Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 682

StartGate girişimcileri bekliyor!

Programlara dijital oyun ve oyun teknolojileri endüstrisine dahil olmak isteyen ya da bu alanda kendini ve oyununu geliştirmek isteyen tüm oyun severler başvurabiliyor.

StartGate, yeni döneme heyecan verici programlarla giriş yapıyor. Yeni dönem programları; giriş seviyesinden en ileri seviyeye kadar tüm oyun severleri davet ediyor. Oyun endüstrisinin geleceğini şekillendirmek isteyen girişimcileri desteklemek amacıyla açılan programlarla birlikte daha fazla yetenekli bireyleri keşfetmeyi amaçlıyor. Başlangıç seviyesinden en ileri seviyeye kadar oyunun içinde olan ve olmak isteyen herkesi bir araya getirerek ekosistemin daha da büyümesini hedefliyor. Programlar, oyun dikeyindeki teknik eğitimlerin yanı sıra finansal okuryazarlık, hukuk, iletişim, takım yönetimi ve pazarlama alanlarındaki eğitimleri de kapsıyor.

StartGate için son başvuru tarihi 12 Nisan!

Startgate

https://startgate.com/firstgate adresinden yapılan başvurular, 12 Nisan tarihine kadar devam edecek. Başvurular, StartGate’in deneyimli ekibi, mentorları ve iş koçları tarafından incelenerek her bir başvuru sahibini en uygun programla eşleştirecek. Böylelikle oyun geliştiriciler ve geliştirici adayları yetkinlikleri doğrultusunda en uygun programa katılacak ve planlı bir gelişimin startını vermiş olacaklar.

StartGate programlarından faydalanmaya hak kazanan oyun severler; StartGate’in perk hizmetleri, StartGate Campus’u 7/24 kullanabilme, ekosistemle ile buluşma noktası olan ortak çalışma alanlarından faydalanma, networking, mentorluk, iş koçluğu ve endüstri ile ilgili eğitim imkanlarına erişebilecekler.

Jeff Bezos alternatif et araştırmalarına yatırım yapıyor!

0

Jeff Bezos alternatif et araştırmalarına 60 milyon dolar bağışlayacak Bezos Earth Fund, alternatif et endüstrisinin maliyetleri düşürmesine ve besin içeriğini iyileştirmesine yardımcı olacak araştırmaları destekliyor.

Analistler aylardır “bitki bazlı balonun” patlamış olabileceğini öne sürüyor. Ancak yeni bir sermaye akışı bu spekülasyonları bastırabilir. Jeff Bezos’un hayır kurumu, iklim değişikliği, ormansızlaşma ve biyolojik çeşitlilik kaybının hızını yavaşlatmaya yardımcı olmak amacıyla et alternatiflerini geliştirmek ve ölçeklendirmek için 60 milyon dolar bağışlayacak.

Bezos alternatif et için çalışıyor

Bağış, önümüzdeki beş yıl içinde Bezos Sürdürülebilir Protein Merkezleri olarak anılacak bir dizi üniversite araştırma merkezinin kurulmasını finanse edecek. Girişim Miami Beach’teki Aspen Ideas Climate etkinliğinde Bezos Earth Fund başkan yardımcısı ve Bezos’un nişanlısı Lauren Sanchez tarafından duyuruldu. Amazon’un kurucusu, iklim değişikliğiyle mücadeleye ve doğal kaynakların korunmasına yardımcı olmak için 2020 yılında kar amacı gütmeyen kuruluşu kurdu.

Basın bülteninde, finansmanın bitki bazlı, yetiştirilen (“laboratuvarda yetiştirilen”) ve fermente etler de dahil olmak üzere her türlü alternatif protein üzerindeki yeniliklere uygulanacağı belirtildi. Özellikle amaç, yeni gelişen endüstrinin karşılaştığı “büyük engelleri” hedeflemek olacak; maliyetlerin düşürülmesi, kalitenin arttırılması ve besinsel faydaların arttırılması.

Bu sorunlar son zamanlarda gelişen sektörü rahatsız ediyor. Yalnızca iki kültür et şirketi ABD’de satış yapmak için FDA onayı aldı ve ürünlerin ana pazara uygun fiyatla girmesinden halen çok uzakta. Halihazırda raflarda bulunan ürünler için, bitki bazlı sığır etinin maliyeti geleneksel sığır etinden iki kat , tavuktan ise dört kat daha pahalı. Ekili etin üretim maliyeti pound başına yaklaşık 17 dolarken, bu rakam markette 40 dolara kadar çıkarabilecek. Fiyat endişeleri geçen yıl yüzde 78 oranında düşen yatırımları kuruttu. Pek çok bitki bazlı şirket, muhtemelen birçoğu sodyumla doldurulmuş ve doymuş yağ oranı hayvan versiyonlarına eşit olan hamburger gibi “abur cubur” tekliflerine de çok fazla odaklandı . ABD’de alternatif et satışları geçen yaz 2022’ye kıyasla yüzde 20 azaldı.

Bezos Dünya Fonu, okul otobüslerinin elektrikli hale getirilmesinden Amazon’daki orman yangınlarının önlenmesine kadar farklı alanlara hibe olarak dağıtılmak üzere 10 milyar dolarlık bir taahhütle kuruldu. Bu, gıda güvenliğine dayalı ikinci taahhüt olacak.

Doğuş Teknoloji’de üst düzey atama!

0

Doğuş Teknoloji, insan kaynakları alanında önemli bir deneyime sahip olan Nağme Babalık Katip’in yeni Chief Human Resources Officer (CHRO) olarak, Mart 2024 itibariyle göreve başladığını duyurdu.

İş hayatına Kariyer.net ile adım atan, ardından kariyerine CarrefourSA’da devam eden Katip, 2008 yılında Doğuş Holding’in insan kaynakları departmanında göreve başladı. 15 yılı aşkın bir süredir çalıştığı Doğuş Holding bünyesinde insan kaynakları alanında farklı sorumluluklar üstlenen Katip, Doğuş Teknoloji ekibine dahil olmadan önce organizasyonel gelişim, yetenek ve kültür yönetimi süreçlerinden sorumlu İnsan Kaynakları Müdürü olarak görev yapıyordu.

Uzun yıllara dayanan başarılı bir kariyerin ardından Doğuş Teknoloji ailesine katılmaktan büyük heyecan duyduğunu belirten Nağme Babalık Katip, yeni görevine ilişkin şunları söylüyor: “İnsan kaynakları alanında sahip olduğum tecrübeyi Doğuş Teknoloji bünyesinde kullanmak, teknolojiye yön veren yenilikçi bir şirketi daha da güçlendirmek ve mevcut kültürü geliştirerek şirketin büyümesine katkı sağlamak önceliklerim olacak.”

Aynı zamanda sertifikalı koç olan Doğuş Teknoloji CHRO’su Nağme Babalık Katip, Yeditepe Üniversitesi’nden işletme yüksek lisansı ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden mütercim tercümanlık lisans derecelerine sahip.  

Cubtale StartersHub’dan yatırım aldı!

0

2015’ten beri yatırımlarına devam eden, şimdiye kadar 5 milyon dolardan fazla yatırım yapan ve Türkiye’nin lider erken aşama teknoloji yatırım fonları arasında sayılan StartersHub, Cubtale adlı girişime yatırım yaptı. İki Türk kadın girişimci Selin Tamer ve Duygu Karaoğlan Altop tarafından kurulan ve ABD’de faaliyet gösteren Cubtale, bebek bakımı kalitesini artırma amacıyla veri odaklı öngörülerle ebeveynlere kişiselleştirilmiş rehberlik hizmeti sunuyor. Bekleyen 2 patent başvurusu ile kullanıcıları merkeze konumlandıran Cubtale’in, güçlü takımı, yapay zekâ ve veri analitik teknolojileri ile sağlık sektöründe ülkelerin sağlık gelişiminde büyük bir rol oynaması bekleniyor.

Veriyi ana odak noktasına alan bir girişim

Uzun süredir Cubtale’i yakından takip ettiklerini belirten StartersHub Yönetici Direktörü Arda Aşkın, StartersHub olarak girişimleri desteklemeye ve yatırım yapmaya devam edeceklerini belirterek şunları söyledi: “Benzer iş modellerine ait girişimlere yaptığımız yatırım tecrübelerimize de dayanarak, Cubtale’in sunduğu rutin takipler, analitik iç görüler, içerikler ve uzman kişilerle randevu gibi özellikleri ile bağlı bir kullanıcı topluluğu yarattığını, aktif kullanıcı ve etkileşim metrikleri performans gelişimini ve ekibin kurucu-ürün uyumunu yakaladıklarını gözlemliyoruz. Cubtale veriyi ana odak noktasına alan bir girişim. Faaliyet gösterdikleri pazarın büyüklüğü ve ulaşılabilirliği ile sadece ebeveynlerin değil, bebek pazarında yer alan çocuk bakım evleri, bebek ürünü satışı yapan firmalar ve hastane/doktor gibi oyuncular da bu verilerden yararlanarak veri odaklı kararlar almakta kullanabilirler.”  

