Copilot neden ChatGPT kadar iyi değil?

Üretken yapay zekâ yarışı hız kazanırken, bu alanın öncülerinden ChatGPT’nin yaratıcısı Open AI firmasına 13 milyar dolar yatırım yapan Microsoft da yatırımının meyvelerini toplamakta ısrarcı. Yazılım devi isteseler de istemeseler de müşterilerini Copilot AI araçlarını kullanmaya zorlamak için elinden geleni yapıyor. Yeni bir rapora göre, bazı kullanıcılar bundan oldukça rahatsız. İddialar, Windows’a gömülen, Microsoft 365 ofis araçlarıyla da entegre olan Colipot’ın aslında ChatGPT kadar iyi performans göstermediği yönünde. Microsoft ise sorunun Copilot’u doğru kullanmayan ya da iki ürün arasındaki farkları anlamayan insanlardan kaynaklandığına inanıyor.

Microsoft’un Copilot’u kullanıcılara benimsetme taktikleri Windows 10 ve 11 yükseltme kampanyalarına benziyor. Redmond devi bir Pro aboneliği başlattı, Copilot uygulamasını Windows PC’lere sessizce yükledi ve kısa süre önce özel Copilot düğmelerine sahip yeni Surface Pro 10 ve Surface Laptop 6’yı piyasaya sürdü. Bu çabalara rağmen, Copilot evrensel olarak sevilmekten çok uzak. Müşteri geri bildirimlerine bakılırsa araçla ilgili en önemli şikayetlerden biri ChatGPT kadar iyi olmaması.

Microsoft bunun nedeninin müşterilerin iki ürün arasındaki farkları anlamaması olduğunu söylüyor: Microsoft 365 için Copilot, OpenAI’nin büyük dil modellerini Microsoft Graph ve Microsoft 365 uygulamalarındaki kullanıcı verileriyle birleştiren Azure OpenAI modeli üzerine inşa edilmiştir. Microsoft bunun, araçlarının ChatGPT’den daha fazla kısıtlamaya sahip olduğu anlamına geldiğini söylüyor; buna her sorgudan sonra silinmeden önce dahili verilere yalnızca geçici olarak erişmek de dahil.

Microsoft’a göre sorun üründe değil, kullanıcılarda

Bazı müşterilerin Copilot’un “iş” sürümünün neden “web” sürümüyle aynı hız ve ayrıntıyı sunmadığı konusunda kafalarının karıştığı da söyleniyor. Microsoft, kullanıcıların web verilerinin mi yoksa dahili verilerin mi sorgulandığını anlamak için iki sürüm arasında hızlı bir şekilde kıyas yapabilmeleri için bir geçiş sunuyor.

Microsoft çalışanları ayrıca birçok kullanıcının istem yazma konusunda kötü olduğunu söylüyor. Microsoft geri bildirim çalışanları, “Eğer doğru soruyu sormazsanız, yine de size doğru cevabı vermek için elinden geleni yapacaktır ve bazı şeyleri varsayabilir,” diyor ve ekliyor: “Bu bir yardımcı pilot, otopilot değil. Her şeyi doğru yapmasını beklemek yerine onunla birlikte çalışmalısınız.”

Microsoft bu konuda yaşanan kafa karışıklıklarını çözmek için Microsoft 365 için eğitimler sunan iş ortağı BrainStorm’u kullanmayı planlıyor. Yazılım devi bu sayede müşterilerin daha doğru bir kavrama yetisine sahip olabileceği ve daha iyi Copilot istemleri oluşturabileceğine inanıyor. Buna karşın analistler, firmanın ürün entegrasyonu yaptıktan sonra değil, yapmadan önce bu eğitimleri yaygınlaştırması gerektiği görüşündeler.

Microsoft, Windows ve ofis ürünlerine entegre ettiği versiyona ek olarak kısa süre önce Copilot Pro’yu da dünya genelinde kullanıma sunarken ülkemiz için satış fiyatını da aylık 720 TL olarak belirlemişti.

Samsung One UI 6.1 ve güvenlik güncellemeleri yayınladı

Samsung tarafından geliştirilen en son telefon güncellemesi One UI 6.1, sonunda 2023 model amiral gemisi modellere yayınlanmaya başladı. İlk olarak 17 Ocak tarihinde Samsung Galaxy S24 serisi için yayınlanan güncelleme bugün itibariyle Galaxy S23 serisi, Galaxy Z Fold 5, ve Galaxy Z Flip 5 cihazlarına da geldi. Sırada ise 2021 sonrası piyasaya sunulan daha fazla cihaz olacak.

Öte yandan Samsung, One UI 6.1 güncellemesinin yanı sıra eski akıllı telefonlarını yeni bir güvenlik yamasıyla güncellemeyi de unutmadı. 2021 Galaxy A52 5G ve Galaxy A32 5G modelleri Mart ayı güvenlik güncellemesini almaya başladı. Bu kapsamda Galaxy A32 5G akıllı telefonun operatör varyantı A326USQSDDDXC2 numaralı yeni bir ürün yazılımı alırken, kilitsiz versiyon A326U1UESDDDXC2 ürün yazılımına güncellendi. Galaxy A52’ye gelince, operatör kilitli varyantın aygıt yazılımı güncellemeden sonra A526U1UESCFXC6 olarak değişecek.

Mart 2024 güvenlik yaması toplam 45 güvenlik açığını gideriyor. Samsung’un önümüzdeki birkaç gün içinde Galaxy A52 5G’nin operatör kilitsiz versiyonu için bir güncelleme yayınlaması bekleniyor. Akabinde diğer One UI 6.0 telefonlar da güvenlik güncelleştirmelerini almaya başlayacaklar. Samsung, bu güvenlik güncelleştirmelerinde hangi spesifik sorunların giderildiğini duyurmamakla birlikte, aslında bu güvenlik güncellemesiyle sağlanan Android uyumluluk problemlerini gidermek. Android Mart ayı güvenlik güncellemesinde işlemci bazlı hata ve sorunlardan tutun, ek yürütme ayrıcalıkları gerekmeksizin ayrıcalıkların yerel olarak yükseltilmesine yol açabilen sistem açıklarına kadar bir dizi önemli açığı yamamıştı.

Güney Koreli firma Samsung da bir yandan kendi One UI kullanıcı arayüzünü güncellerken, bir yandan da mobil işletim sisteminin temelindeki Android işletim sistemi kaynaklı sorun ve hataları toplu olarak gidermeye çalışıyor.

Akıllı telefon pazarında krallık tacını son çeyrekte Apple’a kaptıran firma, 2023 finansal raporunda da son 15 yılın en düşük kârını açıklamıştı. Şirketin bellek yongası satışları toparlanıyor gibi gözükse de ekran, ev aletleri ve akıllı TV işletmelerindeki gelirlerin azalması dikkat çekici. Galaxy S24 ile akıllı telefon pazarının önemli oyuncularından olan firma, eski ihtişamına geri dönmek için çabalayacak.

Kripto madenciliği elektrik tüketiminde ABD ile yarışıyor!

Ön tahminler, kripto madenciliğinin 2023 yılında ABD’nin toplam elektrik tüketiminin yüzde 2,3’ünü temsil edebileceğini gösteriyor. Cornell Engineering’in yeni bir çalışması, tarihsel olarak enerji yoğun olan kripto para madenciliğinin yenilenebilir enerji dağıtımını nasıl artırabileceğini araştırıyor. Araştırma, kripto madenciliğini yeşil hidrojen teknolojisiyle stratejik olarak eşleştirmenin ekonomik faydalar sağlayabileceğini ve sektörün karbon ayak izini azaltabileceğini öne sürüyor.

Kripto madenciliği elektrik tüketiminde artışa neden oluyor

Kripto para madenciliği, muazzam hesaplama talepleri nedeniyle önemli miktarda enerji kullanımıyla ün kazandı. Kripto para birimi operasyonları küresel karbon emisyonlarına önemli ölçüde katkıda bulunmaya devam ettikçe, kripto para birimine olan yaygın ilgiyi sürdürülebilir, iklim dostu bir gelecekle bütünleştirmenin yollarını bulmak çok önemli hale geliyor.

