Hong Kong’daki çok uluslu bir şirketin şubesi, dolandırıcıların deepfake teknolojisini kullanarak şirketin mali işler müdürü (CFO) olarak poz verip bir zoom video konferans araması sırasında para transferleri emri vermesi sonucu 25.6 milyon dolar (HK$200 milyon) kaybetti.
Polis, yaptığı açıklamada, video görüşmesinde bulunan herkesin mağdur dışında gerçek kişilerin deepfake kopyaları olduğunun anlaşıldığı bir toplantı sırasında para transferi emrinin verildiğini söyledi ve bu vakayı Hong Kong’da türünün ilk örneği olarak ve aynı zamanda büyük bir miktar paranın da söz konusu olduğu bir olay olarak öne çıktığını belirtti. Ancak, çalışanın veya şirketin kimliğini açıklamadılar.
Dolandırıcıların bu vakada, şirket çalışanlarının kamuoyuna açık video ve diğer görüntülerini inandırıcı toplantı katılımcılarına dönüştürmek için deepfake teknolojisini kullandığı anlaşılıyor.
Söz konusu çalışan, mesajı Ocak ayında şirketin Birleşik Krallık merkezli CFO’sundan geldiği iddia edildiğinde şüphelenmiş ve ilk başta bunu bir phishing e-postası olarak reddetmişti. Ancak, gizli bir işlem ihtiyacı hakkındaki konuşmalar devam etti. Çalışan, bir video görüşmesinin ardından, katılımcıların bazılarını tanıdığı ve diğerlerinin de meslektaşları gibi görünüp ses çıkardığı için şüphelerini bir kenara bıraktı.
Polis yetkilisi ayrıca, dolandırıcıların kurbanın kendini tanıtmasını istediğini ancak toplantı sırasında kişiyle gerçekten etkileşime girmediğini söyledi. Ek olarak, zoom ekranındaki sahte deepfake görüntüler genellikle arama aniden sona ermeden önce emirler verdi.
Ardından çalışan, talimatları takip ederek 25.6 milyon doları beş Hong Kong banka hesabına toplam 15 transfer yaparak ödeme yaptı.
Tüm olay, ilgili çalışanın şirketin genel merkeziyle iletişime geçmeden önce bir hafta sürdü.
Polis bu olayla ilgili olarak şu ana kadar altı kişiyi tutukladığını söyledi. Ayrıca, dolandırıcılıklarda kullanılan sekiz çalıntı Hong Kong kimlik kartı da ortaya çıktı. Polise göre, geçen yıl Temmuz ve Eylül ayları arasında, kimlik kartlarında resmedilen kişileri taklit ederek yüz tanıma programlarını 90 kredi başvurusu ve 54 banka hesabı kaydı yapmaya kandırmak için AI deepfake’lerin kullanıldığı en az 20 vaka gerçekleşti.
En az üç yıldır piyasada olan ancak teknolojisi hakkında neredeyse sıfır kamu duyurusu yapan bir girişim olan Interlune, 15,5 milyon dolar yeni fon topladı ve 2 milyon doları daha kapatmayı hedefliyor. Interlune’un bir temsilcisi bu hikaye hakkında yorum yapmayı reddetti.
Bu, şirketin 2022’deki 1,85 milyon dolarlık tohum turundan bu yana herhangi bir finansmanı kapattığını gösteren ilk halka açık gösterge.
Çoğu bilgi, Interlune CTO Gary Lai’nin geçen Ekim ayında Seattle’daki Museum of Flight’ta yaptığı bir konuşmada bildirildiği üzere GeekWire tarafından raporlandı: “Amacımız, Ay’dan doğal kaynakları toplayan ve bunları Dünya’da kullanacak ilk şirket olmak,” dediği iddia edildi. “Bu kaynakları etkili, maliyet etkin ve sorumlu bir şekilde çıkarmak için tamamen yeni bir yaklaşım geliştiriyoruz. Gerçek hedef, sürdürülebilir bir uzay ekonomisi yaratmaktır.“
Lai, uzay taşıma sistemleri dahil olmak üzere Blue Origin’de 20 yıllık bir süreyi kapsayan bir kariyere sahip bir uzay mühendisi. Burada nihayetinde uzay araçları ve Ay araçları da dahil olmak üzere uzay taşıma sistemlerinin baş mimarı oldu. Interlune’un liderliğini ise Rob Meyerson üstleniyor, kendisi 15 yıl boyunca Blue Origin’de başkanlık yapmış bir uzay endüstrisi yöneticisidir. Meyerson aynı zamanda Axiom Space, Starfish Space, Hermeus ve Hadrian Automation gibi tanınmış donanım startup’larına yatırım yapan üretken bir melek yatırımcı.
ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na yapılan başvuruda avukat H. Indra Hornsby de şirket yöneticisi olarak listeleniyor. Hornsby daha önce BlackSky ve Spaceflight Industries’de genel danışman olarak görev yaptı ve aynı zamanda Rocket Lab’da yönetici başkan yardımcısı olarak çalıştı.
Interlune’nin teknolojisi hakkında bilinen diğer az şey, geçen yıl Ulusal Bilim Vakfı’ndan kazandığı küçük bir SBIR’ın özetinden geliyor.
Özette, “Ham ay regolitinin parçacık boyutuna göre birden fazla akışa ayrılmasına olanak tanıyan teknoloji, ay oksijen çıkarma sistemleri, ay 3 boyutlu yazıcıları ve diğer uygulamalar için uygun hammaddeler sağlayacak.” diyor.
Giderek artan sayıda uzay girişimi, yerinde kaynak kullanımı (ISRU) olarak bilinen şeye veya uzay kaynaklarını toplayıp değerli mallara dönüştürmeye odaklanıyor. Bunun büyük bir kısmı, NASA’nın Artemis programı aracılığıyla ayda uzun vadeli bir insan karakolu inşa etme önceliğinden kaynaklanıyor: Ajans, uzayda daha uzun süreli kalışların yerel olarak malzeme üretme yeteneğini gerektireceğini kabul ediyor.
Ancak ISRU teknolojisini ticarileştirmeye çalışanlar sadece yeni kurulan şirketler değil; Geçen yıl Blue Origin, kimyasal olarak ay regolitiyle aynı olan bir malzemeden güneş pilleri ve iletim kabloları yaptığını duyurdu.
Blue Origin, Şubat 2023’te teknolojiye ilişkin duyurusunda şunları söyledi: “Ay’da ve Mars’ta karadan geçinmeyi öğrenmek, ISRU topluluğu genelinde kapsamlı bir işbirliği gerektirecektir.” Bu ifade Interlune’un özetinde de tekrarlanıyor: “Ay’ın kaynaklarının kullanımı, oradaki misyonların ‘karadan geçinmelerini’ sağlayacak yıkıcı bir yetenektir ve bu teknolojinin geliştirilmesini hem devlet kurumları hem de endüstri için önemli kılmaktadır.“
Tesla’nın tehlikeli atıkları yanlış kullandığı yönündeki iddialar, şirketin Kaliforniya tesislerinde sistematik bir başarısızlığa işaret ediyor. Bu basit bir kaza ya da tek seferlik bir olay değildi.
Bu hafta en az 25 ilçe Tesla’ya tehlikeli atıkları yasa dışı olarak imha ettiği iddiasıyla dava açtı. Birkaç gün içinde Elon Musk liderliğindeki şirket, şirketin dikkatli kullanılması gereken malzemeleri “kasıtlı” ve “ihmalkar” imha ettiğini belirten davayı sonuçlandırmak için 1,5 milyon dolar ödemeyi kabul etti.
Atık yönetimi uzmanları Tesla gibi büyük bir şirketin bunu daha iyi bilmesi gerektiğini söylüyor. Kaliforniya’da karşılaştığı sorunların yanı sıra şirket, tehlikeli atıkların işlenmesine ilişkin federal düzenlemelere aykırı davranmış bile olabilir.
Kaliforniya eyaletleri Tesla’yı, tehlikeli atıkları, malzemeleri kabul etmeye fiilen yetkili olmayan yerlere atarak veya “bertarafına neden olarak” eyalet sağlık ve güvenlik yasalarını ihlal etmekle suçluyor. Dava, şirketin bir kısmını çöp bidonlarına veya sıkıştırıcılara attığını iddia ediyor; atık, tehlikeli maddelerin alınmasına izin verilmeyen bir çöp sahasına atılabilir. Ayrıca Tesla’nın tesislerinde üretilen atığın tehlikeli olup olmadığını “belirleyemediğini“, tesislerinde tehlikeli atıkları “düzgün şekilde işaretleyemediğini, etiketleyemediğini ve depolayamadığını” ve kayıt tutma gerekliliklerine uymadığını veya çalışanlarına bu konuda uygun şekilde eğitim vermediğini söylüyor.
Tehlikeli atıklar, çevresel iyileştirme ve kimyasal hijyen konusunda uzman olan Indiana Üniversitesi’nde yardımcı eğitmen Christopher Kohler, “Bu benim kitabımda oldukça berbat bir şey.” diyor. “Bu kurallar ve düzenlemeler neredeyse 50 yıldır yürürlükte ve şimdiye kadar bunu daha iyi biliyor olmalılar.“
Şikayette, Kaliforniya genelinde, kullanılmış yağlama yağları, fren sıvıları, kurşun asit aküleri, aerosoller, antifriz, atık solventler, boya, e-atık ve diğer “kirlenmiş döküntüler” dahil olmak üzere tehlikeli atık üreten 101 tesis belirtiliyor.
Kohler’a göre bunlar oldukça yaygın atık türleri. Bununla birlikte, bu maddelerin yanlış kullanıldığında ortaya çıkarabileceği riskler nedeniyle bunların bertarafı düzenlemeye tabi. Kohler, kurşun ve klorlu solventlerin zehirli, yağların yanıcı ve asitlerin aşındırıcı olduğuna dikkat çekiyor.
San Francisco Bölge Savcılığı’ndaki müfettişler, 2018 yılında Tesla’nın araba servis merkezlerindeki çöp konteynırlarında “gizli incelemeler” başlattı. “Çok sayıda kullanılmış tehlikeli otomotiv bileşeninin (örn. yağlama yağları, fren temizleyicileri, kurşun asit ve diğer piller) yasa dışı olarak imha edildiğini” tespit ettiler. Savcılığın ofisine göre, aerosoller, antifriz, atık solventler ve diğer temizleyiciler, elektronik atıklar, atık boya ve yukarıdakilerle kirlenmiş döküntüler). Bundan sonra diğer bölgelerden araştırmacılar da Tesla’nın çöplerini karıştırmaya başladılar ve benzer “yasadışı imhalar” buldular. Tesla’nın Fremont fabrikasında araştırmacılar ayrıca kaynak sıçraması atığını, atık boya karışım kaplarını ve astarla kirlenmiş mendilleri/döküntüleri yasa dışı bir şekilde çöp kutusuna atılmış buldular.
Arizona State University Çevre Mühendisliği Program Başkanı Treavor Boyer, “Bu yanlış bertarafın nedenleri veya sebepleri hakkında hiçbir fikrim yok. Tehlikeli atık yönetim planında bir aksama gibi görünüyor.” diyor.
Kohler, büyük şirketlerin genellikle bu tür maddelerin tesislerinde nasıl işleneceğine karar verecek bir atık uzmanına sahip olduğunu; Tesla’nın bu konuda eksik olduğunu ve servis merkezlerinde uygun şirket politikalarını ve prosedürlerini uygulamaya koymayı ihmal ettiğini söylüyor.
Örneğin, motorlu taşıtlardaki kurşun asitli aküleri ele alalım; bunlar esasen kurşun ve asitten oluşuyor. Çoğu eyalette bunları çöpe atmak yasa dışı. Çevre Koruma Ajansı’na (EPA) göre, bunlar korozyona uğrayarak kurşunu serbest bırakabilir ve bu kurşun çöplükten kaçarak çevredeki çevreyi ve hatta içme suyu kaynaklarını bile kirletebilir. Sızıntı yapan piller aynı zamanda atık depolama sahalarında, yakma tesislerinde ve aktarma istasyonlarında çalışan işçiler için de risk oluşturabilir. Pillerin yakılması kurşunun havaya karışmasına bile neden olabilir. Kurşun, özellikle çocuklar için tehlikeli olduğu bilinen bir nörotoksin.
Özellikle kurşun asitli akülerin geri dönüştürülmesi gerekiyor ve kurşun yeni akülerde yeniden kullanılabilir. Diğer malzemelerin, yeraltı suyunun içine sızabilecek herhangi bir şeyden korunması amacıyla, tipik bir düzenli depolama sahası olarak iki kat plastik kaplamaya sahip olan bir tehlikeli atık depolama sahasına gönderilmesi gerekebilir. Üstelik malzemelerin tehlikeli atık depolama sahasına gönderilmeden önce işlenmesi ve “tehlikesiz” olma özelliğini göstermesi gerekiyor. Bu tür düzenlemelerin yapılması, daha az riskli atıkların işlenmesinden daha pahalı olabilecek ekstra çalışma gerektirir.
Boyer, Tesla’nın Kaliforniya’da bu tür malzemeleri işlemesine gelince, “Durum, tehlikeli atıkların yönetimine ilişkin federal düzenleme olan RCRA’nın ihlali gibi görünüyor.” diye yazıyor. Ancak Kaliforniya yönetmelikleri federal atık düzenlemesinden daha katı.
Tesla’yı yasayı ihlal ettiği için soruşturup incelemediğini ve eğer öyleyse şirketin herhangi bir federal cezayla karşı karşıya kalıp kalamayacağını sormak için EPA’ya ulaşıldı. EPA sözcüsü bir e-postada şunları söyledi: “Devam eden dava nedeniyle EPA bu dava hakkında yorum yapamaz.“
Anlaşma, Tesla’nın yıllık üçüncü taraf atık denetimleri ve çalışanlar için zorunlu eğitim de dahil olmak üzere önlemlere uymak zorunda kalacağı beş yıllık bir ihtiyati tedbiri içeriyor. San Francisco Savcılığı, Tesla’nın soruşturmada “işbirliği yaptığını” ve “savcıların dikkatine sunduğu çevre koruma yasalarına uyumunu geliştirmek için adımlar attığını” söyledi. Sorunlar Tesla’ya bildirildikten sonra, çöpler çöp sahasına getirilmeden önce tüm servis merkezlerinde çöp konteynerlerini tehlikeli atıklara karşı karantinaya almaya ve taramaya başladılar.
2022’de Tesla, Fremont fabrikasındaki Temiz Hava Yasasının ihlali nedeniyle EPA ile yapılan bir anlaşmada 275.000 dolar ödemeyi kabul etti. Tesla ayrıca, 2019 yılında kurumla yapılan anlaşmanın bir parçası olarak, tehlikeli atıkların Fremont fabrikasında gerekli izin olmadan depolanması nedeniyle 31.000 dolar ceza ödemek zorunda kalmıştı.
EPA ayrıca Tesla’nın, tehlikeli atıkların depolandığı ana alanda personelin güvenli bir şekilde hareket etmesi için yeterli koridor alanı sağlamadığını ve sızıntı yapan üç iletim hattı için hava emisyon standartlarını ihlal ettiğini tespit etti. Ayrıca, “contası veya kilitleme mekanizması olmayan” iki adet açık 55 galonluk tehlikeli atık konteyneri tespit edildi ve şirketin, iletim hatlarından veya pompalardan sızan yanıcı boya ve solvent karışımlarını “derhal temizlemede” başarısız olduğu tespit edildi.
Diğer otomobil üreticilerinin tehlikeli atık konusunda berbat bir geçmişi var. GM, 2010 yılında ABD, 14 eyalet ve Saint Regis Mohawk Kabilesi’ne, mülklerindeki tehlikeli atıklar da dahil olmak üzere “çevresel yükümlülükler” nedeniyle 773 milyon dolarlık bir ödeme yapmayı kabul ett.
2022’de New Jersey, Ford’a zehirli boya çamurunu boşalttığı ve “yüzlerce dönümlük toprağı, suyu, sulak alanı” ve Ramapough Lenape Ulusu’nun devlet tarafından tanınan kabile topraklarını kirlettiği için dava açtı.
San Francisco Bölge Savcısı Brooke Jenkins Perşembe günü yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi: “Tesla Inc.’e karşı bugünkü anlaşma, tehlikeli atıkların yanlış yönetilmesi ve yasa dışı bir şekilde bertaraf edilmesi durumunda değerli doğal kaynaklarımızın kirlenmesini önleyerek eyalet genelindeki vatandaşlar için daha temiz bir çevre sağlamaya hizmet ediyor.“.
Apple’ın uzun zamandır üzerinde tartışmalar yaşanan sanal gerçeklik / artırılmış gerçeklik gözlüğü Apple Vision Pro artık piyasada ve 3500 dolarlık yüksek fiyatına rağmen epey ilgi toplamış gibi görünüyor. Apple Vision Pro’nun gerçekten benimsenmesi ve geniş çapta kullanılabilmesi için elbette ona uygun şekilde geliştirilmiş uygulamaların ekosisteminin de genişlemesi gerekiyor. Buna bir süre var henüz, ancak şu anda Apple Vision Pro hangi alanlarda işe yarayabilir ve gerçekten verimli olarak kullanılabilir? İnceliyoruz:
Film seyretmek
Apple Vision Pro, film izlemenin sürükleyici bir yolunu sunuyor. 4K TV’den daha kaliteli görüntü veren lensleri var. Bu, mekansal ses özellikleriyle birlikte, sinemanın burnunuzun ucuna geldiği anlamına geliyor. Kullanıcılar, filmleri istedikleri ortamda, örneğin bir sinemanın içinde veya bir kumsalda izleme gibi bir seçeneğe de sahipler. Apple Vision Pro Apple TV ve Disney aracılığıyla 3D filmleri bile destekliyor.
Video konferans
Apple Vision Pro, Persona adı verilen yeni bir özellikle geliyor. Yaptığı şey, gözlüğü takarken kullanılabilecek yüzünüzün ve el hareketlerinizin doğal bir temsilini oluşturmak. Apple, Persona’nın FaceTime aramalarında ve Persona Virtual Camera’yı destekleyen uygulamalarda kullanılabileceğini söylüyor. Vision Pro ayrıca Zoom ve Microsoft Teams gibi video konferans uygulamalarıyla da geliyor.
Harici ekran
Vision Pro diğer Apple cihazlarıyla uyumlu çalışıyor. Mac için harici ekran olarak kullanılabiliyor. Bu nedenle, Mac ekranını Apple Vision Pro’da kablosuz olarak görüntülemek mümkün ve gözünüzün önüne gelen ekrandaki fare imlecini fare veya trackpad ile kontrol edebiliyorsunuz.
iPad alternatifi
Vision Pro yalnızca diğer cihazlarla birlikte çalışmakla kalmıyor, onların yerini alma potansiyeli de var. VisionOS, iPadOS uygulamalarıyla geriye dönük olarak uyumlu. Bu da iPad’inizde kullandığınız tüm uygulamalara erişilebileceği anlamına geliyor. iPad gibi küçük bir ekrana sıkışıp kalmıyorsunuz ve sanal ekranı hayal edebileceğiniz her boyuta genişletebiliyorsunuz.
Dizüstü bilgisayar alternatifi
Apple’ın uzamsal bilgisayarının küçük ve hafif dizüstü bilgisayarların yerini alacağı da öne sürülüyor. Üretkenlik ve video konferans uygulamalarından oluşan geniş bir kitaplığa sahip olmasının yanı sıra, hareket halindeyken fotoğraf ve videoları düzenlemenize de olanak tanıyor. Vision Pro aynı zamanda daha taşınabilir ve bilgi işlem gücü de oldukça yüksek.
Türkiye’deki Netflix, Disney+, blutv gibi akış servislerinin pazar paylarını izleyen JustWatch yılın her çeyreğinde bir rapor yayınlıyor ve çok tercih edilen platformu açıklıyor. Açıklanan en son rapora göre, BluTV, Disney+’ın 5 katı kadar bir payla pazarın lideri olarak konumunu koruyor. Netflix ise önde gelen streaming platformları Prime Video ve Disney+’in toplamını geçen payıyla ikinci sıraya yerleşiyor.
Bir önceki dönemle karşılaştırıldığında, özellikle liderler arasında pazar paylarında çok büyük bir değişiklik gözlemlenmiyor. Ancak 2023’teki en önemli gelişmeler, her biri geçtiğimiz Aralık ayına göre +%1 artan Prime Video ve Mubi. Pazar payını yüzde 3 kaybeden Disney+ durum böyle devam ederse alt sıralara gerileyecek gibi görünüyor.
JustWatch nedir?
JustWatch 140’tan fazla ülkede 40 milyonu aşkın üyesi bulunan bir streaming rehberi. En önemli streaming platformlarını bir araya getiriyor ve kullanıcıların aradığı filmleri ve dizileri bulmasına ve çevrimiçi olarak nereden izleyeceğini öğrenmesine yardımcı oluyor. 4500 streaming platformundan gelen veriler JustWatch içinde her gün güncelleniyor.
Rusya’nın popüler arama motoru Yandex, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaştan bu yana büyük bir kan kaybı yaşıyor. Yandex’in çatı kuruluşu Hollanda merkezli Yandex NV, Rusya’daki varlıkları hakkında önemli bir karar aldı.
Yandex Rusya varlıkları, 5 milyar dolara satıldı
Yandex NV, bugün önemli bir açıklama yayınladı. Açıklamaya göre şirketin Rusya’daki tüm varlıkları 5 milyar dolar karşılığında Lukoil gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu bir grup Rus yatırımcı tarafından satın alındı.
Yandex’in NASDAQ’taki piyasaya değeri 2021 yılının ekim ayında 82.8 dolara kadar çıkmıştı. Ukrayna savaşıyla birlikte hızlı bir düşüş içine giren şirketin şu anki piyasa değeri 6.8 milyar dolar. Yandex NV Yürütme Kurulu Başkanı John Boynton, satış hamlesini “Bu olağanüstü koşullarda hissedarlarımız, ekiplerimiz ve kullanıcılarımız için mümkün olan en iyi çözümü bulduğumuza inanıyoruz.” diyerek değerlendirdi.
SpaceX, Dragon uzay aracı kapsülü kullanılarak yörüngede yürütülecek “uzayda ve diğer gezegenlerde yaşamı mümkün kılacak olağanüstü bilim ve araştırma fikirleri için” sessizce teklif kabul etmeye başladı.
SpaceX özellikle kondisyona odaklanan araştırma çalışmaları veya “verimlilik ve etkinliği” artıracak çözümler ve uzun süreli uzay uçuşu görevleri sırasında insan sağlığına odaklanan çözümler aradığını söylüyor.
Seçilen araştırma çalışma grupları, SpaceX’in mürettebatlı Dragon görevlerine erişime sahip olacak ve bu da şirketin temel ürünlerinden biri için tamamen yeni bir kullanım senaryosunun önünü açacak.
Şirket, Dragon’u Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) benzer bir yörünge laboratuvarı olarak kullanmayı on yıl öncesine kadar tartışmıştı. Açıkçası, iş durumu yakın zamana kadar mantıklı gelmiyordu. Ancak yörünge araştırmasını platform haline getirerek şirket, müşterilere sunulan ücretler veya diğer koşulların yanı sıra değerli verilere de erişim elde edecek.
Araştırma işbirliği hüküm ve koşullarında SpaceX, kendisinin ve bilimsel araştırmanın arkasındaki kuruluşun, bu bilgilerin SpaceX tarafından ele geçirilip geçirilmediğine bakılmaksızın, yörüngedeki araştırma sırasında kaydedilen tüm veriler ve elde edilen örnekler üzerinde “müştereken sahip” olacağını belirtiyor. Belge ayrıca, SpaceX ve araştırma kurumu tarafından ortaklaşa geliştirilen, yazılımları, buluşları, özel bilgileri ve daha fazlasını kapsayacak şekilde geniş bir şekilde tanımlanan tüm “teknolojinin” ortaklaşa sahiplenileceğini belirtiyor.
Anlaşma aynı zamanda teknolojinin “diğer taraflara hesap vermeden” ortaklaşa sahiplenileceğini belirtiyor; bu, her bir tarafın, diğer tarafa karşı herhangi bir görev veya yükümlülük olmaksızın esasen teknolojiyi ticarileştirebileceği veya lisanslayabileceği anlamına geliyor.
Vela Wood’da uzay hukuku konusunda uzmanlaşmış bir avukat olan Steven Wood, “Her bir taraf, başkalarına lisans verebilir ancak başka kimseye özel bir lisans veremezler çünkü kendilerinin özel hakları yoktur.” dedi. “Bağımsız olarak ticarileşebilirler ve elde edilen geliri karşı tarafla paylaşma görev ve yükümlülükleri yoktur.”
Açık istisnalar bulunmakta: Belge, yalnızca araştırmacıların kendi ekipmanlarını kullanarak geliştirilen herhangi bir teknolojinin yalnızca araştırmacıya ait olduğunu belirtmekte; ancak bu durumda bile veriler ve örnekler açıkça ortak mülkiyette olacak.
Wood, bunların bu bağlamda patentler ve buluşlar için oldukça standart terimler olduğunu açıkladı ve veri ve numune sahipliğinin de sınırların dışında olmadığını paylaştı. Ancak Dragon’un ticarileştirilmesinin SpaceX’e gelirden çok daha fazlasını sağlayacağını ortaya koyuyor.
“Bilincin ışığını genişletmek”
SpaceX CEO’su Elon Musk, şirketin temel hedefi konusunda her zaman açık konuştu: Mars’tan başlayarak insan yaşamını çok gezegenli hale getirmek. Şirket, misyonuna doğru kayda değer bir ilerleme kaydetti; bunun en görünür örneği, derin uzay yolculuğu düşünülerek tasarlanan devasa Starship roketi. SpaceX, Starship’in iki yörünge uçuş testini gerçekleştirdi ve bu ay üçüncüsünü gerçekleştirmeye hazırlanıyor.
Ancak Mars’a gitmek sorunun sadece yarısı. NASA’nın bu ayın başlarında belirttiği gibi Kızıl Gezegene giden astronotlar ciddi fiziksel ve psikolojik risklerle karşı karşıya kalacak. NASA’nın geçen hafta yayınlanan bir teknik incelemede özetlediği gibi; gezegenler arası yolculuğun tehlikeleri arasında yüksek düzeyde radyasyona maruz kalma, farklı yerçekimi ortamlarının fizyolojik etkileri ve izolasyon ve sınırlayıcı ortamlara uzun süreli maruz kalma yer alabilir.
NASA, mikro yerçekiminin insan vücudu üzerindeki etkilerini incelemek için yıllarını harcadı. Ancak ajans, ISS’de altı ay, hatta bir yıl kalan astronotlar ile Mars’a çok yıllık bir gidiş-dönüş yolculuğuna çıkacak astronotlar için risklerin çok farklı olduğu konusunda net.
SpaceX’in hedefleri göz önüne alındığında, şirketin bu riskleri azaltabilecek çözümlere yönelik daha fazla araştırma platformunu oluşturmak ve başarı için Mars’a yönelik kendi misyonunu daha iyi kurmak istemesi mantıklı geliyor.
DECATHLON, Apple Vision Pro’ya yönelik yepyeni ve sürükleyici alışveriş uygulamasıyla müşterilerine son teknoloji ürünü bir deneyim sunmaya kararlı. Uygulama, 2 Şubat’ta Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanıma sunulacak.
Özel ekiplerin aylar süren kurum içi geliştirme çalışmalarının ürünü olan DECATHLON uygulaması, müşterilerin şirketin en son yeniliklerini keşfetmelerini ve en sevdikleri spor ürünlerini satın almalarını sağlamak adına Apple Vision Pro için yeniden tasarlandı. Uygulama Amerika Birleşik Devletleri’nde, kullanıcıların outdoor maceralarına eşlik etmek üzere tasarlanmış outdoor ve bisiklet ürünlerinden oluşan bir seçki sunacak.
Ürünler kişisel ortamda 3 boyutlu olarak görünecek
Apple Vision Pro, sınırsız tuvaliyle sunduğu görsel zenginliği, sorunsuz ve sürükleyici bir alışveriş deneyimine dönüştürüyor. DECATHLON müşterileri bu yeni uygulamayla, göz açıp kapayıncaya kadar yeni DECATHLON ürünlerini, kişisel ortamlarında 3 boyutlu olarak görüntüleyebiliyor. Böylelikle her ürünün hikayesini keşfederek seçmek ve ürünleri satın almak son derece kolay hale geliyor.
DECATHLON, ister ara sıra spor yapsın, ister profesyonel sporcu olsun, sporun büyüsüne kapılan tüm kullanıcılarının alışverişlerinde, her geçen gün daha sürükleyici bir müşteri deneyimine imza atıyor. Müşteriler, Apple Vision Pro gibi yeni platformlara yapılan yatırımlarla, Decathlon’u hem evde hem de mağaza ortamında birçok farklı açıdan deneyimleme fırsatı bulacak. Bu uygulama, DECATHLON müşterilerine vaat edilen yepyeni bir olasılıklar dünyasının ilk örneğini temsil ediyor.
DECATHLON CEO’su Barbara Martin Coppola, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Apple Vision Pro ile müşterilerimize benzersiz ve sürükleyici bir deneyim sunmaktan büyük bir heyecan duyuyoruz. Bu uygulama, dünyanın dört bir yanında görev alan ekip arkadaşlarımızın tasarım ve teknolojiye olan inanılmaz bağlılığının önemli bir örneği. Bu uygulamayla, modern spor dünyasında yeniliklere imza atma taahhüdümüzü de bir adım ileri taşımış oluyoruz. Kullanıcılarımızın spor deneyimine eşlik eden bu yenilikçi ve heyecan verici katkılar, gelecekteki olağanüstü gelişmelere de ışık tutacak.”
Foxconn Yönetim Kurulu Başkanı Liu Young-way Pazar günü yaptığı açıklamada, Japon elektronik üreticisi Sharp Corp.’taki %34 hissesiyle ilgili bir değer kaybından söz ederek, “İlk çeyrekte oldukça büyük bir kayıp yaşamamıza rağmen geçen yıl oldukça iyi bir performans sergiledik.” dedi.
Liu, şirketin Taipei’deki yıllık çalışan partisinin oturum aralarında gazetecilere verdiği demeçte, “Bu yılın görünümüne gelince, geçen yıla göre biraz daha iyi olabileceğini düşünüyorum.” dedi.
Foxconn Kasım ayında 2024 için “nispeten muhafazakar ve tarafsız” bir görünüme sahip olduğunu söyledi.
Yapay zeka (AI) sunucularına olan talebin “elbette” iyi olacağını, ancak jeopolitik sorunlar göz önüne alındığında küresel ekonomik belirsizliğin tüketici ürünleri talebini etkileyeceğini ekledi.
Perşembe günü Apple, iPhone satışlarında bir düşüş öngördü ve Çin işinin darbe alması nedeniyle genel gelirin Wall Street beklentilerinin 6 milyar dolar altında olmasını hedefledi.
Sonuçlar, bazı analistlerin; şirketin imza ürününün, tüketicilerin Çin yapımı bir çiple çalışan telefonlar satın aldığı kilit Asya pazarında zemin kaybettiği yönündeki endişelerini doğruladı.
Liu, güçlü talebe rağmen sunuculara yönelik çip üretim kapasitesinin sınırlı olduğunu söyledi ve “Talebi karşılamak söz konusu olduğunda belki de yeni fabrikaların açılması gerekebilir.” diye ekledi.
Resmi adı Hon Hai Precision Industry Co Ltd olan Foxconn, gelecek ay dördüncü çeyrek kazançlarını açıklayacak ve bu yılın görünümünü de güncelleyecek. Pazartesi günü Ocak ayı satış verilerini yayınlayacak.
Foxconn’un hisseleri bu yıl şu ana kadar yüzde 2,4 oranında değer kaybederken, daha geniş pazardaki yüzde 0,7’lik bir kazanç elde etti.
Günümüzde pek çok alanda olduğu gibi NFT pazarında da siber güvenlik risklerinin artışı öne çıkıyor. Siber sigorta şirketleri, NFT varlıklarının sigortalanması için altyapı ve hukuki süreçleri şekillendirme yolunda ilerliyor. Bununla birlikte, sahte ürünler ve dolandırıcılık gibi faaliyetler için çeşitli sigorta poliçeleri geliştiriliyor. NFT pazarının 2024 yılında da yüzde 50 büyüyeceğini ve sigorta sektöründeki payının da artmaya devam edeceğini öngörülüyor.
Dünyada kullanım alanı gittikçe artan NFT pazarının 2023 yıl sonu itibariyle 200 milyar dolar seviyesine ulaşması bekleniyor. Sanat, spor ve diğer alanlarda kullanımı genişleyerek devam eden NFT alanında pazarın çeşitliliği artarken, beraberinde riskleri de getiriyor. Özellikle hırsızlık ve sahtecilik gibi tehlikeler, siber güvenlik endişelerini artırarak sigorta talebinde yükselişe neden oluyor.
IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, siber sigorta şirketlerinin NFT varlıklarının sigortalanması için altyapı ve hukuki süreçleri şekillendirme yolunda ilerlediklerini belirtirken, sahte ürünler ve dolandırıcılık gibi faaliyetler için çeşitli sigorta poliçeleri geliştirildiğini ifade etti. Murat Çiftçi, “NFT pazarının sanat eserlerinin dijitalleşmesiyle şekilleneceği ve önümüzdeki sene sektördeki düzenlemelerin ve gelişmelerin odak noktası olacağını öngörüyoruz. Yasal düzenlemelerin, NFT’lerin yasal statüsünü belirleme, ticaret düzenlemeleri, siber güvenlik risklerinin azaltılması gibi konularda katkı sağlayarak sektörün daha sağlam büyümesine destek olmasını bekliyoruz” dedi.
2024 yılında pazar yüzde 50 büyüyecek
2023 yılında NFT pazarında yaşanan büyümenin 2024 yılında da devam edeceğini belirten Murat Çiftçi, şunları söyledi: “2024 yılında NFT’lerin farklı sektörlerde kullanımlarının artmasını ve NFT’lerdeki değer belirsizliğine dair endişelerin azalmasını bekliyoruz. Özellikle sanat, oyun ve spor sektörlerinde NFT kullanımının yaygınlaştığını göreceğiz. Sanatta NFT’ler, dijital sanat eserlerinin sahipliğini ve ticaretini daha kolay ve güvenli hale getirme potansiyeline sahip. Oyunda NFT’ler, oyun içi varlıkların sahipliğini ve ticaretini daha verimli hale getirebilir. Sporda ise NFT’leri spor müsabakalarının biletleri, videoları ve koleksiyon ürünleri gibi farklı şekillerde görüyoruz. NFT’lerin değerlemesi konusunda standartların oluşturulması ve NFT’lerin yasal çerçevesinin belirginleşmesi gibi gelişmelerin yaşanmasını beklyoruz. NFT pazarının 2024 yılında yüzde 50’nin üzerinde bir büyüme kaydedeceğini tahmin ediyoruz.”
ABD’de NFT ile ilgili yasa tasarısı yolda
NFT’lerdeki sahiplik ve değer belirsizliği gibi zorlukların, dijital sanat eserlerinin sigortalanması sürecini karmaşıklaştırdığını belirten Murat Çiftçi, “Ancak, bu zorluklar aşılabilirse, NFT’ler, dijital sanat eserlerinin sigortası için yeni fırsatlar sunabilir. NFT’ler, henüz yasal olarak tam olarak tanımlanmış bir kavram değildir. Bu nedenle, NFT’lere ilişkin yasal düzenlemeler, farklı ülkelerde farklı şekillerde yapılmaktadır. Türkiye’de de NFT’ler, fikri ve sınai haklar kanunu (FSEK) kapsamında değerlendirilmektedir. FSEK’e göre; NFT’ler, bir eserin dijital bir kopyası olarak kabul edilmekte ve NFT sahibine, eserin dijital kopyası üzerinde münhasır olmayan bir kullanım hakkı vermektedir. Dünya genelinde NFT’lere ilişkin yasal düzenlemeler konusunda çalışmalar devam ediyor. ABD’de de, NFT’leri “dijital varlıklar” olarak tanımlayan ve NFT’lerle ilgili işlemleri düzenleyen bir yasa tasarısı hazırlanıyor. Avrupa Birliği’nde ise NFT’lerin “dijital varlıklar” olarak tanımlanmasını ve NFT’lerle ilgili işlemleri düzenleyen bir düzenleme üzerinde çalışılıyor” diye konuştu.
Siber sigorta ile NFT daha güvenli hale getirilebilir
Murat Çiftçi, “NFT’lerin yaygınlaşması, yeni risklerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Siber saldırılara karşı NFT’lerin savunmasız olmaları, riskleri artırabilir. Bu durum, sigorta şirketlerinin NFT sigortası ürünlerini oluştururken bu riskleri dikkate almasını gerektiriyor. NFT’lerin ve blok zinciri teknolojisinin ilerlemesiyle, sanat eserleri sigortasında yeni teknolojilerin kullanımı daha yaygın hale gelecektir. Örneğin, blok zinciri teknolojisi, eserlerin sahipliğini ve değerini güvenli bir şekilde doğrulamak için kullanılabilir; bu da sigorta süreçlerini daha etkin hale getirecektir. Sonuç olarak, sanat sigortası sektöründe ilerleyen dönemlerde NFT sigortası, yeni risklerin ve teknolojik yeniliklerin öne çıkacağı bir alan olabilir. Bu gelişmeler, sanat eserlerinin daha güvenli bir şekilde korunmasına ve sanat koleksiyoncularının rahatça işlem yapmasına olanak sağlayabilir” dedi.
Birleşik Krallık’ın muhtemelen en lüks işyeri Buckingham Sarayı’nın siber güvenlik kadrosuna iki kişi alınacak! Kraliyet Ailesi, siber riski azaltmak ve siber saldırılara karşı dayanıklılık oluşturmak için çalışan bir siber güvenlik yöneticisi ve bir bilgi güvenliği, gizlilik ve kayıt yöneticisi için ilan verdi.
Her iki işin konumu Privy Purse ve Sayman Ofisinde olacak ve kraliyet mağazalarındaki çalışan indirimleri de dahil olmak üzere çok çeşitli avantajlar sunuluyor. Verilen siber güvenlik yöneticisi iş ilanında “Sistemlerimizi geliştirirken becerilerinizi de artıracaksınız” yazıyor. “Monarşi’nin arkasındaki profesyonel kadronun bir parçası olacaksınız. Buckingham Sarayı ortamında çalışmayı olağanüstü kılan da budur.”
Buckingham Sarayı iş ilanında haftada 37,5 saat çalışma karşılığı 75.000 sterlin ödeneceği yazıyor. Sarayın siber risk yönetimi stratejisini geliştirecek ve siber güvenlik altyapısı oluşturulacak. Aynı zamanda altyapı mimarisini yöneten ekiple de iş birliği içinde güvenlik tasarımı gerçekleştirilecek.
Göreve seçilenler, Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC) ile birlikte çalışarak, daha geniş dijital hizmetler ekibinin becerilerini geliştirmek ve tüm çalışanları en iyi güvenlik uygulamaları açısından tetikte tutmak için de çalışacak.
Kraliyet ailesi, “siber güvenlik rolünde önemli deneyime sahip, bilgi güvenliği çerçeveleri konusunda bilgi sahibi ve bir siber işlevi yönetme ve tercihen Birleşik Krallık HMG bünyesinde kurumsal düzeyde bir güvenlik stratejisi yürütme konusunda kanıtlanmış bir yeteneğe sahip” güçlü bir performans geçmişi arıyor.
Daha önce saldırıya uğramıştı
Kraliyet Hanesi elbette oldukça yüksek profilli bir hedef ve herhangi bir ihlal utanç verici olduğu kadar tehlikeli de olabiliyor.
Geçtiğimiz Ekim ayında Kraliyet Ailesi’nin web sitesi, bir DDoS saldırısı nedeniyle bir buçuk saatliğine kapandı. Saray, hiçbir sistemin tehlikeye atılmadığını veya herhangi bir verinin ihlal edilmediğini söyledi. Sorumluluğu Rusya yanlısı hacktivist grup KillNet üstlenmişti.
Girişimcilik ve profesyonel ağ kurma konusunda öncü kuruluşlar Co-Founder Academy, Empathos Academy ve IT Governance Türkiye, Co-Founder.Work 4. Levent lokasyonunda Synergia desteğiyle gerçekleştirilecek olan Networking Day etkinliğine ev sahipliği yapmaktan gurur duyar. 15 Şubat tarihinde, 18:30-21:30 saatleri arasında düzenlenecek olan bu özel etkinlik, iş dünyasındaki profesyonelleri ve girişimcileri bir araya getiriyor.
Networking Day, katılımcıların yeni iş bağlantıları kurmaları, fikir alışverişinde bulunmaları ve potansiyel iş fırsatlarını değerlendirmeleri için benzersiz bir platform sunuyor. Farklı sektörlerden gelen profesyonellerle tanışma ve ağlarını genişletme fırsatı bulacak olan katılımcılar, iş dünyasının dinamikleri hakkında değerli bilgiler edinecekler.
Bu etkinlik, yenilikçi fikirlerin paylaşıldığı, iş birliklerinin doğduğu ve sektördeki son gelişmelerin takip edilebildiği bir ortam sağlayarak, katılımcılarına iş dünyasında bir adım öne geçme fırsatı sunuyor. Yapılacak röportajlar ve çekimler ile etkinliğin unutulmaz anları kayıt altına alınacak, katılımcıların tecrübelerini daha geniş bir kitle ile paylaşmalarına olanak tanınacak.
Etkinliğin amacı, katılımcılara sadece kartvizit değişimiyle sınırlı kalmayan, gerçek ve anlamlı iş ilişkileri kurma imkanı sağlamaktır. Networking Day, iş dünyasında sürdürülebilir başarı için gerekli olan yenilikçi düşünceyi ve iş birliğini teşvik ederken, katılımcıların kariyerlerinde yeni ufuklar açmasına yardımcı olacak.
Katılım için formu doldurmanız ve bizimle bu benzersiz deneyimi paylaşmanız yeterli. Etkinlik hakkında daha fazla bilgi için sosyal medya hesaplarımızı takip edin ve bu özel günü kaçırmayın. Siz de iş dünyasındaki gelişmeleri yakından takip etmek, sektördeki yenilikleri öğrenmek ve yeni iş bağlantıları kurmak istiyorsanız, Networking Day’e katılarak ağınızı genişletin ve iş fırsatlarınızı artırın.
Havaş’ın üst yönetiminde görev değişikliği oldu. TAV Havalimanları’nın işlettiği Medine Havalimanı’nda Finans ve Muhasebe Direktörü olarak görevini sürdüren Şafak Özbay, 1 Şubat 2024 tarihi itibarıyla Havaş Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı.
Havaş Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı Şafak Özbay
İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü’nde 2007 yılında yüksek lisansını tamamlayan Şafak Özbay, sektöre 2008 yılında adım attı. TAV Havalimanları’nda Finansal Raporlama Kıdemli Uzmanı olarak göreve başlayan Özbay, 2013’ten itibaren çeşitli yönetici pozisyonlarında görev aldı. 2018’den bu yana Medine Havalimanı (TIBAH) Finans ve Muhasebe Direktörlüğü görevini başarıyla yürüten Özbay, 1 Şubat 2024 itibarıyla Havaş’ta mali işlerden sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevine atandı.
Havaş hakkında
Merkezi İstanbul’da bulunan Türkiye’nin güvenilir yer hizmetleri markası Havaş; Türkiye’de 30 havalimanında, Letonya’da Riga ve Hırvatistan’da Zagreb Havalimanı’nda hizmet sunuyor. Şirket; iştirakleri ile birlikte yılda 560 binden fazla uçuşa hizmet sağlıyor ve yaklaşık 1.3 milyon ton kargo ile 100 milyondan fazla bagaj taşıyarak yılda 160 milyonun üzerinde yolcuya hizmet sunuyor. Airport Service Association (ASA) ile IATA Ground Handling Council (IGHC) üyesi olan ve ISAGO sertifikası bulunan Havaş, İstanbul, Antalya, Ankara ve İzmir havalimanlarında antrepo hizmeti veriyor. Şirket; yer hizmetleri, kargo ve antrepo hizmetlerinin yanı sıra havalimanı ve şehir merkezi arasında yolcu taşımacılığı da gerçekleştiriyor.
Hibrit ameliyathaneler hem hasta hem doktor için daha az travma, daha küçük kesi, daha kısa süreli operasyon, daha az kan kaybı, daha az komplikasyon, daha az yatış, daha az maliyet gibi çok önemli avantajlar anlamına geliyor. Beyin, omurilik ve omurga cerrahisinde hibrit ameliyathaneler pek çok hastalık grubu ve travma cerrahisi için kullanılıyor. Anevrizma (baloncuk), Arteriovenöz malformasyon (AVM) gibi beyin veya omurilikteki damar hastalıklarının nörovasküler cerrahisi, beyin tümörü veya fonksiyonel stereotaktik cerrahi ve spinal implantasyon cerrahisi bunlardan bazıları.
O-ARM CT (0-Kollu Tomografi)
Yeni nesil görüntüleme sistemi olan mobil tomografi cihazı ile ameliyat sırasında bilgisayarlı tomografi çekilebiliyor. Bu teknoloji ile hem beyin hem de omurga-omurilik cerrahisinde 2 veya 3 boyutlu olarak ameliyat anında görüntüleme yapılabiliyor. Üstelik 360 derece açıyla üç boyutlu olarak 13 saniye gibi kısa bir sürede. Sistemin robotik pozisyonlama özelliği de var. Bu sayede cihaz ameliyathanede çok hızlı bir şekilde hasta masasına yanaştırılıp tomografi çekilebiliyor. Tek seferde görüntü aldığı için diğer standart tomografi cihazlarına göre üçte bir oranında daha az radyasyon ile aynı görüntü kalitesinde imajlar ameliyat boyunca izlenebiliyor.
En çok kullanıldığı alanlar
• Yaşlılığa bağlı omurga şekil bozukluklarında
• Omurilik kanalındaki basılarda
• Omurga tümörlerinde
• Çocukluk çağı ve gençlik dönemi omurga eğriliklerinde
• Omurganın bazı gelişimsel hastalıklarında
• Travmaya bağlı kırılma ve çıkmalarda vidalama (platin yerleştirme)
3-boyutlu tomografi görüntüsü alabilen O-Arm teknolojisiyle gerçekleştirilen omurgaya vidalama ameliyatlarında başarı oranı artarken, hata payı da sıfırlanıyor. Ayrıca O- Arm CT cihazı ile uyumlu çalışan ve tüm hedefleri ileri derecede hassasiyetle gösterebilen nöronavigasyon sistem aynı anda kullanılarak ameliyat başarı şansı daha da artırılabiliyor. 1-2 mm hassasiyetle omurilik ve sinir köklerindeki yaralanma riski neredeyse yok edilerek, daha güvenli bir ameliyat gerçekleştiriliyor. O- Arm CT sistemi sayesinde, ameliyatın son aşamasında steril şartlarda tomografi çekilerek hastanın tekrar ameliyat edilmesini gerektiren istenmeyen durumlar en aza indirilmiş oluyor. Hasta kısa sürede ayağa kalkıyor ve hızlıca taburcu oluyor.
O-Arm cihazı ile gerçekleştirilen omurga vidalama ameliyatlarını avantajlarını
• Her aşamada cerraha kritik bilgi verir, ameliyatın tekrarlanma riski azaltılmış olur.
• Hasta daha az radyasyon alır.
• Daha küçük ameliyat kesisiyle, hastaya hızlı iyileşme imkanı sağlar ve kanama azalır.
• Sistem kompleks ameliyatların taşıdığı büyük riskleri en aza indirir.
• Enfeksiyon riskinin azalmasını sağlar. Vidaya bağlı felç riski en düşük orana iner.
Nöro-Navigasyon Sistemi
Beyin içinde veya omurilik cerrahisinde gidilecek bir hedef için GPS teknolojisine benzeyen bir sistemle koordinatları hesaplıyor ve cerrahın 3-boyutlu taranmış imajları görmesini sağlıyor. “Nöronavigasyon” ile beyin cerrahisinde hedeflenen lezyona büyük bir doğruluk derecesiyle (1 mm’den düşük hassasiyetle) yaklaşılıyor. Bu da sağlıklı dokuda oluşabilecek zararı en aza indiriyor. Ameliyat öncesinde hastanın MR ve/veya CT’si çekiliyor ve navigasyon cihazına aktarılıyor. Böylece ameliyatta gerçek zamanlı navigasyonla hastanın beynindeki ve omurgasındaki çeşitli risk bölgeleri görülerek planlama yapılıyor.
Küçük ve derin yerleşimli tümör ve benzeri tüm durumlarda sadece küçük bir giriş deliği yardımıyla stereotaksik biyopsi yapılabiliyor. Yani ince bir iğne ile direkt o bölgeye milimetrik olarak ulaşılıp doku örneği alınıyor. Ve tabii alınan bu doku örneğinin patolojik incelemesi sonucunda hastanın hangi tedavi yöntemi ile tedavi edileceği belirleniyor.
Avantajları
• Hassas anatomi üzerinde kusursuz ilerleyerek kritik yapılardan uzak durur.
• Ameliyat daha minimal invazif sınırlarda yapılır (Küçük ameliyat kesisiyle ameliyat süresi kısalıyor).
• Hastanın sağlıklı anatomisini bozmayarak daha güvenli ameliyat imkanı sağlar.
Yeni Nesil Floresan Filtreli Mikroskop
Yeni nesil mikroskoplarla, özel ışık filtreleri kullanılarak, örneğin floresan ile boyanmış tümör dokusu normal sinir dokusundan kolaylıkla ayırt edilebiliyor. Dolayısıyla, nöronavigasyonla birleşen özel ameliyat mikroskobu sayesinde daha küçük bir kesi ile tümörün en az hatayla maksimum düzeyde çıkarılması sağlanıyor. Bu sistem tümör ameliyatları dışında, beyin damar hastalıklarının ameliyatlarında da kullanılıyor.
Örneğin, ameliyat sırasında hastaya damardan verilen özel madde sayesinde mikroskobun filtresi ayarlanarak, beynin damarları görülebiliyor, yani beyin damar anjiyografisi yapılabiliyor. Bu sayede ameliyat bitmeden beynin damarsal ağı izlenmiş oluyor. Bu da beyin damar bozukluklarının daha güvenli bir şekilde cerrahi yöntemle tedavi edilme şansını yükseltiyor.
Intraoperatif Nöromonitörizasyon
Beyin tümörü ve omurga ameliyatlarına bağlı olarak sinirlerde gelişebilecek hasarı (felç riskini) en aza indirmek için, ameliyat sırasında hastanın saçlı derisine, kaslar üzerine yerleştirilen elektrotlar sayesinde elektrik uyarıları verilerek beyin, omurilik, sinir kökleri ve refleks yolların monitörde sürekli izlenmesini sağlayan sistemdir. Ameliyat boyunca nöroloji uzmanı tarafından takip edilen değerlerde bir değişiklik olduğunda sistem cerrahı uyarır. Böylece hastada geri dönüşümsüz bir hasar (felç gibi) gelişmesi önlenerek yaşam kalitesinin düşmesi engellenmiş olur. Hasta kısa sürede ev ve iş hayatına geri dönebilir.
StartGate, dünyanın en büyük oyun geliştirme etkinliği Global Gam Jam’in (GGJ) bu yılki adreslerinden biri oldu. StartGate Global Game Jam’24 kapsamında bir araya gelen 16 takım, 48 saat boyunca yaratıcılıklarının sınırlarını zorladı. “Beni Güldür” GGJ global temasında ve StartGate’in, JCI iş birliğinde organize ettiği “Nitelikli Eğitim” temalı alt yarışma kategorisinde oyunlar üretildi. StartGate’in tüm iştirakleri ile her zaman gençlerin ve oyun ekosistemi paydaşlarının yanında olduğuna bir kez daha vurgu yapan StartGate CEO’su Mustafa Cihat Durmuş, “StartGate; iştirakleri, mentorleri, iş koçları, yatırım yaptığı stüdyoları ve değerli sponsorlarının iş birliğinde eğlenceli, öğretici, yaratıcı, fark ettirici ve cesaret ettiren bir 48 saate ev sahipliği yaptı” dedi.
StartGate’in de ev sahipliği yaptığı dünyanın en büyük oyun geliştirme etkinliği Global Game Jam (GGJ), bu yıl küresel çapta 22-28 Ocak 2024 tarihleri arasında düzenlendi. Oyun ekosistemine katkı sunabilecek yeteneklerin görünür olmasını sağlayan ve katılımcılarının küresel bir topluluğun üyesi olmasına aracı olan GGJ; bu yıl 102 ülkede, 796 merkezde 35 bine yakın oyun geliştiriciyi aynı anda yaratıcılığa davet etti.
14 etkinlik merkezi ile GGJ’24’ün bir parçası olan Türkiye, cesur girişimcilerin bu küresel organizasyonun bir parçası olmasına aracılık etti. İstanbul, Ankara, Balıkesir, İzmir ve Konya’dan 800’den fazla katılımcı tüm yaratıcılıklarını kullanarak 200’den fazla oyun geliştirdi.
Avrupa’nın En Büyük Dijital Oyun ve Oyun Geliştirme Merkezi StartGate; GGJ’24’ün İstanbul’daki adreslerinden biri oldu. 26-28 Ocak’ta Maslak’taki StartGate Campus’te düzenlenen ‘StartGate Global Game Jam’24’e 150’den fazla başvuru oldu. Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve farklı yaş kategorilerinden 80 davetlinin katıldığı StartGate merkezli GGJ’de 16 takım; GGJ’nin belirlediği “Beni Güldür” ana temasında yaratıcılıklarının sınırlarını zorladı. StartGate ayrıca, JCI (Genç Liderler ve Girişimciler Derneği) ile beraber Birleşmiş Milletler 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’ndan biri olan “Nitelikli Eğitim” temasıyla bir rekabet alanı daha oluşturdu. “Nitelikli Eğitim” temalı jam’de öne çıkan ve takdir edilen oyunlar, GGJ tarafından da takdir edildi.
StartGate’in; iştirakleri AcademyGate, IdeaGate, TalentUpGate ve yatırım yaptığı stüdyolar, partnerleri, mentorları, iş koçları ve sponsorlarının katkısıyla farklı etkinlikler, atölyeler ve her türlü ihtiyaç ve donanım ile desteklediği 48 saatin sonunda ortaya çıkan oyunlardan yedisi GGJ StartGate’24 jürisi tarafından “takdir ödülü”ne layık görüldü.
StartGate 7/24 yaşayan bir ekosistem
StartGate’in tüm iştirakleri ile her zaman gençlerin ve oyun ekosistemi paydaşlarının yanında olduğuna bir kez daha vurgu yapan StartGate CEO’su Mustafa Cihat Durmuş, “GGJ dünyanın en büyük oyun geliştirme etkinliği ve bu etkinliğin bir parçası olmaktan mutluluk duyduk. Global Game Jam’in, bir topluluğun parçası olma ve yetenekleri görünür kılma misyonuna paralel bir anlayışa sahip olan StartGate; iştirakleri, mentorleri, iş koçları, yatırım yaptığı stüdyoları ve değerli sponsorlarının iş birliğinde eğlenceli, öğretici, yaratıcı, fark ettirici ve cesaret ettiren bir 48 saate ev sahipliği yaptı. GGJ, felsefesi itibarıyla kaybedenin olmadığı bir organizasyon. Biz de GGJ kapsamında gerçekleştirdiğimiz etkinlikler, alt tema ve eğitimlerle bu felsefeyi daha da derinleştirdik ve herkesin birbirinden öğrendiği bir ortam hazırladık. Sürdürülebilir bağlar oluşturduk. StartGate; kampüsü, iştirak şirketleri, ulusal ve uluslararası iş birlikçileri ve 7/24 yaşayan bir girişimcilik merkezinden öte bir ekosistem. Bu tür organizasyonların bir parçası olmak, bu ekosistemi büyütmek adına attığımız bir adım” dedi.
Teknoloji devi Apple, dünya genelinde heyecan yaratan bir gelişmeyi duyurarak, CEO Tim Cook liderliğinde kendi üretken yapay zekasını (AI) kullanıcılara sunma hazırlıklarını sürdürüyor. Şirket, geleceği şekillendirecek teknolojilere odaklanmaya devam edeceğini belirten Cook’un ifadeleriyle, yapay zeka alanındaki çalışmaların detaylarını merakla bekleyen kullanıcılarına sunma aşamasına geldi.
ABD merkezli teknoloji devi, yapay zeka alanındaki yatırımlarını büyüterek, kullanıcılara özel içerik oluşturma yeteneklerine sahip bir yapay zeka modelini 2024 yılında piyasaya sunmayı planlıyor. Tim Cook, düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmada, şirketin bu alandaki projelere büyük bir zaman ve çaba harcadığını vurgulayarak, detayları önümüzdeki aylarda paylaşacaklarını belirtti.
Cook, yapay zeka konusundaki detaylara dair daha spesifik bilgiler vermekten kaçındı, ancak muhtemelen bu heyecan verici duyurunun, Eylül 2024’te tanıtılacak olan mobil işletim sistemi iOS 18‘in yeni bir sürümüyle birleşeceği tahmin ediliyor. Sızan bilgiler arasında yer alan bilgilere göre, iOS 18 güncellemesi, iPhone tarihindeki en kapsamlı güncelleme olacak.
Bu büyük adım, Apple’ın teknoloji dünyasındaki liderliğini pekiştirmesine yönelik önemli bir çaba olarak nitelendirilebilir. Şirketin yapay zeka yetenekleri, kullanıcılara daha kişiselleştirilmiş ve etkileşimli deneyimler sunma potansiyeli taşıyor. Bu hamle aynı zamanda, rekabetin giderek arttığı yapay zeka sektöründe Apple’ın kendine özgü bir konum edinme çabasını yansıtıyor.
Apple‘ın yapay zeka hamlesi, teknoloji dünyasında heyecan yaratırken, iOS 18 güncellemesiyle birlikte kullanıcılara sunulacak olan yeni özelliklerle birlikte şirketin inovasyon yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olabilir. Detaylar, şirketin belirttiği gibi, bu yılın sonlarına doğru merakla bekleniyor. Kullanıcılar, Apple’ın geleceği şekillendiren bu teknolojik adımını takip etmek için sabırsızlıkla bekliyor.
Sosyal medya devi Meta, yapay zeka (YZ) hizmetlerine olan talebin artmasıyla birlikte donanım bağımsızlığını sağlamak amacıyla kendi özel çiplerini kullanmaya hazırlanıyor. Şirket, yeni çipin bu yıl veri merkezlerinde kullanılmasını planlıyor.
Facebook’un sahibi olan Meta, geçen yıl duyurduğu şirket içi silikon hattının ikinci nesli olan çipiyle, Nvidia çiplerine olan bağımlılığını azaltmayı ve YZ ürünlerini rekabetçi bir şekilde piyasaya sürmeyi hedefliyor. Bu adım aynı zamanda YZ iş yüklerini çalıştırmanın artan maliyetlerini kontrol etmeye yardımcı olacak.
Dünyanın en büyük sosyal medya şirketi, Facebook, Instagram ve WhatsApp gibi uygulamalarda ve Ray-Ban akıllı gözlükleri gibi donanım cihazlarında kullanılacak olan yeni çipi, bilgi işlem kapasitesini artırmaya yönelik bir çaba olarak değerlendiriyor. Meta, kendi çiplerini tasarlayarak veri merkezlerine entegre etmesiyle yıllık enerji maliyetlerinde önemli tasarruflar ve çip satın alma maliyetlerinde milyarlarca dolarlık avantajlar elde edebilir.
Meta’nın CEO’su Mark Zuckerberg, şirketin Nvidia’dan yaklaşık 350.000 amiral gemisi “H100” işlemcisini edinmeyi planladığını belirtirken, dış alımları da sürdüreceğini vurguladı. Meta’nın toplamda 600.000 H100’e eşdeğer hesaplama kapasitesine ulaşması bekleniyor.
Yeni çip, “Artemis” adıyla anılıyor ve yapay zeka modellerini eğitmek yerine çıkarıma odaklanarak yapay zekanın karar verme sürecine odaklanıyor. Bu çipler, Nvidia H100’lerle birlikte kullanılarak daha kapsamlı bir yapay zeka altyapısı oluşturacak.
Üretken yapay zeka alanında yaşanan yükselişle birlikte Nvidia GPU’larına olan talep artarken, şirketler kendi çiplerini geliştirme yönünde adımlar atmaya devam ediyor. Meta’nın bu hamlesi, şirketin gelecekteki yapay zeka projelerine daha fazla kontrol ve verimlilik sağlama amacını taşıyor.
Apple’ın gelecekteki inovasyon hamleleri hakkında yeni detaylar gün yüzüne çıktı. Uzun süredir konuşulan katlanabilir iPad konseptinin gerçeğe dönüşebileceği belirtiliyor. Söylentilere göre, 2026’da piyasaya sürülecek olan bu yeni model, iPad Mini‘nin yerini alabilir.
Günümüzde birçok üretici katlanabilir modellere odaklanırken, Apple’ın bu pazara farklı bir yaklaşım getirmesi bekleniyor. Söylentilere göre, ilk katlanabilir iPad modeli, 7 ila 8 inç arasında değişen bir ekran boyutuna sahip olacak. Ancak, henüz resmi bir açıklama yapılmadığı için kesin özellikler net değil.
Geçtiğimiz yıl yeni iPad modellerinin tanıtılmamasının ardından, Apple’ın OLED iPad Pro ve iPad Air 6 modellerini Mart veya Nisan 2026’da tanıtabileceği belirtiliyor. Ancak, iPad Mini’nin durumu hala belirsizliğini koruyor.
The Elec‘e göre, Apple’ın katlanabilir iPad’i için Samsung ve LG ile görüşmeler devam ediyor. Ancak, cihazın tasarım detayları, ultra ince cam, kapak pencereleri ve menteşe tasarımı konusunda henüz kesinleşmiş değil.
Çıkış tarihi ve rekabet:
Katlanabilir iPad’in resmi çıkış tarihi şu an için belirsiz. Ancak, kaynaklar, lansmanın 2026 ile 2027 arasında gerçekleşebileceğini öne sürüyor. Bu yeni modelin yanı sıra, 20 inç ekranlı ve Windows Space’e benzer bir hibrit iPad/MacBook konsepti üzerinde de çalışıldığına dair söylentiler bulunuyor.
Apple’ın, sadece iPad Mini ile rekabet etmek yerine ana akım sürümleri değiştirmeyi planlayıp planlamadığı belirsizliğini koruyor.
Bu gelişmeler, teknoloji tutkunlarını heyecanlandırırken, Apple’ın katlanabilir iPad’iyle pazarda nasıl bir etki yaratacağı ise merak konusu olarak bekleniyor.
Geçen hafta Apple Vision Pro gözlüğün bir değil iki farklı türde Lightning benzeri konnektöre sahip olduğunun açığa çıkması gibi birkaç gizli ipucunu zaten öğrenildi. Ancak artık iFixit, ağırlığına neyin katkıda bulunduğu ve hangi parçaların değiştirilmesinin çok pahalı olabileceği gibi soruların yanıtlarını sunan ilk sökme videosunda çok daha fazlasını gösteriyor.
Pil kablosu ve kayış kolları için Buff Lightning konektörlerinin bağlantısını kesmek oldukça kolay ve yalnızca bir SIM çıkarma aracı gerektiriyor. Bundan sonra, sökme işlemi Apple donanımı için oldukça standart: ısı tabancası, gözetleme, her yerde vidalar, braketler ve konektörler.
iFixit tarafından videoyu tamamlayan blog, EyeSight’ın ayrıntılı bir dökümünü içeriyor; burada bunun tek bir video akışı değil, “gözlerinizin bir grup videosu” olduğu belirtiliyor. Bu, bölünen ve merceksi bir katmandan geçen “çoklu yüz görüntüleri” görüntüleyen OLED paneliyle başlar; bu, görüntüyü tüm alana sığacak şekilde genişletmek için başka bir “benzer merceksi” katmandan geçer ve ardından ikincil bir mercekten geçer. Biraz farklı iki görüntü olarak gözlerinize 3D efekti verir.
Bunların hepsi bir araya geldiğinde, birçok incelemecinin şikayet ettiği; bulanık, loş görüntü, Vision Pro gözlüğün harici ekranında gözleri görmeyi gerçekten zorlaştırıyor.
iFixit CEO’su Kyle Wiens’in bir tweet’inde Vision Pro gözlük ve ekranının dış katmanlar olmadan nasıl göründüğünü görebilirsiniz; bu katmanların kaldırılması aynı zamanda dışarıya monte edilmiş kameraları ve sensörleri de açığa çıkarır.
Video oldukça hızlı bir şekilde girip çıkıyor. Ancak daha fazlası da gelecek; iFixit, kulaklığın bir video için fazla karmaşık olduğunu söylüyor ve “bu tavşan deliğinin ne kadar derine indiğini” gösterecek daha sonraki bir videonun sözünü veriyor.
Teknoloji devi Apple, son modeli olanApple Watch Series 9 ve Apple Watch Ultra 2‘de kullanılan kandaki oksijen izleme özelliğini, sağlık teknolojisi şirketi Masimo‘nun patentini ihlal ettiği gerekçesiyle geçtiğimiz aylarda kaldırmıştı. Bu gelişme, iki şirket arasında hukuki bir çatışmayı beraberinde getirdi. Masimo CEO’su Joe Kiani, önceki açıklamasında, iki tarafın dostane bir uzlaşma sağlamak için görüşmeler yapma niyetinde olduğunu dile getirmişti.
Ancak, Apple CEO’su Tim Cook‘un son açıklamaları, Masimo ile uzlaşma yolunun şu an için mümkün görünmediğini ortaya koydu. Cook, şirketin patent haklarını savunma konusundaki kararlılığını vurgulayarak, “Masimo ile uzlaşma şu aşamada mümkün görünmüyor. Temyize odaklanarak, bu konudaki hukuki süreci sonuna kadar götüreceğiz” dedi.
Cook ayrıca, tüketicilerin yeni bir Apple Watch modeline geçiş yapmak için kandaki oksijen izleme özelliğinden bağımsız olarak bir dizi başka neden bulabileceğine inandığını ifade etti. Bu durum, Apple’ın, rekabetin sert olduğu sağlık teknolojisi pazarında pozisyonunu güçlendirmeye odaklanmasını gösteriyor.
Apple’ın ABD genelinde satışa sunduğu yeni modelleri, kandaki oksijen izleme özelliğini devre dışı bırakmış bir şekilde gönderiliyor. Ancak, şirketin Masimo ile anlaşma sağlamaması halinde önemli bir tazminat ödemesi yapması bekleniyor. Apple’ın, patent ihlali davası sürecinde yaklaşık 100 milyon dolar harcadığı iddiaları da dikkat çekiyor.
Bu gelişmeler, teknoloji dünyasında geniş bir izleyici kitlesi tarafından yakından takip ediliyor. Apple ve Masimo arasındaki hukuki mücadele, patent hakları, inovasyon ve rekabet konularında önemli bir örnek teşkil ediyor ve sektördeki diğer şirketler üzerinde de etkiler yaratabilir.