Apple, 2025 yılına damga vuracak ürünlerini tanıtmaya hazırlanıyor. Şirket, hem performans hem de uygun fiyat odaklı cihazlarla teknoloji dünyasında rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Mark Gurman’ın Bloomberg’deki Power On bülteninde yer alan bilgilere göre, yeni MacBook Air modelleri, iPhone SE 4, iPhone 17 Air ve güncellenmiş iPad serisi yakında kullanıcılarla buluşacak. İşte detaylar:
Yeni MacBook Air modelleri: daha ince, daha güçlü
Apple, 2025’in ilk aylarında 13 inç ve 15 inç ekran boyutlarına sahip iki yeni MacBook Air modeli tanıtmaya hazırlanıyor. Kod adıyla J713 ve J715 olarak anılan bu cihazlar, Apple’ın geliştirdiği M4 çipsetiyle gelecek. Performans ve enerji verimliliğinde önemli iyileştirmeler sunması beklenen bu modellerin şu an üretim aşamasında olduğu belirtiliyor.
Giriş seviyesi iPad modelleri
Şirket, iPad kullanıcıları için de uygun fiyatlı alternatifler sunmaya hazırlanıyor. İki yeni iPad modeli (J481 ve J482), A17 Pro çipi ve 8 GB RAM ile donatılacak. Bu cihazların Apple’ın yapay zeka özelliklerini daha verimli bir şekilde çalıştıracağı ifade ediliyor. Yeni iPad’lerin 2025’in bahar aylarında tanıtılması bekleniyor.
iPhone SE 4: Apple’dan uygun fiyatlı alternatif
Apple’ın bütçe dostu modeli iPhone SE, dördüncü nesil versiyonu ile 2025’te kullanıcılarla buluşacak.429 dolar başlangıç fiyatıyla dikkat çeken cihaz, iPhone 14 tasarımına benzer bir gövdeye sahip olacak. A18 çipseti ve Apple’ın kendi geliştirdiği modem teknolojisi ile desteklenen iPhone SE 4, yapay zeka özellikleriyle öne çıkacak. Lansman tarihinin Mart veya Nisan 2025 olması bekleniyor.
iPhone 17 Air: Ultra ince tasarım
Apple’ın eylül ayında tanıtacağı iPhone 17 serisinin yıldızı, iPhone 17 Air olacak. Sadece 5,5 mm kalınlığa sahip olması beklenen bu cihaz, uygun fiyatıyla dikkat çekecek. A19 çipseti ve tek kamera sensörü ile donatılacak olan iPhone 17 Air, minimalist bir tasarım anlayışını benimseyerek kullanıcıların karşısına çıkacak.
Akıllı ev cihazları
Apple, yalnızca mobil cihazlarda değil, akıllı ev ürünlerinde de büyümeye devam ediyor. Şirketin 2025 yılında 7 inçlik dokunmatik ekrana sahip yeni bir akıllı ev cihazı tanıtması gündemde. Bu ürün, ev otomasyonu ve Apple ekosistemine entegre olma konusunda yenilikçi çözümler sunabilir.
2025 yılı, Apple için yeniliklerin yılı olacak gibi görünüyor. Hem performans odaklı hem de bütçe dostu cihazlarlateknoloji dünyasında rekabet daha da kızışacak.
Samsung, eski Galaxy akıllı telefonlarını satmak isteyen kullanıcıları için önemli bir adım atarak “Galaxy Easy Compensation” adlı yeni programını duyurdu. Bu program, kullanıcıların eski ve kullanılmış Galaxy telefonlarını doğrudan Samsung’un web sitesi üzerinden kolayca satmalarını sağlayacak. Program, 14 Ocak tarihinde Samsung’un resmi web sitesinde başlayacak.
Yeni telefon alma zorunluluğu yok
Galaxy Easy Compensation programı, mevcut takas programlarından farklı olarak kullanıcılardan yeni bir telefon satin almalarını şart koşmuyor. Program, kullanıcılara telefonlarının tahmini değerini kontrol etme ve basit adımlarla cihazlarını Samsung’a gönderme imkânı sunuyor.
Hangi modeller dahil?
Program, ağırlıklı olarak popüler amiral gemisi modelleri kapsıyor. Bunlar arasında şu modeller bulunuyor:
Galaxy S23, S22, S21, S20
Galaxy Z Fold 5, Z Fold 4, Z Fold 3
Galaxy Z Flip 5, Z Flip 4, Z Flip 3
Ancak programa dahil olan modellerin ülkeden ülkeye değişebileceği belirtildi.
Kolay satış süreci
Kullanıcılar, Samsung’un resmi web sitesindeki “Galaxy Easy Compensation” sayfasından telefonlarının tahmini değerini öğrenebilecek. Ardından, programa başvurup cihazlarını kurye aracılığıyla Samsung’a gönderebilecekler.
Samsung, teslim alınan telefonları kontrol ederek şu kategorilerden birine ayıracak:
Mükemmel Durum
İyi Durum
Geri Dönüşüm Hazırı
Cihazın değerlendirme sonucuna göre ödeme yapılacak.
Samsung’un amacı
Samsung, bu program aracılığıyla Galaxy akıllı telefonlarının ikinci el değerini yüksek tutmayı ve geri dönüşümü teşvik etmeyi hedefliyor. Ancak toplanan telefonların satışına dair bir detay henüz açıklanmadı.
Likewize ile ortaklık
Samsung, bu sürecin toplama ve ödeme yönetimini Likewize adlı şirketle birlikte yürütecek.
İlk olarak Güney Kore’de
Galaxy Easy Compensation programı, ilk olarak Güney Kore’de başlatılacak ve ilerleyen dönemlerde diğer ülkelerde de sunulacak. Daha fazla detay, 14 Ocak itibariyle Samsung’un web sitesinde paylaşılacak.
Geçtiğimiz yıl 25 binden fazla kişinin katılımıyla düzenlenen yazılım odaklı kariyer etkinliği “Code The Future” etkinliği, bu yıl da geleceğine yön vermek isteyen gençleri bekliyor! Türkiye’nin en büyük öğrenci ve gençlik platformu Öğrenci Kariyeri tarafından düzenlenen bu etkinlik geleceğin dili olan kodlamaya yepyeni bir bakış açısı getiriyor.
28 Ocak’ta online dünyada buluşuyoruz!
Code The Future yazılım etkinliği, 28 Ocak tarihinde online olarak gerçekleştirilecek. Bu sayede Türkiye’nin her yerinden ve tüm üniversitelerinden bu eşsiz deneyime ortak olabileceksiniz
Ücretsiz ve sertifikalı eğitim fırsatı!
En güzel haber ise etkinliğin tamamen ücretsiz olması! Üstelik etkinlik sonunda sertifika kazanma imkanı da verilecek. Bu sertifika, CV’nize değer katacak ve kariyer yolculuğunuzda size önemli bir avantaj sağlayacak.
Code The Future’da sizi neler bekliyor?
Alanında uzman eğitmenler tarafından verilecek ilham verici sunumlar
Kodlama dünyasına giriş ve temel kavramlar
Geleceğin meslekleri ve kariyer fırsatları üzerine özel oturumlar
Soru-cevap bölümleri ve interaktif etkinlikler
Diğer katılımcılarla network oluşturma imkanı
Geleceğe yatırım yapın!
