Kızıl Gezegen Mars, günümüzdeki kurak ve çorak görünümünün altında, bir zamanlar Dünya’ya benzeyen, sulak ve kalın bir atmosfere sahip, yaşam barındırma potansiyeli yüksek bir gezegendi. Ancak milyarlarca yıl önce, henüz tam olarak anlayamadığımız bir süreçle bu canlılığını yitirdi. Irmakları ve gölleri kurudu, atmosferi ise neredeyse yok oldu. Bilim dünyası, Mars’ın bu dramatik dönüşümünün gizemini çözmek için uzun yıllardır araştırmalar yürütüyor.
Mars’ın kayıp atmosferi hakkında büyük iddia
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)’ndeki jeologlar, yaptıkları son araştırmada şaşırtıcı bir cevap bulmuş olabilirler. Bu cevaba göre, Mars’ın kayıp atmosferi aslında yok olmadı, sadece farklı bir forma dönüşerek gezegenin yüzeyini kaplayan kil tabakasının içinde hapsoldu.
Mars’ın kayıp atmosferi hakkında büyük bir iddia ortaya atıldı.
Peki bu nasıl gerçekleşti? Araştırmacılar, Mars’ın geçmişinde bolca bulunan suyun, yüzeydeki olivin adı verilen bir tür magmatik kayaçla etkileşime girdiğini düşünüyor. Bu etkileşim, atmosferdeki karbondioksitin (CO2) suya karışarak karbonik asit oluşturmasına ve bu asitin de olivini aşındırarak smektit adı verilen bir tür kil minerali oluşturmasına yol açmış olabilir.
Smektit kilinin önemli bir özelliği ise, oluşumu sırasında atmosferdeki karbondioksiti bünyesine hapsederek metan gazına dönüştürebilmesidir. MIT araştırmacıları, Mars’ın kil tabakasının kalınlığı ve yaygınlığı göz önüne alındığında, gezegenin geçmişte çok daha yoğun olan atmosferinin %80’ine kadarının bu şekilde smektit mineralleri içinde hapsolmuş olabileceğini tahmin ediyorlar.
Bu bulgular, Mars’ın geçmişine dair önemli ipuçları sunmakla kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki insanlı görevler için de yeni olasılıklar ortaya koyuyor. Eğer Mars’ın kil tabakasında bol miktarda metan gazı depolanmışsa, bu gaz gelecekteki Mars kolonileri için enerji kaynağı olarak kullanılabilir.
Elbette bu sadece bir hipotez ve kesin sonuçlara ulaşmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Ancak Mars’ın kayıp atmosferinin gizemini çözmeye bir adım daha yaklaşmış görünüyoruz.
Teknoloji dünyası, Nvidia’nın merakla beklenen yeni nesil ekran kartları olan GeForce RTX 50 serisine kilitlenmiş durumda. Özellikle serinin amiral gemisi modelleri RTX 5090 ve RTX 5080, performans meraklılarını heyecanlandıran sızıntılarla gündemde.
Nvidia RTX 5090 grafik teknolojisinde çığır mı açacak?
İddialara göre RTX 5090, 32 GB GDDR7 bellek ve 600W güç tüketimiyle sınırları zorlayacak. Bu devasa bellek kapasitesi, 512 bit’lik bir arayüzle birleştiğinde 2.00 TB/s’ye ulaşabilen dudak uçuklatan bir bant genişliği sağlayacak.
Nvidia RTX 5090 grafik teknolojisinde çığır açabilir!
Diğer yandan RTX 5080, daha mütevazı ancak yine de etkileyici bir profil çiziyor. 16 GB GDDR7 belleğe ve 400W güç tüketimine sahip olacağı söylenen kartın, önceki nesle göre performansta önemli bir sıçrama yapması bekleniyor. Her iki kartta da kullanılacak olan yeni nesil GDDR7 bellek teknolojisi ve geliştirilmiş mimari, oyunlarda ve diğer yoğun grafik uygulamalarında önemli performans artışları vaat ediyor.
Nvidia’nın bu yeni canavarları ne zaman piyasaya süreceği henüz netlik kazanmasa da, 2025’in başlarında düzenlenecek CES etkinliğinde resmi olarak tanıtılması bekleniyor. Eğer sızıntılar gerçeği yansıtıyorsa, RTX 50 serisi ekran kartları, oyun ve teknoloji dünyasında yeni bir çığ açmaya hazırlanıyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Nvidia firmasının yeni nesil ürünleri sektörde beklenen etkiyi yapabilecek mi? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
OpenAI, o1 modelinin artan düşünceliliğiyle övünürken, küçük, kendi kendini finanse eden girişim Nomi AI aynı türden bir teknoloji inşa ediyor. Matematik problemlerinden tarihsel araştırmalara kadar her şeyi düşünmek için yavaşlayan geniş kapsamlı genelci ChatGPT’nin aksine, Nomi belirli bir kullanım örneğine odaklanıyor: AI yoldaşları. Şimdi, Nomi’nin zaten gelişmiş sohbet robotları kullanıcıların mesajlarına daha iyi yanıtlar formüle etmek, geçmiş etkileşimleri hatırlamak ve daha ayrıntılı yanıtlar sunmak için ek zamana ihtiyaç duyuyor.
Nomini sohbet robotları odaklı geliştirmeler yapıyor
Bu LLM’ler daha karmaşık istekleri daha küçük sorulara bölerek çalışıyor; OpenAI’ın o1’i için bu, karmaşık bir matematik problemini ayrı adımlara dönüştürmek ve modelin doğru cevaba nasıl ulaştığını açıklamak için geriye doğru çalışmasını sağlamak anlamına gelebilir. Bu, yapay zekanın halüsinasyon görme ve yanlış bir yanıt verme olasılığının daha düşük olduğu anlamına geliyor.
LLM’sini şirket içinde kuran ve arkadaşlık sağlamak amacıyla eğiten Nomi ile süreç biraz farklı. Birisi Nomi’sine işte zor bir gün geçirdiğini söylerse, Nomi kullanıcının belirli bir takım arkadaşıyla iyi çalışmadığını hatırlayabilir ve bunun yüzünden üzgün olup olmadığını sorabilir. Nomi kullanıcıya geçmişte kişilerarası çatışmaları nasıl başarıyla azalttığını hatırlatabilir ve daha pratik tavsiyelerde bulunabilir.
Cardinell, “Nomis her şeyi hatırlıyor, ancak yapay zekanın büyük bir kısmı aslında hangi anıları kullanmaları gerektiğiyle ilgili” dedi. Birden fazla şirketin LLM’lere kullanıcı isteklerini işlemek için daha fazla zaman kazandıran teknoloji üzerinde çalışması mantıklı. 100 milyar dolarlık şirketleri yönetiyor olsunlar ya da olmasınlar, yapay zeka kurucuları ürünlerini geliştirirken benzer araştırmalara bakıyorlar.
Cardinell: “Bu tür açık bir iç gözlem adımına sahip olmak, bir Nomi yanıtını yazmaya gittiğinde gerçekten yardımcı oluyor, böylece gerçekten her şeyin tam bağlamına sahip oluyorlar. İnsanlar da konuşurken çalışma hafızamıza sahip oluyor. Hatırladığımız her şeyi aynı anda düşünmüyoruz. Bir şekilde seçip seçme yöntemimiz var” dedi.
