Apple Klasik Müzik Şirketi BIS Records’u satın aldı

Apple Music, uzun süredir beklenen bir adım atarak elli yıllık klasik müzik şirketi BIS Records’u satın aldı. Bu hamle, Apple Music’in klasik müzik koleksiyonunu genişletmeyi ve müziği daha fazla kişiye ulaştırmayı amaçlıyor.

Apple Music, 2021 yılında Primephonic’i satın alarak klasik müzik alanında daha fazla varlık göstermeye başlamıştı. Ancak Apple’ın klasik müzik hizmetini yayınlaması, beklenenden daha uzun bir süre aldı. Yeni gelişme ile birlikte, Apple Music Classical adı altında sunulan bu hizmetin, klasik müzikseverlere daha büyük bir kataloğa erişim sağlayacağı açıkladı.

BIS Records’un kurucusu Robert von Bahr, Apple Music Classical’a katılmanın yanı sıra Apple’ın Platoon programına da dahil olduklarını duyurdu. Bu adımın, daha az bilinen yetenekleri keşfetmek ve klasik müziği daha fazla kişiye tanıtmak için atıldığı belirtildi.

Von Bahr, bir blog yazısında, “BIS, Apple Music Classical ve Platoon’un bir parçası olacak. Bu dönüm noktasından ne kadar gurur duyuyorsam, ben de dahil olmak üzere BIS’in tüm personelinin elde tutulmuş olmasından daha da fazla gurur duyuyorum.” ifadelerini kullandı. Ayrıca, klasik müziği dünya genelinde yeni dinleyicilere ulaştırmayı amaçlayan bir misyon için Apple ile işbirliği yapmanın büyük bir fırsat olduğunu vurguladı.

Apple ve BIS, ses kalitesinin korunmasının önemine dair temel bir inancı da paylaşıyor. Hepinizin bildiği gibi, BIS her zaman olağanüstü ses kalitesiyle ilgili olmuştur ve Apple’ın Spatial Audio gibi ses teknolojilerine olan bağlılığı da ilgiyle takip ettiğimiz bir konudur.” şeklinde konuştu.

Apple şu an için bu anlaşma hakkında resmi bir açıklama yapmış değil ve BIS Records’un kataloğunun Apple Music Classical’da ne zaman yer alacağına dair kesin bir bilgi bulunmuyor.

Şu an için Classical, iPhone ve Android cihazlarda kullanılabilirken, Mac veya iPad için henüz mevcut değil. Ancak bu gelişmelerle birlikte, klasik müzikseverlerin bu platforma daha geniş bir erişim beklemesi mümkün.

Patron dolandırıcılığına dikkat!

0

Fidye yazılımlarından neredeyse 80 kat daha fazla kayba neden olan ve milyon dolarları aşan zararlara neden olan, patron dolandırıcılığı olarak da bilinen iş e-postalarının ele geçirilmesi (BEC) saldırıları, şirketler için hızlıca büyüyen ve en riskli saldırı yöntemlerinden biri olmaya devam ediyor. Yakın zamanda yapılan bir araştırma, BEC saldırılarının 2022 yılında neredeyse iki katına çıktığını ve bu saldırılarda çalınan miktarın da artarak ortalam 50.000 dolara ulaştığını gösteriyor. Bu saldırılara karşı korunmak, büyüklüğü ne olursa olsun bir şirketin bütünlüğünü ve itibarını korumanın yanı sıra finansal varlıkları ve bireylerin mahremiyetini korumak için de oldukça önem arz ediyor. 

Bütünleşik siber güvenlik alanında küresel bir lider olan WatchGuard, şirketlere BEC saldırılarını önlemenin 8 temel yolunu sıralıyor.

Patron dolandırıcılığı olarak da bilinen iş e-postalarının ele geçirilmesi (BEC) saldırıları, saldırganların herhangi bir şirketi, çalışanlarını, müşterilerini veya iş ortaklarını dolandırmak için şirket çalışanına ait e-posta hesabını ele geçirdiği veya taklit ettiği bir saldırı şeklinde gerçekleşiyor. İnsanlar sık e-posta aldıkları birinin e-posta adresine güvenme eğiliminde olduklarından her seferinde e-postanın doğruluğu kontrol edilmeyebiliyor. Saldırganlar bu güvenden faydalanarak genellikle şirket içindeki önemli pozisyonda bulunan birinin hesabını taklit ederek hedefinin, yani kurbanın kendi hesabına para göndermesini sağlamaya çalışıyor. Bu saldırıların en yaygın kurbanları genellikle uluslararası para transferi yapan şirketleri oluyor.

Saldırıyı planlamak için şirket ağına sızarak bilgi toplaması gereken saldırganlar spam e-postalar, oltalama veya zararlı yazılımlar içeren birkaç farklı taktiği bir arada kullanıyor. Saldırganların, şirket ağına sızdıktan sonra şirketin iş hacmi hakkında bilgi sahibi olabilmek için yakalanmadan belli bir süre sistem içerisinde kalmaları gerekiyor. Bu süre içerisinde çalışanların davranışlarından iş ortaklarına, faturalama süreçlerinden yöneticilerin çalışma saatlerine kadar tüm veriler toplanabiliyor. Bunun önlenmesi için hem teknik hem de insani güvenlik açıklarını ele alan kapsamlı bir strateji, başka bir deyişle katmanlı güvenlik çözümlerini bir araya getiren bütünleşik bir güvenlik platformu oluşturmak önem kazanıyor. Bunun yanı sıra çalışanları BEC saldırılarında kullanılan taktikler ve bunların nasıl fark edileceği konusunda eğitmek hayati bir rol oynuyor. Bütünleşik siber güvenlik alanında küresel bir lider olan WatchGuard, şirketler için BEC saldırılarını önlemenin 8 temel yolunu sıralıyor.

1. BEC saldırılarına özel olarak odaklanın. BEC saldırılarının kendi CIS kontrolleri mevcut değildir, bu nedenle özellikle banka hesaplarının güncellenmesi ile ilgili süreçler söz konusu olduğunda bu saldırılara çok dikkat etmek gerekiyor. Bunun için bir hesap dökümü oluşturulmalı, aktif olmayan hesaplar devre dışı bırakılmalı ve erişim süreçleri ile erişim iptal planları oluşturulması gerekiyor. 

2. Farkındalık ve eğitim alınmasını sağlayın. Kullanıcıların BEC saldırılarında kullanılan taktikler hakkında düzenli eğitim alması, şüpheli e-posta adresleri veya olağandışı talepler gibi uyarı işaretlerini ayırt etmeyi öğrenmesi büyük önem arz ediyor.

3. Kimlik doğrulaması yapın. Bu saldırılar genellikle saldırganın, kullanıcıyı sahte bir oturum açma sayfasına yönlendiren kimlik avı e-postasıyla başlıyor. Bu nedenle özellikle finansal işlemlerde veya hassas bilgi taleplerinde e-posta gönderenlerin kimliğini doğrulamak büyük önem taşıyor. Ayrıca, MFA kullanmak, bir e-posta hesabına erişmek ve bir BEC dolandırıcılığı gerçekleştirmek için çalınan kimlik bilgilerini kullanan bir siber suçlunun tehdit riskini düşürüyor

4. Güçlü güvenlik politikaları uygulayın. Kuruluşların finansal işlemleri veya gizli bilgilere erişimini doğrulamak ve yetkilendirmek için açık politikalar ve prosedürler uygulaması gerekiyor. Burada yetki sınırlarının belirlenmesi, onay süreçleri ve ödeme bilgilerindeki değişikliklerin doğrulanması büyük önem taşıyor.

5. URL’leri ve ekleri kontrol edin. Kullanıcıların e-postalardaki bağlantılara tıklamadan veya ekleri açmadan önce bunların gerçekliğini ve güvenliğini doğruluyor olmaları gerekiyor. Bu, URL’leri doğrulamayı, ekleri kötü amaçlı yazılımlara karşı taramak için güvenlik araçlarını kullanmayı ve güvenilmeyen kaynaklardan dosya indirmekten kaçınmayı içeriyor.