Microsoft’tan müjde: OneDrive’ı artık tamamen kaldırabilirsiniz!

Microsoft, uzun süredir Windows için standart bulut depolama çözümü olarak OneDrive’ı dayatıyor ve bu durum kullanıcıları rahatsız ediyordu. Ancak şimdi, şirketin politikalarında değişiklik olduğuna işaret eden önemli gelişmeler var.

Microsoft artık kullanıcılarına Windows’ta yerel OneDrive uygulamasını tamamen kaldırma seçeneği sunuyor. Bu değişiklik, özellikle Avrupa Birliği’ndeki yeni politika zorluklarının etkisi altında gerçekleşiyor gibi görünüyor. Yeni bir sorun giderme kılavuzu, OneDrive’ın nasıl kapatılacağı, devre dışı bırakılacağı veya kaldırılacağı konusunda ayrıntılı talimatlar sunuyor.

Kullanıcılar, OneDrive’ı kaldırmak için Windows Ayarları sayfasına giderek yüklü uygulamaları yönetebilirler. Bu adım, Windows 10 ve 11‘de geçerlidir. Ancak, eski bir işletim sistemi olan Windows 8.1 kullanıcıları için bu seçenek mevcut değil gibi görünüyor.

Microsoft‘un bu yeni yaklaşımı, Avrupa Dijital Piyasalar Yasası‘nın getirdiği yeni yükümlülüklere bir yanıt olabilir. Ayrıca, Microsoft‘un artık Avrupalı kullanıcılara çeşitli “sistem” uygulamalarını kaldırma izni verdiği biliniyor. Bu, Bing Search ve Edge gibi uygulamaları içeriyor.

Microsoft‘un OneDrive konusundaki yeni politikaları, kullanıcılara daha fazla özgürlük ve seçenek sunuyor gibi görünüyor. Bu değişiklikler, şirketin Avrupa‘daki yasal düzenlemelere uyum sağlama çabalarının bir parçası olarak da değerlendirilebilir.

Copilot’un ücretsiz sürümüne GPT-4 Turbo geldi!

Microsoft‘un yapay zeka asistanı Copilot, önemli bir güncellemeyle karşımızda. Artık ücretsiz sürümü, daha güncel bilgiler sunan ve genişletilmiş bağlam penceresiyle donatılmış olan GPT-4 Turbo modelini kullanıyor. Bu güncelleme, Copilot‘u daha hızlı, daha doğru ve daha çok yönlü hale getiriyor.

Microsoft, Copilot‘u GPT-4 Turbo‘ya güncellediğini duyurdu. Bu güncelleme, kullanıcıların daha güncel ve geniş bir bilgi tabanından faydalanmasını sağlarken, metin oluşturma ve anlama alanında daha yüksek performans vaat ediyor. GPT-4 Turbo, önceki sürüme göre önemli ölçüde daha yüksek işlem hızlarına ve gelişmiş doğruluk-hassasiyet oranına sahip.

Copilot'un

GPT-4 Turbo‘nun getirdiği önemli farklar arasında, daha geniş bir görev ve bağlam yelpazesiyle genişletilmiş kelime dağarcığı ve uyarlanabilir öğrenme yetenekleri bulunuyor. Bu özellikler, özellikle müşteri hizmetleri sohbet robotları, sanal asistanlar ve otomatik içerik oluşturma platformları gibi senaryolarda Copilot‘un daha güçlü ve etkili olmasını sağlıyor.

Maliyet açısından da, GPT-4 Turbo önceki modellere göre daha uygun fiyatlı bir seçenek sunuyor. Bu da Copilot‘u daha erişilebilir kılıyor ve daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını sağlıyor.

Copilot‘un GPT-4 Turbo ile güncellenmesi, Microsoft‘un yapay zeka alanındaki liderliğini ve kullanıcı odaklı yaklaşımını bir kez daha gösteriyor. Bu güncelleme, Copilot‘u daha güçlü, daha hızlı ve daha verimli hale getirerek, kullanıcıların deneyimini önemli ölçüde geliştiriyor.

TikTok’ta şok düşüş: Kullanıcılar Kaçıyor!

Popüler video paylaşım platformu TikTok, son dönemde büyüme hızındaki düşüşle karşı karşıya. Verilere göre, TikTok‘un günlük ortalama kullanıcı sayısı (DAU), 2023’ün dördüncü çeyreğinde Snapchat, YouTube, Instagram ve Facebook’un gerisine düştü.

Uzmanlara göre, TikTok‘un büyüme hızındaki düşüşün arkasında, kullanıcıların yaş aldıkça ve yeni sorumluluklar edindikçe video izlemek için daha az zaman ayırmaya başlaması yatıyor. Uygulama ilk piyasaya sürüldüğünde genellikle 13 yaşındaki kullanıcılar tarafından benimsenmişti. Ancak şimdi, bu kullanıcılar en az 20 yaşına gelmiş durumda ve tam zamanlı işler, üniversite ve diğer sorumluluklarla uğraşıyorlar. Bu durum, TikTok‘ta geçirilecek zamanı azaltıyor.

TikTok'ta düşüş

The Wall Street Journal’ın Data.ai’ye dayandırdığı habere göre, ABD’deki 18-24 yaş arası TikTok kullanıcılarının aylık ortalama sayısı, 2022’den 2023’e %9 oranında azaldı.

Özellikle 20’li yaşlardaki kullanıcılar, TikTok‘un zamanlarını yönetmelerini engellediğini fark ederek uygulamayı silmeye başladılar. TikTok‘un zaman yönetimini engelleyici bir faktör olarak algılanmasıyla, birçok kullanıcı platformu terk etti. Örneğin, 27 yaşındaki muhasebeci Keilah Bruce, geçen yıl TikTok‘u bıraktığını ve artık daha fazla zamanı arkadaşları, ailesi ve diğer sorumlulukları için ayırdığını belirtti.

TikTok, kullanıcıların zamanlarını daha iyi yönetmelerine yardımcı olmak için çeşitli araçlar sunuyor. Bu araçlar arasında özel ekran süresi sınırları, uyku hatırlatıcıları ve benzeri özellikler bulunuyor. Ancak, bu araçlar kullanıcıları uygulamadan tamamen uzaklaşmaktan alıkoymaya yetmeyebilir.

TikTok‘un büyüme hızındaki bu düşüş, platformun geleceği üzerinde de belirleyici olabilir. Uygulamanın, kullanıcıların değişen ihtiyaçlarına ve yaşam tarzlarına nasıl adapte olacağı merakla bekleniyor.

Google’ın cihazımı bul ağı Apple tarafından engelleniyor!

Akıllı telefonlar günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelirken, cihazların kaybolması veya çalınması endişe verici bir durum olabilir. Apple kullanıcıları için bu endişe, Ağımı Bul özelliği ile hafifletilebilirken, Android kullanıcılarının benzer bir çözüme erişimi sınırlı kalmaktadır. Google’ın heyecanla beklenen “Cihazımı Bul” ağının lansmanı, Android kullanıcılarını umutlandırmışken, bu sürecin Apple‘ın engeliyle karşılaşmasıyla ertelendi.

Google’ın duyurduğu Cihazımı Bul ağı, Bluetooth özellikli Android birlikte, kaybolan veya çalınan cihazların bulunmasını sağlayacak bir konum izleme ağı olarak tasarlanmıştır. Ancak, Apple‘ın Find My ağına benzer bir işlevi yerine getirecek bu ağın lansmanı, Apple‘ın istenmeyen izleyici tespiti özelliğini beklemesi nedeniyle engellenmektedir.

Google'ın cihazımı bul

Google’ın ağı, Samsung ve Tile gibi rakip ağlara kıyasla daha geniş bir kullanıcı tabanına erişim sağlayacaktır. Google Play Store‘a erişimi olan milyarlarca Android cihazın bu ağa katılmasıyla, kayıp cihazların bulunması daha etkili hale gelecektir. Ancak, Google’ın Cihazımı Bul ağının başlatılmasını bekleten temel sorun, Apple‘ın istenmeyen izleyici tespiti özelliğini kullanıma sunmamasıdır.

İstenmeyen izleyici tespiti, AirTag‘ler ve diğer Bluetooth izleyicilerin tespit edilmesini sağlayarak kullanıcıların güvenliğini artırırken, Apple‘ın bu özelliği henüz kullanıma sunmamış olması, Google’ın Cihazımı Bul ağının yayınlanmasını engellemektedir. Google, Apple‘ın beklediği şeyin “üretim uygulaması” olduğunu ve bu özelliğin Aralık ayından bu yana kullanıma hazır olduğunu belirtmiştir.

