Havada karada tablet!
TNT’nin başvurusunun ardından, tüm güvenlik koşul ve gereksinimlerinin sağlanıp sağlanmadığının denetleyen Belçika Sivil Havacılık Kurumu, uçuş bilgilerini içeren dijital yazılım anlamına gelen Elektronik Uçuş Çantası (EFB) olarak iPad Air tablet kullanımını onayladı.
TNT bünyesinde faaliyet gösteren hava filosunun tamamında “kağıtsız kokpit” uygulamasının başlamasıyla her bir iPad, uçuş mürettebatı tarafından her uçuşta taşınıyor olan 50 kilo matbu doküman ve el kılavuzunun yerini alacak. Tüm uçuş mürettebatını kapsayan kağıt üzerinden elektronik ortama geçiş, uçuş dokümanlarının güncellenmesini sadeleştirip kolaylaştırırken aynı zamanda, merkezi ve elektronik olarak yapılmalarını mümkün kılarak kağıt kullanımını da ciddi ölçüde azaltıyor.
TNT uçaklarının kokpitleri, havalanma ve iniş dahil, uçuşun her aşamasında kullanılan cihazların yerleştirilebilmesi için modifiye edildi. Aralarında TNT Türkiye’ye hizmet veren ve günlük hava kargo kapasitesi 45 ton olan iki uçağın pilotlarının da bulunduğu 274 TNT pilotu, iPad’lerini teslim aldı. TNT pilotları, 1 Ocak 2015’ten itibaren harita, navigasyon bilgileri ve el klavuzlarına yalnız iPad üzerinden erişebilecekler.
Microsoft Ankara’da zirveye çıktı
4 Aralık’ta Ankara’da düzenlenen Microsoft Bilişim Zirvesi 2014, “Kurumunuzu Dijital Dünyada Yeniden Şekillendirin” temasıyla başkentte 1.000’in üzerinde kamu yöneticisini ve bilişim profesyonelini bir araya getirdi. Zirvede kamuya yönelik çözümler, bulut, mobilite, üretkenlik, modern veri merkezleri, güvenlik, sosyal ağ ve iş zekası gibi bireyleri ve kurumları geleceğe taşıyacak, gerçek potansiyellerini ortaya çıkaracak teknolojilerin ve Microsoft’un bu çerçevede sunduğu çözümlerin detayları katılımcılarla paylaşıldı.
Microsoft Bilişim Zirvesi 2014’ün açılış konuşmalarını Microsoft Türkiye Genel Müdürü Tamer Özmen ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Naci Koru gerçekleştirdi. Microsoft’un teknolojisiyle bireyleri ve kurumları değer verdikleri şeylere yakınlaştıran, üretkenliği artıran çözümler sunduğunu ifade eden Özmen, şunları söyledi:
“Günümüzde büyük teknolojik değişimlerin gerçekleşme aralığı 20 yıldan 7 yıla kadar düştü. Önümüzdeki birkaç yılda 3 milyar kişi akıllı kullandığı cihazlarla internete bağlanacak, 24 milyar cihaz birbiriyle konuşacak ve veri üreten cihazların toplam sayısı 212 milyarı bulacak. Biz böyle bir dünyada platform ve üretkenlik şirketi olmak için çalışıyoruz. Ar-Ge için yılda 10 milyar doların üzerinde para harcayarak, dünyanın en büyük Ar-Ge yatırımını yapıyoruz.”
Bilgi teknolojilerinde kaynakların yüzde 70’inin sistemleri çalışır tutmak, yüzde 20’inin büyümek ve yüzde 10’unun dönüşüm için harcandığına işaret eden Özmen, “Bulut bu dengeyi büyüme lehinde değiştirecek. Biz 5 mega trend olan bulut, mobil, sosyal ağ, büyük veriye dayalı iş zekası ve güvenlik özelinde en ideal çözümleri ortaya koymak için çalışıyoruz” dedi.
14 yaşındaki arda, yaşının iki katı yazılım geliştirdi
Açılışta Tamer Özmen’le gerçekleştirilen söyleşi sırasında, Microsoft’un herkese açık yazılım geliştirme okulu Açık Akademi’nin en genç öğrencileri arasında yer alan 14 yaşındaki Arda Özkal da sahneye davet edildi. Açık Akademi’den aldığı eğitimler eşliğinde Windows Phone 8 ve Windows 8.1 için uygulama geliştirdiğini söyleyen Özkal, toplamda 30’a yakın uygulama geliştirdiğini ve bunların yarısının Windows Mağaza’da yayınlandığını anlattı.
Açık Akademi’nin yazılım geliştirme konusundaki becerilerinin gelişiminde çok faydası olduğunu söyleyen Özkal, bu işe ilgi duymasındaki en büyük motivasyonun gelirden öte insanların mutluluğunu olduğunu söyleyerek izleyicilerden büyük alkış aldı.
Ereteam’e yeni genel müdür
Ereteam’de Genel Müdür olarak göreve başlayan Gökhan Nalbantoğlu’nun uzmanlık alanları arasında donanım, yazılım, kanal ve direkt satış, ürün pazarlama, iş geliştirme, danışmanlık ve eğitim yer alıyor. Nalbantoğlu ayrıca bankacılık, kamu, telekomünikasyon, sigortacılık sektörlerindeki bilişim ihtiyaçlarının analiz, proje ve satış süreçlerinde de deneyim sahibi.
Kariyerine 1992 yılında Siemens-Nixdorf’ta Teknik Yönetici Asistanı olarak başlayan Nalbantoğlu, 1994-2008 yılları arasında HP’de görev yaptı. HP Türkiye Çevre Bilimleri Ürün Müdürü olarak başladığı görevini HP MEA Kurumsal Müşteriler Satış Müdürü olarak devam ettirdi. 2001-2009 yılları arasında da EMEA ve MEA bölgelerinde farklı yöneticilik görevlerinde bulundu. 2009-2012 yılları arasında SAS Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapan Gökhan Nalbantoğlu, 2012- 2014 yılları arasında IBM Türkiye Yazılım Ülke Lideri ve MEA Bölgesi Cloud& SaaS Satış Lideri olarak kariyerine devam etti.
Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik ve Endüstri Mühendisliği Bölümleri’nden mezun olan Nalbantoğlu, yüksek lisansını yine aynı üniversiteden Endüstri Mühendisliği üzerine almıştır
TELKODER genel kurulu gerçekleştirildi
Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER), 8. Olağan Genel Kurulunu’nu 4 Aralık Perşembe günü Ankara’da gerçekleştirdi. Elektronik haberleşme sektörünün son 5 yıldır dolar bazında büyümediğine dikkat çeken TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, sektörde 16-17 milyar dolar civarında bir cironun kendini tekrarladığını ve bu yılki cironun ise 16 milyar doların altına düşeceğini belirtti. TELKODER olarak sektörün büyütülmesi için siyaset, kamu, özel sektör ve STK’larla birlikte üstlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını söyledi.
“Yeni nesil telekomünikasyon işletmeciliği” alanında sivil toplumun merkezi haline gelen TELKODER, 8. Olağan Genel Kurulu’nu; Dernek Başkanı Yusuf Ata Arıak, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer, Rekabet Kurumu Kurul Üyesi Murat Çetinkaya, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme eski Bakanı, AKP İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ve MHP Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un katılımı ile Congresium Ankara (ATO) Ankyra Salonu’nda gerçekleştirdi.
