Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, G20 Dijital Ekonomi Bakanlar Toplantısı için gittiği Hindistan’da Türkiye’nin girişimcilik ekosisteminin son yıllarda kaydettiği gelişmelere ilişkin bilgi verdi.
Kacır, Hindistan’ın ev sahipliğinde, Bangalore kentinde düzenlenen G20 Dijital Ekonomi Bakanlar toplantısına katıldı. Bakan Kacır, program kapsamında G20 üyesi ülkelerin önde gelen start-up’larını ve yatırımcılarını bir araya getiren “Dijital İnovasyon İttifakı Paneli”nde, Türkiye’deki fırsatlar ve ülkenin girişimcilik ekosisteminin son yıllarda gösterdiği ilerlemelere ilişkin katılımcıları bilgilendirdi.
Dijital İnovasyon İttifakı Paneli’nde, Türkiye’deki fırsatlar ve ülkenin girişimcilik ekosisteminin son yıllarda gösterdiği ilerlemeleri anlatan Kacır, “2025 yılına kadar ülkemizden 5 tanesi decacorn olmak üzere tam 15 yeni Turcorn çıkarmayı hedefliyoruz.” dedi.
Kacır, İstanbul’un dünyadaki en gelişmiş 20 start-up için kavşak noktasından biri olabilmesi için çalışmalara başladıklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“2030 itibariyle Türkiye’de 100 Turcorn’un başını çektiği 100 bin yeni start-up kurulmasını hedefliyoruz. Dünyadaki en gelişmiş 10 start-up ekosisteminden birini Türkiye’de kurmayı amaçlıyoruz.
Bu strateji doğrultusunda önemli bir girişime de imza attık. Hayata geçirdiğimiz Turcorn 100 Programı küresel hedefleri olan Turcorn adaylarını desteklemektedir. Start-up’lara mentörlük, büyümeye erişim hizmetleri, özel ayrıcalıklar ve fonlama imkanları sunuyoruz.
2023 yılı itibarıyle Türkiye’de 10 unicorn’un oluşması en temel hedeflerimizden bir tanesiydi.”
Bakan Kacır, panel sonrasında Türkiye’nin sağlık, eğitim, finansal teknolojiler, döngüsel ekonomi alanında önde gelen ve Dijital İnovasyon İttifakı’na katılan start-up’ların yöneticileriyle görüştü.
“Güvenli Dijital Altyapı: Techsign”, “Tarım Teknolojileri: Move On”, “Eğitim Teknolojileri: Düşyeri”, “Finansal Teknolojiler: Macellan”, “Sağlık Teknolojileri: Kuartismed” ve “Döngüsel Ekonomi: Nivago” start-up’larıyla yapılan görüşmede Kacır’a, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı Ali Taha Koç eşlik etti.
Kacır, iki gün sürecek zirvede yarın yapılacak olan Bakanlar Toplantısında bir konuşma yapacak ve zirveye katılan bazı bakanlarla da ikili görüşme gerçekleştirecek.
Snapchat’in bu yılın başlarında başlatılan bir uygulama içi AI sohbet robotu olan My AI özelliği, tartışmaların adil payı ile kısaca kendine ait bir zihne sahip gibi görünüyordu. Salı günü, AI uygulamaya kendi Hikayesini yayınladı ve ardından bazı Snapchat kullanıcılarının endişe verici bulduğu kullanıcıların mesajlarına yanıt vermeyi bıraktı.
Yapay zekanın yayınladığı Hikaye, bazılarının kendi tavanlarının fotoğrafı olarak yanlış kabul ettiği ve gizeme katkıda bulunan sadece iki tonlu bir görüntüydü. Kullanıcılar botla sohbet etmeye çalıştığında, AI bazı durumlarda kullanıcılara “Üzgünüm, teknik bir sorunla karşılaştım.” diyerek yanıt verdi.
Olay bazı harika tweetler için yapılmış olsa da, My AI’in öz farkındalık ve Snapchat Hikayeleri aracılığıyla kendini ifade etme arzusu geliştirmediğini üzülerek bildiriyoruz. Bunun yerine, durum tıpkı botun açıkladığı gibi teknik bir kesinti nedeniyle ortaya çıktı.
Snapchat, dün gece hızla ele alınan sorunun sadece bir aksaklık olduğunu doğruladı.
Bununla birlikte, olay Snapchat’in AI’ma AI sohbet robotunun Hikayeler’e göndermesine izin verecek yeni işlevler eklemeyi düşünüp düşünmediği sorusunu gündeme getiriyor. Şu anda, AI botu metin mesajları gönderiyor ve hatta sizi resimlerle geri çekebiliyor. Ama Hikayeler yapıyor mu? Henüz değil.
Bir Snapchat sözcüsü, “Şu anda, AI’in Hikayeler özelliği yok.” dedi ve bunun Snap’in çalışmalarında gündem olup olmadığını merak etmemize sebep oldu.
Yakın gelecekte bu hikaye çok daha ilginç yerlere gidebilir.
Acer’ın toplantı odalarına yönelik DLP projeksiyon cihazı X1229HP, net ve canlı görüntü kalitesiyle öne çıkıyor ve aydınlık ortamlarda dahi eşsiz bir görüntüleme deneyimi sunuyor. Yalnızca 2,4 kg ağırlığında olan ve tavana monte edilebilen projektör, 4800 lümen parlaklığı sayesinde orta ila büyük boyutlu salonlarda yapılan sunumların, gösterilen videoların veya grafiklerin gün ışığında dahi uzaktan net bir şekilde görülebilmesine olanak tanıyor. 1024×768 XGA çözünürlüğüyle her detayın canlı bir şekilde sergilendiği eşsiz bir netlik sunarak görüntü kalitesini üst düzeye çıkarıyor.
Acer X1229HP projektör kolay kurulumu ile öne çıkıyor
Acer LumiSense™ projektör teknolojisi, içeriğe göre parlaklık ve renk doygunluğunu dinamik olarak ayarlayarak görüntülerin kusursuz bir doğruluk ve canlılıkla sunulmasına olanak tanıyor. Dinamik RGB seviyelerini kontrol eden ColorSafe II teknolojisi, renk bozulmalarını önleyerek renklerin tutarlı ve doğal olmasını sağlıyor. Acer ColorBoost3D™ teknolojisi ise gerçekçi renkler ve muhteşem parlaklıkta görüntüler sunuyor.
Tavana kolayca monte edilebilen Acer X1229HP projektör, görüntüleri hassas bir şekilde yansıtıyor ve üstün özellikleriyle kurulumla ilgili sorunları ortadan kaldırıyor. Görüntü kaydırma ve dijital yakınlaştırma özellikleriyle mevcut montaj konumunun değiştirilmesine gerek kalmadan görüntü duvara ya da perdeye tam uyacak şekilde kaydırılarak ayarlanabiliyor. Dikey yamuk kenar düzeltme özelliğiyle görüntü bozulmaları düzeltilebiliyor ve sunum için doğru açı kolayca bulunabiliyor. Acer BlueLightShield™ teknolojisi ise mavi ışığı azaltarak katılımcıların gözlerini gereksiz yorgunluklara karşı koruyor.
Anadolu’dan bir dünya markası çıkarma amacıyla kurulan ve bugüne kadar katılımcılarının ortalama %400 büyüdüğü, %70’inin ise dünya pazarına açıldığı Hamdi Ulukaya Girişimi (HUG)- Startup Destek Programı için başvurular 15 Ağustos’ta açıldı. Bir yıl sürecek Startup Destek Programı kapsamında belirlenen kriterler doğrultusunda uluslararası bir jüri tarafından seçilecek 5 girişimin kurucuları, ABD’de uluslararası yatırımcılarla buluşarak iş fikirlerini sunma ve global pazara erişim fırsatı yakalayacak. Hamdi Ulukaya Girişimi, program kapsamında ayrıca girişimcilere alanında uzman ve bulunduğu sektöre yön veren isimlerin mentorluğundan yararlanma imkanı sunacak. Chobani başta olmak üzere küresel çapta başarılı şirketlerdeki yöneticilerden oluşan bir ağa katılma imkanı da bulacak olan girişimcilere ayrıca bulundukları sektörlere yönelik profesyonel pazar araştırması desteği de sağlanacak. Pazar araştırmasından elde edilen sonuçlar çerçevesinde girişimcilere yeni iş geliştirme yöntemlerinin Hamdi Ulukaya Girişimi ile birlikte uygulanması için güçlü olanaklar sunulacak. Programda yer alan girişimciler, Chobani’nin New York SoHo’daki Kuluçka Merkezi’nde, çalıştıkları sektörün ABD’deki üst düzey yöneticileriyle görüşerek şirketlerini büyütme fırsatı bulacak.