Google Cihaz Bul ağının lansmanının ertelenmesi, Android kullanıcılarını bulunamayan cihazları konusunda mağdur etmektedir. Ancak, Apple‘ın istenmeyen izleyici tespiti özelliğini kullanıma sunmasıyla birlikte, bu engelin aşılması beklenmektedir. Her iki şirketin de güvenlik önlemlerini geliştirmesi ve test etmesi önemlidir, ancak bu süreç, kullanıcıların güvenliğini sağlayacak çözümlerin gecikmesine yol açmamalıdır.

Meta’dan yapay zeka alanında dev adım: 350.000 Nvidia GPU alacak!

Meta, yapay zeka gelişimine yönelik büyük bir adım atarak, Llama 3 modelini hızlandırmak ve geniş araştırma ve geliştirme projelerini desteklemek için yeni bir GPU altyapısı duyurdu. Bu duyuru, şirketin yapay zeka alanındaki liderliğini pekiştirmeyi ve geleceğe odaklanmayı amaçlıyor.

Firmanın “iddialı altyapı yol haritasının bir parçası” olarak tanımlanan bu hamlesiyle, Meta, yapay zeka iş yüklerini karşılamak için yüksek verimlilik ve güvenilirlik sunan iki adet 24 bin GPU veri merkezi ölçekli küme eklediği belirtiliyor. Bu yeni kümeler, hem mevcut Llama 2 modelini hem de yakında çıkacak olan Llama 3 modelini desteklemeyi amaçlıyor. Ayrıca, şirketin üretken yapay zeka ve diğer araştırma projelerini güçlendirmek için önemli bir kaynak oluşturacak.

Meta‘nın genişleme planları arasında, 350.000 Nvidia H100 GPU satın alımı da bulunuyor. Bu adımın tamamlanmasıyla, Meta‘nın toplam bilgi işlem gücünün 600.000 H100’e eşdeğer olması bekleniyor. Bu, şirketin yapay zeka alanındaki varlığını büyük ölçüde artıracak ve gelecek projeler için güçlü bir temel oluşturacak.

Meta'dan yapay zeka

Yeni GPU kümeleri, 24.576 Nvidia Tensor Core H100 GPU ile birlikte çalışarak, daha büyük ve karmaşık yapay zeka modellerini destekleyebilecek kapasiteye sahip. Özellikle, bu kümelerin, “uzaktan doğrudan bellek erişimi (RDMA)” ve “Nvidia Quantum 2 InfiniBand yapısı” gibi yüksek performanslı ağ yapılarıyla donatıldığı belirtiliyor. Bu sayede, Meta‘nın yapay zeka sistemleri daha verimli bir şekilde çalışabilecek ve daha hızlı sonuçlar elde edilebilecek.

Meta‘nın bu büyük yatırımı, şirketin yapay zeka alanındaki liderliğini sürdürme ve gelecek projeleri için güçlü bir temel oluşturma taahhüdünü yansıtıyor. Yeni GPU altyapısıyla, Meta‘nın yapay zeka çözümlerinin daha da geliştirileceği ve kullanıcıların daha verimli ve güçlü yapay zeka deneyimleri yaşayacağı öngörülüyor.

YouTube, TV uygulamasını yeniliyor! Yeni özellikler kapıda!

0

YouTube, bu hamlesiyle izleme deneyimini daha etkileşimli hale getirmeye; asıl içeriği gölgelemeden, diğer öğelere daha fazla alan yaratmaya çalışıyor.

Yeni görünüm, etrafındaki açıklamalara, yorumlara ve diğer öğelere yer açmak için videoyu biraz küçültüyor. Pek çok kişi hâlâ tam ekran düzeni tercih edeceğinden bu, YouTube’un yeni varsayılan görünümü değil. Ancak standart video oynatıcı ekranından daha etkileşimli arayüze kolayca tıklayabilirsiniz.

Şirketten Joe Hines ve Aishwarya Agarwal, bir blog gönderisinde şunları yazdı: “Kullanıcıların televizyonlarında göreceği şey, videoyu öne çıkarırken aynı zamanda YouTube’un benzersiz özelliklerine erişimi sağlayan bir tasarım çözümü; ve tüm bunlar izleme deneyimini kesintiye uğratmadan sunuluyor.

YouTube, etkileşimli özellikleri sağ tarafa kaydırarak TV ekranına alışverişi getirme konusunda da yeniden çaba gösteriyor. Yaratıcılar içeriklerine ne eklediklerini belirttiklerinde, “bu videodaki ürünler” bölümünü göreceksiniz. Ancak YouTube henüz TV’nizden tam bir işlemi tamamlamanıza izin verme aşamasına gelmemiş; bunun yerine, uygulama telefonunuzda bir öğeyi satın almayı tamamlamak için tarayabileceğiniz bir QR kodu görüntülüyor. Hala tam anlamıyla sorunsuz değil.

Şirket, bu yeniden tasarımın YouTube TV’ye de geleceğini söylüyor; bu da o hizmetin abonelerinin hangi oyunun oynandığını engellemeden skorları takip etmelerini sağlayacak.

Bu tür durumlarda sıklıkla olduğu üzere, YouTube TV uygulama güncellemeleri kullanıcılara “önümüzdeki birkaç hafta içinde” dağıtılacak; herkes aynı anda güncellemeye sahip olamayacak. İlk tepkiler herkes için merak konusu.

Yapay zekâ PC nedir, ne değildir?

Son dönemde bazı markalar “yapay zekâ PC’si” ve “yapay zekâ tableti” gibi ürünler çıkarmaya başladı. Bir bilgisayarı “yapay zekâ bilgisayarı” yapan şeyin ne olduğu konusunda kafanız karıştıysa yalnız değilsiniz. Ama nihayet bir cevabımız var: Eğer bir bilgisayar GPU (genel işlem birimi) ve ve NPU’ya (sinirsel işlem birimine) sahipse VNNI ve Dp4a talimatlarını işleyebiliyorsa, en azından Intel’in teknik pazarlama kıdemli müdürü Robert Hallock’a göre, bu niteliği taşıyor.

Şansa bakın ki bu kombinasyon Intel’in Core Ultra, diğer adıyla “Meteor Lake” olarak bilinen mevcut nesil tüm mobil işlemcilerinde mevcut. Tüm modellerde bir GPU ve NPU mevcut ve GPU’ların video işlemesine yardımcı olan DP4a talimatlarını işleyebiliyor. Tam da bu yüzden yani esasında “yapay zekâ bilgisayarları” sadece mevcut işlemcilere sahip modern birer bilgisayar olduğundan, Intel “Yapay zekâ bilgisayarı”nı bir spesifikasyona uygunluğu ifade eden ya da diğer bilgisayarlarda bulunmayan belirli bir yeteneği ifade eden bir marka olarak görmüyor.

AI PC ne bir marka, ne de bir özellik

Intel, geçmişte Wi-Fi özellikli bilgisayarları ayırt etmek için “Centrino” markasını kullandı ve aynı şekilde ev eğlence bilgisayarlarına “Viiv” takma adını verdi. Çip üreticisi bu taktiği hala “vPro” ile kullanıyor yani iş kullanıcıları için yönetilebilirlik ve güvenlik içeren işlemcileri ifade eden bir marka.Ancak AI PC’ler ne bir marka ne de bir özellik.

“Bunun için Centrino gibi bir kategori yaratmamamızın nedeni, bunun dört ya da beş yıl içinde tüm bilgisayarlarda geçerli olacağına inanmamızdır” diyen Hallock, Intel’in yapay zekâ bilgisayarı tarifinin bellek, depolama veya I/O hızları için belirli gereksinimleri içermediğini de sözlerine ekledi: “Çok büyük bir LLM’nin 32 GB RAM gerektirebileceği durumlar var ama diğer her şey 16 GB’lık bir sisteme rahatça sığacaktır.”

Yapay zekâ bilgisayarlarının markalaşmamasının bir başka nedeni de tüm bilgisayarların yapay zekâyı çalıştırabilmesidir. Ancak Hallock, NPU’su olmayan bilgisayarların YZ’yi acı verici derecede yavaş hızlarda çalıştıracağına dikkat çekti. Hallock ” Yapay zekâ söz konusu olduğunda CPU’ya geri dönmek, performans ve enerji verimliliği açısından inanılmaz derecede verimsizdir. Büyük dil modelleri veya üretken yapay zekâ için NPU temelde bir gerekliliktir” diyor.

Tıpkı GPU gibi, hızla standarda dönüşecek

Hallock, YZ’nin PC kullanma deneyimini grafik kartlarının yıllar içinde yaptığı gibi değiştireceğini öngördü. “Bugün grafik motoru tarayıcınızı çalıştırıyor, web kameranızı çalıştırıyor, kullanıcı arayüzünü çalıştırıyor, aslında her yerde” diyor. Sadece birkaç yıl önce GPU’lar pahalı ve isteğe bağlı birer ekstra olarak kabul ediliyordu. Hallock, önümüzdeki yıllarda yapay zekânın da benzer şekilde her yerde hazır ve nazır hale gelmesini bekliyor.

