Tesla hacklendi, Pwn2Own Automotive 2024 heyecanlı başladı

Trend Micro firmasına bağlı Zero Day Initiative ekibinin Tokyo’da düzenlediği ve 3 gün sürecek olan siber güvenlik zirvesi Pwn2Own Automotive başladı. Etkinliğin ilk gününde Synacktiv Ekibi (@Synacktiv), bir Tesla Modem üzerinde kök izinleri almak için üç sıfırıncı gün hatasını başarıyla zincirledikten sonra 100.000 dolar ödülü eve götürdü. Ayrıca, bir Ubiquiti Connect EV İstasyonu ve bir JuiceBox 40 Akıllı EV Şarj İstasyonunu hacklemek için iki benzersiz bug kullananan ekip ek 120.000 dolar daha kazandı.

ChargePoint Home Flex EV şarj cihazını hedef alan üçüncü bir istismar zinciri zaten biliniyordu, ancak yine de başarılı bir biçimde istismar edilebildiği gösterilen bu açık Synacktiv Ekibi’ne 16.000 dolar daha nakit para kazandırdı ve ekip yarışmanın ilk gününde toplam 295.000 dolar ödül kazanmış oldu.

Güvenlik araştırmacıları ayrıca tamamen yamalanmış birden fazla elektrikli araç şarj istasyonunu ve bilgi-eğlence sistemini başarıyla hackledi ve NCC Group EDG ekibi, Pioneer DMH-WT7600NEX bilgi-eğlence sistemini ve Phoenix Contact CHARX SEC-3100 elektrikli araç şarj cihazını hacklemek için kullandıkları sıfır gün hatalarıyla 70.000 dolar kazanarak liderlik tablosunda ikinci sırayı aldı.

Sıfır gün hataları Pwn2Own yarışması sırasında istismar edilip raporlandıktan sonra TrendMicro’nun Sıfır Gün Girişimi bunları kamuya açıklamadan önce ilgili firmaların güvenlik düzeltmeleri geliştirip yayınlamak için 90 günleri var.

Otomotiv teknolojilerine odaklanan Pwn2Own Automotive 2024 hack yarışması bu hafta Japonya’nın başkenti Tokyo’da, 24 Ocak – 26 Ocak tarihleri arasında düzenlenen Automotive World otomobil konferansı sırasında gerçekleştiriliyor. Yarışma boyunca güvenlik araştırmacıları Tesla araç içi bilgi-eğlence (IVI) sistemlerini, elektrikli araç (EV) şarj cihazlarını ve araç işletim sistemlerini (yani Automotive Grade Linux, BlackBerry QNX, Android Automotive OS) hedef alabilecekler.

Ayrıca güvenlik ekipleri bilgi-eğlence sistemi, modem, tuner, kablosuz ve otomatik pilot dahil olmak üzere Tesla Model 3/Y (Ryzen tabanlı) veya Tesla Model S/X (Ryzen tabanlı) sistemlerini hedef alan sıfır gün açıklarını da gösterecekler. En büyük ödül olarak VCSEC, ağ geçidi veya otopilot sıfırıncı gün açığı için 200.000 dolar nakit para ödülü ve bir Tesla araba ile verilecek.

Bu yılki otomotiv hack yarışmasının tam programına buradan ulaşabilirsiniz. İlk günün tam programına ve her bir yarışmanın sonuçlarına buradan ulaşabilirsiniz. Geçtiğimiz yıl Mart ayındaki Pwn2Own Vancouver 2023 yarışması sırasında güvenlik araştırmacıları 27 sıfırıncı gün (ve birkaç hata çarpışması) gösterdikten sonra 1.035.000 dolar ve bir Tesla Model 3 araba kazanmışlardı.

Revo Capital’den yeni bir yatırım daha alan Bluedot hızla gelişiyor!

Elektrikli araçlar, 2022 yılında ABD’de satılan tüm yeni otomobillerin yaklaşık %6’sını oluşturarak bir önceki yıla göre %3,1’lik bir artış gösterdi. Artış hızı biraz yavaşlasa da 2023’te de aynı oranın yani satılan tüm yeni araçlar içerisinde elektrikli araçların payının %9’a yaklaştığı rapor ediliyor. Henüz genç bir endüstri olmasına rağmen, elektrikli araçların etrafını saran ekosistem ise (elektrikli araç şarjı ve kurulumundan satış sonrası hizmetlerine, sigorta ürünleri ve park imkanlarından ödeme sistemlerine kadar çok geniş bir alan) kimileri için karmaşık olsa da pek çok fırsatı da beraberinde getiriyor. Bu fırsatları değerlendirmek üzere Selinay Filiz Parlak ve Ferhat Babacan adlı iki genç Türk girişimci tarafından 2018’de kurulan Bluedot firması ise yeni yatırım çekmeye devam ediyor.

2019 ve 2020’de çeşitli yarışmalara katılan ve KPMG raporlarına göre 2022 yılında Kalyon grubuna bağlı Kalyon Venture Capital’den 250.000 dolarlık tohum yatırımı alan firma, 2023 yılının başında aldığı bir başka tohum yatırımına ek olarak Haziran ayında Y Combinator, Leap Forward, Samsara Ventures, Operator Stack, LACI Impact Fund, Ford Driventure ve ScaleX gibi firmaların katıldığı bir yatırım turunda 5 milyon dolar yatırım almıştı. Şimdi ise firmanın Türkiye’nin en büyük girişim sermayesi Revo Capital’den yeni bir yatırım daha çekmeyi başardığı duyuruluyor.

Şarj istasyonlarında indirim, mağazalarda nakit geri ödeme

Özetle elektrikli araç sahipleri için satış sonrası deneyimi geliştirmeyi amaçlayan bir bankacılık ve ödül platformu olan Bluedot ödeme sistemi ilk fark yaratmayı başarmış durumda. ABD’de verilen hizmette bireysel araç sahipleri veya filo yöneticileri Bluedot’un banka kartına kaydoluyor ve bu kartı otomobille ilgili tüm satın alımlar için, ancak ağırlıklı olarak elektrikli araç şarjı için kullanıyorlar. Bluedot şu anda müşterilere, katılımcı EV şarj istasyonlarında kilovat saat başına 0,30 ABD doları sabit ücret ve katılımcı olmayan şarj ağlarında ücretler için% 20 nakit geri ödeme imkanı sunuyor. Müşteriler, Bluedot’un uygulamasında istasyonları buluyor ve ortak şarj şirketleriyle ücretler için doğrudan ödeme yaparak birden fazla uygulama indirme ihtiyacından kurtuluyor.

Bluedot kullanıcıları ayrıca tüm otomotiv harcamalarında %5 nakit geri ödeme ve diğer tüm harcamalar için %2 nakit geri ödeme alıyorlar. Buna ek olarak, şirket kullanıcılara yakındaki alışveriş ve yemek mekanlarında ödüller sağlıyor. Örneğin, bir müşteri arabasının şarj olmasını beklerken yerel bir kahve dükkanına gidip bir kahve içebilir ve bu alışverişten %10 nakit iadesi alabilir ya da başka bir anlaşmalı mağazada biraz alışveriş yapıp %15 nakit iadesi daha kazanabilir.

Bluedot’ın ödeme sistemleri ve sadakat kartı uygulamasına ek olarak ne gibi çözümler sunabileceği merak konusu olmakla birlikte, hala son derece genç ve dinamik bir pazar olan elektrikli araç ekosisteminde şimdiden adından söz ettirmeye başladığını belirtmek yanlış olmaz.

