Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 481

Teknokent girişiminden tekstil sektörüne inovatif çözüm!

Entertech İstanbul Teknokent’in girişimcilerinden STT Kimya, tekstil sektörüne yönelik geliştirmiş olduğu inovasyonla dikkat çekiyor. Tekstil sektöründeki su kullanımı azaltacak yenilik hem sektörün sürdürülebilir hale gelmesini sağlayan hem de su ayak izini çok daha iyi noktalara taşıyacak.

Günümüzde pek çok sektör su ve doğal kaynakların tüketimi ile atık yönetimi konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya. Ülkemizde gerek ekonomik payı gerekse de çalışan sayısı düşünüldüğünde lokomotif sektörlerden kabul edilen tekstil de hem yoğun su tüketimi hem de çevresel etkileri nedeniyle mevcut yöntemlerle sürdürülebilirliği en çok sorgulanan alanlardan biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle değişime muhtaç bu sektörün gelecekte mecburi olacak dönüşümü konusunda pek çok girişimci yeni yöntemler geliştiriyor. Bunlardan biri de Entertech İstanbul Teknokent tarafından desteklenen ve özellikle tekstil sektöründe iklim değişikliği, küresel ısınma ve doğanın etkilenmesini engellemek için inovatif yenilikler geliştirmeyi amaçlayan STT Kimya.

Su tüketimi daha az ve çevre dostu hale geliyor

İstanbul Üniversitesi Kimya Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Yavuz Selim Aşçı ve uzun yıllardır tekstil sektöründe farklı şirketlerde yönetici olarak çalışan Dr. Ahmet Burak Kavlakoğlu tarafından kurulan girişim hem sektörün sürdürülebilir hale gelmesini sağlayan hem de su ayak izini çok daha iyi noktalara taşıyan bir yenilik getiriyor. Tekstil sektörü uluslararası kuruluşların raporlarında tarımdan sonra ikinci sırada en çok su tüketen ve kirleten sektör olduğuna dikkat çeken Aşçı, söz konusu yeniliği şöyle anlatıyor: “Mevcut yöntemde tekstil ürünleri boyanırken büyük hacimlerde (boyanacak kumaş miktarının 5-10 katı arası) su, boya ve ayrıca pek çok tekstil yardımcı kimyasalı kullanılıyor. Aynı zamanda işlem sonrası yoğun boya ve kimyasal içeren atık karışımlar oluşuyor. Geliştirilen yöntemde ise yeni nesil özel bir solvent yüklenen boyama makinesinde kumaş sadece boya eklenerek renklendiriliyor. Çözelti defalarca kullanılıyor ve atık da oluşmuyor. Böylece tekstil proseslerinin su tüketimi daha az ve doğaya atılan boya da engellenmiş oluyor. Bu sayede üretimin çok daha çevre dostu hale gelmesi mümkün oluyor. Ayrıca geliştirilen yöntemle gerçekleştirilen boyama sonrası ürünlerin kalite kontrol testleri su ile boyanan ürünlere nazaran daha iyi olduğu belirgin şekilde gözlemleniyor.”

Yeni teknoloji arayışı her geçen gün önem kazanıyor

Tekstil sektörünün sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda mevcut prosesler kullanılarak üretim yapmaya devam etmesinin özellikle marka değeri yüksek global şirketlerin ürünleri için mümkün gözükmediğini kaydeden Aşçı sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu nedenle bizim ve benzeri alternatif projelerin fayda değerlendirmesinin ötesinde bir mecburiyet haline geleceğini düşünüyorum. Bununla birlikte global şirketler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşma adına yeni teknoloji arayışı her geçen gün önem kazanıyor. Bu şirketlerin fason üretimleri geliştirdiğimiz boyama modelini kullanan şirketler bünyesinde gerçekleştirmeye yönelecekleri konusunda inancımız tamdır.”

Meta akıllı gözlükleri Orion ile yeniden tasarlıyor

0

Yıllardır, Silikon Vadisi ve Wall Street, Mark Zuckerberg’in Reality Labs’a onlarca milyar dolar yatırım yapma kararını sorguladı. Meta’nın giyilebilir cihazlar bölümü, şirketin bir gün iPhone’un yerini alabileceğine inandığı bir form faktörü olan Orion akıllı gözlüklerinin bir prototipini tanıttı.

Meta akıllı gözlükleri Orion ile daha işlevsel

Orion, artırılmış gerçeklik, göz ve el takibi, üretken AI ve hareket algılayan bir bileklik birleştiren bir prototip kulaklık. Meta, mikro LED projektörler ve silikon karbür mercekler aracılığıyla uzun süredir devam eden bir AR görüntüleme zorluğunu çözmüş gibi görünüyor. Fikir, Orion’dan bakabilmeniz ama aynı zamanda etrafınızdaki dünyaya gömülü gibi görünen mercekler üzerine yansıtılmış uygulama pencerelerini de görebilmenizdir. İdeal olarak, çevrede gezinmek için ellerinizi, gözlerinizi ve sesinizi kullanabilirsiniz.

Açık olmak gerekirse, Meta’nın Orion akıllı gözlükleri ortalama okuyucularınızdan daha iri, bildirildiğine göre bir tanesi 10.000 dolara mal oluyor ve yakın zamanda satışa sunulmayacak. Bundan yıllar sonra bahsediyoruz. Orion’daki tüm teknoloji nispeten genç ve hepsinin daha ucuz, daha iyi ve daha küçük hale gelmesi gerekiyor ki alışveriş merkezinden satın alabileceğiniz bir akıllı gözlük haline gelsin. Zuckerberg, şirketin Orion üzerinde 10 yıldır çalıştığını ancak hala satılabilir bir ürüne giden bir yol olmadığını söylüyor. Ancak Meta, akıllı telefonunuzun yerine geçecek bir cihaz üretmeye çalışan tek şirket değil.

Snap, Orion’dan daha büyük ve daha sınırlı bir görüş alanına sahip olan son nesil Spectacles akıllı gözlüklerini tanıttı. Google, Mayıs ayındaki I/O konferansında, kendisinin de bir akıllı gözlük üzerinde çalıştığını ima etti. Apple’ın, Orion’a çok benzeyen AR gözlükleri üzerinde çalıştığı bildiriliyor. Jony Ive’nin yakın zamanda OpenAI ile bir AI giyilebilir cihazı üzerinde çalıştığını doğruladığı yeni girişimi LoveFrom’u da göz ardı edemeyiz.

Bu cihazlar, Meta’nın yıllardır desteklediği Quest sanal gerçeklik başlıklarından ve Apple’ın Vision Pro’sundan önemli bir sapma. Göz takibi ve el takibi gibi birçok benzer teknoloji içerir, ancak kullanımı tamamen farklı hissettiriyor. VR başlıklar hantal, takılması rahatsız edicidir ve insanların ekranlara bakmaktan mide bulantısı yaşamasına neden oluyor.

Panasonic 4680 hücreleri yüzde 500 verimli olacak!

0

Panasonic Energy, silindirik lityum-iyon pil teknolojisinin geliştirilmesinde 30 yıllık bilgi birikimini, yüksek performanslı 4680 hücreleri için seri üretim yöntemine öncülük etmek amacıyla kullandığını iddia ediyor. Panasonic, enerji yoğunluğunu artıracak ve elektrikli araç menzil verimliliğini yüzde 500 oranında yükseltecek 4680 pilinin seri üretimine başlamaya hazırlanıyor.

Panasonic 4680 hücreleri için geri sayım

Panasonic, 4680 silindirik otomotiv lityum iyon pillerinin geleneksel 2170 hücrelerine kıyasla önemli iyileştirmeler sunduğunu savunuyor. Şirket, bu yeni hücrelerin 2170 hücresinin beş katı enerji kapasitesine sahip olduğunu iddia ediyor. Bu, yalnızca EV’lerin sürüş menzilini uzatmakla kalmıyor, aynı zamanda aynı pil paketi kapasitesi için gereken hücre sayısını da azaltıyor.