Mevcut yapay zekâ destekli uygulamalar çoğunlukla içerik oluşturuculara hizmet ettiğinden ya da Zoom veya Teams oturumlarındaki videoları düzenlemek gibi basit işlevler sunduğundan bu değişim hemen göze çarpmıyor. Ancak Hallock, iş yerinde yapay zekânın daha derin ve bariz örneklerinin yakın olduğuna inanıyor.

Hallock ayrıca CRM sistemlerinin biriyle ne zaman tanıştığınız ve ne konuştuğunuzla ilgili sorulara yanıt verebileceğini ve ilişkinizin üretken bir özetini sunabileceğini öngörüyor ve şöyle söylüyor: “Kişisel olarak heyecan duyduğum bir diğer konu ise tüm toplantı verilerinin, özetlerin, notların ve takip e-postalarının yapay zekâya devredilmesi: ‘Oluştur’ tuşuna basarak günümün iki saatini geri kazanabilirim. Bunu veri setleri ile çalışan personel için otomatik hale getirin ve işletmeler çok heyecanlansın.”

Tüm bunlar içinse “yapay zekâ bilgisayarı” diye etiketlenen bir PC satın almaya gerek yok. Son nesil işlemcilere sahip bir sistem kurmanız veya satın almanız yeterli.

Tüm müzik eserlerinin Taylor Swift versiyonunu yapmak mümkün mü?

0

Araştırmacılar, tüm müziklerin yapay zekâ tarafından üretilen “Taylor Swift Versiyonları” ile değiştirildiği bir düşünce deneyi gerçekleştirerek aslında verileri yapay zekâ bozulmasından korumanın yollarını bulmamızı sağlaması gerektiği konusunda uyarıyor

Araştırmacılar, Taylor Swift’e takıntılı haydut bir yapay zekânın, kaydedilmiş tüm müzikleri onun yapay olarak üretilmiş cover versiyonlarıyla değiştirebileceğini söylüyor. Yılın albümü dalında 4 kez Grammy ödülü kazanan Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Taylor Swift aynı zamanda sadece müzik ve sanat aracılığıyla 1 milyar dolardan fazla para kazanan ilk müzisyen olarak tarihe geçmiş durumda.

İngiltere’deki Durham Üniversitesi’nden Nick Collins ve Londra Sanat Üniversitesi’nden Mick Grierson, insanlığın “çok geç olduğunda değil, şimdi” direniş yöntemleri düşünmesi gerektiğini söyleyen bir makalede alışılmadık bir uyarıda bulunuyor. Neyse ki (en azından şimdilik) yapay zekâ ile bir Taylor Swift kıyameti yaşanması riski oldukça düşük. Nick Collins bu fikrin şimdilik sadece araştırmacıları müzik, edebiyat, bilimsel araştırma ve tarihi kayıtlar gibi her türlü veriyi yapay zekâ tarafından bozulmaya karşı korumanın yollarını geliştirmeye teşvik etmek için tasarlanmış bir düşünce deneyi olduğunu söylüyor.

Maliyeti 266 milyon dolar

İkili, bir avuç merkezi veri deposuna bel bağladığımız bir gelecek senaryosu ortaya koyuyor: Örneğin müzik için Spotify ve Apple. Bir yapay zekâ bu depolara sızabilir ve içindeki verileri bozabilir, silebilir ya da değiştirebilir. Bu dramatik ve bariz bir şekilde olabileceği gibi sinsice ve kademeli olarak da gerçekleşebilir. Collins, “Binlerce yıl içinde, ses kayıtlarındaki müzikal temel gerçek üzerinde en azından bir düzeyde bozulma ve çatışma olması gerçekten muhtemel” diyor.

Araştırmacılar, yapay zekânın erişebildiği verileri nasıl manipüle edebildiğini göstermek amacıyla, Queen’in Bohemian Rhapsody, Frank Sinatra’nın I’ve Got You Under My Skin ve The Beach Boys’un Wouldn’t It Be Nice gibi şarkılarının Taylor Swift versiyonlarını oluşturmak için mevcut yapay zekâ modellerini kullandılar. Kaydedilmiş tüm müzikler için bu “Taylor Swift Versiyonları”nı üretmenin şu anda 266 milyon dolardan fazla bir maliyetle 1,67 milyar kilovat-saat elektrik gerektireceğini hesaplıyorlar.

Collins, dijital ve fiziksel yedeklemelerin verilerimizin güvenliği ve kalıcılığı konusunda bizi kayıtsız bırakabileceğini, ancak doğru motivasyon ve yeteneğe sahip bir yapay zekânın kaydettiğimiz her şeye erişebileceğini ve bunları bozabileceğini söylüyor.

Asıl sorun yapay zekânın uyanması değil ona bağımlı hale gelmek

Ancak tüm uzmanlar YZ’nin bu şekilde ciddi bir tehdit oluşturduğuna ikna olmuş değil. Oxford Üniversitesi’nden Sandra Wachter, YZ’nin insanların cinsiyetçi ve ırkçı önyargılarını taklit ederek büyük zararlar verebileceğini gösterdiğini, ancak Collins ve Grierson tarafından tanımlanan türden başarılara imza atamayacağını söylüyor.

Wachter “Yapay zekânın uyanması, kendi hedeflerini yaratması, kendi motivasyonlarına sahip olması ve bu hedefleri gerçekleştirmek için harekete geçmesi gibi ciddi bir sorun olduğunu düşünmüyorum” diyor ve ekliyor: “Bence bu saçma bir argüman ve gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Bu, bana yarın uzaylılar bu gezegene gelse ne yapardım diye sormaya benziyor. Ben bunu pek olası görmüyorum.”

Yine Oxford Üniversitesi’nden Carissa Véliz, YZ konusunda kararlı bir eyleme ihtiyaç olduğunu, ancak bunun kötü niyetli bir modeli durdurmak için dramatik bir “öldürme anahtarı” olmaması gerektiğini söylüyor. Bunun yerine, YZ modellerinin güvenliğini sağlamak için dikkatli bir kontrol ve denge sistemi olmalı. Véliz “Tartışma, bir şekilde kendi arzuları olan ve çok güçlü hale gelen kötü niyetli bir YZ olduğunu ve onu kapatmak isteyebileceğimizi varsayıyor gibi görünüyor” diyor ve ekliyor: “Bu bana çok mantıksız ve çok saçma geliyor.”

Ona göre asıl sorun, YZ’yi hayatımızın pek çok alanına entegre ederek ona tamamen bağımlı hale gelmemiz ve ırkçı ve cinsiyetçi önyargılar ya da kulağa mantıklı gelen gerçekleri uydurmak gibi doğası gereği daha az kıyamet gibi görünen ama yine de çok zarar verici sorunlar yaratmamız. Véliz “Yapay zekâyı ürün ve servislere ne kadar çok entegre edersek, onu kapatmak da o kadar zorlaşacaktır. Bu kötü niyetli bir şey olduğu ve her şeyi ele geçirecek kadar güçlendiği için değil, ona bağımlı hale geldiğimiz ve iyi çalışmadığında bile kapatmak çok maliyetli olduğu için” diyor.

Orbio Earth, milyarlarca dolarlık metan sızıntısı tespit etti!

ABD hükümetinin çevreyi kirletenlere bu yıl saldıkları her metrik ton metan için 900 dolar ceza kesmesi yeterince büyük bir tehdit. 2026 yılına gelindiğinde ise metrik ton başına 1.500 dolar olacak.

Doğal gazın ana bileşeni olan metan, bir molekül karbondioksitten 83 kat daha fazla ısınmaya neden olan güçlü bir sera gazıdır. Sızıntılar, hem eskiyen doğal gaz altyapısından hem de petrol ve gaz alanlarından doğan ana kaynaklardan biridir.

Ancak kokusuz, renksiz gazın sızıntısını takip etmek zor. Muhabirler 1000’den fazla sözde süper yayıcının izini sürmeyi başardılar; ancak bu, buzdağının sadece görünen kısmı. Yalnızca ABD’de aktif ya da aktif olmayan 4 milyondan fazla petrol ve gaz kuyusu var.

Orbio Earth’ün kurucu ortağı ve CEO’su Robert Huppertz, “Bu kadar çok emisyonun olmasının ana nedeni, petrol ve gaz endüstrisi ölçeğinde gerçekten çalışabilecek gerçek bir küresel ölçekte ölçüm teknolojisinin bulunmamasıdır.” dedi.

EPA’nın yeni metan kuralıyla birlikte, nihayet bir tane geliştirmek için mali teşvik var.

IEA çarşamba günü yayınlanan bir raporda, şirketin ABD’deki tahmini petrol ve gaz metan emisyonlarının önemli bir bölümünü gözlemleyebildiğini söyledi. Orbio, 2023 yılında karadaki petrol ve gaz arama ve üretiminden yaklaşık 10 milyon metrik ton metan salındığını tahmin ediyor. Bu oran bu yıl da devam ederse, petrol ve gaz şirketlerinin muhtemelen birkaç milyar dolar cezaya çarptırılması bekleniyor. 2026’da çok daha yüksek olabilir.