Cornell Engineering araştırmacıları, enerji yoğun kripto madenciliği operasyonlarının yeşil hidrojen üretimiyle birleştirildiği bir senaryo öneriyor. Güneş veya rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklardan beslenen suyun elektrolizi yoluyla oluşturulan yeşil hidrojen, temiz bir enerji depolama çözümü sunuyor. Lal, “Kripto para üretimi için yeşil hidrojen altyapısı oluşturmak, yenilenebilir enerjinin büyümesini hızlandırabilir ve daha sürdürülebilir bir enerji ortamına yol açabilir” diyor.

ABD kripto para madenciliği şu anda şaşırtıcı miktarda karbon bazlı enerji tüketiyor; bu, 2022 Beyaz Saray raporuna göre tüm Arjantin ülkesinin tüketimiyle kıyaslanabilir. Bunun nedeni büyük ölçüde kripto varlıklarını doğrulamak için kullanılan enerji yoğun “iş kanıtı” mekanizmalarından kaynaklanmakta. Ön tahminler, kripto madenciliğinin 2023 yılında ABD’nin toplam elektrik tüketiminin yüzde 2,3’ünü temsil edebileceğini gösteriyor.

You: “Kripto para madenciliğinin çevresel etkisinin bilincinde olarak araştırmamız bir çözüm sunuyor. Kripto para birimlerini yeşil hidrojenin yanı sıra sanal enerji taşıyıcıları olarak yeniden tasarlayabiliriz. Bu, önemli bir çevre sorununu iklim eylemi ve daha sürdürülebilir bir gelecek için güçlü bir araca dönüştürecek” diyor. New Mexico’da tek bir Bitcoin madenciliği potansiyel olarak 78,4 megavatsaat güneş enerjisi üretebilirken, Wyoming’deki aynı süreç 265,8 megavatsaat rüzgar enerjisi üretebilir. Bu modeli gerçeğe dönüştürmek için araştırmacılar, yenilenebilir enerji ve iklim girişimlerini merkeze alan daha güçlü federal politikaları savunuyorlar.

Hipersonik drone MK1 teste başladı!

Hermeus, hipersonik planlarla Mad Max tarzı prototip drone Mk1’i test ediyor. Quarterhorse Mk1, Hermeus’un 2026 yılına kadar yeniden kullanılabilir, neredeyse hipersonik uçuşu sergileme hedefine ulaşmak için geliştirdiği bir platform. Amerikalı girişim Hermeus, yeni yüksek hızlı, insansız, jet motorlu uçağı Quarterhorse Mk1’i tanıttı. Şirkete göre bu, ilk yeniden kullanılabilir hipersonik uçağı yapma yönündeki uzun vadeli hedefine doğru atılmış bir adım daha.

Hipersonik drone MK1 testleri

Quarterhorse Mk1, göklere çıkan ilk Hermeus yapımı uçak olacak. Yüksek hızlı kalkış ve iniş yeteneklerini test etmeyi amaçlayan uçuş testlerinin 2024 sonlarında Edwards Hava Kuvvetleri Üssü’nde yapılması planlanıyor.

Şirket, bu prototip uçak aracılığıyla yüksek hız yeteneklerini kanıtlamak için Savunma İnovasyon Birimi (DIU) ile ortaklık kuruyor. Ayrıca geçen yıl DIU ile aynı amaçla çok yıllı bir sözleşme imzaladığını da açıklamıştı. Mk1 adı verilen en yeni araç, Quarterhorse’un ikinci çeşidi. Bu, şirketin 2026 yılına kadar yeniden kullanılabilir, neredeyse hipersonik uçuşu sergileme hedefine ulaşmak için geliştirdiği yüksek hızlı bir test platform.

Mk1 Hermeus’un Atlanta fabrikasında tanıtıldı. Şirket, geçen yıl uzay aracının önceki versiyonu Quarterhorse Mk0’ın yer testini gerçekleştirmişti. Hermeus’un Kurucusu ve CEO’su AJ Piplica, bununla ilgili olarak: “Bu uçağı, kelimenin tam anlamıyla peçeteden uçağa kadar sıfırdan 204 günde tasarladık ve inşa ettik. 204 gün. Buradaki standart yaklaşık 1.400 gün – 35 yıl. P80 rekorunu 61 gün farkla kaçırdık” dedi.

Şirket sonuçta iki tür hipersonik uçak üretmeyi amaçlıyor: Savunma ihtiyaçlarını karşılayacak Darkhorse adı verilen çok görevli bir drone ve bir yolcu uçağı. Raporlara göre Halcyon, faaliyete geçtiğinde New York ile Londra arasındaki mesafeyi sadece 90 dakikada kat etme kapasitesine sahip olacak. Piplica ayrıca Quarterhorse’un Mk2 adı verilen bir sonraki versiyonunun da kartlarda olduğunu paylaştı. Ona göre, daha da hızlı bir motora sahip olacak ve Mach 2.5+ hızlara ulaşacak. Piplica ayrıca ticari olarak geliştirilen türbin bazlı kombine çevrim motorunun halefi Chimera’nın da beklenenden daha erken geleceğini belirtti.

Hermeus’a göre Chimera, ilk uçağı Quarterhorse’a güç veriyor ve onun daha büyük halefi Chimera II, Darkhorse’a güç verecek. Motor, türbin çekirdeği olarak GE J85 turbojeti kullanıyor.

Çip sektörünü yeni bir kriz mi bekliyor?

Silisyum dioksit (SiO2) kristalleri veya daha bilinen adıyla kuvars; silisyum ve oksijen atomlarından oluşan sert ve kristalli bir mineraldir ve tüm dünyada oldukça yaygın olarak bulunur. Ancak ultra yüksek saflıkta kuvars, yarı iletken çipler için vazgeçilmez bir bileşendir ve dünyada bu ihtiyacı karşılayabilen en önemli yer ABD’de küçük bir Kuzey Carolina kasabasındaki iki maden. Madenlerin sahibi Sibelco, kapasiteyi artırmak için 700 milyon dolar yatırım yapıyor, ancak bu yapay zekâ kaynaklı çip talebini karşılamak için yeterli olacak mı?

Pennsylvania Üniversitesi Wharton İşletme Yüksekokulunda inovasyon ve girişimcilik dersleri veren ve aynı zamanda yapay zekânın iş ve eğitim üzerindeki etkilerini inceleyen doçent Ethan Mollick’e göre modern ekonomi bu iki madenin verimli çalışmasına bağlı. Çünkü bu madenlerden elde edilen ultra yüksek saflıktaki kuvars, silikon tabakaların rafine edilmesi için gereken potaların yapımında kullanılıyor ve dünyadaki tek tedarikçileri.

Özel endüstriyel mineralleri çıkaran, işleyen ve satan Sibelco’nun sahibi olduğu bu madenlerin sadece küresel yarı iletken endüstrisinin değil, aynı zamanda güneş fotovoltaik pazarlarının da ayrılmaz bir parçası olduğu söyleniyor. Mollick kısa süre önce attığı bir Tweet’te konuyu gündeme getirerek stratejik önemini vurguladı. Eğer madenler bir şekilde çalışmayı durdurursa, “alternatif üretme teknikleri yaygınlaştırılırken muhtemelen birkaç yıllık büyük bir kesinti ve dar boğaz yaşanacak. Üstelik bu kesinti, hızla gelişen yapay zekâ alanı da dahil olmak üzere yarı-iletken sektörü için oldukça yıkıcı olacak.”

Düşünmesi bile endişe verici bir olasılık ve Mollick’in biraz abartıp abartmadığını merak etmekte haklı. Ancak dünyanın dört bir yanındaki dijital cihazların Spruce Pine’ın eşsiz ultra yüksek saflıktaki kuvarsından küçük bir parça içerdiği gerçeğini inkâr etmek mümkün değil. Yüksek kaliteli kuvarsın önde gelen tedarikçilerinden Quartz Corp’un maden müdürü Rolf Pippert “Neredeyse her cep telefonu ve bilgisayar çipinin içinde Spruce Pine’dan gelen kuvarsı bulacağınızı düşünmek insanın aklını biraz karıştırıyor” diyor.