Türk Telekom Grubu’ndaki yeni yapılanmanın rekabet ihlallerine yol açacağı yönünde ciddi endişeleri bulunduğunu belirten Yusuf Ata Arıak, “Rekabet Kurumu’nun ve BTK’nın bu konuyu ciddi olarak ele alması gerektiğine dikkat çekti.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme eski bakanı, AKP İzmir Milletvekili Binali Yıldırım; “Bu sektör dünyada ve ülkemizde de yeni bir alan aslında ve gelişimi çok hızlı. Son 10 yıl içerindeki gelişmelere baktığımız zaman o günlerden bugünleri tahmin edemiyorduk, gelecek 10 yılı da şimdi benzer şekilde tam göremiyoruz. Yaşadıkça öğreniyor, kısacası yanlışlarımızdan görerek ders çıkararak düzenlemeleri yapıyoruz, şartlarını kurallarını belirliyoruz. Rekabet sektörden ziyade kurumlar arasında yaşanıyor. Bu durum sektörün gelişimini engelliyor. Sadece yasalarla da hallolacak bir konu değil. Elektronik haberleşme sektörü tek bir işletmeciye mahkum olmamalı ve vatandaş farklı yerlerden hizmet alabilmeli. Vatandaşımız daha kaliteli hizmet alsın, dünyada başka insanların aldığı güzel hizmetlerden faydalansın. 11 yıllık görev süremiz boyunca sektördeki tüm paydaşlarla birlikte çalıştık. Rekabette ayarı tutturmak lazım. Büyükler ellerindeki gücü kötüye kullanmasın, küçükler yok olmasın. Sektör uzlaşma içinde olmalı ki çözüm sağlansın” dedi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer de genişbant hizmetlerinin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaların yürütüldüğünü ve Ulusal bir Genişbant Stratejisi hazırlanması yönünde çalışmalara da başladıklarını belirterek, “Halihazırda “bilgi teknolojileri (IT)” sektörü genel olarak düzenlemelere tabi tutulmamakta. Bu durumun, sektörün gelişiminin ve büyüklüğünün takibinde belirsizlikler meydana getirdiğini ve rekabeti olumsuz etkilediğini düşünüyorum. Özellikle sayısal arşiv, sayısal oyun, bilgisayar malzemeleri ve yazılım ürünleri gibi bilgi teknolojileri pazarlarının gelişimi ve adil bir rekabet ortamında sorunlarının çözümü için; BT sektörününde düzenlemeye tabi tutulmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Sektörümüz için son derece önemli olan bir alanda, işletmecilerin bir araya geldiği sivil toplum kuruluşu olan TELKODER’in görüşleri bizim için her zaman için önem taşımaktadır. Geçmişte yapılan birçok çalışmanın aslında bunun en güzel göstergesi olduğunu düşünüyorum. Bu duygu ve düşünceler ile TELKODER’in genel kurulunun başarılı geçmesini diliyorum” dedi.
Rekabet Kurumu Kurul Üyesi Murat Çetinkaya ise “BTK’nın sabit ses iletişimi konusundaki Türk Telekom’un yükümlülüklerini kaldırmasını doğru bulmuyoruz. Sabit haberleşmede alternatif işletmecilerin pazar payları hala düşük… Bu doğrultuda, önümüzdeki dönemde Kurumun özellikle sabit pazara ilişkin iş yükünün artacağını öngörüyoruz” dedi. Yeni yatırımların önünü açacak düzenlemelerin yapılması ve özellikle fiberde alternatif operatörlerin önünün açılması gerektiğine vurgu yapan Çetinkaya, “2023 hedefleri odağında bu sorunların çözülmesi için Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı liderliğinde bu çalışmaların yapılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Gelecek vaat eden bir girişimi tanımanın yolları
Pek çok erken aşama girişimlerle çalışan Pethrushka, bazılarının battığını, bazılarının ise inanılmaz derecede başarılı olduğunu söylüyor. Üstelik kendi belirlediği kriterlere göre sadece tek bir toplantıda girişimin doğru yolda olup olmadığını anlayabiliyor. Bunun için bir ürün strateji yönetimi toplantısını izlemeniz ve kararların nasıl alındığını gözlemlemeniz gerektiğini söyleyen Pethrushka, şu dört şeye dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor:
– Tartışma dinamikleri: Takımlar bir anlaşmaya varıp daha sonra o anlaşmaya uyuyorlar mı? Takım o noktaya uyumlu bir şekilde mi geliyor yoksa aralarında kargaşa, engellenme, sürekli üstünlük taslama veya korku politikaları gibi şeyler gözlemleniyor mu? Ürün yönetimi vizyonları şirketin yönetiminde olan kişilerle uyumlu mu? Takım karar aldıktan sonra nasıl hareket ediyor? Üyeler olarak çalışmaya devam ediyorlar mı, yoksa birbirlerine kin tutup mevzuyu unutmamakta ısrar mı ediyorlar? Sürekli ilerlemek ve iş yapmak önemlidir, eğer eski fikirler her gün ortaya çıkıyorsa bu felaketin habercisidir.
– Ürün kararları: Stratejik ürün kararlarının kurucu olmayan mühendis takımı tarafından yapılması kabul edilemez. Kurucular, ürün pazarlamacıları ve Pazar ile müşteri ihtiyaçlarını aktif olarak analiz edenler bu tip kararları vermelidir. Benzer şekilde teknik geçmişi olan CEO’nun ürünün her aşamasını tek tek özel şekilde yönetmesi veya teknik geçmişi olmayan CEO’nun ürün geliştirme sürecinden tamamen kopması da bir problem olabilir.
– Kurucu/CEO açık sözlülüğü: Kurucu doğru olmaktan ziyade zengin olmayı mı istiyor? Kurucuların tartışmaları nasıl yönettiğini görmek önemlidir. Genellikle açık sözlü olmak ve diğer çözümleri, fikirleri ya da düşünce yöntemlerini aktif olarak ele almak güçlü olunduğunun göstergesidir. Bunun yerine ne olursa olsun inatçı olmak güçsüzlük göstergesidir ve uzun vadede devam ettirilemez.
– Liderliğe saygı: CEO son karar verici mi? Bu özellikle birden fazla kurucusu olan girişimlerde dikkat çekici bir sorudur. O pozisyondan güç fışkırmalıdır, aksi takdirde şirketin yönünden şaşması ve günden güne vizyon değiştirmesi olasıdır. Güçlü bir liderlik alınan her kararda gözetilen açık ve net bir şirket misyonu belirlemekle ilintilidir.
Google TV ürünlerinde resmi olarak Apple’ı geçti
Parks Associates’in yayınladığı yeni verilere göre televizyon kutuları ve akış cihazlarında en dominant markalar belli oldu. 2014’ün ilk üç çeyreğinde Roku televizyon kutusu satışlarının yüzde 29’unu elinde bulundurarak birinciliğini sürdürürken Google’ın Chromecast’ı yüzde 20 ile ikinci sıraya yükseldi. Böylece Apple yüzde 17 ile üçüncü sıraya yerleşmiş oldu. Dördüncü sırada ise yüzde 10 Pazar payıyla Amazon’un Fire TV’si bulunuyor.
Google’ın cihazı rakip cihazlara göre ucuzluğu ile ön plana çıkıyor ve bu da geçtiğimiz aylardaki başarısını açıklayabilir. Fakat daha ucuz olması daha az özelliğe sahip olmasını da beraberinde getiriyor.
35 dolarlık Chromecast televizyonlara HDMI girişinden bağlanan basit bir USB cihazı. Amazonda 23 dolara satılan cihazın rakiplerinden Apple TV ve Amazon’un Fire TV’si 90 dolara satılırken Roku cihazı 50 dolar ve Roku 3 99 dolardan satılıyor.