Kodlama, günümüzün ve geleceğin en önemli becerilerinden biri haline geldi. “Code The Future” etkinliği, bu alanda kendinizi geliştirmeniz ve kariyerinize yeni bir yön vermeniz için kaçırılmaz bir fırsat sunuyor. Ücretsiz katılım ve sertifika imkanıyla bu etkinliği değerlendirmek için daha ne bekliyorsunuz?
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Her yıl olduğu gibi 2025’te de elektronik cihazlar, hayatımızı iyileştiren ve bizi hiç olmadığı kadar birbirimize bağlayan vazgeçilmez olmaya devam edecek. Bu dijital dönüşüm, birçok yenilik ve kolaylık sağlarken, aynı zamanda elektronik atıkların (e-atık) yönetimi gibi önemli bir zorluğu da beraberinde getiriyor. Ancak, sürdürülebilir çözümleri benimseyerek ve sorumlu geri dönüşümü teşvik ederek, teknolojinin faydalarından yararlanırken çevreyi gelecek nesiller için korumak mümkün.
Çevre politikalarında küresel bir lider olan Avrupa Birliği, e-atık sorunuyla mücadele ediyor. Birleşmiş Milletler’e göre, e-atık miktarları geri dönüşüm hızından beş kat daha hızlı artarken, veriler e-atıkların 2010’dan bu yana yüzde 82 oranında arttığını gösteriyor.
Avrupa Komisyonu’nun döngüsel ekonomi eylem planı, tamir ve yeniden kullanım girişimlerini teşvik ederek umut verici bir ışık sunsa da çözümün bir parçası olması beklenen işletmeler, genellikle düzenleyici baskılar, finansal kısıtlamalar ve değişen tüketici talepleri arasında sıkışıyor.
İş dünyasındaki karar vericiler sıkça şu soruyu soruyor: Yenilik yapma ve rekabetçi kalma ihtiyacımızı, çevresel sorumluluk gibi eşit derecede önemli bir ihtiyaçla nasıl uzlaştırabiliriz? Neyse ki, bunlardan birini seçmek zorunda değiliz. Çözüm, teknolojiyle olan ilişkimizi yeniden hayal etmek ve kaynakların değer gördüğü, ürünlerin sürdürülebilir malzemelerle tasarlandığı ve atığın en aza indirildiği uçtan uca sürdürülebilirlik yaklaşımını benimsemekte yatıyor. Teknoloji endüstrisinin bu hedefe ulaşmasıysa bazı adımlarla çok daha kolaylaşabilir:
Daha Akıllı Ürün Tasarımını Benimseyerek Döngüselliği Teşvik Edin
Ürün tasarımı, atıkların azaltılmasında ve uzun vadede üretim maliyetlerinin düşürülmesinde kritik bir rol oynuyor. Sürdürülebilir bir yaklaşım, bileşenlerin tam sistemlere dönüşmeden önce nasıl tasarlanacağına dair yönergeler oluşturarak başlıyor.
Ürün tasarımı, bileşenlerin yeniden kullanılabilirliği, yenilenebilirliği ya da cihazın ömrü bittiğinde geri dönüştürülebilir malzemelerin kazanılabilir olması açısından ne kadar pratik olduğunu belirliyor.
Dayanıklılık ve modülerlik göz önünde bulundurularak yapılan tasarımlar, parçaların hizmet ağları aracılığıyla tedarik zincirine geri dönüp sistemlerin onarımı ve yenilenmesi için kullanılmasını sağlıyor. Bu, müşteriler ve tüketiciler için de daha düşük fiyatlı ürünlere erişim avantajı sunuyor.
Tekrar kullanılması kolay olmayan bileşenler için ise, kolay sökülebilirlik, açık işaretlemeler, minimum boya ve kaplama kullanımıyla basitleştirilmiş malzeme seçimine odaklanılabilir. Bu, geri dönüşüm sektörünün daha fazla malzemeyi daha hızlı bir şekilde kazanmasını kolaylaştırır.
Döngüsellik Odaklı Ürün Tasarımına Odaklanın
Bilgi teknolojisi sektörü, lityum ve kobalt gibi, çıkarılması sırasında yüksek enerji ve su tüketimiyle çevresel zarara yol açan sınırlı ham maddelere bağımlı. Örneğin, Dell olarak, ürünlerimizi kolay onarım, yeniden kullanım ve geri dönüşüm için tasarlıyoruz. Bu, ürünlerin ve malzemelerin daha uzun süre dolaşımda kalmasını sağlayarak kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltarak atıkları önlüyor. Ürün ve ambalajlarımızın çevresel etkisini azaltmak için yenilikçi kaynaklardan geri dönüştürülmüş veya yenilenebilir malzemeler kullanıyoruz. Kazandığımız her bir kilo çelik, alüminyum, plastik ve bakır, toprağın daha az kazılması anlamına geliyor.
Alternatif malzemelere olan talep artıyor çünkü bunlar, doğal kaynakları tüketmeden ve üretim süreçlerinde daha az sera gazı salınımı yaparak çevresel etkiyi azaltıyor. Örneğin, düşük emisyonlu alüminyum ve geri dönüştürülmüş kobalt, yapay zeka destekli bilgisayarlarda kullanılıyor. Bir diğer alternatif ise kâğıt üretiminden elde edilen biyoplastikler. Bu malzemeler teknoloji kasalarının üretiminde yeni bir bileşen olarak kullanılıyor.
Ürünleri tasarlarken, döngüselliğin esas alınması önemli bir nokta. Bu nedenle, IT tasarım süreçlerinde, ürünlerin ve malzemelerin mümkün olduğunca uzun süre dolaşımda kalmasını sağlayan kapalı döngü modeline geçiş öncelikli bir uygulama haline getirilmeli.
Sürdürülebilirlik İçin Yapay Zekadan Yararlanın
Yapay zeka (YZ), işletmelerin daha geniş sürdürülebilirlik hedeflerini karşılamasına yardımcı olacak dönüştürücü fırsatlar sunuyor. YZ, karmaşık çevresel sorunları çözmede etkili olabilir; ancak, YZ modelleri ve altyapısının da güçlü sürdürülebilirlik özelliklerine sahip olması kritik önem taşıyor. Buna rağmen, müşterilerimizin yüzde 60’a yakını YZ’nin çevresel sürdürülebilirlik çabalarını tehlikeye atabileceğini düşünüyor ve çoğu müşteri odaklanmaları gereken alanlar konusunda emin değil.
YZ’nin sürdürülebilirlik için bir araç olarak kullanılma fırsatı, sorunları daha hızlı tespit etme yeteneğinde yatıyor. Yapay zeka, farklı kaynaklardan gelen büyük miktarda veriyi analiz ederek, sorunları alternatiflere göre daha hızlı çözebilir. Bu tür içgörüler, tedarik zinciri optimizasyonundan üretim ve ambalajlama süreçlerine kadar israfı azaltmaya yönelik stratejileri şekillendirmek için değerlidir.