İngiliz şebeke suyu ve atık su firması fidye yazılım kurbanı oldu!

Fidye yazılım çeteleri, son dönemde çok farklı sektörlerden kurban seçmeye devam ediyor. Şebeke suyu, elektrik ve doğalgaz gibi kritik sistemlerin hedef alınması ise endişe verici. Black Basta adlı bir fidye yazılım grubu, İngiltere’de milyonlarca abonesi bulunan bir şebeke ve atık su firmasını hedef alırken, Southern Water adlı firma suçluların BT sistemlerine girerek “sınırlı miktarda veri” çaldıklarını doğruladı. Fidye yazılım çetesi ise çaldığını iddia ettiği pasaport ve ehliyet gibi kimlik verileri ile ev adresi, ofis adresi, doğum tarihleri, uyruklar ve e-posta adresleri dahil olmak üzere çeşitli verilerin bir kısmını yayınladı.

Southern Water konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada “Siber suçluların bazı BT sistemlerimizden veri çalındığına dair iddialarının farkındayız” diyor ve ekliyor: “Daha önce şüpheli bir faaliyet tespit etmiş ve bağımsız siber güvenlik uzmanları tarafından yürütülen bir soruşturma başlatmıştık. O zamandan bu yana sınırlı miktarda veri yayınlandı. Ancak bu noktada müşteri ilişkilerimizin ya da finansal sistemlerimizin etkilendiğine dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Hizmetlerimiz etkilenmemiştir ve normal şekilde çalışmaktadır.”

İhlalin temel nedeninin nerede yattığı belli değil. İnternete sızan bazı belgelerin üzerinde Southern Water’ın ana şirketi Greensands logoları bulunuyor. Black Basta fidye yazılım çetesi ise kişisel veriler ve kurumsal belgelerden oluşan toplam 750 GB değerinde veri çaldığını ve bunun internete sızan küçük örnekle tutarlı olduğunu söyledi. Çete, fidye ödenmediği takdirde altı gün içinde verilerin tamamen açığa çıkacağını söyledi.

Su ve atık su sektörünün geçtiğimiz yıl siber suçlular ve fidye yazılım çeteleri için giderek daha popüler bir hedef haline gelmesi, ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı’nın (CISA) sağlık ve eğitim sektörleriyle aynı derecede bu sektörle etkileşime öncelik vermesine yol açtı. Ajansın su sektörüne özel sayfasında, “EPA’nın devam eden çabalarını desteklemek ve güçlendirmek için CISA, bu sektörle ilişkili önemli düzeydeki siber ve fiziksel risk ile bu riskleri ele almak için nispeten kaynak eksikliği nedeniyle katılımlarında ve çabalarında su sektörüne öncelik vermektedir” ifadesi yer alıyor.

Türkiye, Uzay Kanunu hazırlıklarına başladı!

0

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Milli Uzay Programı çerçevesinde Uzay Kanunu’yla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Kacır, TBMM’ye Uzay Kanunu’nu götürmek istediklerini ve taslağının hazır olduğunu ifade etti.

Bakan Kacır: Uzay Kanunu taslağı hazır, yakında TBMM’de görüşülecek

Bakan Kacır, Türkiye’nin uzay alanında önemli bir başlangıç yapacağını söyledi. “Biz bunun peşinden Meclis’e Uzay Kanunu götürmek istiyoruz, taslağımız var. TUA’nın çalışmalarını da daha güçlü şekilde yapmasını sağlayacak bir taslağı hazırlamıştık” dedi.

Kacır, Uzay Kanunu’nun Türkiye Uzay Ajansı’nın (TUA) çalışmalarını daha güçlü bir zemine oturtacağını, böylece uzay sanayisinde yapılacak yatırımları ve projeleri destekleyeceğini aktardı. Kanunla birlikte Ankara’da uzay teknolojileri geliştirme bölgesi kurulacağı bilgisini paylaştı.

Kacır ayrıca ikinci astronotumuz Tuva Cihangir Atasever’in 2-3 ay içinde bir yörünge altı uçuş yapacağını açıkladı. “İlk defa zannediyorum Türkiye’de bir bilimsel olay bu kadar toplumsallaştı” ifadelerini kullandı.

Gezeravcı ile önümüzdeki günlerde 6-7 kez daha bağlantı kurulacağını ifade eden Bakan Kacır, Cuma günü de onunla birlikte Bursa’daki Uzay Merkezi’nden bağlanacaklarını söyledi. Gezeravcı’nın tecrübelerini öncelikle Türk milletine aktaracağını, sonraki aylarda ise Türkiye’nin farklı şehirlerini gezeceğini aktardı.

Alper Gezeravcı, Türkiye’nin en hızlı insanı unvanını kazanarak SpaceX’in Falcon 9 roketiyle Axiom Space’in Ax-3 göreviyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) doğru unutulmaz bir yolculuğa çıktı. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 14 gün kalacak ve 13 farklı bilimsel deneye imza atması bekleniliyor.

Fransa’dan Amazon Lojistik birimine 32 milyon euroluk ceza!

Fransa Veri Koruma kurumu CNIL, Amazon lojistik birimi depolarında çalışanlara “sürekli baskı” uygulandığını belirttiği “aşırı müdahaleci” işçi gözetimi nedeniyle Amazon’a 32 milyon euro para cezası verdi. Amazon ise şirketin AB Genel Veri Koruma Yönetmeliği’ni (GDPR) ihlal ettiği sonucuna varan komisyon kararlarını “gerçeklere aykırı” olarak nitelendirdi.

Basında çıkan haberlerin yol açtığı 2019 yılına dayanan bir soruşturmanın ardından CNIL, Amazon’un lojistik depolarında tarama hızını ölçen ve kısıtlayan sistemlerinin (çalışanlar depolardaki ürünleri çok hızlı tarama yaptığında veya bir süre tarama yapmadığında devreye giren bir gösterge dahil) ve şirketin veri toplama ve saklama uygulamalarının “aşırı” olduğunu ve GDPR’nin çeşitli maddelerini ihlal ettiğini söyledi. CNIL, Amazon depolarında çalışanların bir dakika kadar kısa olanlar da dahil olmak üzere her ürün tarama kesintisini gerekçelendirmeleri gerektiğini, bunun açık bir biçimde çalışanlar üzerinde baskı yarattığı ve bir performans değerlendirme kıstası şeklinde kullanılamayacağını belirtiyor.

CNIL ayrıca Amazon Fransa Lojistik birimi depolarındaki güvenlik kamera sistemleri hakkında da çalışanların ve ziyaretçilerin yeterince bilgilendirilmediğini bunun da mahremiyet hakları ihlaline yol açtığı görüşünde. 32 milyon euroluk cezaya sebep olan en önemli etmen ise gerek çalışanların kullandığı tarama cihazları aracılığıyla elde edilen verilerin gerekse de kamera sistemlerindeki görüntü kayıtlarının makul ve gerekli sürenin çok üzerinde (örneğin günlük veya haftalık değil 1 aylık sürelerde) saklanıyor olması.    

Amazon ise ceza kararına depo yönetim sistemlerinin aslında sektör için standart bir uygulama olduğunu belirten ve bu sistemlerin kullanım yöntemlerini gerekçelendiren uzun bir açıklama ile yanıt verdi. E-ticaret devi bırakın hata yaptığını kabul etmeyi, sistemlerin “çalışanlarının günlük hayatlarını kolaylaştırmak” ve onları “güvende ve verimli tutmak” için gerekli olduğunu iddia ediyor. Firma bir yandan da depolarındaki otomasyonu artırmaya çabalıyor.