Orbio’nun fikri, petrol şirketlerinin bunları kilitleyebilmesi için bu sızıntıları bulması için startup’a ödeme yapmanın daha ucuz olacağı yönünde. Yatırımcıların da dikkatini çeken bir iş modeli. Orbio, Avrupa Uzay Ajansı, Başlatılmış Sermaye ve Y Combinator’dan 4 milyon dolarlık bir tohum turu topladı. Girişim, hızlandırıcının 2023 baharı kohortunun bir parçasıydı.

Metan emisyonlarını ölçmek için iki temel yaklaşım var: aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya. Aşağıdan yukarıya yaklaşım muhtemelen petrol ve gaz altyapısındaki kilit noktalara sensörlerin kurulmasını gerektirecek; oldukça doğru rakamlar sağlayacak, ancak kurulumu muhtemelen çok pahalı olacaktır. Yukarıdan aşağıya yaklaşım, gezegenin geniş alanlarını denetleyebilecek bir veya bir avuç sensör kullanacak; sonuçlar daha az doğru olacak, ancak maliyetler önemli ölçüde daha düşük olacaktır.

Orbio Earth, yeni ortaya çıkan metan izleme pazarına girenlerden biri ve ikinci yaklaşımı benimsiyor. Huppertz ve kurucu ortak Jack Angela, ücretsiz olarak kullanılabilen uydu verilerini kullanarak metan emisyonlarını tespit etmek için bir algoritma paketi geliştirdi.

Orbio’nun kullandığı Sentinel-2 uydusu, gazı tespit etmek için tasarlanmamış olmasına rağmen, sonuçlar etkileyici: Farklı metan raporlama tekniklerini test eden araştırmacılar, ticari ve akademik olarak; Orbio’nun atılan her sızıntıyı tespit ettiğini buldular, ancak saatte 1 metrik tonun altındaki bir sızıntı hariç.

Geçen haftaki başarılı MetaneSAT fırlatılışına kadar metan tespiti konusunda uzmanlaşmış hiçbir uydu yoktu. Aslına bakılırsa, sadece birkaç yıl öncesine kadar uzmanlar, Sentinel-2 gibi daha genel amaçlı uzaktan algılama uydularının metan sızıntılarını bulmak için gürültüden yeterli miktarda sinyal çekemeyeceğini düşünüyordu. Bunun nedeni metan ve suyun (bulut örtüsü dahil) ayırt edilmesinin zor olabilmesi.

Orbio, bu ayrımı yapabilmek için tüm Dünya yüzeyini izliyor ve zaman içinde anormallikler arıyor. Bunlardan biri ortaya çıktığında, anormalliğin muhtemelen metan salınımı olup olmadığı ve eğer öyleyse, kaynağın bir petrol ve gaz tesisi olup olmadığı belirleniyor. Huppertz, Orbio’nun emisyon verilerini son kullanıcılara 48 saat içinde, genellikle daha kısa sürede ulaştırdığını söyledi. Başlangıç, günde 10 ila 20 terabayt veriyi işliyor.

Orbio’nun müşterileri çeşitli nedenlerden dolayı veri ürününe ve analizine abone olurlar. Petrol ve gaz şirketleri varlıklarına göz kulak olmak isteyebilir, yatırımcılar ise kendi portföylerinin performansını değerlendirmek veya rakiplerininkiyle kıyaslamak isteyebilir. Dinlediği uydu verileri sayesinde Orbio’nun verileri 2016 yılına kadar uzanıyor.

Girişim, algoritmalarını diğer uydu verilerine uygulamak ve diğer sera gazlarını değerlendirmeye başlamak için çalışıyor. Huppertz, “Enerji dönüşümü için doğal gaza çok ihtiyaç duyulacak.” dedi.

Dolayısıyla metan ve doğal gazın altyapı içerisinde kalmasını ve atmosfere sızmamasını sağlamak, doğal gazın son damlasına kadar kullanılana kadar her zaman çok önemli bir nokta olacaktır.

Bluesky, kullanıcıya özel filtrelemeyi başlatıyor!

Bluesky, geliştiricilerin kullanıcılar tarafından seçilebilecek ek denetleme hizmetleri oluşturmasına olanak sağlamak için Ozone adlı denetleme aracını açık kaynak olarak kullandığını duyurdu.

Bluesky’ın halihazırda içerik denetlemeye ve kullanıcıların uyması gereken kendi kurallar dizisine adanmış bir ekibi var. Ancak yeni sistem, kullanıcıların denetlenen içeriği kendi beğenilerine göre genişletmesine olanak tanıyarak belirli türdeki gönderileri etiketleyen, açıklama ekleyen veya gizleyen ek denetleme hizmetlerine abone olmalarına olanak tanıyacak.

Örnek olarak Bluesky, birisinin Ozon’u özellikle örümcek resimlerini engelleyen bir denetleme hizmeti oluşturmak için kullanabileceğini söylüyor. Bir kullanıcı daha sonra örümceklerin fotoğraflarını akışlarından kaldırmak için bu hizmete abone olabilir. Ayrıca, denetim hizmetinin yaratıcısının bunları incelemesine olanak tanıyacak şekilde, çatlaklardan düşen örümcek görüntülerini de rapor edebilirler.

Bluesky CEO’su Jay Graber, Decoder’ın gelecek bölümünde şunları söylüyor: “Her türden farklı moderasyon hizmeti oluşturabilir ve deneyiminizi istediğiniz türde bir topluluk oluşturmak için özelleştirebilirsiniz.” 

Bunun da ötesinde, bunları farklı şekillerde karıştırıp eşleştirebileceksiniz ve biz de bunun için açık kaynaklı araçları kullanıma sunduk.

Özel filtreler Bluesky’ın mevcut denetiminin üzerinde yer alacak, ancak üçüncü taraf sunucular Bluesky’ın denetimini tamamen kapatabilecek.

Bluesky, bir denetleme aracı oluşturmanın, kullanıcıların engellenenler listeleri oluşturma yöntemine benzer olduğunu söylüyor. Temel fark, moderasyon hizmetinin bireysel bir hesaba bağlı olmaması. Bunun yerine birden fazla kişinin hizmeti yönetmesine, raporlama kuyruğunu incelemesine ve özel etiketler ayarlamasına olanak tanıyacak. Geliştiriciler isterlerse otomatik etiketleme hizmetleri bile oluşturabilirler.

Ozon bugün açık kaynaklı hale geliyor ve Bluesky, bu haftanın ilerleyen saatlerinde denetleme araçlarını etkinleştirme özelliğini tanıtacak.

Graber, Decoder’a “Bu, sektörün durumunu gerçekten ileriye taşıyacağını düşündüğüm bir şey.” dedi.

Bluesky, 2023’teki kapalı beta lansmanının ardından, özel yayınlar ve sunucuları barındırma yeteneği gibi yeni özellikleri yavaş yavaş ekledi ve daha fazlası da yolda. Hizmet Şubat ayında herkese açıldı ve 5 milyondan fazla kullanıcı sayısına ulaştı.

Spotify artık müzik videoları da gösterecek!

Ses akışı hizmeti Spotify, özelliği bugün itibariyle 11 pazarda yalnızca “sınırlı bir katalog” ile sunulan bir “beta” olarak tanımlıyor.

Desteklenen sanatçılar arasında Ed Sheeran, Doja Cat, Ice Spice, Aluna ve Asake yer alıyor; Spotify’ın küresel tüketici deneyimi başkanı Sten Garmark, Spotify’ın tam müzik video kataloğunun “binlerce” şarkı içereceğini söyledi.

Müzik videosu özelliğine, desteklenen parçalarda Şu An Çalınan ekranından erişilebilir; burada şarkı başlığının üzerinde “Videoya Geç” simgesi görünüyor. Buna dokunulduğunda şarkı yeniden başlatılacak ve müzik videosu ekranın ortasında oynatılmaya başlayacak. Müzik videosunu tam ekranda oynatmak için bir iOS veya Android cihazını döndürebilir ve daha geleneksel Şimdi Yürütülüyor arayüzüne dönmek için “Sese Geç“e dokunabilirsiniz.

Bu özellik şu anda sınırlı sayıda pazarda mevcut; İngiltere, Almanya, İtalya, Hollanda, Polonya, İsveç, Brezilya, Kolombiya, Filipinler, Endonezya ve Kenya. Garmark, bu pazarların “pazar büyüklüğü ve yerel içerik desteğinin mevcudiyeti dahil bir dizi kritere göre” seçildiğini söylüyor.

Spotify, iOS ve Android’in yanı sıra müzik videoları özelliğinin masaüstü ve TV cihazlarında da mevcut olduğunu söylüyor. Bunları izlemek için Premium aboneliğinizin olması gerekiyor.

Temel olarak bir ses akışı hizmeti olmasına rağmen Spotify, ister video podcast’ler, ister sanatçıların hayranlarıyla doğrudan konuşmasına olanak tanıyan Klipler adı verilen kısa dikey videolar olsun; çeşitli video biçimlerini uzun süredir desteklemekte. 