6. Sistemleri ve yazılımları güncel tutun. Bilinen yazılım açıklarından faydalanmak siber suçlular için ilk erişim yöntemleriden biri olduğundan BEC saldırılarına karşı korunmak için güvenlik sağlamaya yardımcı   sistemleri güncel tutmak büyük önem arz ediyor. Mart 2021’de Microsoft, suç gruplarının binlerce kuruluşta bu kusurlardan aktif olarak yararlanmasının ardından dört ProxyLogon teknolojisi güvenlik açığı için acil durum uyarısı yayınladı. Bu önlemin uygulanması, bir BEC saldırısının kurbanı olma riskini önemli ölçüde azaltıp kuruluşun verilerinin bütünlüğünü ve gizliliğini korumayı sağlıyor. 

7. İzleme ve sapmaları tespit edin.  Güvenlik ekiplerinin e-postalardaki olağandışı kalıpları veya şüpheli davranışları belirleyebilecek, izleme ve sapmaları tespit edebilecek çözümleri uygulaması gerekiyor. Bu durum etkinlik kayıtlarının incelenmesini, iletişim kalıplarındaki değişikliklerin tespit edilmesini ve BEC saldırılarını belirlemek için yapay zeka araçlarının kullanılması gerektiğini gösteriyor.

8. Görüş boşluklarından kaçının. Birbirinden farklı ürünlerin kullanılması görünürlükte ve dolayısıyla güvenlikte boşluk oluşmasına sebebiyet veriyor. Tam görünürlük elde etmek ve böylece BEC saldırılarını önlemek için entegre bir şekilde çalışan güvenlik çözümlerine sahip olmak büyük önem taşıyor.

Panasonic yeni 1 çipli DLP lazer projektörlerini duyurdu

PT-REQ15, 15000lm parlaklığa sahip ilk Panasonic 1 çipli DLP 4K Projektör olma özelliğine sahip. PT-REQ15 projektör, Panasonic’in 15.000lm parlaklık sunan ilk 1Çipli DLP 4K Projektörü olurken, benzer bir model olan PT-REZ15, WUXGA (1920 x 1200) çözünürlükle 15000lm sunuyor. Kompakt tasarımları ve yüksek kaliteli görselleri sayesinde entegratörler sahada maliyetli elektrik inşaat işlerini ortadan kaldırabiliyor ve kurulum alanının sınırlı olduğu yerlerde sürükleyici deneyimler sunabiliyor. REQ15 ve REZ15, 2024 mali yılının ikinci çeyreğinde satışa sunulacak.

Büyük ölçekte muhteşem görseller

REQ15 derin, pürüzsüz ve ayrıntılı gerçek 4K görüntüler üretmek için Panasonic’in 2 eksenli piksel kaydırma teknolojisi Quad Pixel Drive’ı kullanıyor. 2K/240Hz içeriğin 6 ms veya daha kısa gecikme süresiyle birden fazla kenar karışımlı ekrana bulanık olmayan bir şekilde yansıtılmasını sağlıyor.
 
Bu teknoloji aynı zamanda Panasonic’in ET-SWR10 Gerçek Zamanlı İzleme Projeksiyon Haritalama Sistemi ile senkronize olarak dijital içeriği ve analog hareketi XR cazibe merkezlerinde veya sahne performanslarında birleşebiliyor. Kırmızı kanal çıkışını genişleten bir teknoloji olan Rich Colour Enhancer, daha canlı ve doğru kırmızı tonları sunuyor. Geliştirilmiş Dinamik Kontrast, her kareye yeni bir soluk getiriyor. Yeni sahne analizi devresi, büyüleyici görsel etki için görüntünün aydınlık ve karanlık alanlarını daha iyi tespit edebiliyor.
 
Kusursuz karışımlar, özellikle görüntüyü kavisli ekranlara yansıtırken sürükleyici 360° alanlarda da hayati önem taşıyor. Siyah düzeyi ayarları, rastgele ekran şekilleri için nokta tabanlı kenarlık ayarı sunarak siyah düzeylerinin hassas bir şekilde ayarlanmasını sağlıyor. Siyah düzeyi ayarının geometrik ayarlama ile bağlantısını kaldırma özelliği sayesinde tamamen kusursuz bir çoklu ekran görüntüsü için ekranın görüntüleme alanının dışındaki üst üste binmeleri de dahil olmak üzere tüm karışıma siyah düzey ayarları uygulanabiliyor.

Zahmetsiz İş Akışı ve Genişletilmiş Yetenekler

Intel® SDM için hazır yuva, çeşitli opsiyonel tescilli veya üçüncü parti işlev kartlarıyla da uyumlu. Kullanıcılar uygun bir kartla bağlantıyı uygulamanın arayüzüne veya AVoIP standardına uyacak şekilde uyarlayabiliyor, ölçeklendirebiliyor ve genişletebiliyor. Yeni yüksek kontrastlı lensler, uzaktan kumanda ile kolay ayarlama için güç beslemeli merkez ve çevre odağına sahip. Projektörlerin akıllı telefon üzerinden güç açılmadan hazırlanmasını veya başlatılmasını sağlayan NFC işleviyle yerinde iş akışı kolaylaştırılıyor. Geo Pro için önceden etkinleştirilmiş yükseltme kitleri, imkanların kapasitesini işlevselliği artırıyor ve kamera aracılığıyla kenar karıştırmayı otomatik hale getiriyor.


Bakım Gerektirmeyen Çalışma ile Üstün Güvenilirlik

Konuk deneyimini etkileyen kesintileri önlemek ve işletme maliyetlerini azaltmak için her iki üründe de IP5X Toza Karşı Korumalı (IEC 60529) standardına uygun, hava filtresi ihtiyacını ortadan kaldıran ve 20.000 saat bakım gerektirmeyen çalışma sağlayan bir optik motor ve lazer ışık kaynağı modülü bulunuyor. İnceltilmiş sıvı soğutma sistemi, tozlu ortamlarda sürekli çalışma imkanı sağlıyor. Multi-Laser Drive Engine, olası bir tek diyot arızası durumunda parlaklık kaybını sınırlayan benzersiz yük devretme devresine sahipken, Yedek Giriş işlevi, birincil sinyal kesintiye uğradığında ekran karartma olmadan bir yedekleme sinyaline geçer.

Xiaomi 13T Leica kamera ile çıkabilir

0

Xiaomi’nin yeni amiral gemisi telefonu olan Xiaomi 13T’nin piyasaya sürülmesi için geri sayım başladı. Lansman tarihi yaklaştıkça, bu heyecan verici cihazın iki farklı versiyonla geleceği ortaya çıktı. Hindistan merkezli kaynaklardan gelen yeni bilgilere göre, Xiaomi 13T’nin biri Leica markalı, diğeri ise standart bir versiyon olarak tüketicilere sunulacak.

Eylül ayının sonunda raflardaki yerini alması beklenen Xiaomi 13T serisi, özellikleri ve fiyatıyla öne çıkıyor. Ancak şimdiye kadar en çok dikkat çeken detay, telefonun kamerasıyla ilgili. Sızdırılan render görüntülerinde, bir versiyonunun arka kamerasında Leica logosunun bulunduğu görülüyor, ancak diğerinde böyle bir ibare yer almıyor.

Xiaomi 13T’nin Leica markalı ve Leica markasız iki versiyon olarak geleceğini iddia ediliyor . Teknik özellikler her iki versiyon için aynı olacakken, bazı bölgelerdeki kullanıcılar Leica markalı versiyona sahip olma şansını yakalayacaklar. Diğer bölgelerde ise Leica logosu bulunmayacak.

Leica, özellikle Avrupa’da büyük bir üne sahip olan ve fotoğrafçılık kalitesiyle özdeşleşen bir marka. Bu nedenle, Leica versiyonu muhtemelen Avrupa’da büyük ilgi görecektir. Ancak gelişmekte olan pazarlarda Leica’nın yaygın olarak kullanılmadığı düşünüldüğünde, Xiaomi 13T’nin Leica markasız versiyonu diğer bölgelerde tercih edilebilir.

Xiaomi 13T’nin kamera konfigürasyonunda her iki versiyonda da herhangi bir değişiklik beklenmiyor. Ancak kullanıcılar, coğrafi konumlarına bağlı olarak Leica’nın ünlü kalitesini deneyimleme veya standart versiyonu tercih etme şansına sahip olacaklar.

