BiTaksi’de yeni isim

0
BiTaksi Kurumsal İletişim Direktörü Serhat Karakaya, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın-Yayın Bölümü’nden mezun olduktan sonra Yeni Binyıl Gazetesi’nde çalışmaya başladı. 2002-2006 yılları arasında markalaşma stratejileri ve kurumsal yayıncılık alanında uzmanlaşan Karakaya; enerji, teknoloji, perakende sektörlerinde hizmet veren birçok firmaya kurumsal dergi ve yayınlar hazırladı. Serhat Karakaya, BiTaksi’ye katılmadan önce uzun yıllar, Bersay İletişim Danışmanlığı ve Cohn&Wolfe PR bünyesinde; teknoloji, perakende, güvenlik, otomotiv, enerji, ilaç, inşaat gibi farklı sektörlerin lider kurumlarının basın danışmanlığı ve medya direktörlüğü görevini yürüttü. Karakaya; BiTaksi’deki görevi kapsamında; kurumsal iletişim stratejilerinin belirlenmesi, basın ilişkilerinin yürütülmesi ve kurumsal sorumluluk projeleri gibi alanlardan sorumlu olacak.

Yılbaşı alışverişlerinde güvenlik şart

0
Son yıllarda, mobil cihazlar için üretilen özel kılıflar ve kaplar yok satar hale geldi. Çoğu insan telefonunu, bu koruma aksesuarları olmadan uzun süre kullanmaktan bile çekiniyor. Örnek olarak Amazon.com’a bakalım, bu popüler alışveriş sitesinde sadece ‘telefon kılıfı ve kapları’ bölümünde 13 milyondan fazla farklı ürün bulunuyor. 2014 yılı sonlandığında, mobil cihaz aksesuarları pazarı 51 milyar dolar gelire ulaşacak. Bu pazarın en çok satan ürünüyse 13 milyar dolarla telefon koruyucu kılıflar oldu. İnsanlar, telefonlarını fiziksel hasarlara karşı korumak için müthiş bir çaba sergiliyor. Öte yandan, daha önemli bir sorun olan dijital güvenlik kısmını tamamen korumasız hale getiriyorlar. Kaynağı belli olmayan, güvensiz hotspot ve wifi bağlantı noktaları, kişisel verilerinizin dolandırıcıların eline ulaşmasına neden oluyor. F-Secure’in araştırmasına göre her üç 3 kişiden 2’si ayda en az bir kez güvensiz wifi ağlarına bağlanıyor. F-Secure Güvenlik Uzmanı Sean Sullivan’a göre çoğu kullanıcı kullandıkları wifi bağının güvenliğini sorgulamıyor bile. VPN uygulamaları daha güvenli wifi seçenekleri önerse bile, bu kullanıcılar yine ücretsiz  ve tehlikeli olanları seçiyorlar. “Çoğu insan halka açık WiFi bağlantıları kullanmanın getirdiği tehlikelerden haberdar değil. Bu yüzden ücretsiz internet gördükleri zaman kendilerini korumuyorlar.” Sullivan sözlerine böyle devam etti “Ücretsiz bir Wifi bağlantısına güvenlik önlemi almadan bağlanırsanız, kişisel bilgilerinizi halka açık bir yerde bağıra bağıra söylemekten farksız bir durum yaşarsınız. İnsanlar, cihazlarını fiziksel olarak korumak için müthiş bir çaba harcıyor, öte yandan daha önemli bir konu olan kişisel bilgilerin korunması konusunda 0 önlem alıyorlar.” Sizce, sahte bir hotspot noktası oluşturmak ne kadar zorlu ve pahalı olabilir? Araştırmalar bunun çok basit olduğunu gösteriyor. Sadece 250 dolar harcayarak (birçok teknolojik cihazdan bile daha az parayla), aldığınız cihazları bağlayarak kendinize işlevsel bir WiFi ağı kurabiliyorsunuz. Böylece, ağınıza bağlanan herkesin yaptığı işlemleri, kişisel verilerini, şifrelerini, kredi kartı bilgilerini ve tüm hayati detayları anlık olarak toplamanız mümkün oluyor. Kaplar, telefonunuzu hasardan ve çiziklerden koruyor olabilir ama esas büyük tehdit olan kişisel verileriniz çaldırmaya karşı savunamasızsınız.

Kişisel bilgiler IBM ile güvende

0

IBM, işletmelerin (özel bulutlar da dâhil olmak üzere) ülkeler arasında aktarılan kişisel verileri daha verimli ve uygun maliyetli korumayı sağlayan veri gizliliği motorunun patentini aldı. Bu patent ile IBM, işletmelerin en önemli verilerinin ve varlıklarının güvende kalmasını sağlama gücünü bir adım ileri taşıyor.

Küresel işletmeler, (çalışan ve müşterilere dair ayrıntılar gibi) kişisel bilgileri sınır ötesine ve dünya geneline giderek daha fazla taşıyor. Bu eğilim devam ederken, kurumların ilkeleri ve yerel kanunlarla da uyumlu kalmak bir gereksinim halini alıyor. Devletler de her geçen gün verilerin bir ülkeden başka bir ülkeye aktarılma yöntemlerini düzenleyen kuralları yürürlüğe koyuyor. Örneğin, bir ofisten başka bir ülkedeki ofise bulut üzerinden çalışan verilerini aktaracak olan bir şirket, olası ihlallerden haberdar olmak için IBM’in yeni veri gizliliği motorundan faydalanabilir. Bunun ardından da şirketteki yetkili birimlere, uygun olarak bu işlemin gerçekleştirilmesini sağlamak için tüm ayrıntıları aktarabilir. Bu konjonktürde IBM’in yeni duyurduğu patentli “Veri Gizliliği Motoru” inovasyonu (ABD Patent Listesindeki 8.695.101 numaralı patent), işletmelerin uluslararası ve kurumsal veri aktarımı gereksinimlerini bir araya getiriyor ve tüm projelere uygulanmasını sağlıyor. Böylece kuruluşlar (özel bulut ortamı da dâhil) verileri iki ülke arasında aktarırken farklı tiplerdeki bilgiler için mevcut kısıtlamaları hızla görebiliyorlar. IBM gizlilik motoru aynı zamanda sınır ötesi gizlilik sorunlarını da işaretliyor ve çözüm önerileri öneriyor. Temel gizlilik gereksinimleri değiştiğinde güncelleme yapma özelliğine de sahip. Kullanıcılar olası ihlalleri önlemek amacıyla kendi ekiplerini yeniden inceleme konusunda yeniden bilgilendirebiliyorlar.

CredoWork ATM’lerde sahteciliği önlüyor

0
CredoWork tarafından finans sektörüne özel olarak geliştirilen Manage ATM, finans kuruluşlarının ATM ve Kiosk’larını uzaktan yönetebilmesini sağlıyor. Şu an 3 bine yakın ATM’de bulunan Manage ATM, ATM’lerin kapısının açılması, içeri giriş yapılması, iç/dış aydınlatmanın uygun şekilde sağlanması ve topraklama, gerilim oranlarının ölçümü gibi fiziki güvenlik koşullarını kontrolünü cihazların yanındaymışcasına hızlı bir şekilde sağlıyor. Böylelikle bankalar, zaman ve maliyet tasarrufunun yanı sıra, ekstra güvenlik de sağlıyor. CredoWork tarafından geliştirilen Manage ATM, fiziki güvenliğin yanı sıra, ek donanım olarak kullanılan ATM “anti-skimming” donanımı ile ATM’ler aracılığıyla yapılan sahtecilik işlemlerini de engelliyor. Ek güvenlik modülü, yaydığı manyetik alanla kart kopyalanmasını engellemenin yanı sıra, gerekli okuyucu modülünü de bloke edebiliyor. Türkiye’de yaklaşık 45 bin ATM bulunduğunu belirten CredoWork Genel Müdürü Gökhan Koldaş, bu ATM’lerin 15 bin kadarının bir şubeye bağlı olmadığını söyledi. Koldaş, “Manage ATM ürününü kullanan 3 bine yakın ATM bulunuyor. Uzaktan yönetilen 15 bin ATM olduğu düşünüldüğünde pazarın bu konuda oldukça açık olduğu görülüyor. Tüm ATM’lerin ekstra güvenlik ve zaman tasarrufu sağlayan bu sisteme geçmesi, sahtecilik işlemlerini de göz önünde bulundurursak, ülke ekonomisine büyük bir kazanç sağlayacak” dedi. Manage ANY adıyla şube otomasyonu çalışmaları da olduğunu belirten Koldaş, “Toplumsal olaylarda, şubenin ve/veya şube önü ATM’lerin zarar görmemesi adına kepenklerin kendi kendine veya uzaktan kapanması buna güzel bir örnek olacaktır” şeklinde konuştu. Bankaların ihtiyaçlarına özel olarak yapılandırılabilen Manage ATM / Manage ANY, banka operasyon ekipleri tarafından da kolayca yönetilebiliyor. Manage ATM’in kolay yönetilebilir olması insan kaynağının efektif kullanımı açısından da büyük önem sağlıyor.