Girişimciliği tüm Anadolu’ya yaymayı amaçlıyoruz
Hamdi Ulukaya Girişimi projesiyle girişimciliği tüm Anadolu’ya yaymayı ve sosyal problemlere duyarlı girişimci liderler yetiştirmeyi amaçladığını belirten Chobani’nin kurucusu ve CEO’su Hamdi Ulukaya, “Anadolu’da girişimciliğin çok güçlü olduğuna inanıyorum. Bu nedenle Startup Destek Programı aynı zamanda doğup büyüdüğüm topraklara karşı hissettiğim minnet duygusunun da bir ifadesi. Program ile hayallerine inanan 5 girişimciyi dünya markası yapabilmek için gerekli donanımları sağlamayı amaçlıyoruz. Daha önceki senelerde olduğu gibi tüm Anadolu’dan yoğun bir ilgi göreceğimizi umuyorum.” dedi. İlham kaynağının Mevlana’nın “Yola çık, yol görünür” sözü olduğunu belirten Ulukaya, “Harekete geçmenin, bir eylemde bulunmanın sihirli bir tarafı var; insana düşünmenin, yeni fikirler geliştirmenin kapısını açıyor ve bir ilerleme kaydettiğinizi hissettiriyor. Bu yüzden, oturup beklemeyin, yürümeye başlayın, merak etmeyin yol kendiliğinden görünür.’’ şeklinde konuştu. Başvurular 31 Ekim’e kadar sürecek
Tüm giderlerin Hamdi Ulukaya Girişimi tarafından karşılandığı programa başvuru için yabancı dil veya üniversite şartı bulunmuyor. Bugüne kadar programa katılan startup’ların %70’inin dünyaya açılmasını sağlayan Hamdi Ulukaya Girişimi’nin Startup Destek Programı için www.ulukayagirisimi.com adresi üzerinden gerçekleştirilecek başvurular, 31 Ekim 2023 tarihine kadar yapılabilecek.
Apple, iPhone 15 serisi ile şarj hızı konusunda önemli bir adım atmaya hazırlanıyor. çıkışı Yaklaşan iPhone 15 ve iPhone 15 Pro modelleri, pek çok yenilikçi özellikle birlikte kullanıcıların karşısına çıkacak. Bu yeniliklerin arasında şarj hızı konusu dikkat çekiyor. İddialara göre, Apple’ın bu hamlesi, ana rakiplerinden Samsung’a karşı rekabeti daha da kızıştıracak.
iPhone 15, yenilenen USB-C portu ile hızlanıyor
iPhone 15 serisinin öne çıkan özelliklerinden biri, Thunderbolt destekli yeni USB-C portu. Bu port, daha yüksek şarj hızlarını destekleyerek kullanıcılarına hızlı ve etkili bir şarj deneyimi sunmayı amaçlıyor. Henüz detayları tam olarak paylaşılmamış olsa da, söylentilere göre iPhone 15 modelleri, 35W’a kadar yüksek şarj hızlarına ulaşabilecek. Bu da, şarj sürelerinin kısaltılmasını ve kullanıcıların daha hızlı bir şekilde cihazlarını kullanabilmesini sağlayacak.
Apple’ın rakipleri karşısında avantajı büyüyor
Apple, şarj hızı konusunda önceki modelleriyle rakiplerine kıyasla geride kalmıştı. Ancak iPhone 15 serisi ile bu durumun değişmesi bekleniyor. Özellikle Samsung’un 45W’a kadar şarj hızı sunan modelleri ve Çinli üreticilerin 70W’ın üzerinde kablolu şarj hızları sunması göz önüne alındığında, iPhone 15’in 35W’a kadar şarj hızı sunması, rekabet gücünü artıracak.
Apple’ın önerdiği güç adaptörleri değişebilir
Apple, iPhone 15 modelleri için artık güç adaptörü sunmayacak. Kullanıcılarına hızlı şarj deneyimi yaşatmak isteyen firma, 20W+’lık hızlı şarj cihazlarını öneriyor. Ancak, iPhone 15’in 35W’a kadar şarj hızı sunma iddiaları doğru çıkarsa, Apple’ın daha yüksek hızlarda şarj cihazlarını da önermeye başlayabileceği konuşuluyor. Bu da kullanıcıların daha etkili bir şarj deneyimi yaşamasına olanak tanıyacak.
Apple’ın iPhone 15 serisi ile şarj hızında attığı bu adım, kullanıcıların beklentilerini karşılamayı hedefliyor. Rekabetçi şarj hızları ile iPhone 15, rakipleri karşısında daha güçlü bir konuma sahip olabilir. Detayların lansman ile birlikte netleşmesi beklenirken, Apple kullanıcıları şimdiden heyecanla bu yeni özellikleri beklemeye başladı.
Vali Kim Reynolds tarafından imzalanan yasağın arkasındaki yeni yasa, Cumhuriyetçi milletvekillerinin öğrencileri zararlı ve müstehcen materyallere maruz kalmaktan korumak için gerekli olduğuna inandıkları bir eğitim reformları dalgasının bir parçası, özellikle Senato Dosyası 496, okul kütüphanelerinde öğrencilere sunulan her kitabın “yaşa uygun” olmasını ve Iowa Code 702.17’ye göre herhangi bir “seks hareketinin açıklamaları veya görsel tasvirlerinden” yoksun olmasını zorunlu kılıyor.
Ancak yöneticilere göre kitapların yasaklanması zor bir durum. Bu nedenle yasanın zorunlu kıldığı üç aylık süre içinde bunu yapmak için makine zekasına güvenmeleri gerekiyor. Okul bölgesinin müfettiş yardımcısı Bridgette Exman, The Gazette tarafından alıntılanan bir açıklamada, “Her kitabı okumak ve bu yeni gereksinimler için filtre uygulamak mümkün değil” dedi. “Bu nedenle, 23-24 öğretim yılının başında koleksiyonlardan çıkarılması gereken kitapları belirlemek için savunulabilir bir süreç olduğuna inandığımız bir süreci kullanıyoruz.”
Bölgede, İncelenmesi gereken kitapların ana listesini oluşturmak için çeşitli kaynaklardan sık sık itiraz edilen kitapların listeleri derlendi. Bu ana listedeki kitaplar, cinsel içerikle ilgili olanlar için filtrelendi. Bu metinlerin her biri gözden geçirildi. Kitap içeriğinde herhangi bir seks eylemi tasviri içerip içermediğini belirlemek için yapay zeka yazılımını kullanılıyor.
ChatGPT bu amaç için uygun değil ama…
ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden sonra, AI asistanının yeteneklerinin ötesine geçtiğini görmek ve yanlış çıktılarının, makine kararlarına aşırı güvenme eğilimi olan otomasyon yanlışlığı nedeniyle insanlar tarafından kabul edildiğini okumak giderek daha yaygın hale geldi. Bu durumda, bu önyargı yöneticiler için iki kat daha uygun olmaya başladı çünkü kararların sorumluluğunu yapay zeka modeline daha kolay devredebilir.
ChatGPT gibi büyük dil modelleri sonsuz bilgeliğin kehanetleri değildir ve zayıf olgusal referanslar sunuyorlar. Eğitim verilerinde olmadığında bilgileri karıştırmaya eğilimlidirler. Veriler mevcut olsa bile, yargıları, özellikle hukuk, güvenlik veya kamu sağlığı konularında bir insanın yerine geçmemelidir.
Genellikle büyük dil modelleri hakkında yazan bir AI araştırmacısı olan Simon Willison, Ars’a “Bu, ikna edici ancak tamamen güvenilmez sonuçlar üreteceği neredeyse kesin olan ChatGPT isteminin mükemmel bir örneğidir. “Bir kitabın bir seks eylemi tasviri açıklaması içerip içermediği sorusu, yalnızca kitabın tam metnini görmüş bir model tarafından doğru bir şekilde yanıtlanabilir.
Willison, “ChatGPT’nin İnternet’te gördüğü geniş alanlara dayanarak, soruyu nasıl yanıtlayabileceğini tahmin edebiliyoruz,” dedi.
Gerçekten de, ChatGPT’nin bu görev için uygun olmadığı, başkaları tarafından yapılan gelişigüzel testlerle bile kanıtlanmıştır. Potansiyel yasaklama listesindeki kitaplar hakkında ChatGPT’yi sorgulayan Popular Science, düzensiz sonuçlar buldu ve bazılarının uygulanan yasaklarla görünüşte eşleşmediğini gördü.
23 milyon takımın ve 560 milyon sporcunun medyaya erişimini kolaylaştırmayı hedefleyen Reeplayer, Keiretsu Forum Türkiye melek yatırımcılarından 10 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı.
Dünya genelinde, tüm takım spor performanslarının yalnızca %2′sikayıt altına alınıyor, bu da genç ve amatör sporcuların yeteneklerini dünya medyasına sunmalarını engelliyor. Bu soruna özel olarak geliştirdiği kamera ve yapay zeka teknolojisi ile yenilikçi bir çözüm getiren Reeplayer, Keiretsu Forum Türkiyemelek yatırımcılarından 10 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı.
Gelecek nesil sporcuların yaratıcı ekonomisinde yer almasına olanak sağlıyor
Reeplayer Kurucusu Orhan Başak Ajredinovski, 3 yıllık bir çalışma sonucu Reeplayer’ı kurduklarını belirterek, “Bugün dijital ortamda video çok önemli rol oynuyor, video sayesinde 12 yaşındaki Arda Güler kendisinin önemli anlarını sosyal medyada paylaşıp bir kitle kurabilir, markalar ile iş birliği yapma şansı bulabilir ve Real Madrid gibi büyük kulüpler sporcuların önemli anlarını video ve sporcu veri bilgilerine erişerek geleceğin yeteneklerini keşfedebilirler. Özetle, Reeplayer spor kaydını, izlemeyi, gelir elde etmeyi ve keşfetmeyi kolaylaştırarak gelecek nesil sporcuların yaratıcı ekonomisinde yer almasına olanak tanıyor. Yakın zamanda canlı yayın, otomatikleştirilmiş analitikler, farklı sporlar ve bireysel planlar da hizmetlerimizin arasına girecek.” dedi.