İşletmeler geleceği veri ile tahmin edebilir

0

Firmanın bu alanda en son geliştirdiği çözüm, D-Board adlı performans ve veri izleme platformu oldu. D-Board ile işletmelerin bugününü yakından izlemek, yarınlarını ise gerçeğe en yakın şekilde tahmin etmek mümkün. 

Yoğun rekabet ve dalgalanmaların sürekli olduğu iş dünyasında veri yönetimi ve gelecek tahmini her geçen gün daha önemli bir hale geliyor. Müşterilerinin veri süreçlerini baştan sona, etkili bir şekilde yönetebilmesini sağlayan ürün ve çözümler geliştiren Doğuş Teknoloji, işletmelerin verilerini doğrudan takip edebildikleri, gelişmiş veri tahminleme özellikleriyle dikkat çeken D-Board adlı performans ve veri izleme platformunu duyurdu. 

Doğuş Teknoloji odağında veri ve veri tahminleme var

Doğuş Teknoloji Veriden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Özcan Çavuş
Doğuş Teknoloji Veriden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Özcan Çavuş

Doğuş Teknoloji Veriden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Özcan Çavuş, her zaman müşterilerinin veri süreçlerini baştan sona yönetebilmesi vizyonuyla hareket ettiklerini ve odaklarında veri ve yapay zeka ile fayda sağlama olduğunu söylüyor. Çavuş, “Veri yönetimi ve analitiğinin her aşamasını kapsayan çözümlerimizle müşterilerimize hangi verilerin, hangi kalitede ve olgunluk seviyelerinde tutulması gerektiğine dair yol gösteriyoruz; böylece mevcut altyapılarıyla işletme hedeflerini karşılamaları çok daha mümkün oluyor. Bu sayede müşterilerimiz, veri toplama ve depolama, uyum sağlama (KVKK/GDPR), büyük veri analizi, iş zekâsı (Business Intelligence) ve ileri analitik gibi alanlarda ihtiyaçlarına özel çözümler elde ediyor. Farklı aşamalardaki veri gereksinimleri tek bir çatı altında birleştirilerek, verimlik artırılıyor ve iş kararları daha kesin ve veriye dayalı bir hale getiriliyor” diyor.

Veri tahminleme çözümlerinde gelecek öngörüleri ile zenginleştirilmiş raporlar sunarak geleneksel iş zekâsı raporlamasının ötesine geçtiklerini belirten Çavuş, bu öngörülerin trendleri içererek, iş kararlarını daha önce hiç olmadığı kadar bilgiye dayalı bir hale getirdiğini vurguluyor. 

Anlık veri ile sağlam gelecek stratejisi

İşletme kararlarının gerçekçi ve doğru verilere dayalı olarak alınmasına imkan veren performans ve veri izleme platformu D-Board, şirketlerin iş performansları ile temel performans göstergelerini (KPI) anlık görselleştirip analiz edebiliyor. D-Board mobil ve web ara yüzleri üzerinden üst yönetim ve saha ekipleri, şirketin anlık performanslarını izleyip, veriye dayalı stratejik kararlar alınmasına yardımcı oluyor. Şirket yönetimine hem mevcut durumu net olarak görme, hem de veri tahminleme özelliği ile geleceğe yönelik stratejilerini sağlam bir temele oturtma imkanı sağlıyor. Bu yaklaşım, rekabet avantajını artırma ve daha iyi kararlar alma konusunda şirketlerde fark yaratıyor.

Özcan Çavuş, veri tahminleme projelerinin gelecekteki olay, eğilim ve sonuçları öngörme yeteneği kazandırarak kritik karar alma süreçlerini güçlendirdiğini vurguluyor. Çavuş, “Bu projeler mevcut verilerin analizi ve makine öğrenimi yöntemleriyle gelecekteki olası senaryoları tahmin etmeye yardımcı olarak şirketlere hedeflerine ulaşmak için veriye dayalı sağlam bir yol haritası sunuyor. Bu sayede işletmeler, kaynakları daha etkili yönetebildiği gibi riskleri azaltarak rekabet avantajı da elde edebilir konuma geliyor.  Bildiğiniz üzere müşteri sadakatinin artırılması da şirketler için önemli bir hedef haline geldi. Bu noktada Doğuş Teknoloji olarak müşteri davranışlarına yönelik veri analizi yöntemiyle yürüttüğümüz projelerde müşteri kayıplarının önemli ölçüde azaldığını gözlemlediğimiz süreçler tasarladık.

Bugünü D-Board, geleceği veri tahminleme ile izliyoruz

D-Board, anlık veri erişimi, veri görselleştirme, analiz panellerini özelleştirme, gerçek zamanlı veri güncelleme, veri güvenliği ve yetkilendirme gibi bir dizi özelliği ile dikkat çekiyor. Veri ve performans izleme platformu olarak çalışan D-Board, işletmelerin üst yönetimi, iş birimi yöneticileri, pazarlama ve satış profesyonelleri, finans uzmanları ve operasyon yöneticilerini hedefliyor. 

Doğuş Teknoloji’nin Türkiye ve global pazarlarda teknoloji geliştiren bir marka olduğunu vurgulayan Özcan Çavuş, “Pek çok sektöre teknoloji çözümleri üreten bir firmayız. Veri tahminleme teknolojilerini otomotivden finansa, e-ticaretten enerjiye, endüstriden inşaata, lojistikten sağlığa kadar pek çok sektördeki müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyoruz. D-board, işletmelerin verilerini sürekli izlenmesine imkan veren bir yapıda. Farklı sektörel ihtiyaçlar doğrultusunda veriler düzenleniyor ve veri tahmini analizine hazır hale getiriliyor. Veri tahminlemede yarattığımız önemli iş çıktıları sürekli artıyor. Özetle, işletmelerin bugününü D-board, gelecekteki adımlarını ise veri algoritmalarıyla izliyoruz” diyor. 

Bill Gates milyonlarca Dolara sebep Olan Hatasını Açıkladı

0

Dünyaca ünlü işadamı Bill Gates, son katıldığı Unconfuse Me adlı podcast’teki açıklamalarıyla gündemde büyük bir yankı uyandırdı. Gates, bu röportajda uykunun insan hayatındaki ve iş dünyasındaki kritik rolünü ele alırken, aynı zamanda geçmişte yaptığı büyük bir hatayı açıkça kabul etti. Bu sözleri, sadece Gates’in kişisel bir deneyimini yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda uykunun önemini vurgulayarak insanların yaşamlarında nasıl daha bilinçli bir şekilde ele almaları gerektiği konusunda da önemli bir mesaj içeriyor.

Yıllar önce, birçok kişi gibi Gates de az uykuyla başarı arasında bir ilişki olduğuna inanıyordu. Özellikle iş dünyasında, az uyku çalışkanlık ve finansal başarıyla özdeşleştiriliyordu. Gates, bu dönemi “Ben ‘Sadece altı saat uyuyorum’ derdim ve diğer adam ‘Ben sadece beş saat uyuyorum!’ derdi,” şeklinde hatırlıyor. Ancak zaman içinde uykunun eksikliğinin kötü karar alma süreçlerine ve mali kayıplara yol açabileceğini fark etti ve bu konuda bilinçlenmeye başladı.

Şu an Gates, kötü uyku alışkanlıklarının sağlık üzerindeki olumsuz etkileri konusundaki endişeleri nedeniyle uyku kalitesini mobil platformlar aracılığıyla günlük olarak izlemekte. Özellikle Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen uykusuzluğun etkilerini azaltmaya yönelik çaba harcamakta.

Podcast’te ayrıca Gates, kendi mobil işletim sistemi girişimi gibi bir başka önemli hatasını da açıkça kabul etti. Bu girişim, Apple’ın iOS ve Android’e karşı rekabet ederken büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Bill Gates’in uykunun önemi ve kendi hatalarıyla ilgili bu açıklamaları, iş dünyasında çalışma alışkanlıkları ve karar verme süreçlerine dair yaygın inançları sorgulamamıza neden oluyor.

Apple Watch 9. seri için deri kayış üretimi olmayabilir

0

Apple, geçtiğimiz ay iPhone 15 serisi için deri kılıfları kaldırma kararı almasıyla gündemdeydi. Ancak şimdi, sürdürülebilirlik odaklı bir hamle kapsamında Apple Watch deri kayışları da gelecekte belirsizlikle karşı karşıya. Bloomberg’den Mark Gurman, Apple’ın “Apple Watch kayışlarında da deriden uzaklaşmaya başlayacağı” konusunda güçlü iddia sundu bu, Apple’ın lüks moda markası Hermès ile olan ortaklığının geleceğini de sarsabilir .