Amazon ayrıca ticari sır (lojistik merkezindeki işleyişin detayları) ve güvenlik gerekçeleriyle, 2019 yılında CNIL tarafından gerçekleştirilen yerinde denetim ve soruşturma raporlarının kamuya açıklanmasının da önüne geçmeye çalışmış. CNIL ise bu raporların kamuya açıklanmasında bir sakınca olmadığı gibi, cezanın gerekçesinin tam olarak anlaşılması için elzem olduğunu belirterek tüm soruşturma sürecinin detaylı bir biçimde yayınlamayı tercih etti.

iOS 17.3, iPhone’ları hırsızlara karşı daha güvenli hale getiriyor

Apple, yeni iOS 17.3 güncellemesini kullanıcılara sunarak, iPhone’ların güvenliğini artırmaya yönelik önemli bir adım attı. Bu güncelleme, Çalıntı Cihaz Koruması adını taşıyan özel bir özellikle birlikte geliyor. Aktifleştirildiğinde, bu özellik hırsızların cihaz üzerindeki hassas verilere erişmesini zorlaştırarak, kullanıcıların bilgilerini güvende tutmalarına yardımcı oluyor.

Çalıntı Cihaz Koruması etkinleştirildiğinde, biyometrik kimlik doğrulaması (örneğin Face ID veya Touch ID) olmadan kredi kartı bilgilerine veya hesap şifrelerine erişim mümkün olmuyor. Bu, cihazın şifresini bilen birine bile bu verilere ulaşmayı engelliyor.

Ayrıca, güvenlikle ilgili bazı işlemler için ekstra adımlar eklenmiş durumda. Örneğin, Apple ID şifresini değiştirmek için belirli bir süre beklemek ve ardından ikinci bir biyometrik kimlik doğrulama testinden geçmek gerekiyor. Bu, izinsiz erişim girişimlerini zorlaştırmanın yanı sıra, kullanıcılara cihazlarını kayıp olarak işaretlemeleri veya uzaktan silmeleri için daha fazla zaman tanıyor.

Çalıntı Cihaz Koruması’nı etkinleştirmek için iPhone kullanıcıları şu adımları takip edebilir:

  1. Ayarlar uygulamasını açın.
  2. Face ID & Parola bölümüne gidin.
  3. Parolanızı girin ve Çalıntı Cihaz Koruması’na ilerleyin.
  4. Korumayı Aç seçeneğini seçin.

iOS 17.3 güncellemesini indirmek için Ayarlar uygulamasını açın, Genel > Yazılım Güncelleme‘yi seçin ve eğer güncelleme mevcutsa, talimatları takip ederek cihazınızı güncelleyin.

Çalıntı Cihaz Koruması, sadece cihazın fiziksel olarak çalınması durumunda değil, aynı zamanda parolanın bilinmesi durumunda da verilere erişimi kısıtlamak amacıyla tasarlanmıştır. Bu güvenlik önlemleri, iPhone kullanıcılarının cihazlarını daha güvenli hale getirmelerine ve hassas verilerini korumalarına yardımcı olacaktır.

Bu tür güvenlik özelliklerini etkinleştirmek genellikle önerilir, çünkü kısa vadeli bir çaba ile uzun vadeli güvenlik sağlar. Çalıntı Cihaz Koruması’nı etkinleştirmek, kullanıcıları ciddi güvenlik sorunlarından koruma konusunda önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.

Atık sulardan üreyi ayırma ve hidrojen üretme yöntemi geliştirildi!

ABD’deki Worcester Politeknik Enstitüsü (WPI) araştırmacıları, atık sulardan üreyi uzaklaştırmak ve potansiyel olarak hidrojen gazına dönüştürmek için çığır açan bir yöntem geliştirdi. Üre, tarımsal atık suların temizlenmesi için etkili bir çözüm olabilirken, aynı zamanda hidrojen üretimine de katkı sağlayabilir.

WPI’da Kimya Mühendisliği alanında profesör olan Xiaowei Teng liderliğindeki ekip, uzun süredir devam eden üre elektroliz sorununa umut verici bir çözüm getirdi. Üre, çevresel sorunlara yol açabilen yaygın bir tarımsal gübre olan nitrojen açısından zengin bir bileşiktir. Teng’in ekibi, üre oksidasyonunu gerçekleştirecek düşük maliyetli ve yüksek verimli elektrokatalizörler geliştirerek bu soruna çözüm sundu.

Atık sulardan

Üre, hidrojen depolama ve üretimi için potansiyel bir adaydır. Ancak, su yerine seçici olarak oksitleyen elektrokatalizörlerin eksikliği bu potansiyeli sınırlamaktadır. Teng’in ekibi, nikel ve kobalt atomlarından oluşan sinerjistik elektrokatalizörler yaratmayı başararak üre oksidasyonunu artırdı. Bu benzersiz elektronik yapılar, üre oksidasyonunun seçiciliğini geliştirerek istenmeyen su oksidasyonunu azalttı.

Profesör Teng, “Bu elektronik konfigürasyon, üre oksidasyonunun seçiciliğini geliştirmek için çok önemli bir faktördür. Ni3+ gibi daha yüksek nikel değerleri, hızlı bir reaksiyon üretirken, istenmeyen su oksidasyonunu azaltmak için elektrokimyasal aktiviteyi artırıyor” dedi.

Üre, dünya genelinde önemli bir azotlu gübre ve yem katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Ekibin bulguları, atık sulardan verimli bir şekilde hidrojen üretmenin yanı sıra, ekolojik sistemlerin uzun vadeli sürdürülebilirliğine de katkıda bulunarak ürenin kullanım biçiminde devrim yaratabilir.

Bu çığır açan çalışma, atık sulardan hem çevresel sorunları azaltan hem de temiz enerji üreten bir çözüm sunarak gelecekte sürdürülebilir enerji üretimine önemli bir adım atabilir.

Google, AT&T ve Vodafone, AST SpaceMobile’a yatırım yaptı

Dünyanın dört bir yanında genişleyen uydu tabanlı internet hizmeti rekabetinde Google, önemli bir adım atarak Starlink’in rakibi konumundaki AST SpaceMobile’a 206,5 milyon dolarlık yatırım yapma kararı aldı. Bu önemli yatırıma ek olarak, dünya genelinde mobil iletişim sektörünün devleri AT&T ve Vodafone da AST SpaceMobile’a destek vermek için aynı yönde adımlar atmaya karar verdiler.

Uydudan akıllı telefonlara internet hizmeti sunan AST SpaceMobile, alçak Dünya yörüngesindeki uydular aracılığıyla benzersiz bir erişim modeli sunarak kullanıcılarına kesintisiz bir bağlantı vaat ediyor. Bu yeni stratejik ortaklık, AST SpaceMobile’ın hizmet kapasitesini genişletmesi ve dünya genelinde daha fazla kullanıcıya ulaşmasını hedefleyen bir adım olarak öne çıkıyor.