Chromecast iPhone, Android cihazlar, iPad, Android tabletler veya dizüstü bilgisayarlara bağlanarak uygulamalarınızı televizyonda “görüntüleyebilmenize” yarıyor. Youtube, Netflix, HBO GO, ve Hulu Plus gibi servisler ve daha fazlasıyla çalışan cihaz Android cihazların ekranını veya Chrome tarayıcısını olduğu gibi televizyona yansıtabiliyor.
Chromecast ile rakipleri arasındaki en büyük fark ise rakiplerinin aksine Chromecast’ta bir içerik izlemek için ekstra bir cihaza ihtiyaç duyulması. Fire TV, Roku ve Apple’da böyle bir zorunluluk bulunmuyor.
Şirketlerde siber güvenliği artırmanın 10 yolu
Kamu ve özel sektör kurumlarında bilişim teknolojilerine olan bağımlılığın artmasıyla siber alanda yaşanan riskler de artıyor. Siber suçluların bir yöntem olarak kullandığı sosyal mühendislik gibi insan temelli saldırıların riskini azaltmak için çalışanların siber güvenliğe ilişkin konularda daha fazla bilgilendirilmeleri gerekiyor.
Şirketler için en önemli risk unsurları içerisinde yer almaya başlayan siber saldırılara alınacak önlemler artık sadece şirket ekonomisini değil ülke ekonomisini de ilgilendiriyor. ESET Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Alev Akkoyunlu, siber saldırıları önlemek için kurumların dikkat etmesi gereken 10 konuyu sıraladı.
- Mobil cihazların kullanımına dikkat edilmeli: Çalışanların her yerden şirket verilerine ulaşmaya çalışması, gerekli güvenlik kuralları oluşturulmaması siber suçluların da her yerden bu bilgiye ulaşabileceği anlamına geliyor. Bu gözden kaçırılmamalı.
- Kurum içi güvenlik politikası oluşturulmalı: Güvenlik politikası bütün kullanıcılar veya kullanıcı grupları için erişim kurallarını ve haklarını açıkça belirtmelidir.
- Sorumluluklar belirlenmeli: Kurumun bilgi güvenliği politikası uyarınca personele düşen güvenlik rol ve sorumlulukları belgelenmeli; işe alınacak personele yüklenecek rol ve sorumluluklar açıkça tanımlanmış ve işe alınmadan önce personel tarafından iyice anlaşılması sağlanmış olmalıdır.
- Çalışanlara eğitim: Çalışanlara düzenli periyotlarda güvenlik eğitimleri verilmelidir.
- BT ekibine eğitim: IT ekibinin de kullandığı uygulamalar ile ilgili düzenli eğitim alması gerekmektedir. Böylece kurum hatalı kurulum ve kullanıma maruz kalmayacaktır.
- Güçlü şifreler kullanılmalı: Sistem kullanımında zayıf şifrelere engel olunmalı, alfa nümerik, üç ayda bir değişen şifreler düzenlenmeli ve benzer şifrelerin tekrar kullanılması engellenmelidir.
- Envanter raporu tutulmalı: Tüm teknoloji varlıklarını içeren bir envanter raporu düzenli olarak tutulmalıdır. Yeni sistemlerin geliştirilmesi veya mevcut sistemlerin iyileştirilmesi ile ilgili ihtiyaçlar belirlenirken güvenlik gereksinimleri göz önüne alınmalıdır.
- Yedekleme yapılmalı: Bilgi işlem sistemlerinde yapılan değişiklikler denetlenmeli ve yapılan değişiklikler için kayıtlar tutulmalıdır. Yedekleme politikası uyarınca bilgi ve yazılımların yedeklenmesi ve yedeklerin test edilmesi düzenli olarak yapılmalıdır.
- İş sürekliliği yönetimi gerekli: Kurum bünyesinde bilgi güvenliği ihtiyaçlarına yer veren iş sürekliliği için geliştirilmiş bir süreç oluşturulmalı. Bu süreç, iş sürekliliği ile ilgili olarak kuruluşun yüz yüze olduğu riskleri, kritik iş süreçleri ile ilgili varlıkları, bilgi güvenliği olayları yüzünden gerçekleşebilecek kesintilerin etkisini, ilave önleyici tedbirlerin belirlenmesi ve uygulanmasını, bilgi güvenliğini de içeren iş sürekliliği planlarının belgelenmesi konularını içermelidir.
- Güvenlik yazılımı olmalı: Güvenlik yazılım ve donanımları istisnasız tüm çalışanlar tarafından kullanılmalıdır. Kurum bünyesinde güncel ve lisanslı yazılımlar kullanılmalı. Eski veya korsan yazılımlar, yeni güvenlik tehditlerine cevap vermekte zorlanır.
PayPal’ı tek tıkla hackleme yöntemi keşfedildi
Mısırlı araştırmacı Yasser Ali, keşfettiği bir yöntem sayesinde PayPal sunucularını atlatarak herhangi bir kullanıcının hesabına giriş yapmayı başardı. “Cross-site request forgery” yolunu kullanarak PayPal güvenlik duvarını aşan Ali, açıklayıcı bir Youtube videosunda yöntemi adım adım gösterdi. Ali aynı zamanda PayPal’daki güvenlik sorularının şifre ile doğrulanmayı gerektirmediğini keşfetti. Bir giriş izini ele geçirdikten sonra yapması gereken tek şey bilgisayarındaki bir python betiğini çalıştırmak oldu ve böylece soruların cevaplarını değiştirebildi.
Ancak hemen paniğe kapılmaya gerek yok zira Ali buluşunu PayPal yetkilileri ile paylaşmış ve onlar da gerekli önlemleri almışlar. Ali aynı zamanda PayPal’ın sistem açıkları raporlama programı kapsamında 10 bin dolar ile ödüllendirildi.
PayPal geçmişte en ufak bir şüpheli harekette kullanıcıların hesaplarını dondurmasıyla tepki çekiyordu. Bu ve benzeri açıklar şirketin neden bu kadar temkinli olduğunu gösteriyor. Ali böyle bir açığı keşfedebiliyorsa bunu başkalarının da keşfetmiş olması gayet olası. Eğer bu hata raporlanmasaydı çok sayıda kişi mağdur olabilirdi.
Lenovo cep telefonunda yeni isim
Motorola Mobility satın almasının ardından dünyada üçüncü büyük akıllı telefon üreticisi konumuna yükselen Lenovo, Türkiye’de de sektörün en deneyimli isimlerinden Batuhan Manzakoğlu’nu kadrosuna kattı. Mobil Bilişim ve Teknoloji alanında büyük bir deneyime sahip olan ve sektörün önemli isimlerinden Batuhan Manzakoğlu, Lenovo’da cep telefonundan sorumlu olacak. 1972 doğumlu olan Manzakoğlu İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra Yeditepe Üniversitesi’nde MBA yaptı. Son olarak BlackBerry Türkiye Satış Müdürü olarak görev yapan Batuhan Manzakoğlu’nun kariyerinde LG Electronics, Kodak, Sony Ericsson ve Telsim gibi önemli şirketlerde yaptığı başarılı çalışmalar bulunuyor. Evli ve iki çocuk babası olan Manzakoğlu İngilizce, Fransızca ve Almanca biliyor.
Sanal gerçekliğin bugün başarılı olmasının sebebi
Bu mantıklı bir soru zira geçtiğimiz senelere baktığınızda çok sayıda kitleler için yapılmış sanal gerçeklik aygıtı başarısızlığı görebilirsiniz.
“Pek çok zeki insan buna kalkıştı! Onlar bugün Oculus ve türlerinin gördüğü neyi görememişlerdi? İnsanlar 1995 yılında Virtual Boy istememişlerdi, 2015 yılında niçin Rift satın almak istesinler?”