Gurman, geçtiğimiz ay içinde Apple’ın kendi çalışanlarına yönelik başlattığı özel bir uygulamayı söylüyor Apple, çalışanlarına Apple Watch Hermès deri aksesuarlarını ve deri bağlantı kayışlarını yüksek oranda indirimli fiyatlarla sunmaya başladı. İndirimler bazı durumlarda %90’a kadar ulaştı. Bu, Apple’ın envanterini azaltmak için bir adım olarak yorumlayabiliriz.

Örnek vermek gerekirse, perakende satış fiyatı 850 dolar olan Apple Hermès kordonlarının, personele 85 dolara sunulduğu söylentisi dolaşıyor. Üstelik, resmi olarak stokta bulunmayan birçok Hermès kordonunun bu iç anlaşma çerçevesinde hala temin edilebileceği söyleniyor.

Apple’ın sürdürülebilirlik ve çevresel etkiler konusundaki taahhüdü, şirketin ürün tasarımı ve malzeme seçimlerini gözden geçirmesine yol açıyor gibi görünüyor. Bu da gelecekte Apple Watch kayışlarının malzeme seçiminde ve tasarımında değişiklikler olabileceği anlamına gelebilir.

Özellikle Apple Watch’un Hermès işbirliği, lüks ve moda dünyasında büyük ilgi çekiyor ve Apple’ın bu alandaki etkisi giderek artıyor. Bu nedenle, Apple’ın bu işbirliğini nasıl yönlendireceği ve deri kayışlarını kaldırıp kaldırmayacağı önemli bir soru işareti haline geliyor.

Sonuç olarak, Apple’ın sürdürülebilirlik ve ürün tasarımı konusundaki yeni yaklaşımı, şirketin gelecekteki ürün stratejilerinde önemli değişikliklere yol açabilir ve bu değişikliklerin tüketicilere nasıl yansıyacağını görmek için merakla beklemekteyiz.

Teknoloji firmalarına destek geliyor!

0

Sistem Global Danışmanlık ve Enterprise Singapore ortaklığıyla, Türkiye ve Singapur teknoloji ekosistemleri arasındaki iş birliklerini geliştirmek amacıyla düzenlenen Açık İnovasyon Konuşmaları, her iki ülkeden 122 kurumun temsilcilerinin katılımı ile gerçekleştirildi. Etkinlikte, Singapur’daki ve Türkiye’deki teknoloji şirketlerinin ortak inovasyon, yatırım ve iş geliştirme gibi fırsatlara erişimini kolaylaştırmak amacıyla başlatılan Türkiye – Singapur Teknoloji İş Birliği Programı’nın tanıtımı yapıldı.

Özellikle deeptech, regtech, fintech, gaming, edtech, AI, veri analizi ve akıllı şehir çözümleri konusunda uzmanlaşmış teknoloji şirketleri arasında iş birliğini ve ortaklıkları kolaylaştırmak amacıyla hayata geçirilen Türkiye-Singapur Teknoloji İş Birliği Programı kapsamında; Singapur üzerinden Güney Doğu Asya pazarına açılmak isteyen Türkiye’den şirketler ile Türkiye üzerinden CIS, Kuzey Afrika ve Avrupa pazarlarına erişmek isteyen şirketler arasında eşleştirmeler yapılacak. Eylül 2023 boyunca başvuru kabul edecek programda, eşleştirmeler 4 Ekim’de duyurulacak. 4 ay sürecek program esnasında başvuru yapan firmalara aşağıdaki hizmetler sunulacak: 

  • Sektör ve iş birliği amacına uygun bir şirketle eşleştirme sağlanması,
  • Enterprise Singapore ve Sistem Global Danışmanlık’tan eşleşmenin sağlıklı ve sonuç odaklı yürümesi için süreç desteği,  
  • Açık inovasyon ile ilgili mentorluk,
  • Yurt dışı pazar analizi ve araştırması, teknoloji transferi, uluslararası hibe ve teşvikler, uluslararası vergilendirme ile ilgili kapalı eğitimler ve firmaya özel soru-cevap toplantıları,
  • Singapur’da gerçekleşecek SWITCH etkinlik katılımına yönelik programlama ve Singapur’da B2B görüşme desteği.

Yogeindran Thiayagarajah: “Türk ve Singapur şirketleri arasındaki sınır ötesi iş birliğinin birçok başarılı örneği var”

Enterprise Singapore’un Doğu Avrupa ve Orta Asya’dan Sorumlu Bölge Direktörü Yogeindran Thiayagarajah, “Türk ve Singapur şirketleri arasındaki sınır ötesi iş birliğinin, özellikle son yıllarda teknoloji iş birlikleri, e-ticaret ortaklıkları ve oyun sektöründeki pazar genişletme gibi alanlarda birçok başarılı örneği var. Bu örnekler, Türkiye’deki açık inovasyon ruhunun büyüdüğünü ve Türkiye’nin Singapur için potansiyel bir ortak olduğunu açıkça gösteriyor. Türkiye – Singapur Teknoloji İş Birliği Programı, her iki ülkenin teknoloji şirketlerinin kendilerine özgü ihtiyaçlarını temel alarak, Ar-Ge, dağıtım, satış veya yatırım konularında başarılı bir şekilde eşleştireceğine inanıyorum. Şirketlerin yeteneklerini geliştirmesine destekleyecek bu program bir yandan inovasyonu teşvik ederken bir yandan da uluslararasılaşmaya yardımcı olacak” dedi.

Elif İşgör Önen: “Türk şirketleri için Singapur’da ve ASEAN bölgesinde önemli fırsatlar var”

Sistem Global Danışmanlık COO’su Elif İşgör Önen, “Türk teknoloji şirketlerinde, özellikle oyun, fintech, AI, teslimat çözümleri ve dijital pazarlama gibi alanlarda önemli bir olgunluk artışı var. Sistem Global Danışmanlık’ta bu firmalarla yakın çalışarak, onların küreselleşme çabalarını destekliyoruz. Singapur’da ve ASEAN bölgesinde onlar için büyük bir potansiyel görüyoruz. Bu nedenle, bu inovasyon programının paydaşı olmaktan büyük heyecan duyuyoruz. Ar-Ge, ürün geliştirme, yatırım, pazarlama ve satış alanında ortaklık yapak isteyen Türk ve Singapurlu teknoloji şirketleri doğru eşleştirmelerle bir araya getirerek iki ülke arasındaki iş birliği ve büyüme potansiyelini harekete geçireceğiz. Her iki ülkedeki firmaların globalleşmelerine katkı sağlayacağız” dedi.

Apple ve Microsoft’tan AB’ye karşı ilginç savunma!

0

ABD’nin teknoloji devleri Apple ve Microsoft, AB’nin yeni Dijital Piyasalar Yasası’na karşı ilginç bir savunma yapıyorlar yeni AB mevzuatı olan Dijital Piyasalar Yasası’nın kapsamına girmemek için “popüler olmadıkları” argümanını ileri sürüyorlar. Yasaya göre, büyük teknoloji şirketleri, veri paylaşımı, rakip işbirliği ve hizmetlerini rakip uygulamalarla entegre etme gibi yeni sorumluluklar üstlenmek zorunda kalacaklar.

AB, büyük teknoloji şirketlerinin pazar hakimiyetini sınırlamayı amaçlayan Dijital Piyasalar Yasası’nı hazırlıyor. Ancak Apple ve Microsoft, bu yasanın kendileri için geçerli olmadığını iddia ediyorlar, işte nedenleri:

Microsoft, arama motoru Bing’in, devasa rakibi Google Arama ile aynı yükümlülüklere tabi olması gerektiğini reddediyor. Ancak, Windows işletim sistemi daha yaygın kullanıldığı için yasanın bu ürün için geçerli olduğunu kabul ediyorlar.

Apple ise iMessage hizmetinin, yeni yasanın gerektirdiği kullanıcı sayısı karşılamadığını iddia ediyor. Apple, bu nedenle iMessage’ı Meta’nın WhatsApp gibi rakip uygulamalarla entegre etme zorunluluğundan muaf olmayı savunuyor. Ancak, analistler, iMessage’ın dünya genelinde yaklaşık 1 milyar kullanıcıya sahip olduğunu tahmin ediyorlar, bu da onu oldukça popüler bir hizmet haline getiriyor.