Bu, daha verimli bir pil paketi montaj süreciyle sonuçlanıyor ve nihayetinde EV’lerin maliyetini düşürerek onları daha geniş bir pazar için daha uygun hale getiriyor. Şirkete göre, hücre başına daha büyük kapasiteye sahip 4680’in üretim süreci daha gelişmiş teknoloji ve uzmanlık gerektiriyor.

Panasonic Energy, silindirik lityum-iyon pil teknolojisinin geliştirilmesinde 30 yıllık bilgi birikimini, sektörde bir ölçüt oluşturacak şekilde yüksek performanslı 4680 hücreleri için seri üretim yöntemine öncülük etmek amacıyla kullandığını iddia ediyor. Şirket, Batı Japonya’daki Wakayama fabrikasının artık 4680 hücre üretimi için ana fabrika olarak hizmet vereceğini ve yeni ürünler ve yöntemler için bir gösteri merkezi görevi göreceğini belirtti.

Fabrika, ürün kalitesini ve rekabet gücünü artırmada önemli bir rol oynayacak ve orada yeni denenen süreçlerin küresel olarak diğer fabrikalarda uygulanması planlanıyor. Panasonic’e göre, Mart 2025’e kadar Wakayama fabrikasında yeni nesil pillerin geliştirilmesi ve üretiminde yaklaşık 400 personelin yer alması bekleniyor.

Panasonic Energy Başkanı ve İcra Kurulu Başkanı Kazuo Tadanobu: “Son teknoloji 4680 hücresinin seri üretimine başlamaya hazır olduğumuz için heyecanlıyım. Bu kilometre taşı, silindirik lityum iyon pil üretimindeki yılların uzmanlığının sonucudur. Pil ve elektrikli araç endüstrisinde önemli bir devrim yaratacağından eminim. 4680 hücresini ürün gamımıza eklediğimizde, daha geniş bir ihtiyaç yelpazesine hitap edecek, elektrikli araç kullanımını daha da teşvik edecek ve sürdürülebilir bir toplum yaratma misyonumuzu ilerleteceğiz” dedi.

Şarj istasyonları ekonomi için faydalı mı? İşte cevabı

Elektrikli araç (EA) satışları dünya genelinde giderek artsa da bu artış hızı henüz beklenen seviyede değil. Bunun birçok sebebi var elbette ama en önemli engellerden biri, şarj altyapısının yetersizliği. Elektrikli araç sahipleri ve satın almayı düşünenler için en büyük endişe kaynağı, yeterince şarj istasyonunun olmaması. Ancak MIT tarafından yapılan yeni bir araştırma, şarj istasyonlarının sadece elektrikli araçlara güç sağlamakla kalmayıp aynı zamanda ekonomiye de canlılık kazandırdığını ortaya koyuyor.

Şarj istasyonları ekonomiye de katkı sağlıyor

MIT araştırmacıları, ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki 4.000’den fazla şarj istasyonu ve bu istasyonların yakınındaki 140.000’den fazla işletmenin anonimleştirilmiş kredi ve banka kartı işlem verilerini inceledi. Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, 2019 yılında yeni bir şarj istasyonunun kurulması, çevredeki işletmelerde yıllık ortalama 1.500 dolarlık veya yüzde 1,4 oranında bir harcama artışına neden oldu. Bu oran ilk bakışta küçük gibi görünse de, şarj istasyonlarının birkaç yüz metre çevresindeki tüm işletmelerde toplamda 23.000 dolarlık ek bir gelir anlamına geliyor.

Kia şarj istasyonu

Peki şarj istasyonları nasıl böyle bir ekonomik etki yaratıyor? Cevap oldukça basit: Bekleme süresi. Benzinli araçlar birkaç dakikada dolum yapılırken, elektrikli araçların şarj olması 20 ila 40 dakika gibi daha uzun bir süre alabiliyor. İşte bu bekleme süresi boyunca sürücüler, çevredeki kafe, restoran veya mağazalara gidiyor, bir şeyler içiyor, yiyor veya alışveriş yapıyor. Yani şarj istasyonları, çevre işletmeler için potansiyel müşteri anlamına geliyor.

Araştırma aynı zamanda, şarj istasyonlarının ekonomik etkisinin 2021-2023 döneminde bir miktar azaldığını da ortaya koyuyor. Bunun sebebi olarak da, şarj istasyonu sayısındaki artış ve pandemi sonrası yaşanan ekonomik dalgalanmalar gösteriliyor. Ancak bu dönemlerde bile yeni bir şarj istasyonunun açılması, çevre işletmelerin yıllık gelirlerinde ortalama 400 dolarlık bir artışa neden olmuş. Bu da şarj istasyonlarının kurulum maliyetinin yüzde 11,2’sini karşılayabilecek bir oran.

Bu araştırma ABD’de yapılmış olsa da benzer bir durumun tüm dünyada ve elbette Türkiye’de de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Elektrikli araç kullanıcıları, araçlarını şarj ederken boş durmuyor ve çevrelerindeki işletmeleri canlandırıyor. Bu durum, işletmeler için büyük bir fırsat yaratıyor. Kendi bünyelerinde şarj istasyonu kuran veya bu konuda diğer işletmelerle ortaklık yapan işletmeler, hem şarj altyapısının gelişmesine katkıda bulunabilir hem de potansiyel müşterileri kendilerine çekebilirler.

TCL, LG Display’in Çin departmanını satın alacak!

Çinli teknoloji devi TCL, LCD ekran üretiminde liderlik koltuğuna oturmak için önemli bir adım attı. Dünyanın en büyük ikinci televizyon üreticisi olan TCL’nin ekran üretiminden sorumlu iştiraki TCL CSOT, LG Display’in Çin operasyonlarını satın alarak sektörde deprem etkisi yarattı. Bu satın alma, TCL’nin büyük ekran LCD üretiminde dünya devlerine meydan okumasını sağlayacak stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor.

TCL, LG Display’in Çin operasyonunu satın alıyor

TCL CSOT tarafından yapılan açıklamaya göre, LG Display Çin’in yüzde 80’lik hisse senetleri ile LG Display Guangzhou iştirakinin tamamı, 1,5 milyar dolar karşılığında satın alındı. Bu anlaşma sayesinde TCL CSOT, büyük ekran LCD üretiminde pazar payını hızla arttırarak sektördeki hakimiyetini güçlendirmeyi hedefliyor. Anlaşmanın bir diğer önemli sonucu ise, büyük ekran LCD üretiminde Çin’in liderliğini daha da pekiştirmesi olacak.

Mini LED TV
TCL, LG Display’in Çin operasyonunu satın alıyor.

Guangzhou’daki üretim tesislerinin, 2024 yılı içerisinde 14 milyon adet 55 inç ve üzeri LCD ekran üretmesi bekleniyor. TCL CSOT’nin bu satın alma ile birlikte büyük ekran LCD pazarındaki payını yüzde 24’e kadar çıkarması öngörülüyor. Sektörün şu anki lideri olan ve yüzde 27 pazar payına sahip Çinli BOE ile birlikte değerlendirildiğinde, bu anlaşmanın ardından büyük ekran LCD üretiminde Çin’in toplam pazar payının yüzde 50’yi aşacağı tahmin ediliyor.


Bu gelişmeler ışığında LG Display’in ise LCD üretimine ağırlık verdiği Çin pazarından çekilerek, elde ettiği kaynağı OLED teknolojisine yatırım yapmak ve bu alanda liderlik konumunu güçlendirmek için kullanacağı düşünülüyor. Diğer tarafta LG Display’in önemli müşterileri olan LG Electronics ve Samsung Electronics gibi teknoloji devlerinin ise LCD ekran ihtiyaçlarını karşılamak için farklı üreticilere yönelmesi bekleniyor.

Samanyolu Galaksisi’nin kızılötesi haritası yapıldı!