Bu bakış açısı teknolojideki en önemli (ve neredeyse her zaman geç anlaşıldığı aşikar olan) faktörlerden birini göz ardı ediyor: ürünü oluşturan esas teknoloji.
Doğru bir şekilde bir araya getirildiğinde Oculus aracını oluşturan esas parçalara bakın. Elinizde yüksek piksel yoğunluklu LCD ekran, bir jiroskop ile pozisyon takibi için bir kamera ve gerçek zamanda bir bilgisayar (veya Oculus’a uyumlu Gear VR’da olduğu gibi bir telefon) tarafından işlenen 3 boyutlu evren var.
Tüm bunlar – özellikle akıllı telefonlar ve video oyunları – sadece diğer alanlarda on yıllar boyu süren geliştirmelerin sayesinde tüketicilerin alabileceği fiyatlara indi.
10 yıl önce bir donanım üreticisinin bir sanal gerçeklik aygıtı için 1080p’den daha fazla bir çözünürlük sunan ekran üretmesi mümkün müydü? Hayır – tüketiciler için aşırı derecede pahalı olurdu ve uygunsuz bir şekilde kocaman olan harici piller olmadan bir taşınabilir cihaz için çok fazla güç tüketirdi.
Örnek olarak diyelim ki sanal gerçeklikten en iyi deneyimi almanız için 5,5 inçlik ekranınızın 4K çözünürlükte olması ve saniyede 120 kare göstermesi gerekiyor. 2003 yılında yaklaşık olarak o çözünürlüğe sahip bir ekran size 8.400 dolara patlardı ve saniyede sadece 12 kare gösterebilirdi. Elbette bir masaüstü bilgisayar kadar çok güç kullanırdı.
Şimdiki Oculus geliştirici kiti Samsung Galaxy 3’ün 1080p ekranını kullanıyor ve saniyede 75 kare gösterebiliyor. Gear VR ise Galaxy Note 4’ün 1440p ekranını kullanıyor ve daha da fazla kare gösteriyor. İşte gelişim!
Gerçek zamanlı bilgisayar grafiklerindeki gelişmeler de kullanıcıların ilgisini çekecek sanal gerçeklik deneyimini sağlamak için anahtar niteliğinde. Araştırmalar grafiklerin sanal gerçeklikte varoluş hissiyatı verebilmek için “gerçekçi” olmak zorunda olmadığını söylese de pürüzsüz olmak zorundalar. Girdilerden – mesela etrafa bakmak için kafanızı hareket ettirmeniz – sonraki sadece bir anlık bir gecikme bile ciddi bir hareket tutmasına sebep olabilir ve kullanıcının dalma hissini baltalayabilir. Bunun için yapabileceğiniz tek şey problemi daha güçlü donanım ve daha akıllı optimizasyonlar ile aşmaya çalışmak, ki donanım üreticileri ve oyun geliştiricileri on yıllardır bunların üzerinde çalışıyor.
Bu geliştirmeler sanal gerçekliğin kapsamının dışında gerçekleşti ancak Oculus onları bu alanı pek çok yatırımcının ve erken kullanıcının gözünde meşrulaştıracak şekilde paketledi. Şimdi sanal gerçekliği gerçek manada kitlelere yayma amacıyla ara yüzler ve ekipmanlar geliştiren yeni bir ekosistem gelişiyor ve bu sadece Oculus merkez binasında veya önceki on yıllarda olduğu gibi üniversitelerin araştırma laboratuvarlarında olmuyor.
“virtual reality Kickstarter” kelimeleriyle yapılacak bir Google araması karşınıza sanal gerçeklik uygulamaları için muhteşem bir kontrol mekanizması olma potansiyeline sahip pek çok proje çıkartıyor. Bir sanal gerçeklik buluşmasına veya Oculus’un konferansına giderseniz yaptıkları şeyin bir şeyler yapmanın doğru yolu olduğunu düşünen ve odaların içine yerleştirilmiş kameralardan her yöne doğru kullanılabilen koşu bantlarına, abartılmış Wii kumandalarına kadar pek çok fikre sahip inanılmaz sayıda geliştirici görebilirsiniz.
Bundan altı ay sonra o geliştiriciler neyin işe yarayıp neyin işe yaramadığı hakkında bugünkünden çok daha fazla bilgiye sahip olacaklar. Aynı şeyler geçtiğimiz altı ay için veya Oculus’un Kickstarter’a çıkışından bir seneden fazla öncesi için de söylenebilir. Sanal gerçeklik alanında bir şeyler daha önce olmadığı kadar hareket halinde.
Veri merkezi ihtiyacı artıyor
Çeşitli toplantılar için ülkemizi ziyaret eden VMware EMEA Kurumsal İş Bölümü Başkan Yardımcısı Alex White ile sohbet ettik.
Fidye yazılımlarının sayısı artıyor
Kaspersky Lab’a göre, Türkiye’deki şirket kullanıcılarının bilgisayarlarında tespit edilen fidye olaylarının sayısı, 2013 yılının aynı dönemi ile karşılaştırıldığında 2014 yılında %27 oranında artış gösterdi. Kaspersky Lab ürünleri tarafından Trojan-Ransom.Win32.Crypren olarak tespit edilen en yaygın fidye yazılımından etkilenmiş kurbanların sayısı açısından Türkiye, Rusya ve ABD’den sonra üçüncü sırada yer alıyor.
Kaspersky Lab uzmanları ayrıca, Kaspersky Lab ürünleri tarafından Trojan-Ransom.Win32.Crypren.qfe olarak tespit edilen yeni bir cryptomalware içerikli saldırılarda artış kaydetti; bu tür fidye yazılımı kurbanlarının çoğu da Türkiye’de bulunuyor.
Bu fidye yazılımı, bir dizi kimlik avı kampanyası aracılığıyla ve telekom, banka veya mobil sağlayıcılardan gönderilen e-postaları taklit yoluyla yayılıyor. Bu kuruluşlar adına gönderilen bu e-postalar, pdf belgesi olmadığı anlaşılan bir fatura bağlantısı içeriyor. Bir exe dosyası kullanıcıları kandırmak amacıyla PDF simgesi ile gönderiliyor. Çalıştırıldığında kötü amaçlı yazılım, kurbanın dosyalarını şifreliyor ve daha sonra kurbana sisteme virüs bulaştığı ve tüm dosyaların şifrelendiği mesajını gösteriyor ve ardından dosyaları geri almak için fidye talep ediyor.
Bu mesajda siber suçlular, kurbanların fidye ödemesinin nasıl yapılacağı hakkında daha fazla bilgi almak üzere iletişim kurabilmeleri için bir e-posta bilgisi de sağlıyor. Dosyalar, komut ve kontrol sunucusundan alınan ve her kullanıcı için benzersiz olan anahtarlar ile şifreleniyor, bu nedenle dosyaların şifresini çözmek neredeyse imkansız.
Değerli bilgileri kaybetmemenin en iyi yolu, fidye yazılımının bulaşmasını en baştan önlemek. Kullanıcılar çevrimiçi güvenlikleri hakkında her zaman uyanık olmalı; e-posta ve sosyal medya mesajları ile alınan bağlantıların meşruiyetini iki kez kontrol etmeliler. Bu enfeksiyonu durdurma yeteneğine sahip güncellenmiş bir zararlı yazılım korumasına sahip olmak da oldukça önemli.