Spotify, yeni müzik videosu özelliğiyle sanatçılara dinleyicileri bağlayıp onları hayranlara dönüştürmenin başka bir yolunu sunmayı hedeflediğini söylüyor.

Uluslararası Kuluçka Merkezi açıldı!

0

Bugün, İstanbul’da gerçekleştirilen Uluslararası Kuluçka Merkezi Açılış Töreni’nde, İslam dünyasının ve küresel girişimcilik ekosisteminin önde gelen isimleri bir araya geldi. Türkiye Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başlayan etkinlik, geleceğin girişimcileri için umut dolu bir yolculuğun başlangıcını işaret etti.

Bakan Kacır, konuşmasında katılımcılara hitaben dünyanın hızla değişen dinamiklerine ve bu değişimin uluslararası düzen üzerindeki etkilerine dikkat çekerek başladı. Teknoloji, inovasyon ve girişimcilikte atılan adımların, küresel rekabette öncü rol oynamak için elzem olduğunu vurguladı.

Dünya genelinde yaşanan değişim ve dönüşüm sürecine vurgu yaparak konuşmasına devam eden Bakan, teknoloji ve inovasyon odaklı ülkelerin küresel düzeni yeniden şekillendirdiğini belirtti. Ülkenin teknoloji geliştirme, inovasyon ve girişimcilik altyapısını güçlendirmeye yönelik kararlı adımlar atıldığını vurguladı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır şunları söyledi:

” Dünya büyük bir değişim yaşıyor. Uluslararası düzen; dönüşümün neden olduğu sınamalara bilgi ve yenilikçilik odağında cevap üretebilen ülkeler tarafından yeniden şekillendiriliyor. Teknoloji geliştirme, inovasyon ve girişimcilik altyapısını güçlendiren ülkeler küresel rekabetin öncüleri hâline geliyor.

İşte bu nedenle, teknoloji ve inovasyon ekosistemimize güç katacak adımları kararlılıkla atıyoruz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkarma çabamızda bizlere güç çarpanı olacak dev bir Ar-Ge, inovasyon ve yenilikçilik ekosistemi inşa ediyoruz.

Girişimcilik kültürümüzü yediden yetmişe yayıyor, destek mekanizmalarımızla, kurduğumuz altyapılarla girişimcilerimizin ürüne, üründen pazara yolculuğunu hızlandırıyoruz. Sadece 4 yılda ülkemizden çıkan 7 Turcorn ve robotikten sağlığa, finansal teknolojiden yapay zekâya sayısız başarı hikâyesi, ülkemizin teknoparklarıyla, kuluçka merkezleriyle, TEKMER’leriyle, girişim sermayeleriyle, hızlandırıcı programlarıyla teknoloji girişimciliğinde bir marka olduğunun ispatı niteliğindedir.

Bizler için bu başarılar, yalnızca buzdağının görünen yüzünü temsil ediyor. Biliyor ve inanıyoruz ki ülkemizin en kıymetli hazinesi insan kaynağımıza yatırım yapmaya devam edersek, girişimlerimizi finansman kaynaklarıyla, nitelikli altyapı ve programlarla buluşturursak 2030 yılında 100 Turcorn ve 100 bin teknoloji girişimciliği hedefini gerçeğe dönüştüreceğiz.

İşte bu anlayışla, TEKNOFEST’le gençlerimizin hayallerinin peşinden koşmasına fırsat sunuyor ve fikirlerini girişimlere dönüştürmelerini teşvik ediyoruz. Cumhuriyetimizin 100. yılında; İstanbul, Ankara ve İzmir’de dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’i gerçekleştirdik.

Takeoff Uluslararası Girişimcilik Zirvesi ve TEKNOFEST bünyesinde ilk kez geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz Girişim Yarışmalarıyla gençlerimizin yanlarında yer aldık. Tech-InvesTR programı, Teknoloji ve İnovasyon Fonu, Bölgesel Kalkınma Fonu, Bölgesel Girişim Sermayesi Fon Çağrıları ve Bilişim Vadisi Girişim Sermayesi Yatırım Fonu başta olmak üzere farklı fonların fonu ve eş finansman mekanizmalarıyla kamu kaynaklarının girişimcilerimiz için çarpan etkisi oluşturmasını sağlıyoruz.

Turcorn 100 programımızla da unicorn adayı başarılı teknoloji girişimlerimizin küresel pazarlara açılarak daha hızlı ölçeklenmesi için destekler sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde ülkemiz girişimcilik ekosisteminin ve bu ekosistemin kalbi konumundaki İstanbul’un marka değerini artıran çalışmalara imza atmaya devam edeceğiz.

İstanbul’u teknoloji girişimlerinin global buluşma noktasına dönüştürerek girişimcilikte dünyanın ilk 20 merkezinden biri hâline getireceğiz. Yakın zamanda yürürlüğe alacağımız Tech Visa da bu amaç için tasarladığımız bir program. Program ile teknoloji alanında kritik uzmanlıklara sahip yetenekler ile yenilikçi iş modelleri ve teknolojiye dayalı çalışmaları olan uluslararası teknoloji girişimlerini ülkemize davet edeceğiz.

Özellikle dost ve kardeş ülkelerden, gönül coğrafyamızdan girişimcileri, Türkiye teknoloji ekosisteminin sunduğu fırsatlar ve avantajlarla buluşturacağız. Yine İslam coğrafyasıyla birlikte tüm gönül coğrafyamızın gençlerine girişimcilik dünyasının kapılarını aralayacağız. Coğrafyamız sahip olduğu düşünce zenginliği ve bilimsel kapasite ve öncü şahsiyetlerimizle insanlık tarihinde silinmez izler bıraktı.

AB, Yapay Zeka Yasası’nı kabul etti! Sırada ne var?

Çarşamba günü yapılan çoğunluk oylamasıyla, 523 Avrupa Parlamentosu üyesi Yapay Zeka Yasası’nı (AI Yasası) resmi olarak kabul etmeyi seçti ve şimdi bunun AB genelinde uygulanması için çalışacak.

Yapay Zeka Yasası, ilk kez önerildiği 2021’den bu yana hararetle tartışılıyor ve en katı düzenlemelerinden bazıları (kitlesel kamu gözetimi için biyometrik sistemlerin tamamen yasaklanması gibi) son dakika tavizleriyle yumuşatılıyor. Çarşamba günkü duyuru, yasanın neredeyse son engelini aştığı anlamına gelse de, bazı kuralların yürürlüğe girmesi hâlâ yıllar alacak.

Metnin hukuki dili henüz son onayı bekliyor, ya ayrı bir duyuru ile ya da 10/11 Nisan’da yapılacak bir plenary oturumu oylamasıyla, yapay zeka yasası resmi olarak yayımlandıktan sonra 20 gün içinde yürürlüğe girecek. Düzenlemeler ise daha sonra aşamalı olarak yürürlüğe girecek; ülkelerin yasaklanmış yapay zeka sistemlerini yasaklamak için altı ayı, sohbet botları gibi “genel amaçlı yapay zeka sistemleri” karşısında kuralları uygulamak için 12 ayı, yasa tarafından “yüksek riskli” olarak belirlenen yapay zeka sistemleri için ise en fazla 36 ayı olacak.

Yasaklanmış sistemler, sosyal puanlamayı, iş vb ortamlarda duyguyu tanımayı veya davranışı etkilemeyi ve kullanıcı hassasiyetlerini sömürmeyi amaçlayan sistemler gibi şeyleri içeriyor. “Yüksek riskli” yapay zeka sistemlerine örnek olarak kritik altyapıya, eğitim ve mesleki eğitime, belirli yasama sistemlerine ve seçimler gibi demokratik süreçlere etki edebilecek olanlara gösterilebilir.

Paul Barrett, “Çok kısa vadede, AB Yapay Zeka Yasası üzerindeki uzlaşmanın ABD merkezli yerleşik yapay zeka tasarımcıları üzerinde doğrudan pek bir etkisi olmayacak, çünkü yasanın şartlarına göre muhtemelen 2025’e kadar yürürlüğe girmeyecek.” dedi. Barrett, OpenAI, Microsoft, Google ve Meta gibi büyük AI oyuncularının şimdilik; özellikle ABD’deki mevzuat belirsizliğiyle mücadele ederken, muhtemelen üstünlük için savaşmaya devam edeceklerini söylüyor.

Yapay Zeka Yasası, OpenAI‘in GPT-4 büyük dil modeli gibi genel amaçlı yapay zeka (GPAI) araçlarındaki patlamadan önce başladı ve bunların düzenlenmesi, son dakika tartışmalarında oldukça karmaşık bir anlaşmazlık noktası haline geldi. Yasa, kurallarını bir yapay zeka sisteminin toplum üzerindeki risk düzeyine göre bölüyor veya AB’nin bir açıklamada belirttiği gibi, “Risk ne kadar yüksekse, kurallar da o kadar katıdır.“.