40 bin takımı barındıran üç binin üzerinde kulüp bulunuyor
Keiretsu Forum Türkiye melek yatırımcılarından aldıkları 10 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım ile 23 milyon takımın ve 560 milyon sporcunun medyaya erişimini kolaylaştırmayı ve kişiselleştirmeyi hedeflediklerini de sözlerine ekleyen Başak, “Lansman öncesi ABD’de yüzün üstünde takımla çalışıyor ve onlara kaliteli maç görüntüleri sağlıyoruz. Piyasaya girmeden tüketici ve işletmelerden senelik 59 milyon dolarlık talep aldık. Aralarında MLS, Stuttgart alt yapısı, GG8 Sports ve DarkHorse gibi teknoloji firmaları ve 40 bin takımı barındıran üç binin üzerinde kulüp bulunuyor. Reeplayer’in kameralarını üretecek olan Pittsburgh şehrindeki üretim tesisi ve deneyimli Carnegie Robotics çıkışlı uzmanları, aynı zamanda ABD Savunma Bakanlığı için de kamera üretiyorlar. Bu şirket hem iş birliği hem de Reeplayer’a yatırım yaparak, kameraların AR-GE ve baştan sona üretimini sağlıyor. Şimdiye kadar aldığımız 1.3 milyon dolarlık yatırım ile büyüyen Reeplayer takımı, 2’den 8 çalışana yükseldi. Medya tarafında ise, 12 binin üzerinde takipçi sayımızla birlikte erken aşamada güçlü bir online topluluk oluşturduk. Farklı spor dallarına yayıldıkça, platformumuzu geliştiriyor ve yeni gelir kaynakları yaratmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İlerleyen dönemde, oyuncuların videolar aracılığıyla markalar veya takımlarla yaptıkları iş birliklerinden, geleneksel ücretlere kıyasla daha düşük bir oran alarak, yeni bir gelir kapısı oluşturmayı planlıyoruz. Yerel işletmelerle takımların reklam anlaşmaları yapmalarına aracılık etmeyi ve bu anlaşmalardan elde edilen gelirlerden de bir pay almayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu.
Spor medyasında lider olmak istiyoruz
Yakın ve uzak planlarından da bahseden Başak, “Yakın zamanda 2026 yılındaki Amerika’daki Dünya Kupası’na kadar pazarda 20 bin üstü adet kamera görmek ve ana oyunculardan biri olmayı hedefliyoruz. Avrupa, Güney Amerika ve Asya’ya açılmayı ve 4 farklı takım sporunda bu teknolojiyi erişilebilir kılmayı planlıyoruz. Uzak planlarımız arasında ise; tüm sporcuların ve takımların sosyoekonomik geçmişlerine bakmaksızın oyun alanını eşitlerken, takım sporlarını video ve veri ile sonsuza dek değiştirip, spor medyasında lider olmak istiyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.
Keiretsu Forum Türkiye: Keiretsu Forum, 4 kıtada 53 şubesi ve 3.500’ün üzerinde akredite – lisanslı yatırımcı üyesi ile dünyanın en büyük melek yatırımcı ağıdır. Teknoloji, tüketim malları, internet, sağlık, enerji, gayrimenkul vb. yüksek büyüme gösteren çeşitli sektörlerdeki 1500’ü aşkın girişimci şirkete, $950 milyon üzerinde melek yatırım gerçekleştirilmesine aracılık etmiştir. Türkiye’de 100’den fazla melek yatırımcısı, 20’den fazla kurumsal üyesi, 85 girişime 140 milyon TL gerçekleştirdiği yatırım ile Türkiye’nin en büyük ve en güçlü melek yatırımcı ağı olmayı başarmıştır. Keiretsu Forum, iş dünyasının önde gelen isimlerinden, özel sermaye yatırımcılarından, risk sermayedarlarından ve kolektif/kurumsal yatırımcılardan oluşan dünyanın lider yatırımcı topluluğudur. Keiretsu Forum kaliteli bir girişim yaratmak için gerekli olan sermaye, yetenek, teknoloji ve kaynaklara erişimi kolaylaştırmak için girişim sermayedarları, üniversiteler ve diğer partner kuruluşlar ile iş birliği içerisinde çalışır.
Nature bilim dergisinde yayınlananyeni bir makale,LK-99’u süperiletken olarak ilgilendiren teoriler için son söz olmayı hedefliyor. Bilim muhabiri Dan Garisto tarafından kaleme alınan makale, LK-99’u çevreleyen bilimsel araştırmalar ve yutturmacayı gerçeklerden ayırmaya çalışan çoğaltma çabaları hakkında bir tür otopsi.
Makale, LK-99’un insanlığı tanınmaz ve son derece enerji verimli bir geleceğe sokmak için oda sıcaklığı, ortam basıncı süper iletkeni olması yönünde ve buna karşı sunulan birikmiş kanıtlardan geçiyor. Tartışma aynı konular etrafında dönmeye devam ediyor; yoğun madde araştırmacılarının kuantum etkileriyle uğraşıyor olması, orijinal Kore gazetesinde yayınlanan yeterince net olmayan tarife sadece ek bir malzeme katıyor.
Bilim adamları, bakır sülfit (Cu2S) safsızlıklarıyla ilgili LK-99 civarında takip ediyorlar. Koreli yazarların dirençte on kat düşüş tespit ettiği sıcaklığın özgüllüğü (0,02 ohm-santimetreden 0,002 ohm-cm’ye) kesin iplik gibi görünüyor. Illinois Üniversitesi Urbana-Champaign’da kimyager olan Prashant Jain, en çok göze çarpan detayın bu olduğunu söyledi. Mesele şu ki, Jain bu belirli sıcaklığı daha önce görmüştü; bakır sülfitin (LK-99 sentez sürecinden kaynaklanan safsızlıklardan biri) faz geçişine uğradığı sıcaklık. Bu faz geçişinin gerçekleşmesi için gereken sıcaklığın altında, orijinal yazarların LK-99’a atfettiği süper iletkenliğe doğru aynı geçişle neredeyse aynı şekilde.
Çin Bilimler Akademisi’nden (CAS) fizikçi olan Jianlin Luo ve ekibi, bakır sülfit prevalansına açıklık getirmeyi amaçlayan iki deney gerçekleştirdi. Bu deneylerden çıkan ikinci örnek, Kore takımının gözlemleriyle eşleşen 112 derece C (385 Kelvin) yakınında direncinin daldığını gördü.
Ancak orijinal makalenin yazarları (baş yazar Lee Suk-bae liderliğindeki) tarafından kaleme alınan belgeler sorunun sadece bir kısmı; şu anda bilim adamlarının şu anda LK-99’un kendi içinde bakır atomları (bakır sülfür değil, not) ile değiştirilen kurşun atomlarının sayısını artırmak için sentez sürecini doğru bir şekilde yönlendirmenin bir yolu yok (son derece basitleştirilmiş bir şekilde, Koreli yazarların örneklemlerinde ortaya çıkan oda sıcaklığına ve ortam basıncı süper iletkenliğine atfetmelerinin nedeni bu). Belirsiz ve hayal kırıklığı yaratan olsa da, LK-99’a bakarken dikkate alınması gereken faktörlerden biri de bu. Donanım dünyamızdaki sızıntılara ve doğrulanmamış raporlara serpmek için kullandığımız tuzun bilimsel eşdeğeri.
LK-99’un yapısının süper iletken davranışa elverişli olup olmadığını anlamak için simülasyonları kullanan teorik cepheye gelince, bir US-European grubundan yapılan yeni araştırmalar da LK-99 örneklerinin hassas X-ray görüntülemesini gerçekleştirdi. Gözlemleri, bu ilk makalelere ve umut verici görünümlerine rağmen, LK-99’un düz bantlarının sonuçta süper iletkenliğe elverişli olmadığı sonucuna varmalarını sağladı.
Daha yakın zamanlarda, Almanya’nın Stuttgart kentindeki Max Planck Katı Hal Araştırmaları Enstitüsü’nden bir ekip, LK-99’un saf, tek kristallerini sentezlediklerini bildirdi. Araştırmacılar, “yüzen bölge kristal büyümesi” adındaki bir teknik kullanarak, bakır sülfit safsızlıklarında bulunmayan LK-99 kristallerini büyütmeyi başardılar. Ortaya çıkan saf LK-99 (Pb8.8Cu1.2P6O25 formülü ile) diğer çalışmalar ve çoğaltma girişimleriyle birlikte davranışı sergiledi; bir süper iletken değil, bir yalıtkan gibi davrandı. Bu saf, mor örnekler de ferromagnetizmayı (beklenen tamamen ortadan kaldırılamayan Fe safsızlıklarından) ve diyamanyetizmayı sergiledi. Bu, safsızlıklardan ayrıldığında LK-99’un bir süper iletken olmadığı sonucuna varmalarına yol açtı; makalede yazdıkları gibi, veriler onları LK-99’un bir süper iletken olmadığı sonucuna götürdü.
Orijinal makalenin verilerindeki boşluklar ve LK-99’u çoğaltmanın zorluğu nedeniyle, bilim camiasında LK-99 destanının henüz bittiğini düşündürmeyen gecikmeler de var.