Kuzey Carolina’nın bu mütevazı kasabası nasıl oldu da küresel yarı iletken tedarik zincirinde böylesine büyük bir rol üstlendi? Cevap, 380 milyon yıl önce Afrika ve Kuzey Amerika’nın çarpışması sırasında oluşan eşsiz maden yatakları. Oluşumları sırasındaki yoğun ısı ve su eksikliği, benzersiz saflıkta kuvars kayası yarattı. Bu kayalar topraktan çıkarılarak kuvars çakılına dönüştürülüyor ve daha sonra işlenerek ince bir kum haline getiriliyor. Silisyum diğer minerallerden ayrılır ve daha sonra son bir öğütme işleminden geçirilir. Nihai ürün rafinerilere sevk edilen bir tozdur.

Yapay zekânın amansız yürüyüşü, çiplere ve tedarik zincirindeki malzemelere olan talebi artırmaya devam edecek. Üzerinde düşünülmesi gereken bir soru da Spruce Pine’ın buna ayak uydurup uyduramayacağı. Elbette madenlerin işletmecisi Sibelco da bu eğilimleri fark etti ve geçen yıl IOTA markası altında satılan ürüne olan talebi gerekçe göstererek Spruce Pine tesisinde yüksek saflıkta kuvars kapasitesini iki katına çıkarmak için 200 milyon dolarlık bir yatırım yaptığını duyurdu. Şirket 2024 ve 2027 yılları arasında 500 milyon dolar daha yatırım yapacak.

Buna rağmen analistler, yeni üretim modelleri ve teknikleri geliştirmenin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorlar. Mümkünse iş işten geçmeden…

Güneş’ten yedi kat daha sıcak yapay Güneş üretildi!

Güney Kore’nin ‘yapay güneşi’ Güneş’in çekirdek sıcaklığının 7 katına ulaşıyor. KSTAR füzyon reaktörü, 100 milyon dereceyi 100 saniyeden fazla koruyarak yeni bir H modu rekoru kırdı. Kore Füzyon Enerjisi Enstitüsü’nün (KFE) Kore Süper İletken Tokamak İleri Araştırma (KSTAR) füzyon reaktörü ilk kez Güneş’in çekirdeğinin sıcaklığının yedi katı sıcaklığa ulaştı.

Yapay güneş uzay çalışmalarını hızlandırabilir

Aralık 2023 ile Şubat 2024 arasındaki testler sırasında elde edilen bu başarı, füzyon reaktörü projesi için yeni bir rekor kırdı. Reaktör raporunun arkasındaki araştırmacılar olan KSTAR, sıcaklığı 48 saniye boyunca 100 milyon santigrat derece seviyesinde tutmayı başardı. Referans olarak alacağımız, Güneşimizin çekirdeğinin sıcaklığı 15 milyon santigrat derece.

Ayrıca yüksek sınırlama modunu (H modu) 100 saniyeden fazla korudu. H modu, düşük sınırlama moduna göre daha iyi sınırlandırılmış stabil bir plazma durumu. Bu aynı zamanda KSTAR’ın birçok başarısının sonuncusu. Örneğin 2021’de KSTAR, bir milyon derecede koşarak ve 30 saniye boyunca süper sıcak plazmayı koruyarak yeni bir rekor kırdı.

Füzyon, yıldızlardan ışık ve ısı üreten sürecin aynısını taklit eden bir süreç. Bu, alandaki uzmanların sınırsız, sıfır karbonlu elektrik elde etmeyi umdukları muazzam gücü açığa çıkarmak için hidrojen ve diğer hafif elementlerin kaynaşmasını içeriyor. Buna genellikle enerji geçişinin ‘Kutsal Kâse’si deniyor.

Kore Ulusal Bilim ve Teknoloji Araştırma Konseyi’ne (NST) göre, füzyon reaksiyonlarının en etkili şekilde meydana geldiği yüksek sıcaklık ve yüksek yoğunluklu plazmaları uzun süreler boyunca koruyabilen teknolojinin yaratılması çok önemlidir. NST’ye göre bu büyük başarıların ardındaki sır, tungsten saptırıcılar. Bunlar, manyetik füzyon cihazındaki vakum kabının tabanında bulunan hayati bileşenler. Önemli yüzey ısı yüklerine dayanırken atık gazların ve yabancı maddelerin reaktörden atılmasında çok önemli bir rol oynuyor. KSTAR ekibi yakın zamanda yönlendiricilerinde karbon yerine tungsten kullanmaya başladı. Tungsten, tüm metaller arasında en yüksek erime noktasına sahip ve ekibin H-modunu daha uzun süre korumadaki başarısı, esas olarak bu başarılı yükseltmeye bağlanıyor. NST, bu değişikliğin önemli bir gelişme olduğunu bildiriyor.

Karbon bazlı önceki yönlendiricilerle karşılaştırıldığında, yeni tungsten yönlendiriciler benzer ısı yükleri altında yüzey sıcaklığında yalnızca %25’lik bir artış gösterdi. Bu, uzun darbeli yüksek ısıtma gücü operasyonları için önemli avantajlar sağlıyor.

GPS karışıklığı uçakları etkiledi!

Avrupa’da 1.600’den fazla uçak gizemli gps karıştırmasından etkilendi. Kuzey Avrupa’da Baltık Denizi üzerinde ve yakınında uçuş yapan 1.600’den fazla uçak, son günlerde açıklanamayan GPS sıkışması nedeniyle teknik sorunlar bildirdi. Çoğunlukla sivil uçakların yer aldığı olaylar, bölgedeki hava trafiğinin emniyeti ve emniyeti konusunda soru işaretlerine yol açtı.

GPS karışıklığı tespit edildi

Açık kaynaklı bir istihbarat hesabı tarafından yayınlanan bir haritaya göre, parazit olayları Polonya hava sahasında yoğunlaşıyor. Almanya, Danimarka, Letonya ve Litvanya gibi komşu ülkelerin yanı sıra İsveç’in güneyinden de raporlar geldi. Askeri gücü ve elektronik savaş kapasitesiyle tanınan bir Rus bölgesi olan Kaliningrad ile Beyaz Rusya’nın çok az müdahaleye maruz kaldığını görmek ilginç.

Uzmanlara göre Rusya’nın gelişmiş elektronik savaş yeteneklerine sahip olduğu düşünülen Kaliningrad bölgesindeki eylemleri, GPS parazitlerinin artmasıyla bağlantılı. Rus ordusunun, navigasyon için GPS’e bağımlı olan uçaklar için zorluklar yaratan Küresel Navigasyon Uydu Sistemlerini (GNSS) karıştırmak ve yanıltmak için kullanılabilecek askeri donanıma sahip olduğu iyi bilinmekte.

Önceki savaşların ışığında, University College London’da Uluslararası Güvenlik alanında doçent olan Dr. Melanie Garson, Rusya’nın elektronik savaştaki teknolojik avantajının altını çizdi. NATO’nun Rusya’nın yeteneklerine ayak uyduramayacağı yönündeki endişelerin havacılığı ve ulusal güvenliği tehlikeye atabileceğini vurguladı.

GPS karıştırma olayları, havacılık tehditlerinin ne kadar sürekli değiştiğini ve savunma ve güvenlik sistemlerine fon sağlamanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Havacılık yolculuğunun güvenliği hala büyük bir önceliktir ve yetkililer bu durumları incelerken, GPS girişiminin neden olduğu sorunları çözmek ve Avrupa ve ötesindeki hava sahasının güvenliğini garanti altına almak için çabalar sarf edilmekte.

Dünyanın en büyük elektrikli motosikleti: Felo TOOZ

Taylandlı motosiklet markası Felo, 45. Bangkok Uluslararası Otomobil Fuarı’nda ürün gamına bir yenisini daha ekledi: TOOZ. Elektrikli araç, kendisini çağdaşlarından ayıran benzersiz yeni özelliklere ve yeteneklere sahip.

Dünyanın en büyük elektrikli motosikleti özellikleri

Elektrikli bisikletlerinin geleceğine bir bakış olarak sunulan TOOZ, benzeri görülmemiş bazı özelliklere sahip. Felo TOOZ’un azami hızı 314 km/saat ve şarj başına 725 km gibi şaşırtıcı bir menzile sahiptir. Bu rakam TOOZ’u elektrikli motosiklet teknolojisinde ön sıralara taşıyor. Bu tür mesafeleri tek bir şarjla sürdürmek genellikle oldukça büyük bir batarya gerektirir ve bu da TOOZ’un önemli boyutuna işaret ediyor. Felo, kullanıcıların dijital yaşamlarıyla kusursuz entegrasyon sağlamak için motosiklete yeni teknolojik bağlantı özellikleri entegre etti. Birincisi, 12 inçlik TFT gösterge paneli navigasyon, multimedya oynatma ve akıllı telefon bağlantısı için merkezi bir merkez görevi görüyor.