Cardinell’in inşa ettiği teknoloji türü insanları ürkütebilir. Belki de bir bilgisayarla savunmasız kalmak konusunda kendimizi tamamen rahat hissedemeyecek kadar çok bilimkurgu filmi izledik; ya da belki de teknolojinin birbirimizle etkileşim kurma şeklimizi nasıl değiştirdiğini çoktan gördük ve o teknoloji dolu tavşan deliğine daha fazla düşmek istemiyoruz. Ancak Cardinell genel halkı düşünmüyor; Nomi AI’nın gerçek kullanıcılarını düşünüyor; onlar genellikle başka yerlerde alamadıkları destek için AI sohbet robotlarına yöneliyorlar.
Runway, yapay zeka tarafından üretilen videoyu kullanarak 100’e kadar filmi finanse etmek için 5 milyon dolar ayırdı. Yeni AI film ekosistemini başlatmak için Runway, 100’e kadar orijinal filmi finanse etmek için 5 milyon dolar nakit ve daha fazla hizmet kredisi ayırdı.
Runway’in Hundred Film Fund’ı, şirketin üretken video modelini bir şekilde kullanan herhangi bir video tabanlı projeyi başlatmaya yardımcı olmayı amaçlıyor. Şirket, blog yazısında “Geleneksel fonlama mekanizmaları genellikle daha geniş endüstri ekosistemindeki yeni ve ortaya çıkan vizyonları göz ardı ediyor” diye yazdı.
Runway yapay zeka video içeriklere odaklanıyor
Runway, özellikle “uzun metrajlı filmler, kısa filmler, belgeseller, deneysel projeler, müzik videoları” veya henüz bilinmeyen bir format oluşturan film yapımcılarına hibe olarak vermek üzere kendi parasından 5 milyon dolar ayırıyor. Ödüller ayrıca Runway kredilerinde 2 milyon dolara kadar olacak. Duyuru gönderisinde nakit tarafının “10 milyon dolara kadar büyüme potansiyeli” olduğu söyleniyor. Bunun ne anlama geldiğini sordum ve Runway Kreatif Başkanı Jamie Umpherson, “Bu fonun kapsamına nasıl yaklaştığımız konusunda olabildiğince esnek olmak istiyoruz. Yüz filmle başlıyoruz ancak zamanla daha fazlasını yapmayı umuyoruz.” dedi.
5 milyon doların 100 farklı şekilde adil ve etkili bir şekilde nasıl bölünebileceği konusuna gelince, 1 milyon dolara kadar hibe olasılıkları ortaya atılırken, Umpherson kaçamak cevap vererek, “her proje hibe değerlendirmeleri söz konusu olduğunda kendi özel üretim ihtiyaçlarına göre değerlendirilecektir” dedi.
İyi haber şu ki Runway projeler üzerinde herhangi bir mülkiyet veya kontrol iddia etmeyecek, sadece ödül sahiplerinin iki haftada bir üretim güncellemeleri göndermesini ve Runway’in nihai sonucu uygun gördüğü şekilde sergilemesine izin verecek. Tribeca film festivali kurucu ortağı Jane Rosenthal ve will.i.am gibi danışmanları olacak ve bunlar ödül sahiplerini seçmeye yardımcı olacak ve hatta belki biraz ekstra destek sunacak. Film fonu, “lütfen ürünümüzü kullanın” havasına sahip olsa da daha yeni, deneysel araçların bazen daha geleneksel yapım şirketleri tarafından reddedildiği iddiasında doğruluk payı vardır. Bazen, aksi takdirde fon bulamayan biri tarafından bir teknolojinin o çığır açan kullanımını bulmak için gerçekten de sadece biraz nakit enjeksiyonu gerekir.
Eski Brex COO’su ve şimdi unicorn fintech’in başında olan Figure, GPT’nin ipotek sektörünü altüst ettiğini söylüyor. Kredi girişimi Figure bugün, ev kredisi sürecini daha verimli hale getirmek için AI araçlarının kullanıma sunulacağını duyurdu. Şirket, kredi belgelerindeki hataları yakalamaya yardımcı olmak için GPT-4 destekli bir AI aracı piyasaya sürecek.
Kredi belgeleri yapay zeka desteğiyle daha hızlı ve doğru kontrol edilecek
2018’de kurulan Figure, tüketicilerin konut sermayesi kredi limitlerini güvence altına almalarına yardımcı olma konusunda uzmanlaşmıştır. Şirket, tamamen çevrimiçi sürecinin normalde 45 günlük bir süreci beş güne sıkıştırdığını iddia ediyor. Figure’in işinin yarısından fazlası, güneş paneli kredi şirketi GoodLeap gibi şirketlere yerleştirildiği B2B’dir.
PitchBook’a göre 1.5 milyar doların üzerinde para toplayan ve son olarak yaklaşık 3 milyar dolar değerinde olan şirket, şimdi yapay zekaya doğru bir hamle yapıyor. Bu strateji, Brex’teki COO’luk görevini bırakıp şirkete katılan yeni CEO Michael Tannenbaum tarafından duyuruldu.
Kendisinin desteklediği temel AI ürünü, kredi verme sürecindeki “bak ve karşılaştır” örneklerine yardımcı olmaktır. Birçok yasal belgede tam olarak aynı olması gereken varlığın benzersiz bir tanımı olan mülk düzeyindeki bir açıklamanın örneğini verdi. Geleneksel olarak, bir insanın açıklamanın aynı olduğundan emin olmak için 60’tan fazla sayfayı incelemesi gerekirdi. Tannenbaum, yeni özelliklerinin belgeleri doğrulamak için gereken manuel emeği ve süreyi büyük ölçüde azalttığını söyledi. Bunun, AI’nın “karmaşık süreçlerden maliyetleri düşürmesinin” bir örneği olduğunu söyledi.
Kredi başvurularındaki kişisel bilgiler göz önüne alındığında, şirketin gizlilik anlaşmalarının kesin olduğundan ve “modellerin müşteri verilerimiz üzerinde belirli bir şekilde eğitilmediğinden” emin olmak için OpenAI ile ileri geri görüşmeler yapması gerektiğini söyledi.
Özellik GPT-4’te çalışsa da baş veri sorumlusu Ruben Padron, şirketin modelden bağımsız sistemler oluşturmayı bir öncelik haline getirdiğini vurguladı. adron, Figure’ın geleceğinde çok daha fazla AI teklifi görüyor ve kredi başvuru sürecini ne kadar otomatikleştirebilirlerse hata veya önyargı olasılığının o kadar az olacağını vurguluyor.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), artan dolandırıcılık vakaları karşısında yeni önlemler almaya hazırlanıyor: Kurum, bankamatik ve kredi kartınızda kolay tahmin edilebilen şifrelerin kullanımını yasaklayacağını duyurdu. İşte yasak kapsamına girecek olan şifre kombinasyonları…
Kredi kartınızda şifre değiştirme zamanı gelmiş olabilir!
Son yıllarda yükselen enflasyonla birlikte kredi ve banka kartı kullanımı hızla artarken, bu durum beraberinde hırsızlık ve dolandırıcılık vakalarının da artmasına neden oldu. Bankaların mevcut güvenlik önlemlerinin yetersiz kalması üzerine BDDK harekete geçti.
Yapılan araştırmalar, birçok müşterinin basit ve tahmin edilmesi kolay şifreler kullandığını ortaya koydu. Bu kapsamda, sıkça tercih edilen ‘1453, ‘1923’ gibi tarihi öneme sahip yıl kombinasyonlarının yanı sıra, ‘1234,’ ‘0000’ gibi ardışık veya tekrar eden rakamlardan oluşan şifrelerin de yasaklanması planlanıyor.