YZ’nin enerji tüketimini ve e-atıklarını azaltmak çok yönlü bir yaklaşım gerektiriyor. Düşük güç tüketimli işlemciler ve hızlandırıcılar gibi enerji tasarruflu donanımları benimseyerek karbon ayak izleri önemli ölçüde küçülebilir. Dell olarak, lider sıvı ve hava soğutma teknolojileri, emisyon takibi ve enerji verimliliğini önceliklendiren sürdürülebilir veri merkezi çözümlerimizi örnek olarak gösterebiliriz. YZ donanımında modüler tasarım ve yükseltilebilirlik gibi unsurların dikkate alınması, modelleri çalıştırmak için gereken altyapıdan kaynaklanan e-atıkların en aza indirilmesine yardımcı olabilir.
Son olarak, eski bileşenlerin sorumlu bir şekilde geri dönüştürülmesi ve imha edilmesi, atıkların en aza indirilmesi ve kaynakların geri kazanımını en üst düzeye çıkarmak açısından kritik öneme sahip.
Uçtan Uca Bir Yaklaşım Benimseyin
Sürdürülebilirlik artık işletmeler için bir zorunluluk olduğundan, bu kavramın iş operasyonlarına ayrılmaz bir şekilde entegre edilmesi zorunlu hale geliyor. Sorumlu uygulamalar, tedarikçilerden iş ortaklarına ve müşterilere kadar organizasyonun her yönüne yayılmayı gerektiriyor. İşlevler arası iş birliği ekosistemin tamamında değişimi teşvik etmede kritik öneme sahip.
Özetle, dijital devrim dünyamızı yeniden şekillendirerek ve heyecan verici yeni olasılıklar yarattı; ancak, bunun çevresel etkisi göz ardı edilemeyeceği gibi aynı şekilde de devam edemez. Artan e-atık krizi, yeni teknolojiler inşa etme ve tasarlama şeklimizde değişimi zorunlu kılıyor. Bu noktada, döngüselliği benimsemenin, kaynak verimliliğine odaklanmanın ve teknolojik yenilikler söz konusu olduğunda uzun vadeli düşünmenin zamanı geldi. İşletmeler yeni düşünme yolları keşfederek, çevreyle denge içinde büyümeye çalışan bir dijital geleceği şekillendirmeye başlayabilir ve hem ilerleme hem de sürdürülebilirlik için fırsatlar yaratabilir.
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Dell Technologies Türkiye’de iş strateji ve yönlendirmeden sorumlu olan Işıl Hasdemir, Temmuz 2020’de görevine başladı. Hasdemir; Türkiye’de satış, servis ve destek fonksiyonlarını birbirinden ayıran ve şirketin, kuruluşların dijital dönüşüm gündemlerini hızlandırmalarına yardımcı olma misyonunu başarıyla yürüten bir ekibe liderlik ediyor. Hasdemir’in liderliğindeki Dell Technologies, Türkiye’nin ICT sektöründeki güçlü konumunu korumaya devam ediyor. Türkiye’nin öne çıkan teknoloji liderlerinden biri olan Hasdemir, aynı zamanda Dell Technologies bünyesinde “teknolojiyi dünyanın daha iyi bir yer haline getirilmesi adına kullanma” misyonuyla çeşitli projelere imza atıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Elektrik ve Elektronik Mühendisliği lisans derecesine sahip olan Hasdemir, Dell Technologies’e katılmadan önce 2005’te Cisco Ülke Lideri ve ardından 2009’da Genel Müdür Yardımcısı olarak atanmış ve kariyerinin öncesinde ise NCR Türkiye’de çeşitli liderlik görevlerinde bulunmuştur.
SpaceX, tarihin en büyük roketi olarak tanımlanan Starship’in yedinci test uçuşunu ertelediğini duyurdu. Elon Musk’un liderliğindeki uzay şirketi, roketin fırlatılma tarihinin en az 48 saat süreyle ertelendiğini açıkladı. Ancak erteleme kararıyla ilgili herhangi bir resmi gerekçe sunulmadı. Gözlemciler, bu kararın muhtemelen olumsuz hava koşulları nedeniyle alındığını düşünüyor.
Fırlatma 15 Ocakta
Starship’in yedinci test uçuşu, 15 Ocak tarihinde gerçekleştirilecek. 120 metre yüksekliğindeki dev roket, yerel saatle 4:00’te (TSİ 01:00) Teksas’taki fırlatma tesisinden havalanacak. SpaceX, bu kritik fırlatmayı sosyal medya platformu X üzerinden canlı yayınlayacak.
Starship’in gelişimi
2023 yılında ilk kez fırlatılan Starship, yerden kalkarken 17 milyon pound itme gücü üreterek tarihin en güçlü roketi unvanını kazanmıştı. Roket, iki ana bölüme ayrılıyor: birinci aşama olan Super Heavy güçlendirici ve ikinci aşama Starship uzay aracı. Bu iki bölümün uyumlu bir şekilde çalışması, gelecekte Ay ve Mars gibi uzak hedeflere mürettebat ve kargo taşıma misyonlarında kritik bir rol oynayacak.
Yaklaşan test uçuşu için Starship’te tahrik ve yapısal unsurlarda önemli değişiklikler yapıldı. Ayrıca Super Heavy kademesinde ilk kez daha önce kullanılmış bir Raptor motoru yer alacak. Bu test uçuşu, Starship’in yük taşıma kapasitesini de deneyecek. Roket, Starlink uydu ağının gelecekteki uydularının boyut ve ağırlığını simüle eden 10 sahte uyduyu uzaya taşıyıp konuşlandıracak.
Starship’in daha önceki test uçuşuları
Starship’in daha önce gerçekleştirilen altı test uçuşu, çeşitli yeniliklere sahne oldu. Özellikle beşinci test uçuşundaki Super Heavy güçlendiricisinin fırlatma kulesindeki mekanik kollarla yakalanması, ilk kez başarıyla gerçekleştirildi. Altıncı testte bu manevra denenmedi, ancak yedinci uçuşta yeniden uygulanması planlanıyor.
Starship’in yedinci test uçuşu, hem uzay yolculukları hem de yük taşıma teknolojileri açısından yeni bir kilometre taşı olacak.
Meta CEO’su Mark Zuckerberg, son açıklamalarıyla Apple’a karşı sert eleştirilerde bulundu. Joe Rogan’ın podcast programına katılan Zuckerberg, Apple’ı yenilik yapmakta başarısız olmakla suçladı ve şirketin uzun süredir gerçek bir yenilik gerçekleştiremediğini vurguladı. Zuckerberg, “Steve Jobs iPhone’u icat etti ve 20 yıl sonra hala onun üzerinde oturuyor gibiler” diyerek Apple’ın iPhone’un üzerinden geçirdiği yıllarda yalnızca küçük iyileştirmeler yaparak büyük bir yenilik sunmadığını iddia etti.
Mark Zuckerberg, Apple yönetimini sert eleştirdi
Meta ile Apple arasındaki gerilim uzun zamandır gündemde. Özellikle Apple’ın uygulama içi satın alma işlemlerinden aldığı yüzde 30’luk komisyon, iki dev arasında sık sık anlaşmazlık yaratmıştı. Zuckerberg, bu komisyonu “keyfi bir vergi” olarak nitelendirerek sert eleştirilerde bulundu. Ayrıca Apple’ın iOS cihazlarındaki veri takibi sınırlamaları nedeniyle Meta’nın reklam hedefleme kabiliyetinin olumsuz etkilendiğini ve bu durumun şirkete milyarlarca dolara mal olduğunu belirtti.