Uzaylı yaşamın varlığını kanıtlama misyonundaki Harvard fizikçisi, ultra gelişmiş uygarlıkların zaten bir laboratuvarda “bebek evrenleri” yaratma yeteneğine sahip olabileceğine inanıyor.
Harvard’ın astronomi bölümünün eski başkanı Avi Loeb, bu yaratıkların evrenimizden bile sorumlu olabileceğini söyledi.
Geçmişte çılgınca spekülatif teoriler yapan Profesör Loeb, şu anda Pasifik Okyanusu’na çarpan ve bulgularını haftalar içinde yayınlayacak olan yıldızlararası bir nesneden kurtarılan yüzlerce küçük metal parçasını inceliyor.
Verdiği bir demeçte, bizden milyonlarca yıl daha gelişmiş bir medeniyetin ‘kuantum mekaniği ve yerçekiminin nasıl birleştirilebileceği’ anlayışını geliştirmiş olabileceğini açıkladı. Bunun, varlığını doğuran kozmik koşulları yeniden yaratabileceğini teorileştirdi.
Bir laboratuvarda yaşam yaratma kavramı çoğuna abartılı gelebilir, ancak bilim adamları daha önce tek hücreli organizmalar yaptılar ve Loeb bunun “dini metinlerde Tanrı’ya atadığımız bir nitelik” olduğunu söyledi.
Loeb, 2017’deki yıldızlararası ziyaretçi Oumuamua’nın çoğu ana akım bilim adamı tarafından alay edilen veya eleştirilen bir uzaylı zanaatı olduğu teorisinden başlayarak yıllardır manşetlere çıktı.
Haziran ayında, Ocak 2014’te parçalanan IM1 meteorunun parçalarını kurtarmak için Papua Yeni Gine kıyılarındaki Pasifik Okyanusu’nda bir dalış yaptı ve bunun bir uzaylı gemisinden kalıntı olduğuna inanıyor.
Ancak Arizona Eyalet Üniversitesi astrofizikçisi Steve Desch, New York Times’a şunları söyledi: “İyi bilimi kirletiyor, yaptığımız iyi bilimi bu saçma sansasyonellikle bir araya getiriyor ve tüm oksijeni odadan emiyor.”
Ancak aldığı tepkiler, Loeb’in Eylül ayında ortaya çıkacağına söz verdiği cevapları aramaktan alıkoymuyor. Bu arada, süper zeki medeniyetlerle ilgili de dahil olmak üzere teorilerini paylaşıyor.
Loeb, demecinde “Çok gelişmiş bir bilimsel uygarlık, Tanrı’ya iyi bir yaklaşımdır.” dedi.
Loeb uzun zamandır bebek evrenlerin laboratuvarlarda yaratılabileceğini lanse etti, bu da ancak modern fiziğin iki ayağının bir kombinasyonu olan kuantum yerçekimi teknolojileriyle mümkün; kuantum mekaniği ve yerçekimi.
Kuantum mekaniği, atomdan daha küçük parçacıkların nasıl davrandığına dair kuralları açıklamayı ve belirlemeyi amaçlayan bilimsel çalışma dalı. Sütunlar birlikte, yerçekiminin doğasının kuantum düzeyinde tutarlı ve eksiksiz bir tanımını sağlar ve evrenin davranışını en temel düzeyinde anlamamıza yardımcı olur.
Scientific America için yazdığı sırada Loeb şunları yazdı: “Modern fiziğin iki ayağını birleştiren bir tahmin teorisine sahip değiliz. Ancak daha gelişmiş bir uygarlık bu başarıyı başarabilir ve bebek evrenler yaratma teknolojisine hakim olabilir.”.
Yaptığı bir ropörtajda Loeb, ‘yalnız Samanyolu galaksisinde on milyarlarca gezegen ve evrenin gözlemlenebilir hacminde Samanyolu gibi yüz milyarlarca galaksi olduğunu düşünerek ‘yalnız olduğumuzu düşünmenin kibirli’ olduğunu’ söyledi.
Loeb, bir bütün olarak insanlıktan bahsederken, “Belki de bir komşuyu fark etmek bizi bir araya getirecek bir uyandırma çağrısı olacaktır.” dedi.
“Olduğumuzdan çok daha başarılı olan çok daha fazla komşu olabilir ve onlardan öğrenebiliriz. Bu yüzden umudum, uzun vadede insanlığı daha iyi bir yere getireceğidir.”
AMD, önümüzdeki hafta başlayacak olan Gamescom 2023 fuarında büyük bir etkinlik düzenleyerek, önemli ürün duyuruları yapacağını doğruladı. Beklentilere göre, Radeon RX 7800 XT ve Radeon RX 7700 XT ekran kartları resmi olarak tanıtılacak.
Uzun bir süredir süren söylentiler ve sızıntıların ardından, AMD’nin CEO’su Lisa Su’nun da onayladığı üzere, Gamescom 2023 etkinliği AMD’nin yeni üst seviye ekran kartlarının lansmanına ev sahipliği yapacak. Etkinlik, 23 Ağustos’ta başlayacak olan Gamescom fuarında 25 Ağustos tarihinde gerçekleşecek ve Türkiye saatiyle 18:00’da başlayacak.
AMD’nin Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Grafik İş Birimi Genel Müdürü Scott Herkelman, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda “önemli ürün duyuruları” yapacaklarını vurgulayarak etkinliğe dikkat çekti. Aynı zamanda AMD’nin, Frank Azor ve Scott Herkelman gibi önde gelen isimlerin katılacağı bir etkinlikler düzenleyeceklerini belirtildi.
Please join the @AMDRadeon team at Gamescom next week for our next major product announcements!
If you can make it to Germany and will be one of the couple hundred of thousand visitors attending one of the biggest gaming events I hope to talk to you in person!… pic.twitter.com/Te7l7ufU59
Etkinlikte ayrıca AMD’nin FidelityFX Super Resolution (FSR) teknolojisinin yeni versiyonu olan FSR 3 hakkında da resmi bir duyuru yapması bekleniyor. FSR 3, rakip teknolojilere kıyasla daha yavaş bir geliştirme süreci yaşamış olsa da, AMD’nin oyun performansında iki kat artış elde etme olanağı sağlıyacağı düşünüyor
Donanım tarafında ise, AMD Radeon RX 7800 XT ekran kartı 60 Hesaplama Birimi içeren 3840 çekirdeğe sahip olacak. 16 GB GDDR6 VRAM ve 64 MB Infinity Cache ile donatılan kart, 256-bit genişliğinde veri yolu arayüzü ve 18 Gbps hızlarıyla 576 GB/s toplam bant genişliği sunacak. Radeon RX 7700 XT ise muhtemelen RX 7800 XT’nin kırpılmış bir versiyonu olarak karşımıza çıkacak.
Fiyatlandırma açısından, AMD Radeon RX 7800 XT ekran kartının 550-600 dolar aralığında, Radeon RX 7700 XT’nin ise 350-450 dolar aralığında olması bekleniyor. Bu ekran kartları, Nvidia’nın GeForce RTX 4070 ve RTX 4060 serilerine karşı rekabet etmeyi hedefliyor.
Gamescom 2023 etkinliği, oyun severlerin ve teknoloji meraklılarının heyecanla beklediği önemli bir etkinlik. AMD’nin yeni ekran kartları ve teknolojilerinin tanıtılmasıyla birlikte, oyun dünyasındaki rekabetin de yeni bir boyut kazanacak.
Cihazlara ayırdığımız zaman arttıkça dijital yorgunluk da artıyor. Kullanıcıların yüzde 60’ı akıllı cihazlara daha az süre ayırmak istiyor.
Türkiye’deki en ilginç artış, akıllı ev cihazları kategorisinde gözlendi. Araştırmanın yapıldığı diğer ülkelere kıyasla Türkiye’de bu kategoriye daha fazla ilgi var. En popüler akıllı ev cihazı ise robot süpürgeler. Robot süpürgeye erişim oranı global araştırmada yüzde 14’lerdeyken Türkiye’de yüzde 30’larda.
Deloitte’un dünyada Türkiye’nin de içinde bulunduğu 21 ülkede gerçekleştirdiği Dijital Tüketici Trendleri Araştırması tüketicilerin dijital ürün ve servislere ilişkin kullanım alışkanlıklarını, deneyimlerini ve satın alma eğilimlerini ölçüyor. Araştırma tüketicilerin akıllı cihaz kullanımıyla ilgili ilginç veriler ortaya koyuyor. Dijital Tüketici Trendleri Araştırması’nın Türkiye sonuçlarına göre, akıllı telefonlar hala hayatımızda vazgeçilmez bir unsur.
Dizüstü-masaüstü bilgisayara erişim küçük de olsa gerileme başladı. Akıllı TV ve akıllı saat erişim oranı ise son 5 yılda neredeyse 3 kat arttı. Akıllı ev cihazları kullanımında Türkiye’deki erişim global ortalamaya göre birçok başlıkta hayli yüksek. Özellikle robot süpürge kullanımı yüzde 30 ile dünya ortalamasının (yüzde 14) iki katından fazla. İnternet bağlantılı akıllı ev aletleri (yüzde 23) ve internet bağlantılı dış güvenlik kamerası ve kapı zili (yüzde 20) de en çok erişilen akıllı ev cihazlar arasında yer alıyor.