Üstelik sürücüler, motosikletin 6 kanallı surround ses hoparlör sistemi aracılığıyla en sevdikleri şarkılara kendilerini kaptırabilir. Felo’ya göre bu, daha önce hiç olmadığı kadar gelişmiş bir sürüş deneyimi sunacak.

Ayrıca sürücüler, varış noktalarına gitmek için dizüstü bilgisayar boyutundaki ekranı kullanabiliyor. Ancak önerilen 360 derece görüş kamerası sistemine ilişkin herhangi bir gösterim mevcut değildi. TOOZ’un tasarımında güvenlik özellikleri de ön plandadır. Araçta standart olarak lastik basıncı izleme sistemi (TPMS), ABS ve çekiş kontrol sistemi bulunmaktadır. Felo, sürücü güvenliğine kendini adamış olduğunu iddia ediyor.

Dünyanın en büyük elektrikli motosikleti TOOZ’un öne çıkan özelliklerinden biri de TİP2 şarjını desteklemesidir. Bir EV için hızlı şarj şarttır. Destek, yalnızca 20 dakikada yüzde 20’den yüzde 80’e hızla şarj edilmesine yardımcı oluyor. Ayrıca Felo, yan çantalardan birine takılabilen isteğe bağlı 8 litrelik bir soğutma kutusu da sunuyor. Bu, sürücülere uzun yolculuklarda ekstra rahatlık sağlayacak.

TOOZ’un tanıtımı, teknik özelliklerin ötesinde, Felo ve bir bütün olarak Tayland motosiklet endüstrisi için önemli bir anı işaret ediyor. Tayland halihazırda dünyanın en büyük motosiklet üreticilerinden biri olarak kurulmuş olsa da, New Atlas’ın haberine göre üretim becerisinin çoğu Honda, Yamaha, BMW ve Ducati gibi yabancı şirketler tarafından kullanılıyor. Felo’nun küresel pazara çıkışı bunu değiştirebiliyor.

Felo’nun ana şirketi Smartech, kendisini Tayland’ın elektrikli araç sektöründe lider olarak konumlandırdı. Tayland ayrıca dünyanın en büyük 10 otomobil üreticisi arasında yer alıyor ve bu nedenle Smartech’in yenilikçi bir “temiz sayfa” motosiklet şirketi kurma kararı çok mantıklı.

300 bin dolarlık CV: Google mühendisi CV örneği!

0

Sahil Gaba, makine mühendisliği alanında yüksek lisans derecesiyle mezun olmak üzereyken bilgisayar bilimine geçip iş bulan arkadaşlarının başarısını gözlemledi. Diğerleri gibi o da geçiş yapmaya karar verdi ama bu kolay olmadı. Bir yazı programlamayı öğrenerek geçirdi ve iş piyasasına büyük umutlarla girdi. Ancak önde gelen bir teknoloji firmasında pozisyon bulmakta zorluklarla karşılaştı. Sonunda Chicago merkezli küçük bir fintech şirketinde yazılım mühendisi olarak görev almayı başardı ancak becerilerinin güncelliğini yitirdiğini düşünmeden edemedi.

Google mühendisi CV örneği

Gaba, en son teknolojiyi takip etmek ve mülakat performansını artırmak için günlük işinin ardından uzun saatler çalıştı. Azmi meyvesini verdi ve iki yıl boyunca sayısız büyük teknoloji şirketi tarafından reddedildikten sonra nihayet Amazon’da bir yazılım mühendisliği pozisyonu elde etti. Hatta iki yıldan kısa bir süre içinde Uber, Meta ve Google’dan teklifler bile aldı. 29 yaşındayken her yıl üç yüz bin dolarlık bir paketle Google’da çalışmaya karar verdi.

Macerasını tekrar düşünen Gaba, yaptığı röportajda özgeçmişini geliştirme konusunda öğrendiklerini biraz düşündü . Daha iyi kazanılan deneyimi vurgulamak için iş deneyiminin beceri setinden daha güçlü olması durumunda deneyimin becerilerden önce gelmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, üniversite başarılarına odaklanmamayı, bunun yerine son başarılara odaklanmayı ve iş arayanların ve işe alım yöneticilerinin başarıları net bir şekilde anlayabilmeleri için dili mümkün olduğunca açık ve basit tutmayı tavsiye etti.

Gaba’nın durumunda, özgeçmişinde eğitim durumunu (Onurlar ve Ödüller) göz ardı ederdi. Ancak ilgi alanları bölümünün dahil edilmesi harika olurdu. Çünkü bu genellikle röportaj yapılan kişiyle bir sohbet başlatmak için kullanılıyor. Gaba’nın hikayesi, kariyer hedeflerine ulaşmak için kişisel gelişimin yanı sıra kararlılık ve sonsuz bilginin hikayesi. Onun yolculuğu, teknolojik dünyada bir atılım yapmak isteyenleri motive edecek ve günümüzün sürekli değişen iş piyasasında esnekliğin ve kendi kendine eğitimin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkaracak. Google mühendisi CV örneği aşağıda yer alıyor:

Robotlar sağduyu öğrenecek

0

MIT mühendisleri, robotlara sağduyu aşılamak için büyük dil modellerini (LLM’ler) birleştirerek ev robotlarında devrim yaratıyor. Geleneksel olarak ev robotları görevleri insanı taklit ederek öğreniyor. Bu da gerçek dünyadaki kesintilerin veya hataların baştan başlamadan üstesinden gelmede zorluklara yol açıyor. MIT’nin yaklaşımı, robotlara sağduyu bilgisi sağlamak için LLM’leri robot hareket verileriyle entegre ederek, onların görevlerdeki aksaklıklara uyum sağlamalarına olanak tanıyor.

Robotlar sağduyu ile günlük hayata adapte olabilecek

MIT tarafından geliştirilen yenilikçi teknik, robotların görevleri daha küçük alt görevlere ayırmasını sağlayarak, manuel müdahale olmadan kesintilere rağmen görevlere devam etmelerini sağlıyor. MIT’nin EECS bölümünde yüksek lisans öğrencisi olan Yanwei Wang, insan hareket yörüngelerini körü körüne taklit etmenin, hataları biriktirebilecek ve görevin yürütülmesini aksatabilecek sınırlamalarının altını çiziyor. Ancak robotlar kendi yöntemleriyle hataları kendi kendine düzeltebilir ve görev başarısını artırabilir.

Yanwei Wang: “Taklit öğrenme, ev robotlarını mümkün kılan ana akım bir yaklaşımdır. Ancak bir robotun bir insanın hareket yörüngelerini körü körüne taklit ettiğini varsayalım. Bu durumda, küçük hatalar birikebilir ve sonunda uygulamanın geri kalanını raydan çıkarabilir” diyor. Yaklaşımlarını doğrulamak için araştırmacılar, bir robota misketleri bir kaseden alıp diğerine dökmeyi öğreterek tekniklerini gösterdi. Robotların sürekli bir yörüngeyi taklit ettiği geleneksel yöntemlerin aksine, MIT’nin yaklaşımı, görevleri bir dizi daha küçük eylem veya yol olarak kabul ediyor. Bu, görevleri alt görevlere ayırmayı ve bunları izlemeyi gerektiriyor. Bu, derin öğrenme modelleri, özellikle Yüksek Lisans’lar tarafından verimli bir şekilde gerçekleştirilen bir görev.