Kaspersky Lab, kullanıcıların değerli verilerini şifrelemeye karşı korumak için bir yöntem geliştirdi. İşletim sisteminde yürütülen tüm işlemleri analiz eden Kaspersky Internet Security – coklu cihaz 2015’e entegre Kaspersky Lab System Watcher modülünde artık yeni bir veri yedekleme işlevi bulunuyor. System Watcher kullanıcının dosyasını değiştirmeyi deneyen şüpheli bir program algıladığında derhal bu dosyanın, harici değişikliklerden korunmuş yerel bir yedekleme kopyasını oluşturuyor. Bunun ardından gelen incelemede dosyayı değiştiren programın bir zararlı yazılım olduğu görülürse, değişiklikler geri alınıyor.
Türkiye’nin sınır ötesi online alışveriş haritası
Dünyada yükselişte olan uluslararası online ticareti Türkiye’de yaygınlaştırmak amacıyla ‘Ben Kazanıyorum, Türkiye Kazanıyor’ kampanyasını başlatan ödeme sistemleri sektörünün ve e-ticaretin lider ismi PayPal, Türkiye’de ve dünyada e-ticaretin hızlı gelişimini ve seyrini gözler önüne seren bir araştırmaya imza attı.
E-ihracatın hem girişimcilere kazandıracağı hem de Türkiye ekonomisine katkı sağlayacağı gerçeğinden yola çıkan PayPal, küçük ve orta ölçekli işletmeleri, hatta bireyleri sınır ötesi online ticarete teşvik etmek ve onlara bu konuda yol göstermek için çalışmalarını sürdürüyor.
Bu kapsamda PayPal adına Ipsos tarafından 22 ülkede yapılan PayPal Sınır Ötesi Online Alışveriş Araştırması 2014, sınır ötesi online ticaretle ilgili çarpıcı rakamlar ortaya koyarken; Türkiye de dahil olmak üzere, ABD, İngiltere, Almanya, Avusturya, İsviçre, İtalya, İspanya, Hollanda, İsveç, Norveç, Danimarka, Polonya, Rusya, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Kanada, Brezilya, Meksika, Kanada, Çin ve Avustralya’dan 17 bin 500’ü aşkın kişinin katıldığı online soruşturma, farklı coğrafyalardaki tüketici alışkanlıklarını irdeliyor.
Halihazırda internet üzerinden yurtdışına ürün ve hizmet satanlarla, bu alanda faaliyete başlamaya hazırlananlara yol gösterecek sonuçlar içeren araştırma, dünya genelinde en çok sınır ötesi online alışveriş yapanların Avusturyalılar olduğuna işaret ediyor. Avusturyalıların yüzde 83’ü online alışveriş için ülke sınırlarını aşarken, onları yüzde 82’yle İsrailliler takip ediyor. Üçüncü sırada ise yüzde 75 ile Avustralya yer alıyor.
Çin uluslararası online pazarlar arasında hızla yükselmeye devam ediyor; zira araştırmaya katılan Çinlilerin yüzde 52’si gelecek 12 ay içerisinde sınır ötesi online alışverişe başlamayı veya yurtdışı online alışverişlerini artırmayı planladıklarını söylüyor; Rusya’da ise bu kişilerin oranı yüzde 54 ve Meksika’da yüzde 59!
Dünyada e-ihracatın bir numaralı ürünleriyse giyim ve ayakkabı. Sınır ötesi alışveriş yapan tüketicilerin yüzde 39’u**, yurtdışındaki sitelerden giysi ve ayakkabı alıyor. Listenin ikinci sırasında yüzde 26’ıyla elektronik eşya yer alıyor.
Sınır ötesi online alışveriş yapanların en çok önem verdikleri konu ise nakliyenin ücretsiz olması! Son 12 ay içerisinde başka ülkelerdeki sitelerden alışveriş yapmış olanların yarısı (yüzde 51), daha sık olarak yurtdışından online alışveriş yapmamalarının sebebinin nakliye masrafları olduğunu söylüyor. Benzer biçimde, sınır ötesi alışveriş yapanların yüzde 47’si, nakliyatın ücretsiz olmasının, kendilerini yurtdışından daha sık alışveriş yapmaya teşvik edeceğini vurguluyor. Yetişkin internet kullanıcılarının yüzde 51’i de ücretsiz nakliyat ve iadenin, online ticaretin olmazsa olmazı olduğunu düşünüyor.
Sınır ötesi online alışverişe teşvik eden başlıca faktörler arasında ayrıca ödemelerin güvenli bir şekilde yapılabilmesi geliyor. Online alışveriş yapanların yüzde 45’i buna önem verdiklerini vurgularken, yüzde 39’u kendi ülkelerinde olmayan ürünleri yurtdışındaki sitelerde buldukları için, yüzde 38’i de daha ucuza geldiği için sınır ötesi online alışveriş yapıyor.
Anket katılan tüketicilere sınır ötesi alışveriş pazarının gelişmesinin önündeki engellerin neler olduğu soruldu. Gelen cevaplar ise şu şekilde; teslimat ve nakliye ücretleri (yüzde 51), gümrük, vergi ve çeşitli ücretler (yüzde 45), ürünün teslim edilmemesi ihtimali (yüzde 43) ve ürünün beklenenden farklı çıkacağı endişesi (yüzde 41).
Peki 2015’te Türk tüketicilerin satın aldıkları hangi ürünlerin satışının ne kadar artması bekleniyor? En büyük artışın, yüzde 25 ile ev eşyalarında olacağı öngörülüyor. Bu kategoriyi eğlence (yüzde 15), sağlık ve güzellik (yüzde 14), bebek ve çocuk eşyaları (yüzde 14) takip ediyor.
Araştırma gösteriyor ki, Türkiye’de online alışveriş yapanların yüzde 64’ü sadece yurtiçinde, yüzde 31’i hem yerel hem yurtdışındaki sitelerden, yüzde 6’lık bir kesimse sadece sınır ötesi alışveriş yapıyor.
Online alışverişçilerin motivasyonlarına gelince; ankete katılan Türk tüketicilerin yüzde 57’si online alışverişin rahatlığını, yani zaman kazandırdığını ve zahmetsiz olduğunu belirtiyor. İnternetten alışveriş yapanların yüzde 25’i daha ucuza geldiği için online alışverişe yöneldiğini ifade ediyor.
Online alışveriş alışkanlarının önümüzdeki 12 ay içerisinde nasıl değişeceğine dair soru yöneltilen Türklerin yüzde 24’ü yerel sitelerden, yüzde 20’si ise yurtdışından alışveriş yapmaya başlayacağını söylüyor. Türk katılımcıların yüzde 40’ı yurtiçinden, yüzde 26’sı yurtdışından yaptığı alışverişi artıracağını belirtiyor.
PayPal Sınır Ötesi Online Alışveriş Araştırması 2014’te, Türk tüketicilerin en çok alışveriş yaptıkları 10 ülke de sıralanıyor. Buna göre son 12 ayda online alışveriş yapmış olan Türklerin en çok ürün aldıkları pazar ABD (yüzde 18). ABD’yi yüzde 14’le Çin, yüzde 9’la Almanya takip ediyor.
Türkler, sınır ötesi online alışverişlerde en çok hangi ürünlere yöneliyor derseniz, araştırma bunun da yanıtlarını veriyor: Son 12 ay içinde sınır ötesi online alışveriş yapmış olanların yüzde 36’sı giysi, ayakkabı ve aksesuar, yüzde 29’u elektronik eşya, yüzde 25’i eğlence ve eğitimle ilgili dijital ve indirilebilir ürünler alıyor.