AT&T ve Vodafone‘un, AST SpaceMobile ile işbirliği yaparak planlanan ticari hizmeti desteklemek amacıyla ağ ekipmanı satın alma siparişleri vermiş olmaları, şirketin operasyonel kapasitesini artırmak ve kullanıcılara daha güvenilir bir hizmet sunmak için attığı stratejik adımlardan sadece biridir. Bu gelişmeler, AST SpaceMobile’ın pazardaki konumunu güçlendirmesi ve Google gibi küresel teknoloji devleri ile işbirliği yaparak büyümesini sağlaması açısından büyük öneme sahiptir.

AST SpaceMobile

Google, ise AST SpaceMobile ile ortaklık yaparak Android ve ilgili cihazlarda SpaceMobile ağ bağlantısı için ürün geliştirme, test ve uygulama planları konusunda işbirliği yapmayı taahhüt etti. Bu stratejik ortaklık, Google’ın mobil teknoloji alanındaki varlığını daha da güçlendirmesi ve kullanıcılara daha geniş bir kapsama alanı sunma amacını yansıtmaktadır.

AST SpaceMobile, geçtiğimiz yıl uzay tabanlı 5G telefon görüşmesi gerçekleştirerek teknolojik potansiyelini kanıtlamıştı. Şirket, 243 uyduyu öngörerek 31 Mart’a kadar ilk 5 ticari uydusunu fırlatma hedefini belirledi. Prototip uydular, 5 MHz kanalları üzerinden veri iletiyor ancak planlanan operasyonel uydular, 40 MHz’ye kadar kapasiteyi destekleyecek şekilde tasarlandı. Bu, kullanıcılara potansiyel olarak 120 Mbps’ye kadar veri iletim hızları sunma kapasitesine sahip olacakları anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak, uydu tabanlı internet hizmeti alanındaki bu rekabet, kullanıcılara daha geniş kapsama, daha güvenilir bağlantı ve yeni nesil iletişim imkanları sunma yarışını hızlandırmaktadır. AST SpaceMobile’ın büyüme hedeflerini gerçekleştirmesi ve Google, AT&T ve Vodafone gibi devlerle işbirliği yaparak sektörde güç kazanması, gelecekteki mobil iletişim trendlerini şekillendirecek önemli bir gelişme

Zorlu Holding’de CEO değişikliği!

0

Son 10 yılı Zorlu Holding CEO’luğu olmak üzere 27 yıldır Zorlu Grubu’nda önemli görevlerde bulunan Zorlu Holding CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Yüngül’ün 21 Haziran 2024 itibarıyla kendi isteğiyle emekli olması nedeniyle, bu tarihten itibaren CEO’luk görevini Bekir Cem Köksal devralacak. 2002 yılından bu yana Zorlu Holding CFO’su olarak görev yapan, aynı zamanda halen Zorlu Holding ve çeşitli Grup şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyesi olan Köksal, 1 Şubat ve 21 Haziran 2024 tarihleri arasında Zorlu Holding CEO Yardımcılığı görevini de yürütecek. Bekir Cem Köksal Zorlu Holding CFO’luğu görevini ise 1 Mart 2024 tarihinden itibaren Vestel CFO’su Alp Dayı’ya devredecek.

Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu
Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu

Konuyla ilgili açıklama yapan Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, “1997 yılından bugüne yol arkadaşlığı yaptığımız Ömer Yüngül’e Grubumuza verdiği üstün hizmetlerden dolayı teşekkürlerimizi sunuyorum. Kendisi Grubumuzun bugünkü büyüklüğüne ulaşmasında önemli katkılarda bulundu. Vizyonu ve yenilikçi yaklaşımıyla Grubumuza benzersiz değerler katan ve insan odaklı yaklaşımıyla çalışanlarımızın gönlünde özel bir yer edinen Yüngül, CEO görevini devrettikten sonra da Grup şirketlerimizde Yönetim Kurulu Üyesi olarak tecrübelerini paylaşmaya devam edecek. Yeni CEO’muz Bekir Cem Köksal da Zorlu Holding CFO’luğu görevinin yanı sıra, Holding ve Grup şirketlerimizin Yönetim Kurulu Üyesi olarak Zorlu Grubu’nu ülkemizin en değerli markalarından biri haline getiren stratejik planların oluşmasına büyük katkılar sundu. Bekir Cem Köksal’ın devralacağı bayrağı çok daha ilerilere taşıyacağına gönülden inanıyorum. Bekir Cem Köksal’dan Zorlu Holding CFO’luğu görevini devralacak değerli yöneticimiz Alp Dayı da 25 yıldır elektrik-elektronik sektöründe Türkiye’nin ihracat şampiyonu olan Vestel Şirketler Grubu’nun CFO’su olarak edindiği engin tecrübeyi Zorlu Holding CFO’su olarak tüm Grubumuza aktaracak ve Vestel CFO’luğu görevini Vestel Finans Genel Müdür Yardımcısı olarak çok başarılı bir performans ortaya koyan Bülent Kiracıoğlu’na devredecek.

CEO’muz Ömer Yüngül’e hayatının bu yeni döneminin mutluluk getirmesini dilerken, yeni sorumluluklar üstlenen tüm yöneticilerimizi gönülden tebrik ediyor, bu atamaların kendilerine ve Grubumuza hayırlı olmasını diliyorum” dedi.  

Bekir Cem Köksal kimdir?

Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun olmasının ardından Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlayan Bekir Cem Köksal, 1990 ve 2001 yılları arasında bankacılık sektöründe görev yapmıştır. 1997 yılında Denizbank’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başlayan Bekir Cem Köksal, Zorlu Grubu’na 2002 yılında Vestel’de Finans’tan Sorumlu Başkan olarak katılmış, 2002 yılında ise Zorlu Holding CFO’luğuna atanmıştır.

1985 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Alp Dayı, 2006 yılında California Üniversitesi, UC Berkeley’den Finans diploması almıştır. 1987 yılından bu yana çeşitli sanayi kuruluşlarında mali işlerden sorumlu üst düzey yönetici olarak çalışan Alp Dayı, 1999 yılında Vestel Şirketler Grubu’na katılmıştır. 2012 yılında bu yana Vestel’in gerek yurt içi, gerekse yurt dışı iştiraklerinden sorumlu Vestel Şirketler Grubu CFO’luğunu yürütmüştür.

2001 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun olan Bülent Kiracıoğlu, 2003 ve 2015 yılları arasında yerli ve çok uluslu finansal kuruluşlarda çalışmıştır. 2015 yılında Merkezi Finans Müdürü olarak Vestel Şirketler Grubu’nda çalışmaya başlayan Bülent Kiracıoğlu, 2019 yılından bu yana Finans Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürütmüştür.

Beklenen özellik 5 yıl sonra otomobillere geri dönüyor

0

Türkiye otomotiv sektörü, son beş yılın en önemli gelişmesine tanık oluyor. O da otomobillerin yeniden bağlantılı hale gelmesi. Uzun bir aranın ardından, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile markalar arasındaki anlaşmalar sayesinde, Türk otomobil sahipleri, araçlarının çok daha fazlasını yapabileceği bir döneme adım atıyor.

Otomobiller tekrar internete erişebiliyor! Artık bağlantı kesilmiyor

Bu dönüşüm yolculuğunun ilk adımını Volvo atmış durumda. Markanın mobil uygulaması üzerinden otomobiller, artık sahipleriyle dijital bir köprü kuruyor. Volvo kullanıcıları, otomobillerinin yerini anlık olarak görebiliyor, batarya durumunu kontrol edebiliyor ve hatta uzaktan klima gibi özellikleri yönetebiliyorlar. Ayrıca, araç içinde YouTube gibi uygulamaların kullanımı da mümkün hale geliyor.