Zuckerberg, Apple’ın kullanıcıları ve geliştiricileri zorladığını da öne sürdü. Apple’ın iPhone satışlarının yenilik eksikliği nedeniyle düştüğünü ve bunun yerine, cihaz kullanıcılarını daha fazla harcama yapmaya zorlama yoluna gittiklerini savundu. Örneğin, AirPods gibi ek ürünler üretilerek, başka markaların iPhone’a bağlanabilmesini engelleyen kurallar konduğunu söyledi. Apple’ın ekosistem politikalarını da eleştirerek, ürünlerine bağımlılık yaratmak adına rakipleri engellemeyi bir strateji olarak kullandığını ifade etti.
Zuckerberg ayrıca, Apple’ın güvenlik ve gizlilik iddialarını rakipleri engelleme amacı taşıyan bahaneler olarak gördüğünü belirtti. Meta’nın yeni Ray-Ban akıllı gözlüklerinin iPhone’larla entegrasyonunda karşılaştıkları zorluklara da dikkat çekti ve Apple’ın kurallarının daha esnek olsaydı şirketin kârlılığını iki katına çıkarabileceklerini söyledi. Son olarak, Apple’ın yeni ürün kategorisi Vision Pro hakkında da konuşan Zuckerberg, ürünün “film izlemek için gerçekten iyi” olduğunu belirterek, Meta’nın kendi VR başlığı Meta Quest’i hatırlattı.
Hannover Messe 2025, dünyanın dört bir yanından gelen sanayi ve teknoloji liderlerini Almanya’nın Hannover kentinde buluşturarak akıllı üretim ve yapay zeka odaklı inovasyonlarda yeni bir dönemin başlangıcını yapmayı hedefliyor. Fuar, 31 Mart – 4 Nisan 2025 tarihleri arasında 78. kez düzenlenecek ve bu yıl 4.000’den fazla katılımcı firma ile küresel ölçekte önemli bir ticaret platformu sunacak. Türkiye’den 134 firmanın katılacağı etkinlikte, İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Teknopark İstanbul gibi kuruluşların liderliğindeki Türk girişimcileri de yer alacak.
Hannover Messe 2025, teknoloji liderlerini buluşturacak
Etkinlikte sergilenecek olan Akıllı Üretim alanı, yapay zeka destekli robotik, sensör teknolojileri, lojistik otomasyon ve sürdürülebilir üretim çözümleri gibi konulara odaklanacak. Bu yıl Kanada’nın partner ülke olduğu fuar, özellikle döngüsel ekonomi ve dijital dönüşüm alanında yenilikçi uygulamaları ile öne çıkacak.
Hannover Messe’nin güçlü katılımcı listesi arasında Siemens, Bosch Rexroth, Schneider Electric ve SEW-EURODRIVE gibi dev şirketlerin yanı sıra birçok girişimci ve KOBİ de yer alacak. Yapay zeka destekli mühendislik, enerji çözümleri ve elektrikli sürücüler gibi alanlarda öne çıkan çözümler, fuar ziyaretçilerine üretim süreçlerini optimize etme konusunda somut uygulama örnekleri sunacak. Ayrıca, robotik uygulama parkında yapay zeka destekli robotların dinamik üretim ortamlarına uyum sağlama becerileri gözler önüne serilecek.
Bu yılki etkinlik, Motion & Drives konferansı gibi yan programlarla da desteklenecek, bu da fuarın uluslararası endüstriyel inovasyon ekosistemine büyük katkıda bulunmasını sağlayacak. Deutsche Messe HANNOVER MESSE Ticaret Fuarı ve Ürün Yönetimi Küresel Direktörü Hubertus von Monschaw, yapay zekanın sanayi süreçlerinde devrim yaratacak potansiyele sahip olduğuna dikkat çekerken, bu tür etkinliklerin global iş birlikleri için eşsiz fırsatlar sunduğunu belirtti.
ASELSAN, savunma sanayisinin yanı sıra yenilenebilir enerji alanında da önemli projelere imza atmaya devam ediyor. 2023 yılı itibarıyla Türkiye’nin ilk MW üstü yerli rüzgar türbinlerinin üretimi için adımlar atan ASELSAN, bu projede büyük bir ilerleme kaydetti. Şimdi ise, Alaçatı’daki Rüzgar Enerji Santrali (RES) sahasında yerli üretim rüzgar türbinlerinin kurulumu için çalışmalarını tamamlamak üzere. Bu türbinlerin kurulumunun 2025 yılı içinde tamamlanarak devreye girmesi planlanıyor.
ASELSAN, yerli rüzgar türbinlerinin kurulumunu bu sene tamamlıyor
ASELSAN, Türkiye‘nin ilk yerli rüzgar türbininin önemli bileşenlerini – jeneratör, güç dönüştürücü, kontrol sistemi yazılımları ve SCADA sistemini – geliştirmiş durumda. Elektrik Üretim AŞ ile yapılan sözleşme kapsamında, yüksekliği 100 metre ve rotor çapı 136 metre olan iki rüzgar türbini Alaçatı RES sahasında kurulacak ve faaliyete geçecek.
Bu yeni nesil türbinler, şimdiki eski türbinlerin yerine geçecek ve her biri 4.3 MW kurulu güce sahip olacak. Yerlilik oranları ise bir türbinin yüzde 80, diğerinin ise yüzde 65 olacak.
Mevcut durumda, 7.2 MW kurulu güce sahip olan ancak sık sık yedek parça temininde zorluk yaşanan ve düşük verimle çalışan 12 eski rüzgar türbini devre dışı bırakılacak. Bu türbinlerin yerini sadece iki yeni türbin alacak. ASELSAN’ın geliştirdiği bu yerli rüzgar türbinleri, Türkiye’nin enerji bağımsızlığını artırmada ve yenilenebilir enerji geçişinde dışa bağımlılığın azalmasında önemli bir rol üstlenecek. Ayrıca, ASELSAN Enerji Sistemleri, rüzgar türbinlerinin yanı sıra güneş enerjisi santralleri için farklı kapasitelerde eviriciler ve enerji depolama sistemlerinde kullanılabilecek güç elektroniği bileşenlerini de geliştirmeye devam ediyor.
Microsoft, Windows 10 kullanıcılarını Windows 11’e geçiş yapmaya teşvik etmek için yoğun çabalar sarf ediyor. Şirket, özellikle oyunseverlere yönelik olarak Windows 11’in sunduğu oyun özelliklerini tanıtarak yeni işletim sisteminin cazibesini artırmaya çalışıyor. Bu stratejinin yanı sıra, Windows 10’un destek süresinin sona ermek üzere olduğu konusunda yapılan uyarılar Microsoft’un web sitesinde sıkça yer almaya başladı. 2024’ün başlarında Microsoft, Windows 11’e geçiş ile ilgili yanlış anlamaları ve mitleri açıklığa kavuşturmak için bir makale yayımlayarak, kullanıcıları bilgilendirmeyi amaçladı.
Microsoft, Windows 11’e geçişleri hızlandırmayı amaçlıyor
Microsoft’un Windows 11 geçişine yönelik bir diğer önemli adımı ise, “Windows 11’e geçebilir miyim?” başlıklı destek sayfasının güncellenmesi oldu. Bu sayfa, kullanıcıların cihazlarının Windows 11 ile uyumlu olup olmadığını daha kolay bir şekilde kontrol etmelerini sağlamak amacıyla yeniden düzenlendi.