Gökbilimciler, Samanyolu Galaksisi’nin bugüne kadar yapılmış en ayrıntılı kızılötesi haritasını oluşturarak önemli bir başarıya imza attılar. Bu devasa harita, galaksimizdeki 1,5 milyardan fazla gök cisminin hassas konumlarını ve özelliklerini ortaya koyuyor. Şili’de bulunan Avrupa Güney Gözlemevi’nin (ESO) VISTA teleskobuyla elde edilen verilerle oluşturulan harita, gökbilimcilere galaksimizin yapısını ve evrimini daha iyi anlama fırsatı sunuyor.

Samanyolu Galaksisi’nin en detaylı kızılötesi haritası yapıldı

VISTA, gökyüzünü kızılötesi dalga boylarında tarayan bir teleskop olduğu için, görünür ışığı engelleyen toz ve gaz bulutlarının ötesini görerek Samanyolu’nun daha önce görülemeyen bölgelerini de ortaya çıkardı. 2010 yılında başlayan ve 2023’ün ilk yarısına kadar süren gözlemler sonucunda, bilim insanları 420 gece boyunca gökyüzünün her bir bölümünü defalarca gözlemledi ve inanılmaz miktarda veri topladı.

Samanyolu Galaksisi'nin en detaylı kızılötesi haritası yapıldı.
Samanyolu Galaksisi’nin en detaylı kızılötesi haritası yapıldı.

Teleskop bu süreçte 200.000’den fazla görüntü çekti ve 500 terabaytlık devasa bir veri arşivi oluşturdu. Elde edilen bu görüntüler daha sonra işlenerek bir araya getirildi ve gök cisimlerini kataloglamak için kullanıldı.

Bilim insanları, bu çalışma sonucunda toplamda 1,5 milyar farklı gök cismini haritalandırdı. Harita, gökyüzünde 8.600 dolunay büyüklüğünde bir alanı kapladığı için tek bir görüntü halinde sunulamıyor.

Ancak işlenmiş veriler ve oluşturulan katalog, Avrupa Güney Gözlemevi’nin bilimsel veri portalı üzerinden tüm gökbilimcilerin ve ilgilenenlerin erişimine açık hale getirildi. Bu sayede bilim insanları, galaksimizdeki yıldızların, bulutsuların ve diğer gök cisimlerinin dağılımını, hareketlerini ve parlaklık değişimlerini daha önce hiç olmadığı kadar detaylı bir şekilde inceleyebilecekler.

Refik Anadol, yapay zekalı sanat müzesi açıyor!

Hipnotik veri görselleştirmeleriyle dijital sanat dünyasının önemli isimlerinden biri haline gelen Türk sanatçı Refik Anadol, “dünyanın ilk yapay zeka müzesi” olarak nitelendirilen Dataland’ı 2025 yılında Los Angeles’ta açmaya hazırlanıyor. Bu yenilikçi müze, Anadol’un son on yılda sanat dünyasına kazandırdığı algoritmik sanat eserlerinin sergileneceği kalıcı bir mekan olmasının yanı sıra, yapay zeka ve sanatın birbirleriyle nasıl iç içe geçebileceğini gösteren eşsiz bir platform olmayı da hedefliyor.

Refik Anadol, dünyadaki ilk yapay zekalı sanat müzesini açtı

Dataland, dünyaca ünlü mimar Frank Gehry tarafından tasarlanan ve Los Angeles’ın yeni kültür ve sanat merkezi olmaya aday Grand LA’in içerisinde yer alacak. Müzenin geliştiricileri, Dataland’in sıradan bir müzeden farklı olarak, statik sergileme alanlarından çok daha fazlasını vaat ettiğini belirtiyorlar. Anadol’a göre yapay zeka, sanatta kullanılabilecek yeni bir “pigment” gibi ve veriyi hayata geçirmek için kullanılabilecek güçlü bir araç.

Refik Anadol, 2014 yılında ortağı Efsun Erkılıç ile birlikte Los Angeles’ta kurdukları Refik Anadol Studio ile birlikte uzun süredir devasa veri kümelerini kullanarak çarpıcı görsel eserler oluşturuyor. Hava durumundan şehir gürültüsüne kadar birçok farklı kaynaktan toplanan bu veriler, Anadol’un sanatsal vizyonuyla birleşerek izleyicilere eşsiz bir deneyim sunuyor. Anadol’un yapay zeka ile harmanladığı en dikkat çekici eserlerinden biri ise şüphesiz “Unsupervised”. New York Modern Sanat Müzesi’nde (MoMA) sergilenen ve müzenin 138 bin sanat eserinden oluşan koleksiyonunu temel alan “Unsupervised”, “Yapay zeka MoMA koleksiyonunu gördükten sonra ne hayal ederdi?” sorusuna yanıt arayarak yapay zekanın sanatsal potansiyelini gözler önüne seriyor.

20.000 metrekarelik geniş bir alana kurulacak olan Dataland ise, “Büyük Doğa Modeli” (Large Nature Model) adı verilen bir yapay zeka modelini kullanacak. Bu model, Smithsonian, Londra Doğal Tarih Müzesi, Cornell Ornitoloji Laboratuvarı gibi önemli kurumlardan elde edilen verileri işleyerek sanat eserlerine dönüştürecek. Dataland, yapay zekanın yaratıcı potansiyelini keşfetmeyi amaçlasa da Anadol, teknolojiyi çevreleyen toplumsal endişelerin de farkında. Nitekim Los Angeles, geçen yıl yapay zekanın insan sanatçıların yerini alması endişesine odaklanan yazar grevine sahne olmuştu. Anadol ise, yapay zekanın kendisi için bir rakip değil, birlikte üretme aracı olduğunu savunuyor.

Öte yandan Dataland’in açılışıyla birlikte “yapay zeka ve sanat” tartışmasının daha da alevleneceği aşikar. Sanat dünyasının bir kısmı, yapay zekanın ürettiği eserlerin “sanat” olarak nitelendirilemeyeceği ve etik sorunlar yarattığı görüşünde. Dataland, bu tartışmaların odak noktası olmaya aday gibi görünüyor ve gelecekte yapay zekanın sanattaki yerini sorgulamamız için bize farklı bir perspektif sunabilir.

BlackFly eVTOL uçuş sayısı bini geçti!

Uçan araç şirketi Pivotal ve müşterileri, BlackFly eVTOL (elektrikli dikey kalkış ve iniş) aracıyla binden fazla uçuş gerçekleştirdi. Pivotal erken erişim programı aracılığıyla BlackFly satın alan katılımcılar, deneyimleri hakkında geri bildirim sağlıyor. Şirkete göre Pivotal ekibi ve müşterileri, BlackFly eVTOL uçuş sayısı bugüne kadar 1.117 uçuş gerçekleştirdi.

Pivotal Blackfly, şirketin prototipi ve sekiz sabit rotor ve tandem kanatlara sahip eğimli elektrikli hava aracı (EAV) olan Helix’in öncüsü konumunda. Suya acil iniş yapabiliyor ve saatte 40 kml maksimum rüzgarla uçabiliyor.

BlackFly eVTOL uçuş sayısı ile önemli bir aşamayı geçti

Pivotal CEO’su Ken Karklin: “1.000 insan pilotlu hafif eVTOL uçuşunu geçmek eşsiz bir başarıdır. İster sadece eğlence için ister kırsal alanlarda kısa mesafeler kat etmek için, ister komşuları ziyaret etmek için veya yeni arazileri keşfetmek için olsun, bir kez eğitilip onaylandıktan sonra, her pilot bu tek kişilik eVTOL’e atlayıp doğrudan gökyüzüne doğru uçmayı sever” dedi.