Yenilikler sadece Volvo ile sınırlı değil. Togg, Tesla ve Tofaş gibi pazarın öncü markaları zaten belirli bağlantılı araç özelliklerini sunuyordu. Ancak BTK’nın bu yeni hamlesi ile birlikte diğer markalar da benzer özellikler sunmaya başlıyor. Bu gelişme, Türkiye’deki otomobiller için bir dönüm noktası niteliğinde.

Bu adımlar, Türkiye’nin otomotiv sektörünü global trendlerle uyumlu hale getiriyor. Zira yurt dışında bağlantılı araç özellikleri, modern sürüş deneyiminin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Türkiye’deki otomobiller de bu dönüşümle sadece bir ulaşım aracı olmanın ötesine geçecek.

BTK ile markalar arasındaki bu anlaşmalar, Türkiye’de otomotiv sektörünün dijital dönüşümünün kapılarını aralıyor. Bağlantılı araçlar, sürücülere yalnızca bir yolculuk sunmuyor, aynı zamanda daha güvenli, konforlu ve eğlenceli bir deneyim vaat ediyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin otomotiv alanında küresel arenada rekabetçi ve yenilikçi bir konuma ulaşmasına katkıda bulunacak gibi görünüyor.

Bağlantılı otomobiller neden bu kadar önemli?

Otomotiv sektörü, internet teknolojilerinin entegrasyonu ile adeta bir dönüşüm yaşıyor. Direkt internet bağlantısına sahip otomobiller, sürücüler için yeni bir çağın kapılarını aralıyor. Bu özellik, sadece konfor ve eğlenceyi değil, aynı zamanda artan güvenlik standartlarını da beraberinde getiriyor. İşte, bağlantılı otomobillerin sağladığı bazı temel avantajlar ve bu teknolojinin güvenlik üzerindeki etkisi:

Konfor ve verimlilik:

  • Uzaktan kontrol imkanı:
    • Sürücüler, mobil uygulamalar üzerinden araçlarını uzaktan kontrol edebilir. Klima sistemini ayarlamak veya aracı uzaktan çalıştırmak gibi özellikler konforu önemli ölçüde artırıyor.
  • Gerçek zamanlı bilgi alışverişi:
    • Trafik durumu, hava durumu gibi bilgilerin araç ekranlarına anlık olarak yansıtılması, sürücülerin daha bilinçli kararlar almasını sağlıyor.
  • Eğlence ve bağlantı:
    • Araç içi eğlence sistemleri şüphesiz ki yolculukları daha keyifli hale getiriyor. Ayrıca sosyal medya ve e-posta gibi platformlara erişim, sürücülerin ve yolcuların hem iş hem de özel hayatlarına her zaman bağlı kalmasını sağlıyor.

Artan güvenlik:

  • Acil durum yanıtı:
    • Bağlantılı araçlar, kazalar sırasında otomatik olarak acil servislere bildirimde bulunabiliyorlar. Bu durum özellikle yaralanmalı kazalarda hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığı durumlarda büyük bir avantaj sağlıyor.
  • Araç takibi ve güvenlik uyarıları:
    • Araç çalıntı durumlarında, gerçek zamanlı takip sistemleri sayesinde aracın konumu hızla tespit edilebiliyor. Ayrıca, araç, çeşitli güvenlik uyarılarını sürücüye iletebilir, böylece potansiyel tehlikelerin önüne geçilebiliyor.
  • Gelişmiş sürüş destek sistemleri:
    • Bağlantılı otomobiller, daha gelişmiş sürüş destek sistemlerine ev sahipliği yapıyor. Bu sistemler, çarpışma önleme ve şerit takip gibi özelliklerle sürüş güvenliğini önemli ölçüde artırıyor.

Diğer:

  • Verimlilik artışı:
    • Otomobiller, performans verilerini artık anlık olarak üreticilere geri gönderebiliyor. Bu veriler, araçların daha verimli ve çevreci hale getirilmesi için kullanılıyor..
  • Yazılım güncellemeleri:
    • Direkt internet bağlantısı, araç yazılımlarının uzaktan ve düzenli olarak güncellenmesini sağlıyor. Bu sayede, otomobiller en son özellikleri ve güvenlik güncellemelerini direkt olarak üreticiden alabiliyor.

Sierra Space şişirilebilir uzay habitatı deneylerine bir yenisini ekledi

Türk girişimciler Eren ve Fatih Özmen’in sahibi olduğu Sierra Space, geliştirdiği şişirilebilir uzay habitatı prototipini havaya uçurarak ne kadar basınç kaldırabileceğini test etti. Büyük Entegre Esnek Ortam anlamına gelen ve LIFE olarak adlandırılan bu yaşam alanı, şişirildiğinde sert bir yapı gibi davranan “softgoods” ya da dokuma kumaşlardan oluşuyor.

Test, LIFE’ın maruz kaldığı basınç ne olursa olsun habitatı sağlam tutması beklenen basınç kabuğuna odaklandı. Bu katman, “yörüngede şişirildiğinde çelikten daha güçlü hale gelen” Vectran kayışlarından (Mars Rovers için kullanılan malzemeyle aynı) ve diğer yüksek mukavemetli kumaşlardan oluşuyor. Nihai Patlama Basıncı (UBP) testi, modülün patlayana kadar şişirilmesini gerektiriyordu ki bu da NASA’nın tavsiye ettiği 60.8 psi seviyesinin yüzde 27 üzerinde, 77 psi’de gerçekleşti. NASA rakamı, 15.2 psi’lik olağan maksimum çalışma basıncının dört güvenlik faktörü ile çarpılmasına dayanmakta  (patlama aşağıda yer alan videoda 5:55’te başlıyor).

Türk girişimciler Eren ve Fatih Özmen’in sahibi olduğu havacılık şirketi, ABD’de 6 farklı lokasyonda 5.000’in üzerinde personel çalıştırıyor. ABD Savunma Bakanlığı ve NASA başta olmak üzere savunma sanayi ve devlet kurumlarına projeler geliştiren havacılık firması, LIFE’ın uzayın zorlu koşullarına maruz kaldığında ne kadar dayanıklı olabileceğini test ediyor ve yıl boyunca yapının diğer kısımlarını değerlendirecek daha fazla test yapmayı planlıyor.

Tüm testleri geçerse, LIFE 2025’ten itibaren uzay görevlerinde kullanıma sunulabilir. Sierra Space, LIFE’ın kolayca bir roketin içine yerleştirilebileceğini ve “üç katlı bir apartman boyutuna” şişirilebileceğini söyledi. Birkaç LIFE modüler ünitesini bir araya getirmek, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan daha büyük bir yaşam ve çalışma alanı yaratıyor.

Sierra Space ayrıca ISS’ye kargo götürüp getirebilen ve bir pist kullanarak Dünya’ya geri dönebilen kanatlı bir yük gemisi olan Dream Chaser uzay aracıyla da dikkat çekiyor. İlk araç olan Tenacity, bir Vulcan Centaur roketi üzerinde fırlatılacak. İlk fırlatmanın bu yılın sonlarına doğru yapılması planlanıyor. Sierra Space’in CEO’su Tom Vice, “Biz Dünya’dan kaçmaya çalışan bir şirket değiliz; gezegeni terk etmemiz gerektiğini düşünen bir şirket değiliz. Kendini bu eve ve onu daha iyi hale getirmeye adamış bir şirketiz,” sözleriyle firmanın felsefesini özetliyor.