Ancak bazı üye ülkeler, bu katılığın AB’yi yapay zeka için çekici olmayan bir pazar haline getirebileceğinden endişe duymaya başladı. Fransa, Almanya ve İtalya, müzakereler sırasında GPAI üzerindeki kısıtlamaların hafifletilmesi için lobi faaliyeti yürüttü. “Yüksek riskli” olarak değerlendirilebilecek sistemlerin sınırlandırılması da dahil olmak üzere uzlaşmalar kazandılar ve bu sistemler daha sonra en katı kurallara tabi olacak. Tüm GPAI’leri yüksek riskli olarak sınıflandırmak yerine, iki aşamalı bir sistem ve uzaktan biyometrik tanımlama gibi AI’ın tamamen yasaklanmış kullanımları için kolluk kuvvetleri istisnaları olacaktır. 

Bu hala tüm eleştirmenleri tatmin etmedi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron , AI Yasasının yeniliği engelleyen zorlu bir düzenleyici ortam yarattığını söyleyerek kurallara saldırdı. Barrett, bazı yeni Avrupalı ​​yapay zeka şirketlerinin mevcut kurallarla sermaye artırmayı zor bulabileceğini, bunun da Amerikan şirketlerine avantaj sağladığını söyledi. Avrupa dışındaki şirketler, kuralları ihlal ettikleri için para cezasına çarptırılmamak için bölgede mağaza açmaktan kaçınmayı veya platformlara erişimi engellemeyi bile seçebilirler; bu, düzenlemelere uygun olarak Avrupa’nın yapay zeka dışı teknoloji endüstrisinde de karşı karşıya kaldığı potansiyel bir risktir. Dijital Piyasalar Yasası ve Dijital Hizmetler Yasası gibi.  

Dijital Ticaret ve Veri Yönetişimi Merkezi direktörü ve George Washington Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında araştırma profesörü olan Susan Ariel Aaronson, AB’nin bu anlaşmayı geçici olarak onayladığında, “Kurallara göre şirketlerin bir şeffaflık özeti veya veri beslenme etiketleri sunması gerekebilir.” dedi. “Fakat bu aslında şirketlerin veri etrafındaki davranışlarını değiştirmeyecek.”

Aaronson, geliştiricilerin mevcut telif hakkı yasalarına (Yapay Zeka etrafında birçok gri alan bırakan) uyması gerektiğini belirtmenin ötesinde, Yapay Zeka Yasası’nın şirketlerin model eğitim verilerinin bir parçası olan telif hakkıyla korunan materyali nasıl ele alması gerektiğini hala açıklığa kavuşturmadığını belirtiyor. Bu nedenle, AI model geliştiricilerinin telif hakkıyla korunan verileri kullanmaktan kaçınması için herhangi bir teşvik sunmamakta.

Yapay Zeka Yasası aynı zamanda potansiyel olarak ağır cezalarını açık kaynak geliştiricilerine, araştırmacılara ve değer zincirinin daha aşağılarında çalışan küçük şirketlere de uygulamayacak; bu, bu alandaki açık kaynak geliştiricileri tarafından övgüyle karşılanan bir karar. GitHub baş hukuk sorumlusu Shelley McKinley, bunun “açık inovasyon ve toplumun en acil sorunlarından bazılarının çözülmesine yardımcı olmak için çalışan geliştiriciler açısından olumlu bir gelişme” olduğunu söyledi.

Gözlemciler, bunun en somut etkisinin diğer siyasi figürlere, özellikle de Amerikalı politikacılara daha hızlı hareket etmeleri yönünde baskı yapılması olabileceğini düşünüyor. Bu, yapay zekaya yönelik ilk büyük düzenleyici çerçeve değil; Temmuz ayında Çin, yapay zeka hizmetlerini halka satmak isteyen işletmeler için yönergeleri kabul etti. Ancak AB’nin nispeten şeffaf ve yoğun şekilde tartışılan kalkınma süreci, yapay zeka endüstrisine ne beklemesi gerektiği konusunda bir fikir verdi. Aaronson, (o zamandan beri onaylanan) geçici metnin en azından AB’nin teknolojiyle ilgili kamuoyunun endişelerini dinlediğini ve yanıt verdiğini gösterdiğini söyledi.

Baker McKenzie hukuk firmasının veri gizliliği ve bilgi teknolojisi ortağı Lothar Determann, bunun mevcut veri kurallarına dayanması gerçeğinin hükümetleri yürürlükteki düzenlemeleri değerlendirmeye teşvik edebileceğini söylüyor. Veri gizliliği platformu OneTrust’un baş strateji sorumlusu Blake Brannon, daha olgun yapay zeka şirketlerinin; GDPR gibi yasalara uygun olarak ve daha katı politikalar beklentisiyle gizlilik koruma yönergeleri oluşturduklarını söyledi. Şirkete bağlı olarak Yapay Zeka Yasası’nın halihazırda yürürlükte olan stratejilere “ek bir katkı” olduğunu söyledi.

ABD ise tam tersine, Meta, Amazon, Adobe, Google, Nvidia ve OpenAI gibi büyük oyunculara ev sahipliği yapmasına rağmen yapay zeka düzenlemelerini hayata geçirmekte büyük ölçüde başarısız oldu. Şimdiye kadarki en büyük hamlesi, devlet kurumlarını güvenlik standartları geliştirmeye ve büyük AI oyuncuları tarafından imzalanan gönüllü, bağlayıcı olmayan anlaşmalar oluşturmaya yönlendiren Biden yönetiminin yürütme emri oldu. Senato’da sunulan birkaç yasa tasarısı çoğunlukla derin sahtekarlıklar ve filigranlar etrafında dönüyordu ve Senatör Chuck Schumer (D-NY) tarafından düzenlenen kapalı kapılar ardındaki AI forumları, hükümetin teknolojiyi yönetme yönü konusunda çok az netlik sundu. 

Bu, ABD’nin aynı risk temelli yaklaşımı izleyeceği anlamına gelmiyor ancak veri şeffaflığı kurallarını genişletmeye veya GPAI modellerine biraz daha hoşgörüye izin vermeye çalışabilir. 

Credo AI’in kurucusu ve ulusal AI danışma komitesi üyesi Navrina Singh, AI Yasasının AI yönetimi için büyük bir an olmasına rağmen, işlerin hızlı bir şekilde değişmeyeceğine ve önümüzde hala yapılacak çok iş olduğuna inanıyor. 

Singh, Aralık ayında şunları söyledi: “Atlantik’in her iki yakasındaki düzenleyicilerin odak noktası, yapay zekanın hem şeffaf hem de hesap verebilir olarak; güvenli bir şekilde tasarlanması, geliştirilmesi ve konuşlandırılması konusunda her büyüklükteki kuruluşa yardımcı olmak olmalıdır.” Özellikle şeffaflık konusunda standartların ve kıyaslama süreçlerinin hala eksik olduğunu ekliyor. 

Yasa, mevcut modelleri veya uygulamaları geriye dönük olarak düzenlemiyor ancak OpenAI’in GPT’si, Meta’nın Llama’sı veya Google’ın Gemini’sinin gelecekteki sürümlerinin AB tarafından belirlenen şeffaflık gerekliliklerini dikkate alması gerekecek.

Bir gecede dramatik değişiklikler yaratmayabilir ancak AB’nin yapay zeka konusunda nerede durduğunu gösteriyor.

1,4 milyon dolarlık USDT ele geçirildi!

Tether, kripto paralar üzerinden yürütülen mali dolandırıcılık ve yasa dışı faaliyetlerle mücadele noktasında adımlar atmaya devam ediyor. Şirket son olarak bir dolandırıcılık soruşturmasıyla ilgili ABD Adalet Bakanlığı (DOJ) ve FBI’a yardımcı olarak 1,4 milyon dolar değerindeki USDT’nin ele geçirilmesine katkı sağladı.

Yapılan operasyon sonucunda, yaklaşık 1,4 milyon dolar değerindeki USDT ele geçirilirken, bu fonların dolandırıcılık mağdurlarına iade edileceği bildirildi. Tether’in DOJ ve FBI’a gönüllü olarak sağladığı destek, kripto para birimlerinin mali dolandırıcılık amacıyla kullanılmasına karşı etkili bir mücadelede önemli bir adımı temsil ediyor. Öte yandan, ABD Adalet Bakanlığı da Tether’in bu varlıkların transferindeki rolünü resmi bir açıklamayla doğruladı. Bakanlık, açıklamasında şirketin kripto endüstrisinde bütünlüğü koruma konusundaki kararlılığının altını çizdi.

Soruşturma aşamasındaki dolandırıcılık planı, Amerika Birleşik Devletleri’nde özellikle yaşlı bireyleri hedeflemekteydi. Suçlular, kurbanları bilgisayarlarının ele geçirildiği yanılgısına düşürmek ve teknik destek için iletişime geçmelerini sağlamak amacıyla açılır pencereleri kullandı. Mağdurlar daha sonra banka hesaplarının tehlikede olduğunu düşündü ve bu durum, kendilerini sözde bilgisayar korsanlarından korumak için fonlarını kripto para birimine dönüştürmeye yönlendirdi. Bu fonlar ise, failler tarafından kontrol edilen sanal para cüzdanlarına aktarıldı.