Pivotal, eVTOL aracının test ve sistem doğrulamasını hızlandırmak için yakın zamanda ABD Hava Kuvvetleri ile iki yıllık bir anlaşma imzaladı. Sözleşme, Pivotal’a kısıtlı hava sahasındaki test tesislerine, uzman kaynaklarına ve çok sayıda tesise erişim sağlıyor. Hava Kuvvetleri AFWERX Agility Prime programı kapsamında, Helix üretim modelinde herhangi bir geliştirme yapılması için detaylı bilgi toplamak amacıyla BlackFly prototipi kullanılarak test yapılması planlanıyor.

Pivotal, bu yılın başlarında Las Vegas’ta düzenlenen CES öncesinde elektrikli hava aracını medya mensuplarına tanıttı. Uçan araç, Mirage Kongre Merkezi’ndeki gösteri alanında sergilenen yüzlerce teknoloji ürünü arasında öne çıktı. Karklin bana o zamanlar bunun CES öncesinde medyaya özel olarak sunulacağı için Las Vegas’taki tek gösterim olacağını söylemişti.

Motorlu ultra hafif uçaklar kategorisine giren uçan aracı uçurmak için pilot lisansına ihtiyaç duyulmuyor. Bu, piyasaya ilk sürülen uçan araçların ilk kategorisidir çünkü araçlar daha az düzenleme ve izin gerektiriyor. Pilot lisansına ihtiyaç duyan hava taksileri ve sertifikalı uçan araçlar geliyor, ancak düzenleyici gereklilikler nedeniyle 2025’ten önce değil. Bu kategorideki diğer uçan araçlar gibi Helix’in uçuş süresi de mevcut batarya teknolojisindeki kısıtlamalar nedeniyle yaklaşık 20 dakika.

Apple’ın dava tarihi uzatma talebi tepki çekti

0

Apple, Epic ile devam eden anlaşmazlığında kendisine emredildiği gibi Eylül sonuna kadar bir sürü belgeyi üretmekten son anda kurtulmaya çalıştı. Ancak Sulh Hakimi Thomas Hixson buna yanaşmıyor. Ağustos ayının başlarında, şirkete 30 Eylül’e kadar belgeleri hazırlaması için son tarih verildi. Apple’ın dava tarihi yaklaştıkça, taraflar arasında gerilim de arttı.

Apple’ın dava tarihi uzayamayacak

App Store kurallarında yaptığı değişiklikler bu yıl, bir ihtiyati tedbiri yerine getirme girişimiydi. Apple başlangıçta mahkemeye görevin yaklaşık 650.000 belgeyi incelemeyi gerektireceğini söyledi. Ancak yayınlanan bir durum raporunda, sayının 1.3 milyonun üzerine çıktığını söyledi ve iki haftalık bir uzatma istedi. Hixson, sert bir dille talebi reddetti. Ayrıca Apple’ın bu hareketini “kötü davranış” olarak niteledi.

Apple ve Epic her iki haftada bir mahkemeye ortak durum raporları sunuyor. Apple’ın dava tarihi bu raporların çoğunda gündeme geldi. Apple’ın belgelerinin daha önceki tahminini aşması konusu daha önce hiç gündeme gelmemişti, diye belirtti yargıç. Hixson kararda: “Bu bilgi Apple için haftalar önce belli olurdu. Apple’ın bu bilgiyi yalnızca son durum raporundan sonraki iki hafta içinde öğrenmiş olması inanılır gibi değil” dedi.

Yargıç, talebin başka endişeleri de gündeme getirdiğini, Apple’ın raporlarının kalitesini ve zamanında uyma konusundaki niyetlerini sorgulattığını söyledi. Hixson’a göre Apple, görevi ayrılan sürede tamamlamak için kullanabileceği “neredeyse sonsuz kaynaklara” sahip.

Hixson, kararda, “Bu klasik bir ahlaki tehlikedir. Apple’ın, önemli tamamlanma tarihinden dört gün önce, haftalardır farkında olduğu bir belge sayımı nedeniyle bu son tarihi yetiştiremeyeceğini aniden duyurması, Apple’ın sorumlu davrandığı izlenimini pek yaratmıyor” dedi. Apple’ın dava tarihi değişmedi.

Yapay zeka Aston Martin ağırlığını azaltacak

0

Yapay zeka, dünyanın ilk geri dönüştürülmüş alüminyumdan yapılmış Aston Martin’ini tasarlayarak ağırlığı yüzde 30 azaltacak. Yazılım, yeni bileşenler için son derece otomatikleştirilmiş, simülasyon odaklı bir tasarım süreci sağlayarak, pazara sunma süresini ve geliştirme maliyetlerini azaltırken hızlı geliştirmeyi garantileyecek.

Yapay zeka Aston Martin tasarımı için kullanılacak

Midlands’da çığır açıcı, dünyada ilk kez bir araştırma programı yürütülüyor. Program kapsamında otomotiv ve havacılık sektöründeki döküm parçalarının yüzde 100 geri dönüştürülmüş alüminyumdan ilk kez daha hafif hale getirilmesi hedefleniyor. Coventry merkezli döküm firması Sarginsons Industries ve Aston Martin’in de aralarında bulunduğu daha geniş araştırma ortakları ekibi, Performans Entegre Araç Optimizasyon Teknolojisi (PIVOT) projesi için Gelişmiş Tahrik Merkezi ve Innovate UK tarafından 6.72 milyon dolar tutarında eşleşen hibe aldı. Tüm yeni araçların üretiminde oyunun kurallarını değiştirecek, onları daha sürdürülebilir, daha hafif, daha ucuz ve daha iyi performanslı hale getirecek bir gelişme olarak tanımlanıyor.

Simülasyon, yüksek performanslı bilgi işlem (HPC), veri analitiği ve yapay zeka alanlarında yazılım ve bulut çözümleri sunan, hesaplamalı zeka alanında küresel bir lider olan Altair, mevcut bir Aston Martin modeli için yeni şasi bileşenlerinin organik tasarımlarını üretmek üzere yapay zekayı kullanan bir yazılım geliştirmek üzere Sarginsons ile birlikte çalışacak.

Yazılım, yeni bileşenler için son derece otomatikleştirilmiş, simülasyon odaklı bir tasarım süreci sağlayarak, pazara sunma süresini ve geliştirme maliyetlerini azaltırken hızlı geliştirmeyi garantileyecek.

Yeni yazılımın doğal, organik tasarımları, parçanın değişen mekanik özelliklerini simüle ederek doğru malzemeyi doğru yere koyarak kütleyi azaltırken bileşenin dayanıklılığını artıracak. Yeni yazılım ayrıca Sarginsons’ın otomotiv, havacılık ve yenilenebilir enerji sektörlerindeki müşterilerine, döküm geliştirmeyi daha iyi kontrol etme ve üretim imalatındaki riskleri azaltma olanağı sağlayarak daha iyi destek sağlamasına olanak tanıyacak.

Araştırma, mekanik bütünlüğü koruyarak bir aracın şasi kütlesinin yüzde 30’a kadar azaltılabileceğini, böylece yeni araçların ağırlığının azaltılıp sürüş menzilinin artırılabileceğini göstermeyi amaçlıyor. Araştırmanın bir diğer ayağını da otomotiv üreticileri ve diğer üretim endüstrileri için hammadde olarak alüminyum tedarikinde sürdürülebilir bir geleceğin önünü açmak oluşturuyor. Bu sayede daha güçlü bileşenler için ikincil, tamamen geri dönüştürülmüş alüminyum kullanılıyor.

Bakan, yeni Togg T10F’i test etti!

0

Türkiye’nin yerli otomobil markası Togg, önümüzdeki yıl sedan sınıfında yeni bir model ile karşımıza çıkacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Togg teknoloji kampüsünde gerçekleştirilen ziyarette Togg T10F’in test sürüşünü gerçekleştirdi ve aracın özellikleri hakkında açıklamalarda bulundu. T10F, Togg’un mevcut SUV modeline kıyasla 80 kilometre daha fazla menzil sunacak.