Artık sayfada, uyumlu bir Windows 10 sürümünün gerekli olduğu ve cihazların minimum donanım gereksinimlerini karşılaması gerektiği gibi net bilgilere yer veriliyor. Ayrıca, uyumluluk kontrollerini yapmak için kullanıcıların PC Sağlık Kontrolü uygulamasını indirerek çalıştırmaları veya Windows Update üzerinden uyumluluk kontrolü yapmaları öneriliyor.
Microsoft, uygun olmayan cihazlar için kullanıcılarına yeni bir bilgisayar almalarını tavsiye ediyor. Ayrıca, teknik bilgiye sahip kullanıcılar için Linux gibi alternatif işletim sistemleri de bir seçenek olarak sunuluyor. Ancak, bu seçeneklerin daha az deneyime sahip kullanıcılar için uygunluğu ise tartışma konusu. Bu çabalar, Windows 10’un desteği sona ermeden önce kullanıcılara Windows 11 geçişini hızlandırmak adına önemli bir strateji olarak değerlendiriliyor. Microsoft, yeni sayfasıyla özellikle teknoloji konusunda deneyimsiz kullanıcılara daha erişilebilir ve anlaşılır bir rehber sunmayı hedefliyor. Bu yenilikler, Windows 11’e geçmekte kararsız olan kullanıcıları cesaretlendirmeyi amaçlıyor.
Türkiye’nin enerji merkezi olma yolunda attığı adımlar, Türkiye’de İş Dünyası dergisi tarafından düzenlenen yuvarlak masa toplantısında detaylı şekilde ele alındı. Etkinlik, 13 Ocak Pazartesi günü, enerji sektörünün önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Toplantıya İnvesta Enerji ev sahipliği yaparken, moderatörlüğü derginin Genel Yayın Yönetmeni Celal Toprak üstlendi. Gündemin odak noktasını, Türkiye’nin enerji üssü olma potansiyeli ve sektörel iş birliğinin önemi oluşturdu.
İş Dünyası dergisi, Türkiye’deki enerji sektörünü masaya yatırıyor
SOCAR Türkiye İletişim Başkanı Mikayil Yusifov, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki enerji iş birliğinin, iki ülkenin küresel enerji sahnesindeki konumunu güçlendirdiğini vurguladı. Türkiye’nin, SOCAR’ın en büyük dış yatırımını gerçekleştirdiği ülke olduğunu belirten Yusifov, enerji alanında dikkatlerin Türkiye üzerinde toplandığına dikkat çekti.
Ev sahipliğini üstlenen İnvesta Enerji’nin danışmanlarından Enerji Uzmanı Baki Güngör, şirketin doğru projeleri destekleyerek finansal kolaylık sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Orge Enerji Yenilenebilir Enerji Başkanı Mehmet Tahir Özsoy ise yenilenebilir enerji yatırımlarının bütüncül bir anlayışla ele alınmasının önemini dile getirirken, Smart Güneş Teknolojileri Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İlişkiler Başkanı Filiz Avşar Aktaş, enerji yatırımlarının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirtti.
Toplantıda görüşlerini paylaşan İnvesta Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Barış Bedir, Türkiye’nin enerji yatırımları açısından avantajlı bir konumda bulunduğunu söyledi. Organizasyona katılan diğer sektör temsilcileri de bu görüşe destek verdi. Askon Enerji Komite Başkanı İsmail Çapak, Teksan Depolama Sistemleri Satış Müdürü Erhan Talaz, Mass Grup Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Onur Şahin ve birçok farklı alandan uzman isim, Türkiye’nin enerji yatırımları konusunda taşıdığı büyük potansiyele dikkat çekti. Bu toplantıda, enerji sektöründeki iş birliğinin artırılması gerektiği konusunda fikir birliğine varıldı.
Norveç’in Trondheim şehrinde inşa edilen ve “Powerhouse Brattørkaia” olarak adlandırılan bu devrim niteliğindeki yapı, sadece kendi enerji ihtiyacını karşılamakla kalmayıp, ihtiyaç fazlasını çevresine aktaran enerji pozitif bir bina olarak dikkat çekiyor. Güneş ışığının sınırlı olduğu ve kış sıcaklıklarının düşük seyrettiği bir bölgede böyle bir proje gerçekleştirerek karbon salınımı konusundaki standartları yeniden tanımlıyor. 200 daireyi kapsayan bu bina, inşasından itibaren ürettiği enerjiyle altı yıl içinde yapımında ve kullanımında oluşan tüm karbon emisyonlarını sıfırlayacak. Ekonomik ömrü boyunca ise çevresindeki diğer yapıların karbon ayak izini azaltmaya katkı sunacak.
Norveç’teki bu bina, tükettiğinden daha fazla enerji üretecek
Bu etkileyici proje, binanın tasarımında ve yapımında her detayın hassasiyetle ele alındığını gösteriyor. İnşaat malzemelerinin çıkarılmasından taşınmasına, işlenmesinden monte edilmesine kadar tüm karbon emisyonları hesaplanmış ve enerji pozitif dengeleme stratejisi oluşturulmuş. 18.200 metrekarelik alana sahip olan bu sekiz katlı bina, enerji üretimi için 3.000 metrekarelik bir çatı ve güney cephesine yerleştirilmiş güneş panellerini kullanıyor. Paneller, güneşe 19° açıyla yerleştirilerek maksimum enerji verimliliği sağlanmış. Bu sistem, binanın toplam enerji ihtiyacının iki katını üretme kapasitesine sahip.
Binanın enerji verimliliği, yalnızca üretimle sınırlı kalmıyor; tüketimi minimize etmek için ileri teknoloji çözümleri de devrede. Aydınlatmada kullanılan insan sensörleri, ışık sensörleri, otomatik perdeler ve ayarlanabilir LED lambalar enerji tasarrufuna katkıda bulunuyor. Isıtma sistemi ise yer altına kurulan enerji kuyuları ve deniz suyu kaynaklarını birleştiriyor. Her iki kaynaktan alınan anlık yüksek sıcaklık, ısı pompasıyla bina içinde kullanılıyor. Aynı şekilde soğutma sistemi de yazın deniz suyundan ve enerji kuyularının serinletici etkisinden yararlanarak enerji sarfiyatını azaltıyor.
Yapının havalandırma sistemleri de sürdürülebilirlik ilkelerine dayanıyor. Dışarıdan alınan taze hava ile içeriden dışarı atılan hava arasında ısı değişimi sağlanıyor, böylece dışarıya atılan enerji minimize ediliyor. Atık sudan elde edilen enerji de kanalizasyona aktarılmadan önce geri kazanılıyor. Tüm bu yenilikçi teknolojiler sayesinde yapı, karbon emisyonunun sıfırlandığı ve enerji fazlasının çevreye aktarıldığı bir merkez haline geliyor.
Snøhetta adlı mimarlık firması tarafından tasarlanan Powerhouse Brattørkaia, yalnızca bir bina değil, geleceğin sürdürülebilir mimarisi için bir model niteliğinde. Elde ettiği enerji fazlasıyla, çevresindeki binalara enerji aktarımı yaparak toplumsal fayda sağlıyor ve karbon nötr hedefine giden yolda önemli bir adım atıyor. Ayrıca, bu tür bir yapının zorlu iklim koşullarına sahip bir coğrafyada inşa edilmesi, dünyanın diğer bölgelerinde uygulanabilirliği konusunda güçlü bir örnek teşkil ediyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türk-Alman Üniversitesi’nde düzenlenen Uluslararası Yüzey Araştırmaları ve İnovasyon Merkezi ile Dijital Dönüşüm Mükemmeliyet Merkezi’nin açılış töreninde önemli açıklamalarda bulundu.