Bu durumun sonucu, Apple ve AB’nin iMessage’ın hizmet verdiği pazarı nasıl tanımladığına bağlı gibi görünüyor. Dijital Piyasalar Yasası, büyük teknoloji şirketlerinin rekabeti teşvik etmek ve veri paylaşımını artırmak için nasıl düzenleneceği konusunda devam eden bir tartışma başlatmış gibi duruyor.

Sonuç olarak, Apple ve Microsoft’un “popülerlik eksikliği” savunması, teknoloji devlerinin AB’nin yeni düzenlemelerine nasıl cevap vereceği ve bu düzenlemelerin dijital pazarı nasıl etkileyeceği konusunda önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

REMY, yol yardım hizmetleri ile müşterilerinin yanında

0

Metal yakalı çalışanı Remy’nin yeni sürümü, yol yardım hizmetlerinde otomasyonu artırıp, kurumsal hafızayı daha da güçlendirerek tek bir platform üzerinden süreç yönetimi sağlamayı amaçlıyor. Remed Assistance, 30. Yılında metal yakalı çalışanı Remy’nin fonksiyonlarını zenginleştiriyor. Pandemi döneminde turistlerin en önemli ihtiyaçlarından biri olan PCR testi süreçlerini yöneterek işe başlayan Remy, ilk olarak Kazakistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok ülkede başarıyla kullanılmıştı. REMY yeni sürümü ile Remed Assistance’ın yol yardım hizmetlerinde sigortalılar ve tedarikçiler arasındaki tüm iletişim artık merkezi olarak gerçekleşecek. WhatsApp ve Astera (MS Dynamics 365) ile entegre çalışacak yapay zeka tabanlı bu bütünleşik sistem, fotoğraf tanıma teknolojisini de kullanarak yol yardım operasyonlarını uçtan uca yönetmeyi mümkün kılacak. Operasyon sonunda memnuniyet anketiyle, müşterinin nabzı da tutulacak.

Remed assistance ile yol yardım hizmetlerinde dijital dönüşüm

Remed Assistance Teknik Asistans Genel Müdür Yardımcısı Kemal Baykan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada: “Asistans sektöründe öncü bir firma olarak müşterilerimize kaliteli, hızlı ve en iyi deneyimi sunmak için dijital dönüşümü planlı bir şekilde hayata geçiriyoruz. Uluslararası hizmet ağımız içinde metal yakalı çalışanımız Remy’nin yeni sürümü ile birlikte yol yardım hizmetlerinde, müşteri ve hizmet sağlayıcı arasında tamamen dijital bir hizmet ortamı oluşturarak; hizmetin atanması, takip edilmesi ve tamamlanması süreçlerini kolaylaştırıyoruz. Gelecek sürümlerde müşterilerimizin hayatını daha da kolaylaştıracak yenilikleri uygulamamıza entegre etmeye devam edeceğiz.” dedi.

Mailim hacklendi mi?

Birincil e-posta hesabınız, kişisel olarak tanımlanabilen ve hassas bilgiler için döner bir kapı. Bunun için e-postanızı video akışı hizmetlerinde, çevrimiçi alışverişte ve sosyal medyada oturum açmak için kullanıyorsunuz. Adresleri, tam adları ve hatta Sosyal Güvenlik numaralarını gösteren banka hesap özetlerini ve elektrik faturalarını aldığınız yer. Bir şifreyi unutursanız veya çevrimiçi bir hesabı sıfırlamanız gerekirse, bu mesajlar nereye gönderiliyor. Mailim hacklendi mi sorusu aklınıza geliyorsa alabileceğiniz bazı önlemler var.

E-posta adresiniz çevrimiçi kimliğinize açılan bir kapı görevi görüyor. Böylelikle siber suçlular da rahatsız edici bir düzenlilikle e-postanızı kullanarak her türlü hassas veriyi ödüllendirecek.

Siber suçlular tarafından saldırıya uğrayan e-postalar, kişisel verilerden oluşan bir altın madenini ve potansiyel olarak tüm diğer hesaplarınıza erişimi temsil ediyor. Çevrimiçi bankacılık ve çevrimiçi alışveriş de dahil e-posta adresinize bağlı çevrimiçi hesapların sayısıyla birlikte, bir e-posta hackinden kurtulmanız zaman alıcı olacak. Kimliğinize ve mali bilgileriniz zararı ve bunun etrafınız için etkisini en aza mümkün. Bunun için hızlı ve dikkatli hareket etmeniz gerekecek.

Mail hacklenmesini önleme ve tespit etme yöntemleri

Antivirüs programınızı çalıştırabilirsiniz

FTC’ye göre saldırı durumunda yapmanız gereken ilk eylem, kapsamlı bir antivirüs taraması. Her türlü  kötü amaçlı yazılımı ve potansiyel olarak istenmeyen uygulamaları tespit etmek ve ortadan kaldırmak için “hızlı tarama” ayarını atlayıp derin bir tarama yapabilirsiniz.

Şifrelerinizi değiştirebilirsiniz

Bilgisayarınız kötü amaçlı yazılımlardan temizlendikten sonra şifrenizi değiştirme zamanı gelmiş demek. Hesabınıza erişiminizi kaybettiyseniz, kim olduğunuzu kanıtlamak ve şifre sıfırlama talebinde bulunmak için doğrudan e-posta sağlayıcısıyla iletişime geçmeniz gerekebilir. Artık pek çok sağlayıcı, hesabınız için, e-postanızın kontrolünü geri almak üzere güvenlik sorularını yanıtlayabileceğiniz özel bir kurtarma hizmeti sayfası sunuyor.

Herkese açık veya paylaşılan bir cihazda oturumu kapatmayı mı unuttunuz?

Hesaplarınızı yalnızca size ait olmayan herhangi bir cihazda açık bırakmanız, bilgisayar korsanları için altın bir fırsat. Örneğin bir tarayıcı penceresini kapattığınızda e-posta hesabınızın oturumunun her zaman otomatik olarak kapatılmayacağını unutmayın. Bir bilgisayar korsanının şifrelerinizi değiştirmesi ve sizi kendi hesabınıza kilitlemesi için gereken tek şey birkaç saniye.

E-postanızın hacklenip hacklenmediğini anlamanın bazı yolları mevcut. Böylelikle aşağıdaki maddeler, bu tespiti yapabilmenizi kolaylaştıracak.

  • E-posta hesabınızda oturum açamıyorsunuz.
  • “Gönderilenler” klasörünüzde garip mesajlar var.
  • İstemediğiniz şifre sıfırlama e-postaları alıyorsunuz.
  • Günlüğünüzde farklı IP adresleri yer alacak.
  • Sosyal medya hesabınızda sizin yapmadığınız tuhaf paylaşımlar var.
  • Arkadaşlarınız ve aileniz göndermediğiniz e-postaları veya mesajları alıyor.
  • Cihazınız aniden yavaşlayacak.
  • Birisi tanımadığınız bir adrese otomatik yönlendirme ayarladı.
  • Hesap bilgileriniz Dark Web’de görünecek.

IP adresinden kişiye ulaşma

İnternet servis sağlayıcınız (ISS) aracılığıyla İnternet’e bağlandığınızda, size bir IP adresi atıyor. IP adresiniz, bilgisayarınızın internetteki posta adresi gibi çalışıyor. İnternet trafiğine nereye gideceğini ve nasıl bağlanacağını söylüyor. Ancak IP adresiniz bir konuma bağlı olduğundan ve çevrimiçi olarak başkaları tarafından görünebiliyor. Birçok kişi bunun bir güvenlik riski olup olmadığını merak ediyor. Birisinin beni IP adresimle bulması konusunda endişelenmem gerekir mi? Neyse ki, birkaç istisna dışında bu mümkün değil. Ancak IP adresi olmayan birini çevrimiçi bulmanın başka yolları da var.

IP (İnternet Protokolü) adresi, İnternet’e veya ağa bağlı bir cihaza bağlı benzersiz bir sayı dizisi. Cihazı tanımlıyor. Dahili veya harici bir ağdaki, hatta İnternet üzerinden diğer cihazlarla iletişim kurmasına olanak tanıyor. IP adresinden kişiye ulaşabilme konusunda birçok endişe var.