Bakan Kacır, yaptığı açıklamada T10F’in spor bir tasarıma sahip olmasına rağmen sedan araçlardan beklenen tüm özellikleri karşıladığını belirtti. Aracın menzil kapasitesinin yanı sıra teknolojik donanımları da dikkat çekiyor.

Kacır, T10F’in elektrikli otomobil pazarında Togg’un yeni hedef kitlelere hitap edeceğini söyledi. Araç, özellikle spor bir görünüm arayan ve uzun menzil avantajından yararlanmak isteyen kullanıcılar için tasarlandı.

Elektrikli araçların Türkiye’de yaygınlaşmasının önemine değinen Bakan Kacır, Togg’un bu alanda önemli adımlar attığını belirtti. Togg’un küresel güvenlik regülasyonlarına hızla uyum sağladığını vurgulayan Kacır, elektrikli araç teknolojilerinde Türkiye’nin önemli bir oyuncu olmaya aday olduğunu ifade etti.

T10F, otonom sürüş teknolojileriyle donatılmış olup, sürücülere hem güvenli hem de konforlu bir sürüş deneyimi sunuyor. Bakan Kacır, bu yeni modelin kullanıcı beklentilerini fazlasıyla karşılayacağını ve Togg’un elektrikli otomobil pazarındaki iddiasını artıracağını söyledi.

Togg’un Ar-Ge ve üretim faaliyetleri, Gemlik’teki teknoloji kampüsünde yoğun bir şekilde devam ediyor. Bakan Kacır, Togg ekibinin genç ve deneyimli bir kadrodan oluştuğunu, bu ekibin Türkiye’nin otomotiv sanayisinde önemli projelere imza attığını vurguladı.

Kacır, Togg’un sadece Türkiye için değil, dünya çapında da ses getirecek bir marka haline gelmesi için çalışmaların aralıksız sürdüğünü belirtti. Özellikle inovasyon ve teknolojik gelişmeler konusunda sürekli ilerleme kaydeden Togg, bu başarılarını yeni model T10F ile taçlandırmayı hedefliyor.

T10F’in dikkat çekici özelliklerinden biri de gelişmiş güvenlik sistemleri. Dayanıklı altyapısı ve ileri sürücü destek sistemleri sayesinde araç, her türlü yol koşulunda güvenli bir sürüş sunuyor. Togg’un bu modeli, zarif ve sportif bir sürüş deneyimi sunarken, yol güvenliği konusunda da en üst seviyede performans gösteriyor.

Aracın iç mekan tasarımı da konfor odaklı olarak geliştirilmiş durumda. Özellikle geniş iç hacim, ergonomik koltuklar ve kullanıcı dostu teknolojik donanımlar, T10F’i rakiplerinden ayıran önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Bakan Kacır’ın açıklamalarına göre, Türkiye genelinde elektrikli araç şarj altyapısının genişletilmesi için çalışmalar hızla devam ediyor. Halihazırda 23 bin halka açık şarj istasyonu bulunan Türkiye’de, bu sayı her geçen gün artıyor.

Bakan Kacır, Togg’un bu alanda da önemli yatırımlar yaptığını ve Türkiye’nin elektrikli araç şarj altyapısı açısından Avrupa’da lider konumda olduğunu belirtti. Şarj istasyonu yatırımlarının önümüzdeki dönemde daha da büyüyeceği, elektrikli araç kullanıcılarının bu alandaki ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanacağı ifade edildi.

T10F’in piyasaya sunulmasıyla birlikte Türkiye’nin yerli otomobil pazarında yeni bir dönemin başlayacağı öngörülüyor. Togg’un yeni modeli, elektrikli otomobil kullanıcılarına sunduğu menzil avantajı, gelişmiş teknolojik özellikler ve güvenlik sistemleri ile dikkat çekiyor.

Bakan Kacır, Togg’un hem Türkiye’de hem de dünyada ses getirecek bir marka olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini ve bu süreçte devletin her zaman Togg’un yanında olacağını vurguladı.

SCION mimarisi güvenli internet sağlıyor

0

İnternet, daha basit ve masum zamanlarda ortaya çıktı ve vizyon sahibi kişiler, eğitimciler, akademisyenler ve teknoloji meraklılarından oluşan meraklı bir grup tarafından bilgi dağıtımını demokratikleştirmenin bir yolu olarak kullanıldı. Onlarca yıl sonra, bu birbirine bağlı özel ağ ağını yöneten protokoller büyük ölçüde aynı kaldı, ancak 2024’ün internetinin sakinlerinin yapısı önemli ölçüde değişti.

SCION mimarisi nasıl bir yapıya sahip?

Günümüzde, internetin işlediği temel, yani altta yatan iletişim protokolleri, kötü niyetli kişilerin internet kullanıcılarından gasp, çalma, fidye isteme ve onları sömürme amacıyla kullandıkları araçlar. Dünya ülkelerinin finansal verileri, tıbbi açıdan hassas bilgilerle, bir milyar CCTV kamerasının video beslemeleriyle ve ünlüler hakkındaki dedikodularla iç içe geçiyor. Bu kitlenin arasında, hacker dediğimiz son derece yetenekli teknoloji uzmanlarından oluşan ekipler, kolayca istismar edilebilir olanlara saldırıyor ve sistemlerinin her gün karşılaştığı akıllı, son teknoloji tehlike yöntemleriyle mücadele etmeye hazır olmayan savunmasız hedeflere odaklanıyor.

Genel olarak internet trafiğini şifreleyen teknolojiler mevcut olsa da, bunlar hala internetin tarihinde derinlerde kurulan protokoller biçiminde aynı teknolojiler tarafından taşınıyor. Bu protokoller sosyal olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu nedenle görev açısından kritik veriler veya finansal özel bilgiler diğerleriyle aynı şekilde internet üzerinden taşınır.

Bu sorun, yüklerin nispeten korunabilmesine rağmen, trafiği yönlendirme veya yönlendirme araçlarının istismar edilebilir olmaya devam ettiği anlamına gelir. Bu durum, prestijli ETH Zürih’te güvenli ve dayanıklı trafik yönlendirmesini belirlemenin bir yolu olarak SCION mimarisini tasarlayan İsviçreli akademisyen Adrian Perrig tarafından yürütülen araştırmanın temeliydi. Teknolojik ayrıntılara çok fazla girmeden, SCION mimarisi kullanıcılarının özel mülkiyete ait hedefler arasındaki rotaları belirlemesini ve aralarında internetin geri kalanından bağımsız olarak veri göndermesini sağlar.

Profesörün çalışmaları o kadar başarılı olmuştur ki, İsviçre bankacılık sisteminin kalbi ve beyni olarak adlandırılabilecek İsviçre bankalararası takas sistemi, en önemli unsur olan güvenilirlik ve emniyeti sağlamak üzere tamamen SCION ağı üzerinden çalışmaktadır.

EMCJET elektrikli jet aracını tanıttı

0

Elektrikli dikey kalkış ve iniş (eVTOL) jet üreticisi Lilium, elektrikli jetini Houston, Teksas’taki bir havalimanında ilk kez görücüye çıkararak ABD pazarına tanıttı. Elektrikli hava aracı (EAV), jeti Galaxy FBO’da (sabit üs operatörü) sergilemeyi planlayan Houston merkezli bir uçak aracılık şirketi olan EMCJET tarafından tanıtılıyor.

EMCJET elektrikli jet görücüye çıktı

Lilium, Galaxy FBO ile ortaklık kurarak EAV’nin Houston Hobby Havaalanı, Conroe North Houston Bölge Havaalanı ve The Woodlands Helikopter Pisti’nde sergilenmesine olanak sağladı. eVTOL jetinin yaklaşık 110 mil menzili var ve Houston Hobby Havaalanı’nı Galveston’a, Houston Uzay Limanı’nı College Station’a ve The Woodlands’ı Galveston’a bağlama kapasitesine sahip olacak.