Nokia ve Oppo 5G patent anlaşması imzaladı!

Bir açıklamada Nokia, Oppo’nun anlaşmazlık dönemleri boyunca yapılmayan ödemeleri kapsayacak şekilde telif ve geriye dönük ödemeler yapacağını belirtti ve tarafların anlaşmanın şartlarını gizli tutmayı kabul ettiğini belirtti.

Anlaşma, Nokia’nın mobil teknolojilerde temel patentlerini kapsıyor ve şirket, geriye dönük ödemeler dahil olmak üzere, anlaşmadan elde edilen net satışları mevcut çeyrekte tanımaya başlayacak.

Nokia Technologies Başkanı Jenni Lukander, Oppo ile yapılan anlaşmanın ve geçtiğimiz 12 ay içinde yapılan diğer anlaşmaların, lisanslama işlerine uzun vadeli mali istikrar sağlayacağını belirtti.

Oppo’nun Baş Fikri Mülkiyet Sorumlusu Feng Ying, anlaşmanın 5G standart-temel patentler için karşılıklı lisanslamayı içerdiğini ve gelecekteki işbirlikleri için temel oluşturduğunu ekledi. “Oppo, makul telif ücretleri ve fikri mülkiyetin değerine karşılıklı saygı gösteren dostane müzakereler ve uzun vadeli bir yaklaşımı savunmaya devam ediyor.”

Nokia, 2021 yılında Avrupa’nın birçok ülkesinde Oppo’ya karşı dava açmıştı. Aralık 2023’te, bir Çin mahkemesinin 5G telif ücretleri üzerine karar vermesinin ardından Oppo, Nokia’ya uzun süredir devam eden anlaşmazlığı sonlandırma çağrısında bulunmuştu.

Türksat 6A’nın fırlatma hazırlıkları sürüyor

Türksat, yerli imkanlarla geliştirdiği Türkiye’nin ilk haberleşme uydusu Türksat 6A’nın son aşamaya geçtiğini duyurdu. uydunun dayanıklılık testleri başarıyla tamamlandı ve şu anda Türkiye’nin en büyük AR-GE projesi olan bu milli haberleşme uydusu, tamamlanma aşamasına gelmiş durumda.

Türksat 6A’nın montaj, entegrasyon ve testlerinde Türksat ve TUSAŞ işbirliğiyle ülkeye kazandırılan Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi (USET)‘nde son aşamaya gelindiği belirtiliyor. Uydunun tasarım doğrulama süreci, mühendislik modeli üretim, entegrasyon ve testleri ağustos 2022’de tamamlandı. Yörüngede görev yapacak uçuş modelinde ise entegrasyon, sistem seviyesi testleri ve son hizalama ölçümleri de başarıyla tamamlandı.

Türksat 6A’nın dayanıklılık testleri de geçilerek, uydunun fırlatma süreci ve uzay ortamına dayanıklılığı test edildi. Sistem seviyesi testler arasında işlevsel testler, ısıl vakum testleri, sinüs ve akustik testleri başarıyla tamamlandı.

Mart ayı sonuna kadar ise kompakt alan anten testi (CATR), kütle özellikleri ölçümü ve son kontrolleri tamamlanacak, ardından fırlatma için nakliye hazırlıklarına başlanacak. Türksat 6A, bu aşamadan sonra ABD’li SpaceX‘e teslim edilecek ve mevcut planlamalara göre Haziran 2024’te Falcon 9 roketiyle fırlatılacak.

Uydunun hizmete alınmasıyla birlikte, mevcut uydular yedeklenirken kapasite de artırılacak. 35 bin 786 kilometre yüksekliğe konumlanacak olan Türksat 6A, 7,5 kilovat güce sahip olacak ve Güney-Doğu Asya gibi bölgelere de hizmet verecek.

Şu anda 31 derece, 42 derece ve 50 derece doğu yörüngelerinde faaliyet gösteren Türksat, Türksat 3A, 4A, 4B, 5A ve 5B olmak üzere toplam 5 haberleşme uydusuyla dünyada 3,5 milyar nüfusa ulaşıyor. Türksat 6A’nın hizmete alınmasıyla birlikte kapsama alanı genişleyecek ve Hindistan, Tayland, Malezya ve Endonezya gibi ülkeler de Türkiye’nin kapsama alanına girecek. Böylece, kapsama alanındaki nüfus 3,5 milyardan 5 milyarın üzerine çıkacak.

Yapay zeka ile dil öğretmeni yetiştirilecek!

0

Dünya genelinde yabancı dil alanı başta olmak üzere, farklı alanlarda nitelikli öğretmen yetiştirmek için çalışmalar sürdürülürken Ankara’daki bir üniversite, uluslararası işbirliğiyle gerçekleştirdiği proje için 250 bin euro fon almaya hak kazandı. 2 yıl devam edecek projede, İngilizce sınıflarından en az 100 saat boyunca veri toplanacak. Elde edilen bulgular yapay zeka desteğiyle incelemeye hazır hale getirilecek, Konuşma Çözümlemesi araştırma yöntemiyle analiz edilecek. Böylece dil öğretmeni yetiştirme süreçlerine kanıta dayalı bilgilerle katkıda bulunulacak.

Dünya genelinde farklı alanlarda nitelikli eğitmen yetiştirmek için birçok çalışma sürdürülürken bunların başında yabancı dil geliyor. Çünkü, yabancı dil eğitiminde dil yetkinliğinin önemi kadar farklı öğrenme metotlarına da hakim olmak kritik bir rol oynuyor. Bu doğrultuda İngilizce öğretmeni yetiştirmek amacıyla harekete geçen TED Üniversitesi’nin (TEDÜ) öncülüğünde, Bartın Üniversitesi’nin yanı sıra, İsveç’teki Linköping University, Almanya’daki Potsdam University ve İspanya’daki International University of Catalonia ortaklığında hazırladığı proje, Türkiye Ulusal Ajansı’ndan 250 bin euro fon almaya hak kazandı.

TEDÜ Eğitim Fakültesi, İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ufuk Balaman koordinatörlüğünde sürdürülecek “Digital Transformation of Language Teacher Education with Data-Informed Evidence (DigiLTE)” (Veriye Dayalı Kanıtlarla Dil Öğretmeni Eğitiminin Dijital Dönüşümü) başlıklı Erasmus+ KA220 HED projesinde, paydaşların sınıf içi söylem ve dil öğretmeni yetiştirme konularındaki araştırma ve uygulama yetkinliklerinden yararlanılacak. İngilizce eğitimi verilen sınıflar, en az 100 saat boyunca izlenecek ve görüntülü kayıt alınacak. 2 yıl boyunca devam edecek projede yapay zekâ, elde edilen verilerin transkripsiyonunu, filtrelenmesini ve analize hazır hale getirilmesini otomatik olarak yapacak. Böylece lisans düzeyinde dil öğretmeni yetiştirme süreçlerine, kanıta ve veriye dayalı çıktılarla katkıda bulunulacak.