“Hangi sebepler sizi sınır ötesi online alışveriş yapmaktan alıkoyar?” sorusu yöneltildiğinde; halihazırda yurtdışındaki sitelerden alışveriş yapan Türk tüketicilerin yüzde 51’i “Sorunla karşılaştığımda yardım alamamak” derken, yurtdışından alışveriş yapmayanların yüzde 48’i aynı cevabı veriyor. Ürünün beklediklerinden farklı çıkması ise yurtdışından alışveriş yapanların yüzde 49’unu kaygılandırırken, yerel sitelerden alışveriş yapanların yüzde 47’sini etkiliyor.
Gümrük, vergi ve benzeri masraflar; ‘Sınır Ötesi Alışverişçiler’in yüzde 53’ü, ‘Yurtiçi Alışverişçiler’in ise yüzde 49’u için problem teşkil ediyor. Ürünlerin sahte çıkma ihtimali ise sınır ötesi alışveriş yapanların yüzde 50’sinde ve yerel sitelerden alışveriş yapanların yüzde 46’sında endişe yaratıyor.
Nakliye ücretleri yurtdışından mal alanların yüzde 47’sini, yerelden şaşmayanlarınsa yüzde 44’ünü düşündürüyor. Yurtdışından alışveriş yapanların yüzde 47’si ve sadece Türkiye’deki sitelerde alışveriş yapanların yüzde 43’ü ürünlerin ellerine ulaşmama ihtimalinin kendilerini online alışverişten uzak tutacağını belirtiyor.
Sınır ötesi alışverişçilerin yüzde 44’ü iade masraflarının da online ticaretin önündeki bariyerlerden biri olduğunun altını çiziyor. Finansal ve kişisel bilgilerin güvenliğinin sağlanmaması da ayrı bir sorun olarak belirtiliyor. Ancak yurtiçinde alışveriş yapanlar bu konuda daha kaygılı; oranları yüzde 40’a ulaşıyor. Yurtdışından alışveriş yapanlardaysa bu oran yüzde 38’de kalıyor.
Türkleri yurtdışından online alışveriş yapmaya teşvik eden faktörler söz konusu olduğunda, ilk iki sırada, yüzde 51’le ‘ücretsiz nakliyat’ ve ‘güvenli ödeme’ geliyor. Türkçe müşteri desteğinin kendilerini sınır ötesi alışverişe heveslendireceğinin altını çizenlerin oranı yüzde 47, ürünlerin orijinalliğinin kanıtlanmasının önemli olduğunu düşünenlerin oranı 45.
Tüketiciler en çok harcamayı nerelerde yapıyor? Yurtdışı alışverişlerde en çok (yüzde 26) eBay’de harcama yapılıyor. Sınır ötesi alışveriş yapanlar için ikinci sırada yüzde 21 ile Aliexpress, üçüncü sırada yüzde 18’le Amazon geliyor.
Araştırmaya katılan Türk kullanıcılarına göre, sınır ötesi online alışverişlerde en yaygın ödeme yöntemi PayPal. Sınır ötesi alışveriş yapanların yüzde 66’sı ödemelerini PayPal kullanarak gerçekleştirdiğini belirtiyor. İkinci sırada yüzde 57 ile Visa ve yüzde 42 ile MasterCard bulunuyor.
Elbette tüketicilerin belirli ödeme yöntemlerine yönelmelerinin de sebepleri var. Sınır ötesi online alışveriş yapanlar arasında bu soruyu yanıtlayanların yüzde 50’si ödeme güvenliğinin kendileri için belirleyici olduğunu söylüyor. Alıcı koruması tüketicilerin yüzde 47’sini oluştururken, rahat ödeme yapılabilmesi yüzde 31’i, bilenen ve güvenilen bir marka olması da yüzde 26’sı için önemli.
Not: Infografik görseller ile sonuçları analiz edilen sorularda, araştırmaya katılanlara birden fazla seçeneği işaretleme olanağı tanınmıştır. Rakamlarla belirtilen oranlar, aynı tüketicinin birden fazla seçeneği işaretleyebileceği varsayımıyla değerlendirilmelidir.
*Araştırma verileri kullanılarak araştırmaya katılan 22 ülke için ihracat ve nüfus yaklaşımları hesaplanmıştır.
**Tüm katılımcıların küresel ortalamasına bakılmış, nüfusa göre hesaplama yapılmamıştır.
Gözlük ile ATM’den para çektiler!
İş Bankası’nın Türkiye’de de akıllı gözlük ve akıllı saat gibi giyilebilir teknoloji ürünlerinin yaygınlaşacağı öngörüsüyle geliştirdiği bu uygulamada akıllı gözlük ile para çekmek için herhangi bir aktivasyon süreci gerekmiyor. Akıllı gözlük sahibi müşteriler, ana menüden sesli olarak uygulamayı açabiliyor.
Uygulama içerisinde ise işlemler gözlüğün kenarlarına küçük dokunuşlarla ve parmak hareketleri ile yapılabiliyor. Uygulamaya giriş yapıp çekeceği tutarı seçen kullanıcı, Bankamatiklerde 9 tuşuna bastığında ekranda beliren kare kod akıllı gözlük tarafından algılanıyor ve para çekme işlemi tamamlanıyor. Uygulamanın ön yüzü uygulama şartları gereği İngilizce olup işlem yaparken anonslar ise Türkçe okunabiliyor.
İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Aran, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, giyilebilir teknolojilerle bankacılık alanında bir ilki daha başarmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirerek, şunları söyledi, “2009 yılında ‘Bankamatik İş Bankası’ndan neyi eksik’ sloganı ile başlattığımız yolculukta önce müşterilerimizi biyometrik özelliklerinden tanıyabilir hale gelmiştik. Şimdi de hayata geçirdiğimiz bu uygulama ile giyilebilir teknolojilerle para çekilebilmesine imkân sağlıyoruz. Bu uygulamayı İTÜ Teknokent’te Ar-Ge projeleri kapsamında bizim için geliştiren teknoloji iştirakimiz SoftTech’e çok teşekkür ediyor, mobil bankacılığın geleceği noktaları göstermesi açısından bu yeniliğimizin sektörde çok önemli bir kırılım noktası olacağını düşünüyoruz”.
2015’te zam oranları düştü!
Secretcv.com’un, 2015 yılı zam oranlarına yönelik düzenlediği ankete 975 firma yetkilisi ve 15 bin 800 aday katıldı. 27 Ekim-19 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen ankette firma yetkililerinin öngörüleri zam oranlarının yüzde 7,5 olacağı yönünde. Birçok sektördeki büyük zam yüzde 10,6 ile Demir-Çelik sektöründe, en düşük zam ise yüzde 3 ile Kozmetik sektöründe oldu. Adaylar ise 2015 yılında ücret zammı beklemiyor. Ankete katılan adayların %33’ü karamsar bir 2015 yılı öngörüyor.
Ortalama rakamlara bakıldığında, Demir-Çelik sektörünün ardından en yüksek oranda zam alması öngörülen sektörler sırasıyla yüzde 10 ile Ambalaj ve Kağıt, yüzde 9 ile İnşaat ve Elektrik/Elektronik, %8,75 ile Endüstri sektörleri.
Kozmetik sektörünün ardından en düşük zammı alacak sektörler ise yüzde 4,5 Fuar ve Organizasyon, yüzde 5 ile Yapı Malzemeleri, yüzde 5,9 ile İnsan Kaynakları.
2014 yılını daha temkinli geçiren ve istikrarı koruma yılı olarak değerlendiren firmaların, 2015 yılına da çok büyük bir büyüme hedefiyle girmeyeceğini ve buna göre zam oranlarında da daha temkinli davranacağını öngören Secretcv.com Genel Müdürü Okan Tütüncü “ firmalar geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yan haklara, sosyal imkanlara ağırlık verecekler” dedi.