EMCJET’in Lilium ile geniş bir ortaklığı bulunuyor ve bu ortaklık EAV’ler için üretim yuvalarını da kapsıyor; ilk teslimatların 2026 yılında yapılması planlanıyor. EMCJET’in kurucusu ve CEO’su Memo Montemayor: “Müşterilerimiz havacılığın geleceğine sahip olmak istiyor ve Lilium ile ortaklığımızla tam da bunu başarabilirler. Geniş kabini, lüks kaplamaları ve dikey kalkış ve iniş kabiliyetiyle Lilium Jet, müşterilerimizin güvenli, sürdürülebilir ve konforlu bir şekilde seyahat etme ihtiyaçlarını karşılıyor” dedi.

Yedi kişilik araçların, 200 kilometreye kadar uzaklıktaki şehir ve kasabaları saatte 300 kilometre hıza kadar birbirine bağlayacak bölgesel bir hava ulaşım hizmeti olarak kullanılması planlanıyor. Uçan araç, ana kanatlarla birlikte ileri kanardlara (ön taraftaki küçük kanatlar) ve hidrolik olmayan sabit iniş takımlarına sahip dağıtılmış bir tahrik sistemine sahiptir. Uçan taksi üreticisi, 2025 yılında gerçekleştirilmesi beklenen test uçuşlarına yaklaşırken çok sayıda ortaklık ayarlıyor.

Lilium’un Amerika Ticari Başkan Yardımcısı Matthew Broffman: “Lilium ABD’de genişleme ve FAA onayına doğru aktif olarak ilerleme konusunda ciddi. ABD genelindeki topluluklarla çalışma ve müşteri tabanımızı genişletme taahhüdümüzün bir parçası olarak, Amerika’da havacılık inovasyonunun gurur verici bir mirasına sahip bir şehir olan Houston’da uçağımızı ilk kez sergilemekten heyecan duyuyoruz” dedi. Lilium ayrıca, 2026 yılında teslim edilmek üzere Saudia Group’a 100 adede kadar Lilium elektrikli jet uçağı satmak ve havacılık devi Saudia Group’un yan kuruluşu olan Saudia Private tarafından yönetilip işletilmek üzere bir anlaşmaya da sahip.

YouTube SESAC anlaşmazlığı nedeniyle içeriklere erişilemiyor

0

YouTube, SESAC anlaşmazlığı nedeniyle Adele, Nirvana ve diğerlerinin şarkılarını kaldırıyor. YouTube ve YouTube Music’in, sahne hakları organizasyonu SESAC ile yeni bir anlaşma görüşmeleri sırasında birçok hit şarkıya yer verilmeyecek.

YouTube ve YouTube Music’te en çok izlenen ve dinlenen müziklerin bir kısmı cumartesi günü ortadan kayboldu, yerine kısa bir mesaj geldi: “Video kullanılamıyor. Bu video SESAC’tan içerik içeriyor. Ülkenizde mevcut değil.”

YouTube SESAC ile neden ortak noktada buluşamadı?

Muhtemelen kullanıcılar Adele’in “Rolling in the Deep ” parçasını veya Kendrick Lamar, Britney Spears, Green Day, Kanye West ve Burna Boy gibi çeşitli sanatçıların şarkılarını dinlemeye çalıştıklarında bunu beklemiyorlardı. SESAC, 1930’dan beri varlığını sürdüren Avrupa Sahne Yazarları ve Bestecileri Derneği’nin kısaltması. Web sitesinde: “Şu anda 15.000’den fazla bağlı söz yazarı, besteci ve müzik yayıncısı adına 1.5 milyondan fazla şarkının halka açık performans lisansını veriyor” ifadeleri yer alıyor.

BMI ve ASCAP gibi benzer kuruluşlardan daha küçük. Ancak SESAC portföyünde birçok ünlü sanatçıyı listeliyor. 2017’de özel sermaye şirketi Blackstone tarafından satın alındı. SESAC’ın YouTube ve YouTube Music’teki müzik yasağının ne zaman sona ereceği veya hangi müziklerin kaldırıldığı sorularını cevaplamak biraz daha zor.

SESAC’ın repertuarının aranabilir bir veritabanı var , ancak orada listelenen tüm şarkılar kaldırılmış gibi görünmüyor. Sitede tam listeyi okumak isterseniz 44.267 sayfalık bir PDF bile mevcut. Ancak tüm şarkılar aynı şekilde etkilenmedi. Kanye West’in “Power” şarkısı için bir liste engellenmiş olsa da bu yazının yazıldığı tarih itibarıyla müzik videosu sürümü sorunsuz bir şekilde yayınlanmaya devam ediyor.

Lisanslama kuruluşu henüz kamuoyuna bir açıklama yapmadı ancak YouTube , The Verge’ün sorusuna yanıt verdi . Sözcü Mariana de Felice: “Mevcut anlaşmamızı yenilemek için SESAC ile iyi niyetli görüşmeler yürüttük. Ne yazık ki, tüm çabalarımıza rağmen, sona ermeden önce adil bir anlaşmaya varamadık. Telif hakkını çok ciddiye alıyoruz ve bunun sonucunda SESAC tarafından temsil edilen içerik artık ABD’de YouTube’da mevcut değil. SESAC ile aktif görüşmeler yürütüyoruz ve mümkün olan en kısa sürede yeni bir anlaşmaya varmayı umuyoruz” dedi.

En iyi iPad uygulamaları listesi

0

Apple’ın iPad’leri Notlar, Takvim ve Hatırlatıcılar gibi yerleşik üretkenlik araçlarıyla birlikte geliyor. Ancak üretkenliğinizi en üst düzeye çıkarmanın ve hayatınızı organize etmenin yeni yollarını keşfetmek istiyorsanız, size yardımcı olacak birçok uygulama mevcuttu.

iPad, hareket halindeyken içerik akışı veya web’de gezinme için kullanılabilen bir cihaz olarak başlamış olsa da Apple iPad’lerini temelde kişisel, iş ve okul kullanımı için çeşitli farklı görevleri yerine getirebilen bilgisayarlara dönüştürdü. Sonuç olarak, hayatınızı düzenlemek için tek bir yer oluşturmanıza veya dikkat dağıtıcı şeyleri engelleyerek günlük görevlerinize odaklanmanıza yardımcı olmak gibi şeyler yapmanıza yardımcı olacak çok sayıda uygulama bulunmaktadır.

En iyi iPad uygulamaları

Goodnotes

Goodnotes en popüler iPad uygulamalarından biridir ve bunun iyi bir nedeni vardır. Uygulama, Apple Pencil kullanarak not yazmayı seven kişiler için harika. Bir sayfaya hem el yazısıyla yazılmış hem de daktilo edilmiş metinler ekleyebilir ve resim, çıkartma ve hatta karalamalar gibi şeyler ekleyebilirsiniz.

TikTik

iPad’inizin yerleşik Hatırlatıcılar uygulamasından hoşlanmıyorsanız veya daha gelişmiş bir yapılacaklar listesi ve görev yönetimi uygulaması istiyorsanız, TickTick iyi bir seçim olabilir. Bunu hem profesyonel hem de kişisel görevler için kullanabilirsiniz.

Forest

Forest, çevreye yardımcı olurken üretkenliği oyunlaştıran ilginç bir uygulamadır. Bir görevde kalmakta zorlanan veya kolayca dikkati dağılan biriyseniz, bu uygulama sizin için iyi olabilir. Bir şeye odaklanmanız gerektiğinde uygulamayı açıp bir ağaç dikebilirsiniz. Daha sonra işinize odaklanıp bitirdiğinizde ağacınız büyüyecektir. Zamanlayıcı bitmeden uygulamadan çıkarsanız ağacınız solar ve ölür.

Notion

Notion, not almak, görevleri ve iş akışlarını yönetmek, listeleri ve alışkanlıkları düzenlemek, başkalarıyla iş birliği yapmak ve daha fazlası için harika bir uygulamadır. Takviminizi, görevlerinizi ve notlarınızı yönetmek için farklı uygulamalara gitmek yerine, tüm bunları doğrudan Notion içinde yapabilirsiniz.