İnternet servis sağlayıcınız (İSS) aracılığıyla internete erişim size bir IP adresi atıyor. Aslında IP adresiniz posta adresinize benziyor. Ancak bilgisayarınız için İnternet. IP adresi İnternet trafiğini bilgisayarınıza yönlendiriyor.

Birisi IP adresimin tam yerini takip edebilir mi?

Kısacası hayır. Tam konumunuzun IP adresiniz aracılığıyla bulunması konusunda endişelenmenize gerek yok. IP adresleri tasarım gereği takip edilebiliyor. Ancak buradaki amaç iİnternete eriştiğinizde konumunuzu İnternet sağlayıcılarına ve diğer cihazlara belirtmek. Bu hizmet olmasaydı amaçlarına hizmet edemezlerdi. Ancak bu, birisinin sizi IP adresinizden takip edebileceği anlamına gelmiyor.

IP adresiniz, sizi bulmaya çalışan herhangi birine tam fiziksel konumunuzu açıklamak için gerekli bilgileri içermez. Bazı durumlarda, bir kişi bulunduğunuz şehri veya genel bölgeyi bulabilir. Ancak fiziksel adresinizi alamaz. IP adresiniz coğrafi bir konuma bağlansa da sizi bulacak kadar spesifik değil. IP adresinizi izleyen herkes yalnızca İnternet servis sağlayıcınıza ulaşabilir. Adres bilgisine sahip birini nasıl bulacağınızı bilmek istiyorsanız, yine de adresten yararlı veriler bulacaksınız. Bir IP adresi bazı coğrafi konum bilgilerini içeriyor. Bazı durumlarda IP adresi, cihazın bulunduğu ülkeyi, eyaleti, şehri veya posta kodunu belirtiyor. Ayrıca başkalarına ISP’nizin kimliğini de söylüyor. Ancak bu bilgilerle bile IP adresiniz konumunuzu veya kişisel bilgilerinizi tam olarak belirleyecek veya sizi herhangi bir tehlikeye atacak kadar bilgi vermez.

Ancak ISS’niz hesap bilgilerinize göre özel konumunuzu biliyor. Gizliliğiniz için İSS’niz tam konumunuzu başkalarıyla paylaşmaz. Bir suç işlemediğiniz sürece İSS’nizin konumunuzu vermesi konusunda endişelenmenize gerek yok. Bu gibi durumlarda polis bir İSS’ye mahkeme celbi gönderebiliyor. İSS’nin bilgi kayıtlarını teslim etmesini talep edebiliyor.

Bu istisna dışında bile, yasa dışı faaliyetlere katılmadıysanız muhtemelen herhangi bir tehlike altında değilsiniz. Ancak bu, WiFi ağınızı güvenli hale getirdiğinizden emin olmanız için bir neden. Yakınınızdaki herhangi biri ağınızı yasa dışı faaliyetler veya suçlar için kullanabiliyor.

IP adresi nasıl gizleniyor?

IP adresinizi gizlemenin birçok faydası var. Bağlantınızı güvence altına alıyor. Bu, özellikle ücretsiz Wi-Fi ağlarını kullanırken faydalı. Filtrelerden veya içerik bloklarından kurtulmanıza olanak tanıyor. En önemlisi, çevrimiçi ortamda daha güvenli olmanızı sağlıyor.

Çevrimiçi gezinirken IP adresinizi maskelemek için sanal bir özel ağ veya proxy kullanmayı düşünebilirsiniz. Her ikisi de esas olarak IP adresinizi değiştirerek ve çevrimiçi etkinliğinizi koruyarak gizliliğinizi artırıyor.

Çinli otomobil üreticileri Münih’te gövde gösterisi yaptı, Avrupalı üreticiler korktu!

Münih’in IAA mobilite fuarında yöneticiler, Avrupa’nın otomobil üreticilerinin daha düşük maliyetli elektrikli araçlar (EV’ler) üretmek ve Çin’in daha ucuz, daha tüketici dostu modeller geliştirmedeki liderliğini silmek için ellerinde mücadele ettiğini söyledi.

Renault CEO’su Luca de Meo otomobil fuarında Reuters’e verdiği demeçte, “Bir nesil önce EV’lerde başlayan bazı Çinli oyuncularla maliyet farkını kapatmak zorundayız.” dedi ve üretim maliyetleri düştüğünde fiyatların da düşeceğini ekledi.

De Meo, Fransız otomobil üreticisinin Çinlilerle fiyat eşitliğine doğru ilerlemesinin bir parçası olarak, gelecek yıl çıkacak olan R5 EV’sinin elektrikli Scenic ve Megane modellerinden %25 ila %30 daha ucuz olacağını söyledi.

Xpeng, 2024’te daha fazla Avrupa pazarına açılmayı planlıyor ve Zhejiang Leapmotor Technology önümüzdeki iki yıl içinde Avrupa da dahil olmak üzere denizaşırı pazarlar için beş model açıkladı.

Avrupa’da satılan her 100 EV’den 8’i Çinli

Inovev’e göre, bu yıl şimdiye kadar Avrupa’da satılan yeni EV’lerin %8’i, geçen yıl %6 ve 2021’de %4’ten Çinli markalar tarafından yapıldı.

Bu yılki Münih etkinliğindeki katılımcıların yaklaşık %41’inin merkezi Asya’da olup, BYD, Xpeng ve pil üreticisi CATL dahil olmak üzere katılan Çinli şirketlerin sayısının iki katı.

Çinli EV üreticilerinin Avrupa’ya gelişi, EV satışlarına hakim olabilecekleri endişelerini akıllara getirdi.

Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) başkanı Hildegard Mueller, “Biz (Almanya) rekabet gücümüzü kaybediyoruz.” dedi ve Münih otomobil fuarının “uluslararası rekabetin yüksek baskısının” Almanya’nın elektrifikasyona daha fazla yatırım yapmasını nasıl gerekli kıldığını gösterdiğini de sözlerine ekledi.

Jato Dynamics’teki araştırmacılara göre, Çin’deki ortalama EV, Avrupa’daki yaklaşık 56.000 avroya kıyasla 2022’nin ilk yarısında 32.000 avrodan (35.000 dolar) daha ucuza mal oldu.

BMW CEO’su Oliver Zipse Pazar akşamı Çin’in Avrupa’ya girmesine atıfta bulunarak, “Temel otomobil pazarı segmenti ya yok olacak ya da Avrupalı üreticiler tarafından yapılmayacak.” dedi.

Volkswagen CEO’su Oliver Blume gazetecilere verdiği demeçte, Çin’deki ortaklıkları aracılığıyla otomobil üreticisinin pil hücresi maliyetlerini %50 oranında azaltmayı hedeflediğini söyledi.

Xpeng Başkanı Brian Gu, Avrupalı otomobil üreticileri şu anda Çin’in gerisinde kalırken, ortaklıklar ve teknolojiye büyük yatırımlarla EV’lere “büyük bir taahhüt” verdiklerini söyledi.

Otomobil endüstrisi analisti Ferdinand Dudenhoeffer, Çinlilerin bir EV maliyetinin %40’ını oluşturan pil yapımında “dünya şampiyonu” olduklarını söyledi.

Dudenhoeffer, Almanya’da kuran Çinli pil üreticilerinin EV maliyetlerini düşürmeye yardımcı olduğunu ve Alman politikacıların “aptalca ayrıştırma stratejileriyle ülkeden kovulmadıklarından” emin olmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.

Audi’nin yeni elektriklileri IAA 2023’te görücüye çıktı

Fuarda ayrıca, Audi’nin mevcut elektrikli model ailesi e-tron’un Q4 ve A6 ile ailenin en dinamik üyesi olan RS e-tron GT de yer alıyor. Audi, Q6 e-tron modelinin, ön üretim halini de sergiliyor.  Audi, IAA Münih Mobility 2023’te ziyaretçilerine geleceğin mobilitesini deneyimleyebilme imkanı sunuyor. Audi markasının e-mobilite yolculuğundaki bağlantılı, sürdürülebilir, elektrikli, otonom sürüşe yönelik teknolojik atılımı fuarda en güzel örnekleriyle yer alıyor. 