Ekibin yöntemi, bir robotun fiziksel konumunu veya durumunu temsil eden görüntü verilerini, “topraklama” olarak adlandırılan bir süreç olan bir LLM kullanarak belirli alt görevlere atanmış doğal dil etiketleriyle bağlamayı içeriyor. Bu, robotun yeni “topraklama” sınıflandırıcılarını kullanarak görevleri bağımsız olarak yürütmesine olanak tanır ve hafif dürtme gibi rahatsızlıklara karşı dayanıklılık ve kendi kendini düzeltme yeteneği gösteriyor. MIT’nin yaklaşımının en önemli avantajlarından biri, eğitim verilerini teleoperasyon sistemlerinden, dış etkenlere rağmen karmaşık görevleri yerine getirebilen sağlam robot davranışına dönüştürme yeteneği. Yüksek Lisans ve temel algoritmalardan yararlanılarak, arızalardan kurtulmak için insan programlamaya veya ek gösterimlere olan ihtiyaç ortadan kaldırılarak ev robotlarının uyarlanabilirliği ve özerkliği önemli ölçüde artırıyor.

ABD, BlackCat siber suç çetesinin başına ödül koydu!

ABD hükümeti, ALPHV/BlackCat siber suç çetesinin kilit liderleri hakkında kendilerine bilgi getireceklere sunduğu ödülü artırmaya karar verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “iştirakleri, faaliyetleri veya yabancı bir hükümetle bağlantıları” da dahil olmak üzere ALPHV/BlackCat ile ilişkili herhangi bir kişiyi tanımlayan veya yerini tespit eden bilgiler için 10 milyon dolara kadar ödül teklif ettiklerini açıkladı.

Rusya merkezli olduğu düşünülen ALPHV/BlackCat, fidye yazılımı saldırıları başlatmak için komisyon alan ve kurbanın ödediği fidye talebinden pay alan iştirakleri işe alan bir hizmet olarak fidye yazılımı operasyonudur. Güvenlik araştırmacıları henüz ALPHV/BlackCat ile yabancı bir hükümet arasında net bir bağlantı kurmamış olsa da, ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada çetenin Rusya gibi “yabancı bir hükümetin talimatı veya kontrolü altında hareket ediyor” olabileceğini ima etti. Dışişleri Bakanlığı, sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere ABD’nin kritik altyapısını hedef aldığı için üretken fidye yazılımı grubunun “yurtdışı kaynaklı” ve “devlet destekli” olabileceğini düşünüyor.

Geçtiğimiz ay ALPHV/BlackCat çetesine bağlı bir grup, ABD’deki her üç hastadan birinin tıbbi kayıtlarını işleyen ABD’li sağlık teknolojisi devi Change Healthcare’e yönelik bir siber saldırı düzenlemişti. Fidye yazılım saldırısı olarak başlayan siber saldırı sonucunda reçete sistemi çökmüş ve haftalar süren bir kesinti yaşanmıştı. Daha sonra ise kripto para hesap hareketlerinde siber saldırı grubunun yaklaşık 22 milyon dolar kripto para aldığı tespit edilirken, bu paranın Blackcat grubunun fidye yazılım şifrelerini çözmesi ve çalınan verileri silmesi sözü vermesi karşılığında Change Healthcare tarafından ödendiği ileri sürülüyordu.

22 milyon dolarlık ödemeden iki gün sonra, Blackcat/AlphV iştiraki olduğunu iddia eden bir hacker grubu kendilerinin de dolandırıldığını açıklamıştı. Change Healthcare sistemine AlphV adına sızarak belli bir komisyon karşılığında veri ihlalini gerçekleştirdiklerini iddia eden grup, 22 milyon dolardan kendilerinin payına düşen komisyonu alamadıklarını söylüyordu.

ABD Dışişleri Bakanlığı şimdi hem Blackcat/AlphV hem de komisyonlarını alan veya alamayan iştiraklerinin peşinde. Yapılan açıklamada şu ibareler yer alıyor: “ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Diplomatik Güvenlik Servisi tarafından yönetilen Adalet için Ödüller (RFJ) programı, yabancı bir hükümetin talimatı veya kontrolü altında hareket ederken, Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Suistimal Yasasını (CFAA) ihlal ederek ABD’nin kritik altyapısına karşı belirli kötü niyetli siber faaliyetlerde bulunan herhangi bir kişinin kimliğinin veya yerinin tespit edilmesini sağlayan bilgiler için 10 milyon dolara kadar ödül sunmaktadır.”

Darcula kimlik avı saldırısı Android ve iPhone kullanıcılarını hedef alıyor!

‘Darcula’ adlı yeni bir hizmet olarak oltalama (PhaaS) saldırısı, markaları taklit etmek ve 100’den fazla ülkedeki Android ve iPhone kullanıcılarının kimlik bilgilerini çalmak için 20.000 alan adı kullanıyor. Darcula, posta, finans, devlet, vergi dairelerinden telekomünikasyon şirketlerine, havayolu şirketlerine ve kamu hizmetlerine kadar çeşitli hizmet ve kuruluşlara karşı kullanıldı ve dolandırıcılara aralarından seçim yapabilecekleri 200’den fazla şablon sundu.

Hizmeti öne çıkaran şeylerden biri, kimlik avı mesajları göndermek için SMS yerine Google Mesajlar ve iMessage için Zengin İletişim Hizmetleri (RCS) protokolünü kullanarak hedeflere yaklaşması oldu. Darcula ilk olarak geçen yaz güvenlik araştırmacısı Oshri Kalfon tarafından belgelenmişti ancak Netcraft analistleri platformun siber suç alanında giderek daha popüler hale geldiğini ve son zamanlarda birkaç yüksek profilli vakada kullanıldığını bildirdi.

Geleneksel kimlik avı yöntemlerinin aksine Darcula, JavaScript, React, Docker ve Harbor gibi modern teknolojileri kullanarak müşterilerin kimlik avı kitlerini yeniden yüklemelerine gerek kalmadan sürekli güncellemelere ve yeni özellik eklemelerine olanak tanıyor.

Kimlik avı kiti, 100’den fazla ülkedeki marka ve kuruluşları taklit eden 200 kimlik avı şablonu sunuyor. Açılış sayfaları yüksek kaliteli ve doğru yerel dili, logoları ve içeriği kullanıyor. Dolandırıcılar taklit edecekleri bir marka seçiyor ve ilgili kimlik avı sitesini ve yönetim panosunu doğrudan bir Docker’a yükleyen bir kurulum komut dosyası çalıştırıyor. Sistem Docker imajını barındırmak için açık kaynak konteyner kayıt defteri Harbor’ı kullanırken, kimlik avı siteleri React kullanılarak geliştiriliyor.

Araştırmacılar, Darcula hizmetinin kimlik avı saldırıları için amaca yönelik olarak kaydedilmiş alan adlarını barındırmak için genellikle “.top” ve “.com” üst düzey alan adlarını kullandığını ve bunların yaklaşık üçte birinin Cloudflare tarafından desteklendiğini söylüyor.

Netcraft, 11.000 IP adresinde 20.000 Darcula alan adının haritasını çıkarmış durumda ve her gün 120 yeni alan adı eklenmekte. Darcula geleneksel SMS tabanlı taktiklerden ayrılıyor ve bunun yerine RCS (Android) ve iMessage (iOS) kullanarak kurbanlara kimlik avı URL’sine bağlantılar içeren mesajlar gönderiyor. Bunun avantajı, alıcıların SMS’te bulunmayan ek güvenlik önlemlerine güvenerek iletişimi meşru olarak algılama olasılığının daha yüksek olmasıdır.

Ayrıca, RCS ve iMessage uçtan uca şifrelemeyi desteklediğinden, kimlik avı mesajlarını içeriklerine göre yakalamak ve engellemek imkansızdır. Netcraft, şüpheli mesajları engelleyerek SMS tabanlı siber suçları azaltmayı amaçlayan son küresel mevzuat çabalarının, PhaaS platformlarını RCS ve iMessage gibi alternatif protokollere doğru ittiği yorumunu yapıyor.

Ancak bu protokoller, siber suçluların üstesinden gelmesi gereken kendi kısıtlama setleriyle birlikte geliyor. Örneğin, Apple birden fazla alıcıya yüksek miktarda mesaj gönderen hesapları yasakladı ve Google kısa süre önce root edilmiş Android cihazların RCS mesajları göndermesini veya almasını engelleyen bir kısıtlama uyguladı.

Siber suçlular, birden fazla Apple Kimliği oluşturarak ve her cihazdan az sayıda mesaj göndermek için cihaz çiftliklerini kullanarak bu sınırlamaları geçersiz kılmaya çalışmaktadır. Daha zorlu bir engel ise iMessage’da bulunan ve alıcıların yalnızca mesaja yanıt vermeleri halinde bir URL bağlantısına tıklamalarına izin veren bir önlemdir.