Günlük hayatta kullanılan cihaz sayısı arttıkça sürdürülebilirlik endişeleri de gündeme geliyor. Katılımcıların yarısından fazlası çevre dostu bir cihaz için daha fazla ödemeye istekli. Ancak büyük çoğunluğu şirketlerin sürdürülebilirlik konusunda şeffaf olmadığı düşünüyor.
Türkiye’deki sonuçlardan ilgi çeken bazı başlıklar şöyle:
2017’den bu yana gerçekleştirilen araştırma verileri dikkate alındığında akıllı telefona erişim oranının yüzde 95’e ulaştığı görülüyor. Nispeten yeni kategoriler olan akıllı TV ve akıllı saat son 5 yıldır istikrarlı şekilde büyümeye devam etse de büyüme hızında yavaşlama var. Her iki kategori için de 25-34 yaş grubu yüzde 52 ve yüzde 75 oranıyla en yüksek erişime sahip grup oldu.
Günlük kullanım oranları incelendiğinde bir önceki yıla göre en yüksek artış gösteren kategoriler arasında sanal gerçeklik gözlüğü (2021’de yüzde 30’dan 2022’de yüzde 39’a) ve kablosuz kulaklık (yüzde 64’ten yüzde 70’e) bulunuyor. Akıllı telefon (yüzde 88) ve akıllı TV (yüzde 78) ise en çok kullanılan cihazlar olarak ilk sıralardaki yerlerini koruyor.
Kullanıcıların çoğunluğu sahip oldukları cihazların karbon ayak izi hakkında bilgi sahibi olmak istemesine rağmen sadece yarısından azı şirketlerin doğru bilgiyi açıklayacağına güveniyor. Katılımcıların yüzde 65’i şirketlerin karbon ayak izlerini açıklamalarının zorunlu tutulması gerektiğini düşünüyor. Katılanların yüzde 52’si çevre dostu bir cihaz karşılığında daha fazla ödemeye istekli olduğunu belirtiyor. Dijital yorgunluk artıyor.
Cihazların kullanıcıların günlük yaşamlarındaki zaman payları giderek artıyor ve bu durum kullanıcıları da rahatsız ediyor. Katılımcıların yüzde 60’ı cihaz kullanımına daha az süre ayırabilmeyi tercih edeceklerini söylüyor (Globalde yüzde 40). Akıllı telefonunu uyanır uyanmaz kullanma (yüzde 70), cihaz kullanımı yüzünden planladığından daha geç uyuyanlar (yüzde 65) ve akıllı telefonu yemek sırasında kullananlar da (yüzde 52) kullanıcıların yarısından fazlasını kapsıyor.
Tüm yaş gruplarında akıllı telefonlar çevrimiçi alışveriş ve kısa içerikler için ilk tercih olsa da uzun içerikler için TV ilk sırada gelmeye devam ediyor. 18-24 yaş grubu ise neredeyse tüm aktivitelerde telefonu tercih ediyor. İkinci el pazarına ilgi az
Türk kullanıcılarının yüzde 88’i yeni telefon almayı tercih ederken yalnızca yüzde 11’i kullanılmış telefonu tercih edeceğini belirtiyor. Bunda en büyük neden kullanım ömrü (yüzde 36) olurken kullanılmış telefona (yüzde 34) ve satıcılarına (yüzde 33) güvenmeme en önde gelen nedenlerden.
Eski cep telefonlarını sattıklarını ya da takas yaptıklarını belirten katılımcıların oranında ise dikkat çekici bir artış var. 2021’de yüzde 25 olan oran 2022’de yüzde 32’ye yükseliyor. Bu oran global ortalamanın yaklaşık 2 katı. 5G beklentisi yüksek
Katılımcıların yüzde 75’i 5G özellikli bir cep telefonuna sahip ya da sahip olmayı istiyor. Yüzde 71’i 5G’nin daha iyi ağ bağlantısı sağlayacağını düşünüyor. Yüzde 56’sı mevcut operatörünü 5G kapsamı doğrultusunda değiştirebileceğini belirtiyor. Yüzde 50’si 5G hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını söylüyor. Oyun severlerin yaklaşık yarısı 35 yaş üstü
Yaş grubu bazında en yüksek oyun oynama oranı 25-34 yaş aralığı. Oyun oynadığını belirten toplam katılımcı sayısının yüzde 49’u 35 yaş ve üzerinde. Bu sonuç, cinsiyet dağılımı ile klasik bir oyuncu stereotipi olmadığını ve oyuncu profilinin çeşitlendiğini gösteriyor.
Oyun oynamak için ilk tercih edilen cihaz akıllı telefon (yüzde 72). Onu masa üstü/diz üstü bilgisayarlar (yüzde 46) ve oyun konsolu (yüzde 32) takip ediyor. Türkiye’deki katılımcıların oyun oynarken akıllı telefonu tercih etmesi, dünya genelindeki yüzde 56 ortalamanın oldukça üstünde yer alıyor. Macera, bulmaca, spor, yarış ve strateji en çok tercih edilen oyun türleri. Bulmaca oyunlarını kadınlar erkeklere oranla 1,7 kat daha fazla tercih ediyor. Türk tüketicisi reklamlı içerik sağlayıcılarını tercih ediyor.
Abonelik temelli isteğe bağlı video (SVOD) hizmetlerine olan ilgi pandemi sonrasında da artmaya devam ediyor. Türkiye’deki katılımcıların yüzde 77’si en az bir adet SVOD hizmetine üye olduklarını belirtirken abone olunan platform sayısı geçen yıla göre yüzde 18 artış göstererek 2,6’ya ulaştı. Katılımcıların yüzde 50’sinin geçen yıl bir video hizmetine abone olmaları global ortalamanın aksine Türkiye’de SVOD pazarının hala büyüdüğünü gösteriyor.
Maliyetle ilgili endişeler SVOD aboneliklerindeki en büyük kayıp. Bu yüzden de kullanıcıların yarısına yakını reklam temelli video hizmeti (AVOD) modelini tercih ediyor. Ekonomik sıkıntılar sonucu artan finansal endişe nedeniyle Türkiye’deki katılımcıların yüzde 34’ü beraber yaşadıkları hane halkı dışındaki bir kişinin ücretli aboneliğini paylaştığını belirtiyor. 18-24 yaş arasındaki kullanıcıların yaklaşık yarısı (yüzde 45) video aboneliğini paylaşıyor. Hedef pişmanlığı memnuniyete çevirmek Deloitte Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Lideri Hakan Göl, Dijital Tüketici Trendleri Araştırması’nın hayatımızda yeri giderek artan dijital ürünlere eğilimle ilgili düzenli bilgi verdiğini söyledi. Tüketicilerin daha küçük ekranlı ve daha fazla mobiliteye sahip cihazları giderek artan oranda tercih ettiklerini belirten Göl,
buna karşılık hayatlarının bu kadar içinde olmasına rağmen kullanıcıların ekran başında vakit geçirmekten pişman olduklarını kaydetti. “Pandemi dönemi cihaz penetrasyonunun arttığı 2021’den sonraki yatay seyir, hayatın yeniden dışarıya kaydığını gösteriyor. Tüketiciler sosyalleşmek için daha fazla zaman ayırıyor. Bu durum akıllı cihazlara ayrılan zamanı daha önemli hale getirecek. Cihaz ve içerik üreticileri, tüketici ilgisini kaybetmemek ve rekabetçi pazarda öne çıkmak zorunda. Tüketici akıllı cihazıyla geçirdiği zamandan pişmanlık değil memnuniyet duymak isteyecek. Bu nedenle tüketicinin cihazlarda geçirdiği zamanın değerli ve zenginleştirici olmasını sağlamaları gerekecek. Tüketici satın almaya karar verdiği teknoloji için yüksek kalite ve üst düzey deneyim arayacak. Cihazlar günlük yaşamda önemli rol oynamaya devam edecek” dedi.
Girişim sektöründe kadın olmak ekstra zorlu diyebiliriz. Bu yazımızda başarılı türk kadın girişimci hikayeleri yer alıyor.
Funda Baltalı
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Funda Baltalı, iş hayatına bir bankada başladı. Üç yıl sonra deri ürünler üreten bir şirket kurdu. Bir gün süt işletmesi kurmaya karar verdi. 2009 yılında Seferihisar’da kendi işini kurdu.
Baltalı, en başarılı kadın girişimcilerden biri olarak biliniyor ve ürünlerini yurt dışına da ihraç ediyor. Bugün, mandıra tesisi keçi sütü ve keçi sütü bazlı ürünler üretiyor. Aynı zamanda başarılı bir aile işletmesinin en iyi örneği haline geldi. Baltalı her zaman daha az şanslı insanlara umut vermek istiyor.
Şirketinin her gün şirketini iyi ve ilham verici bir örnek olarak gören insanlardan çok sayıda e-posta ve telefon aldığını söylüyor. Baltalı’ya göre girişimcilik bir beceri değil. Bunun yerine, yenilikçi bir fikri ve hırsı olan herkes başarılı bir girişimci olabilir. Ayrıca kadının toplumdaki rolüne de vurgu yapıyor. İş kadını olmanın annelik rolünüzü unutmak anlamına gelmemesi gerektiğine inanıyor. Her şeyden önce işini iyi yapmaya ve dürüstlüğe önem veriyor.
