Teknoloji devi Google, yapay zeka alanındaki liderliğini sürdürmek ve bu alandaki hızla evrilen taleplere cevap vermek adına çığır açan bir adım daha attı. Şirket, son dönemdeki yapay zeka pazarındaki hızlı gelişmelerle birlikte, Gemini adını taşıyan yeni yapay zeka modelini tanıtarak dikkatleri üzerine çekti. Ancak sadece bu da değil, Google aynı zamanda bu modeli destekleyen güçlü bir yapay zeka hızlandırıcısı olan Cloud TPU v5p’yi de duyurdu.
Google’ın yeni yapay zeka hızlandırıcısı, önceki nesil TPU v4’e göre etkileyici geliştirmeler sunuyor. Her bir TPU v5p podu, 8.960 çip içeriyor ve çipler arasındaki bağlantı, her bir çip için 4.800 Gbps gibi devasa bir hızla gerçekleştiriliyor. Bu, büyük dil modeli eğitiminde 2.8 kat daha yüksek hız demek.
Karşılaştırmalar, TPU v5p’ninTPU v4’e göre 2 kat daha fazla FLOPS (saniyedeki kayar nokta işlemi), 3 kat daha fazla bellek kapasitesi, 2.8 kat daha hızlı büyük dil modeli eğitimi, 1.9 kat daha hızlı gömülü model eğitimi ve 2.25 kat daha fazla bant genişliği sunduğunu gösteriyor. Bu, Google’ın yapay zeka uygulamalarında müthiş bir performans artışı elde ettiği anlamına geliyor.
Google, bu gelişmelerle birlikte sadece donanım değil, aynı zamanda yazılım anlamında da önemli adımlar attı. Şirket, AI hiper bilgisayarını geliştirerek, işlem yüküne göre optimize edilebilen bir performans sunma hedefine ulaştı. Bu, modern yapay zeka iş yüklerini en etkin şekilde çalıştırma yeteneği anlamına geliyor.
Yapay zeka alanındaki hızla evrilen rekabet ortamında Google’ın bu hamlesi, Microsoft’un Maia 100’ü ve Amazon’un Trainium2 gibi rakiplerine karşı güçlü bir rekabet avantajı sağlıyor. Şirket, yapay zeka alanında donanım ve yazılım konusundaki liderliğini sürdürmeye yönelik kararlılığını bir kez daha ortaya koyarak, gelecekteki teknoloji trendlerine yön vermeye devam ediyor.
Intel, son sunumunda AMD’nin Ryzen 7000 serisi mobil işlemcilerinin isimlendirme şemasını sert bir dille eleştirerek rekabeti kızıştırdı. Firma, özellikle Ryzen 5 7520U mobil işlemcisine odaklanarak, AMD’yi müşterileri kasıtlı olarak “yanıltmakla” suçladı ve bu durumu “yılan yağı” satışına benzetti.
AMD’nin geçen yıl ortaya koyduğu yeni isimlendirme şeması, model yılını, segmenti ve mimariyi belirtmek üzere üç rakamı içeriyordu. Ancak Intel, bu şemanın kullanıcılar arasında kafa karışıklığına yol açtığını iddia ederek, özellikle Ryzen 5 7520U’nun eski Zen 2 mimarisine sahip olduğunu vurguladı. Intel, sunumunda, “AMD’nin eski mimarisi göz önünde gizleniyor!” ifadesini kullanarak AMD’ye yönelik sert eleştirilerde bulundu.
Ancak, Intel’in bu eleştirilerine rağmen, kendi tarihinde benzer kafa karıştırıcı adlandırmalarla mücadele ettiği hatırlanmalıdır. Örneğin, 2021 yılında Core i9 11900K’nın piyasaya sürülmesiyle birlikte, Intel 10 çekirdek sayısını sekize düşürmüş ve bu da tüketiciler arasında karışıklık yaratmıştı. Ayrıca, uzun bir süre boyunca kullanılan 14nm adlandırma şemaları da tüketicileri şaşırtmıştı.,
Her iki firmanın da adlandırma stratejilerinin karmaşıklığı, tüketicilerin en yeni teknolojiye sahip olduklarından emin olmalarını zorlaştırıyor. Rekabetin kızıştığı bu dönemde, hem Intel hem de AMD’nin isimlendirme konusundaki politikalarının daha şeffaf hale getirilmesi bekleniyor. İki devin bu konudaki yarışı, teknoloji tutkunları ve endüstri analistleri tarafından yakından takip ediliyor.
Almanya’daki iki Bosch tesisindeki ilk projelerde, üretken yapay zeka, optik denetim için yapay zeka çözümleri geliştirmek ve ölçeklendirmek ve mevcut yapay zeka modellerini optimize etmek amacıyla yapay görüntüler oluşturuyor. Bosch, bunun yapay zeka uygulamalarının planlanması ve devreye alınması için gereken süreyi mevcut altı ila on iki aydan sadece birkaç haftaya indirmeyi hedefliyor. Başarılı bir pilot uygulamanın ardından, sentetik veri üretmeye yönelik bu servis tüm Bosch tesislerine sunulacak.
Bosch Yönetim Kurulu Başkanı Stefan Hartung, “Tüm Bosch tesislerinin neredeyse yarısı üretim operasyonlarında halihazırda yapay zeka kullanıyor. Üretken yapay zekanın yardımıyla sadece mevcut yapay zeka çözümlerini geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda bu geleceğin teknolojisinin küresel üretim ağımızda en iyi şekilde kullanılmasının temellerini atıyoruz.” dedi.
Bu hamlenin sağlam ekonomik nedenleri var: tesisin büyüklüğüne ve üretim türüne bağlı olarak yapay zeka, verimlilik artışları ve yıllık ve tesis başına altı ila yedi rakamlı maliyet tasarrufları elde etmek için kullanılabilir. Hartung, “Yapay zeka inovasyon için mükemmel bir potansiyele sahip ve insan işini daha da üretken hale getirebilir. Bir üretim şirketi, köklü bir fabrika donanımcısı ve Endüstri 4.0 trend belirleyicisi olarak Bosch, endüstriyel yapay zekanın geliştirilmesi ve uygulanmasında öncü bir rol oynamayı hedefliyor.” dedi.
Yapay zeka uygulamaları projelere önemli faydalar sağlıyor
Bosch pilot tesisleri üretim planlama, izleme ve kontrolde yapay zekayı zaten kullanıyor. Örneğin, Hildesheim’daki tesiste, yapay zeka tabanlı veri analizi, yeni hatların üretim artışı sırasında döngü sürelerinin yüzde 15 oranında azaltılmasına yardımcı oldu. Stuttgart-Feuerbach’taki tesiste, yeni algoritmalar parça test süreçlerini üç buçuk dakikadan üç dakikaya indirdi. Bosch Yönetim Kurulu Üyesi ve Dijitalden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tanja Rueckert, “Üretken yapay zeka ile yapay zekanın evriminde bir sonraki adımı atıyor ve modern üretimi yeni bir seviyeye taşıyoruz.” dedi. Bu süreçte Bosch, kendi uzmanlığından faydalanıyor: üretken yapay zeka için yazılım modelleri Bosch araştırma tarafından geliştirildi ve şimdi Bosch tesisleri tarafından sahada uygulanıyor. Bir tesis, elektrik motoru üretiminde bakır tellerin kaynaklarını güvenilir bir şekilde incelemek için sentetik olarak oluşturulan görüntülerden oluşan bir yapay zeka yöntemi kullanırken, bir diğeri yüksek basınçlı pompaların kalite güvencesine odaklanıyor.
Feuerbach tesisi, yakıt enjeksiyon bileşenlerini yıllarca manuel olarak kalite güvencesini sağladı. Ürünlerin doğası ve karmaşıklığının yanı sıra üretim hatlarının yapısındaki farklılıklar, ne kural tabanlı ne de yapay zeka destekli optik denetimin mümkün olmadığı anlamına geliyordu. Yeni yaklaşım, bir ürünün varyantlarını ve hata modellerini tanıyan ve üretim sürecindeki farklı düzenlemeleri ve sıraları dikkate alan ölçeklenebilir bir üretken yapay zekadır. Bu, Bosch araştırma merkezi tarafından geliştirilen ve Bosch üretim ağından gelen büyük veri setleriyle beslenen bir temel modele dayanmaktadır. Sentetik olarak oluşturulan veriler, modeli iyileştirmek ve sahadaki uygulamaları özelleştirmek üzere kullanılır. Bunun, yapay zekanın bileşenleri bağımsız olarak denetleyebilmesini ve yalnızca emin olmadığı durumlarda görsel denetçilere göndermesini sağlaması bekleniyor. Hildesheim tesisinde, sentetik olarak oluşturulan görüntüler, elektrik motoru üretimindeki ilk standart sistemlerde eğitim amacıyla başarıyla kullanıldı. İnsan gözü yapay olarak oluşturulan görüntüleri gerçek görüntülerden ayırt edemiyor. Tesis, yeni yaklaşımla proje süresinin geleneksel yöntemlere kıyasla altı ay daha kısa olmasını ve yıllık üretkenlik artışının altı haneli Euro aralığında olmasını bekliyor. Bosch, yapay zeka yaklaşımını diğer lokasyonlara da yaymayı planlıyor. Rueckert, “Yapay zeka çözümleri geliştirme çalışmalarımızda, Bosch üretim ağının ve yaklaşık 230 tesisinin sunduğu potansiyeli ortaya çıkarıyoruz. Ve yeni teknolojiler kullanıyoruz. Üretken yapay zeka, bireyselleştirme ve ölçeklendirmeyi uyumlu hale getirmeye yardımcı oluyor. Bu teknoloji bize her iki dünyanın da en iyisini sunuyor.” dedi.