Kimlik avı mesajı, bu önlemi aşmak için alıcıya ‘Y’ veya ‘1’ ile yanıt vermesini ve ardından bağlantıyı takip etmek için mesajı yeniden açmasını söyler. Bu süreç, kimlik avı saldırısının etkinliğini azaltabilecek bir sürtüşme yaratabilir.

Kullanıcılar, URL’lere tıklamalarını isteyen tüm gelen mesajlara, özellikle de gönderen tanınmıyorsa, şüpheyle yaklaşmalıdır. Platform veya uygulamadan bağımsız olarak, kimlik avı tehdit aktörleri yeni dağıtım yöntemlerini denemeye devam edecek.

Netcraft araştırmacıları ayrıca yanlış dilbilgisi, yazım hataları, aşırı cazip teklifler veya acil eylem çağrılarına dikkat edilmesini öneriyor.

Bayraktar TB3, 26. test uçuşunu tamamladı!

0

Baykar’ın en gelişmiş teknolojileri entegre ettiği Bayraktar TB3 SİHA, yenilikçi adımlar ve rekorlarla dolu bir gelişim sürecinden geçerek Türk savunma sanayiinin öncü projelerinden biri haline geldi. Geçtiğimiz günlerde Aselsan tarafından geliştirilen ASELFLIR-500 elektro-optik keşif, gözetleme ve hedefleme sistemi ile bir test uçuşu yapmıştı. Bugün de beklenenden uzun uçarak yeni bir rekor kırdı. Peki Bayraktar TB3 SİHA’nın havada kalma süresi ne kadar?

Bayraktar TB3, ASELSAN tarafından geliştirilen ASELFLIR-500 elektro-optik keşif ve hedefleme sistemi ile gerçekleştirdiği 25. uçuşunda 6 saat boyunca havada kalarak toplam 196 saatlik uçuş süresine ulaştı. Fakat en son başarısı bunun da ötesine geçiyor.

Bayraktar TB3, 26. uçuş testinde 27 saat 19 dakika havada kaldı. Bu rekor uçuş sırasında 4.600 km mesafe kat eden SİHA, yerli teknolojilerle elde edilen başarıları yeni bir seviyeye taşımış oldu. Zira daha önce de TEI tarafından yerli olarak geliştirilen PD-170 motorunun gücüyle 32 saat havada kalarak 5.700 km yol katettiği bir test gerçekleştirilmişti.

Dolayısıyla her ne kadar resmi sitesinde Bayraktar TB3 havada kalma süresi 24+ saat yazsa da 32 saati aşan bir uçuş süresine ulaştığını biliyoruz. Bu da mühimmat ve elektro optik sistemler gibi faydalı yüklerle tamamen taşıma kapasitesi doldurulsa bile her türlü operasyonun altından kalkabileceğini gösteriyor.

Burada tüm dünyada efsaneleşen Bayraktar TB2’nin 27 saat 3 dakikalık rekorunun da henüz test aşamasındayken kırıldığını ve aynı şekilde hem taşıma kapasitesi hem de yerli ve milli sistem kullanımında birkaç gömlek üstünde olduğunu belirtelim.

Cisco, VPN hizmetlerini hedef alan saldırılar konusunda uyarıyor!

0

Cisco, Cisco Secure Firewall cihazlarında yapılandırılmış Uzaktan Erişim VPN (RAVPN) hizmetlerini hedef alan şifre sızdırma saldırılarını azaltmak için bir dizi öneri paylaştı. Şirket, saldırıların diğer uzaktan erişim VPN hizmetlerini de hedef aldığını ve keşif faaliyetinin bir parçası gibi göründüğünü söylüyor. Bir parola püskürtme saldırısı sırasında, saldırgan oturum açmak için aynı parolayı birden fazla hesapla dener.

Cisco’nun hafifletme kılavuzu, saldırıların tespit edilmesine ve engellenmesine yardımcı olmak için bu etkinlik için uzlaşma göstergelerini (IoC’ler) listeler. Buna, Güvenlik Duvarı (HostScan) etkinleştirildiğinde Cisco Secure Client (AnyConnect) ile VPN bağlantıları kurulamaması da dahildir. Cisco’nun bu saldırılara karşı savunma önerileri şunlar:

  • Olay analizini ve korelasyonu iyileştirmek için uzak bir syslog sunucusuna günlük kaydını etkinleştirmek.
  • Yetkisiz erişimi önlemek için kullanılmayan varsayılan bağlantı profillerini bir sinkhole AAA sunucusuna yönlendirerek varsayılan uzaktan erişim VPN profillerinin güvenliğini sağlamak.
  • Kötü niyetli IP’leri manuel olarak engellemek için TCP shun’dan yararlanmak. VPN oturumlarını başlatan yetkisiz genel IP adreslerini filtrelemek için kontrol düzlemi ACL’lerini yapılandırmak.
  • RAVPN için geleneksel kimlik bilgilerinden daha güvenli bir kimlik doğrulama yöntemi sağlayan sertifika tabanlı kimlik doğrulama kullanma.

Güvenlik araştırmacısı Aaron Martin ise Cisco tarafından gözlemlenen faaliyetin büyük olasılıkla ‘Brutus’ adını verdiği belgelenmemiş bir kötü amaçlı yazılım botnetinden kaynaklandığını söyledi. Martin, Brutus botnet’i hakkında, kendisinin ve analist Chris Grube’nin 15 Mart’tan bu yana gözlemlediği olağandışı saldırı yöntemlerini açıklayan bir rapor yayınladı. Raporda, botnetin şu anda dünya çapında 20.000 IP adresine dayandığı ve bulut hizmetlerinden konut IP’lerine kadar çeşitli altyapıları kapsadığı belirtiliyor.

Martin’in gözlemlediği saldırılar başlangıçta Fortinet, Palo Alto, SonicWall ve Cisco’nun SSLVPN cihazlarını hedef alıyordu, ancak şimdi kimlik doğrulama için Active Directory kullanan web uygulamalarını da içerecek şekilde genişledi. Brutus, tespit ve engellemeden kaçınmak için IP’lerini her altı denemede bir değiştirirken, kamuya açık veri dökümlerinde bulunmayan, açıklanmayan çok özel kullanıcı adları kullanıyor.

Saldırıların bu yönü, bu kullanıcı adlarının nasıl elde edildiğine dair endişeleri artırıyor ve açıklanmamış bir ihlali ya da sıfırıncı gün güvenlik açığından yararlanıldığını gösteriyor olabilir. Brutus’un operatörleri bilinmese de Martin, Rus Dış İstihbarat Servisi (SVR) için çalıştığına inanılan bir casusluk tehdit grubu olan APT29’un (Midnight Blizzard, NOBELIUM, Cozy Bear) geçmiş faaliyetleriyle ilişkilendirilen iki IP tespit etti

BKM, 2023 verileri açıklandı! Kartla ödemeler rekor kırdı

0

2023 yılı Türkiye’de dijital ödeme sistemlerinin yükselişe geçtiği ve kart kullanımının rekor kırdığı bir dönem oldu. Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) açıkladığı verilere göre, kartlı ödemelerin toplam hacmi adeta astronomik bir sıçrama yaparak 8,2 trilyon TL’ye ulaştı. İşte BKM 2023 verileri…

BKM, 2023 verileri açıklandı!

Temassız ödeme sistemi pandemi sonrası dönemde de ivme kazanmaya devam ediyor. Öyle ki, geçtiğimiz yılın iki katı bir hacme ulaşarak, günlük alışverişlerimizdeki ‘dokunma’ eylemini neredeyse tarihe karıştırma noktasına getirdi.

İnternetten yapılan kartlı ödemelerin tutarı da bu dönemde 2,4 trilyon TL’ye dayandı. Kabaca bir hesap yapacak olursak, her 4 TL’nin 1 TL’den fazlasının internet üzerinden harcanması, e-ticaretin artık vazgeçilmez bir parça olduğunu kanıtlıyor.

Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar olarak kategorize edilen kart sayılarındaki artış, tüm kart türlerinde çift haneli yükselişleri beraberinde getirdi. Kredi kartı sayısında yüzde 18’lik, banka kartı sayısında yüzde 12’lik ve ön ödemeli kartlarda yüzde 26’lık bir artış yaşandı.