Avea IT Test Ekibi’nden uluslararası başarı

0
Avea; 18 Kasım’da, Londra’da yüzlerce yazılım test profesyonelinin katılımıyla düzenlenen; 2014 Avrupa Yazılım Test Ödülleri töreninden “Yılın Test Takımı” (Testing Team Of The Year) ödülüyle ayrıldı. Yıl boyunca gerçekleştirilen yazılım test aktivitelerinde teknoloji kullanımı, verimlilik, çeviklik, takım çalışması, kalite odaklılık gibi ölçülebilir sonuçlarla desteklenen verilerin değerlendirildiği iki dalda finale kalan Avea IT Test Ekibi; tüm dünyadan başvuruların değerlendirildiği uluslararası organizasyondan “Yılın Test Takımı” ödülünü almaya hak kazandı. Yüksek kalite ve standartlar çerçevesinde ortaya konan başarıların tasdik edildiği 2014 Avrupa Yazılım Test Ödülleri, teknolojik kusursuzluğun peşinde olan birey/takım ve kurumları ödüllendiriyor.

Autodesk şirket geleneğini İstanbul’a taşıyor

0
Üç boyutlu tasarım, mühendislik ve eğlence alanlarında dünyanın önde gelen yazılım şirketi Autodesk, ilgili sektörlerin her birine yönelik tasarım araçları ve çeşitli bulut servisleri ile profesyonellere kendi sektörlerinde en etkili sonuçları elde etme ve teknolojinin yardımıyla geleceğe adım atma fırsatı sunuyor. Bu amaç doğrultusunda mümkün olan en fazla kişiye ulaşabilmek için de 22 yıldır Autodesk University (AU) adı altında bir etkinlik düzenliyor. Autodesk yazılım kullanıcılarına hitap eden bu etkinlik ile her yıl 150 binden fazla tasarımcı, mühendis, mimar ve dijital sanatçıya gelişmiş eğitimler veriyor; son endüstri trendlerinin anlatıldığı konuşmalar organize ediyor ve katılımcılara profesyonel hayatları için en önemli iş bağlantıları kurabilecekleri ortamlarından birini sunuyor. AU etkinliğinin dünya çapındaki uzantıları olarak tanımlanabilecek Autodesk University Extension (AUx) ise gelişmekte olan ve gelecek vaat eden pazarlarda düzenlenen geleneksel bir şirket etkinliği olarak dikkat çekiyor. Endonezya, Meksika, Dubai gibi ülkelerde gerçekleştirilen AUx etkinliklerine bu yıl İstanbul da katılıyor. Autodesk Türkiye ekibinin organizasyonuyla 10 Aralık 2014 Çarşamba günü Çırağan Sarayı’nda gerçekleşecek AUx İstanbul’da katılımcılar, Autodesk ürünlerini laboratuvar ortamında deneyimleme, alanının uzmanlarıyla tanışma, yeni trend, son teknoloji ve endüstrilere özel son gelişmeleri sektör liderlerinden dinleme fırsatı bulacak. İnovasyon ve sürdürülebilirlik ekseninde katma değerli hizmetler sunan Autodesk’in tasarım dünyası ve profesyonelleri hedef alarak düzenlediği Türkiye’deki bu ilk etkinliğe, yapı ve altyapı, inşaat ve mühendislik, üretim ve genel tasarım alanlarında fikir önderleri ve farklı sektörleri temsil eden üst düzey yöneticiler katılacak. Türkiye’de ve uluslararası platformlarda öne çıkan fikir liderleri ile endüstri ve tasarım alanlarına önemli katkılar sunan çok sayıda konuşmacının da yer alacağı AUx İstanbul, işini dünyadaki yeni normlara uygun şekilde geliştirebilmek, sektörlere özel son teknolojik gelişmeleri değerlendirmek ve Autodesk ürünlerinin sunduğu inovatif yaklaşımları tanımak isteyen profesyonelleri ağırlayacak. Türkiye’nin tasarım ve endüstri alanındaki yükselişinin bir yansıması olarak değerlendirilebilecek AUx İstanbul, 45 ülkede sayısı 200’ü geçen Autodesk University Extension etkinliklerinin bir parçası olarak ülke tasarımcılarının, mimar ve mühendislerinin yıllık buluşma noktası olmaya hazırlanıyor. AU  generic 3d glasses AUx İstanbul 2014’te neler var? Katılımcıların endüstri dünyasının lider isimlerinin tavsiyelerini dinleme ve farklı sektörlerden profesyonellerle fikir alışverişinde bulunabilme fırsatını yakalayacağı AUx İstanbul’un programı ve konuşmacı listesi de dikkat çekiyor. Autodesk Başkan Vekili Pete Baxter teknolojilerin kesişimi, müşteri taleplerinin ve küresel ekonominin değişimi konularını değerlendirecek; bunların tasarlama, inşa etme ve yaratma şekillerimize nasıl etki ettiğini anlatacak. Teknoloji gurusu Lynn Allen, her yıl dünya çapında 30 binin üzerinde kullanıcıya konuşan ve sonuncusunun adı AutoCAD Professional Tips and Techniques olmak üzere üç AutoCAD kitabı yayınlayan bir uzman olarak, AUx İstanbul konuşmasında tasarım dünyasında yükselmekte olan trendlerden bahsedecek. Gerçek zamanlı işbirliği, tasarım hatalarının en aza indirilmesi ve geliştirilmiş sürdürülebilirlik gibi konuların önemine değinecek olan Allen aynı zamanda bulut teknolojileri hakkında yanlış bilinenler ve tasarım deneyimini iyileştirmek için önerilen en yeni Autodesk bulut teknolojilerinden bahsedecek. Gerçeklik yakalama (Reality capture), 3B yazıcı ve simülasyon da konuşma konularına eklenince, etkinlikten sonra ofislerine dönen katılımcılar harika fikirlerle, daha fazla iş kazanıyor olacak. Eğitim ve uygulama alanlarında kazandığı deneyimleriyle, Türkiye’de tasarımın; kültürel, toplumsal, estetik, kullanım yönlerini bir araya getirerek tasarım alanında iş üreten, düşünce üreten ilk kişilerden biri olan Koleksiyon Mobilya Baş Tasarımcısı Faruk Malhan ise tüm bu konuları Türkiye özelinde değerlendirerek katılımcılara kıyaslama yapma imkanı tanıyacak. Sınırlı kontenjana sahip, katılımın ücretsiz olduğu etkinliğe kayıt olmak ve etkinlikle ilgili daha detaylı bilgi almak için www.auxistanbul.com adresini ziyaret etmek yeterli. “Geleceğin teknolojileri burada” AUx İstanbul öncesi etkinliği değerlendiren Autodesk MED ve Kuzey Afrika Pazarlama Yöneticisi Bahar Biçer, “Şirketlerin geleceğe adım atabilmesi için en başta geleceğin teknolojilerini kullanabilecek kalifiye çalışanlara ihtiyacı var. Türkiye’de düzenlenen bu ilk AUx ile kendini geliştirmek isteyen profesyonellerin fikir alışverişinde bulunma, en teknolojik gelişmeleri keşfetme ve ürünlerimizi deneyimleme imkânı bulabilecekleri bir organizasyon düzenliyoruz. Her yıl gerçekleştirilecek AUx İstanbul’un yerli tasarımcı, mühendis, mimar ve dijital sanatçılar için kariyerlerinde bir sıçrama tahtası olmasını istiyoruz” dedi.

