mı? Pazarlama araçları arasında boğulmak mı?
Kendimizi kandırmayalım, üzerimize gelen ve işgale dönüşen bu kısım aslında  teknolojiyle ilgili değil, öncelikle ticaretle ilgili ve sektörleşmenin yeni oturmaya başlaması nedeniyle varolan acemilikler üzerinden de hedefi şaşırmış olabiliriz anlık olarak. Bunlara sabır göstermek değil, düzenleyici ve anlamlı taleplerimizi, bu işin ticaretini yapan ve piyasayı düzenleyen kurumlara  anlatacak yeni yollar aramakla ilgili.
Tıpkı; emniyet kemerleri, patlamayan lastikler, sis lambaları ya da kar zincirleri gibi, güvenliğimize ve huzurumuza destek sağlayacak bir takım araçlar olmalı.
Geleceğe giderken 
Bilgi Toplumu yanılsaması altında “teknoloji bağımlısı sürüler” haline getirilmeye karşı bir şeyler yapabilmenin yollarını aramanın zamanı yaklaşıyor gibi görünüyor…
Merakla yaşıyoruz; gelecek bize rüya ile kabus arasındaki bu salıncakta kim bilir daha neler gösterecek?