Ödeme yöntemlerine yönelik dağılımda ise 2023, temassız ödemenin yüzde 27 ile önemli bir paya sahip olduğu bir yıl oldu. Mağaza içi ödemelerin yüzde 37’si hala temaslı yöntemlerle yapılırken, internet ve mobil ödemelerin yüzde 36’lık dilimiyle yakın takipte.

Geçtiğimiz yılın ödeme ekosistemindeki En’lerine göz attığımızda ise 29 Aralık’ta gerçekleşen yılbaşı alışverişlerinde 48,8 milyar TL ile en yüksek günlük kartlı ödeme hacmine ulaşıldığını görüyoruz. Ramazan Bayramı öncesindeki nakit çekimler ve Muhteşem Cuma indirimlerinin internet üzerinden yapılan ödemelerdeki etkisi de dikkat çekici.

20222023Artış Oranı (%)
Kredi Kartı Adedi (Milyon)99.5117.718
Banka Kartı Adedi (Milyon)168.9189.512
Ön Ödemeli Kart Adedi (Milyon)71.690.026
Toplam Kart Adedi (Milyon)340.0397.217
Kredi Kartı Ödeme Tutarı (Milyar TL)2953.76699.3127
Banka Kartı Ödeme Tutarı (Milyar TL)688.51399.3103
Ön Ödemeli Kart Ödeme Tutarı (Milyar TL)66.2142.6115
Toplam Kart Ödeme Tutarı (Milyar TL)3708.48241.2122
İnternetten Kartlı Ödeme Tutarı (Milyar TL)1027.82365.4130

SAP Datasphere yenilendi!

SAP, üretken yapay zeka özellikleri de dahil olmak üzere, bulut tabanlı veri çözümü SAP Datasphere’deki yenilikleri duyurdu ve verinin gücünden yararlanmayı sağlayan çözümün yetkinliklerini zenginleştirmek için yaptığı stratejik işbirliklerini de açıkladı.

SAP Datasphere çözümünün üretken yapay zekayı da kapsayan (Generative AI) yeni özellikleri, veri yapılarını sadeleştirip veri etkileşimini sezgiselleştirerek kurumsal planlamayı dönüştürüyor.

SAP CTO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Juergen Mueller yaptığı açıklamada, “Yapay zeka artık her iş alanına giriyor ve kurumları dönüştürüyor. Kaliteli veriye dayanan daha güvenilir ve hızlı kararlar almak için veri toplamak, yapay zeka kadar kritik öneme sahip bir teknoloji gerekliliği haline geldi. SAP Datasphere ürünümüzdeki yenilikler ve Collibra ile kapsamı genişletilen ortaklığımız, müşterilerimizin veri yoluyla akıllı iş dönüşümünü hızlandırmasına destek olma kabiliyetimizde   adeta kuantum sıçraması gibi dev bir adım anlamına geliyor” dedi.

Veri artık sadece bir kaynak değil

SAP’nin yaptığı duyuruların merkezinde, verinin sadece bir kaynak değil, aynı zamanda stratejik girişimlerin temelini oluşturmasını sağlayan veri yapıları (business data fabric) yer alıyor. Yeni duyurulan inovasyonlar ve Collibra ortaklığı, kuruluşların veri yapısındaki ilişkileri koruyarak anlamlı ve değerli veriyi iş birimi kullanıcılarına ulaştırmalarına yardımcı oluyor.

Merkezi Pensilvanya’da bulunan çok uluslu şekerleme şirketi Hershey’in ERP, Dijital ve BT Stratejisi Kıdemli Direktörü Achim Welter, “SAP S/4HANA sistemimizle birlikte modern bir veri yapısı mimarisi için SAP Datasphere’i kullanmayı seçtik. Bu sayede güvenilir bir model ve verilere dayalı, son kullanıcıların rahatlıkla kendi yapılarını oluşturmalarına olanak sağlayan bir iş analitiği platformu oluşturarak iş süreçlerinde verimliliği artıracağız” dedi.

SAP Datasphere’in yenilikleri, müşterilerin karmaşık verilerden anlamlı çıkarımlar yapmalarına yardımcı oluyor. SAP’nin yeni yapay zeka destekli asistanı Joule, vektör veri tabanı gibi yetkinlikleriyle yapay zeka ile üretilen verilerde bile anlam kaybı olmamasını sağlayan ve karmaşık verilerden yeni bilgiler keşfetmeye yarayan yenilikler sunuyor. Bu sayede şirketler tüm verilerinin gücünden faydalanarak daha hızlı ve güvenilir kararlar verebiliyor.

Veri yönetimi alanındaki önemli yenilikler

SAP, yapay zeka asistanı Joule’u, SAP Analytics Cloud (Analitik Bulut) çözümüne entegre ediyor. Bu sayede raporlar, dashboardlar, planlar ve daha fazlasının oluşturulması ve geliştirilmesi otomatikleştirilecek. Bu otomasyon, SAP HANA Cloud (Bulut) vektör motoru (vector engine) yeteneklerinden faydalanılarak gerçekleştiriliyor. Bu yetenekler, kurumun verileri ile büyük dil modellerinin (LLM-Large Language Model) gücünü birleştirerek yapay zeka çıktılarının iş bağlamına uygunluğunun sürekliliğini sağlıyor.

Şirketlerde üretken yapay zekanın (Generative AI) tüm iş birimlerine entegre edilmesi doğru yönetilen güvenilir veri olmadan mümkün değil. SAP, kurumların yapay zeka politikalarını, süreçlerini ve uygulamalarını yönetmek için bir çözüm sunmak amacıyla, Collibra ile olan ortaklığını genişleterek Collibra Yapay Zeka Yönetimini SAP veri varlıkları ile entegre ettiğini duyuruyor. Bu, şirketlere şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlayarak düzenlemeler, uyumluluk ve gizlilik politikalarının karşılanmasına yardımcı olabilir.

SAP Datasphere’in yeni bilgi grafiği sayesinde kuruluşlar, uygulama ve sistemlerindeki gizli kalmış ilişkileri, değerlendirmeleri ve kalıpları keşfedebiliyor. Bu sayede hem teknik hem de iş birimi kullanıcıları, veri, meta veri ve iş süreçleri arasındaki ilişkileri derinlemesine anlayabilir. Aynı zamanda makine öğrenmesi ve büyük dil modellerinin etkinliğini artırabiliyor.

Yeni SAP Datasphere ve SAP Analytics Cloud entegrasyonu, tek bir veri yönetim sistemi ve gelişmiş analitik yetenekleri sunarak kurum genelinde planlama kültürünün güçlenmesini sağlıyor.  Planlamacılar, veri hazırlama, modelleme ve planlama için tek bir araç kullanarak esnek bir model sayesinde bilgi silolarını ortadan kaldırıyor. 

Ayrıca iş kullanıcıları, SAP Analytics Cloud’daki yeni “pusula” yeteneğinden faydalanarak, veriye dayalı simülasyonlar aracılığıyla planlama ve analiz sonuçlarını iyileştirebiliyor. Bu özellik, kuruluşların sohbet arayüzünü kullanarak karmaşık simülasyonlar yapmalarına ve elde edilen veriler, olası çıktıları ve etkilerini görselleştirmelerine, en uygun planı bulmalarına ve güncellemelerine olanak sağlıyor. 

Bu, müşterilerin finansal, operasyonel, tedarik zinciri ve işgücü planlamasını tek bir platformda birleştirerek, SAP uygulamaları ve üçüncü taraf verilerine doğrudan bağlantı ile planlamalarını dönüştürmelerini destekler. 

Tedarikçilerin finansmana erişimi kolaylaşıyor

0

2001 yılında kurulan ve müşteri odaklı hizmet anlayışıyla yola çıkan eBebek, Kuruluşundan bu yana geçen 20 yılı aşkın sürede, eBebek, sektördeki liderliğini, inovasyona ve sürdürülebilirliğe verdiği önemle pekiştirdi. Şirketin etik kurallar, sosyal sorumluluk ve liderlik ilkeleri çerçevesindeki faaliyetleri, sektördeki öncü rolünü destekleyen temel unsurlar.