Şebnem Görgülü, çikolata markası Evvie’nin kurucusudur. Kendi işini kurmadan önce turizm sektöründe çalıştı. Görgülü, çocukluğundan beri hep pastacılık ve çikolatacılık alanında çalışmak istedi. Sadece yedi yıllık hikayesi olan Evvie, çikolata ürünlerinin yanı sıra özel pastalar da sağlıyor. 22 yıldır ticaret sektörüyle uğraşan Görgülü, bilgi birikimi ve geçmiş tecrübeleri sayesinde çok fazla sıkıntı yaşamadığını söylüyor. Başarısının bir kısmını sorunların üstesinden gelme ve sakin kalma becerisine borçlu. Sabırlı olmanın önemli olduğunu da vurguluyor.
Leyla Alaton
Leyla Alaton, Alarko Holding’in yönetim kurulu başkanı. Savaş yıllarında çok zor günler yaşamış bir ailenin en büyük çocuğu. Alaton, girişimcilik kariyerine kemer satarak başladı ve geleceğin liderlerini onurlandıran bir listede yer aldı.
Girişimci ruhunun onu her zaman yenilikçi olmaya ve iyi bir iş çıkarmaya ittiğini söylüyor. Alaton, Alarko Holding’in profesyonelliği ve kurumsallığı ön plana çıkardığını söylüyor. İnsanları veya işleri hafife almayı reddediyor ve birçok şaşırtıcı sonucun olabileceğini ekliyor. Alaton, kadının toplumdaki konumuyla ilgili olarak tercihlerin tanımlanmasının gerekliliğine vurgu yapıyor.
Deniz Orhun
Ziraat mühendisliği mezunu olan Deniz Orhun, Londra’daki bir kurumdan işletme alanında yüksek lisans derecesi aldı.
Bir gün kariyerini tamamen değiştirmek istedi ve hamur işlerine odaklanmaya başladı. Amerika’da pastacılık eğitimi almak için her şeyi geride bıraktı. ABD Başkanı Barack Obama’nın 49. yaş günü pastasını yapan kadın olarak biliniyor. Aldığı eğitimin ardından Klemantin Açık Mutfak adlı kendi pastanesini açtı. Orhun ayrıca Deniz’den Mutfak Hikayeleri adlı bir televizyon programında yer almış ve kendi başarı öyküsünü yazmıştır. Ticari faaliyetleri dışında bir üniversitede Gastronomi Pastacılık ve Fırıncılık Bölüm Başkanlığı yapıyor. Pastacılıkla ilgili kısa filmler de çekti. Orhun, planlamanın iş yapmanın en önemli parçası olduğunu vurguluyor. Başarılı türk kadın girişimci hikayeleri arasında Deniz orhun dikkat çeken bir isim.
Ön ödemeli kredi kartı günümüzde kredi kartlarına alternatif olarak tercih ediliyor. Peki bunun avantajları neler?
Ön ödemeli kartın en önemli avantajı, tamamen ücretsiz olması. Bununla birlikte belirtilen miktarlarda nakit çekim imkanı veriyor olması da nakit ihtiyacına yönelik çözüm sunuyor. Örneğin minimum 300 TL, maksimum 750 TL gibi aralıklarda ön ödemeli kart ile nakit ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz. Bir banka kartının aksine, ön ödemeli bir kart bir banka hesabına bağlı değil. ön ödemeli kart kullandığınızda karta yüklediğiniz parayı harcamış olursunuz.
Ön ödemeli kartlar, nakit taşımıyorsanız, ödeme yapmak için uygun bir yol sağlıyor.
Zaten sahip olduğunuz parayı kullandığınız için fatura borcunuz olmuyor.
Ön ödemeli kart kullanmak için banka hesabına ihtiyacınız olmuyor.
Ön ödemeli kart kullanmak için iyi bir kredi geçmişine ihtiyacınız bulunmuyor.
Ön ödemeli kart, kredi kartından daha erişilebilir bir yapıya sahip. Bir kredi kartı almaya hak kazanamıyorsanız, ön ödemeli kartı tercih edebilirsiniz. Belirli limitlerle sınırlı kaldığınız için fazla harcama konusunda endişelenmenize gerek kalmayacak. Yalnızca karta yüklediğiniz kadarını harcayabilirsiniz, böylece doğaçlama bir alışveriş gezisinde borcunuzu artırmazsınız. Böylelikle bir ödemeyi kaçırma konusunda endişelenmenize gerek kalmıyor. Geleneksel kredi kartları uygun olabilse de, aynı zamanda bir yükümlülük de olabilir. Ön ödemeli kart ile ödeyebileceğinizden daha fazla borç alma riski olmadan plastiğin rahatlığından yararlanabilirsiniz.
Ön ödemeli karta başvurmak için birçok neden vardır. Örneğin, ön ödemeli bir kart, fazla harcama yapmadan alışveriş yapmanıza yardımcı olabilir. Ancak ön ödemeli kartlar herkes için uygun değil. Örneğin; kredi puanınızı yükseltmenize yardımcı olmuyor ve kredi kartlarıyla aynı tüketici korumalarını sunmuyor. Kredinizi yeniden yapılandırmaya çalışıyorsanız, ihtiyaçlarınıza en uygun kart için başvurduğunuzdan emin olmalısınız.
Özetle ön ödemeli kartlar kullanıcılarına yükledikleri meblağ kadar harcama yapmasına yardımcı oluyor. Bakiye aşımı gibi sorunlara yol açmıyor. Ayrıca online alışverişlerde de ön ödemeli kartlar kullanılabiliyor. Kredi kartı ve banka kartında olduğu gibi, ön ödemeli kartta da kart numarası ile birlikte güvenlik kodu yer alıyor. POS cihazlarında kullanılabiliyor. Ön ödemeli kartlarda kullan at ve belirli son kullanma tarihine bağlı olmak üzere iki tip bulunuyor.
Şahıs şirketi ile limited şirketleri birbirleriyle çok sık karıştırılıyor. Peki Şahıs şirketi ile limited arasındaki farklar neler?
Ticari bir faaliyet yürütebilmek ve faturalı satış yapabilmek için şirket açmanız gerekiyor. Şirket kurmadan yapılan ticari faaliyetler ve satışlar cezai yaptırımlara neden olabiliyor. Bu nedenle şirket açma sürecine başlamak gerekiyor. Günümüzde şirket kurabilmeniz için ise iki alternatif var. Bunlar şahıs, limited ve anonim şirketleri.
Temel olarak küçük ölçekli ticari şirket kurabilmek için şahıs veya limited arasında tercih yapmak gerekiyor. Şahıs şirketi bir veya az sayılı ortaklık yapısı ile kurulan şirket anlamına geliyor. Bu şirket türüne göre ticaret kanununda kişi ve işletme arasında herhangi fark bulunmuyor. Yani şahıs şirketi sahibi kişi, şirketin alacaklarına ve borçlarına sorumlu oluyor.
Limited şirket yapısında ise gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulduğunu görüyoruz. Ortaklık yapısında, şirket sahiplerinin ortaya koyduğu sermayeye göre oran belirli oluyor. Böylelikle bu oran kapsamında ortaklar söz sahibi olabiliyor.
Hangisi seçilmeli?
Peki bir şirket açarken hangisini seçmek gerekiyor? Bu iki şirket türünün de sağladığı belirli avantajlar ve dezavantajlar var. İki tür arasındaki temel fark olarak kuruluş yerine bakmak gerekiyor. Kişinin ve işletmelerin öncelikle kendilerine bir yer seçmesi gerekiyor. Şahıs şirketi seçtiğinizde limited şirkete kıyasla kuruluş yerinde daha avantajlı oluyorsunuz. Çünkü şahıs şirketlerinde herhangi bir dükkan göstermeye gerek kalmıyor. Ev adresi doğrudan şirket adresi olarak gösterilebiliyor. Limited şirkette ise ev adresi iş yeri adresi olarak gösterilemiyor. Dolayısıyla fiziksel bir iş yeri tutmanız gerekiyor.
Ayrıca şahıs şirketi kurmak için 500 ila 2.000 TL sermaye gerekiyor. Limited şirket için ise bu tutar 11.000 ile 20.000 TL bandına ulaşıyor. Banka teminatı olarak da 10.000 TL belirtmek gerekiyor. Şahıs şirketleri 2-3 gün gibi kısa bir sürede kurulabiliyor ve kapatılabiliyor. Ancak limited şirkette bu süre 5-15 iş gününe ulaşıyor. Bununla birlikte şirket prestiji açısından baktığımızda limited şirketlerin daha prestijli olduğunu söyleyebiliriz. Limited şirketler ile resmi kurumlarla anlaşma yapabilmek daha kolay hale geliyor. Şirketi güvenilir olarak ön plana çıkarmak daha kolay oluyor.
Google Chrome, yakın tarihte bir güncelleme aldı. Uzmanlar yıllardır kuantum bilgisayarların geliştirilmesinin, şu anda özel mesajlarımızdan bankacılık bilgilerimize kadar her şeyi güvence altına alan şifrelemeyi baltalayabileceği konusunda uyardılar.
Kuantum bilgisayarlar, savunucuların bugün sahip olduğumuz klasik bilgisayarların performansını önemli ölçüde yenebileceğini iddia ettikleri hala büyük ölçüde teorik bir teknoloji. Bu, ilaç araştırması ve gibi uygulamalar için büyük bir olumlu olabilir ancak güvenlik teknolojisi için felaket olabilir.