Sürece ilişkin açıklamalarda bulunan Tether CEO’su Paolo Ardoino, “Kripto para ekosistemindeki mali dolandırıcılıkla mücadelede Amerika Birleşik Devletleri hükümetiyle yaptığımız iş birliğinden gurur duyuyoruz. 1,4 milyon dolar değerindeki USDT’nin ele geçirilmesi, hızla gelişen bu sektörde dürüstlüğü korumaya yönelik devam eden çabalarımızda önemli bir kilometre taşına oluşturuyor. Kullanıcıları koruma ve yasa dışı faaliyetlerle mücadele konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz. Dünyanın dört bir yanındaki kamu görevlileriyle birlikte, daha güvenli ve daha emniyetli bir ortamın geliştirilmesine öncülük etmeye devam edeceğiz.” dedi.

OpenAI, metinden video oluşturucusu Sora’yı genel kullanıma açıyor!

OpenAI, metin istemine dayalı hipergerçekçi sahneler oluşturabilen Sora’yı ilk kez Şubat ayında tanıttı. Şirket, aracı yalnızca görsel sanatçıların, tasarımcıların ve film yapımcılarının kullanımına sundu ancak bu, Sora tarafından oluşturulan bazı videoların X gibi platformlara çıkmasını engellemedi.

Murati, aracı halka sunmanın yanı sıra, OpenAI’in “sonunda” sahneleri daha gerçekçi hale getirme potansiyeline sahip sesi de dahil etmeyi planladığını söyledi. Şirket ayrıca, yapay zeka araçları her zaman doğru görüntüler oluşturmadığından, kullanıcıların Sora’nın ürettiği videolardaki içeriği düzenlemesine de izin vermek istiyor. Murati, Journal’a şunları söyledi: “Bu teknolojiyi, insanların düzenleyip oluşturabileceği bir araç olarak nasıl kullanacağımızı bulmaya çalışıyoruz.

OpenAI’in Sora’yı eğitmek için hangi verileri kullandığı sorulduğunda, Murati fazla ayrıntıya girmedi ve soruyu geçiştiriyor gibi göründü. Murati, “Kullanılan verilerin ayrıntılarına girmeyeceğim, ancak bunlar kamuya açık veya lisanslı verilerdi” ifadesini kullandı.

Murati ayrıca YouTube, Facebook ve Instagram’daki videoları kullanıp kullanmadığından emin olmadığını söylüyor. Journal’a yalnızca Sora’nın OpenAI’in ortaklığı olan Shutterstock’un içeriğini kullandığını doğruladı.

ChatGPT geliştiricisi Sam Altman'dan çılgın girişim!

Murati ayrıca Journal’a Sora’nın gücünün “çok daha pahalı” olduğunu söyledi. OpenAI, aracını; halka sunulana kadar, şirketin yapay zeka metinden resme modeli olan DALL-E ile “benzer maliyetlerle kullanılabilir” hale getirmeye çalışıyor. 

2024 başkanlık seçimlerine yaklaşırken, üretken yapay zeka araçlarına ve bunların yanlış bilgi yaratma potansiyeline ilişkin endişeler daha da arttı. Murati, serbest bırakıldığında Sora’nın büyük olasılıkla DALL-E’nin politikalarına benzer şekilde tanınmış kişilerin resimlerini üretemeyeceğini söylüyor.

Videolarda ayrıca onları gerçeğinden ayırmak için bir filigran bulunuyor, ancak filigranlar mükemmel bir çözüm değil.

Modüler elektrikli araçlar geliyor!

0

Sürdürülebilir ulaşım için ekosistem paydaşlarıyla birlikte kapsayıcı, akıllı ve çevreci hareketlilik modelleri geliştirmek amacıyla çalışan Ford Otosan, elektromobiliteyi yeniden tanımlamayı amaçlayan AB Araştırma ve Yenilik Programı Horizon Europe (Ufuk Avrupa) programına katıldı. Ford Otosan, ZEV-UP adlı proje kapsamında kentsel mobiliteyi daha sürdürülebilir hale getirecek, değiştirilebilir batarya sistemine sahip, modüler, tasarruflu ve sıfır emisyonlu bir bataryalı elektrikli araç geliştirecek.

Otomotiv ekosisteminin sürdürülebilir dönüşümüne öncülük etme vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Ford Otosan, geleceğin mobilite çözümlerini geliştirmek amacıyla inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarını hızlandırıyor. Şirket, Avrupa Birliği’nin Horizon Europe (Ufuk Avrupa) programı kapsamında; modüler, kullanıcı odaklı ve sıfır emisyonlu bataryalı elektrikli araç (BEV) geliştirmeyi amaçlayan ZEV-UP projesine katıldı.

ZEV-UP (Kentsel yolcu taşımacılığı için tasarruflu sıfır emisyonlu araç konseptleri) projesi, 2Zero (Towards Zero Emission Road Transport- Sıfır Emisyonlu Karayolu Taşımacılığına Doğru) ortaklığının bir parçası ve 11 ülkeden 18 paydaşı bir araya getiriyor.

Avrupa Birliği’nin mali destek sağladığı bu proje kapsamında geliştirilecek elektrikli araç sadece yolcu taşımacılığı değil, aynı zamanda mal taşımacılığı ihtiyaçlarını da etkili bir şekilde karşılayacak.

ZEV-UP

ZEV-UP aracı, kolaylık, esneklik ve daha düşük işletme maliyetleri sağlayan değiştirilebilir bir batarya sistemine sahip olacak şekilde tasarlanıyor. Bu uyarlanabilir ve ekonomik elektrikli araç, daha sürdürülebilir ve kullanıcı dostu bir ulaşım ortamının önünü açarak elektromobiliteyi yeniden tanımlamayı amaçlıyor.

Üç farklı model olacak

ZEV-UP araç konsepti, farklı kullanıcı ihtiyaçlarına göre uyarlanmış üç farklı modelle hayata geçirilecek. Bu ultra kompakt modeller, rutin olarak kısa mesafeli şehir içi yolculuklar yapan ve aynı zamanda park yeri tasarrufu sağlamak isteyen müşterilerin günlük mobilite ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlandı. Modüler otomobil, dayanıklılık, güvenlik ile minimum işletim ve bakım maliyetlerini garanti altına almak için ortak bileşenleri kullanacak.

Ana model, şehir içi kullanıma uygun kompakt iki kişilik bir araçken, daha uzun aks mesafesine sahip dört kişilik modeli ise ailelerin ulaşım ihtiyaçlarını karşılamayı hedefliyor. Ayrıca, bu uzun aks mesafeli model, iki kişilik bir ticari araca dönüştürülebiliyor ve özel bir kargo alanı sayesinde ürün taşımacılığına da olanak tanıyor.

ZEV-UP’ın değiştirilebilir batarya sistemi, hızlı ve kolay batarya değişimi sayesinde şarj deneyiminde esneklik ve sürüş menzilini uzatma avantajı sunacak.

Araçlar, Budapeşte ve İstanbul’da çeşitli koşullarda ve ortamlarda gerçek kullanıcılarla birlikte test sürüşlerinden geçecek. Böylece araçların tasarım ve teknolojik yenilikleri değerlendirilecek.

Sürdürülebilir mobilite çözümlerine duyulan acil ihtiyaca yanıt olarak geliştirilen ZEV-UP, 2030 yılına kadar karbondioksit emisyonlarını azaltma ve 2050 yılına kadar karbon nötr’e ulaşma yönündeki Avrupa Fit-for-55 hedefiyle uyumlu. Proje, Asya ve Afrika’daki pazar çalışmaları da dahil olmak üzere hem yerleşik hem de gelişmekte olan pazarlar için benzersiz özelliklere sahip elektrikli araçlar geliştirerek sıfır emisyonlu araçların benimsenmesini hızlandırmayı hedefliyor.

Ford Otosan en çok fon alan sanayi kuruluşu oldu

Sürdürülebilir ve akıllı mobiliteye öncülük etmek isteyen Ford Otosan, uluslararası düzeyde de elektrikli, hibrit ve yakıt hücreli araçlar gibi alternatif teknolojilerin geliştirilmesi konusunda etkin bir rol üstleniyor. Bu vizyon doğrultusunda Ufuk Avrupa gibi Avrupa Birliği tarafından finanse edilen araştırma projelerinde proje ortağı olarak yer alıyor. 

Ford Otosan, 26 Ekim 2023 itibarıyla TÜBİTAK’ın resmî sitesinde duyurulduğu üzere, Ufuk Avrupa programında 16 projeden toplam 7,27 milyon avro fon almaya hak kazanarak en çok fon alan sanayi şirketleri sıralamasında birinci sırada yer alıyor.