Faturalab’ın yenilikçi ve dinamik fintech çözümleri, eBebek’in tedarik zinciri süreçlerine entegre edilerek, tedarikçilerin finansmana erişimini kolaylaştıracak ve iş süreçlerini optimize edecek. Katılım bankacılığı prensiplerine uygun olarak geliştirilen bu program sayesinde, tedarikçiler faizsiz finansman seçeneklerinden yararlanabilecek.

Farklı finansal ihtiyaçlara hızlı ve etik çözümler  

eBebek CEO’su Halil Erdoğmuş, iş birliğiyle ilgili olarak, “Faturalab ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik ortaklık, sektörümüzde yenilikçi bir dönemin kapılarını aralıyor. Katılım bankaları Albaraka Türk ve Türkiye Finans ile birlikte hayata geçirdiğimiz bu program, iş ortaklarımız olan tedarikçilerimize sürdürülebilirlik açısından fayda sağlayacak, bizimle olan ticaretlerinde finansmana erişebilmelerini daha etkin ve verimli hale getirirken, aynı zamanda tedarikçilerimizin de farklı finansal ihtiyaçlarına hızlı ve etik çözümler sunacak” dedi.

Faturalab CEO’su Emre Aydın, “eBebek gibi sektöründe lider bir markayla iş birliği yapmak, Faturalab olarak vizyonumuzun ve yenilikçi finansal çözümlerimizin ne kadar doğru bir yolda olduğunu gösteriyor. Bu iş birliği, anne ve bebek ürünleri sektöründe bir dönüm noktası olacak ve tedarik zinciri finansmanında yeni standartlar belirleyecek” dedi.

Bu iş birliği, hem eBebek’in tedarikçilerine yönelik finansal hizmetlerin kalitesini artırırken hem de sektördeki diğer oyuncular için örnek teşkil edecek bir model sunuyor.

Elektrikli scooter’lara “sürüş sigortası” geliyor!

0

Türkiye’de, 8 milyon sürücüye ulaşan elektrikli scooter kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Özellikle trafik yoğunluğu ve yol koşulları gibi faktörler, sürücülerin güvenlik ihtiyaçlarını artırıyor. Papara bu ihtiyacı dikkate alarak sürücülere Türkiye’de bir ilk olan “Scooter Sürüş Sigortası” ile yeni bir çözüm sunuyor.

Hızlı ve kolay ulaşılabilir finansal ürünlerle 19 milyon kullanıcısına yepyeni deneyimler sunan Papara, Scooter Sürüş Sigortası ile bir yeniliğe daha imza attı. Kapsamlı teminatıyla   elektrikli scooter sürüş deneyiminde yaşanabilecek olası kazalara karşı sürücüleri güvence altına alan bu sigorta ile kullanıcılar ister kişisel scooter’larıyla ister operatörlerden kiraladıkları scooter’larla yaptıkları tüm sürüşlerini sigortalayabiliyor. Ayrıca, sigortanın sunduğu satın alma kolaylığı sayesinde scooter sürücüleri bu ürünü, bir aylık veya her ay düzenli olarak 50 TL karşılığında alabiliyor. Scooter Sürüş Sigortası’nın abonelik sistemi, ulaşım aracı olarak elektrikli scooter’ı tercih eden ve sıkça kullanan sürücülere her ay yeniden satın alma yapmak zorunda kalmadan sigortalarının otomatik olarak yenilenmesi konusunda kolaylık sağlıyor.

Kapsamlı koruma ve teminat

QNB Sigorta iş birliğiyle sunulan “Scooter Sürüş Sigortası”, elektrikli scooter sürüş deneyiminde yaşanabilecek olası kazalara karşı sürücüleri güvence altına alıyor. Kazalardan kaynaklanan ayakta tedavi, kalıcı sakatlık veya vefat durumlarında belirli limitlerde teminat sağlıyor.

Tek bir paketin 3 farklı koruma kapsamı ise şöyle:

• Kaza Sonucu Ayakta Tedavi: Sigortalının geçirdiği kaza sonrası, süreklilik gerektirmeyen ve ayakta tedavi uygulanan sağlık masrafları, poliçede belirtilen teminat tutarınca tek seferlik ödenir. 

 • Kaza Sonucu Daimî Sakatlık: Sigortalı, scooter kullanırken geçirdiği bir kazadan dolayı hemen veya kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde kalıcı olarak sakat kalırsa, poliçede belirlenen teminat miktarı, sigorta şartlarında belirtilen oranlara göre hesaplanarak ödenir.

 • Kaza Sonucu Vefat: Eğer sigortalı, scooter kullanırken bir kaza sonucu hayatını kaybederse poliçede belirlenen miktar yakınlarına veya belirtilen kişilere ödenir.

Google.org üretken yapay zekâ hızlandırıcı programı başlatıyor!

2005 yılında hayırseverlik ve yardım işleri için Google bünyesinde kurulan ve her yıl çeşitli hibe ve destek programları hazırlayan Google.org şimdi de yapay zekâ konusunda yeni bir hızlandırıcı programı başlatıyor. Google.org Accelerator: Generative AI (Google.org Hızlandırıcı: Üretken YZ) olarak adlandırılan program, 20 milyon dolar hibe ile finanse edilecek ve 21 kar amacı gütmeyen kuruluşu güçlendirmeyi ve onları üretken yapay zekanın dönüştürücü gücünden yararlanmak için gerekli kaynak ve destekle donatmayı amaçlıyor.

Katılımcılar arasında, öğrencilere kişiselleştirilmiş yazma geri bildirimi sağlayan yapay zeka destekli araçlar geliştirmeye adanmış bir şirket olan Quill.org ve kalkınma araştırmalarını daha geniş bir kitle için daha erişilebilir hale getirmek amacıyla üretken bir yapay zeka uygulaması geliştiren Dünya Bankası da yer alıyor. Bu girişim sadece finansal destek sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda deneyimli “yapay zeka koçlarından” çok değerli teknik eğitim, atölye çalışmaları, mentorluk ve rehberlik de sunuyor.

Altı aylık hızlandırma programındaki kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, finansmana ek olarak teknik eğitime, atölye çalışmalarına, mentorlara ve bir “yapay zekâ koçunun” rehberliğine erişebilecek. Ayrıca, Google.org’un burs programı aracılığıyla, Google çalışanlarından oluşan ekipler, önerdikleri üretken yapay zekâ araçlarının piyasaya sürülmesine yardımcı olmak için altı aya kadar tam zamanlı olarak üç kâr amacı gütmeyen kuruluşla (Tarjimly, Benefits Data Trust ve mRelief) birlikte çalışacak.

Tarjimly, mültecilerin dillerini tercüme etmek için yapay zekâyı kullanmayı amaçlarken, Benefits Data Trust, düşük gelirli başvuru sahiplerinin kamu yardımlarına kaydolmalarına yardımcı olmak için yapay zekâdan yararlanıyor. mRelief ise ABD SNAP (ek beslenme yardım programı) yardım başvuru sürecini kolaylaştırmak için bir araç tasarlıyor.

Google.org küresel savunuculuk direktörü Annie Lewin bir blog yazısında, “Üretken yapay zekâ, sosyal etki ekiplerinin toplumlarına hizmet ederken daha üretken, yaratıcı ve etkili olmalarına yardımcı olabilir” dedi. “Google.org’dan fon alanlar, yapay zekânın hedeflerine neredeyse yarı maliyetle ulaşmalarına yardımcı olduğunu bildiriyor.”

Lewin blog yazısında ayrıca her beş kar amacı gütmeyen kuruluştan dördünün üretken yapay zekânın çalışmaları için uygulanabilir olabileceğini düşünmesine rağmen, neredeyse yarısının bu teknolojiyi kullanmadığını ortaya koyan bir Google.org anketine atıfta bulunuyor ve şöyle diyor: “Bu kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, benimsemenin önündeki en büyük engeller olarak araç, farkındalık, eğitim ve finansman eksikliğini gösteriyor” dedi.

Yine de son dönemde cesaret verici bir şekilde, kar amacı gütmeyen YZ odaklı girişimlerin sayısı artmaya başlamış durumda. Kâr amacı gütmeyen hızlandırıcı Fast Forward, bu yıl son sınıfı için başvuranların üçte birinden fazlasının YZ şirketleri olduğunu bildiriyor.