BDDK’nın bu kararı, finansal güvenliği artırmayı ve tüketicileri olası dolandırıcılık vakalarından korumayı amaçlıyor. Önümüzdeki dönemde uygulamaya konulması beklenen bu yeni düzenlemeyle birlikte, vatandaşların daha karmaşık ve güvenli şifreler belirlemesi zorunlu hale gelecek.
Uzmanlar, bu adımın doğru yönde atılmış önemli bir hamle olduğunu belirtirken, tüketicilere de şifrelerini düzenli olarak değiştirmeleri ve mümkün olduğunca karmaşık kombinasyonlar kullanmaları tavsiyesinde bulunuyor. Ayrıca, bankalar da müşterilerine yönelik bilinçlendirme çalışmalarını artıracaklarını açıkladı.
Bu gelişmeler ışığında artık ünlülerin doğum tarihleri, tarihi olayları anımsatan kombinasyonlar, ünlü kulüplerin kuruluş tarihleri gibi 4’lü kombinasyonlar da yasaklanmış olacak.
Münih merkezli drone üreticisi Quantum Systems, Notion Capital ve Porsche Automobil Holding SE’den gelen yeni yatırımlarla ek bir B serisi finansman turunu tamamladı. Mevcut yatırımcılar da tura katılarak toplam finansmanını 110 milyon doların üzerine çıkardı.
Şirket, Ekim 2023’te yaptığı açıklamada, başlangıçta HV Capital ve DTCP’nin liderlik ettiği, ardından Project A, Thiel Capital, ScaleUp Fonds Bayern, Omnes Capital ve Airbus Ventures’ın geldiği turda başlangıçta yaklaşık 71 milyon dolar toplandığını söyledi.
Quantum Systems İHA finansmanı ile geliştirmelere devam edecek
Quantum, yeni yatırımları “uluslararasılaşma çabalarını hızlandırmak ve daha fazla inovasyonu finanse etmek” için kullanmayı planlıyor. Sermaye, üretim kapasitelerini artırmak ve özellikle yazılım ve yapay zekaya odaklanarak araştırma ve geliştirmeye yatırım yapmak için kullanılacak.
Quantum CEO’su ve kurucu ortağı Florian Seibel: “Yeni yatırımcılarımız Porsche SE ve Notion’ın desteğiyle sadece fon sağlamıyoruz; Avrupa’nın teknolojik egemenliği, güvenliği ve dayanıklılığı için elzem olan inovasyonu yönlendirecek ortaklıklar kuruyoruz. Bu yatırım, endüstrileri yeniden tanımlama ve kalıcı etki yaratma misyonumuza olan güveni vurguluyor. Bu yolculukta bizi destekleyen tüm yatırımcılarımıza minnettarım. Ancak bir şey kesin: güvenlik olmadan hiçbir şey değerli değildir” dedi.
Şirket, yapay zeka destekli Quantum dronlarının madencilik, inşaat, tarım, kamu hizmetleri, kamu güvenliği ve savunma gibi çeşitli endüstrilerde kullanıldığını ve bu sektörlerde havadan sensör verilerinin yakalanması, analizi ve ek işlenmesinin özellikle önemli olduğunu belirtti.
Quantum’un sistemleri arasında yer alan Trinity Pro drone’u ticari haritalama amaçlı kullanıma yönelik tasarlanırken, Vector, Scorpion ve Twister küçük insansız hava aracı sistemleri (sUAS) ve Trinity Tactical drone’u ise askeri amaçlı kullanıma yönelik üretiliyor. Quantum ve Airbus Defence & Space yakın zamanda Almanya’nın Manching kentindeki Airbus Drone Center’da AI kontrollü yedi drone’luk bir sürünün başarılı bir şekilde konuşlandırılmasını tamamladı. Ayrıca Vector İHA’ları, Ukrayna’daki savaş alanlarında olduğu gibi GPS’in engellendiği koşullarda otonom olarak ortak keşif ve hedef tespit görevlerini yerine getirebiliyor.
Rice Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, elektronik atıklardan veya e-atıklardan metalleri geri dönüştürmek için çığır açan bir yöntem geliştirdiler. Yeni yöntemleri, metal geri kazanımının verimliliğini artırmayı hedefliyor. Ayrıca, geleneksel olarak metal geri dönüşüm süreçleriyle ilişkilendirilen çevresel etkiyi azaltmayı vaat ediyor.
E-atık geri dönüşümü ile metal kazanımı
Profesör James Tour liderliğindeki araştırmacılar, çalışmada “Metal geri dönüşümü, kritik metallerin kıtlığını hafifletmede ve birincil madenciliğe olan bağımlılığı azaltmada önemli bir rol oynuyor” dedi. Hidrometalurji ve pirometalurji gibi geleneksel geri dönüşüm yöntemleri birçok zorlukla karşı karşıya. Çalışmada: “Mevcut sıvı hidrometalurji, sorunlu ikincil atık akışlarıyla birlikte önemli miktarda su ve kimyasal tüketimini içerirken , pirometalurji seçicilikten yoksundur ve önemli miktarda enerji girişi gerektirir” ifadeleri yer aldı. Ancak Rice Üniversitesi’nin yeni yöntemi bu sorunları ortadan kaldırıyor. Sıcaklıkların hassas bir şekilde kontrol edilmesine olanak sağlıyor ve böylece su, asit veya diğer çözücülere ihtiyaç duymadan metallerin hızlı bir şekilde ayrılmasını sağlıyor. Tour: “Süreçlerimiz operasyonel maliyetlerde ve sera gazı emisyonlarında önemli azalmalar sağlıyor ve bu da onu sürdürülebilir geri dönüşümde önemli bir ilerleme haline getiriyor” dedi.
Bu yenilikçi teknik, Tour’un daha önce yaptığı, flaş Joule ısıtması (FJH) olarak bilinen bir işlemle ilgili çalışmalarının bir uzantısıdır. FJH, elektrik akımı kullanılarak malzemelerin aşırı yüksek sıcaklıklara hızla ısıtılmasıdır. Bu, malzemelerin değerli metallerin çıkarılmasına olanak veren dönüşümlere uğramasına neden olur. Araştırmacılar, bir basın bülteninde, “Araştırmacılar, galyum, indiyum ve tantal gibi değerli metalleri e-atıklardan çıkarmak için FJH klorlama ve karboklorlama işlemlerini uyguladılar” ifadelerini kullandı.
Araştırma ekibi, kapasitörlerden tantal, atık ışık yayan diyotlardan (LED’ler) galyum ve kullanılmış güneş iletken filmlerinden indiyum çıkararak yaklaşımlarının etkinliğini kanıtladı. Reaksiyon koşullarını hassas bir şekilde kontrol ederek ekip, yüzde 95’i aşan bir metal saflığı ve yüzde 85’i aşan bir verim elde etmeyi başardı. Bu yeni tekniğin metal geri dönüşümü için önemli etkileri vardır. Bu atılımın etkileri çok geniş kapsamlıdır. Teknolojik ilerlemeleri ve sürdürülebilir kalkınmayı engelleyen kritik metal kıtlığı sorununu hafifletme potansiyeline sahiptir.
Meta, veri güvenliğinde yaşadığı devasa bir hatanın ardından 102 milyon dolar gibi astronomik bir ceza aldı. Şirket, milyonlarca kullanıcının şifresini şifrelenmemiş bir şekilde, düz metin olarak sakladı. Yetkililer, bu ihmalin büyük bir güvenlik açığı yarattığını ve siber saldırılara davetiye çıkardığını belirtiyor. Bu ihlal, kullanıcı güvenliğini ciddi bir şekilde riske atarken, Meta’nın itibarına da büyük darbe vurdu.