İstanbul Kalkınma Ajansı işbirliğiyle hayata geçirilen projeler kapsamında toplam 550 milyon liralık mali destek programları duyuruldu. Bakan Kacır, bu kaynakla dijital dönüşüm, yapay zeka teknolojileri ve kurumsal şirketler ile startuplar arasındaki işbirliklerinin güçlendirilmesinin hedeflendiğini belirtti.
Bakanlık tarafından sağlanacak destekler arasında İkiz Dönüşüm Mali Destek Programı dikkat çekiyor. Bu program ile sürdürülebilir arayüz yapılarının geliştirilmesi için 200 milyon lira ayrılacak. Aynı bütçe, İstanbul’un yapay zeka alanındaki inovasyon kapasitesini artırmayı hedefleyen Yapay Zeka Teknolojileri Mali Destek Programı için de tahsis edildi.
Ayrıca, kurumsal şirketler ile girişimciler arasındaki bağlantıları güçlendirmek amacıyla İşbirliği İstanbul programı kapsamında 150 milyon lira destek sağlanacağı açıklandı. Dijital dönüşüm sürecinde işletmelerin desteklenmesi için bugüne kadar Türkiye genelinde 10 model fabrika kuruldu.
Bu sayı yıl sonuna kadar 15’e çıkarılacak. Açılışı gerçekleştirilen Dijital Dönüşüm Mükemmeliyet Merkezi ise KOBİ’lerin teknik ve yönetsel kapasitelerini artırmak amacıyla hizmet verecek. Merkezde geliştirilen DX360-Dijital Dönüşüm Olgunluk Seviyesi Ölçüm Sistemi sayesinde sektörlerin dijital yetkinlik seviyelerinin analiz edilmesi mümkün olacak.
Bakan Kacır, Uluslararası Yüzey Araştırmaları Merkezi’nin ise yüzey testleri, fonksiyonel kaplamalar geliştirilmesi ve korozyon dayanımının artırılması gibi kritik alanlarda hizmet vereceğini ifade etti.
Merkez, özellikle otomotiv sektöründe Ar-Ge çalışmalarına destek sağlayarak Türkiye’nin ihracat kapasitesine katkı sunacak. Bakan, bu iki merkezin ülkenin teknoloji altyapısını güçlendireceğini ve Türkiye’yi küresel bir teknoloji merkezi haline getirme hedefleri doğrultusunda önemli bir adım olduğunu vurguladı.
Kacır, dijital dönüşüm ve ileri teknoloji alanındaki bu yatırımların, girişimcilik ekosisteminin yerel ve küresel bağlantılarını artırarak İstanbul’un inovasyon ve teknoloji üssü olma konumunu güçlendireceğini belirtti. İSTKA’nın desteğiyle bu projelerin sürdürüleceğini ifade eden Bakan, açıklamasını her iki merkezin İstanbul ve Türkiye için hayırlı olması temennisiyle tamamladı.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son raporuna göre, 2024 yılı, kömür kullanımı açısından yeni bir rekorla tamamlandı. Dünya genelinde 8,7 milyar tonla zirve yapan kömür tüketimi, COVID-19 pandemisiyle düşen talebin ardından yeniden toparlanarak hızla artış gösterdi. Bu artışın temelinde, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra küresel gaz piyasasında yaşanan fiyat yükselişleri bulunuyor.
Kömür tüketimi rekor seviyeye geldi
Özellikle Çin ve Hindistan gibi ülkelerde kömür talebindeki artış, bu yükselişte belirleyici oldu. Çin, bu yıl kömür talebinde yüzde 1’lik bir artışla 4,9 milyar ton seviyesine ulaşarak dünyadaki toplam talebin önemli bir kısmını oluşturdu. Hindistan ise kömür kullanımını yüzde 5 oranında artırarak 1,3 milyar tonluk seviyeye ulaştı.
2024 yılı aynı zamanda 1,5 derece sınırının ilk kez aşıldığı ve kaydedilen en sıcak yıl olarak iklim krizine dair endişeleri daha da artırdı. Kömür kullanımı nedeniyle artan karbon emisyonları, küresel ısınmayı tetikleyen önemli bir faktör olarak öne çıkarken, özellikle elektrik üretimi için kömüre olan yüksek talep dikkat çekiyor. Ajansa göre bu yüksek talebin 2027 yılına kadar sürebileceği ancak uzun vadede düşüşe geçebileceği öngörülüyor.
Gelişmiş ekonomilerde ise kömür talebi çoktan zirve yaptı ve gerileme sürecine girdi. ABD, Kanada ve Avrupa Birliği ülkelerinde doğal gazın daha ucuz bir enerji kaynağı olarak tercih edilmesi ve karbon azaltım politikalarının sıkılaşması, kömür kullanımını azaltıyor. Örneğin, 2024 yılında ABD’de kömürle enerji üretimi yüzde 5, Avrupa Birliği’nde ise yüzde 12 oranında düşüş gösterdi. Buna karşın, Çin’in yenilenebilir enerji ve nükleer santral yatırımlarını artırarak kömüre olan bağımlılığını azaltmaya yönelik stratejileri dikkat çekiyor. Ancak, mevcut durum, iklim hedeflerine ulaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor.
Dijital teknolojiler hayatlarımızı sürekli değiştiriyor. Büyük miktarda veri üreterek, depolayarak, işleyerek ve yorumlayarak, ürün ve hizmet yelpazesini genişleterek hayatın her alanında sürekli olarak iyileştirmeler yaratıyoruz. Yeni teknolojiler birçok zorluğu ve süreci basitleştiriyor. Ancak, dijital teknolojiler ilerledikçe yasal ve etik risklerle karşılaşılıyor. Geçmişte, AI’nın geliştirilmesi veya kullanımında ayrımcılık olayları veya veri koruma düzenlemelerinin ihlalleri hakkında tekrarlanan raporlar vardı. Bu tür olaylar hem kullanıcı davranışını hem de dijital teknolojilerin sosyal kabulünü etkiliyor. Son olarak, AB AI Yasası gibi yeni yasal girişimler nedeniyle, müşterileriniz AI geliştiren veya uygulayan şirketler veya hükümet kurumları için etik ve yasal sorunları ele almanızı bekliyor.
Dijital etik ve yapay zeka
AB AI Yasası, yapay zekanın ele alınmasına ilişkin bir AB düzenlemesi taslağıdır. Büyük bir düzenleyici kurum tarafından çıkarılan ilk AI yasası olacaktır. Yasa, AI uygulamalarını farklı risk kategorilerine ayırıyor.
Ayrıca bu yasaların gerekliliğini farklı uygulama alanları ile daha iyi anlıyoruz. Örneğin işe alım prosedürünü ele alabiliriz. YZ teknolojilerinin kuruluşların işe alım ve seçme prosedürlerinde kullanımı iş uygulamalarında yaygın hale gelmiştir; buna bağlı olarak son yıllarda YZ işe alımı üzerine yapılan araştırmalar önemli ölçüde artmıştır. Ancak çeşitli makaleler YZ işe alımının potansiyel fırsatlarını ve etik risklerini vurgulamış olsa da konu henüz normatif olarak değerlendirilmemiştir.
Şirketler, başvuran işe alım sürecinin hızını ve verimliliğini artırmak için çalışıyor. Bunun için daha fazla yapay zeka (YZ) işe alım araçlarını kullanıyor. Özellikle Vodafone, KPMG, BASF veya Unilever gibi büyük şirketlerde bu uygulamaları görüyoruz. Çok sayıda gelen başvuruyu işlemek için YZ araçlarının kullanımı halihazırda iyi bir şekilde yerleşmiştir. Ancak YZ’nin işe alıma uygulanması,karar alma veetik normlar nedeniyle tartışma konusudur. Eleştiriler, insanların hayatlarını etkileyen önemli kararların YZ’ya verilmesinin sorunlu olduğunu düşünmektedir.
Finansal hizmetlerde, AI)ve GenAI, bankacılık sektörünün stratejik ufuklarını yeniden tanımlıyor. Dönüştürücü değişimin temel taşı haline geldi. GenAI’nin yeni, orijinal içerik oluşturma kapasitesi yalnızca kademeli bir ilerleme değil. Aynı zamanda bankacılığı yenilik ve verimlilikle olgunlaşmış bir geleceğe doğru iten temel varsayımlarda bir değişikliktir.
Yapay zeka destekli fintech
GPT gibi dönüştürücü mimarisiyle GenAI modelleri, bilgiyi anlama odaklı AI’dan kuantum sıçraması anlamına geliyor. Bugün, bu modeller metin, görüntü, kod ve daha fazlasının mimarları ve bankacılıkta inovasyon çağını başlatıyor. GenAI’nin stratejik dağıtımı bir trendden çok daha fazlası. Bankaların sıradan görevleri kolaylaştırırken özel hizmetler ve yenilikçi çözümler sağlıyor. Bunun için operasyonların, ürün geliştirmenin ve risk yönetiminin kapsamlı bir şekilde yeniden tasarlanmasını içeriyor.
Yapay zekanın bankacılıktaki evrimi, temel kavramlardan karmaşık, yenilikçi uygulamaların yaratılmasına doğru ilerleyerek devrim niteliğinde olmuştur.
Bu dönüşüm, otomatik bilgi yönetiminden yatırım araştırmalarına ve özel bankacılık hizmetlerine kadar mevcut AI uygulamalarının geniş yelpazesinde belirgindir. Her biri GenAI’nin dikkate değer ilerlemelerini ve potansiyelini vurgular. Özellikle Kuzey Amerika’daki büyük bankalar, bu yolculukta öncü oldu. İnovasyona, yetenek geliştirmeye ve operasyonel şeffaflığa öncülük etmek için AI’ya önemli yatırımlar yapmıştır. Yatırım stratejileri, dolandırıcılık tespit mekanizmalarının ve müşteri hizmetleri sohbet robotlarının geliştirilmesi de dahil olmak üzere çok çeşitli uygulamaları kapsamaktadır. Odak noktaları, AI süreçleri için NVIDIA çipleri gibi kritik donanımlar edinmek ve insan ve teknolojik kaynaklara stratejik yatırımlar yapmaktır. Ayrıca mevcut süreçleri iyileştirme amacı, yüksek etkili AI kullanım durumlarını keşfetme ve bunlardan yararlanma, potansiyel faydaları risklere karşı dengeleme ve yenilikçi prototipleri sağlam çözümlere ölçekleme hırsıyla birleşerek bu stratejik değişimi yönlendirmektedir.
Bir zamanlar bilim kurgu alanı olan nanoteknoloji, bugün hafife aldığımız teknolojinin çoğunun temelini oluşturuyor. Nanoteknoloji ve malzeme kullanımı olmadan, yarı iletkenler, hafif uçaklar, hatta birçok modern ilaç var olamazdı. Bu bilim ve mühendislik dalının kökleri, fizikçi Richard Feynman’ın 1959’daki ikonik sunumunda yataıyor. Sunumda, maddenin atom ölçeğinde nasıl manipüle edilebileceğini açıklamıştır. Feynman’ın çalışması 20 yıl sonrasına kadar tanınmadı, ancak artık bildiğimiz şekliyle nanoteknolojinin ‘babası’ olarak anılıyor.
Nanoteknoloji ve malzeme çalışmaları
ABD Ulusal Nanoteknoloji Girişimi’ne göre nanoteknoloji “1 ila 100 nanometrede yürütülen bilim, mühendislik ve teknoloji”dir. Bunu bağlamına oturtmak gerekirse, bir kağıt parçası 100.000 nm kalınlığındadır.
Nanoteknolojinin tam olarak kullanılabilmesi için kimyagerlerin Feynman’ın sunumu sırasında henüz var olmayan özel araçlara ihtiyacı vardı. Nanoteknoloji ve malzeme biliminde önemli bir gelişme altmışlı yıllarda atomik kuvvet mikroskobu (AFM, 1985), taramalı tünelleme mikroskobu (STM, 1981) gibi taramalı prob mikroskopi teknolojilerinin geliştirilmesiyle mümkün oldu. Bilim insanlarının nanopartikülleri görselleştirmesini sağladı. O zamandan beri yarı iletkenler yapmak için kullanılan bir teknik olan elektron ışını litografisi gibi nanopartiküller yapmak için üretim teknolojileri geliştirildi.
Yani, nano parçacıklar küçüktür. Nanoteknoloji ve malzeme bilimi çok sayıda fırsat ve uygulama sağlıyor. Çünkü bu boyuta ulaştığınızda, atomlar ve moleküller farklı davranmaya başlar. Ancak bu değişimler nano ölçekte meydana gelmesine rağmen, önemli bir değişime yol açma potansiyeline sahiptirler. Yenilikçi nanomalzemelerin yaratılması, malzeme mühendisleri nanoölçekte çalışmaya başladığında bu davranış değişikliklerinden yararlanır. Nanopartiküller elektronlarını hapsedecek kadar küçük olduğundan, kuantum etkileri yaşarlar. Nanoteknoloji, yüzey kaplamaları aracılığıyla hafif alaşımlara da uygulanabilir. Yüzey kaplamaları, örneğin sertliğini veya korozyona karşı direncini artırarak bir malzemenin davranışını değiştirebilir.
Modern iş dünyasında, yapay zekanın (AI) ve IA’in rolü anlamak kritik önemde. Ayrıca operasyonel verimlilik ve inovasyon için kritik öneme sahip. Her iki zeka türü de modern sistemlerde önemli roller oynuyor. Ancak uygulamaları ve işletmeler üzerindeki etkileri farklılık gösterir. Bu kılavuz, AI ve IA arasındaki farkları inceliyor. Ayrıca iş ortamları için belirli faydalarına odaklanmaktadır.
Artırılmış zeka ve iş optimizasyonu
Yapay zeka, genellikle insan zekası gerektiren görevleri yapana makineleri içeriyor. Buna muhakeme, öğrenme ve problem çözme gibi karmaşık süreçler dahildir. İş bağlamında, AI genellikle rutin görevleri otomatikleştirmek, veri analizini yönetiyor. Hatta genellikle insan müdahalesi gerektiren kararlar almak için kullanılır. AI, büyük miktarda bilginin insan yeteneğinin ötesinde işlenmesi gereken ortamlarda mükemmeldir. Üretkenliği ve maliyet etkinliğini önemli ölçüde artıran hız ve doğruluk sunar.
Artırılmış zeka, insan ve makine yeteneklerini birleştirerek, yapay zekadan farklı hareket ediyor. Teknolojiyi insan görevlerine entegre ediyor. Böylelikle insan gözetimine olan ihtiyacı ortadan kaldırmadan karar alma ve üretkenliği iyileştirir. İş dünyasındaki örnekler arasında gelişmiş iletişim için yardımcı teknolojiler var. Daha iyi karar desteği için gelişmiş analizler sağlıyor. Ayrıca insan girdisine ve etkileşimine izin verirken operasyonları kolaylaştıran sistemler yer alıyor.
Yapay zeka, makinelerin daha verimli performans gösterdiği görevlerde insan çabasının yerini almayı hedefliyor. IA, insan yeteneklerini tamamlamaya ve genişletmeye yarar. İşletmeler genellikle veri girişi, trend analizi ve operasyonel otomasyon gibi tekrarlayan ve veri yoğun görevler için yapay zekayı kullanır. Öte yandan IA, müşteri hizmetleri ve stratejik planlama gibi insan niteliklerinin kritik olduğu senaryolarda uygulanır.
Yapay zeka ile IA arasında seçim yapmak, bir işletmenin belirli ihtiyaçlarına ve hedeflerine bağlıdır. Yapay zeka, işlemleri işleme veya büyük veri kümelerini yönetme gibi otomasyonda faydalanan görevler için idealdir. IA, tasarım, inovasyon ve yönetim rolleri gibi insan sezgisi ve otomatik verimliliğin sinerjisini gerektiren alanlar için daha uygundur.
İklim değişikliğini düşünmek bunaltıcı olabiliyor. Nedenlerinin onlarca yıldır farkındayız. Etrafımızda, topluluklarımız ve ekosistemlerimiz üzerindeki yıkıcı etkilerine tanık oluyoruz. Ancak iklim değişikliğiyle mücadele için artık ne gerektiğini biliyoruz. Ayrıca ölçebildiğimiz bir anlamlı ilerleme kaydediyoruz. Temiz enerji, elektrikli araç teknolojisi ve enerji verimliliğinde oyun değiştirici gelişmeler her gün ortaya çıkıyor. Çin, Hindistan ve ABD gibi ülkeler, bu sorun için koordinasyon ve iş birliği yapıyor.Bunun için mücadele eden ülkeler, örnek çalışmalarla liderlik ediyorlar.
İklim değişikliği ile mücadele için teknolojik uygulamalar
İklim değişikliğiyle mücadele etmek için yapabileceğimiz en önemli şey fosil yakıt tüketimimizi büyük ölçüde azaltmaktır. Mücadele, binalarımızda, endüstriyel süreçlerimizde ve ulaşımımızda kömür, petrol ve doğal gaz yakılması gezegeni ısıtan emisyonların büyük çoğunluğundan sorumlu. Birleşmiş Milletler’e göre %75’ten fazla. Kirli enerji, iklimi değiştirmenin yanı sıra kabul edilemez ekolojik ve insan sağlığı etkileriyle de gelir.
Kömür, petrol ve gazı temiz ve verimli enerji kaynaklarıyla değiştirmeliyiz. Neyse ki, her geçen yıl temiz enerji için kazanımlar elde ediyor. Ancak Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 1,5°C Küresel Isınma Özel Raporu’na göre, bilim insanlarının iklim değişikliğinin en kötü, en ölümcül etkilerinden kaçınmak istiyorsak yapmamız gerektiğini söylediği, 2030’dan önce küresel karbon emisyonlarını 2010 seviyelerinin en az yüzde 45 altına düşürme hedefini karşılamak için daha hızlı hareket etmeliyiz. İklim değişikliği ile mücadele hedeflerine ulaşmalıyız.
Bununla birlikte mut verici işaretler var. Rüzgar ve güneş, elektrik üretiminde giderek daha büyük paylara sahip olmaya devam ediyor. 2021’de rüzgar ve güneş dünya çapında rekor seviyede %10 elektrik üretti. NRDC, temiz enerji ve nükleerin on yılın sonuna kadar ABD elektriğinin %80’ine kadarını karşılayabileceğini belirtiyor. Ayrıca bu dönüşüm gerçekleşirken, otomobil üreticileri ve hükümetler, yollardaki araçların çoğunun sıfır emisyon üreteceği bir geleceğe hazırlanıyor. Bu çalışmalar, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında büyük önem taşıyor.
Dijital sağlık ve teletıp kavramları sıklıkla birbirinin yerine kullanılıyor. Ancak birbirlerinden farklı kavramlar. Her ikisi de sağlık hizmetleri için teknolojiyi kullanmaya odaklanıyor. Ancak farklı hedefleri ve yaklaşımları var. Dijital sağlık ve teletıp arasındaki üç temel fark şunlardır:
Tele tıp, tıbbi bakımı uzaktan sunmak için teknolojiyi açıkça kullanan dijital sağlığın bir alt kümesidir. Buna video konsültasyonları, hayati belirtilerin uzaktan izlenmesi ve diğer sanal bakım biçimleri dahil olabilir. Teletıp, genellikle ruh sağlığı danışmanlığı ve acil bakım gibi durumlar için kullanılıyor. Tele tıp ve dijital sağlık uygulamaları bu bağlamda oldukça işlevseldir.
Dijital sağlık ve teletıp farkı
Dijital sağlık ise cihazlar, mobil sağlık uygulamaları, elektronik sağlık kayıtları gibi teknolojileri kapsıyor. Bu, bakımı kolaylaştırıyor ve hasta katılımını iyileştiriyor. Ayrıca veri odaklı karar almayı kolaylaştırmak için teknolojiden yararlanarak genel sağlık sonuçlarını iyileştirmeyi amaçlamaktadır.
Dijital sağlık ile tele tıp arasındaki bir diğer önemli fark, hasta katılımına odaklanmalarıdır. Tele tıp öncelikli olarak uzaktan tıbbi bakım sağlamaya odaklanırken, dijital sağlık hastaları bakımlarına dahil etmeyi vurgular . Bu, hastaların sağlık bilgilerine erişmelerini, ilerlemelerini izlemelerini sağlıyor. Ayrıca bakım ekipleriyle iletişim kurmalarını sağlayan hasta portalları gibi araçları içerebiliyor. Dijital sağlık teknolojileri ayrıca genellikle sağlıklı davranışı ve kronik rahatsızlıkların kendi kendine yönetimini teşvik eden özellikler içerir.
Son olarak, dijital sağlık ve tele tıp, sağlık sistemleriyle entegrasyon düzeyleri bakımından da farklılık gösterir . Tele tıp, genellikle sağlık hizmeti sağlayıcıları tarafından, çoğunlukla teknoloji satıcılarıyla ortaklık halinde, bağımsız bir hizmet olarak sunuluyor. Öte yandan, dijital sağlık ve tele tıp konularında yapılan entegrasyon çalışmaları, genellikle doğrudan sağlık sistemlerine entegre ediliyor.