Yapay zekayla dil öğretmeni yetiştirilmesini destekleyecekler

TEDÜ’nün DigiLTE projesinde farklı ülkelerden kurumların yer almasıyla, çeşitli demografilerin ve eğitim süreçlerinin en efektif biçimde amaca yönelik olarak birleştirilmesine olanak tanınacak. İlk adımda sınıf içi etkileşimi baz alan video arşivi oluşturulacak. Söz konusu bulgular, konuşma çözümlemesi araştırma yöntemiyle incelenecek. Dijital ortamlarda açık erişimli etkileşimsel kataloglar ortaya konulacak. İlgili kataloglar, video inceleme ve ders planlama toplantıları yoluyla gruplar halinde aday eğitmenlere sunulacak.

Projeyle birlikte dijital dönüşüme yönelik veriye dayalı kanıtlarla bilimsel verilerle öğretmen yetiştirilmesi desteklenecek. Öte yandan, uygulanan kurguyla benzer mesleklerdeki gelişim süreçleri için de bir model oluşturulacak. Projenin açılış toplantısı, önümüzdeki aylarda TED Üniversitesi Eğitim Fakültesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.

Sürdürülebilir büyüme için dijital çözümler

Sürdürülebilirlik günümüzde, yalnızca çevresel faktörleri değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal kalkınmayı da içeren bütüncül bir perspektifi kapsıyor. Bu anlamda sadece çevre üzerindeki etkileriyle değil sorumlu üretimden kapsayıcılığa, dijital erişimden üretim ve hizmet modellerine kadar geniş bir çerçeve sunuyor. Şirketler ve organizasyonlar bu kapsamda üretim veya hizmet süreçlerine daha akıllı ve dijital teknolojileri entegre ederek sürdürülebilirliğe katkı sağlamak için yeni iş modelleri geliştiriyor. Geçtiğimiz 10 yılda dünya genelinde dijitalleşme alanındaki çalışmaların artması bu etkinin gücünü gösterir nitelikte. Türkiye’nin ilk SAP Gold Partner’ı Nagarro + MBIS ise bu süreçte veri analitiği araçları ve kaynak optimizasyonu çözümleriyle şirketlere en etkili dijital iş modellerinin üretilmesinde yol haritası çiziyor.

Sektörlerin geleceğine yön veriyor

Dünya Ekonomik Forumu’na göre gelecek 10 yıl içinde ekonomide yaratılan yeni katma değerin yüzde 70’inin dijital platforma dayalı iş modellerinden oluşacağı tahmin ediliyor. Nagarro + MBIS, bu öngörüden hareketle hizmet verdiği sektörlerde, sunduğu SAP odaklı çözümleriyle şirketlerin geleceğin iş modellerine yatırım yapmasına rehberlik ediyor.

Dijital teknolojiler ve yazılımlar, şirketleri daha sürdürülebilir politikalara yönlendirirken iş yapma biçimlerini de değiştiriyor. Örneğin finans sektöründeki dijital dönüşümü desteklemek amacıyla geliştirilen yazılımlar ve teknolojiler müşterilere daha erişilebilir hizmetler sunmada kritik rol oynuyor. Bu anlamda son dönemde finans sektöründe büyüme gösteren “fintech”lerin payı hem dünya hem Türkiye’de hızla yükseliyor.

Dijital çözümler yaygınlaşıyor

Bunun yanı sıra üretim odaklı sektörlerde tedarik zinciri yönetiminde sunulan dijital çözümler, ürün yaşam döngüsü boyunca sürdürülebilirliği desteklemeye katkı sağlıyor. Dijital çözümlerin yaygınlaştırılması sektörlerdeki sera gazı emisyonlarının azaltılmasını da sağlarken topluma değer katan yeni teknolojilerin ortaya çıkmasına da önayak oluyor.

Nagarro + MBIS, sunduğu veri analitiği araçları ve kaynak optimizasyonu çözümleriyle şirketler için doğru rotaların belirlenmesinden, enerji verimliliği sağlayan teknolojilere geçişe kadar bir dizi sürdürülebilir uygulamayı destekliyor. Bu şekilde müşterilerine çevresel etkilerini azaltma konusunda yardımcı oluyor. SAP çözümleri başta olmak üzere iş ortaklarının yazılım ve teknoloji yatırımlarından mümkün olan en iyi getiriyi elde etmelerini sağlayan çözümler geliştiriyor. Kaynak planlaması, tedarik zinciri, finans yönetimi ve ileri düzey analitik gibi alanlarda verimli iş süreçleri yaratılmasını mümkün kılarak organizasyonların sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunmasına yardımcı oluyor.

Nagarro + MBIS Genel Müdürü Cenk Salihoğlu, “Sürdürülebilir büyümeyi ön planda tutarak, dijital araçlarımızla şirketlere değer katacak çözümler sunuyoruz. Nagarro + MBIS olarak müşterilerimize daha etkili ve çevreci iş süreçleri oluşturmaları konusunda yardımcı oluyor, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmaları ve dijital dönüşümle geleceğin iş dünyasına şimdiden hazır olmaları konusunda çalışıyoruz. Teknolojiyi, sürdürülebilir büyümenin temel taşı olarak görüyor ve bu doğrultuda önümüzdeki süreçte de müşterilerimize en iyi dijital çözümleri sunmak konusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.

ABD seçimlerinde yapay zeka skandalı: Biden’ın sesi taklit edildi!

Yapay zeka destekli ses taklidi ile Demokrat seçmenlere yapılan sahte aramaların ardında kim veya hangi yapay zeka aracının olduğu belirsizliğini korurken, seçim sürecinde kötü niyetli yapay zeka kullanımı endişe yaratıyor.

ABD seçimlerinde yapay zeka teknolojisinin etik dışı ve yasadışı kullanımına dair endişeler artıyor. New Hampshire Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamaya göre, yapay zeka destekli bir ses, ABD Başkanı Joe Biden’ın konuşma tarzını taklit ederek, seçmenlere ulaşarak oy kullanmamaları yönünde telkinlerde bulunuyor.

Başsavcılık, bu ses taklidi girişimini, seçimlere müdahale olarak değerlendirirken, özellikle Demokrat seçmenin oy kullanmaktan vazgeçirilmeye çalışıldığı sahte telefon aramaları dikkat çekiyor. Sahte aramalarda, Cumhuriyetçilerin Donald Trump’ı desteklemek için oy kullanmaları gerektiği belirtilerek, Demokratların ise oy kullanmaktan kaçınmaları isteniyor.

ABD seçimlerinde yapay zeka hakkında Başsavcılık, bu tür telefon aramalarını soruştururken, yapılan sahte aramaların “yasadışı bir girişim” olduğunu belirtiyor. Ancak, şu an için bu yapay zeka seslerinin hangi araç veya platform tarafından oluşturulduğu netlik kazanmış değil. Sektörde faaliyet gösteren birçok firma, kısa süreli ses örnekleri kullanarak son derece gerçekçi yapay zeka destekli sesler üretebiliyor.

Bu gelişme, seçim sürecinde yapay zeka teknolojisinin kötüye kullanılmasına dair endişeleri artırırken, olayın politik bir bağlamda ele alınması da dikkat çekiyor. Ancak, Trump’ın kampanya sözcüsü, kendilerinin bu olaya karışmadıklarını belirtti. Yapay zeka teknolojisinin seçimlerdeki potansiyel kötü niyetli kullanımı, güvenlik ve etik konularında yeni tartışmalara yol açabilir.

THY yurt içi uçuşlarında sınırsız internet hizmeti başladı!

0

Türk Hava Yolları(THY) Genel Müdürü Bilal EKŞİ, X’te yurt içi uçuşları için önemli açıklamalarda bulundu. Ekşi ve THY’nin sosyal medyada yaptığı açıklamaya göre artık yurt içi uçuşlarda internet kullanımı sunulacak. İşte detaylar…

THY yurt içi internet hizmet ücreti ne kadar?