Zam oranları beklentisini, iş arayan adaylarına da soran Secretcv.com yüzde 33’ünün zam beklemediğini gördü. 27 Ekim – 19 Kasım 2014 tarihleri arasında yapılan anket çalışmasına 15.800 kişi katıldı.
Bu yıl firmanızdan yüzde kaç zam bekliyorsunuz?” sorusu yöneltildiği adayların yüzde 33’ü zam yapılacağını beklemezken, yüzde 26’sı yüzde 5 ila 10 arasında zam yapılacağını düşünüyor. Yüzde 20’si zam oranlarının yüzde 5’in altında kalacağını düşünürken yüzde 11’i yüzde 16’nın üzerinde olmasını bekliyor ve umuyor.
EMC Forum Türkiye Araştırması’nı açıkladı
EMC’nin bu yıl sekizincisini düzenlediği EMC Forum etkinliği, 27 Kasım Perşembe günü, Ankara’da gerçekleştirildi. Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Dr. Alaattin Büyükkaya’nın katılımı ile gerçekleştirilen EMC Forum; Bulut ve Büyük Veri konuları çerçevesinde, “Yeniden Tanımla” temasına odaklandı. Forum’un açılış konuşmasını, EMC Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Yazılım Grubu Sorumlu Başkan Yardımcısı Dayne Turbitt üstlendi.
EMC Forum kapsamında aynı zamanda, forum katılımcılarının yanıtlarıyla gerçekleştirilen EMC Forum Türkiye Araştırması sonuçları da açıklandı. Araştırmaya, birçok farklı alanda faaliyet gösteren Türkiye’deki işletmelerden, BT konusunda karar sahibi 278 kişi katılım gösterdi. Dikkat çekici sonuçların elde edildiği araştırma; bulut, mobil, sosyal ve Büyük Veri teknolojilerindeki mega trendlere dayanan değişim sürecinde, BT’nin işletmelerdeki değişimler üzerindeki etkisi hakkında BT yöneticilerinin görüşlerini ortaya koyuyor.
Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Dr. Alaattin Büyükkaya Forum esnasında gerçekleştirdiği konuşmasında şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl da Ankara’da gerçekleştirilen EMC Forum’da bulut bilişim konu edilmişti. Bu geçen bir yılda bile buluttaki gelişmeleri görmek hayranlık uyandırıcı. Bugün geldiğimiz noktada bulut teknolojileri yalnızca iş hayatına değil, günlük hayatımıza da etki ediyor. Yeni bir teknoloji devriminin içerisindeyiz. Bir üst seviyeye çıkabilmek için şirketlerin ve insanların, bu yeni dünyaya uyum sağlaması gerekiyor. Teknolojik gelişim, Türkiye’yi daha üst noktalara taşıyacak en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Bu vesile ile EMC Forum’un başarıyla geçmesini diliyorum.”
EMC Forum Araştırması, Türkiye’de bilişim teknolojilerinin işletmeleri büyüten ve müşterilerle daha iyi iletişim kurmayı sağlayan stratejik bir destekçi olarak görüldüğünü ortaya koydu. BT, işletmelerin iş fonksiyonlarını modernleştiren ve verimliliği artıran (yüzde 34), müşteri deneyimini iyileştiren (yüzde 30) bir unsur olarak görülüyor ve işletmeler her geçen gün daha çok bulut bilişime geçiyor. Bugün işletmelerin %42’si bulut bilişim çözümlerini kullanıyor. Ancak tam potansiyele ulaşmak için aşılması gereken engeller hala var.
BT, işletmeleri destekleyici rol oynuyor
- Araştırmaya Türkiye’den katılanların yüzde 62’si işletmelerindeki üst düzey yöneticilerin bilişim teknolojilerini, işi büyütme hedefine yönelik her zamankinden daha stratejik bir unsur olarak gördüğünü belirtiyor.
- Türkiye’de işletmeler sistemlerine yeni bir teknoloji kuracakları zaman işleriyle ilgili üç önceliğe dikkat ediyor: tasarruf ve verimlilik elde etmek (yüzde yüzde 9), yeni müşteri kazanmak (yüzde 37), ürün ve hizmetlerde yenilikçilik (yüzde 35).
- Araştırmaya Türkiye’den katılanların yüzde 72’si işletmelerinin yazılım tanımlı veri depolama gibi otomasyon çözümlerinin, büyümede her geçen gün artan etkisinin farkına vardığını belirtiyor.
- Türkiye’den araştırmaya katılanların yüzde 68’i mobil, sosyal, bulut ve Büyük Veri gibi gelecek nesil teknolojilerin işletmelerine rekabette avantaj sağlamasını bekliyor.
- Türkiye’den araştırmaya katılanlar bu yeni teknolojilerin, işletmelerin kilit unsurları üzerinde etkiye sahip olacağına inanıyor. Bu unsurlar arasında iş fonksiyonlarını modernize etmek ve verimliliği artırmak (yüzde 34), müşteri deneyimini iyileştirmek (yüzde 30) ve yeni hizmet ve ürün oluşturmak (yüzde 29) sıralanıyor.
- İşletmelerin her geçen gün daha çok internet ortamında faaliyet göstermesine bağlı olarak araştırmaya katılanların yüzde 62’si daha fazla çeviklik ve güvenlik için hem açık hem de özel bulut özelliklerini içeren karma bulut hizmetlerine gereksinimin ortaya çıktığını belirtiyor.
ING Bank verilerinin tamamı IBM veri merkezinde
İzmir’deki IBM İş Sürekliliği ve Esnekliği Hizmetleri Merkezi’ni 2010 yılından bu yana kullanan ING Bank, veri merkezi sayısını azaltmayı ve iş süreçlerini kesintisiz yürütmeyi hedefliyordu. Bu hedef doğrultusunda IBM’in bu merkezi, altyapısı ve kapasite ihtiyaçlarıyla en iyi örtüşen çözüm olarak öne çıktı.
ING Bank’ın IBM ile anlaşmalarını uzatma kararını etkileyen bir diğer unsur, IBM’in iş sürekliliği, esnekliği ve felaket kurtarma konusundaki bilgi birikimi ve tecrübesi oldu. Yeni proje kapsamında, İstanbul Maslak’taki ING Bank Veri Merkezi, sistemlerin sökülmesi ve yola çıkması dahil, 44 saat sonra İzmir’e taşınarak sistemler çalışır hale getirildi. Bu geçiş ile ING Bank 5 yılda OPEX&CAPEX giderlerinden önemli bir miktarda tasarruf etmeyi de hedefliyor.
Projenin başarısını değerlendiren ING Bank Teknoloji Hizmetleri Grup Müdürü Hakan İnceoğlu şöyle konuşuyor: “Global iş sürekliliği hedefleri ve vizyonu kapsamında ING Bank’ın temel amaçları arasında olağanüstü durumlara tam anlamıyla hazırlıklı olmak yer alıyordu. Üretim Veri Merkezinin birebir aynısını, İstanbul’dan farklı bir şehre taşıyarak gerçek anlamda iş sürekliliği, esnekliği ve felaket kurtarmaya hazır olmayı hedefliyorduk. Bunu yaparken de çok yüksek meblağlar tutan veri merkezi yatırımından kaçınmayı ve mevcut veri merkezi sayımızı üçten ikiye indirerek, bakım ve işletme giderlerinden de tasarruf sağlamayı öngörüyorduk. OPEX&CAPEX maliyetlerimizde azalma bekliyoruz.”