Zenium, Türkiye ekibini güçlendiriyor

0
2015 yılının ilk aylarında açılışı yapılacak, uluslararası standartlardaki Istanbul One veri merkezi yatırımını destekler nitelikte olan bu atama ile birlikte Güreşçier, Zenium’un Türkiye’deki tüm operasyonlarını yönetecek. Aslıhan Güreşçier, 12 bin metrekare teknik alan hizmeti sunacak Istanbul One veri merkezinin ulusal ve uluslararası pazarlama operasyonlarının yanı sıra, operasyon ve aktif varlık yönetiminden de sorumlu olacak. Zenium ekibine katılmadan önce, KoçSistem’de Satış Grup Yöneticisi olarak görev yapan Aslıhan Güreşçier, Veri Merkezi Servis ve Çözümleri Grubu’nun satış stratejilerinin geliştirilmesi ve satış operasyonlarının yürütülmesinden sorumluydu. Zenium Technology Partners veri merkezi sektörünün öncü şirketleri arasında yer alıyor. Zenium yönetim ekibi geçtiğimiz 15 yıl içinde 2 milyar Dolar’ın üzerinde bir sermaye oluşturmuş; 400,000 metrekare üzerinde yükseltilmiş alan tasarlamış ve teslim etmiş olmakla birlikte 100’ün üzerinde müşteri anlaşmasına imza atmıştır. Zenium, an itibariyle Türkiye’de Istanbul One,  Almanya’da ise Frankfurt One’dan oluşan veri merkezi portföyü ile, hem yükselen hem de yerleşik pazarlarda çığır açan ve yenilikçi tesisler geliştirmeye yönelik istikrarını göstermektedir.

Kurumların en büyük tehditi çalışanları

0
Kaspersky Lab Türkiye Ülke Müdürü Sertan Selçuk ile Polonya’nın başkenti Varşova’da konuştuk.

Kablosuz, bilgisayarsız sunum imkansız değil

0
ViewSonic, Advanced Connect teknolojisine sahip ViewSync projeksiyon cihazlarındaki geniş bağlantı seçenekleri ile esnek kullanım imkânı sağlıyor. Sunumları kablolu ya da kablosuz olarak, USB bellek üzerinde veya uygulamalar yardımıyla mobil cihazlardan yapmaya imkân tanıyan ViewSync Advanced Connect Teknolojisi, iş hayatında sunumları ilgi çekici hale getirmeye yardımcı oluyor. ViewSonic Advance Connect Teknolojisi’ne sahip projeksiyon cihazları sadece bilgisayardan değil iş hayatında da oldukça yaygın şekilde kullanılan iOS ve Android işletim sistemine sahip mobil cihazlarla da vPresenter uygulaması sayesinde sunum yapmayı sağlıyor. ViewSonic projeksiyon cihazları, mobil uygulamalar yardımı ile kullanıcılara akıllı telefon ve tabletlerinden yaptıkları sunumlar üzerinde anlık olarak çizim yapabilme, üzerine not ekleme ve yapılan değişiklikleri kaydedebilme imkanı da sunuyor. Ayrıca kullanıcıya sunumu USB bellekten veya harici diskten direkt olarak kolay tak çalıştır özelliği ile yapmasını sağlayarak, bilgisayardan bağımsız sunum yapma ayrılacağını da veriyor. vPresenter Live Cam uygulaması ile iOS veya Android destekli mobil cihazların kameraları üzerinden sunum esnasında canlı olarak video yayını yapabilirsiniz. Bu özellik sayesinde toplantılarda anlatılamayacak detaylar video görüntüsü üzerinden büyük ekranda daha net gösterip tartışılabiliyor. Tek ekranda 4 farklı görüntüyü yansıtma kolaylığını da sağlayan ViewSonic Advanced Connect Teknolojisi ile eş zamanlı olarak 4 farklı bilgisayardan sunum yapılabiliyor. Ayrıca sunumu ortak ağa bağlanarak farklı bir odadan veya uzaktan yapabilirsiniz. Sunumlarını kablolu olarak bilgisayar üzerinden yapmak isteyen kullanıcılar içinse ViewsSonic’in Advanced Connect teknolojili projeksiyon cihazları ile birlikte WPD-100 kablosuz USB dongle artık ücretsiz geliyor.

Online gizlilik için 6 ipucu

0
İnternet kullanıcılarının kişisel gizlilik ile ilgili endişeleri artık siber saldırılarla sınırlı kalmıyor. IP adresinden, yazılım detaylarına ve sayfa ziyaretlerine kadar pek çok kişisel veriyi kayıt altına alan web siteleri, olası bir kimlik hırsızlığı durumunda kullanıcıları hem maddi yönden mağdur ediyor hem de yasalar önünde zor duruma düşürüyor. Bu sebeple internette dolaşırken anonim kalmanın önemi her geçen gün daha da artıyor. PureVPN uzmanları, internette kişisel gizliliğini korumak isteyen kullanıcılara şu adımları takip etmelerini öneriyor: 1. İyi bir firewall kullanın Bilgisayarınızdan geçen veri trafiğinin tamamı, firewall tarafından gözetlenir ve şüpheli olarak görülen giriş ve çıkışlar engellenir. Her ne kadar çoğu işletim sistemi kendi firewall yazılımlarıyla gelse de profesyonel seviyede güvenlik için başarısı kanıtlanmış bir firewall kullanmak kötü niyetli girişleri büyük ölçüde önleyecektir. 2. VPN kullanın İnternette gerçek gizliliği sağlayabilmek için bir VPN kullanmaktan daha iyi bir yöntem bulunmuyor. Açılımı Virtual Private Network olan VPN hizmeti, internet kullanıcılarının tüm bilgilerini şifrelerken, aynı zamanda IP adresi gibi gerçek şahıs bilgilerini de gizliyor. Kullanıcının veri trafiğini karşı tarafa ulaşmadan önce güvenli bir lokasyon üzerine yönlendiren PureVPN gibi güçlü bir VPN servisi, dahili firewall araçları da içinde barındırıyor. 3.Güvenli HTTP kullanın Günümüzde bir kısım web siteleri adres satırında https kullanırken, geri kalan sayfalar http kullanmaya devam ediyor. Başında HTTPS olan sayfaları, SSL protokolüyle şifrelendikleri için çok daha güvenli bir gezinti sağlıyor. Bu nedenle eğer HTTPS olmayan bir web sitesinde dolaşıyorsanız, SSL şifreleme sağlayan bir tarayıcı eklentisi kullandığınızdan emin olun. 4. Takip verilerini düzenli olarak silin Kullandığınız web tarayıcı, dolaştığınız siteleri, doldurduğunuz formları ve diğer pek çok bilgiyi kayıt altına alarak alışkanlıklarınızı anlamaya çalışır. Eğer internette mahremiyete önem veriyorsanız, bu bilgileri düzenli olarak temizlemenizde fayda var. Önbellek (cache) ve çerezler (cookies) bölümlerini düzenli olarak temizleyerek bu verilerin gereğinden fazla depolanmasını önleyebilirsiniz. 5. Ne aradığınıza dikkat edin Başta Google olmak üzere tüm büyük arama motorları, yaptığınız her türlü aramayı kayıt altına alır. Arama sonuçları üzerinden yaptığınız gezinti de hakkınızda bilgi toplamak için kaydedilir. Eğer bu sizi rahatsız ediyorsa, DuckDuckGo gibi kullanıcı verilerini kaydetmeyen bir arama motoruna geçin. 6. Alışkanlıklarınızı gözden geçirin Kullanıcı gizliliğini sağlamak için en önemli görev yine kullanıcıya düşüyor: Güçlü parolaların kullanımı, parolaların sık sık değiştirilmesi, şüpheli bağlantılara tıklanmaması ve e-posta kutusuna düşen kimlik avı teşebbüslerine karşı dikkatli olunması, online gizlilikte kullanıcıya düşen görevler arasında başı çekiyor.