THY Genel Müdürü Bilal Ekşi, X’te yaptığı duyuruyla yurt içi uçuşlarda internet hizmetini sunmaya başladıklarını duyurdu. Ekşi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Yurt içi uçuşlarda sizlere internet imkanını sunmaktan memnuniyet duyuyoruz.” açıklamasında bulundu.

THY internet ücreti

Uçuş sırasında internet hizmeti almak isteyen THY yolcuları, sınırsız mesajlaşma paketini 150 lira, sınırsız internet paketini ise 350 lira ücret karşılığında satın alabilecek.

Paket türüÜcret
Sınırsız mesajlaşma150 TL
Sınırsız internet350 TL

Türk Hava Yolları ineternet ve mesajlaşma hizmetleri neler?

Türk Hava Yolları Business Class yolcuları ve Miles&Smiles program üyelerine ücretsiz internet hizmeti sunuyor. Üye olmayan yolcuların ise uçuş öncesinde veya uçuş esnasında internet giriş sayfasında yer alan form üzerinden Miles&Smiles program üyeliklerini yapabiliyor. Hizmetler ise şu şekilde:

Paket türüÜcretsiz kota
Miles&Smiles Elite veya Elite Plus Program Üyesi Business Class Yolcularısınırsız internet
Business Class Yolcuları1 GB ve sınırsız mesajlaşma
Miles&Smiles Elite ve Elite Plus Program Üyeleri400 MB ve Sınırsız Mesajlaşma
Miles&Smiles Classic Plus Program Üyeleri250 MB ve sınırsız mesajlaşma
Miles&Smiles Classic Program Üyelerisınırsız mesajlaşma
THY internet ücreti

Türk Hava Yolları yurt dışı internet ücreti ne kadar?

Miles&Smiles program üyeliği bulunmayan veya ücretsiz internet kotasını tüketen yolcular için ayrıca ücretli internet paketleri de mevcut. Bu paketler yalnızca uçuş esnasında satın alınıyor. Ücretler ise şu şekilde:

Paket türüÜcret
Sınırsız Mesajlaşma5 USD
100 MB8 USD
250 MB15 USD
Sınırsız İnternet (Kısa Uçuşlar)15 USD
Sınırsız İnternet (Uzun Uçuşlar)35 USD

Türk Hava Yolları internet bağlantısı yapmak için yolcuların internete bağlanma adımlarını içeren yardım videosuna uçuşları esnasında PLANET uçak içi eğlence platformundan ulaşabilirler.

SEC’in Bitcoin ETF onayı skandalı: SIM değiştirme saldırısı ile gerçekleşti!

ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), sahte bir Bitcoin ETF onayı açıklamasının arkasında SIM değiştirme dolandırıcılığı olduğunu resmi olarak duyurdu. 9 Ocak’ta SEC hesabı üzerinden yapılan açıklamada Bitcoin ETF onayının verildiği belirtilmişti. Ancak, SEC Başkanı, kendi hesabından yaptığı açıklamada, bu duyurunun gerçeği yansıtmadığını ve bir saldırıya uğrandığını bildirdi. Peki, SEC’in kurumsal hesabı nasıl hacklendi? Bitcoin fiyatındaki dalgalanmaya neden olan bu siber saldırının detayları açığa çıktı.

SEC'in Bitcoin

SIM değiştirme saldırısı gerçekleşti

SEC’in Bitcoin , saldırganların “SIM swapping attack” yöntemiyle SEC telefon numarasının kontrolünü ele geçirdiklerini belirtti. SIM değiştirme saldırısı, kötü niyetli bir kişinin sosyal mühendislik gibi tekniklerle kurbanın telefon numarasını ele geçirmesiyle gerçekleşiyor. Saldırgan daha sonra kurbanın hesaplarına giriş yapmak için kullanabileceği iki faktörlü kimlik doğrulama kodları dahil, kurbanın arama ve mesajlarına müdahale edebilir.

İki adımlı kimlik doğrulama neden işe yaramadı?

SEC’in Bitcoin skandalındaki kötü niyetli kişi, X hesabına bağlı telefon numarasının kontrolünü ele geçirdikten sonra hesap şifresini sıfırladı. SEC, çok faktörlü kimlik doğrulamanın açık olduğunu belirtse de, bu güvenlik özelliği hesaba erişim sorunları nedeniyle Temmuz 2023’te bir çalışanın talebi üzerine X desteği tarafından devre dışı bırakılmış. SEC, 9 Ocak’ta hesabın ele geçirildiğini fark ettikten sonra bu özelliği yeniden etkinleştirmiştir. SEC’in kurumsal hesaba bağlı telefon numarasının nasıl öğrenildiği ve hackerların operatörün SIM’leri değiştirmesini nasıl sağladığı konuları hala araştırılmaktadır.

RTX Remix, Açık Beta’da Kullanıma Açıldı!

0

 NVIDIA tüm mod yapımcılarına, yeni NVIDIA RTX Remix Açık Beta‘yı denemek, deneyimlemek ve geri bildirimde bulunmak amacıyla tam sürüm yayınlanana kadar ücretsiz olarak indirilebildiğini duyurdu.

Ayrıca GeForce.com adresinde ayrıntılı bir ‘Başlangıç Kılavuzu‘ da yer alıyor. 

RTX Remix Modlama Oyununu Değiştiriyor

NVIDIA, NVIDIA RTX Remix ile, modderlara, favori klasik oyunlarını ışın izleme, NVIDIA DLSS, NVIDIA Reflex, modern fizik tabanlı render (PBR) varlıkları ve üretici yapay zeka dokusu araçlarıyla yeniden tasarlamalarına olanak tanıyor.

NVIDIA Omniverse üzerine inşa edilen NVIDIA RTX Remix, DirectX 8 ve 9 oyunlarını sabit işlevli işlem hatlarıyla yeniden düzenlemeye yönelik uçtan uca bir platform. Uyumlu oyunlar ise ModDB’deki topluluk listesinde yer alıyor. Uyumlulukla ilgili teknik bilgileri Remix belgelerinde bulabilirsiniz.

Remix, iki ana bileşenden oluşuyor: Birinci bileşen, ışıklar oluşturmak ve yeniden tasarlanmış varlıkları oyun sahnesine eklemek amacıyla kullanılan bir uygulama. İkinci bileşen ise klasik oyun sahnelerini yakalamak ve yeniden tasarlanmış varlıkları oyun oynatılırken tekrar oyuna enjekte etmek için kullanılan bir runtime.

RTX Remix İş Başında

RTX Remix, NVIDIA’nın kendi Portal  oyununda RTX ile yapılan etkileyici remasterları ve modderlar tarafından oluşturulan Portal: Prelude RTX’yi başarıyla kullanıldı. Şimdi ise Orbifold Studios, RTX Remix’i kullanarak Half-Life 2An RTX Remix Project‘i geliştiriyor. Bu, tüm zamanların en yüksek puanlı oyunlarından birinin topluluk tarafından yapılan bir düzenlenmiş hali. Ravenholm için yapılan Remix güncellemelerini sergileyen en son Half-Life 2 RTX oynanış fragmanına göz atın.

RTX Remix uygulamasının Açık Beta’da yayınlanmasıyla, modcular bir sonraki seviye RTX modları geliştirebilecek.