“Kendi veri merkezimizi kurma ve işletme yoluna gitseydik, çok büyük bütçeler ayırmamız gerekecekti. IBM gerek ihale sürecinde, gerek ihale sonrasında taşınma ve kurulum aşamalarında isteklerimize çok hızlı cevap verdi ve beklentilerimizi karşıladı. Bu adım ile şu anda ING Bank’ın verilerinin tamamı IBM Veri Merkezi’nde yedekleniyor ve neredeyse senkronize bir şekilde çalışıyor. Felaket kurtarma söz konusu olduğunda, bu proje öncesinde tam anlamıyla yedekli bir sisteme sahip değildik. Bu proje ile maliyet azaltma avantajı kazandık ve daha gerçekçi bir felaket kurtarma senaryosu yaratmayı başardık. Veri merkezi konsolidasyonu ve felaket kurtarma projesi bizim için önemli bir kilometre taşıdır.”
“IBM ve ING Bank arasındaki küresel çapta birçok proje ile devam eden güçlü bir işbirliği var. Benzer biçimde Türkiye’de de ING Bank ile 2010 yılından bu yana veri merkezi ve ofis alanı sağlama hizmetleri çerçevesinde süregelen bir birlikteliğimiz bulunuyor” diyen IBM Yönetilen Hizmetler Satış Müdürü Cem Özenç devam ediyor: “IBM’in dünyada 70’ten fazla ülkede 160’ı aşkın iş sürekliliği ve esnekliği hizmetleri merkezi var. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de IBM, Felaket Kurtarma ve Yönetimi, İş Sürekliliği ve Esnekliği, Uygulama Barındırma alanlarında pazar lideridir. İzmir’deki Veri Merkezi’mizde ING Bank’ın tüm ihtiyaç ve gerekliliklerini yerine getirmeyi başararak kendileriyle olan işbirliğimizi 5 sene daha uzattık ve bundan ciddi mutluluk duyuyoruz.”
Siber suçlular bu işten çok karlı
Yapılan araştırmada, bilgisayar korsanlarının en sık kullandığı araçların maliyeti başarılı geçen bir kötü niyetli operasyondan çalınan para ile karşılaştırıldı.
Kaspersky Lab Baş Güvenlik Uzmanı Alexander Gostev‘e göre:”Kötü amaçlı yazılım satın almak şu anda hiç de zor değil. Bu yazılımları bilgisayar korsanlarının kullandığı çok sayıda forumlarda bulmak oldukça kolay ve nispeten ucuz olmaları cazibelerini de artırıyor. Bu yasa dışı yolu izleyen bir siber suçlunun herhangi bir beceriye sahip olması dahi gerekmiyor. İstediklerinde bir saldırı gerçekleştirmek üzere kullanıma hazır olan bir paketi sabit bir fiyata satın alabiliyorlar. Sonuç olarak kullanıcıların, paralarını veya verilerini kaybetmemek için özellikle dikkatli olmaları gerekiyor. Aynı zamanda, cihazlarını ve bu cihazlarla yaptıkları tüm çevrimiçi işlemlerini korumak için Kaspersky Internet Security – coklu cihaz gibi özel bir çözüm kullanmaları oldukça önemli.”
Örneğin, popüler bir sosyal ağı taklit etmek için bir kimlik avcılığı sayfası oluşturma ve bu sahte siteye bağlantı veren istenmeyen toplu e-posta tanımlama işleminin şu anki ortalama maliyeti 150 $ civarında. Kullanıcıların 100 kişiyi yakalaması durumunda hassas verileri satarak 10.000 $ net kazanç sağlayabilirler. Bunun sonucu olarak kurbanlar, değerli rehber bilgilerini, kişisel fotoğraflarını ve mesajlarını kaybederler.
Mobil bir Truva engelleyici ise çok daha pahalı. Bugün bu kötü amaçlı yazılımı satın alıp dağıtmanın maliyeti ortalama 1000 $ civarında. Ancak karşılığında kazanılan paranın miktarı da oldukça yüksek. Saldırganların bir akıllı telefondaki engeli kaldırmak için belirlediği fiyatlar 10 $ ile 200 $ arasında değişmekte. Bu fiyatlar 100 potansiyel kurbandan 20.000 $ kazanabilecekleri anlamına geliyor.
Aynı miktar fidye yazılımlarının şifrelenmesi ile de elde edilebilir, ancak bu durumda “başlangıçtaki yatırım maliyeti” iki kat daha fazla olacak – yaklaşık 2.000 $. Kullanıcıların kayıpları da daha fazla olacaktır, çünkü verilerin şifresini çözmek için dolandırıcılar tarafından talep edilen en az fidye tutarı genellikle 100 $ civarında.
Büyük ikramiye için ise dolandırıcılar, doğrudan parayı hedef alan bankacılık Truva atlarının peşinde. Kötü amaçlı yazılımların kullanımı ve bunları yaymak üzere toplu bir istenmeyen e-posta gönderimi için yaklaşık 3000 $ harcayan siber suçlular, 72.000 $ civarında kazanç sağlayabilir. Bireysel bir kullanıcının ortalama kaybı 722 $ civarında.
Gençlik aşısı!
SDN Medya olarak doğduğumuz üniversite olan Sakarya Üniversitesi öğrencileriyle birlikte bir etkinliğe imza attık. Ben de yayın grubumuzun en genç üyesi TechInside’ın yayın koordinatörü olarak bu etkinlikte bir konuşma yaptım ve gençlerle sohbet etme olanağı buldum. Medyayı anlattığım konuşmamı hızlandırmış olmama rağmen arkadaşlarımın sorularıma yanıtlar vermesi ve sunuma katılmaları çok keyifliydi.
Öte yandan bir üniversitede 500’ün üzerinde öğrenciyi dört saatten fazla kocaman bir salonda tutmak da ancak bizim ekibin başarı bileceği bir hedefti ki buna dahil olmak da banim için büyük mutluluk oldu. Öte yandan ricalarımızı kırmayıp etkinliğimizde konuşma yapan başta Bilgin Demir, Senem Anıl, Gökhan Saltık, Yiğit Konur, Murat Mediçeler ve Yakup Börekçioğlu’na da teşekkür etmemiz gerekiyor. Onların enerjisi de çok önemliydi bizler için.
“Bu gençlik iş yapar aga”
Düne kadar sorsanız gençlere yönelik görüşlerimin tamamında olumsuzdum. Ancak Turkcell Teknoloji Zirvesi sırasındaki Maker Fuarı’nda tanıştığım gençler ile dün Sakarya Üniversitesi’ndeki öğrenci arkadaşlarımı görünce bir kez daha geleceğe daha umut ve inançla bakmaya başladım. Özellikle öğrenci arkadaşlarımızın sunumlar sırasında perdede kullandığımız Tweet Deck uygulamasıyla özgürce eğlenmeleri saygı çerçevesinden çıkmadan birbirinden zekice tweetler atarak sahneyi adeta Cem Yılmaz şovuna çevirmelerini unutmam pek de mümkün olmayacak.
Sakarya Üniversite, İTÜ’nün altında kurulan sonrasında kendi başına üniversite statüsüne kavuşmuş bir devlet üniversitesi. Ancak mükemmel yerleşkesi ve tesisleriyle oldukça iyi bir üniversite izlenimi bıraktı bende. Ayrıca her zaman mezun olmaktan büyük gurur duyduğum Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Yerleşkesi dâhilinde yer alan İletişim Bilimleri Fakültesi yıllarımı da hatırlattı bana yüzyıllarca geride kalmış olmasın rağmen.
Evet, kısaca pırıl pırıl, teknolojiyi mükemmel bir şekilde kullanan, soran ve sorgulayan bir üniversite gençliği gördüm Sakarya’da. Umarım diğer tüm üniversitelerimiz de hala böyledir ve ülkemizin geleceği bu genç beyinlerle garanti altındadır.