Lityum iyon bataryaların ömrü %50 artacak! Peki nasıl?

0

Lityum-iyon piller, akıllı telefonlardan elektrikli araçlara kadar günlük hayatımızda kullandığımız birçok cihazın vazgeçilmez enerji kaynağı haline geldi. Ancak bu pillerin sınırlı ömrü, hem kullanıcılar hem de çevre için önemli bir sorun teşkil ediyor. Şimdi ise Amerika Birleşik Devletleri’ndeki araştırmacılar, lityum-iyon pillerin ömrünü %50’ye kadar uzatabilecek basit ama etkili bir yöntem keşfetti.

Lityum iyon bataryaların ömrü tam %50 artabilir

Joule dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, lityum-iyon pillerin ilk şarjlarının yüksek akımla yapılması, pillerin döngü ömrünü önemli ölçüde uzatıyor. Bu keşif, yapay zekâ destekli bilimsel makine öğrenmesi teknikleri kullanılarak yapıldı ve pil teknolojisinde çığır açabilecek potansiyele sahip.

Lityum iyon

Yeni üretilen bir lityum-iyon pilin pozitif elektrotu, üretim aşamasından hemen sonra tamamen lityum ile dolu oluyor. Ancak her şarj ve deşarj döngüsünde bir miktar lityum kaybı yaşanıyor. Araştırmanın başyazarlarından Xiao Cui, bu lityum kayıplarını en aza indirmenin pil ömrünü uzatmanın anahtarı olduğunu belirtiyor.

Peki, yüksek akımla ilk şarj işlemi pil ömrünü nasıl uzatıyor? Bunun sırrı, pilin negatif elektrodunda oluşan “katı elektrolit arayüzü” (SEI) adı verilen bir tabakada yatıyor. Pilin fabrika çıkışındaki ilk şarjı sırasında oluşan bu tabaka, negatif elektrotu yan reaksiyonlardan koruyarak pilin zamanla daha fazla lityum kaybetmesini ve hızlı bir şekilde bozulmasını engelliyor. İşte bu SEI tabakasının doğru bir şekilde oluşması, pilin uzun ömürlü olması için kritik bir önem taşıyor.

Geleneksel pil üretim süreçlerinde, pilin ilk şarjı genellikle düşük akımlarla yapılıyor. Bu yöntem, daha sağlam bir SEI tabakası oluşturacağı düşüncesiyle tercih ediliyor; ancak uzun şarj süreleri ve yüksek maliyetlere yol açıyor.

Ancak SLAC-Stanford Pil Merkezi’ndeki araştırmacılar, Toyota Araştırma Enstitüsü (TRI), Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ve Washington Üniversitesi’nden bilim insanlarıyla işbirliği yaparak yüksek akımda şarjın etkilerini inceledi. Makine öğrenmesi yöntemlerini kullanarak, SEI tabakasının oluşumunu etkileyen tüm olası faktörleri test eden araştırmacılar, iki ana unsurun öne çıktığını belirledi: Sıcaklık ve akım şiddeti.

Araştırma ekibi, düşük akım yerine yüksek akım kullanmanın sadece daha iyi sonuçlar vermekle kalmayıp aynı zamanda pilin ömrünü ortalama %50 oranında artırdığını kanıtladı. Hatta bazı durumlarda bu oran %70’e kadar çıkabiliyor. Araştırmacılar durumu “su dolu kabı taşımadan önce bir miktar suyun boşaltılmasına” benzetiyor. Benzer şekilde, ilk şarjda pilde daha fazla lityum iyonunun devre dışı bırakılması, uzun vadede pil performansını artırıyor.

Bu çığır açıcı araştırma, pilin kimyasını değiştirmeden, sadece üretim sürecinin son adımında yapılan küçük bir değişiklikle büyük faydalar sağlanabileceğini gösteriyor. Bu basit ama etkili yöntem, hem üretim maliyetlerini azaltma hem de enerji depolama sistemlerinin verimliliğini artırma potansiyeline sahip. Bu keşfin, gelecekte daha uzun ömürlü ve sürdürülebilir pillerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynaması bekleniyor.

2024 ON isimli gök cismi, ilginç şekliyle gündem oldu

Geçtiğimiz günlerde, Dünya’ya tehlikeli olabilecek kadar yakın bir mesafeden geçen bir asteroid, ilginç görüntüsüyle bilim dünyasının dikkatini çekti. NASA tarafından “potansiyel tehlikeli” olarak sınıflandırılan 2024 ON adlı bu gök cismi, radar görüntülerinde tıpkı bir fıstığı andırıyor.

2024 ON isimli gök cismi, ilginç şekliyle olay yarattı

İlk olarak Temmuz ayında Hawaii’deki Asteroid Dünyaya Çarpma Son Uyarı Sistemi (ATLAS) tarafından tespit edilen 2024 ON, 16 Eylül’de Dünya’ya en yakın konumundan geçti. Bu geçiş sırasında Dünya’dan yaklaşık 1 milyon kilometre uzaklıkta bulunan asteroid, Ay’ın Dünya’ya olan uzaklığının yaklaşık 2,6 katı kadar bir mesafede yer alıyordu. Her ne kadar bu yakınlık tehlikeli olarak sınıflandırılabilecek bir aralıkta olsa da, bilim insanları 2024 ON’un Dünya için herhangi bir risk oluşturmadığını belirtti.

Asteroidin tam boyutları bilinmese de, uzunluğunun yaklaşık 350 metre olduğu tahmin ediliyor. Bu da, 2024 ON’un yaklaşık olarak Empire State Binası ile aynı yükseklikte olduğu anlamına geliyor.

2024 ON’u diğer asteroidlerden ayıran en dikkat çekici özelliği ise alışılmadık şekli. NASA’nın Derin Uzay Ağı’ndaki Goldstone Güneş Sistemi Radarı tarafından çekilen görüntüler, asteroidin iki farklı parçadan oluştuğunu ve bu parçaların birleşerek fıstık benzeri bir yapı oluşturduğunu ortaya koydu. Görüntülerde ayrıca, asteroidin yüzeyinde büyük kayaların parlak noktalar olarak göründüğü ve farklı yüzey özelliklerinin de bulunduğu gözlemlendi.

NASA’ya göre, 200 metreden daha uzun asteroidlerin en az %14’ü bu şekilde iki parçalı bir yapıya sahip. Bu tür asteroidler, genellikle iki ayrı gök cisminin düşük hızlarda çarpışması ve birbirine yapışması sonucu oluşuyor.

2024 ON, gezegenimizin yakınından geçen ve ilginç özelliklere sahip olan tek asteroid değil. Bilim insanları, Dünya’ya yakın konumlardan geçen ve potansiyel tehlike oluşturabilecek gök cisimlerini sürekli olarak takip ediyor ve inceliyor. Bu çalışmalar, Güneş Sistemi’nin oluşumu ve evrimi hakkında daha fazla bilgi edinmemizi sağlıyor ve gelecekte Dünya’ya yönelik potansiyel tehditleri daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

Lityum-iyon pil teknolojisinde yeni bir devir başlıyor!

0

Teknoloji dünyasının ve özellikle de enerji depolama sistemlerinin vazgeçilmezi olan lityum-iyon piller, sürekli olarak gelişiyor ve daha yüksek performans sunmaları için yeni arayışlar sürüyor. Günümüzde bu pillerde yaygın olarak kullanılan nikel ve kobalt gibi metallerin yüksek maliyeti ve sınırlı rezervleri, araştırmacıları alternatif malzeme arayışlarına yönlendiriyor. İşte bu noktada devreye giren manganez, lityum-iyon pil teknolojisinde çığır açabilecek potansiyeliyle dikkatleri üzerine çekiyor.