Bosch, tesislerinde Endüstri 4.0’a odaklanıyor
Rueckert, “Bosch, on yılı aşkın süredir kendi tesislerini ve müşterilerinin tesislerini dijitalleştiriyor ve birbirine bağlıyor. Şimdi Endüstri 4.0’ı yapay zeka ile birleştiriyoruz: bağlantılı üretim veri sağlıyor ve yapay zeka bunu değerlendiriyor.” dedi. Hatalar erken bir aşamada tespit ediliyor, makine duruş süreleri minimumda tutuluyor, hurdalar azaltılıyor ve enerji odaklanmış bir şekilde uygulanıyor. Rueckert ekledi, “Yapay zeka kullanımı fabrikaları daha verimli, daha üretken ve daha çevre dostu hale getirecek.” Örneğin Bosch araştırma merkezi, üretim sürecindeki anormallikleri ve arızaları tespit eden ve ürün kalitesini artıran yapay zeka tabanlı bir sistem geliştirdi. Bu yazılım şu anda 2.000’den fazla üretim hattının bağlı olduğu yaklaşık 50 Bosch tesisinde kullanılıyor. Birçok Bosch tesisi, bileşenlerin optik denetiminde de yapay zeka kullanıyor. Örneğin, 20’den fazla tesis, Bosch’un özel amaçlı makine birimi tarafından tasarlanan ve yüzeylerdeki çizikler ve talaşlar ile kaynak dikişlerindeki kusurlar gibi tanımlanması zor özelliklerin tespit edilmesine yardımcı bir çözüm olan optik makine öğrenmesi kullanıyor.
Yapay zeka öncüleri: Dünya Ekonomik Forumu, Bosch tesislerini ödüllendirdi
Bursa’daki Bosch Güç Aktarma Çözümleri fabrikası, yapay zekanın üretimde neler başarabileceğini gösteriyor. Zaten yüksek düzeyde teknik uzmanlığa sahip olan tesis, üretim kalitesini daha da iyileştirmek için yapay zekayı kullandı: su tüketimini yüzde 30, enerji tüketimini yüzde 6 ve hurdayı yüzde 9 azaltırken, tesis verimliliğini de neredeyse yüzde 10 artırdı. Bu yıl, bu başarılar Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Bursa’daki tesisi bir Endüstri 4.0 öncü fabrika olarak seçmesine neden oldu. Böylelikle, bir Bosch tesisi Dünya Ekonomik Forumu tarafından dördüncü kez ve özellikle yapay zeka alanındaki başarılı uygulamalarından dolayı ikinci kez ödüllendirildi. Bosch Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Tanja Rueckert, tüm bunlar “Yapay zekadaki tarihsel önemi taşıyor. Zira, endüstriyel üretim, yapay zeka ile temelden değişiyor.” şeklinde yorumladı.
Bu açıklamalar, Senato İstihbarat Komitesi’nde görev yapan ABD’li Senatör Ron Wyden’ın Adalet Bakanlığı’na bir mektup göndererek, dünyanın dört bir yanındaki çeşitli hükümetlerin iki büyük teknoloji şirketinden anlık bildirim verilerini talep ettiği uyarısında bulunmasının ardından geldi. Senatöre göre bu taleplerin amacı muhtemelen kullanıcıları belirli hesaplar ya da cihazlarla ilişkilendirmek için gereken verilere erişim sağlamak.ABD Demokrat Parti Orgeon senatörü Wyden, 2022 yılında hükümetlerin bu verileri talep ettiğine dair bir ihbar aldığını ve ofisinin geçtiğimiz yıl boyunca konuyu araştırdığını söyledi.
Bahse konu olan anlık bildirimler (push notifications), mobil uygulamalardan gelen ve cihaz satıcısı tarafından yönetilen aracı ağ geçitlerinden (Google’ın Firebase Bulut Mesajlaşma ve Apple’ın Anlık Bildirim Hizmeti aracılığıyla) geçen akıllı telefon uyarılarıdır. Anlık bildirimler, SMS metin mesajları ve mobil uyarılar gibi görünür, ancak yalnızca bu bildirim özeliğini açan ve ilgili uygulamayı yüklemiş olan kullanıcılara ulaşır. Kullanıcı etkileşimi sağlamanın yanında, mobil pazarlama için de yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Uygulama geliştiricileri Apple ve Google’ın bildirim ağ geçitlerini kullanmak zorundadır; bu da teknoloji devlerine müşterilerinin uygulama kullanım kalıpları hakkında bilgi sağlar ve ABD veya uluslararası hükümetlerin veri talepleri yoluyla ilgili kişileri izlemesini kolaylaştırır.
Bu yöntemle veri toplanması, cihazların Apple veya Google hesaplarına bağlanmasına yardımcı olur ve alıcı akıllı telefonda görüntülenen metin de dahil olmak üzere şifrelenmemiş bildirim içeriğine erişime izin verebilir. Wyden mektubunda ayrıca Adalet Bakanlığı’ndan iki şirketin bu uygulamaya ilişkin daha fazla ayrıntıyı müşterileriyle paylaşmasına izin vermesini istedi, zira bu bilgilerin ABD hükümeti tarafından kamuya açıklanması kısıtlanmış durumda.
Wyden, “Apple ve Google’ın, özellikle yabancı hükümetlerden aldıkları yasal talepler konusunda şeffaf olmalarına izin verilmelidir, tıpkı şirketlerin diğer veri talepleri konusunda kullanıcıları düzenli olarak bilgilendirdikleri gibi” diyor ve ekliyor: “Bu şirketlerin genel olarak bu gözetim uygulamasını kolaylaştırmaya zorlanıp zorlanmadıklarını açıklamalarına, aldıkları taleplerin sayısı hakkında toplu istatistikler yayınlamalarına ve bir mahkeme tarafından geçici olarak engellenmediği sürece, belirli müşterileri verilerine yönelik talepler hakkında bilgilendirmelerine izin verilmelidir.”
Apple ve Google daha fazla bilgi paylaşma sözü verdi
Mektuba cevaben Apple, bu durumun hükümet kuruluşlarının bu tür bildirimlerle ilgili verileri gözetleme amacıyla nasıl kullandıklarına ilişkin daha fazla bilgiyi kamuoyuyla paylaşma fırsatı sunduğunu söyledi. Bir Apple sözcüsü konu hakkında “Bu konuyla ilgili federal hükümet herhangi bir bilgi paylaşmamızı yasakladı. Artık bu yöntem kamuya açık hale geldiğine göre, şeffaflık raporlamamızı bu tür talepleri detaylandıracak şekilde güncelliyoruz,” dedi.
Bir Google sözcüsü ise şirketin “Senatör’ün kullanıcıları bu talepler hakkında bilgilendirmeye olan bağlılığını” paylaştığını belirti ve ekledi: “Senatör Wyden’ın bahsettiği talepler de dahil olmak üzere, aldığımız kullanıcı verilerine yönelik hükümet taleplerinin sayısını ve türlerini paylaşan kamuya açık bir şeffaflık raporu yayınlayan ilk büyük şirket olduk.”
Apple, mobil dünyasında bir dönemeç noktasına gelerek, gelecek nesil iPhone modellerinde çentiksiz bir tasarımı benimsemeye hazırlanıyor. Bu iddialı adımın temelini ise LG Innotek ile kurulan stratejik bir işbirliği oluşturuyor. Zaten Eylül ayında tanıtılan etkileyici iPhone 15 serisi, titanyum kasası ve ince ekran çerçeveleri ile beğeni toplamıştı. Ancak Apple, sınırları zorlayarak inovasyonu bir adım daha ileriye taşımayı amaçlıyor.
Bu önemli adımın anahtarı, LG Innotek tarafından geliştirilen “Freeform Optic” adlı özel lens teknolojisinde yatıyor. Bu özel lens, serbest eğriliği sayesinde ışık geçirgenliğini önemli ölçüde artırarak, kullanıcı deneyimini iyileştirmeyi hedefliyor. LG, bu teknolojinin 2023 yılına kadar yüzde 20, 2024’ten itibaren ise yüzde 40’a kadar artış sağlayacağını belirtiyor. Bu da ekran altı kamera (UDC) teknolojisindeki dezavantajları büyük ölçüde ortadan kaldırmayı vaat eden bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Ancak, yeni teknolojinin iPhone’larda tam anlamıyla hayata geçmesi için bir süre beklememiz gerekebilir. En erken 2026 yılında, çentiksiz iPhone 18 ailesi ve sonrasındaki modellerde bu özel lens teknolojisinin kullanılması bekleniyor. Bu süre zarfında, Apple’ın standartlarına uygun olarak ilk olarak ekran altı Face ID teknolojisinin benimsenebileceği belirtiliyor. Önceki raporlar, iPhone 16 Pro’nun delikli tasarıma sahip olacağını öne sürmüştü. Dolayısıyla çentiksiz tasarımın tam anlamıyla hayata geçmesi birkaç model sonrasına denk gelebilir.
Apple ve LG’nin bu işbirliği, teknoloji dünyasında heyecan yaratıyor. Çentiksiz iPhone’lar, sadece tasarım açısından değil, aynı zamanda teknoloji standartları konusunda da bir çığır açabilir. Bu önemli adım, kullanıcıları daha ince çerçeveler ve modern tasarım ile buluşturarak, iPhone deneyimini bir üst seviyeye taşıma potansiyeline sahip.
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Dell Küresel Veri Koruma Endeksi (Global Data Protection Index – GDPI) araştırmasına göre, siber saldırılar 2022 yılında tüm veri kaynaklı sorunların yüzde 48’ini oluşturarak (2021’de bu oran yüzde 37’ydi) diğer tüm veri kesintisi gerekçelerini geride bıraktı.
Bu önemli değişimlerin bir sonucu olarak kuruluşlar, etkili bir güvenlik stratejisine sahip olmanın gerekliliğini hızla farkına varıyor. IDC raporuna göre, güvenlik yazılımı 2023 yılında Orta Doğu ve Afrika bölgesindeki harcamalarda en büyük paya sahip olacak ve toplam harcamaların yüzde 41,2’sini oluşturacak. Kuruluşların üç temel alanı kapsayan bir güvenlik stratejisine ihtiyacı var:
Saldırı yüzeyinin azaltılması
Saldırı yüzeyi, kötü niyetli aktörlerin yararlanabileceği potansiyel güvenlik açıklarını ve giriş noktalarını temsil ediyor. Güvenliği artırmak için kuruluşların uç, merkez ve bulut dâhil olmak üzere tüm alanlardaki saldırı yüzeyini en aza indirmeleri gerekiyor. Bu da aşağıdaki gibi önleyici tedbirlerin uygulanmasını gerektiriyor:
Sıfır Güven yaklaşımı: Sıfır Güven, kuruluşların kendi çevreleri içinde veya dışında, erişim izni vermeden önce sistemlerine bağlanmak için yapılan her girişimi doğrulaması gerektiği inancına dayanan bir güvenlik modelidir. Bu, mikro segmentasyon, kimlik ve erişim yönetimi (IAM), çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) ve güvenlik analitiği gibi çözümlerin kullanılmasıyla elde edilebilir.
Veri izolasyonu: Verilerin farklı ortamlara, konteynerlere veya depolama birimlerine ayrılması yetkisiz erişim, veri ihlalleri veya diğer siber saldırı tipleriyle ilgili riskleri en aza indirebilir.
Sıkı erişim kontrolleri: Bir bilgi işlem ortamındaki kaynakları kimin veya neyin görüntüleyebileceğini, kullanabileceğini veya değiştirebileceğini düzenleyin. Bu, yetkisiz erişime ve olası ihlallere karşı ilk savunma hattı olarak hizmet eder.
Sistem ve uygulamaların yamalanması: Saldırganların yararlanabileceği, bilinen güvenlik açıklarını giderin. Yamaların zamanında uygulanmaması kuruluşları potansiyel risklere maruz bırakır.
Kullanıcı eğitimi ve farkındalığı: Çalışanları ve kullanıcıları olası güvenlik tehditlerini, kimlik avı girişimlerini ve sosyal mühendislik taktiklerini tanımaları ve bildirmeleri için eğitmek, insan zafiyetlerinden yararlanan saldırı riskinin azaltılmasına yardımcı olur. Dönemsel olarak kullanıcıların bu gibi tehditlere nasıl tepki verdiğini ölçmek için testler/simülasyonlar uygulanmalı; gerekiyorsa eğitimler tekrarlanmalı.
Kuruluşların ayrıca, potansiyel zayıflıkları belirlemek ve ele almak için kapsamlı güvenlik açığı değerlendirmeleri ve sızma testleri yapmaları gerekiyor. Yapay zekâ (AI) ve makine öğrenimi (ML) algoritmalarını içeren gelişmiş tehdit algılama teknolojileri, gelişen tehditlere proaktif ve zamanında yanıt vermek için kritik önem taşıyor. Saldırı yüzeyinin azaltılması kuruluşlara, potansiyel siber saldırı yollarını azaltma olanağı veriyor.
Siber tehditlerin tespit edilmesi ve bunlara yanıt verilmesi
Güçlü bir güvenlik duruşu için kuruluşların hem bilinen hem de bilinmeyen tehditleri etkin bir şekilde tespit etmeleri ve bunlara yanıt vermek için gelişmiş tehdit algılama teknolojileri ve metodolojileri kullanmaları gerekiyor. Bunlar örneğin:
Saldırı tespit ve önleme sistemleri (IDS): Bir güvenlik ihlaline işaret edebilecek şüpheli faaliyetlerin gerçek zamanlı olarak izlenmesini sağlar. Bu, anormallikleri erken tespit ederek ve kuruluşların hızlı bir şekilde yanıt vermesini sağlayarak olası hasarı azaltır ve genel güvenliklerini güçlendirir.
Anomali tespiti: Potansiyel kötü niyetli faaliyetlere işaret eden, yerleşik normlardan sapan olağandışı kalıpları belirleyin. Bu anomalilerin hızlı bir şekilde tespit edilmesi veri ihlallerini, yetkisiz erişimi ve diğer güvenlik tehditlerini engelleyebilir. Yapay zekâ ve makine öğrenimi algoritmaları tehdit tespitini hızlandırabilir.
Gerçek zamanlı ağ trafiği izleme: Ağ faaliyetlerine anında görünürlük kazandırarak olağandışı veya kötü niyetli davranışların hızlı bir şekilde tespit edilmesini sağlar. Bu, kuruluşların tehditlere zamanında yanıt vermesini sağlayarak sistemin tehlikeye girme riskini azaltır.
Profesyonel hizmetlerle iş birliği yapılması; tehdit yönetimi ve tespiti, olaylara müdahale ve güvenlik operasyonları yoluyla tehdit istihbaratı konusunda uzmanlık sunabilir.
Saldırı sonrası iyileşme
Kuruluşların ayrıca dayanıklılık sağlayan yeteneklere sahip olması ve bir siber saldırıdan kurtulmak için bunları sık sık test etmesi gerekiyor. Etkili bir kurtarma için iyi tanımlanmış bir olay müdahale planı oldukça önemli. Kuruluşların yapmaları gerekenler arasında şunlar yer alıyor:
Olay Müdahale ve Kurtarma (IRR) programı: Bir saldırının gerçekleşmesi durumunda rolleri, sorumlulukları ve faaliyetleri ana hatlarıyla belirleyen olay müdahale protokolleri oluşturun.
Veri koruması: Kritik veri ve sistemlerin düzenli olarak yedeklenmesi, değişmez, izole ve/veya güvenli tesis dışı depolama çözümleri ve veri şifreleme, verilerinizin hızlı bir şekilde kurtarılmasını sağlayabilir.
Siber güvenlik olgunluğunun artırılması gelişen tehditlere karşı koymada oldukça çok önemli. Saldırı yüzeyinin azaltılması kuruluşların, güvenlik açıklarını ve saldırganlar için potansiyel giriş noktalarını en aza indirmelerine yardımcı oluyor. Proaktif tehdit tespit ve müdahale mekanizmaları, kuruluşların tehditleri hızlı bir şekilde tespit etmelerine ve azaltmalarına olanak sağlıyor. Etkili kurtarma stratejileri, kuruluşların operasyonlarını eski hâline getirmelerini ve siber saldırının etkisini en aza indirebilmelerini sağlıyor. Ayrıca kuruluşlar, deneyimli bir iş ortağıyla iş birliği yaparak gelişen tehditlere karşı koruma sağlayan kapsamlı bir güvenlik duruşu oluşturabiliyor.
Gelişen teknoloji karşısında dijital altyapımızı korumak ve dijital alanda güveni sürdürmek için siber güvenlik yaklaşımımızın gelişmesi önceliklerimizin başında gelmeli.
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Dell Technologies Türkiye’de iş strateji ve yönlendirmeden sorumlu olan Işıl Hasdemir, Temmuz 2020’de görevine başladı.
Hasdemir; Türkiye’de satış, servis ve destek fonksiyonlarını birbirinden ayıran ve şirketin, kuruluşların dijital dönüşüm gündemlerini hızlandırmalarına yardımcı olma misyonunu başarıyla yürüten bir ekibe liderlik ediyor. Hasdemir’in liderliğindeki Dell Technologies, Türkiye’nin ICT sektöründeki güçlü konumunu korumaya devam ediyor.
Türkiye’nin öne çıkan teknoloji liderlerinden biri olan Hasdemir, aynı zamanda Dell Technologies bünyesinde “teknolojiyi dünyanın daha iyi bir yer haline getirilmesi adına kullanma” misyonuyla çeşitli projelere imza atıyor.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Elektrik ve Elektronik Mühendisliği lisans derecesine sahip olan Hasdemir, Dell Technologies’e katılmadan önce 2005’te Cisco Ülke Lideri ve ardından 2009’da Genel Müdür Yardımcısı olarak atanmış ve kariyerinin öncesinde ise NCR Türkiye’de çeşitli liderlik görevlerinde bulunmuştur.
Blok zinciri teknolojisi, müzik dünyasına yepyeni bir soluk getiriyor. Anotherblock adlı blok zinciri tabanlı çevrim içi müzik platformu, efsane isim Michael Jackson’ın müzik tarihine damgasını vuran ilk stüdyo demosunu özel bir versiyonuyla erişime açıyor.
Özellikle kripto paraların etkisiyle bilinirliği artan blok zinciri teknolojisi, çeşitli sanat dallarında benzersiz deneyimler sunma potansiyeli taşıyor. Anotherblock, bu potansiyeli müzik dünyasına taşıyan önemli projelerden biri olarak öne çıkıyor.
Platform, merkeziyetsiz bir yapıda çevrim içi müzik hizmeti sunmayı hedefliyor, benzer platformlardan farklı olarak kendine özgü bir vizyon ortaya koyuyor.
Bugünlerde blok zinciri tabanlı müzik platformları arasında pek çok seçenek bulunmasına rağmen Anotherblock, adını duyurmak için çığır açan bir hamle yapıyor. Michael Jackson’ın müzik kariyerine damga vuran ve henüz 8 yaşındayken, 13 Temmuz 1967 tarihinde kaydedilen “Big Noy” parçasının ilk stüdyo demosunu platform üzerinde yayınlayacak.
Kayıt, “Big Boy (One-Derful Version)” adıyla günümüzde dinlenebilecek ve herkese açık olacak. Ancak, platform kullanıcıları için özel bir kampanya düzenleniyor. 4 gün sürecek olan bu kampanya sürecinde, kullanıcılar özel versiyonunu edinebilecekler. Ayrıca, kaydın master teyp görseli de NFT (Non-Fungible Token) olarak elde edilebilecek.*
Michael Jackson’ın annesi, müzikal miraslarının blok zinciri teknolojisi aracılığıyla yeni bir dijital mecrada yaşatılmasından dolayı mutluluk duyduğunu belirtti. Bu hamle, müzik dünyasında dijitalleşmenin ve blok zinciri teknolojisinin birleşiminin ne kadar güçlü bir etki yaratabileceğini gösteriyor.
Microsoft’un Copilot’u OpenAI’nin en son modellerini ve yeni bir kod yorumlayıcısını alıyor. Microsoft, OpenAI’nin en son modelleri de dahil olmak üzere yakında Copilot hizmetine gelecek bir dizi yeni özelliğin ayrıntılarını anlatıyor. Copilot, güncellenmiş bir DALL-E 3 modeli, yeni bir kod yorumlayıcı özelliği ve Bing’deki derin arama işlevselliğinin yanı sıra yakında GPT-4 Turbo desteğini alacak.
Copilot yakında OpenAI’nin en son GPT-4 Turbo modelini kullanarak yanıt verebilecek. Bu da aslında 128K bağlam penceresi sayesinde daha fazla veri “göreceği” anlamına geliyor. Bu daha geniş bağlam penceresi, Copilot’un sorguları daha iyi anlamasına ve daha iyi yanıtlar sunmasına olanak tanıyacak. Microsoft’un EVP’si ve tüketici baş pazarlama sorumlusu Yusuf Medhi: “Bu model şu anda seçilmiş kullanıcılarla test ediliyor ve önümüzdeki haftalarda Copilot’a geniş çapta entegre edilecek” diyor. Siz GPT-4 Turbo modelinin Copilot’ta görünmesini beklerken, Microsoft artık Bing Image Creator ve Copilot’ta geliştirilmiş bir DALL-E 3 modelini kullanıyor. Medhi, “Güncellenmiş DALL-E 3 modeliyle artık daha yüksek kalitede ve daha doğru görüntüler oluşturmak için Copilot’u kullanabilirsiniz” diyor.
Copilot kenar çubuğu içeren Microsoft Edge, aynı zamanda cümleleri satır içi olarak yeniden yazmak için web sitelerinin metin girişinde metin oluşturma becerisine de kavuşuyor. Artık YouTube’da izlediğiniz videoları özetlemek için Microsoft Edge’deki Copilot’u da kullanabilirsiniz.
Kodlayıcılar ve geliştiriciler yakında Copilot’a gelecek yeni kod yorumlama özelliğiyle ilgilenebilir. Bu yeni özellik, Copilot kullanıcılarının yapay zeka sohbet robotundan daha doğru hesaplamalar, veri analizi ve hatta kod almasına olanak tanıyacak. Microsoft: “Copilot, karmaşık, doğal dildeki isteklerinize yanıt vermek için kodu yazacak, bu kodu korumalı bir ortamda çalıştıracak ve sonuçları size daha yüksek kalitede yanıtlar vermek için kullanacak. Ayrıca Copilot’a dosya yükleyebilir ve indirebilirsiniz, böylece kendi verileriniz ve kodunuzla ve Bing arama sonuçlarıyla çalışabilirsiniz” diyor.
Bing tarafında ise Microsoft, sonuçlarına “Derin Arama”yı ekliyor. Medhi, “Derin Arama, karmaşık konular için optimize edilmiş arama sonuçları sunmak üzere GPT-4’ün gücünden yararlanıyor. Derin Aramayı etkinleştirmek, daha alakalı sonuçlar sunmak için arama sorgularını daha kapsamlı açıklamalara genişletiyor” diyor.
Paraben sabun, phthalate, hayvansal madde, renklendirici, parfüm gibi zararlı bileşenlerden arındırılmış ürünleriyle kısa sürede rekabet gücü kazanan girişim, fonbulucu platformundaki yatırım turunda şirket paylarının yüzde 18’inin yatırımcılara arzıyla 3,5 milyon TL fon toplamayı amaçlıyor. Eczaneler aracılığıyla tüketicilerle buluşturduğu yüzde 100 bitkisel ürünlerini Türkiye’nin ardından KKTC’de piyasaya süren D’Poir Beaute’nin sıradaki hedefi, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere dünya pazarlarına ulaşmak.
2021’de 16 milyar doları geçtiği tahmin edilen küresel vegan kozmetik pazarının, 2025’e kadar yıllık yüzde 6,3 büyümeyle 20 milyar doları aşması bekleniyor. Dünyaca ünlü kozmetik markaları vegan üretim yönünde adımlarını hızlandırırken, Ar-Ge’ye odaklanan yerli girişimler de rekabet gücü kazanıyor. Bu girişimlerden biri de D’Poir Beaute.
2021 yılında kurularak 2022 yılında Türkiye’nin yanı sıra KKTC dermokozmetik pazarında aktif hale gelen girişim, temiz güzellik anlayışını benimsiyor ve bitkisel içeriklerle formüle ettiği vegan ürünleri ile kullanıcılarına güvenli olduğu kadar etkili bir güzellik deneyimi sunuyor. Vegan ve bitkisel içerikli ürünleriyle çevresel sürdürülebilirliği de destekleyen D’Poir Beaute, ayrıca ürünlerinin hayvanlar üzerinde test edilmemesine özel bir vurgu yapıyor. Yeni inovatif ürünlerin pazara sunmak, Ar-Ge faaliyetlerini artırmak, Amazon gibi büyük e-ticaret platformlarında yer almak ve uluslararası genişleme adımları için ihtiyaç duyduğu finansal kaynağa ulaşmak üzere yatırım turunu başlatan girişim, şirket paylarının yüzde 18’inin yatırımcılara arzıyla 3,5 milyon TL fon talep ediyor.
Yatırımcılara bedelsiz pay ve D’Poir Beaute ürünlerinde indirim kampanyası
Yatırım turunun başlama tarihi olan 5 Aralık Salı günü saat 10.00 itibari ile ilk 10 iş günü içerisinde EFT veya kredi kartı ile yapılan yatırımlarda yatırımcılara yüzde 30 fazladan pay taahhüdü veren D’Poir Beaute, belirli tutarlarda yatırım yapan yatırımcılara özel hediyeler de sunacak. 5 bin – 19 bin 999 TL arasında yatırım yapan yatırımcılar web sitesi üzerinden yapılacak alışverişlerde yüzde 25 indirim çeki, 20 bin – 49 bin 999 TL arasında yatırım yapan yatırımcılar yüzde 25 indirim çeki ve deneme boyu ürünler, 50 bin TL ve üzeri yatırım yapan yatırımcılara yüzde 25 indirim çeki ile Miracle Repair Cream, Caffeine Eye Serum, Collagen Serum, The Neck and Decollete Concentrade ürünlerinin sahibi olacak.
“Misyonumuz her segmentte kalite standartlarını yükseltmek”
D’Poir Beaute Kurucusu ve Genel Müdürü Didem Kutluk, “2021 yılında kurulduktan sonra. 2022 Haziran itibariyle İstanbul, Ankara, ve KKTC’deki 60 eczanede satışa başlayan D’Poir olarak 2023 Şubat’ta 3 yeni ürünle portföyümüzü genişlettik. Bu süreçte Beymen Online’da satışlarımız sürdürdük ve Amazon Amerika, Avustralya, İngiltere pazarlarında yer almak üzere hazırlıklarımıza başladık. Kasım 2023 başına kadar 6 binden fazla ürünümüzün satışını online ve eczane kanallarından tamamladık. Şirketimizin temel misyonu, kadınların cilt bakımında en iyi sonuçları elde etmelerine destek olmak, doğal ve güçlü formüllerden üretim kalitesine, detaylara gösterilen özene kadar her aşamada kalite standartlarını yükseltmek” dedi.
Sekiz ülke ile anlaşma sürecinde
Hedefleri hakkında da bilgi veren Didem Kutluk, “Yatırım turunda başarılı olduğumuz taktirde Amazon Amerika, Avustralya, İngiltere pazarlarında satışlarımızı başlatacağız. Ayrıca Rusya, Özbekistan ve İran’ı da içeren sekiz ülke ile anlaşma sürecindeyiz. İlgili ülkelere demo ürünlerimiz göndermiş durumdayız. 2024 yılı itibariyle Türkiye pazarına yoğunlaşarak öncelikli olarak İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya bölgelerine bayilikler vereceğiz. Orta vadede Amerika, Avustralya, İngiltere gibi anahtar pazarlarda etkinliğimiz artırmak. Uzun vadedeki hedeflerimiz ise üretim süreçlerini daha çevre dostu hale getirmek, sürdürülebilirlik alanında öncü olmak; sosyal sorumluluk projeleri ve etik uygulamalarla toplumları pozitif yönde etkilemek; dünya genelinde güzellik ve cilt bakımı sektöründe lider bir marka haline gelmek” ifadelerini kullandı.
Elon Musk, eskiden Twitter olarak bilinen ve şimdi X olarak adlandırılan şirketi, kendi ödeme sistemini de içeren bir “her şey uygulaması” haline getirme planlarında ilerliyor. Kasım ayı sonunda şirkete ABD’nin Güney Dakota, Kansas ve Wyoming eyaletlerinde üç yeni para aktarma lisansı daha verildi ve böylece şirketin para transferi yapmasına izin verilen eyalet sayısı 12’ye yükseldi.
Şirkete daha önce para transferi lisansı verilen diğer eyaletler arasında Arizona, Georgia, Iowa, Maryland, Michigan, Mississippi, Missouri, New Hampshire ve Rhode Island yer alıyor. Böylece Haziran ayı sonunda başlayan lisanslama süreci sadece 5 ay içinde 12 eyalete yayılmış oldu. Kayıtlar, X’te para transferi işlemlerini yürütecek olan “X Payments LLC”, eski adıyla “Twitter Payments LLC” adlı bir işletme üzerinden sağlandı.
Elon Musk X’te yayınladığı bir iletide son lisans onaylarken tek yorumu “İlerleme” şeklinde oldu. Musk daha önce X’i bir ödeme platformuna dönüştürme planlarından bahsetmiş ve satın almadan kısa bir süre sonra şirketin geleceğine ilişkin vizyonunu detaylandırmıştı. Musk Twitter’ı ilk satın aldığında kullanıcıların platformdaki diğer kişilere para gönderebilecekleri ve fonlarını kimliği doğrulanmış banka hesaplarına aktarabilecekleri bir yapıya kavuşturmak istediğini söylüyordu. Her ne kadar bu plan kısa vadede X’i Musk’ın kurucu ortağı olduğu bir diğer şirket olan PayPal ile rekabete sokacak gibi gözükse de nihayetinde kazananın her iki firmanın da sahibi/ortağı konumundaki Elon Musk olacağı aşikâr.
Bu hamlenin kriptoyu da içerip içermeyeceği henüz belirlenmedi, ancak X’in kripto para birimlerini desteklemesi durumunda ayrı bir para aktarıcı lisansının gerekli olacağını belirtmek gerekiyor. Ödemeler aynı zamanda X’in yaratıcı ekonomisine yönelik daha geniş kapsamlı hamlesiyle de bağlantılı; en az 500 takipçisi olan ve son üç ay içinde gönderilerinde 5 milyon organik gösterim elde eden X kullanıcıları reklam geliri paylaşımına hak kazanabiliyor.
Şirket yakın vadede küçük işletme reklam verenlerine odaklanacağını ve Musk’ın yeni yapay zekâsı Grok’u başka bir gelir kaynağı olarak X’in ücretli abonelerine sunmayı planladığını açıklamıştı. İlk olarak 4 Kasım’da belirli test kullanıcıları için piyasaya sürülen Grok’un X’in Premium aboneliğine kayıtların artmasına yardımcı olabileceği değerlendiriliyor.
Londra merkezli Seratech isimli girişim, inovasyon ve çevrecilikle ön plana çıkarak fabrikalarda üretilen Karbondioksit hapseden çevreci tuğla geliştirdi. Geleneksel tuğlaların yerini almayı hedefleyen bu çevreci ürün, Mühendislik ve Fizik Bilimleri Araştırma Konseyi (EPSRC) ve Yüksek Öğrenim İnovasyon Fonu (HEIF) tarafından desteklenen 18 aylık bir araştırma sonucu ortaya çıktı.
Seratech’in yeni Karbondioksit hapseden çevreci tuğla , magnezyum karbonatı kullanarak karbon yakalama, mineralizasyon ve kullanma (CCMU) süreci ile üretiliyor. Bu malzeme, dünya genelinde bolca bulunan olivin mineralinden elde ediliyor. Ayrıca, tuğlada kullanılan agrega inşaat atıklarından geri dönüştürülerek elde ediliyor.
Geleneksel tuğlalardan farklı olarak, Seratech’in tuğlaları çok daha düşük sıcaklıkta, 60 derecede pişirilip, daha uzun bir süre bekletilerek üretiliyor. Bu yöntem, geleneksel tuğlalara göre daha çevreci bir üretim süreci sağlarken, endüstriyel karbondioksitin atmosfere salınmadan tuğla içinde hapsedilmesini mümkün kılıyor.
Seratech, Baş Teknik Sorumlusu Barney Shanks, “Çimento emisyonları geniş bir bilinmezlik oluşturuyor. Ancak, kil ateşlemeli tuğlaların emisyonlarına odaklanmak, inşaat sektöründeki karbon ayak izini azaltmak adına önemlidir” ifadelerini kullanıyor. Şirket, ürettikleri çevreci tuğlaları ticarileştirmek için Londra merkezli bir mimari ekip ile işbirliği yapıyor ve Sanat ve Beşeri Bilimler Araştırma Konseyi’nden (AHRC) hibe desteği alarak pazarda geniş bir yer edinmeyi amaçlıyor.
Seratech’in Teknik Yöneticisi Caitlin Howe, “Bu ürünün sektörü kökten değiştirebilecek bir potansiyele sahip olduğunu görmek heyecan verici. Tuğlalarımız, geleneksel tuğlalara benzer bir görünüm ve his sunarken çevre dostu bir alternatif sunuyor” diyor.
Albaraka Türk, iş modelinin entegre bir öğesi olarak tanımladığı kurumsal sorumluluk kapsamında hayata geçirdiği projeleriyle ürettiği toplam değeri büyüterek, toplumsal sorunların farkında bir yol izliyor. Topluma karşı sorumluluklarını yerine getirme konusunda son derece titiz davranan Albaraka Türk, kurumsal sorumluluk faaliyetlerini her yıl kurumsal değerleri doğrultusunda eğitim, çevre, sağlık ve hassas gruplar olarak dört kategoride planlıyor. Bu kapsamda, Türkiye Grameen Mikrofinans Programı (TGMP) ile gerçekleştirdiği iş birliği doğrultusunda Banka, 2022 ve 2023 yıllarında 521 mikro girişimciye mikro kredi kullandırımı gerçekleştirerek hassas gruplar alanındaki çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Türkiye Grameen Mikrofinans Programı (TGMP), Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA) tarafından kurulmuş olup, kâr amacı gütmeden faaliyetlerini sürdüren bir mikrofinans kuruluşudur.
2021 yılında Social Value UK tarafından hazırlanan Sosyal Etki Analizinde Türkiye Grameen Mikrofinans Programı tarafından gerçekleştirilen her 1 TL’lik desteğin 4,05 TL’lik sosyal etki oluşturduğu hesaplanmış olup; Ege, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu ve 2023 yılında deprem felaketinden etkilenen bölgelerdeki mikro girişimcileri destekleyen Albaraka Türk yeniden kullandırımlarla birlikte 14.725.800 TL’lik sosyal etki ortaya koymuştur.
“Mikro Girişimcilerin İş Hayatındaki Yeri Hepimizin Sorumluluğunda”
Mikro Girişimcilerin iş hayatındaki yerinin önemine değinen Strateji ve Dönüşümden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ömer Emeç, ‘’6 Şubat’ta yaşadığımız deprem felaketinin yaralarını sarmaya var gücümüzle devam ediyoruz. Depremzede mikro girişimcilerin desteklenmesi, bankamızın vizyon, misyon ve değerleri kapsamındaki önemli görevlerindendir. Mikro girişimcilerin iş hayatındaki yeri hepimizin sorumluluğunda. Yaşadığımız deprem felaketinden sonra bölgedeki iş imkanlarının çoğalması geleceğe yönelik atılan en büyük adımlardan biridir.’’ dedi.
Albaraka Türk’ün 2022 yılında ve 2023 yılında yaptığı destek sonrası, Grameen’den alınan bilgiye göre 521 mikro girişimciye fayda sağladı.
BV Growth fonu aracılığıyla gerçekleştirilen bu yatırım, Frozen Pawn’ın global pazarda genişleme potansiyelini ve sağlam iş modelini destekleyerek, yetenekli ekibinin uluslararası başarısını hızlandırmayı hedefliyor.
Boğaziçi Ventures, BV Growth fonu ile erken evre gelişim gösteren, uluslararası pazarlarda geniş kullanıcı kitlesine ulaşma kapasitesine sahip ve yetkin takımlar tarafından yönetilen teknoloji odaklı girişimlere yatırım yapma stratejisine devam ediyor. Boğaziçi Ventures, portföyünü oyun, Web 3.0, finansal teknolojiler, perakende inovasyonları, sağlık ve eğitim teknolojileri gibi alanlarda yenilikçi çözümler sunan girişimlere yönlendiriyor. Şirketin en son yatırım hamlesi ise İstanbul merkezli oyun endüstrisinde yetişmiş genç ve dinamik bir ekip tarafından yönetilen ve hızla büyüyen bir oyun geliştirme şirketi olan Frozen Pawn!
Frozen Pawn ekibi, mobil ve PC platformlarında oyun geliştirme konusunda yetkin, hem tek oyunculu hem de çok oyunculu oyunlar geliştirmekte ve çeşitli teknolojileri kullanarak yenilikçi projelere imza atmaktadır. Frozen Pawn yatırımı ile ilgili olarak Boğaziçi Ventures Yönetici Ortağı Burak Balık “Frozen Pawn’a yaptığımız yatırım hem şirketimiz hem de Türkiye oyun sektörü için stratejik bir adımdır. Teknoloji ve yenilikçi çözümlere odaklanarak yatırım yapma stratejisi ile Boğaziçi Ventures, Frozen Pawn’ın Türkiye’nin oyun sektörünü uluslararası arenada daha parlak bir geleceğe taşıma hedefine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.Yenilikçi yaklaşımları ile kısa zamanda önemli başarılara imza atacak şirketin ekibine inancımız yüksek. Kendilerini hem maddi hem de stratejik büyüme odaklı sahip olduğumuz deneyim ile desteklemek için heyecanlıyız. Boğaziçi Ventures olarak, Frozen Pawn’ın sektördeki büyümesini ve başarısını desteklemekten büyük bir heyecan duyuyoruz” dedi.
Midcore oyun türündeki Heist Guyz adlı oyunları ile Frozen Pawn, oyunculara benzersiz bir strateji ve hızlı düşünme becerilerini birleştiren dinamik bir oyun yapısı deneyimi sunuyor. Orta düzey zorluk seviyesine sahip Heist Guyz oyunu, çok oyunculu taktiksel nişancı oyunudur ve heyecan verici bir soygun temasına sahiptir. Frozen Pawn BV Growth Portföy şirketlerinden bir diğeri olan UGC90 ile yaptıkları işbirliği ile, Fortnite, Minecraft ve Roblox gibi platformlarda kullanıcı tarafından oluşturulan içerikler üzerine odaklanıyor. Frozen Pawn Kurucu Ortağı Aykut Şahin yatırım ile ilgili olarak “Boğaziçi Ventures tarafından aldığımız yatırım ile birlikte, büyük fırsatlar barındıran UGC gaming alanında faaliyetlerimizi hızlandırarak şirket olarak globaldeki payımızı artırmayı hedefliyoruz. Dünya genelinde özellikle Fortnite Creative tarafında faaliyet gösteren stüdyoların yeni oluşmaya başladığı bu dönemde, Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren ilk stüdyolardan biri olmanın avantajlarına sahibiz. Bu nedenle, özellikle Fortnite Creative tarafındaki rekabetin henüz çok yüksek olmadığı bu dönemde, Boğaziçi Ventures’ın desteğiyle birlikte UGC gaming alanında öncü şirketlerden biri olmak için çaba sarf ediyoruz.” sözleriyle belirtti. Frozen Pawn’ın bir diğer Kurucu Ortağı Mustafa Enes Bilgiç ise şunları ekledi; “Yapılan yatırım, sadece BV ve Frozen Pawn için faydalı olmakla kalmayacak; Frozen Pawn olarak gerçekleştirdiğimiz ilkleri ve mevcut oyun türlerine getirdiğimiz yenilikçi yaklaşımlarımızla sektöre de büyük katkı sağlayacaktır.”
ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), Adobe ColdFusion’da CVE-2023-26360 olarak tanımlanan kritik bir güvenlik açığından aktif olarak yararlanan bilgisayar korsanlarının devlet sunucularına erişim sağladıkları konusunda uyarıda bulundu.
İlgili güvenlik sorunu, Adobe ColdFusion 2018 Güncelleme 15 ve daha eski sürümleri ile 2021 Güncelleme 5 ve daha önceki sürümleri çalıştıran sunucularda rastgele kod yürütülmesine izin veriyor. Adobe, Mart ayı ortasında ColdFusion 2018 Update 16 ve 2021 Update 6’yı yayınlayarak sıfırıncı gün açığı sorununu çözse de bu güncellemeyi yüklemeyen kurumlar hala risk altında
O dönemde CISA, açıktan yararlanan tehdit aktörleri hakkında bir bildirim yayınlamış ve federal kuruluşları ve devlet hizmetlerini mevcut güvenlik güncellemelerini uygulamaya çağırmıştı. CISA dün yayınladığı bir uyarıda ise CVE-2023-26360’ın hala saldırılarda kullanıldığı konusunda uyarıyor ve Haziran ayında iki federal kurum sistemini etkileyen olayları örnek gösteriyor. CISA’dan yapılan açıklamada “Her iki olayda da Uç Nokta için Microsoft Defender (MDE), ajansın üretim öncesi ortamındaki halka açık web sunucularında bir Adobe ColdFusion güvenlik açığının potansiyel istismarı konusunda uyarıda bulundu. Her iki sunucu da çeşitli CVE’lere karşı savunmasız olan eski yazılım sürümlerini çalıştırıyordu” deniliyor.
Adobe ColdFusion açığı kullanılan iki farklı vaka örneği
CISA, tehdit aktörlerinin HTTP POST komutlarını kullanarak ColdFusion ile ilişkili dizin yoluna kötü amaçlı yazılım bırakmak için güvenlik açığından yararlandığını söylüyor. İlk olay 26 Haziran’da kaydedildi ve Adobe ColdFusion v2016.0.0.3 çalıştıran bir sunucuyu ihlal etmek için kritik güvenlik açığına dayanıyordu. Saldırganlar ağ kontrolleri ile birlikte süreç numaralandırması yapmış ve ColdFusion yapılandırma dosyasına kod eklemelerine ve kimlik bilgilerini çıkarmalarına olanak tanıyan bir web kabuğu (config.jsp) yüklemişlerdi. Saldırı faaliyetleri arasında, varlıklarını gizlemek için saldırıda kullanılan dosyaları silmek ve tespit edilmeden kötü amaçlı işlemleri kolaylaştırmak için C:\IBM dizininde dosyalar oluşturmak da vardı.
İkinci olay 2 Haziran’da, bilgisayar korsanlarının Adobe ColdFusion v2021.0.0.2 çalıştıran bir sunucuda CVE-2023-26360’ı istismar etmesiyle meydana geldi. Bu vakada saldırganlar, uzaktan erişim truva atı (d.jsp) olarak deşifre edilen bir metin dosyasını bırakmadan önce kullanıcı hesabı bilgilerini toplamıştı. Ardından hackerlar Kayıt Defteri dosyalarını ve güvenlik hesabı yöneticisi (SAM) bilgilerini dışarı sızdırmaya çalıştılar. Saldırganlar, her etki alanı denetleyicisinde bulunan özel bir dizin olan SYSVOL’a erişmek için mevcut güvenlik araçlarını kötüye kullandılar.
Her iki vakada da saldırılar, saldırganlar veri sızdıramadan önce tespit edilip engellenmişti. CISA’nın analizi ilgili saldırıları gerçek birer istismardan ziyade keşif çabaları olarak kategorize ediyor. Ancak her iki saldırının arkasında da aynı tehdit aktörünün olup olmadığı bilinmiyor. Riski azaltmak için CISA, ColdFusion’ın mevcut en son sürüme yükseltilmesini, ağ segmentasyonu uygulanmasını, bir güvenlik duvarı veya WAF kurulmasını ve imzalı yazılım yürütme politikalarının uygulanmasını öneriyor.
Siber saldırı ve veri ihlalleri artmaya devam ediyor
Son dönemde sıfırıncı gün açıkları ve saldırı vektörlerinin çeşitlenmesi, veri ihlali rakamlarının hızla artmasına neden oluyor. ABD’de bu yıl veri ihlal rekoru kırılırken, Türkiye’de ise 2023’ün ilk 6 ayında siber saldırı sayısı yarım milyonu geride bırakmıştı.
Siber güvenlik araştırmacıları, veri ihlallerindeki önemli artışın bir nedeni olarak başarılı Sıfırıncı Gün saldırılarının sayısındaki artışa işaret ediyor. ITRC, 2023’ün ilk üç çeyreğinde rapor edilen Zero-Day saldırılarının 2022’nin tamamına kıyasla 15 kattan fazla bir artış kaydettiğini belirtiyorlar. Ayrıca veri ihlali yaşayan kuruluşların şeffaflık eksikliği de artan bir endişe kaynağı.
Fidye yazılım saldırısı alan ve merkezi Avustralya’da bulunan şirket, yüksek performanslı alüminyum gemiler konusunda uzmanlaşmış durumda. Şirketin Amerika’daki iştiraki Austal USA ise ABD Donanması için Independence sınıfı kıyı muharebe gemileri inşa etmeyi de içeren çok sayıda program için bir sözleşmeye sahip. 127 metre uzunluğundaki bu gemilerin birim maliyeti 360 milyon dolar. Austal ayrıca ABD Sahil Güvenliği için 11 devriye botu inşa etmek üzere 3.3 milyar dolarlık aktif bir sözleşmeye de sahip.
Çarşamba günü erken saatlerde Hunters International fidye yazılımı ve veri gasp çetesi, Austal USA’ya izinsiz giriş yaptığını iddia etti ve sızmanın kanıtı olarak bazı bilgileri sızdırdı. Bununla birlikte fidye yazılım çetesi, ellerinde ne türden bilgiler olduğu veya çalınan verinin büyüklüğü gibi konularda herhangi bir açıklama yapmadı. Austal sözcüleri ise saldırıyı doğrularken şu ifadelere yer verdiler:
“Austal USA kısa süre önce bir veri olayı keşfetti. Olayı hızlı bir şekilde hafifletmeyi başardık ve operasyonlar üzerinde herhangi bir etki yaratmadık. Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve Donanma Kriminal Soruşturma Servisi (NCIS) dahil olmak üzere düzenleyici makamlar derhal bilgilendirildi ve firmamız durumun nedenini ve erişilen bilgilerin kapsamını araştırmaya devam ediyor.Tehdit aktörü tarafından hiçbir kişisel ya da gizli bilgiye erişilmemiş ya da bu bilgiler alınmamıştır. İlgili makamlarla yakın işbirliği içinde çalışıyoruz ve yeni bilgiler edindikçe olaydan etkilenen tüm paydaşları bilgilendirmeye devam edeceğiz.
Austal USA bu olayın ciddiyetinin ve bir Savunma Bakanlığı yüklenicisi olarak sahip olduğumuz özel sorumluluğun farkındadır. Benzer bir olayı önleyebilmek için bu olayı tam olarak anlamaya çalışırken değerlendirmemiz devam etmektedir.”
Hunters International fidye yazılım çetesi ise ilerleyen günlerde Austal’ın sistemlerinden çalınan ve aralarında uyumluluk belgeleri, işe alım bilgileri, finans detayları, sertifikalar ve mühendislik verilerinin de bulunduğu daha fazla veriyi yayınlamakla tehdit ediyor.
Hunters International yakın zamanda bir hizmet olarak fidye yazılım (RaaS) operasyonu olarak ortaya çıktı ve kötü amaçlı yazılım kodundaki örtüşmelere dayanan bir teori olan Hive fidye yazılımı çetesinin yeniden markalaşması olduğuna inanılıyor. Ancak grup, feshedilen Hive’dan şifreleyici kaynak kodunu satın alan yeni bir operasyon olduklarını söyleyerek iddiaları reddetti. Tehdit aktörüne göre, şifreleme saldırılarının nihai hedefi değil, odak noktaları verileri çalmak ve kurbanları fidye ödemeye zorlamak için kaldıraç olarak kullanmak.Şu anda çetenin veri sızıntısı sitesinde farklı sektörlerden ve dünyanın çeşitli bölgelerinden bir düzineden fazla kurban listeleniyor.
Fidye yazılım saldırıları son dönemde hızla artarken, artık yalnızca şahıs ve şirketler değil devlet kurumları, üniversiteler ve kütüphaneler gibi kamu kurumları da hedef alınmaya başlamış durumda. Son örneklerden birisi ABD’de nükleer araştırma merkezine yapılan siber saldırı olmuştu.
İspanya’nın en büyük medya kuruluşlarından bazılarını temsil eden bir grup, Mark Zuckerberg’in holdingi Meta’ya dava açtı. Davacı medya kuruluşlarına göre Meta AB gizlilik düzenlemelerini “sistematik olarak ve büyük ölçüde” göz ardı ederek kendilerini çökme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Medya kuruluşları 550 milyon Euro tazminat talep ediyor.
Bilgi Medyası Derneği (AMI) tarafından aralarında sektör liderleri El Mundo, El País ve diğerlerinin de bulunduğu 83 İspanyol yayın organı adına açılan dava, Meta’yı 2018’de yürürlüğe girmesinden 2023 ortalarına kadar AB Genel Veri Koruma Yönetmeliğini (GDPR) ihlal etmekle suçluyor. Meta nihayet düzenleyici baskısına boyun eğmiş ve reklam amaçlı veri toplamak istediğinde AB kullanıcılarından açıkça izin istemeye başlayacağına söz vermişti.
AMI’ye göre Meta, “vatandaşların verilerinin reklam profillemesi için kullanılmasına izin vermeleri gerektiği yönündeki yasal gerekliliği göz ardı ederek GDPR’ye uymadı” ve hukuka aykırı uygulamaları AB genelinde hakim reklamcılık konumuna katkıda bulundu. AMI Başkanı José Joly, Meta’nın büyük ölçüde AB vatandaşları hakkında topladığı veri hacmine borçlu olduğu hakimiyetinin İspanyol kuruluşlarını rekabet edemez hale getirdiğini savundu. Bu nedenle İspanyol medyasının sürdürülebilirliğinin risk altında olduğunu da sözlerine ekledi.
İspanya’da açılan davayı yenileri de takip edebilir
Meta sadece İspanya yasalarını değil AB bloğu kurallarını ihlal etmekle suçlandığı için, benzer davalar başka yerlerde de görülebilir. AMI’yi temsil eden avukat Nicolás González-Cuéllar de verdiği demeçte, “Elbette başka herhangi bir AB ülkesinde de aynı yasal süreç başlatılabilir,” diyor.
Öte yandan Zuckerberg’in şirketi kullanıcılara hedefli reklamlar sunmak için verilerinin toplandığını açıkça bildirmeye zorlayan GDPR düzenlemelerine boyun eğdikten sonra, Ekim ayında Facebook ve Instagram’ın reklamları tamamen ortadan kaldıran ücretli sürümlerini tanıttı.
Meta’ya göre, AB’nin en üst mahkemesi “ilgili abonelik modelinin, reklamlarla finanse edilen bir hizmet için geçerli bir rıza biçimi olduğunu açıkça kabul etti.” Başka bir deyişle Meta’ya göre AB’de Facebook için ödeme yapmamayı seçerseniz, verilerinizi reklam hedeflemesi için sağlamayı kabul etmiş sayılırsınız.
Gizlilik aktivist grubu None of Your Business (NOYB), geçtiğimiz hafta Avusturya’da Meta’ya karşı öde ya da tamam abonelik modeli nedeniyle bir veri koruma şikayetinde bulundu ve Meta’nın premium modelini AB gizlilik düzenlemelerinin ruhuna aykırı bir “gizlilik ücreti” olarak nitelendirdi. NOYB veri koruma avukatı Felix Mikolasch, “AB hukuku, rızanın kullanıcının gerçek özgür iradesi olmasını gerektiriyor” dedi. “Bu yasanın aksine Meta, temel veri koruma hakkını kullanmaya cesaret edenlerden yılda 250 euroya varan bir ‘gizlilik ücreti’ talep ediyor.”
Dünyanın en popüler e-posta servisi Gmail, kullanıcılarını istenmeyen spam maillerden korumak için geliştirdiği yeni yapay zeka özelliğini devreye aldı. Bu güncelleme, sadece kullanıcı güvenliğini artırmakla kalmayıp aynı zamanda spam tespit oranını önemli ölçüde geliştirerek e-posta deneyimini daha güvenli hale getiriyor.
Yeni teknoloji: RETVec (Resilient & Efficient Text Vectorizer)
Gmail’in bu güncellemesi, spam mail gönderenleri alt etmeyi hedefleyen gelişmiş yapay zeka özelliğini içeriyor. RETVec adı verilen yeni metin sınıflandırma sistemi, spam gönderenlerin geleneksel filtreleri atlamak için kullandığı metin manipülasyonlarına karşı etkili bir çözüm sunuyor. Bu manipülasyonlar genellikle standart alfabe harflerine benzeyen karakterler olan homoglifleri içeriyor, dolayısıyla geleneksel spam filtrelerinin bunları tespit etmesi zorlaşıyor. Ancak RETVec, karakter tanımak yerine görsel benzerliği kullanarak 200.000 parametreli bir makine öğrenim modeliyle bu zorluğun üstesinden geliyor.
Güvenlik ve performansta büyük artış
RETVec’in kullanıma sunulmasıyla birlikte spam tespit oranlarının %38 arttığı ve hata oranının %20 azaldığı belirtiliyor. Bu sayede kullanıcıların gelen kutularında spam içeriği görmeleri olasılığı düşerken, gerçek e-postaların yanlışlıkla spam olarak işaretlenme riski önemli ölçüde azalıyor. Bu yeni yaklaşım, Gmail’in aldatıcı taktikler kullanan e-postaları anlamasını ve filtrelemesini sağlayarak spam ve kimlik avı girişimlerini engelleme becerisini önemli ölçüde geliştiriyor.
Gmail’in bu yeniliği, spam ve kimlik avı girişimlerine karşı daha etkili bir önlem sağlamak adına atılmış önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Kullanıcılar, güncellenmiş Gmail ile daha güvenli ve verimli bir e-posta deneyimi yaşayacaklar
Samsung’un bütçe dostu Galaxy A serisinin yeni üyelerinden biri olan Galaxy A15, merakla beklenen özellikleri ve şık tasarımıyla sonunda gün yüzüne çıktı. Yeni sızıntılarla birlikte, Galaxy A15’in 5G ve 4G modellerinin tasarımı ve teknik özellikleri netleşti. İşte detaylar:
Samsung Galaxy A15 Daha önce paylaşılan 3D CAD görselleri sayesinde Galaxy A15 5G ve 4G’nin tasarımının nasıl olacağını öğrenmiştik. Yeni sızıntılar ise bu telefonların renk seçeneklerini ve özelliklerini gün yüzüne çıkardı. Her iki modelde üçlü kamera kurulumuna ve Infinity-U ekran tasarımına sahip olacak. 6,5 inç boyutlarında Full HD+ çözünürlük ve 90Hz yenileme hızına sahip olan bu ekran, kullanıcılara etkileyici bir görsel deneyim sunacak.
Galaxy A15’in arka yüzünde sarı, mavi ve siyah renk seçenekleriyle görünen telefon, Galaxy S23 serisine benzer şekilde üçlü kamera sistemine ev sahipliği yapıyor. Bu kamera kurulumunda 50MP OIS’li ana kamera, 5MP ultra geniş açılı lens ve 2MP makro sensörü bulunuyor. Ön yüzde ise 13MP’lik bir selfie kamerası yer alıyor, bu da kullanıcılara yüksek kaliteli görüntülü görüşme ve selfie çekim imkanı sunuyor.
Galaxy A15 4G ve 5G modelleri, sırasıyla Helio G99 ve Dimensity 6100+ yonga setleriyle güçlendirilecek. Bu güçlü donanım, 6GB’a kadar RAM, 128GB depolama kapasitesi ve 25W hızlı şarj destekli 5.000 mAh pil ile birleşerek kullanıcılara yüksek performans sunacak. Telefonun kutusundan çıkacak olan Android 13 işletim sistemi ise beş yıl boyunca yazılım güncellemeleri ile desteklenecek.
Buna ek olarak, Galaxy A15 5G’nin Ocak ayında 149 dolar fiyat etiketiyle piyasaya sürülmesi bekleniyor. 4G destekli versiyonun ise Şubat ayında kullanıcılara sunulması planlanıyor. Galaxy A15, uygun fiyatı ve güçlü özellikleriyle dikkat çekerek kullanıcılarına geniş bir tercih yelpazesi sunmaya hazırlanıyor.
SpaceX artık akıllı telefonları doğrudan Starlink internet uydularına bağlayabiliyor. Federal İletişim Komisyonu (FCC) şirkete gerekli izni verdi. ABD düzenleyicisi, cep telefonu operatörü T-Mobile’ın uydu interneti kullanımını onayladı. Komisyon şimdilik, değiştirilmiş ikinci nesil uzay aracının test amacıyla sınırlı kullanımına izin veriyor.
Yayınlanan belge, SpaceX’in 1990-1995 MHz ve 1910-1915 MHz frekans bantlarını kullanmasına izin veriyor. Şirket, tam ölçekli bir dağıtıma gerek kalmadan Starlink uydu antenlerinin işlevselliğini değerlendirebilecek.
SpaceX hücresel Starlink uyduları için dönüm noktaıs
Lisans, SpaceX’in akıllı telefonlar için uydu internetinin radyo paraziti yaratmaması için diğer mobil operatörlerle işbirliği yapmasını zorunlu kılıyor. İkincisinin gerçekleşmesi durumunda, firmanın testi derhal iptal etmesi ve komisyona bir rapor göndermesi gerekmekte.
SpaceX henüz düzenleyiciye Starlink uzay aracının teknik ve operasyonel parametrelerinin bir listesini içeren bir Schedule S formu sağlamadı. Bu nedenle FCC, şirkete Starlink’i akıllı telefonlarla tam olarak çalıştırma izni vermedi.
FCC’nin kararı, SpaceX’e “önceden izin verilen Gen2 Starlink uydularının değiştirilmiş bir versiyonunu konuşlandırma” yetkisi veriyor. Ancak şirket, yalnızca uydulardaki radyoların çalıştığını doğrulayabilmek için yetki alıyor. Spesifik olarak SpaceX, uydunun ilk işlevselliğini sağlamak amacıyla, her bir uydunun konuşlandırılmasının hemen ardından 10 gün veya daha kısa bir süre boyunca antenlerin sınırlı yörünge kontrolü için 1910-1915MHz ve 1990-1995MHz bantları dahilinde uyduları çalıştırabiliyor.
Kararda ayrıca SpaceX’in iletişim testlerinin diğer hizmetlerle radyo girişimine neden olmasını engellemesi gerektiği de belirtiliyor. Buna, testlerin gerçekleştirilmesi konusunda “potansiyel olarak etkilenen herhangi bir operatörle” koordinasyon sağlanması da dahil. FCC: “SpaceX’in sınırlı yörünge kontrolü sırasında herhangi bir zararlı müdahale olması durumunda, SpaceX bu tür bir müdahalenin bildirimi üzerine operasyonları derhal durduracak ve Komisyon’u bu tür bir olay hakkında derhal yazılı olarak bilgilendirecek” diyor. SpaceX’in ABD tüketicileri için hücresel Starlink sistemini işletmeye başlamadan önce halen tam FCC onayına ihtiyacı var. Komisyon, SpaceX’in uyduların teknik ve operasyonel özelliklerini detaylandıran “S Çizelgesi” formunu doldurmaması nedeniyle şirketin başvurusunun bazı kısımlarını ertelediğinin sinyalini verdi. r FCC sözcüsü ayrıca PCMag’e, başvurunun ertelenen bölümlerinin Komisyon tarafından incelemeye devam ettiğini, ancak SpaceX’in başvuruyu değiştirebileceğini veya ek bilgilerle tamamlayabileceğini söyledi.
Etiketleme muhtemelen PDF’leri düzenlemenin en yaygın yolu. Çoğu zaman bir PDF dosyasını başka biriyle paylaşırken, bir şeyin üzerini ‘işaretçiyle’ çizerek, yorum ekleyerek veya belgeye bir şeyler çizerek dikkat çekmeniz gerekebiliyor. Bu tür düzenleme, başka düzenleme biçimleri olmayan birçok PDF programında bulunur. Hem Adobe’nin oldukça sınırlı olan Acrobat Reader DC’si hem de Foxit ve Sumatra PDF gibi popüler üçüncü taraf uygulamaları etiketleme ve açıklama eklemeyi destekler. Elbette PDFgear , PDF-Xchange ve Adobe Acrobat Pro gibi tam teşekküllü editörler de bu özelliğe sahiptir, ancak Microsoft Edge’deki yerleşik PDF okuyucu da öyle.
Ek açıklamalar ve etiketleme, PDF formatının bir parçasıdır ve belgenin içeriğinden ayrı olarak kaydediliyor. Bu, bir programda yaptığınız işaretlemelerin diğer programlarda da görüneceği ancak farklı görünebileceği anlamına geliyor. Çizdiğiniz çizgiler, geometrik şekiller ve serbest biçimli şekiller aşağı yukarı aynı görünmelidir ancak burada bile ufak farklılıklar olabiliyor. Dolayısıyla, sizin tarafınızdan nasıl göründüğüne dair bir ekran görüntüsü kaydetmediğiniz sürece, etiketli PDF’lerin gönderdiğiniz kişiye tamamen aynı görünmesini bekleyemezsiniz.
PDF dosyası düzenleme yöntemleri
Kullanabileceğiniz farklı araçlar şu şekilde:
Metin işaretleme – renklendirme ve üstünü çizme/altını çizme
Grafik şekiller – farklı geometrik şekillerle çizim
Özgürce çizin; en iyisi kalemle veya dokunmatik ekranla çizin
Metin (Yazı tipi ve boyutu)
Ek açıklamalar
Sayfaları yeniden sıralama, silme ve döndürme
Bir PDF’deki gereksiz sayfaları yeniden düzenlemek ve kaldırmak da yaygın bir görev diyebiliriz. PDF dosyası düzenleme için şu adımları izleyebilirsiniz:
Sayfa sekmesine tıklayın.
Seçmek için bir veya daha fazla sayfayı tıklayın.
Seçilen sayfaları taşımak için sürükleyip bırakın. Program bunların nasıl yerleştirileceğini açıkça gösteriyor.
Program bunları gerçekten taşımak isteyip istemediğinizi sorduğunda Tamam’ı tıklayın.
Birkaç PDF dosyasındaki içeriği tek bir dosyada birleştirmek mi istiyorsunuz? PDFgear’da ilk dosyayı açın ve Sayfa sekmesine tıklayın. Ardından Sayfa Ekle > PDF Ekle’yi seçin. Bir dosyayı seçtikten sonra, hangi sayfaların ekleneceğini zaten seçebileceğiniz bir iletişim kutusu görünüyor. 1, 2, 5, 6, 7, 8 ve 12. sayfaları eklemek için aralıkları ve tek sayfaları karıştırabilirsiniz; örneğin “1,2,5-8,12”.