En düşük maliyetle en yüksek güvenlik

0
Dell’in yeni nesil güvenlik çözümü SuperMassive 9800, en yüksek performanslı güvenlik duvarını, en uygun maliyet seçenekleriyle sunuyor. Dell böylelikle, uzun ve orta vadede kurumların raf, güç ve soğutma giderlerinin azalmasını sağlıyor. Dell’in üstün güvenlik çözümü, organizasyonlardaki ağ, mobil, bulut ve internet kaynaklı tehditlere karşı güvenliği de sağlıyor. Dell SuperMassive 9800, kurumların en karmaşık ve zorlayıcı veri merkezi operasyonlarını, olabilecek en düşük toplam sahip olma maliyetiyle karşılamalarını sağlıyor SuperMassive 9000 serisindeki en güçlü model olan Dell SuperMassive 9800, hem orta ölçekli kuruluşlarda hem de büyük ölçekli kurumsal organizasyonlarda, son derece yüksek bir performansa imza atıyor. Daha düşük işletim giderleri ve toplam sahip olma maliyetiyle beraber, üstün teknik özelliklere de sahip olan SuperMassive 9800, 20 Gbps’ye varan DPI performansına sahip. Bunun yanı sıra, yüzde 97,9’luk güvenlik etkililiğiyle sınıfının en iyi güvenlik oranına sahip olan ürün, entegre NGFW, IPS, SSL inceleme ve uygulama kontrol platformu gibi özellikleri de bir arada sunuyor. İki raflı ünite formunda tasarlanan SuperMassive 9800, Watt başına en uygun bilgi işlem performansını sağlıyor. Ürünün diğer avantajları ise güç optimizasyonuna sahip tasarım, endüstri lideri fiyat-performans oranı, enerji tasarrufu, üstün soğutma ve alandan tasarruf olarak öne çıkıyor.

Lider markalar sosyal medyayı nasıl kullanıyor?

4
L2 dünya çapındaki 382 markanın dijital performanslarını belirlemek için bir araştırma yaptı. 17 platformdaki sekiz dikeyden seçim yaparak her markanın ortalama yedi sosyal platformda aktif olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar aynı zamanda çok fazla sosyal platformlarda var olmanın hayranlar ile daha çok bağlılığı garantilemediğini buldular. Yerel ağların Facebook ve Youtube gibi büyük sitelerden daha güçlü sosyal varlık gösterdiği yerlerde daha iyi sonuçlar elde edebildiği de görüldü. Sosyal sitelerde tüketici markalarının performansları Neredeyse tüm markaların şu üç sitede aktif olduğu görüldü: Facebook, Youtube ve Instagram. Adidas’ın 13 sosyal ağda var olarak açık liderlik ettiği sıralamada Gap, Uniqlo, Honda, Asos ve Toyota’nın her biri 12 platformla onu takip etti. Average-brand-performance-across-social-media-platforms Ortalama 9,8 platformda varlık gösteren otomotiv markaları en aktif markalar olurken onları ortalama 8,2 platformla moda markaları izledi. En düşük aktifliğe sahip olan markalar ise 5,5 ile kişisel bakım markaları ve 5,4 ile bira markaları oldu. Şaşırtıcı bir şekilde sosyal sitelerde en çok varlığa sahip olan markalar hayran kitlesi ve bağlılıkta liderliği elde edemedi. Bu bölümde en iyi performansa sahip markalar Dior, Chanel ve Burberry oldu. Zuckerberg’in sahip olduğu bir diğer sosyal site Instagram’ın benimsenme oranları geçtiğimiz yıllara oranla inanılmaz bir şekilde arttı. Yüzde 18 artışla bugün yüzde 90’lara varmış durumda ki bu oran gerçekten çok büyük. Community-size-vs-Engagement-by-platform Görsel tabanlı pinleme sitesi Pinterest, blog platformu Tumblr ve Vine karışık sonuçlar verdi. Geçtiğimiz yılda 24 marka sahibi Tumblr’ı terk etti (bloglarını kendi sitelerinde tutmayı tercih ettiler), Vine’daki hesap sahiplerinin yüzde 55’i bu dönemde hiçbir şey paylaşmadı ve bu arada Pinterest mutlak bağlılıkta artış göstermeyi başaramadı. Platform-Adoption-Year-Over-Year Rapor aynı zamanda pek çok markanın “haddinden fazla küresel” olduğu (yani bazı bölgelerde daha güçlü varlık gösteren yerel ağların popülaritesini paraya çevirmeye çalışmadıkları) üzücü gerçeği üzerine dikkat çekti. Markalar zamanlarını, paralarını ve enerjilerini sadece geniş kullanıcı tabanı olan (yani Facebook ve Youtube’a) platformlara akıtmayı seçti. Örnek olarak Çin’de Facebook’un varlığı yok sayılacak kadar az. Çin’in kendi yerel ağı Sina Weibo geçtiğimiz sene yavaşlama emareleri gösterse de, mobil mesajlaşma uygulaması WeChat bölgede neredeyse yüzde 25,7 büyüdü – bu da bu periyotta ister doğuda ister batıda olsun dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir ağın gösterdiği büyümeden daha büyük. Bu site sadece dünyanın en büyük tüketici pazarlarından birine erişim sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda üzerinden direkt satış gerçekleştirilebilen ilk platform olarak ortaya çıkıyor. SnapChat marka sahipleri arasında pek ‘popüler’ olmasa da kullanıcı istatistikleri o kadar büyüleyici ki markalar ona doğru çekiliyormuş hissine kapılabilirler. Fakat diğer pek çok platform gibi o da eninde sonunda kullanıcıların devamlı ilgisi ve markalara yüksek bağlılık oranları sözü vermek için rekabet etmek zorunda kalacak. Diğerlerinden bütün platformlardan son derece farklı olarak Instagram en yüksek bağlılık oranlarını gösterdi ve en yüksek etkileşim oranını garantiliyor – abisi Facebook’tan bile daha yüksek. Öte yandan Facebook düpedüz büyüklüğü ve erişimi ile değer sağladı. Markalar yüksek kullanıcı kitlesi sayesinde bu siteye akın ederken sitenin organik erişimi Nisan 2012’den bugüne yüzde 16’dan yüzde 7’ye düştü ve düşmeye de devam ediyor. Average-Organic-Reach-of-Brand-Facebook-Page-Content Sosyal ağ devi markaları platformu üzerinde büyük topluluklar oluşturmaya itiyor ama daha sonra onları bu hayranlarına ulaşmak için para vermek zorunda bırakıyor. L2’ye göre bu belki de “pazarlama tarihinin en büyük kandırmacası”. Aynı şeyi yapmaya çalışan diğer sosyal platformlar ise başarısız olmuş durumdalar zira erişimleri Facebook’a rakip olamıyor. Monthly-Active-Users-by-Platform Google+ üzerinden bağlılık oranları da geçtiğimiz seneden bu yana yüzde 98 düştü.

Bu sonuçlar marka sahipleri için ne anlama geliyor?

Sosyal sahne sürekli ve hızlı çalkantıların içinden geçiyor. Kendilerini sosyal ağlarda etkin bir şekilde güçlendirmek isteyen tüketici markaları her iki dünyada da görünürlüklerini ve bağlılık oranlarını arttırmak için bu değişen çevreye nasıl ayak uyduracaklarını öğrenmek zorunda kalacak. Markalar hızlıca değişen senaryoda sürekli küçülen bütçeler ile en iyi yatırımın geri dönüşünü (ROI) elde etmek için her ağdaki tüm kullanıcıların dikkatini çekmek yerine sadece kendilerini etkin bir şekilde güçlendirmek istedikleri platformları seçmek zorundalar. Hangi platformlar ile birlikte çalışacaklarına karar vermeden önce esaslı bir şekilde düşünmeleri gerekecek. Facebook ve Youtube’un muazzam erişim ve popülaritesi onları marka sahiplerinin en gözde seçenekleri yapacakken, onlar için Instagram’ın yüksek potansiyeline yatırım yapma ve bu arada Twitter, Pinterest, Vine ve Tumblr’ı rahatlıkla unutma zamanı geldi.

Silikon Vadisi’nin ahlaksızlık imtihanı?

1
TechInside Analizi:  Aşağıdaki yazı eski bir Financial Times editörü olan, daha sonra FT’dan ayırılıp Silicon Valley Watcher’ı kuran Tom Foremski‘ye ait. Son günlerde Silikon Vadisinde en çok konuşulan konulardan biri haline gelen bu yazıda haklı bulduğumuz yönler var ancak genel senaryo Foremski’nin anlattığı kadar kötü değil ve Silikon Vadisi özündeki ruhu bir şekilde korumaya devam ediyor. Yazıyı okuduktan sonra bu analizi hatırlamak için tekrar okumanızı tavsiye ediyoruz.
On yıl önce 2004 yılının ortalarında Financial Times’tan ayrılarak Silicon Valley Watcher’da yazmaya başladım. O yıllarda Silikon Vadisi nokta com balonunun patlayışının ardından uzun süren sıkıntılı döneminden kurtulmaya başlamış ve Google’ın Ağustos ayındaki halka açılımı kötü haberlerle dolu yıllardan sonra iyi bir işaret olmuştu. O zamanlarda Silikon Vadisi kültürü farklıydı. Yazılım mühendisliği topluluğu bugünden daha radikaldi ve çok daha fazla sosyal bilinci vardı. Açık kaynaklı yazılım hareketi mühendisler arasında çok güçlüydü ve genel olarak ticari karşıtı bir duruş bulunmakla birlikte açık lisansların savunulması saygıyla karşılanıyordu. 17. yüzyılın ortalarındaki The Diggers gibi radikal İngiliz gruplarıyla ve aynı zamanda San Francisco’da 1960 yılında ortaya çıkmış olan ve ücretsiz dükkanlar açıp mutfaklarından yemek dağıtan yine aynı isimdeki The Diggers grubuyla aynı ruhu paylaşıyorlardı. 2004 yılında iş hayatının kutsal kitabı The Cluetrain Manifesto’ydu ve direkt olarak o kültürden gelmişti. İşte ondan bir kısım:
…Ey dünyadaki insanlar Gökler yıldızlara açık. Bulutlar gece ve gündüz üzerimizden geçiyor. Okyanuslar yükseliyor ve düşüyor. Ne duymuş olursanız olun, bu bizim dünyamız, var olduğumuz yer. Size ne söylenmiş olursa olsun, bayraklarımız özgürce dalgalanıyor. Kalbimiz sonsuza kadar atmaya devam edecek. Dünyadaki insanlar, hatırlayın.

Ricci-Sebastiano-The_Fall_of_the_Rebel_AngelsSebastiano Ricci – The Fall of the Rebel Angels

Google bir asiydi Google bu radikal kültürün büyük bir parçasıydı. O günlerdeki halka açılımı şok ediciydi zira açılış gününde Wall Street bankacılarını ve bir günlük hamlelerle zengin olmaya çalışan mensuplarını durdurmaya çalışmıştı. “Hollanda stili” müzayedesi küçük yatırımcılara herkes kadar hisse vermek için tasarlanmıştı. Sosyal sorumluluğa doğru olan tutkuları önde ve ortadaydı, “Kuruculardan Mektup” halka açılma başvurusunda gördüğünüz ilk şeydi. Google gizemli bir kara kutuydu… Beklenen halka açılımın belgeleri SEC ile kayda geçtiğinde ben Financial Times’da çalışıyordum. O güne kadar Google bir kara kutuydu – kimse ne kadar para kazandığını bilmiyordu. Yüzlerce sayfalık finansal bildirimleri taramak için yemeklerimizden yarışırcasına geri döndük. Rakamlar büyüleyiciydi ve arama işinin nasıl son derece karlı hale geldiğini anlatıyordu. Fakat esas “Kuruculardan Mektup” ön plana çıkıyordu. Olağanüstüydü, hiçbir halka açılım dosyalamasında böyle bir şey görmemiştim. Burada Larry Page ve Sergey Brin gelecekteki hissedarlara esas amacın para kazanmak olmadığını, motivasyonlarının dünyayı geliştirecek bir şirket kurmak olduğunu söylüyorlardı. Kurucular kendilerine on kat daha fazla oy hakkı sunan ikili hisse yapısının bu görev için nasıl gerekli olduğunu açıklıyorlardı. İşte bir kısmı:
Kötü olmayın. Kısa vadeli kazançlardan vazgeçsek bile uzun vadede yatırımcılar olarak veya herhangi bir şekilde, dünya için iyi şeyler yapan bir şirket tarafından daha iyi hizmet alacağımıza inanıyoruz. Google’ı dünyayı daha iyi bir yer yapan bir kuruluş yapmayı arzuluyoruz. Google Vakfı’nı kurma aşamasındayız. Vakfa işgücü, Google’ın hisselerinden ve kârından bir şekilde yüzde 1 bir pay olmak üzere kayda değer kaynaklar ayırmayı planlıyoruz. Bir gün bu kuruluşun dünyanın en büyük problemlerine yenilikçilik ve kayda değer kaynakları uygulamak suretiyle dünyaya yaptığı toplam etki bazında Google’ın kendisini bile gölgeleyeceğini umuyoruz.
googleevil Kurumsal sosyal sorumluluk Google daha önce Salesforce.com kurucusu Marc Beninoff tarafından başlatılmış sosyal kurumsal sorumluluk hareketini tomurcuklandırmada önemli bir fikir öncüsü olmuştu. Kurumsal sosyal sorumluluk önemliydi çünkü bu yazılım mühendisliği topluluğu için önemliydi. En iyi mühendisleri işe alabilmek için anahtar olan şeydi. Bir şirket otobüsü ve şirket yemeği o jenerasyon yazılımcılar için yeterli değildi.
Bugünün Silikon Vadisi kültürüne alışılmamış bir ahlaksızlık, (çoğu kişinin kitaplarını hatta kapağını bile okumamış olmasına rağmen) Ayn Rand’ı kendi tutkuları için ele geçiren narsisizm hakim. 
Sanki herkes “yapmak için doğru olan şeyi” unutmuş gibi. Ek olarak Google da “kötü olma” kuralının önemini azaltmak için çok çalıştı. Silikon Vadisi’nin bugünkü kültürü bu içe kapanık spektrumda bir yerde duruyor ve suyun doğal özelliklerini sergiliyor. Su her zaman yolunu bulur, görülmeyen çatlakları bulur, engellerin çevresinden dolaşır ve hatta onları yıkar – küçük bir sızıntının koca barajı yıkabilmesi gibi. Su inanılmaz bir engelleyendir – havadan peydahlanır, sel şeklinde akarak dağları itebilir veya sert bir kayadaki çatlakları büyütmek için sabırlı bir şekilde çalışabilir, donarak ve genişleyerek, çözülerek ve akarak. Suyun etiğe veya ahlaka ihtiyacı yoktur, o doğanın bir gücüdür. Her zaman doğru seviyesini bulur. Bu Silikon Vadisi’nin şimdiki ahlaksızlığı için çok uygun bir benzetme. Mesela “Double Irish Dutch Sandwich” isimli vergi muhasebesi (Bermuda’da yer alan) Google, Apple ve diğerleri tarafından Avrupa ve Amerika’daki kurumsal vergileri düşürmek için kullanılıyor. Vergi kanunlarındaki bu açıkları kullanmak için büyük muhasebeci ve avukat takımları gerekiyor, ama aynı bir suyun engeller etrafından yolunu bulması gibi, eğer delikler varsa su oralardan geçer. Ya da Google’ın başkanı Eric Schmidt’in geçtiğimiz sene kızgın İngiliz politikacılarına söylediği gibi: daha fazla vergi geliri istiyorsanız delikleri tıkayın. Bu ahlaksızlık kültürü Silikon Vadisi şirketlerinin iklim değişimi için alınacak tedbirlere karşı çıkan veya evlilikleri heteroseksüel çiftlerle sınırlayan politikacıların tekrar seçilmesi için para harcadıkları Washington’daki lobi çalışmalarına da uzanıyor.
Ve kazanıyor olduğunuzda bile kazanmak için ne gerekiyorsa yapma ahlaksızlığı.
Silikon Vadisi’ndeki en başarılı ve en zengin şirketler, Apple, Google, Intel, Intuit, Adobe’un çalışanlarına karşı onların maaşlarını düşük tutmak ve kariyer hareketlerini sınırlamak için yaptıkları gizli komplolara; Zynga’nın itiraf ettiği kirli gelir dolaplarına; Uber’in über-adi büyüme stratejisine; Twitter’ın sadece merkez ofisini San Francisco’nun en fakir bölgesine kurduğu için istediği vergi desteklerine (şehir için bir ekonomik yük) bakın. Silikon Vadisi şirketleri pastalarını istedikleri gibi alıp yiyebilecekleri çünkü her zaman daha fazla pasta olduğu gerçeğinin farkına vardılar. Rezil ve alçakça davranabilir ve mütevazi bir parçaya mahkum olmayabilirler zira her zaman daha fazla pasta olacaktır. Ve su gibi, bu ahlaksızlık kültürü kötü olmak için yola çıkmadı ancak iyi olmak için de çıkmadı – yanına neyin kâr kalacağını görmek, kazanmak ve kazanmaya devam etmek için hangi delikleri doldurabileceğini görmek için yola çıktı. On yıl önce Silikon Vadisi bundan daha fazlası olma hevesindeydi.

Neden her şirkete bir “Dijital Müdür” lazım?

0
Giderek dijitalleşen, pazarlamadan Ar-Ge’ye, müşteri hizmetlerine kadar her şeyin dijital hale geldiği dünyada şirketlerin büyümesini yönlendirmek ve müşterilerle daha iyi bağlantı kurmak için bir Dijital Müdür (Chief Digital Officer – CDO) her zamankinden daha önemli hale geldi. Gartner yakın zamanda 2015 yılı için en büyük 10 stratejik teknoloji trendi araştırmasını yayınladı ve dijitalleşmeye geçişin bu trendlerde nasıl itici güç rolü oynadığına dikkat çekti. Bununla beraber CDO işlerinin sayısı 2013 yılından bu yana ikiye katlandı ve artmaya devam ediyor. CDO’ların yükselişi sektörlerde işin ve BT’nin arasındaki ayrılmanın üzerine çok tartışılan bir zamanda ortaya çıkıyor. Pazarlama müdürleri (CMO) ve bilişim müdürleri (CIO) arasındaki kopukluğun ortasında CDO’lar en sonunda rahatlık ve uzlaşma vadediyor: onlar dijital fırsatlarla birlikte pazara çıkış zamanındaki kestirmelerin tehlikelerini anlayabiliyorlar ve hem teknoloji seçeneklerinde hem de bunlara karşı gelen ödünleşimler hakkında iyi bir kavrayışa sahipler. CMO viral bir mobil uygulama peşine düşerek şirketin markasını yenilemekle meşgul olurken BT hala BYOD (kendi cihazını kendin getir) ile uğraşıyor olabilir. CDO ise bu arada bütüncül bir biçimde mobil, nesnelerin interneti ve giderek önemi artan SaaS (Servis olarak Yazılım) tabanlı web gibi dijital kanallarda şirketin stratejisinin nasıl yürütüleceğini düşünebilir ve temel hedef kitlelerin dijital deneyimle nasıl barışacağı konusunda görüş ve tavsiyeler sunabilir. chief-digital-officer Örnek olarak son gittiğiniz konferans veya büyük etkinliği düşünün. Bir katılımcı olarak tutarlı ve sürekli bir deneyim yaşasanız çok daha rahatlatıcı olmaz mıydı? Yine de şaşırtıcı olarak mekan deneyimden tamamen bağımsız gözüken bir kayıt deneyimi oldukça yaygın. Eğer bir mobil uygulama varsa genel olarak etkinlik öncesi erişim (veya etkinlik sonrası takip) sunmadığı gibi mekandaki hareketler ve tercihlerle çok az alakası vardır. Etkinlik organizatörlerinin bilgi topladığı veya dağıttığı tüm farklı yollara rağmen (veya belki de onlar yüzünden) kişiselleştirme yetersiz kalır ve bu da etkileşim eksikliğine sebep olur. Fakat işler değişmek üzere. Örneğimize bağlı kalırsak, basmakalıp uygulamaların ve hedefli sistemlerin yerini giderek daha fazla etkinlik takımı alıyor ve bir katılımcının konferansı deneyimleyişini özünde yeniden düşünüyor. Doğru yapıldığında kusursuz bir dijital deneyim konferansın da ötesine erişerek katılımcılar gündelik hayatlarına döndükten uzun zaman sonra bile onların alakalı oldukları konularda devam eden diyaloğa dönüşüyor. Mükemmel CDO’lar bunu kesintisiz bir şekilde sağlamakta uzmanlar.
Dijital değişime etki etmek için vizyon, disiplin ve geniş bir teknoloji kümesine derin bir hakimiyet gerekiyor.
Teknoloji nadiren ana mesele oluyor. Onun yerine mesele bir şirketin dijital stratejisini tanımlamasında ve uygulamasında başarılı olmasını sağlayacak organizasyon planını bulmakta yatıyor. Pek çok şirkette böyle bir irade resmi sahiplik olmadan gelmiyor. Gerçek bir CDO tüm organizasyon için bir dijital stratejiye sahiptir ve bunu yöneterek şirket için değer sağlamasına yardımcı olur. Komik olan ise girişimler ve küçük şirketlerin burada avantaja sahip olmasıdır zira onların daha az geleneksel (ve daha az içgüdüsel) sınırları vardır. Teknoloji açısından ise CDO’lar mobil devrimin devam eden etkisiyle başa çıkmaya çok fazla zaman harcarlar. Fakat aynı zamanda şirketlerin işlerinin ve onların dijital etkisinin her alanını, mobil uygulama geliştirilmesinden yeni dijital teknolojileri kullanarak içerik kanallarının yönetilmesine kadar, düşünmeye başlamak zorunda olduğunun farkındadırlar. Businessman and business sketch Nasıl potansiyel müşterilerle etkileşime geçerek onlara her biri özel yeteneklere ve kısıtlamalara sahip inanılmaz sayıda farklı cihazda tutarlı bir deneyim sağlarsınız? İçerikleri kanallarda, özellikle geniş teknoloji yığınları tarafından destekleniyorken, etkin bir şekilde nasıl yönetebilirsiniz? Ve nesnelerin internetine olan ilginin önümüzdeki 12 ayda artması beklenirken CDO’ların bir sonraki dijital inovasyon dalgasını karşılamak için bir plan hazırlaması gerekiyor. Burada da pek çok girişim dijitale doğma ve iç BT sistemlerini oluşturmak için son dijital teknolojiyi kullanıyor olmanın avantajına sahipler. Çalıştığımız çoğu girişim bütünüyle Google Docs, Zoho ve Expensify gibi bulut servisleri üzerinde çalışıyor ve doğal olarak mobil ve web kanallarına eşit önemi gösteriyor. Dijital düşünmek onların DNA’sında olduğundan takımdaki her bir eleman dijital teknoloji hakkında içgüdüsel bir anlayışa sahip. Chief-Digital-Officer-digital-manager-640x360 LinkedIn bugün hali hazırda 1300 CDO listeliyor fakat SEO yüzeyinin altında özellikle büyük şirketlerde “Medya Müdürü (Chief Media Officer)”, “Dijital Strateji Müdürü (Head of Digital Strategy)”, “Dijital Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (VP Digital Marketing veya kısaca VP Digital)” unvanlarıyla pek çok dijital yönetici mevcut. Çoğunun önümüzdeki sene içinde profillerini güncellemelerini ve “yükseltmelerini” bekleyebilirsiniz. CDO rolü yaygın hale gelirken Chief Digital Officer Global Forum gibi eş görevli kişiler tarafından yönetilen etkinlikler benzer akla sahip profesyoneller topluluğunun geliştiğinin göstergesi. Bu tip yerler aynı zamanda yetenekli CDO’lar ile haşır neşir olmak, onlarla en iyi yöntemler hakkında tartışmak ve elbette onları keşfetmek için çok uygun.
Bu yazı Neha Sampat tarafından yazılmış ve ilk kez TechCrunch sitesinde yayınlanmıştır.

Vodafone Arena, 4G’ye şimdiden hazır

1
Türkiye’nin ilk akıllı stadyumu olacak Vodafone Arena, gelişmiş 4G sistem ve ekipmanlarıyla donatılıyor. İç ve dış mekânlarına özel stadyum sistemleri yerleştirilecek olan Vodafone Arena, Türkiye’nin ilk 4G bağlantılı stadyumu olacak. Beşiktaş JK ile Türk spor tarihinin en büyük sponsorluk anlaşmasına imza atan Vodafone Türkiye, yapımı devam eden ve tamamlandığında Türkiye’nin ilk akıllı stadyumu olacak Vodafone Arena’da taraftarlara ve ziyaretçilere 4G deneyimi yaşatmaya hazırlanıyor. Tüm sistem ve ekipmanların 4G-LTE teknolojisini destekleyecek şekilde tasarlandığı Vodafone Arena’da, 150 Mbps’ye varan hızlarda 4G bağlantısı sunulacak. Toplam 41.903 koltuk kapasiteli Vodafone Arena’da, çatıya ve kapalı alanlara kurulacak, son derece yüksek veri aktarımı kapasitesine sahip antenler, Arena’da kapsama sorunu yaşanmamasını sağlayacak. 4G bağlantısı için çatıda 74 ayrı noktadan kapsama sağlanacak. Vodafone Arena’nın soyunma odaları, restoranlar, asansörler ve otopark girişi gibi kapalı alanlarda ise yaklaşık 250 ayrı noktadan kapsama sağlanacak. Bunlara ek olarak, maç öncesi ve sonrasında 16 özel anten kullanımıyla ziyaretçilerin 4G deneyimi artırılacak. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ender Buruk, şunları söyledi: “Türkiye’nin uçtan uca dijital kalkınması hedefiyle ilan ettiğimiz Dijital Dönüşüm Hareketi doğrultusunda teknoloji yatırımlarımızı artırarak sürdürüyoruz. Geleceğin teknolojisi olarak gördüğümüz 4G mobil internet şebekesini abonelerimize ilk günden itibaren en hızlı ve en kolay şekilde ulaştırmak üzere çalışmalarımızı yoğunlaştırmış bulunuyoruz. Bu kapsamda, dijital dönüşüm vizyonumuzun ‘abidesi’ olarak yükselen Vodafone Arena’yı da 4G teknolojisiyle donatıyoruz. Bir ‘gönül birliği’ olarak gördüğümüz Beşiktaş JK sponsorluğumuz kapsamında, Vodafone Arena’ya dünyanın en ileri teknolojik altyapılarından birini kuruyoruz. Beşiktaşlılar, 4G sayesinde, mobil iletişimde daha yüksek aktarım hızları, kapasite ve kalite ile tanışacaklar. Vodafone olarak, Türkiye’nin ilk 4G bağlantılı stadyumunu hayata geçirecek olmanın heyecanını yaşıyoruz. Teknolojinin küçük mucizelerini sunarak abonelerimizin hayatını kolaylaştırmaya devam edeceğiz.” 10 milyon dolara yakın akıllı stadyum yatırımı Vodafone Arena’ya tüm akıllı stadyum altyapısını besleyen veri ve telekom odaları; 50 bin ziyaretçinin ihtiyacını karşılayacak, yüksek bant genişlikli WiFi, 2G, 3G ve 4G geçişine hazır ağ bağlantıları; farklı noktalarda konumlandırılacak dijital ekranlar ve her ekranın içeriğini farklılaştırıp tek merkezden yönetilmesini sağlayan ileri yayın teknolojisi; taraftarlara ve ziyaretçilere zengin mobil hizmetler sunacak uygulamalar ile abonelerin hayatını kolaylaştıran, özel ve avantajlı Vodafone servislerinden oluşan bir “dijital altyapı” kuruluyor. Vodafone Türkiye, Vodafone Arena’nın akıllı stadyum altyapısı için 10 milyon dolara yakın yatırım yapıyor. Vodafone Arena aynı zamanda, yağmur suyu biriktirme alanları, güneş enerjisi panelleri, enerji tasarruflu aydınlatma sistemi gibi birçok özelliğiyle Türkiye’nin ilk “yeşil stadyumu” da olacak. Vodafone, 4G’de dünya lideri 30 yıla yakın tecrübesiyle 2G ve 3G’de olduğu gibi 4G teknolojisinin de global olarak oluşmasına ve gelişmesine ciddi katkılar sağlayan Vodafone Grubu’nun 15 ülke ve pazarda 4G abonesi bulunuyor. Vodafone Grubu’ndan aldığı bu güçle Vodafone Türkiye de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun 4G’yi 2015’te canlı yayına alma hedefine yönelik çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Bu doğrultuda, İstanbul, Ankara ve İzmir’de tüm baz istasyonlarını SingleRAN teknolojisini içerecek şekilde yenileyen şirket diğer yandan 4G teknolojisi açısından büyük öneme sahip fiber altyapı için Türkiye Elektrik İletim A.Ş.’nin enerji iletim hatlarının kullanım haklarını da kapsayan toplamda 300 milyon TL’lik yatırım yapıyor. Türkiye’de üretilen 4G özellikli ilk akıllı telefon Vodafone Smart 4 power’ı pazara sunan Vodafone Türkiye, çeşitli hız testlerinin yanı sıra 4G teknolojisini kitlelerle buluşturmak için etkinlikler de düzenliyor. 4G uluslararası dolaşım hizmetini Türkiye’de sunan ilk ve tek operatör olan Vodafone, abonelerine 28 ülkede 4G teknolojisinin olanaklarından şimdiden yararlanma imkânı sağlıyor.

Girişimler için 7 dijital pazarlama çözümü

0
Geliştiricilerin uygulamalarına arama ve mesajlaşma özelliği eklemelerini sağlayan bulut tabanlı iletişim platformu Sinch’in Dijital Pazarlama Müdürü olan Daniel Reed The Next Web için görevleri ve mesuliyetleri için bir yazı kaleme aldı. Reed işini “rakiplerin araştırılmasını, kutunun dışında düşünmeyi ve gelecek planları için verileri kullanarak fikirleri ve pazarlama çözümlerini doğrulamayı içeren zor fakat tatminkar bir iş” olarak tanımlıyor ve çeşitli yardımcı araçlar kullanmayı çok sevdiğini belirtiyor. İşte üretkenliğini arttırmak ve dijital pazarlama ihtiyaçlarını gidermek isteyenler için Daniel Reed’in seçtiği favori araçlar. Google Analytics Büyük bir Google Analytics hayranıyım ve yıllardır da öyleydim. Sinch için isteğe göre uyarlanmış gösterge panellerini test ederek web sitemizin gerçek zamanlı performansını izliyorum. Gerçek zamanlı olarak ziyaretleri, kayıtları, sayfaları ve o an kullanıcılarımız ne yapıyorsa onları takip ediyorum. SEMRush SEO’muzun performansı hakkında daha iyi bilgi sahibi olmak için SEMRush’u kullanıyoruz. SEMRush ile bizim için önemli olan anahtar kelimeleri takip edebiliyor ve böylece rakiplerimize göre nasıl bir performans ortaya koyduğumuzu görebiliyoruz. Buffer Tüm sosyal paylaşımlarımız Buffer üzerinden yapılıyor. Sosyal kanallarımızın tümünü buraya bağladıktan sonra kendi blogumuzdan veya diğer sitelerden okuduğumuz herhangi bir şeyi tek tıkla paylaşabiliyoruz. İnanılmaz derecede kolay ve faydalı. Ek olarak her şey zamana göre ayarlanmış olduğu için Twitter takipçilerimiz bir anda bir sürü tweet görmüyorlar. Onun yerine gün içerisinde yavaş yavaş yayınlayabiliyoruz. Buffer aynı zamanda tüm UTM kodlarımızla ve sosyal ağlar için analizlerimizle de uğraşıyor, dolayısıyla tüm sosyal verimizi Google Analytics içerisine alabiliyoruz. UTM kodları her kampanya için web sitesi trafiğini takip etmede oldukça faydalı ve onların sayesinde hangi gönderimiz işe yaramış görebiliyoruz. Google URL builder gibi bir araç kullanarak linklerinize kampanya verilerinizi ekleyebilir ve ondan sonra bunu Google Analytics altındaki ‘‘Acquisition/Campaigns’’ sekmesi altında takip edebilirsiniz. FollowerWonk FollowerWonk ile Buffer’ı süper performanslı tweetler için birleştirebilirsiniz. FollowerWonk takipçi grubunuza özel olarak en iyi tweet atma zamanını bulacak ve bu veriyi Buffer ile paylaşarak tweetlerinizi en uygun zamanda atabilmenizi sağlayacak. Stockup Yeni bir blog yazısı yazarken her zaman süper bir görsele ihtiyacımız olur. Stockup bu tip yüksek kaliteli stok görsellerinin Google’ı gibi ve seçtiğimiz tema için çok işe yarıyor. Statista Statista eğer bir blog yazısı yazıyorsanız ve fikirlerinizi desteklemek için veriye ihtiyacınız varsa müthiştir. Google Trends iyidir ama Statista özel veriyi ve gerçekleri bulmanızı sağlar, örneğin WeChat’in yıllık büyüme oranı veya Google ve Apple’ın uygulama mağazalarında ne kadar uygulama bulunduğu gibi. Mention Sinch ile ilgili internette insanların neler söylediği hakkında çabuk bir bilgi almak için önce Google Alerts kullandık. Buradaki problem sadece Google sayfaları gezip yeni bilgi bulduğunda sonuç almamızdı. Google Alerts gerçek zamanlı değildi ve hatta çoğu zaman güncel veya alakalı da değildi. Onun yerine biz de Mention’u kullanmaya başladık. Mention bize geliştirici topluluğunun Sinch hakkında neler söylediği ile ilgili çok daha açık ve güncel özetler sunuyor – retweetlerden Stack Overflow konularına kadar. Aynı zamanda Mention uygulaması iPhone’umda da yüklü ve böylece nelerin olduğunu her zaman biliyorum ve hemen olmasa bile çabucak aksiyon alabiliyorum.

Dağıtık yapay zekâya 103.5 milyon dolar yatırım

0
TechInside Analizi:  Kabullenmekte güçlük çeksek de yapay zekâ hızla gelişmeye devam ediyor. Özellikle finans, tıp, enerji ve büyük veri madenciliği gibi alanlarda araştırma ve analizlere yönelik uygulamalar yatırımcıların ilgisini çekiyor. Tüm dünyayı kasıp kavuracak bir sonraki yüz milyar dolarlık fikrin temelinde yapay zekânın yer alacağını söylersek büyük ihtimalle yanılmayız.
Sentinent Technologies veri analizindeki büyük problemlerin çözümü için devasa büyüklükte ölçeklenebilir yapay zeka adını verdiği bir sistem üzerinde çalışıyor. Şirket şimdi bu büyük hedefine ulaşmak için çok daha fazla sermayeye sahip: Access Industries tarafından yönetilen bir yatırım turunda 103.5 milyon dolar seri C yatırımı alarak bugüne kadar aldığı toplam yatırımı 143 milyon dolara çıkardı. Sentinent yapay zeka işlerini dağıtık bir şekilde yönetiyor ve onları milyonlarca yapay zeka işleyici düğümü adını verdiği noktada çalıştırıyor. Bu kullanıcıların devasa veri kümelerindeki geleneksel veri analizi metotlarıyla kolayca görülemeyen modelleri keşfetmelerine olanak tanıyor. Şirket şimdiye kadar finansal ticaret ve sağlık alanındaki araştırmalara odaklanmıştı. Tata Communications ve daha önceki yatırımcılardan Horizons Ventures’da yatırım turunda yer aldı. Şirket San Francisco merkezli ve Hong Kong’da bir ofisi bulunuyor.

Reklam istemeyen, Google’a para verecek!

0
İnternet = Google olduğu günümüzde; video izlerken YouTube üzerinden, girdiğimiz WEB sitelerine AdSense üzerinden, mobil uygulamalarda da AdMob ile bizlere reklam gösteren Google, kısaca pek çok yerden bizlere reklam gösteriyor. GMail ve Chrome başta olmak üzere pek çok kaynaktan bizim ilgilendiğimiz dataları alan ve ilgi yönlerine göre reklam gösteren Google, gelirlerinin çoğunu reklam üzerinden kazanıyor. Ayrıca kurulan sistemde sadece Google değil, içerik geliştiriciler de Google’dan para kazanıyorlar. Google, gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturan dijital reklam yayıncılığı noktasında önemli bir karar alma aşamasında. Şimdilik beta olarak başlattığı uygulamada, kısaca Google’a para verenler reklam görmeyecekler. Google Contributer adıyla başlayan ve şimdilik deneme aşamasında olan yeni hizmet, kullanıcıların Google’a ödeme yapmaları durumunda reklam görmemelerini amaçlıyor. Google’a göre yeni hizmetin amacı, hem içerik oluşturucular ve geliştiriciler için yeni bir kazanç modeli oluşturmak hem de kullanıcıların reklamlardan sıkılmamasını sağlamak. Google Contributer ile geliştiriciler ve site sahiplerinin katılımıyla büyüyecek bir yapıya sahip olacak. Aylık 1-4 dolar arası bir ödeme yapıp, reklam görmeyeceksiniz. Kişilerin ödediği paradan, girilen tüm siteler kendilerine düşen payı da alacaklar. Bu da yeni bir kazanç modeli olacak. ekran-resmi-2014-11-26-180406 10 yayıncı Google Contributer’e katıldı Mashable, Science Daily, The Onion, WikiHow, Imgur, Urban Dictionary başta olmak üzere 10 yayıncının katıldığı ve deneme aşamasında olan Google Contributer, kullanıcılardan yoğun ilgi görürse yayılarak kullanım oranlarını artıracak. Tabii burada reklam engelleme yazılımlarının zaten piyasada olduğunu da hatırlatmak gerekiyor. Google’a ödeme yapmadan zaten pek çok kullanıcı reklam görmemeyi sağlıyor. Fakat şunu da belirtmekte fayda var. Özgün içerik üreten sitelerin de reklam gelirlerine de ihtiyaç var. Google, bu çözümle beraber orta yolu bulacak gibi gözüküyor. Hem kendi payını alacak, hem kullanıcılara reklam gösterilmeyecek, hem de siteler kazanacak. Tabii burada siteler ne kadar kazanacak zaman gösterecek. Kaynak: ShiftDelete.Net

Kablosuz geniş bant ağ kullanımı 12 kat artacak

0
Kablosuz geniş bant teknolojileri geçmişten günümüze hızlı bir değişim gösterirken, önümüzdeki dönemde WiFi ekosisteminin katlanarak genişlemesi ön görülüyor. Wireless Broadband Alliance’ın (WBA) kablosuz alt yapı analiz şirketi Maravedis-Rethink ile birlikte hazırladığı rapora göre, kablosuz geniş bantlar üzerinden beklenen veri trafiğinin 2018’e kadar 12 kat artması bekleniyor. WBA’nın raporuna göre mobil veri trafiğinin daha da yüksek oranda artarak, 2018’de 11.7 exabyte/aylık seviyesine ulaşması bekleniyor. Rapora göre, kapasitelerin artmasıyla birlikte gelişen WiFi ve LTE standartları, hızların artmasını ve gecikmelerin azalmasına sebep olacak. 2018’e kadar geniş bant ağ kullanımıyla birlikte ses ve IP tabanlı video kalitesinin artması, geniş bant bağlantının yaşamın ve çalışma hayatının vaz geçilemez kilit noktalarından biri halini almasını sağlayacak. Cihaz ve ağ tarafında müşteri deneyimini artırmak ve maliyetleri düşürmek için entegre geniş bant ağ teknolojileriyle, bir çok teknik ve iş zorluklarının karşılanması zorunda. WBA’nın raporuna göre kablosuz teknoloji geliştikçe, kapasiteyi arttırmak için lisanslı kablosuz ağlar, spektrum sıkıntısı ve parazit problemleri ve yükselen veri trafiği gibi sorunlarla karşı karşıya kalınıyor. Veri-kapasitesinde-beklenen-artislar-2013-2018Yeni nesil geniş bant ağ çözümleri ve WiFi standartlarının gelişmesi, yeni spektrumların kullanımıyla birlikte kullanıcı deneyimini geliştiren kablosuz geniş bantlar iş fırsatlarını genişleterek, kurumlara yeni çözümler sunuyorlar. Sektörün taleplerine yönelik kurumsal ağ ve iletişim çözümleriyle 12 yılıdır hizmet veren Net Vizyon, geniş bant ağ çözümleri alanında tüm tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek ürünleri tek bir çatı altında buluşturuyor. Net Vizyon, her geçen yıl katlanarak büyümeye devam eden kablosuz geniş bant ağ kullanımına yönelik olarak, Ubiquiti Networks, Cambium Networks ve Mimosa Networks ürünlerini portföyüne dahil etti. Ubiquiti Networks, Cambium Networks ve Mimosa Networks’ün kablosuz geniş bant çözümlerini pazarla buluşturan Net Vizyon, kablosuz servis sağlayıcılara ve kurumlara yüksek kaliteli geniş bant bağlantıyı, hızlı ve güvenli bir şekilde erişmelerini sağlıyor. Mimosa Networks’un B5 ve B5C backhaul sistemlerini, kablosuz geniş bantta yeni standartları belirleyen Cambium Networks ePMP ürünlerini ve Ubiquiti Networks’ün tüm ürün gamı, Net Vizyon portföyünde bulabilirsiniz.