Manganez katotlar sayesinde lityum-iyon pil teknolojisinde yeni bir çağ başlayabilir

Son zamanlarda Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı (Berkeley Lab) tarafından yürütülen bir araştırma, manganez bazlı katotların lityum-iyon pillerde nikel ve kobalta güçlü bir alternatif olabileceğini gösteriyor. Yeryüzünde bol miktarda bulunan ve nispeten ucuz olan manganez, bu özelliğiyle pil üretim maliyetlerini düşürebilir ve sürdürülebilirlik açısından önemli avantajlar sağlayabilir.

Lityum buhar mağarası

Araştırmacılar, manganezin “düzensiz kaya tuzları” (DRX) olarak adlandırılan yeni bir katot malzemesinde etkili bir şekilde kullanılabileceğini keşfetti. Daha önceki çalışmalarda, bu tür malzemelerin yüksek performans gösterebilmesi için nano boyutlara indirgenmesi gerektiği düşünülüyordu. Ancak Berkeley Lab tarafından gerçekleştirilen yeni çalışma, manganez bazlı katotların beklenenden yaklaşık 1000 kat daha büyük parçacıklarla bile mükemmel performans sergileyebildiğini ortaya koydu.

Araştırma ekibi, geliştirdikleri yenilikçi bir yöntemle manganez bazlı katot malzemesinden lityum iyonlarını çıkarıp ardından bu malzemeyi yaklaşık 200 santigrat derecede ısıttı. Bu iki aşamalı işlem, sadece iki gün gibi kısa bir sürede tamamlanabiliyor. Mevcut manganez bazlı DRX malzemelerinde uygulanan ve üç haftadan fazla süren işleme yöntemlerine kıyasla çok daha hızlı olan bu yeni yöntem, üretim süreçlerini hızlandırarak maliyetleri düşürebilir.

Araştırmacılar, bu işlemin sonunda manganez bazlı malzemenin nanoskopik yarı düzenli bir yapı oluşturduğunu ve bu yapının pilin enerji depolama ve iletim kapasitesini artırdığını keşfetti. Bu buluş, manganezin geleceğin batarya teknolojilerindeki önemini artırırken daha ucuz, verimli ve çevre dostu enerji depolama çözümlerine giden yolu açabilecek potansiyele sahip.

Sonuç olarak, manganez bazlı katotlar, lityum-iyon pil teknolojisinde önemli bir dönüm noktası olma potansiyeli taşıyor. Bu alanda yapılacak yeni çalışmalar ve geliştirilecek yeni üretim teknikleri, manganezin potansiyelini daha da artırarak geleceğin enerji ihtiyaçlarını karşılamada önemli bir rol oynamasını sağlayabilir.

Meta, kullanıcı şifrelerini yeteri kadar iyi korumadığı için 101,5 milyon dolar ceza ödeyecek!

Meta, Ocak 2019’da kullanıcı şifrelerinin sunucularında düz metin olarak saklandığını fark ettiğini duyurmuştu. Ancak bir ay sonra yaptığı güncellemede, milyonlarca Instagram şifresinin de okunabilir formatta depolandığını açıkladı.

Meta, kaç hesabın etkilendiğini resmi olarak açıklamamış olsa da, o dönemde bir çalışan, Krebs on Securityye olayın yaklaşık 600 milyon şifreyi içerdiğini bildirmişti. Bazı şifrelerin 2012 yılından beri şirketin sunucularında bu şekilde saklandığı ve bu şifrelere 20.000’den fazla Facebook çalışanının erişebildiği belirtilmişti. Ancak DPC, şifrelerin en azından dış taraflara sunulmadığını belirtti.

DPC, Meta’nın bu ihlalle ilgili olarak Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) kurallarını ihlal ettiğini tespit etti. Meta’nın, düz metin olarak saklanan şifrelerle ilgili veri ihlalini DPC’ye “gecikmeksizin” bildirmediği ve bu ihlali düzgün şekilde belgelendirmediği sonucuna varıldı. Ayrıca, kullanıcı şifrelerinin yetkisiz erişimden korunmasını sağlayacak uygun teknik önlemler alınmadığı gerekçesiyle GDPR’nin ihlal edildiği belirtildi.

DPC Başkan Yardımcısı Graham Doyle, şifrelerin düz metin olarak saklanmasının kabul edilemez olduğunu belirterek, bu şifrelerin kullanıcıların sosyal medya hesaplarına erişim sağlayacak kadar hassas olduğunu vurguladı. Bu durumun, şifrelerin kötüye kullanımına yol açabileceğini ifade etti.

Para cezasına ek olarak, DPC Meta’ya resmi bir uyarı da verdi. Bu uyarının Meta için ne anlama geleceği, DPC’nin nihai kararını ve ilgili bilgileri yayımlamasıyla daha netleşecek. Bu ihlal, Meta’nın veri güvenliği konusundaki zafiyetlerini ortaya koyarken, şirketin gelecekte daha dikkatli olması gerektiğini gösteriyor.

SoftBank, çalışanlarının maaşlarını e-cüzdanlara yatıracak!

PayPay, Japonya’nın en büyük mobil ödeme uygulaması olup, SoftBank’ın bir yan kuruluşu olan LY Corporation’a ait.

Bu yenilikçi adım, çalışanların maaş ödeme seçeneklerini artırarak, PayPay’in ekonomik ekosistemini genişletmeyi hedefliyor. Ağustos ayında bu dijital maaş ödeme planı duyurulmuş ve aynı gün Japonya Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı, SoftBank’a dijital maaş ödemeleri yapabilmesi için gerekli izinleri vermişti.

Bu uygulama, Japonya’da bir ilk olma özelliği taşıyor. Asya’da özellikle gig ekonomisi ve serbest çalışanlar sıklıkla QR kodlar veya e-cüzdanlar aracılığıyla ödeme alsa da, maaşların bankalara yatırılması genel norm olarak kabul ediliyor. Ancak bu yeni sistemle maaşlar doğrudan dijital cüzdanlara aktarılabilecek ve çalışanlar paralarını diledikleri gibi kullanabilecek.

Bakanlık, dijital maaş ödemeleri için bazı kurallar getirdi. Örneğin, bir e-cüzdan hizmeti iflas ederse maaşların geri ödenmesi zorunlu. Bununla birlikte, e-cüzdanlarda meydana gelebilecek sistem arızaları veya siber saldırılar konusunda daha net düzenlemeler bulunmuyor. Özellikle 2020’de PayPayin bir siber saldırıya uğraması, bu konudaki endişeleri artırdı. Ayrıca, maaşların nakde çevrilemeyen puan ve kripto para türleriyle ödenmesi de yasaklandı.

Çalışanlar dijital maaş ödeme sistemine geçmek zorunda değil; isteyenler geleneksel banka hesaplarına maaşlarını almaya devam edebilecek. Ayrıca, maaşların bir kısmının e-cüzdana, bir kısmının ise banka hesabına yatırılması da mümkün olacak.

Şu anda PayPay Paycheck hizmeti, 200.000 Japon yenine (yaklaşık 47.000 Türk Lirası) kadar olan maaşlar için geçerli. Ancak bu parayı geleneksel bir bankaya aktarmak isteyen kullanıcılar, işlem başına 100 yen (Yaklaşık 23 Türk Lirası) ücret ödemek zorunda kalacak.

SoftBank’ın Japonya’daki 65.000 çalışanı, bu sistemi hızla büyütmek için büyük bir potansiyel sunuyor. Şirketin, gelecekte bu sistemi SoftBank dışındaki işletmelere de yayması bekleniyor.

PayPay, 2023 mali yılında SoftBank’ın gelirlerinin yüzde dört oranında katkı sağlayarak 216 milyar yen (1.49 milyar dolar) kazandırsa da, aynı yıl 5 milyar yen (34.55 milyon dolar) zarar etti.

SoftBank, PayPay’i grup sinerjileri ile büyütmeyi ve diğer finansal hizmetleri güçlendirmeyi stratejisinin bir parçası olarak görüyor.