Q8 e-tron ile Holoride yolculuk

Audi’nin fuarda öne çıkan modellerinden ilki, üçüncü nesil modüler bilgi-eğlence araç seti (MIB 3) ve en yeni yazılım kümesi holoride özellikli olan Q8 e-tron ve Q8 e-tron Sportback.

Yeni Audi Q8 e-tron, öncü Audi e-tron’un başarı öyküsünü yeni bir isim altında ileriye taşıyor. Geniş lüks sınıf konforu, optimize edilmiş sürüş konsepti, geliştirilmiş aerodinamiği, daha iyi şarj performansı ve batarya kapasitesi ile Audi Q8 e-tron, Audi’nin elektrikli SUV portföyündeki en üst düzey modeldir. Farklı ön tampon için yeni bir tasarım, Q8 e-tron’a taze bir görünüm kazandırıyor.

Audi’nin elektrikli SUV ve crossover modellerinin en üst modeli olan Audi Q8 e-tron optimize edilmiş sürüş konsepti, geliştirilmiş aerodinamik özellikleri ve menzili 600 kilometreye kadar çıkaran (WLTP’ye göre) daha yüksek şarj performansı ve batarya kapasitesiyle tam anlamıyla bir amiral gemisi.

PPE tabanlı ilk Audi olan Q6 e-tron, kamuflajla gösteriliyor

Audi’nin fuarda sergilediği bir başka model, yeni Premium Platform Electric (PPE) tabanlı ilk modeli olan Q6 e-tron. Ingolstadt’ta üretilen ilk tamamen elektrikli model olan Q6 e-tron Audi’nin tarihindeki en büyük model girişiminin başlangıcına işaret ediyor. Marka, modelin ilk üretim halini kamuflaj giydirmeyle ve tamamen yeni iç tasarımı ile sergiliyor.  İç mekanı kullanıcıların ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlanan Yeni Audi Q6 e-tron model serisinde teknoloji, estetik ve sürdürülebilirlik mükemmel bir denge içinde.

Aracın iç mekanında bazıları geri dönüştürülmüş materyallerden üretilen yüksek kaliteli malzemeler kullanılmış. Örneğin, S serisinde yüzde 100 geri dönüştürülmüş polyesterden üretilen kumaş Elastic Melange kullanılıyor. Gösterge panelindeki yüzeyler standart olarak, bir kısmı yenilenebilir hammaddelerden üretilen volkan grisi ince boya ile kaplanmış. Audi Q6 e-tron’un paspasları Econyl’den yapılmış. Bu malzeme eski balık ağları, halılar ve endüstriyel atıklar geri dönüştürülerek oluşturuluyor.

Audi Q6 e-tron, elektrikli mobilite için özel olarak geliştirilen yeni PPE platformu sayesinde en az kendisi kadar görkemli hissettiren geniş bir iç mekana sahip. Bagaj 526 litre saklama alanı sunarken arka koltuklar katlandığında bu alan 1.529 litreye kadar çıkıyor. Ön bagaj olarak adlandırılan bölümde 64 litrelik bir saklama alanına sahip. Bu alanda mobil şarj kablosu veya küçük seyahat çantaları rahatça saklanabiliyor.

İç mekana Audi MMI panoramik ekranı ve MMI ön yolcu ekranı ile “dijital sahne” hakim. Ekranlar tasarım konseptine mükemmel şekilde entegre edilmiş ve iç mekana ferah bir his katıyor. Kavisli bir tasarıma ve OLED teknolojisine sahip Audi MMI, 11,9″ Audi sanal kokpit ve 14,5″ MMI dokunmatik  ekrandan oluşuyor. 

Özel ambians aydınlatması, kavisli ekranın geceleri havada süzülüyormuş gibi görünmesini sağlıyor. Ön yolcu için tasarıma mükemmel bir şekilde entegre edilen 10,9 inçlik MMI ön yolcu ekranı yer alıyor. Deklanşör teknolojisine sahip aktif gizlilik modu, sürücünün dikkatini dağıtmadan yolcunun film izlemesine bile olanak tanıyor. 

Sınıfının ötesinde Q4 e-tron 

Fuardaki Audi e-tron ailesi üyelerinden bir diğeri Audi Q4 e-tron. Genişliği mevcut sınıf sınırlarının üzerinde olan model, ekran konseptiyle de üst sınıf modellerin rakibi. Artırılmış gerçeklik head up display ekranı gerçek ve sanal dünyaları birleştiriyor. MMI ekran ve dokunmatik kontrollere sahip yeni nesil direksiyon, modelin geleceğe yönelik rotasını da vurguluyor.

A6 Avant e-tron konspet 

Audi fuar ziyaretçilerine lüks sınıftaki temsilcisi A6’nın elektrikli modeli A6 e-tron’un Avant versiyonunun konseptini de tanıtıyor.  İlk olarak 2021 yılında Şangay Otomobil Fuarı’nda tanıtılan Audi A6 Sportback e-tron konsept gibi, A6 Avant e-tron konsept de Audi’nin liderliğinde geliştirilen PPE platformuna dayanan tamamen elektrikli bir tahrik sistemine sahip. A6 Sportback e-tron ile aynı boyutlara sahip yeni bir tasarım konseptini temsil eden A6 Avant e-tron 4,96 metre uzunluğunda, 1,96 metre genişliğinde ve 1,44 metre yüksekliğindeki gövdesiyle lüks sınıfın bir üyesi olduğunu belli ediyor.

Qualcomm, BMW ve Mercedes’e de destek verecek!

Qualcomm, geçen yıl çöken bir pazar olan akıllı telefonlarda kullanılan çiplerin lider tedarikçisi konumunda.

Ancak şirket bununla yetinmeyerek bilgi-eğlence sistemlerinden gelişmiş sürücü yardım sistemlerine kadar araçlarda çeşitli işlevlere güç sağlamak için otomobil üreticileriyle birlikte çalışıyor ve akıllı telefon görünümünün analist tahminlerinin gerisinde kalmasına rağmen otomotiv geliri en son çeyreğinde %13 arttı.

Qualcomm yaptığı açıklamada, BMW’ye arabanın içindeki sesli komutlara güç sağlamaya yardımcı olacak çipler sağlayacağını söyledi. Ayrıca, 2024’te ABD’de satışa sunulacak olan Mercedes E sınıfı modellerin bir sonraki versiyonu için çip tedarik edeceğini söyledi.

İcra Kurulu Başkanı Cristiano Amon, Münih otomobil fuarının oturum aralarında yaptığı röportajda, şirketin 2026 yılına kadar otomotiv sektöründen 4 milyar dolar gelir elde etmesini ve on yılın sonunda 9 milyar dolara çıkmasını beklediğini söyledi.

ABD çip tasarımcısı, otomobil üreticileri ve tedarikçileri tarafından destekli ve otonom sürüş teknolojisinin yanı sıra araç içi bilgi-eğlence ve bulut bağlantısı için kullanılan Snapdragon Dijital Şasi ürünü sayesinde 2022’nin sonlarında otomotiv işindeki “boru hattının” 30 milyar dolar olduğunu duyurmuştu.

Amon, “Şirkete odaklandığımız şeylerden biri, büyüme için yeni alanlar bulmak… otomotiv bu alanlardan biri.” dedi.

Şirketler teknolojinin hayatım her alanında kullanımının yaygınlaşması ile yeni pazar arayışlarını sadece ülkeler boyutunda değil kullanım alanları olarak da ele almasını sağlıyor.

Qualcomm, otomobillerin her geçen gün bir araç olmaktan çıkıp akıllı cihazlar hale geldiği günümüzde bu sektöre rakiplerinden çok daha erken öncelik vermesinin faydasını önümüzdeki günlerde her geçen gün artan kullanım alanı ve ihtiyaç olarak görecek.

360 Security Technology ve iFlytek yapay zeka modellerini yayınladı! Çin, sektörü ele geçirmekte kararlı!

Diğer ülkelerin aksine Çin, AI ürünlerinin herkesin kullanımına sunulabilmesi için şirketlerin güvenlik değerlendirmeleri sunmasını ve izin almasını şart koşuyor. Yetkililer son zamanlarda, teknoloji giderek Amerika Birleşik Devletleri ile rekabetin odak noktası haline geldiğinden, yapay zeka geliştiren şirketleri destekleme çabalarını hızlandırdı.

En çok ses tanıma teknolojisiyle tanınan Hefei tabanlı iFlytek, “Spark” AI modelini piyasaya sürdüğünü duyururken, en çok virüsten koruma yazılımıyla tanınan Beiing tabanlı 360 Security Technology, AI modeli “Zhinao”yu piyasaya sürdü.

Baidu Inc ve SenseTime Grubu geçen Perşembe günü, hükümet onayı aldıktan sonra ChatGPT tarzı sohbet robotlarını halka duyurdu.

Çin, çip sektörü İçin 40 milyar dolarlık fon ayırıyor

0

Yarı iletken endüstrisinin küresel önemi, son yıllarda hiç olmadığı kadar büyük bir odak noktasına gelmiş durumda. Dünyanın iki ekonomik devi, ABD ve Çin, bu sektördeki liderliklerini sürdürme kararlılığıyla hareket ediyor ve geri kalmamak için büyük adımlar atıyor. ABD, Çin’in yarı iletken endüstrisindeki hızlı ilerlemesini frenlemek ve kendi hakimiyetini güçlendirmek amacıyla çeşitli yaptırımlar uygularken, Çin ise kendi endüstrisini canlandırmak için tarihi bir adım atıyor.

Çin, 40 milyar dolarlık devasa bir fon oluşturarak yarı iletken sektörüne önemli bir destek sağlamaya hazırlanıyor. Bu fon, Çin Entegre Devre Endüstrisi Yatırım Fonu tarafından başlatılacak ve büyüklük açısından benzerlerini geride bırakacak. Hedeflenen 300 milyar yuan (41 milyar $) büyüklüğü ile 2014 ve 2019 yıllarında oluşturulan fonları önemli ölçüde aşacak.

Çin, bu büyük fonun odak noktasını resmi olarak açıklamamış olsa da, bu fonun ana amacının yarı iletken çip üretimi için gerekli ekipmanların geliştirilmesi olduğuna dair bilgiler bulunuyor. ABD yaptırımları nedeniyle Çin’in EUV (Ultraviyole Lityum Lityum Florür) teknolojisine erişimi kısıtlı, bu nedenle kendi ekipmanlarını üretmek zorunda kalıyor. Bu, uzun vadeli, maliyetli ve zorlu bir süreç olsa da, Çin’in bu alanda kendi yeteneklerini geliştirmesi için atılması gereken bir adım olarak görülüyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping uzun süredir ülkenin yarı iletken teknolojilerinde kendi kendine yeterliliğe ulaşması gerektiğini vurguluyor. Bu gereklilik, ABD’nin Çin’in gelişmiş çipleri askeri, kuantum bilişim ve yapay zeka alanlarında kullanabileceği endişesiyle ihracat kontrollerini artırdığı bir dönemde daha da acil hale gelmiş durumda. ABD, Ekim ayında Çin’in gelişmiş çip üretim ekipmanlarına erişimini kesen kapsamlı bir yaptırım paketi uygulamış, Japonya ve Hollanda gibi ABD’nin müttefikleri de benzer adımlar atmıştı.

Bu tarihi fonun resmi açıklamaları henüz yapılmamış olsa da, bilgilere göre Çin Maliye Bakanlığı, fon için 60 milyar yuan (8.2 milyar $) katkıda bulunmuş durumda. Diğer katkı sağlayan kurumlar ise henüz netlik kazanmış değil.

Çin, daha önce de benzer amaçlarla yarı iletken endüstrisine yatırım yapmıştı. Ancak bu seferki büyük fon, Çin’in küresel tedarik zincirinde daha büyük bir rol oynamasına ve teknoloji, yapay zeka ve gelişmiş çipler gibi büyüme alanlarında daha etkin bir şekilde yer almasına yardımcı olabilir.

Apple yepyeni bir teknoloji ile karşımıza çıkmaya hazırlanıyor! Patentini aldı!

0

Fütüristik görünse de, bu Apple’ın bu tasarımının yakın zamanda bir gerçeklik halini alıp almayacağı belirsiz.

Patently Apple tarafından belirtildiği üzere yakın tarihli bir patent, katlanır bir ekrana dayanmayan, bunun yerine tabanda katlanır bir cam panel içeren ve son derece şık bir all-in-one masaüstü çözümü sağlayan bir tasarım sunuyor.

Katlanır dizüstü bilgisayarlar ve katlanabilir ekranlı telefonlar yavaş yavaş bilinir bir teknoloji haline gelirken, katlanır masaüstü bilgisayar kavramı nispeten keşfedilmemiş bir bölge.

Medya yayınının raporuna göre, Apple tarafından alınan son patent, geleneksel menteşe tasarımından yola çıkarak buna yönelik benzersiz yaklaşımlarını ortaya koyuyor. Ekranın kendisini katlamak yerine, cihazın tüm ön yüzeyi tabanda katlanabilir bir cam panelden oluşacak ve zarif bir masaüstü görünümü yaratacak. Klavyeye ve izleme dörtgenine erişmek için kullanıcılar, bunları bir arka ayakla desteklenen cihazın arkasından kaydırabiliyor ve ön panelin açılmış kısmına yerleştiriyor.

Rapor ayrıca tasarımın şık göründüğünü ve patentin ekranın katlama bölümü için çeşitli işlevleri belirlediğini vurguluyor. İlk olarak, katlandığında daha az masa alanı kapladığı ve daha az ayak izi kapladığı söyleniyor.

Ek olarak, iMac’in optimum konumlandırmasını kolaylaştırarak ekranın açısını ayarlamak için kullanılabiliyor. Ayrıca, rapora göre ev veya ofis ortamında taşınabilirliği artırabilir.

Apple bu projeyi hayata geçirir mi ya da geçirirse ne zaman olur bilinmiyor. Bilinen sadece bu yönde bir patent alındığı ve birilerinin aklının bir köşesinde bunu hayata geçirmek oldu. Şu an için beklemekten başka yapılabilecek bir şey yok.

Meta ve LG AR Başlığı Geliştiriyor

Meta ve LG, Apple’ın son zamanlarda duyurduğu Vision Pro artırılmış gerçeklik başlığına rakip olacak yeni bir üst sınıf AR başlığı geliştirmek için iş birliği yapacak. Apple’ın Vision Pro başlığını tanıtması, AR teknolojileri pazarında büyük bir rekabeti tetikledi ve birçok rakip firmayı kendi benzer ürünlerini geliştirmeye yönlendirdi. Bu firmalardan biri de Güney Kore merkezli teknoloji devi LG ile işbirliği yaptığı iddia edilen Meta (eski adıyla Facebook).

Güney Kore’den gelen haberlere göre Meta ve LG’nin birlikte çalışarak daha uygun fiyatlı ancak yüksek kaliteli bir artırılmış gerçeklik başlığı geliştirmeyi hedefliyor. Bu yeni ürünün Quest 4 Pro adıyla piyasaya sürüleceği ve 2025 yılında tüketicilere sunulması planlanlanıyor. Ancak bu ürünün tam olarak hangi fiyatla geleceği henüz kesinleşmiş değil.

Meta LG

Meta’nın stratejisi ise daha fazla çeşitlilik sunmak üzerine odaklanıyor gibi görünüyor. İlk olarak, fiyat performans pazarı hedefleyen bir modelin 2024 yılında piyasaya sürülmesi bekleniyor. Bu model, 200 doların altında bir fiyat etiketiyle tüketicilere sunulacak. Ardından, 2025 yılında Quest 4 Pro’nun piyasaya sürülmesi planlanıyor, ancak bu başlığın kesin fiyatı hala belirsizliğini koruyor.

LG’nin bu süreçteki rolü de önemli bir konu. Şirket, 2019 yılında karma gerçeklik başlıklarıyla ilgili bir patent başvurusunda bulunmuş ve AR-Ge çalışmalarına yoğunlaşmıştı. Ancak bu patentin, Meta’nın AR başlığıyla ilişkili olup olmadığı konusunda kesin bir bilgi bulunmuyor.

Meta ve LG’nin bu yeni işbirliği, AR pazarında rekabeti artırabilir ve tüketicilere daha fazla seçenek sunabilir. Ancak daha fazla ayrıntı ve resmi duyuruların beklenmesi gerekecek.