Bu güvenlik teknolojisinin çoğu, bilgisayarlarımızın bu verileri güvende tutmak için çalışması yeterince zor olan matematiksel problemlere bağlı. Ancak gelecekteki kuantum bilgisayarlar bu sorunların saniyeler içinde üstesinden gelebilme ve herhangi bir veriye girebilme kabiliyetini sahip olabilir.
Araştırmacılar tarafından “kuantum kıyameti” olarak adlandırılan şey de tam olarak bu. Ve bilgi işlemin tüm bir alt kümesi, kuantum sonrası kriptografi, bu gelecek olsa bile verileri güvence altına almanın yollarını bulmak için büyüdü.
Şimdi Google, bu çalışmaların bir kısmını Chrome’da uygulamaya koydu. Yeni teknoloji, gelecekteki kuantum bilgisayarlarla onu kırma girişimlerine karşı dirençli olması gereken yeni kriptografiyi içeriyor.
Bunu, aslında iki kriptografik algoritmanın melezi olan şeyin uzun bir adı olan X25519Kyber768 olarak bilinen bir teknolojiyi entegre ederek yapıyor. İkisini birbirine bağlamak, verilerin hem mevcut bir güvenli algoritma hem de kuantum bilgisayarlara karşı korunan bir algoritma tarafından korunduğu anlamına geliyor.
Güncellemeler, “web’i kuantuma dayanıklı kriptografiye geçişe hazırlamak” için Google’daki daha geniş çalışmanın bir parçası.
Değişiklikleri duyuran blog gönderisini yazan Google’ın Chrome güvenliği teknik program yöneticisi Devon O’Brien, kuantum bilgisayarların onlarca yıl uzakta olabileceğini belirtti. Ancak, teknoloji geldiğinde girmeye hazır, dosyalanamaması için verileri şimdi kısmen güvence altına almak için önemli olmaya devam ediyor.
“Modern klasik kriptografiyi kırabilen kuantum bilgisayarların bundan 5, 10, hatta muhtemelen 50 yıl sonra gelmeyeceğine inanılıyor, peki bugün trafiği korumaya başlamak neden önemli? Cevap, kriptografinin belirli kullanımlarının, verilerin bugün toplandığı ve depolandığı ve daha sonra kriptanaliz geliştiğinde şifresinin çözüldüğü Harvest Now, Decrypt Later adlı bir saldırı türüne karşı savunmasız olmasıdır.”
New York merkezli yapay zeka girişimi Global Illumination, yapay zeka destekli sohbet robotu ChatGPT’nin arkasındaki teknoloji şirketi OpenAI tarafından satın alındı. Bu stratejik hamle, OpenAI’nin yaratıcı araçlar, altyapı ve dijital deneyimler alanında daha da güçlenmeyi hedefliyor.
OpenAI’nin yaklaşık yedi yıllık tarihinde gerçekleşen ilk halka açık satın alma işlemi olarak kayıtlara geçen bu anlaşmanın şartları açıklanmasa da, Global Illumination’ın “tüm ekibinin” ChatGPT gibi “temel ürünler” üzerinde çalışmak üzere OpenAI’e katıldığı belirtildi.
Global Illumination, geçmişte Instagram ve Facebook gibi önemli platformlarda ürünler tasarlayıp geliştirdi. Ayrıca YouTube, Google, Pixar, Riot Games gibi önde gelen şirketlerle de işbirliği yaparak etkileyici projelere imza attı.
OpenAI has acquired the team at Global Illumination. The entire team has joined OpenAI to work on our core products including ChatGPT. The team previously designed and built products early on at Instagram and Facebook and have also made significant contributions at YouTube,…
OpenAI, yaptığı duyuruda “Global Illumination, yaratıcı araçlar, altyapı ve dijital deneyimler oluşturmak için yapay zekadan yararlanan bir şirket” ifadelerine yer verdi. Bu durum, gelecekte OpenAI’nın çözümlerinin daha deneyim odaklı ve yaratıcı bir yapıya evrilebileceğini gösteriyor.
Global Illumination’ın geçmişi, yaratıcı projelerdeki deneyimi ve çeşitli sektörlerdeki işbirlikleri, OpenAI’nin bu hamlesinin önemini artırıyor. Şirketin web sitesinde yer alan bilgilere göre, Global Illumination şu anda “web için inşa edilmiş açık kaynaklı bir sandbox MMORPG” olan Biomes adlı oyun üzerinde çalışıyor. Bu oyunda, grafiksel açıdan Minecraft’a benzerliği le dikkat çekiyor.
Beklenen açıklamaların ve işbirliklerinin netleşmesiyle birlikte, OpenAI’nin küresel yapay zeka ve dijital deneyim alanındaki etkisinin daha da artması muhtemel görünüyor.
Bu satın alım için siz ne düşünüyorsunuz? yorumlar kısmında paylaşabilirsiniz.
SF90 XX Stradale 799 adet, açılabilir sert bir tavana sahip olan versiyonu SF90 XX Spider ise 599 adet üretilecek.
Yeni V8 motorlu PHEV ikili, Ferrari’nin yol modellerinin performansını yeni seviyelere taşıyan özel versiyon konseptinin en son ve en uç örneğini ortaya koyuyor. Ürün gamındaki süper otomobil SF90 Stradale’yi esas alan SF90 XX Stradale 799 adet SF90 XX Spider ise 599 adet üretilecek.
İki farklı programın mühendislik konseptlerini barındırıyor
Son 20 yılda geliştirilen özel seriler programında, 488 Pista ve 812 Competizione gibi modellerin birçoğu Ferrari ürün gamında hızla referans noktası olarak kabul edildi. XX programı ise Ferrari’nin yine son 20 yılda seçkin bir grup uzman sürücüye yol onayı olmayan, ancak pistte limitleri zorlayan ekstrem otomobiller sunmak amacıyla geliştirildi. Programa en son eklenen FXX-K EVO dâhil olmak üzere bütün modeller büyük bir başarı elde etti. Ferrari her iki alandaki deneyimlerinden yola çıkarak, iki farklı programın mühendislik konseptlerini en üst düzeyde yansıtan, yol onaylı bir otomobil yaratmaya karar verdi.
SF90 XX Stradale ile sınırda sürüş deneyimi zirveye çıkıyor
SF90 XX Stradale, SF90 Stradale’nin hâlihazırda etkileyici olan pist ve sınırlarda sürüş deneyimini yeni bir seviyeye çıkarıyor. SF90 XX Stradale geliştirilirken, SF90 Stradale’in hibrit sisteminin tüm işlevlerini korurken aynı zamanda maksimum sürüş keyfi sunan, şimdiye kadarki en yüksek performanslı Ferrari yol otomobilinin üretilmesi hedeflendi.
SF90 XX Stradale, SF90 Stradale ve SF90 Spider modellerinde de kullanılan PHEV güç-aktarma sisteminden yararlanıyor. Bu sistemde içten yanmalı V8 motoru, ikisi ön aksta ve biri arkada motor ile şanzıman arasında olmak üzere üç elektromotor destekliyor. Bu konfigürasyon SF90 Stradale’e kıyasla +30 cv daha fazla olmak üzere maksimum 1030 cv güç sunuyor ve tamamen yeni bir performans seviyesi belirliyor.
F50 günlerinden bu yana bir yol Ferrari’sinde ilk kez 250 km/s’de 530 kg bastırma kuvveti sağlayan sabit bir arka spoyler kullanılıyor. Bununla birlikte diğer yeni aerodinamik çözümler performansı tamamen yeni bir seviyeye taşıyor. SF90 XX Stradale’ye güç sağlayan F154FB motor için SF90 Stradale’nin güç ünitesi başlangıç noktası olarak kullanıldı ve çok sıradışı bir seviyeye taşındı. Orta-arka konumlu V8 turbo motor 797 cv kullanıma sunarken, emme ve egzoz kanallarının revize edilmesiyle verimlilik ve yeni pistonlarla yanma odasının özel olarak işlenmesiyle sıkıştırma oranı artırıldı. İkincil hava sisteminin kaldırılması, önceki uygulamaya kıyasla motorun ağırlığını 3,5 kg azalttı. SF90 XX Stradale’in motor sesi ise otomobilin yarışçı ruhunu en üst düzeye çıkartacak şekilde yeniden tasarlandı.
SF90 Stradale gibi, SF90 XX Stradale de biri içten yanmalı motor ile şanzımanın arasında ve ikisi ön aksta olmak üzere üç elektromotora sahip. Bu örnekte, bir Ferrari yol otomobilinde ilk olan patentli ekstra takviyeli araç dinamiği mantığı sayesinde maksimum 233 cv güç sağlıyorlar. SF90 XX Stradale’in yüksek performanslı lityum-iyon bataryası, üç motoru besleyerek tamamen elektrikli sürüş modunda 25 km menzili sunuyor. İçten yanmalı motor kapalıyken, ön motorlar araca maksimum 135 km/s hız sağlıyor.
Flavio Manzoni liderliğindeki Ferrari Tasarım Merkezi tarafından tasarlanan SF90 XX Stradale, SF90 Stradale’in temelini oluşturan mühendislik ilkelerini bünyesinde barındırıyor ve onları yeni uç noktalara taşıyor.SF90 XX Stradale, SF90 Stradale’in en ekstrem versiyonu olarak pist otomobili ile yol kullanımı için tip onayı alabilecek tasarım özelliklerini harmanlıyor. Özel bir versiyon olmanın ötesinde Ferrari pisti teknolojisini, aerodinamik verimliliğini ve gücünü yollara aktaran fabrika kapılarından çıkan ilk XX modeli olma özelliğini taşıyor.