Düz Metinle Şifre Saklama Skandalı
Meta, şifre güvenliği konusunda yıllardır dikkat çekilen uyarılara rağmen, şifreleme konusunda büyük bir zafiyet gösterdi. Şifreler, veri ihlali ve kötü niyetli saldırılar karşısında en önemli savunma araçlarından biri olarak bilinirken, Meta’nın bu konuda yaptığı ihmaller teknoloji dünyasında şok etkisi yarattı. Özellikle Facebook, Instagram ve WhatsApp gibi platformlarıyla milyarlarca kullanıcıya ulaşan Meta, şifre güvenliği konusunda sorumsuz davranarak büyük bir risk aldı.
Şifrelerin şifrelenmemesi, sadece bir güvenlik ihlali değil, aynı zamanda kullanıcıların kişisel bilgilerinin kötü niyetli kişilere karşı savunmasız kalmasına neden oldu. Bu olay, Meta’nın sadece teknoloji alanındaki rekabetini değil, aynı zamanda kullanıcı güvenliğini ikinci plana attığını da gözler önüne serdi.
Yetkililerden Sert Tepki ve Cezalar
Bu olayın ardından, Meta’ya yönelik cezai yaptırımlar kaçınılmaz hale geldi. Yetkililer, 102 milyon dolarlık cezanın bu tip büyük güvenlik ihmallerine karşı bir uyarı niteliği taşıdığını belirtiyor. Yıllardır veri gizliliği ve güvenliği konularında yaşanan sorunlar, kullanıcıların kişisel bilgilerinin güvende olup olmadığına dair büyük bir belirsizlik yarattı. Meta, sadece bu ceza ile değil, aynı zamanda kullanıcılarının güvenini de kaybetme riski ile karşı karşıya.
Daha önce de Cambridge Analytica skandalıyla gündeme gelen Meta, bu sefer şifre güvenliğinde yaşadığı ihmal ile büyük bir krize sürüklendi. Veri gizliliği konusunda sürekli eleştirilen şirketin, tekrar eden bu hataları, yetkililer tarafından artık kabul edilemez olarak değerlendiriliyor. Bu ceza, sadece Meta için değil, aynı zamanda diğer büyük teknoloji şirketleri için de bir uyarı niteliği taşıyor.
Meta’dan Yeni Güvenlik Önlemleri
Meta, bu büyük olayın ardından yaptığı açıklamada, güvenlik protokollerini yenilediğini ve tüm platformlarda daha güçlü şifreleme yöntemlerine geçeceklerini açıkladı. Ancak bu açıklamalar, kullanıcılarda yeterince güven sağlamadı. Birçok kullanıcı, bu tür olayların tekrar yaşanabileceğinden endişe duyuyor ve Meta’nın gerçekten ne kadar kararlı olduğu konusunda şüphelerini sürdürüyor.
Siber güvenlik uzmanları ise Meta’nın yaşadığı bu ihlalin uzun vadede daha büyük sorunlara yol açabileceğini belirtiyor. Güvenlik açıklarının sürekli tekrar etmesi, hem teknoloji dünyasında hem de kullanıcılar arasında büyük bir güvensizlik dalgası yaratıyor. Meta, bu gibi olayların tekrar yaşanmaması için daha güçlü adımlar atmazsa, çok daha ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir.
Elektrikli araçların yaygınlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri olan şarj süreleri, Çinli otomotiv devi SAIC-GM ve batarya üreticisi CATL’nin geliştirdiği yeni bir teknolojiyle tarih olmaya hazırlanıyor. Bu iki dev şirketin ortak çalışmasıyla dünyanın en hızlı şarj olabilen elektrikli araç bataryası ortaya çıktı. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
Dünyanın en hızlı şarj olan elektrikli araç bataryası gündeme oturdu
Lityum Demir Fosfat (LFP) temelli bu yeni nesil batarya, 6C gibi son derece etkileyici bir şarj oranına ulaşıyor. Bu da sadece 5 dakikalık bir şarjla 200 kilometrenin üzerinde menzil elde edilebilmesi anlamına geliyor.
Bu devrim niteliğindeki hıza, bataryanın yapısında ve kimyasında yapılan bir dizi yenilikle ulaşılmış. Yeni formüle edilmiş bir elektrolit, batarya içinde lityum iyonlarının daha hızlı hareket etmesini sağlayarak hem şarj hızını artırıyor hem de bataryanın ömrünü uzatıyor.
Geliştirilen bu yeni batarya teknolojisi, elektrikli araçların geleceği için büyük umut vaat ediyor. Şarj sürelerinin benzinli araçlarla kıyaslanabilecek seviyelere inmesi, elektrikli araçların daha da çekici hale gelmesini ve yaygınlaşmasının önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırması bekleniyor. Çin, bu alandaki liderliğini bir kez daha kanıtlamış görünüyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
2 Ekim’de oyuncuların kalbini çalmaya hazırlanan Liar’s Bar, şimdiden oyun dünyasında ses getirmeye başladı. Steam sayfası açılır açılmaz büyük bir ilgiyle karşılaşan oyun, yalnızca bir hafta içinde 15.000’den fazla oyuncunun İstek Listesi’ne eklenmesiyle dikkatleri üzerine çekti. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
Türk yapımı Liar’s Bar oyunu, Steam’de büyük bir ilgi topladı
Bu başarının arkasında yatan en büyük etkenlerden biri, oyunun Amerika, Rusya ve Avrupa başta olmak üzere geniş bir coğrafyadan oyun severleri kendine çekmesi. Anlaşılan o ki, blöf ve stratejinin keyifli bir dille buluştuğu bu masa oyunu simülasyonu, sınırları aşan bir cazibeye sahip.
Liar’s Bar, 2 ila 4 oyuncuya kadar desteklediği çevrimiçi oynanışıyla, arkadaş gruplarını sanal bir bar ortamında buluşturuyor. Oyuncular, zekâlarını ve stratejilerini konuşturarak rakiplerini alt etmeye çalışırken, blöf yapmanın da vazgeçilmez bir taktik olduğunu keşfediyorlar. Oyunun hem Türkiye’den hem de yurt dışından oldukça olumlu geri dönüşler alması, bu heyecan verici deneyimin evrensel bir dile sahip olduğunun kanıtı gibi.
Liar’s Bar’ın göz doldatan dünyası, Jackfrags gibi oyun dünyasının önde gelen yayıncılarının da dikkatinden kaçmadı. Oyun, bu isimler tarafından da oynanıp yayınlanarak daha geniş kitlelere ulaşma fırsatı yakaladı. Bağımsız bir Türk yapımcı olarak yola çıkan Liar’s Bar ekibi, oyunun Türkiye’deki oyuncular tarafından da benimsenmesi ve yerli oyun sektörüne yeni bir soluk getirmesi için çaba gösteriyor.
Kripto para dünyasının en büyük borsalarından biri olan Binance, Türkiye’deki kullanıcılarını ilgilendiren önemli bir değişikliği duyurdu. Şirket, Türkiye’de kripto varlık hizmet sağlayıcılarına yönelik yeni yasal düzenlemeler kapsamında 27 Eylül 2024 itibarıyla web sitesi ve mobil uygulamasındaki Türkçe dil seçeneğini kaldıracağını açıkladı.
Binance, Türkiye’deki hizmetlerine devam edecek!
Alınan bu karar, Türkiye’de 02 Temmuz 2024 tarihinde kabul edilen ve tüm Türkiye merkezli olmayan kripto varlık hizmet sağlayıcılarına yeni gereklilikler getiren yasalar doğrultusunda gerçekleşti. Binance, bu değişikliğin Türkiye’deki yasal uyum çerçevesinde kaçınılmaz olduğunu belirtti.
Binance’in Türkçe dil seçeneğini kaldıracak olması, platformun genel işleyişini ve Türkiye’deki kullanıcılarına sunduğu hizmetleri etkilemeyecek. Şirket, Binance.com web sitesi ve uygulamasının İngilizce dahil olmak üzere diğer dillerde tam erişilebilir olmaya devam edeceğini duyurdu.
Dil değişikliği dışında kullanıcıların platforma olan erişimlerinde ve hizmetlerde herhangi bir kesinti yaşanmayacak. Tüm ürün ve hizmetlere her zamanki gibi kesintisiz erişim sağlanacak. Ayrıca, Türkçe müşteri hizmetleri desteğinin kesintisiz olarak devam edeceğini belirtti. Böylece kullanıcılar dil değişikliğinden etkilenmeden sorularını yöneltebilecek ve destek alabilecekler.
Binance, yasal düzenlemelere tam uyum sağlama konusunda Türkiye’deki kripto varlık ekosisteminde titiz bir çalışma yürüttüğünü ve Türkiye’deki yasal çerçeveye uygun adımlar attığını vurguladı. 2024 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen yeni yasa, Türkiye merkezli olmayan kripto varlık sağlayıcılarına belirli gereklilikler getiriyor ve bu bağlamda Binance de bu gerekliliklere tam uyum sağlamak amacıyla dil desteği konusunda değişiklik yapma kararı aldı.
Bu dil değişikliği, yalnızca web sitesi ve uygulamadaki Türkçe dil desteği ile sınırlı kalacak. Şirket, kullanıcılarının güvenliğini ve fonlarının güvende olduğunu bir kez daha vurguladı. Kullanıcılar mevcut hesaplarına işlem geçmişlerine ve varlıklarına herhangi bir kısıtlama olmadan erişebilecekler.
Nikon, yeni nesil fotoğraf makinesi Z6III ile yalnızca donanımsal yenilikler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bulut tabanlı hizmetlerle kullanıcı deneyimini yeni bir seviyeye taşıyor.
Nikon Z6III, gelişmiş sensör ve işlemci özelliklerinin yanı sıra, yaratıcı iş akışlarını optimize eden Nikon Imaging Cloud platformuyla birlikte geliyor. Bu bulut tabanlı platform, profesyonel ve amatör fotoğrafçılar için iş akışını daha hızlı, güvenli ve verimli hale getiriyor.
Nikon Imaging Cloud: Yaratıcılık buluta taşınıyor
Nikon Z6III’ün en dikkat çekici yeniliklerinden biri, kullanıcıların fotoğraf ve videolarını doğrudan buluta aktarabilmelerini sağlayan Nikon Imaging Cloud platformu. Bu platform, kullanıcıların yalnızca cihazlarında değil, bulutta da güvenle çalışmasını sağlıyor.
Otomatik yazılım güncellemeleri, görüntü yedekleme ve kişisel görüntü tarifleri gibi özellikler, fotoğrafçıların iş akışını hızlandırırken yaratıcılıklarını da artırmalarına olanak tanıyor.
Nikon Imaging Cloud’un sunduğu avantajlardan biri de üçüncü taraf platformlarla entegrasyon sağlaması. Bu sayede, kullanıcılar çektikleri görüntüleri hızla sosyal medya hesaplarına veya profesyonel işleme yazılımlarına aktarabiliyor. Platform, özellikle profesyonel fotoğrafçılar için zaman kazandıran ve güvenli bir çözüm sunuyor.
Nikon Z6III, yalnızca bir fotoğraf makinesi değil, aynı zamanda bulut tabanlı bir ekosistemin bir parçası. Bu cihaz, 24.5 Megapiksel tam kare CMOS sensörü ve EXPEED 7 işlemcisi ile yüksek performans sunarken, aynı zamanda bulut hizmetlerine sorunsuz erişim sağlıyor. Kullanıcılar, fotoğraflarını doğrudan buluta aktararak her zaman yedeklenmiş ve güncel kalabiliyor.
Bu bulut entegrasyonu, özellikle büyük veri setleri ile çalışan profesyonel fotoğrafçılar için büyük avantajlar sunuyor. Fotoğrafların güvenli bir şekilde saklanması ve ihtiyaç duyulduğunda her yerden erişilebilmesi, hem depolama alanı hem de zaman açısından verimlilik sağlıyor.
Ukraynalı haber kuruluşu Defense Express, çarşamba günü düşürülen bir Rus İHA’sının yanında tahrip olmuş bir Starlink anteni bulunduğunu bildirdi.
Yayınlanan fotoğraflarda, Starlink logosunun yer aldığı antenin seri numarası ve SpaceX’e ait bir QR kodu dikkat çekiyor. İHA, İran yapımı Shahed-136 modeliydi ve o gece Ukrayna’ya düzenlenen 32 İHA saldırısından birinde yer aldı. Önceki Shahed-136 modellerinin, Ukrayna’daki mobil operatörlere ait SIM kartlar aracılığıyla 4G ile iletişim kurduğu biliniyor.
Ancak uydu interneti anteninin İHA’ya takılması, cep telefonu sinyallerinin olmadığı yerlerde Rus askeri güçleriyle iletişim kurmanın yeni bir yolu olabilir. Starlink, SpaceX’in yörüngedeki uyduları aracılığıyla internet sinyallerini ileterek, uzun menzilli askeri görevler için bir çözüm sunuyor. Shahed-136, 1600 kilometreye kadar uçuş menziline sahip olduğundan, Rusya’nın uydu interneti sayesinde Ukrayna topraklarına derinlemesine keşif yapma ve saldırılar düzenleme kapasitesini artırabileceği endişesi doğuyor. Ukrayna da kendi İHA’larıyla iletişim kurmak için Starlink kullanıyor.
2/ This gives Shahed drones a powerful communication channel, enabling data and video transmission, as well as the ability to change flight tasks remotely as reported by @DEFENSEEXPRESSpic.twitter.com/rmX4CH48Bu
Starlink kullanımını engellemenin, ülke çapında yasaklamaktan başka bilinen bir yolu yok!
SpaceX ve Pentagon, Rus askerlerinin kaçak yollarla temin ettiği uydu hizmeti ünitelerini kullanmalarını engellemeye çalışıyor. SpaceX, Rusya’nın kendi topraklarında uydu hizmetine erişimini engelledi ancak uydu internet sistemi Ukrayna ve sınır bölgelerinde hala aktif. Şubat ayında Ukrayna, işgal altındaki bölgelerde Rus askerlerinin binlerce kaçak Starlink anteni kullandığını iddia etmişti.
SpaceX, bu konudaki yorum taleplerine henüz yanıt vermedi. Ancak Mayıs ayında Pentagon, Rusya’nın uydu interneti kullanımını engellemenin zor olduğunu belirtti. Pentagon’un uzay politikalarından sorumlu bakan yardımcısı John Plumb, “Rusya’nın Starlink ve diğer ticari iletişim sistemlerini kullanmak için yeni yollar bulmaya çalışacağından eminim.” ifadelerini kullandı.
Branding Türkiye ve 1Fikir1Marka iş birliğiyle hayata geçirilen ve “Üniversite Buluşmaları” ana temasına sahip olan EduTalks etkinlik serisinin ilki, 1 Ekim 2024 tarihinde İstanbul Kültür Üniversitesi’nde düzenlenecek. Türkiye’nin farklı şehirlerindeki üniversitelerde gerçekleştirilmesi planlanan bu etkinlik serisi, üniversite öğrencilerini sektör profesyonelleri, uzmanlar ve yöneticilerle buluşturmayı hedefliyor.
EduTalks etkinliği nedir?
Bütünleşik pazarlama kavramını merkeze alarak; pazarlama, iletişim, dijital markalaşma, girişimcilik gibi konulara dair fikir ve farkındalık yaratma misyonuyla organize edilen EduTalks, üniversiteli gençlere bilişsel farkındalık kazandırmayı amaçlıyor. Etkinlik serisinin ilk buluşması 1 Ekim 2024’te İstanbul Kültür Üniversitesi’nde gerçekleşecek.
EduTalks konuşmacıları
EduTalks’ta, pazarlama ve girişimcilik dünyasından uzman isimler bilgi ve deneyimlerini paylaşacak. 1 Ekim 2024 tarihli etkinlikte konuşacak isimler şu şekilde:
Mürsel Ferhat Sağlam (Branding Türkiye – Kurucu)
Ercan Ulusoy (1Fikir1Marka – Kurucu)
Muhammet Gider (Dvina Yazılım – Kurucu)
Ahmet Gökhan Uluçay (BST Yazılım ve İnovasyon – Yöneticisi, İKÜ Tasarım Fabrikası – Müdürü)
Etkinlikte ayrıca Aleaza Development Solutions tarafından yazılım ve robotik alanındaki girişimcilik hikayelerinin paylaşıldığı bir sunum da yapılacak. Girişimcilik dünyasında genç bir ekibin başarı yolculuğuna tanıklık edeceksiniz.
Etkinliğe kimler katılmalı?
EduTalks etkinliği, üniversite öğrencileri ve girişimcilere açık olup özellikle İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Fakültesi, Mühendislik Fakültesi öğrencileri; Halkla İlişkiler, Reklamcılık, Girişimcilik, İşletme, Pazarlama, Endüstri Mühendisliği gibi bölümlerde okuyan öğrencilere hitap ediyor. Ayrıca, marka yönetimi, dijital pazarlama, yapay zeka ve girişimcilik gibi alanlara ilgi duyan tüm katılımcılar da etkinliğe davetlidir.
EduTalks etkinliği destekçileri
EduTalks etkinliğine İstanbul Kültür Üniversitesi ev sahipliği yaparken, İKÜ Tasarım Fabrikası, İKÜ PUMA Uygulaması ve Aleaza Development Solutions gibi değerli paydaşlar da etkinliği destekleyenler arasında yer alıyor. Medya ve destek partnerleri arasında ise Haberler.com, TechInside, SonDakika.com, StartupTeknoloji gibi platformlar bulunuyor.
Etkinlik detayları ve kayıt
Tarih ve Saat: 1 Ekim 2024 – 10:00 – 14:30
Mekan: İstanbul Kültür Üniversitesi – Bakırköy Yerleşkesi / Ataköy Binası Salon: Önder Öztunalı Konferans Salonu Adres: Ataköy 7-8-9-10, E5 Karayolu Üzeri, Bakırköy Yerleşkesi, 34158 Bakırköy – Yenibosna
Ulaşım: Metrobüs ve M1 Yenikapı-Atatürk Havalimanı Metrosu Yenibosna durağında inerek İstanbul Kültür Üniversitesi Bakırköy Yerleşkesi’ne ulaşabilirsiniz.
Ücret: Etkinlik ücretsizdir. Kayıt zorunludur ve kontenjan sınırlıdır.
Güney Kore Nükleer Güvenlik ve Güvenlik Komisyonu (NSSC), Samsung üretim tesisindeki olayla ilgili Mayıs ayında başlatılan soruşturmanın sonuçlarını bugün açıkladı.
Rapora göre olay, yarı iletken levhaların üzerine uygulanan kimyasalların kalınlığını ölçmek için X-ray floresansı kullanan bir cihazın bakım çalışmaları sırasında gerçekleşti. Bu sırada güvenlik kilidi düzgün çalışmadı. Güvenlik kilidi, cihazın kalkanı çıkarıldığında X-ray tüpüne giden gücü kesmesi gerekirken, yanlış kablolama nedeniyle bu işlevini yerine getiremedi.
Sonuç olarak, iki işçi belirlenen yıllık radyasyon sınırlarını aşan miktarda X-ray ışınına maruz kaldı. NSSC’nin raporuna göre, işçilerden biri vücuduna 15 milisivert (mSv) ve derisine 94 sivert (Sv) radyasyon aldı. Diğer işçi ise 130 mSv vücut ve 28 Sv deri radyasyonuna maruz kaldı. Güney Kore’de vücut için yıllık sınır 50 mSv, deri için ise 0,5 Sv olarak belirlenmiş durumda.
İşçiler gözetim altında tutulmaya devam ediyor!
Olayın ardından her iki işçi de hayatta kalırken, sağlık durumları halen izlenmeye devam ediyor. Ortalama bir insan, doğal kaynaklardan yılda yaklaşık 3 mSv radyasyona maruz kalırken, bir göğüs röntgeni yaklaşık 0,1 mSv radyasyon içerir. İşçilerin aldıkları doz, yaklaşık olarak 150 ile 1300 göğüs röntgenine denk geliyor.
Soruşturma sürecinde Samsung’un Giheung’daki çip üretim tesisinde çalışan 37 bakım personeli ile yapılan görüşmelerde, hiç kimse kablolama hatasından sorumlu olduğunu kabul etmedi. Ayrıca, cihazın üreticisi ve Samsung tesisindeki kayıtlar da olayın nedenine dair bir ipucu vermedi.
Her ne kadar kablolama hatasının nedeni net olarak belirlenemese de NSSC, Samsung’un Atom Enerjisi Güvenlik Yasası’nı ihlal ettiğini tespit etti. Şirket, radyasyon yayan cihazların teknik standartlarına uymadığı için ₩4,5 milyon (yaklaşık 117 bin Türk Lirası), radyasyon tehlikesi önleme tedbirlerine uymadığı için ise ₩6 milyon (yaklaşık 156.051,22 Türk Lirası) para cezası aldı.
Samsung, 2024’ün ikinci çeyreğinde ₩10,44 trilyon (yaklaşık 272 milyar Türk Lirası) işletme karı ve ₩74,07 trilyon (yaklaşık 2 trilyon Türk Lirası) toplam gelir elde etti. Şirket, olayla ilgili sorulara henüz yanıt vermedi.
SAP BTP (İş ve Teknoloji Platformu) Innovation Day 2024, iş dünyasını bir araya getirerek dijitalleşmenin sunduğu yeni fırsatları ve SAP Business Technology Platform‘un (BTP) bu süreçteki rolünü ele aldı. 17 Eylül’de gerçekleştirilen etkinlikte, dijital dönüşüm süreçlerinde bulut teknolojileri, yapay zeka, veri kalitesi ve entegrasyonun ne kadar kritik bir rol oynadığı vurgulanarak, SAP’nin bu alanlarda iş dünyasına sunduğu fark yaratan çözümlerden söz edildi.
Techinside olarak etkinliği yerinde takip ettik ve yapay zeka, veri ve iş zekası dünyasındaki en son gelişmeleri, konunun uzmanlarından, yenilikleri başarıyla uygulayan firmalardan dinledik. Tüm ayrıntılar, videomuzda!
Bulut tabanlı çözümler ve iş zekası uygulamalarının iş dünyasının dijitalleşme süreçlerine nasıl etki edecek?
Platin sponsorları arasında SAP’nin iş ortaklarından IBSS ve Nagarro + MBIS’in, altın sponsorları arasında ise Detaysoft, Opentext, Renova ve S4C’nin yer aldığı etkinliğin açılışını SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan yaptı. Bulut tabanlı çözümler ve iş zekası uygulamalarının iş dünyasının dijitalleşme süreçlerine nasıl etki edeceğine değinen Candan, “Bulutun ardından iş zekası ve yapay zeka iş dünyasının gündeminde ilk sırada yer alıyor. Bulut teknolojiler evet önemli, ancak artık daha önemli olan bulutun sunduğu bağlan-kullan mantığı sayesinde hazır fonksiyonları tüketebilmek. Bunun için öncelikle Clean Core adını verdiğimiz, standart iş süreçlerini uyguladığımız, karmaşıklıktan uzak tanımlı fonksiyonlar sayesinde standart yapay zeka fonksiyonlarından faydalanabiliyoruz. Standart süreçler sayesinde bugün finanstan üretime, satıştan dağıtıma 100’den fazla uygulamaya anında ulaşabiliyorsunuz. Bu uygulamaların yarısında AI kullanılıyor. Bu sayede Clean Core, bulutun ve yapay zekanın iş süreçlerinde adaptasyonunu kolaylaştırıyor.” dedi.
SAP Güney Avrupa Business Technology Platform Bölge Müdürü Jorge Perez Garcia, dijital dönüşümün geleceğinde verinin kilit rol oynadığını belirtti. Garcia, “Veri ve algoritmayı iş süreçlerine entegre etmek, bugüne kadar gördüğümüzden çok daha ileri bir veri stratejisi gerektiriyor. Verinin tam potansiyelini anlamak, DataSphere’i kurumsal veri ambarı olarak kullanmayı ciddi bir şekilde düşündürmeye başlıyor” diyerek verinin iş süreçlerine entegre edilmesinin önemini vurguladı.
SAP Güney Avrupa Business Technology Platform Bölge Müdürü Jorge Perez Garcia
SAP EMEA İş ve Teknoloji Platformu Direktörü Vivien Boche ise SAP BTP’nin firmalara sunduğu esnekliğin önemini şu sözlerle ifade etti: “BTP, uygulama geliştirme, otomasyon, entegrasyon, veri analitiği ve yapay zeka olmak üzere beş farklı bileşeniyle iş dünyasında devrim yaratıyor.”
Apple Vision Pro ile SAP BTP entegrasyonu yeni ufuklar açıyor
Etkinlikte Apple Vision Pro ile SAP BTP entegrasyonu tanıtılırken, etkinlik katılımcılarına bu yenilikçi teknolojiyi fiziksel olarak deneyimleme fırsatı sunuldu. Vivien Boche, “Apple Vision Pro’nun SAP çözümleriyle entegrasyonu, iş dünyasında devrim yaratacak bir iş birliği olarak öne çıkıyor. SAP, Apple Vision Pro’nun sunduğu gelişmiş donanım teknolojisini kendi yazılım çözümleriyle birleştirerek kullanıcılara sınırsız ekran alanı, 3D görselleştirme ve her yerden erişim gibi avantajlar sağlıyor. Bu entegrasyon sayesinde SAP Mobile Start, SAP Analytics Cloud ve SAP Digital Boardroom gibi çözümler Apple Vision Pro üzerinden erişilebilir hale gelirken, SAP’nin İş Teknolojileri Platformu (BTP) SDK’sı da bu teknolojiye destek sunuyor. Bu yenilikçi iş birliği, sektörlerde verimliliği artırarak iş kararlarının daha etkin alınmasını mümkün kılıyor” dedi.
Doğru analiz için verinin kalitesi önemli
“Nagarro + MBIS Veri Yönetimi ve Analitikler Yönetici Ortağı Kıvanç Oktaş’ın moderasyonunda gerçekleşen “Şirketlerin Gerçek Gücü: Veri Stratejisi” oturumunda SAP Türkiye’den Kurumsal Mimar Bülent Geylan, SAP Datasphere’in büyük veri yönetimi konusunda işletmelere sağladığı avantajları paylaşırken, Maxion Wheels Proje Yöneticisi Özlem Çetin de organizasyonlarındaki verinin büyüklüğüne ve bunun şirket için olan değerine vurgu yaptı.
Özlem Çetin, Nagarro + MBIS ile hayata geçirdikleri SAP Datasphere projesi ile bu veriyi şirketteki son kullanıcılar için nasıl erişilebilir hale getirdiklerini ve bu proje sürecindeki deneyimlerini aktarırken “SAP Datasphere sayesinde farklı birimlerde kullandıkları diğer uygulamaların da SAP verisi ile daha kolay entegre olduğu ve bu verinin şirket içinde kullanım verimi ve yaygınlığı artıyor” dedi.
Nagarro + MBIS Veri Yönetimi ve Analitikler Yönetici Ortağı Kıvanç Oktaş ise “Verinin kalitesini artırmak, doğru analiz yapabilmek için kritik öneme sahip. Bu noktada Datasphere ve SAP BTP, veri yönetiminde işletmelere ciddi bir esneklik sunuyor” diyerek veri yönetiminin şirketler için stratejik bir güç olduğunu vurguladı.
Etkinlik boyunca Dijital dönüşüm ve uçtan uca entegrasyon yönetiminin önemine de değinildi. Bu başlıkta konuşan Anadolu Efes Ticari Çözümler Direktörü Alper Nüfusçu’nun moderasyonundaki oturumda, Arzum Dijital Dönüşüm ve IT Lideri Erim Yılancıoğlu, SAP BTP ile entegrasyon süreçlerini anlatırken, “Veriyi doğru şekilde entegre edebildiğinizde, iş süreçleri çok daha akıcı ve verimli hale geliyor. Bunu kendi operasyonlarımızda her gün görüyoruz” dedi. Getir ERP Uygulamaları Direktörü Sinem Baş ise entegrasyonun şirketlerdeki kritik rolünü şu sözlerle açıkladı: “Farklı sistemlerin birbiriyle uyumlu çalışması, tüm iş akışlarını iyileştiriyor ve müşteri memnuniyetini artırıyor”. Yaşar Bilgi Sistemleri Genel Müdürü Ünsal Önder ise katılımcılar ile SAP iş birliğinde gerçekleştirdikleri projelerde, uçtan uca entegrasyon yönetiminin süreçlerine sağladığı katkılardan söz etti.
SAP sayesinde, tüm iş birimleri verimli, tutarlı ve izlenebilir hale geliyor
SAP Türkiye Bulut ve İş Çözümlerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Bülent Karal’ın moderasyonunda gerçekleşen “Tavuk Dünyası Başarı Hikayesi: Lezzet Noktalarına Açılan Portal” oturumunda, SAP Türkiye Endüstri ve İnovasyon Direktörü Çağatay Özak “Tavuk Dünyası; SAP BTP servislerinin getirdiği kabiliyetler ile RISE with SAP dönüşümü sırasında “Clean Core” yaklaşımını benimsedi. Çekirdek ERP ile gerçek zamanlı entegrasyona sahip B2B portal uygulamalarını da kısa sürede hayata geçirdiler. Şimdi operasyonel mükemmellik ve yeni aşamalar için birlikte oluşturduğumuz yol haritalarındaki adımlara devam ediyorlar.” dedi.
Tavuk Dünyası CIO’su Hülya Çavuş ise “SAP BTP sayesinde restoranlarımızda hızlı ve güvenilir şekilde hizmet sunabiliyoruz. RISE with SAP dönüşüm projemizle; Tavuk Dünyası’nın hızla büyüyen yolculuğunda tüm iş birimlerimize verimli, tutarlı ve izlenebilir bir bütünsel çalışma ortamını, en etkin teknolojiler ve doğru bir mimari ile sağlamayı hedefledik. Bu amaçla projede 14 farklı modülle finans, tedarik zinciri, üretim, lojistik ve emlak yönetimi uygulamalarımızın tamamını, SAP’nin globaldeki en iyi uygulamalarına uyumlanarak kurguladık. B2B portalımızı, bayilerimizle en etkin şekilde çalışma hedefiyle SAP’nin yeni nesil geliştirme platformu Business Technology Platform (BTP) üzerinde geliştirdik” diyerek, başarıyla hayata geçen süreci özetledi.
Yapay zeka projelerinin başarısı veri kalitesine bağlı
Etkinliğin son oturumu olan “Yapay Zeka Dünyasında Veri ve İnsan Etkileşimi” başlıklı panelde yapay zekanın iş dünyasındaki geleceği ve veri ile insan etkileşimi üzerine deneyim ve öngörüler paylaşıldı. Bakioğlu Holding İş Zekası Yönetimi Süpervizörü Aslı Aydın, holdingin lokomotifi esnek ambalaj sektörünü yanı sıra gıda, bilişim, inşaat ve sigortacılık sektörlerindeki şirketleriyle de öncü hizmetler verdiklerini aktararak, SAP BTP içindeki RepBot ürünü ile ilgili devam ettikleri süreci aktardı. Aydın, 2024 yılını grup içinde insan kaynaklarının dönüşümü ve üretken yapay zeka konularına verdikleri önceliğe de dikkat çekti.
IBSS Teknoloji ve Yazılım Yönetim Kurulu Üyesi Umut Sakarkaya yapay zeka projelerinin başarılı olabilmesi ve dönüşüm projelerinde istenilen hedeflere tam olarak ulaşılabilmesi için veri kalitesinin önemine değinerek başladığı konuşmasında, SAP BTP platformunda geliştirilmiş olan Cover isimli ürünlerini tanıtarak “Veri kalitemiz ne kadar iyi olursa, yapay zeka çözümlerimiz de o kadar başarılı olur” dedi.
IBSS Teknoloji ve Yazılım Ürün ve Çözüm Geliştirme Müdürü Arzu Bayramoğlu, veri yönetiminde hız, verimlilik ve yenilikçilik konularındaki güçlü taahhütlerini ortaya koyan yenilikçi ürünleri RepBot’u anlatarak devam ettiği konuşmasında, “Veriyle en son teknolojileri nasıl harmanlayabileceğimizi her zaman araştırıyoruz” diye konuştu.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE), Marmara Denizi’nin tabanına yerleştirdiği sismometreleri 10 aylık bir araştırma sürecinin ardından TÜBİTAK Marmara Gemisi ile topladı. Japon bilim insanlarının da katkıda bulunduğu bu önemli çalışmada, toplanan veriler Marmara Bölgesi’ndeki olası depremler hakkında kritik bilgiler sunacak.
KRDAE, deniz tabanında yer alan fay hatlarının sismik hareketlerini tespit etmek amacıyla, Marmara Denizi’nin 145 metre ile 1269 metre arasında değişen derinliklerine sekiz adet deniz dibi sismometresi (OBS) yerleştirdi. TÜBİTAK Marmara Gemisi aracılığıyla başarılı bir operasyonla bu sismometreler geri alındı ve veriler analiz için laboratuvarlara gönderildi.
Bölgenin Deprem Riskini Aydınlatacak
deniz dibi sismometresi (OBS)
Toplanan veriler, Marmara Denizi’nde yer alan fay hattının özellikle İzmit Körfezi segmentindeki hareketlerini analiz etmede kullanılacak. Bu analizler, bölgedeki olası depremlerin yerleri ve büyüklükleri hakkında önemli bilgiler sunmayı hedefliyor. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi, sismik aktivitenin yüksek olduğu Marmara Bölgesi’ndeki deprem potansiyelini daha iyi anlamak için bu projeyi Japon bilim insanlarıyla birlikte sürdürüyor.
Deprem Riskini Daha İyi Anlayacağız
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, Marmara Bölgesi’ndeki bu çalışmanın önemine dikkat çekti. Özel, “Türkiye nüfusunun büyük bir kısmını ilgilendiren Marmara Denizi’nden deniz dibi sismometrelerle veri almak bizim için çok büyük bir gurur. Enstitü olarak, bu verilerle deprem riskini daha iyi anlamak için çalışmalarımıza titizlikle devam edeceğiz” dedi.
Kandilli Rasathanesi’nin bu girişimi, Türkiye’nin sismik araştırmalardaki kapasitesini artırırken, Marmara Bölgesi’nin deprem riskine karşı önceden hazırlıklı olmayı amaçlıyor.
Apple tarafından daha önce yapılan açıklamalarda bu teknolojinin çalışabilmesi için 8 GB RAM gerektiği duyurulmuştu. Ancak şimdi ortaya çıkan yeni bilgilere göre, bu özellik iPhone’larda 4 GB depolama alanına da ihtiyaç duyacak.
Apple’ın destek dökümanında yer alan “iPhone’da Apple Intelligence’ı Tanıtıyoruz” başlıklı belgeye göre, iOS 18.1 veya daha yeni bir sürümde çalışan iPhone’lar, Apple Intelligence’ın aktif olabilmesi için 4 GB’lık bir alan ayırmak zorunda.
Bu durum, iPhone 16, 16 Plus ve 16 Pro modellerinde başlangıç depolama kapasitesinin 128 GB’dan 124 GB’a düşmesine neden olurken, iPhone 16 Pro Max’te ise 256 GB’dan 252 GB’a bir azalma olacak.
Yeni özellikler, ihtiyaç duyulan depolama alanını artırabilir!
Dökümanda ayrıca, “Apple Intelligence’ın cihazda çalışan modelleri, ilerleyen dönemlerde yeni özellikler geldikçe daha fazla depolama alanı gerektirecek.” ifadesine yer verilmiş. Bu, muhtemelen iOS 19 ve sonrasında tanıtılacak yeni özelliklerin daha fazla yer kaplayacağına işaret ediyor. Ancak iOS 18 ile gelecek olan bazı gelişmiş Siri özelliklerinin de daha fazla alan talep etmesi mümkün olabilir.
Bu 4 GB’lık depolama ihtiyacının tam olarak hangi işlev için kullanılacağı şu an net değil. İlginç bir şekilde, iPad için hazırlanan benzer bir belge, aynı depolama gereksiniminden bahsetmiyor. Mac’lerde ise yalnızca M1 işlemci veya daha yeni bir çipe sahip olma şartı bulunuyor.
Apple Intelligence, aşamalı olarak iOS 18.1 ile gelecek ay kullanıma sunulacak. İlk özellikler arasında yazma araçları, metin ve bildirim özetleri, daha yetenekli ve sohbet edilebilir bir Siri ile gelişmiş Fotoğraflar arama işlevleri yer alacak. Ardından, Genmoji ve Görsel Oyun Alanı gibi resim oluşturma özelliklerinin yanı sıra, bağlamsal Siri ve ChatGPT entegrasyonu gibi yenilikler de kullanıcılara sunulacak.