SF90 XX Stradale’in iç tasarımında ise temel ilke, ağırlıktan önemli ölçüde tasarruf sağlayan ama aynı zamanda Ferrari’nin yarışçı kimliğini vurgulayan kokpit çözümleri oldu. Ana alanlarda ağırlıklı olarak teknik kumaşlar ve karbon fiber kullanıldı. Yarış dünyasından ilham alınarak, ön konsolun üst kısmı Alcantara® deri ile alt kısmı ise teknik kumaşla kaplandı.
En verimli aerodinamik performans
SF90 XX Stradale Ferrari tarihindeki herhangi bir yol otomobilindeki en verimli aerodinamik performansa sahip. Bu da onu sadece LaFerrari süper otomobiliyle karşılaştırılabilir kılıyor. SF90 Stradale’in maksimum bastırma kuvvetini iki katına çıkararak yol tutuşunu iyileştiriyor. Böylece Fiorano’da gözle görülür şekilde daha hızlı bir tur süresi sağlıyor. Maranello’nun yarış deneyimi ile elde edilen bu sonuca, daha yüksek maksimum güçle başa çıkmak üzere motor bölmesinin yanı sıra termal ve elektrikli bileşenler için soğutma akışı yönetiminin yeniden tasarlanmasıyla ulaşılıyor. İmza niteliği taşıyan arka sabit kanatın oluşturduğu basınç alanı ise karmaşık ve karşı basınç sistemleriyle etkileşime girerek, aerodinamik verimliliği daha da arttırıyor.
SF90 XX Spider ise SF90 XX Stradale ile aynı gelişmiş aerodinamik çözümlerden yararlanıyor. Ayrıca özel olarak geliştirilen kokpit hava akışı mükemmel yolcu konforunu garanti ediyor.
Ferrari Tasarım Merkezi’nin otomobilin arkasında yaptığı değişikliklerle, Ferrari geleneğinin çok sevilen bir unsuru olan uçan payanda, aracın ön tarafındaki ok temasıyla kusursuz bir şekilde birleşiyor. Böylece ilk bakışta tanınan bir mimari ortaya çıkıyor. Bu görsel etki gövdeyi öne doğru uzatarak, araca SF90 XX Stradale’den tamamen farklı bir görünüm kazandırıyor. Tavan kapalı kullanımda, takla barları sorunsuz bir şekilde çatı yapısına bağlanıyor. Takla barları gibi tavan da karbon fiber ve Ferrari Açılabilir Sert Tavan (RHT) mekanizması sayesinde, araç 45 km/s hıza kadar hareket halindeyken de sadece 14 saniyede açılabiliyor. Bu durum da kullanıcının her türlü hava koşulunda aracın keyfini en üst düzeyde çıkarmasına imkân sağlıyor.
7 Yıl Bakım
Ferrari’nin benzersiz kalite standartları ve müşteri hizmetleri odaklı yaklaşımı SF90 XX Stradale ve SF90 XX Spider ile sunulan uzatılmış yedi yıllık bakım programının temelini oluşturuyor. Tüm ürün gamı için dünya genelindeki tüm pazarlarda ve resmi bayilerde geçerli olan program, otomobilin ömrünün ilk yedi yılı boyunca tüm düzenli bakımları kapsıyor. Ferrari otomobillerini yıllar boyunca en yüksek performans ve güvenlik seviyesiyle kullanma olanağı sağlayan bu özel program ikinci el Ferrari sahiplerine de sunuluyor.
Raporda özellikle dünya kupası gibi büyük ölçekli spor müsabakalarının ve eğlence etkinliklerinin yüksek çalışan ve izleyici sayılarıyla yoğun bir veri havuzu oluşturarak siber saldırılara zemin hazırladığına dikkat çekildi.
Microsoft, siber tehditlerle ilgili verileri ve araştırma sonuçlarını içeren ve her çeyrekte güncellediği Siber Sinyaller başlıklı raporunun beşincisini geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaştı. Raporda özellikle büyük ölçekli spor ve eğlence etkinliklerinin siber saldırılara zemin hazırladığına dikkat çekildi. Katar’da düzenlenen FIFA World Cup 2022 kapsamında 45’i aşkın organizasyona kritik altyapı desteği sunan ve Kasım-Aralık 2022 boyunca 634.4 milyon etkinliği analiz eden Microsoft, siber tehdit unsurlarının söz konusu etkinlikleri nasıl hedef haline getirdiklerine ilişkin veriler paylaştı.
Raporda spor müsabakalarının ve konserlerin yapıldığı dev arenaların bilinen ve bilinmeyen birçok açıdan siber tehditlere açık mekanlar olduğu belirtiliyor. Satın alma noktalarındaki cihazlar, IT altyapıları ve kullanıcı cihazları gibi birçok unsur, siber saldırganların kritik işletme servislerini hedeflerine almasını kolaylaştırıyor. Büyük ölçekli her spor karşılaşması ya da eğlence organizasyonu birbirinden farklı riskler taşıyor; bu riskler etkinliğin büyüklüğüne ve lokasyonuna, katılımcı profiline ve etkinliği oluşturan diğer unsurlara göre değişiyor. Öte yandan organizasyonlarda yüksek sayıda çalışanın ve katılımcının bir arada olması ve kendi cihazlarında bulunan veri ve bilgi havuzunun büyüklüğü de saldırıya karşı savunmasız kalan sahayı genişletiyor. Raporda bu tür ortamların; fidye yazılım, iş e-maili, finans ve veri alanında açık yakalama konusunda uzmanlaşmış siber saldırganlar için son derece çekici olduğuna vurgu yapılıyor.
Tehditlerden nasıl korunulur?
Organizasyonlarını siber tehditlere karşı korumak isteyen kurumların, takımların ve etkinlik alanlarının güçlü koruma sistemlerine yatırım yapması öneriliyor. Kapsamlı ve çok katmanlı bir güvenlik sisteminin kurulabilmesi için güvenlik duvarlarının oluşturulması; güvenlik açıklarını tespit eden ve engelleyen sistemlerin ve network’leri izinsiz girişlere karşı koruyan güçlü şifreleme protokollerinin devreye alınması gerekiyor. Öte yandan network altyapısı içindeki zayıf noktaların tespit edilebilmesi için güvenlik denetimlerinin ve zayıf nokta değerlendirmelerinin düzenli olarak gerçekleştirilmesi de büyük önem taşıyor.
Kullanıcı farkındalığını artırmaya yönelik eğitim programları da çalışanların ve paydaşların e-mail şifre avcılığı, çok faktörlü kimlik doğrulama & şifresiz koruma ve şüpheli linklerden korunma gibi siber güvenlik alanındaki en iyi uygulamalar konusunda bilgilenmesini sağlıyor. Bu noktada network trafiğinin düzenli denetimini sağlayarak potansiyel tehditleri gerçek zamanlı olarak açığa çıkarabilecek ve saldırılara karşı aksiyon alabilecek iyi repütasyona sahip siber güvenlik şirketleriyle çalışılması öneriliyor.
Microsoft, tüm dünyada 8500 kişiyi aşkın bir ekiple müşterilerini başta “kimlik hırsızlığı” olmak üzere birçok farklı siber suça karşı korumak için çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor.
Opera, yapay zekalı tarayıcı asistanı Aria’nın iOS işletim sistemine geleceğini duyurdu. Aria, OpenAI’nin GPT API’sinden güç alarak geliştirilen bir yapay zeka asistanı ve Opera ile OpenAI arasındaki bir ortaklığın ürünü. Opera’nın Aria asistanı, masaüstü ve Android platformlarındaki başarısının ardından iOS kullanıcılarına da hizmet sunmaya başlıyor.
Aria, Microsoft’un Bing Copilot ve Google’ın Search Generative Experience gibi yapay zeka asistanlarıyla benzer yeteneklere sahip. Kullanıcıların sorularına cevap verme yeteneğiyle birlikte, aktif web sayfalarının içeriğine göre özelleştirilmiş yanıtlar sunabilir. Aria, Opera’nın Composer mimarisini kullanarak gerçek zamanlı web sonuçlarına erişirken, OpenAI’nin GPT API’si sayesinde zengin metin üretimi yeteneklerini kullanıyor.
Opera’nın Aria asistanını kullanmak için bir Opera tarayıcısı gerekli, ancak kullanıcıların gizlilikleri korunur ve varsayılan olarak etkinleştirilmediği sürece kişisel bilgiler kaydedilmez. Kullanıcılar, yapay zeka hizmetiyle etkileşim tercihlerini kendileri belirleyebilirler.
Opera’nın iOS uygulaması aynı zamanda yerleşik bir reklam engelleyici ve Apple’ın siteler arası izlemeyi sınırlayan Akıllı İzleme Önleme özelliğini destekliyor. Ayrıca, ücretsiz bir VPN hizmeti de sunarak kullanıcıların çevrimiçi gizliliklerini korumalarına yardımcı oluyor.
Güncellenen Opera iOS uygulaması, Aria yapay zeka asistanıyla birlikte bugün ABD ve Avrupa Birliği dahil olmak üzere 180 ülkede kullanıma sunuldu.
Siz hangi tarayıcıyı kullanıyorsunuz? Opera’nın getirdiği yeni özeliği aktif olarak kullanır mısınız? Yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz.