Yapay zeka da ”model çöküşü” uyarısı

Gündemimizde kapladığı yerin artmasından herkesin fark ettiği, hayatına dahil ettiği üzere yapay zeka çağı geldi. Aynı zamanda, bu yapay zekanın bir de üretken boyutu var.

Üretken yapay zekalar aslında insanın yürüttüğü bazı süreçleri yürüterek hem zaman hem de işgücü faydası yaratıyor. Şirketler de çalışanlarını üretken yapay zeka çözümleri üretme noktasında yönlendiriyor fakat problem buradaki bir noktada başlıyor. Çalışanlar, üretken yapay zekayı üretmek için de yapay zekaya başvurabiliyor.

Şimdi, daha fazla insan içerik üretmek ve yayınlamak için yapay zekayı kullandıkça, bariz bir soru ortaya çıkıyor: Yapay zeka tarafından oluşturulan içerik internette çoğaldıkça ve yapay zeka modelleri, öncelikle insan tarafından oluşturulan içerik yerine bu içerik üzerinde eğitilmeye başladığında ne olur?

Bu döngü sürecin belirli bir noktasından sonra yapay zekanın insan eliyle kendisine sunulanla değil başa yapay zekalar tarafından hazırlanan ve uygun olmayan içeriklerle beslenmesine ve çöken modellere neden oluyor.

OpenAI yapay zeka hataları için önlem aldı: Artık yalan söylemeyecek!

Birleşik Krallık ve Kanada’dan bir grup araştırmacı tam da bu sorunu inceledi ve yakın zamanda açık erişim dergisi arXiv’de çalışmaları hakkında bir makale yayınladı . Buldukları şey, mevcut üretken AI teknolojisi ve geleceği için endişe verici: “Eğitimde model tarafından oluşturulan içeriğin kullanılmasının, ortaya çıkan modellerde geri dönüşü olmayan kusurlara neden olduğunu bulduk.”

İnterneti kirletebilir

Üretken yapay zeka tarafından kontrolsüz ve zincirleme ilerleyen bir içerik üretim süreci; hem internet ortamında sürekli artan hatalı içerikler, hem de diğer üretken yapay zekaları da hatalı besleyen artan bir bilgi kirliliği olarak distopik bir tabloyla karşımıza çıkabilir. Ama neyse ki uluslararası boyutta dikkat çeken bir nokta geliştiricilerin de dikkatini çekti ve birçok geliştirici de bu noktayı işaret eden açıklamalarda bulundu.

Shumailov, “Ancak, model çöküşünün makine öğrenimi için bir sorun olduğu ve üretken yapay zekanın gelişmeye devam etmesini sağlamak için bu konuda bir şeyler yapılması gerektiği açık.” dedi.

Meta, yapay zekayı sevdi

Tüm bunlar gerçekleşirken geçtiğimiz günlerde; Meta CEO’su Mark Zuckerberg, çalışanlarına, Facebook ve Instagram gibi öncü ürünlerine üretken AI metin, görüntü ve video oluşturucuları koyulmasını öngören bir yol haritasını duyurdu.

işçilerle yapılan bir genel toplantıda Zuckerberg, çeşitli geliştirme aşamalarında olan ve bazıları dahili kullanım için olan ancak çoğu doğrudan tüketiciler için tasarlanmış bir dizi teknolojiyi duyurdu.

  • Örneğin biri, müşterilerin kendi fotoğraflarını değiştirmek ve Instagram Story’sinde paylaşmak için bir metin istemi kullanmasına izin verecek.
  • Bir diğeri, yardım etmek veya eğlendirmek için farklı kişiliklere ve yeteneklere sahip yapay zeka temsilcilerini getirecek. Bu, başlangıçta Messenger ve WhatsApp’ta kullanım için odaklanmıştır.
  • Şirket ayrıca Temmuz ayında üretici yapay zekaya odaklanan dahili bir hackathon’a ev sahipliği yapıyor.
  • Zuckerberg ayrıca araştırma yayınlamayı ve AI teknolojilerini açık kaynak topluluğuyla paylaşmayı yeniden taahhüt etti.

Zuckerberg, bunu Meta’nın oraya odaklanmasının yerini almaktan ziyade Metaverse çabalarının bir genişlemesi olarak sunuyor. Meta, teknolojiden daha fazlasını ürünlere dahil etmek amacıyla AI çalışmalarını Şubat ayında yeniden düzenledi .

Bosch, Türkiye’de 83 milyar TL satış geliri elde etti

0

Bosch, Türkiye’de 2022 mali yılında net satış gelirini (konsolide edilmemiş şirketlerin satışları ve bağlı şirketlere sağlanan şirket içi teslimatlar dahil olmak üzere) iki kat artışla 83 milyar TL’ye (yaklaşık 4,1 milyar Euro) yükselterek yılı güçlü bir büyümeyle kapattı. Euro bazında ise artış yüzde 14 oldu. Şirket, yurt içinde 31 milyar TL’lik (yaklaşık 1,8 milyar Euro) konsolide satış gelirine ulaşırken, bir önceki yılla karşılaştırıldığında euro bazında yüzde 27’lik büyüme kaydetti. Türkiye’den dünyanın dört bir yanındaki 40’ı aşkın ülkeye 2022 yılında 52 milyar TL (2,4 milyar Euro) düzeyinde ihracat gerçekleştiren Bosch Türkiye, genel ihracat hacmine yaptığı yüzde 1,1 oranındaki katkıyla lider ihracatçılar arasında yer almaya devam etti.

Bosch Türkiye ve Orta Doğu Başkanı ve Temsilcisi Daniel Korioth, “Bu önemli büyüme, başarılı satış stratejimizin ve güçlü ihracat potansiyeli de dahil olmak üzere faaliyet gösterdiğimiz pazarlara yüksek katma değer sağlayan ürün ve servis çözümlerine yaptığımız yatırımların doğru yolda olduğunu bir kez daha teyit ediyor” dedi. Şirket bu sonucu; Mobilite, Sanayi Teknolojileri, Dayanıklı Tüketim Malları ve Enerji ve Bina Teknolojisi iş sektörlerinin doğrudan katkılarıyla elde etti.

Bosch Türkiye, geçtiğimiz yıl 4 milyar TL (yaklaşık 203 milyon Euro) düzeyinde yatırım yaparken, 31 Aralık 2022 tarihi itibarıyla çalışan sayısı yaklaşık 19.000 oldu.

Daniel Korioth, mevcut iş yılıyla ilgili olarak şunları söyledi: “Bosch Türkiye olarak geçen yılki satış seviyesini yakalamayı hedefliyoruz. 2023’te beklenen ekonomik zorluklara rağmen, başta hidrojen ve elektromobilite olmak üzere geleceğin teknolojilerine odaklanmaya devam edeceğiz. Bunu gerçekleştirmek için üniversitelerle iş birliklerimizi yoğunlaştırıyor, gelişim ve eğitim iş birliklerine yatırım yapmaya devam ediyoruz. Türkiye’ye uzun vadeli bağlılığımızı sürdürmeyi ve müşterilerimizin taleplerini karşılamayı hedefliyoruz.” 

Küresel yetkinliklere sahip üretim tesisleri

Dünyayı iklim nötr hale getirme sürecinde hidrojen önemli bir rol oynuyor, Bosch ise hidrojen bazlı mobilitenin yolunu açıyor. Türkiye’deki çalışanların Bosch’un küresel çabalarına katkıda bulunduğunu belirten Daniel Korioth, “Şu anda Bursa’daki Bosch Güç Aktarma Çözümleri Fabrikasında örnek bir hidrojen enjektörü geliştirme çalışması yapıyoruz. Mühendislerimiz, bu ürünün geliştirilmesi için Almanya’daki fabrikalar ve mühendislik birimleriyle yakın iş birliği içinde çalışıyor” dedi. Korioth, enjeksiyon sistemleri alanındaki kapsamlı deneyimi ve yarım asrı aşan başarılı üretim geçmişi nedeniyle fabrikaya bu önemli sorumluluğun verildiğini vurguladı. Daniel Korioth, fabrikanın Endüstri 4.0 alanında dünyanın önde gelen üretim tesislerini bir araya getiren Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) platformu ‘Global Lighthouse Network’e 2022 yılında katıldığını da belirtti. Bu başarının elde edilmesinde, tesisteki 7.000 kişilik toplam iş gücünün ‘dijital vatandaş’ haline gelmesi için yetkinliklerinin artırılması büyük rol oynadı.  Fabrika ihtiyaçlarına göre uygulamaya konulan, hidro-erozyon için kapalı döngü proses kontrolü gibi farklı yapay zeka çözümleri de devreye alındı.

Türk otomotiv endüstrisinin merkezi olan Bursa’daki Fren Sistemleri Fabrikası ise Bosch’un elektromobilite işine katkı sağlayacak. Buna göre fabrika, elektrikli araçların ihtiyacını karşılayacak entegre fren sisteminin (IPB) seri üretimine yıl içinde başlayacak.

Bosch Türkiye, Ar-Ge yatırımlarına devam ediyor

Bosch mühendisleri dünya genelinde önemli projeler üzerinde çalışırken Bosch Türkiye, şirketin ‘Yaşam için teknoloji’ sloganına sadık kalarak Ar-Ge çalışmalarına da bağlı kalmaya devam ediyor. 4 Ar-Ge Merkezinde (Bursa’da 2, Manisa ve Tekirdağ’da birer tane) ve 2 Tasarım Merkezinde (Bursa ve İstanbul’da) yaklaşık 850 çalışanı bulunan Bosch, 2022 yılında bu merkezlere yaklaşık 700 milyon TL (34 milyon Euro) tutarında yatırım yaptı.  

Bursa’daki Bosch Rexroth Tasarım Merkezi ise, iş, tarım, ormancılık ve malzeme taşıma makinelerinde kullanılan Güç Fren Valfi ürününün geliştirilmesinde global sorumluluğu üstlendi.

Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek çözüm ve servisler sunuyor 

İş dünyası teknoloji odağında dönüşürken, Bosch Türkiye pazara yeni çözümler ve servisler sunarak konumunu güçlendiriyor. Bosch bünyesinde yer alan, dünyanın marka bağımsız en büyük servis ağlarından biri olan Bosch Car Service, Türkiye’de bakım-onarım pazarını elektrikli araçlara hazırlamak için kendi uzman ekiplerine Norveç ve Danimarka’da eğitim aldırdı ve bu ekipler, Türkiye’de Bosch Car Service kadrolarına eğitim vererek, küresel bilgi birikimi ve deneyimi Türk yedek parça pazarına taşıdı.   

İkili stratejisinin bir parçası olarak Bosch, kendi fabrikalarında Endüstri 4.0 alanında edindiği bilgi ve deneyimi, Türk sanayisiyle paylaşmaya devam ediyor. Otomotiv ve beyaz eşya başta olmak üzere farklı sektörlerdeki firmalara dijital dönüşümün temeli olarak gördüğü yalın üretim konusunda yol gösteren Bosch Türkiye bünyesindeki Endüstri ve İnovasyon Çözümleri Satış Birimi, 5 hazır giyim ve konfeksiyon üreticisi firmaya yalın danışmanlık, eğitim ve uygulama çalışmalarıyla destek vermeye başladı.  

Üniversitelerle artan yakın iş birliği

Türkiye’nin ve sektörün dönüşümünde yeni nesil profesyonellerin öneminin farkında olan Bosch, üniversitelerle iş birliği yaparak deneyimlerini gençlere aktarırken, onların bilgi ve becerilerini de geliştiriyor. Bu kapsamda Bosch Güç Aktarma Çözümleri Fabrikası, Bursa Teknik Üniversitesi’ne hidrojen enjeksiyon ekosistemi ile ilişkili akademik çalışmalar ve Elektrikli Araçlar ve Otonomi Öğrenci Kulübü bünyesinde kurulacak Hidrojen Takımı için destek veriyor. Bursa Uludağ Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu Uludağ Üniversitesi Makine Topluluğu’nun çalışma atölyesi ve tezgâhları Bosch’un katkılarıyla yenileniyor. Yine aynı üniversiteyle geçen yıl gerçekleştirilen Dönem İçi Staj Programı çerçevesinde Mühendislik Fakültesi öğrencileri, bitirme projelerini Bosch Rexroth fabrikasında tamamlarken fabrikanın operasyonlarına katkı sağlayacak çalışmalar yaptı. İstanbul’daki Tasarım Merkezinde görevli mühendisler tarafından, güç-tahrik sistemleri ve elektrikli araçlar konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyen lisans ve yüksek lisans öğrencilerine yönelik Bosch Elektrikli Mobilite Eğitim Programı düzenleniyor. Üçüncüsü düzenlenen programda 37 farklı üniversiteden 78 öğrenci mezun oldu ve mezunların yaklaşık üçte biri kadındı. Bosch Home Comfort Group Türkiye, 2022-2023 yılı bahar döneminde Bahçeşehir Üniversitesi Enerji Mühendisliği bölümünde HVAC Sistemleri dersini gerçekleştirirken, öğrencilere iklimlendirme sektörüne ilişkin temel konular hakkında bilgiler verildi.

Depremden etkilenen gençlere staj imkanı

Bosch Türkiye, kurumsal sosyal sorumluluk taahhüdüyle Kahramanmaraş depreminin ihtiyaçlarını karşılamak ve yaralarını sarmak için de sahada yer aldı. Bosch Grubu, Türkiye ve Suriye’de meydana gelen şiddetli depremden etkilenen insanlara acil yardım amacıyla toplam 2,5 milyon euro bağışta bulundu ve Bosch fabrikalarından arama-kurtarma ekipleri, çalışmalara ilk günden itibaren aktif olarak katıldı. Arama-kurtarma çalışmalarında Bosch elektrikli el aletleri kullanıldı.

Bosch Türkiye ve Orta Doğu Başkanı ve Temsilcisi Daniel Korioth, “Türkiye ve Suriye’deki şiddetli depremin yıkıcı sonuçları bizi derinden etkiledi. İlk önceliğimiz, etkilenen insanlara mümkün olan en kısa sürede yardım sağlamaktı. Bunu çalışanlarımız ve iş ortaklarımızla birlikte yapmaya devam ediyoruz. Depremden etkilenen herkese tekrar geçmiş olsun diliyoruz” dedi.

Yapay zeka oyun sektörünü de ele geçiriyor

0

Google Gradient tarafından desteklenen Versed, hikaye anlatıcılarının üretken AI kullanarak video oyunları oluşturmasına yardımcı olmak istiyor. Üretken yapay zekanın müzik, metin, görsel gibi tasarım alanlarından sonra bu kadar kompleks bir alana giriyor olması hem seviyenin ne kadar yükselmeye başladığını gösteriyor hem de hayal gücünün sınırlarını ne kadar zorlayabileceği, bize ne kadar benzersiz bir oyun oynatabileceğini düşündürüyor.

İnovasyon ve yapay zeka çözümlerine büyük ilgi

OpenAl, ChatGPT örnekleri üretim süreçlerini hızlandırarak artık insanları sürekli üretim ve sürekli yeni üretim döngüsüne soktu. Ve üretime yapay zeka teknolojilerini başarıyla dahil edebilen firmalar da bu talebi 12 ay üretim yoluyla karşılama çabasına girişti. Yatırımcılar, 12 ay üretim yeteneğini ve bu talebe karşılık sağlayabilme kabiliyetine sahip olabilmek için milyonlarca dolarlık bütçeler akıtıyor. Sadece bu hafta Salesforce Ventures, üretken yapay zeka fonunu 500 milyon dolara arttırdığını duyurdu.

İşte bu arka plana karşı, yeni başlayan Avrupalı ​​girişim Versed, herkesin sadece metin tabanlı hikayeler ve talimatlar yazarak kendi rol yapma oyununu (RPG) yaratmasına izin vererek iz bırakmaya çalışıyor. Versed, yapay zekasının anlatıyı yorumladığını ve sürükleyici dünyalar yaratmak için şirket içi bir veritabanından karakterler ve konumlar atadığını iddia ediyor.

Üretken yapay zeka zaten oyun alanına giriyor. Geliştiriciler, orijinal görsel varlıkları nasıl oluşturabileceklerini gösterdiler ; San Francisco merkezli Scenario, tam da bunu yapmak için kısa süre önce 6 milyon dolarlık başlangıç ​​fonu topladı . Oyun devi Roblox, oyun geliştiricisinin doğal dil istemleri aracılığıyla tüm sanal dünyaları oluşturmasına olanak tanıyan yeni araçları da duyururken , Microsoft son derece popüler Minecraft serisi için benzer üretken AI akıllıları üzerinde çalışıyor .

Versed, bu çabalara kesinlikle teğet olsa da, yaratıcıların yalnızca hikaye yoluyla (sıfır kodlama) bütün bir RPG oluşturmasına izin verme girişimi, işleri bir sonraki seviyeye taşıyabilir.

Rakiplerimizin çoğunun daha çok geliştirici tarafında olduğunu söyleyebilirim ve odaklandığımız kişi bu değil

verse CEO’su Gaal, TechCrunch’a “Rakiplerimizin çoğunun daha çok geliştirici tarafında olduğunu söyleyebilirim ve odaklandığımız kişi bu değil” dedi. “Mühendisliğe veya onun gibi bir şeye odaklanmıyoruz. Sadece bir hikaye yazarak kendi rol yapma video oyununuzu yapmanın bir yolunu inşa ediyoruz. Daha sonra bu hikayeyi, sıra tabanlı dövüş ve dallanma diyalogu ve bir rol yapma oyununu harika yapan her şey ile tamamen 3D sürükleyici dünyalar oluşturmak için kullanıyoruz .

Bunu yapmak için yazar, giydikleri kostümler veya bir sahnenin hangi çağda (örneğin ortaçağda) geçtiği gibi ayrıntılar da dahil olmak üzere karakterleri ve konumlarını açıklayabilir ve Versed, açıklamayı kendi oluşturduğu görsellerle eşleştirir. Versed, şu anda bu yetenekler için OpenAI’nin GPT-4’ünü kullanıyor.

Nihayetinde Versed, hikaye anlatıcılarının en iyi bildikleri şeye odaklanmasını sağlamak için oyun motorunu arka planda gizleyerek oyun geliştirmeden tüm teknik ve tasarım bilgisini kaldırmaya çalışıyor.

Şimdilik Versed, erken alfa programının bir parçası olarak 10 içerik oluşturucuyla çalışıyor ve ilk oyun listesini Ekim ayı civarında New York’taki Comic Con’da özel betasını başlatacağı zaman tanıtmayı planlıyor . Şu anda 2024’ün ikinci yarısı için tam bir halka arz planlanıyor. Bir yanda sanal gerçeklik anlamında atılan adımlar, burada yapay zeka ile oluşturulan evrenler ve üretken yapay zeka çözümleri gelecek 10 yılın hayal gücünün sınırlarında geçeceğini gösteriyor.

Workup İş Kule açıldı

İş Bankası ve iştiraklerinin genel müdürlükleri ile birlikte girişim sermayesi fonlarına, çeşitli ölçekten startuplara ve girişimcilik ekosistemi temsilcilerinin yanı sıra Türkiye’nin ilk startup odaklı banka şubesine ev sahipliği yapan İş Kuleleri, Workup girişimcilik programlarının da merkezi oluyor.

Türkiye İş Bankası’nın ana destekçisi olduğu, farklı dikeylerde 100 girişimi mezun eden ve bu yıl 6. yaşında olan Workup Girişimcilik Programı ile Workup çatısı altında devam eden programlar, İş Kuleleri’nde hayata geçirilen paylaşımlı ofis konseptine sahip Workup İş Kule’de yürütülecek.

İş Bankası ve iştiraklerinin genel müdürlüklerinin bulunduğu, çeşitli ölçekten startuplara ve girişimcilik ekosistemi temsilcilerinin yanı sıra Türkiye’nin ilk startup odaklı banka şubesine ev sahipliği yapan İş Kuleleri, artık Workup girişimcilik programlarının da merkezi olurken aynı zamanda bir girişimcilik üssü haline dönüşüyor.

“Verimlilik artışı girişimciliği verimsiz iş alanlarıyla birleştirmekten geçer”

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran

Workup İş Kule’nin açılışında konuşan İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, girişimcilik alanındaki faaliyetlerinin çatı markası olan Workup, kurumsal girişim sermayesi yatırım fonları, yurtdışı inovasyon merkezleri, teknoloji tabanlı yeni nesil iştirak portföyü ve girişimcilik şubeleriyle güçlü bir ekosistem oluşturduklarını söyledi. Aran, Workup İş Kule’nin, bu ekosistemin merkezi olarak İş Kuleleri’ni konumlandırma yaklaşımlarının bir parçası olduğunu vurguladı.

Bir başarı hikâyesi yazmış, unicorn çıkarmış girişimcilerin etrafında kümelenen, onlarla çalışmış girişimlerin aynı başarıyı tekrarlama olasılığının arttığına işaret eden Aran, bu bakımdan Workup İş Kule gibi girişimcileri bir araya getiren mekânların önemli olduğunu söyledi.

Hakan Aran, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Girişimcilerin ekosistemimizde kümelenmesini sağlıyor, daha sonra onları teknoloji geliştirdikleri alanın oyuncularıyla buluşturuyoruz. Mümkün olduğunca geleneksel iş alanlarına teknolojiyi dâhil ederek ve girişimcilerin gücünden yararlanarak Türkiye’nin gelişimine katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Ülkemizde en çok verimliliğin artırılmasına ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü dönem, verimliliği ve etkinliği artırma dönemi. Verimliliği artırmazsak büyüme ve kişi başına düşen milli geliri yükseltebilme gibi alanlarda arzu ettiğimiz mesafeyi alamayız. Bunun yolu da girişimciliği, verimsiz olduğunu gözlemlediğimiz iş alanlarıyla birleştirmekten geçer.”
İş Bankası’nın 2024 yılında 100. yaşını kutlayacağını vurgulayan Aran, “Biz kendimizi geleneksel bir banka olarak değil esasında bir teknoloji şirketi olarak görüyoruz. Girişimcilik ekosisteminden de teknolojiyi en iyi şekilde kullanarak besleniyoruz” dedi.

“Birlikte başarmanın gücüne inanıyoruz”

Genç girişimcilere hedef belirlemek ve bu hedeflere ulaşmak için azimle ilerlemek gibi önemli roller düştüğünü söyleyen Hakan Aran, sunulan imkânların ancak doğru kullanıldığında bir değere dönüşebileceğini vurguladı. Girişimcileri, gerçek ihtiyaçları konusunda kendilerini yönlendirmeye davet eden Aran, “Ancak bir arada konuşacak mekânlar oluşturursak birbirimizi duyabilir ve birbirimizden beslenebiliriz. Birlikte iş yapmanın, birlikte başarmanın gücüne inanıyoruz. Dijital dönemde hiçbir kurum kendi başına başarılı olamaz” dedi.

İş Bankası ekosistemi ile çalışma imkânı

Workup İş Kule

Modern mimariye sahip ve aynı anda 30 kişinin yararlanabileceği bir çalışma alanı bulunan Workup İş Kule; sınırsız ve yüksek hızda internet, kafe alanı, kişisel dolap, özel sunum ve toplantı odası gibi girişimcilerin ihtiyaç duyacağı imkânları sağlıyor.

Workup İş Kule

İş Bankası girişimcilik ekosisteminin diğer unsurlarıyla aynı lokasyonda yer alan Workup İş Kule’de girişimler, aynı zamanda geniş networking ve iş geliştirme olanağından da yararlanabiliyor. Paylaşımlı ofis, aynı zamanda Workup programı altında düzenlenen eğitim ve etkinliklere de ev sahipliği yapıyor.

Levent İş Kuleleri Çarşı alanında konumlandırılan ofis, her hafta Pazartesi – Cumartesi günleri arasında saat 08:00’den 20:00’ye kadar hizmet veriyor. Öncelikle Workup markası altında yürütülen programlara dâhil olan startuplar ve program mentorları ile paydaşlarının kullanımına sunulan alandan, kapasitenin uygun olması durumunda diğer girişimler de faydalanabiliyor.

Vodafone ve Three şirketleri birleşiyor, GSM piyasası sarsılacak

İngiltere’nin önemli telekom şirketleri Vodafone ve Three şirketlerini birleştirmek için planlarını duyurdular. Bu, kaynaklarını ve faaliyetlerini birleştirerek ülkedeki en büyük mobil ağ operatörünü oluşturacakları anlamına geliyor. Yeni şirket MergeCo adını taşıyor ve 2034 yılına kadar daha yüksek hızlarda hizmet sunarak 27 milyon müşteriye ve İngiltere nüfusunun %99’dan fazlasına hizmet vermeyi hedefliyor.

Birleşme sürecinin hukuki düzenlemelerden ve çeşitli onaylamalardan geçmesi gerekecek. Onaylandıktan sonra Vodafone, yeni işletmenin %51’ine sahip olacak ve CK Hutchison Group Telecom Holdings (Three’un sahibi) %49’unu elinde bulunduracak. Vodafone UK ve Three UK’in CEO’ları MergeCo’da liderlik rollerini üstlenecekler.

Mobil ağların genişletilmesine ek olarak, MergeCo 2030 yılına kadar İngiltere’deki hanelerin %82’sine sabit kablosuz erişim (FWA) mobil geniş bant hizmeti sunmayı planlıyor. Birleşmenin müşterilere ve ekonomiye önemli faydalar sağlaması bekleniyor. 2030 yılına kadar İngiltere ekonomisine yılda 5 milyar sterlin katkıda bulunabileceği ve binlerce yeni iş yaratabileceği tahmin ediliyor.

Ancak, bazı eleştirmenler fiyatlara olası olumsuz etkiler konusunda endişelerini dile getirdi. Büyük mobil ağ operatörü sayısının azalması müşteriler için daha yüksek maliyetlere yol açabileceğine inanıyorlar. MVNO (mobil sanal ağ operatörü) olarak bilinen daha küçük sağlayıcılar da seçeneklerinin azalmasından ötürü fiyatların ve maliyetlerin artması ile karşı karşıya kalabilirler. Yani haksız bir rekabet söz konusu olabilir.

Olumlu tarafından bakıldığında, birleşme uluslararası pazarda rekabeti artırabilir ve genel olarak kullanıcılarına daha iyi bağlantı imkanları sunabilir. MergeCo’nun FWA’ya olan taahhüdü aynı zamanda geleneksel geniş bant sağlayıcılarına meydan okuduğu anlamına da geliyor.

Vodafone ve Three arasındaki birleşme, İngiltere’deki mobil ve geniş bant pazarlarını sarsma potansiyeline sahip. Daha güçlü, daha ileri bir 5G ağı oluşturmayı hedefleniyor, ancak fiyatlar ve rekabet üzerindeki etkisi hala tartışma konusu. Birleşme gerçekleşmeden önce düzenleyici denetime tabi olacak.

Three UK’in CEO’su Stephen Lerner durumu “Tüketiciler, tekrarlanan yatırımlar için ödeme yapmakta. Birleşik bir ağ kurulduğu takdirde, birçok küçük ağ sağlayıcıya nazaran büyük miktarda boş kapasiteye sahip olacak ve bu kapasiteyi doldurmak için potansiyel müşterilere yapılacak teşvikler fiyatları düşürecektir.”, “Sonuç olarak çok daha iyi bir ağ deneyimi elde edeceksiniz.” diye ifade ediyor.

Koçfinans Demo Day’i kazanan üç girişim belli oldu

Koçfinans’ın inovatif bakış açısıyla geleceğin ihtiyaçlarını bugünden öngören start-up’ları desteklemek amacıyla başlattığı Demo Day Programı’nın ikinci dönem kazananları belli oldu. Yapılan değerlendirmeler sonrası Maslak Teknoloji AŞ birinci, Kiralarsın ikinci, Rackle üçüncü oldu.

Maslak Teknoloji AŞ birinci, Kiralarsın ikinci, Rackle üçüncü

Çevik ve inovatif yapısıyla otomotiv başta olmak üzere birçok alanda finansman çözümleri sunan Koçfinans, gelecek vadeden start-up’ları Koçfinans Demo Day Programı kapsamında değerlendirerek, ödül almaya hak kazanan üç start-up’ı iş birliği imkanları, yatırım alma ve nakit desteği gibi çeşitli avantajlarla buluşturuyor.

Koçfinans Demo Day

Kullanıcılarını teknolojik çözümlerle geleceğe hazırlayan, müşteri deneyimini önceliklendirerek hayatlarını kolaylaştıran çözüm, ürün ve/veya dijital servis hizmeti sunan start-up’ların başvurduğu Koçfinans Demo Day Bounce Partners iş birliğinde yürütüldü.

9 Haziran Cuma günü gerçekleştirilen Demo Day’de, jüri üyeleri tarafından girişimci ve ekip potansiyeli, ürün ve hizmetlerin yenilikçiliği ve/veya farklılaşması, pazardaki fırsatlar, gelecek stratejisi ve büyüme potansiyeli, dijital odaklı olma gibi kriterlere göre değerlendirilerek finale kalan 3 start-up ödüle layık görüldü.


Finansal teknoloji çözümleri sunan Maslak Teknoloji AŞ. birinci olarak 80.000 TL, çeşitli elektronik ürünleri kiralama hizmeti sunan Kiralarsın ikinci olarak 50.000 TL, bankacılık çözümleri sunan Rackle üçüncü olarak 30.000 TL değerinde para ödülü kazandı.

Vizyoner bakış açısını benimseyen start-up’lara destek

Geleceği şekillendiren fikirler üreterek yaratıcı çözümler sunan start-upların teşvik edilmesinin sektörü besleyeceğini belirten Koçfinans Bilgi Teknolojileri ve Ar-Ge Direktörü Özlem Ekşioğlu Kumuk;
“Koçfinans’ın başarısının altında yatan güç; çevik bir ekibe ve müşteri odaklı bir yaklaşıma sahip olması. Bizimle aynı vizyoner bakış açısını benimseyen start-up’ları destekleyerek onların proje fikirlerini hayata geçirmeleri için olanaklar sunuyoruz. Aynı zamanda da bu yeni girişimlerin önünü açmanın, onlara fırsat sunmanın iş dünyasına yeni bir soluk getireceğine inanıyoruz. Programın jüri üyeleri ve katılımcıları ev sahipliğimizle Demo Day’de bir araya geldi. Finale kalan start-up’lar arasında Maslak Teknoloji AŞ, Kiralarsın ve Rackle Demo Day’in kazananları oldu. Demo Day kazananlarına sağladığımız ödül ve yan destek imkânlarına ek olarak yatırım alabilecekleri güçlü bir network ağı ile buluşturarak onlara katkı sağlıyoruz. Hedefimiz Demo Day Programı’mızı gelenekselleşerek sürdürülebilir sonuçlar elde etmek. Koçfinans olarak start-up’lar gibi dinamik bir çalışma prensibine sahibiz. Bu noktada start-up’ları desteklemek bizim için çok kıymetli. Süreci beraber yürüttüğümüz Bounce Partners’a da teşekkür ederim” dedi.

Robocube Off-Season 2023 robot yarışması başlıyor

0

Geleceğin teknolojisi ve inovasyonunu bir araya getirecek Robocube Off-Season 2023 Robot Yarışması, Teknopark İstanbul öncülüğünde 19-21 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek.

Teknopark İstanbul, Cube Incubation ve Intechne Robotik Teknolojileri’nin öncülüğünde gerçekleşecek olan Robocube Off-Season 2023 Robot Yarışması için geri sayım başladı. Pendik’te 19-20-21 Haziran tarihlerinde Pendik Kurtköy Spor Salonu’nda düzenlenecek olan heyecan dolu etkinlik, geleceğin teknolojisi ve inovasyonunu bir araya getirecek.

Robocube Off-Season’da robot teknolojisi tutkunları, öğrenciler ve teknoloji meraklıları benzersiz becerilerini sergileme fırsatı bulacak. Charged Up temasıyla gerçekleşecek olan yarışmada lise öğrencileri, robotlar için otonom görevler, sürücü kontrolündeki görevler ve dengeleme gibi çeşitli zorluklarla karşılaşacak.

Robocube

Bottobo, İstanbul Gedik Üniversitesi, Armelsan Savunma, Pendik Belediyesi, Yalova Teknopark ve Yalova Organize Sanayi, Rise-X ve Adente sponsorluğunda gerçekleşecek Robocube Off-Season Robot Yarışması, katılımcılara bilgi ve deneyim paylaşımı için önemli bir platform sunuyor. Alanında uzman jüri üyeleri tarafından değerlendirilecek olan yarışmanın ödülleri, Girişimcilik, Mühendislikte Mükemmellik, Etki ve Duyarlı Profesyonellik gibi çeşitli kategorilerde dağıtılacak.

Yarışma için kayıt süreci https://www.robocubeoffseason.org/events/robocube-off-season adresinden gerçekleştirilecek. Detaylı bilgi için https://www.robocubeoffseason.org/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yapay zeka çeviriyi kurumsal şirketler için kabus olmaktan çıkarıyor

0

Küreselleşmek isteyen işletmeler, dil bariyerini aşmak için uygun maliyetli bir çözüm olan yapay zeka destekli çeviri araçlarına yöneliyor. Gelişmiş sinir ağı teknolojisiyle doğruluk payı yüksek, nitelikli çeviriler sunan DeepL; şirketlerin iletişim engellerini aşmalarına ve yeni pazarlara ulaşmalarına yardımcı oluyor.

Dil bariyeri ve kültürel farklılıklar, uluslararası pazarlara girmek isteyen işletmeler için pek çok zorluğa neden oluyor. Araştırmalar, küresel pazarda rekabetçi kalabilmeleri için yüksek kaliteli çevirilere ihtiyaç duyan işletmelerin, pazarlama bütçelerinin yüzde 1 ila yüzde 4’ünü 1 çeviri ve yerelleştirme hizmetlerine harcadığını gösteriyor. Bugün sıkça tartışılan yapay zeka teknolojisinde kaydedilen ilerlemelerse, dünya açılmak isteyen her ölçekteki işletmeyi uygun maliyetli bir çözüm olan yapay zeka destekli çeviri araçlarına yönlendiriyor. Bunlar arasında Almanya merkezli yapay zeka şirketi DeepL öne çıkıyor. Faaliyetlerine 2017 yılında başlayan ve gelişmiş sinir ağı teknolojisi üzerine çalışanDeepL, bu alana getirdiği yeniliklerle dikkat çekiyor.

Şirketlerin DeepL’i tercih etme nedenleri arasındaysa dillerin kendine özgü kural ve yapılarını gözeterek sunduğu, doğruluk payı yüksek çeviriler yer alıyor. Tüm bu özellikler, çevirilerin günlük hayattaki kullanıma uygun olarak yapılmasını ve kulağa doğal gelmesini sağlıyor. DeepL, profesyonel çevirmenler tarafından da doğruluk payı en yüksek çevirileri sunan yapay zeka çeviri aracı olarak sektörde bilinirlik kazanmış durumda.

Çeviri kurumsal şirketler için kabus olmaktan çıkıyor

DeepL gibi araçları kullanmak, uluslararası faaliyet gösteren işletmelerin hem çeviri maliyetlerinden hem zamandan tasarruf etmesini sağlıyor. Çevirilerin kalitesi konusundaki endişeleri gidermek için harcanan zaman, yerini müşterilerle etkili bir şekilde etkileşim kurmaya ve dış iletişimi güçlendirmeye bırakıyor. İletişim süreciyse kurumsal belgelerin orijinal formatlarıyla tercüme edilmesini sağlayan doküman çevirisi ve hangi kelimelerin nasıl tercüme edileceğini belirleyen özelleştirilebilir sözlük özelliğiyle daha da kolaylaşıyor. Böylece işletmeler, farklı ülkelere açılmaya karar verdiklerinde, söz konusu pazarın dil yapısına uygun ve doğru bir iletişim başlatabileceklerinden şüphe duymuyor. Yapay zekanın günlük hayatımızda bir trend olmaktan çıkıp bir dayanak noktası haline gelmesiyle pazara pek çok yeni yapay zeka aracı giriyor. Her birini inceleyip değerlendirmek zor olsa da DeepL gibi işletmelerin çalışma verimi artırabilecek ve küresel rekabet avantajı sağlayabilecek çözümler giderek öne çıkıyor.

Apple Vision Pro’nun eksik kalan yönleri

Apple Vision Pro’nun getirdiği büyük yenilikleri konuştuk, şimdi de eksik bulduklarımıza bir bakalım.

Apple’ın Vision Pro başlığı etkileyici bir sarmalayan teknoloji sunarken, bazı dikkate değer eksiklikleri bulunuyor. Bu eksiklikler, başlığın genel deneyimi geliştirmede sınırlamalar getirebilecek seviyede. İşte Apple’ın Vision Pro’sunda iyileştirilmesi gereken ana alanlar:

Fitness Entegrasyonu: Vision Pro, ayrılmış fitness ve sağlık uygulamalarına sahip değil ve bu, Apple’ın Apple Watch ve Fitness Plus aboneliği gibi mevcut fitness odaklı çalışmalarına rağmen şaşırtıcı. Egzersiz oyunları ve antrenman uygulamalarının başlığa dahil edilmesi, eşsiz bir satış noktası sunabilirdi ve Apple’ın sağlık ve iyilik konusundaki uzmanlığından yararlanması kulağa garip geliyor.

Apple Cihazlarıyla Uyumluluk: Vision Pro, şu anda iPhone’lar, iPad’ler ve Apple Watch ile sorunsuz uyumluluğa sahip değil. Mac’lerle sorunsuz bir şekilde yüksek çözünürlüklü sanal ekranlar sağlayabilse de, başlığı Apple ekosistemiyle daha yakından entegre etmek faydalı olurdu. iPhone’lar, iPad’ler ve Watch’lar üzerinde dokunmatik etkileşim, hareket kontrolleri ve sanal klavye gibi özellikleri etkinleştirerek kullanıcı deneyimini geliştirebilir ve başlığın kapasiteleri genişletebilir.

Haptic Geribildirimi: Haptic geribildirimi, sanal gerçeklik deneyimlerinde insanı sarmalama hissini ve etkileşimi artırmada önemli bir rol oynar. Şaşırtıcı bir şekilde Vision Pro’da herhangi bir haptic geribildirim özelliği bulunmamakta. Apple Watch gibi cihazlarda zaten sunduğu haptic teknolojisini başlığa dahil etmek, kullanıcılara dokunsal geribildirim ve sanal ortamlarda etkileşimin daha gerçekçi bir hissini yaşatabilirdi.

Ayrılmış Fiziksel Aksesuarlar: Apple, iPad için Apple Pencil gibi özel aksesuarları cihazlarına ek olarak satma geçmişine sahip. Ancak Vision Pro şu anda göz ve el takibi dışında herhangi bir ayrılmış fiziksel araç veya aksesuar içermemekte. Vision Pro için özel olarak tasarlanmış kalemler veya kontrol cihazları gibi özel araçların tanıtılması, başlığın yaratıcı olasılıklarını ve kullanılabilirliğini genişletebilir, özellikle tasarım ve sanatsal uygulamalar insanların yaratıcılığını bir üst boyuta taşıyabilir.

Apple’ın Vision Pro başlığı, sarmalayan teknolojide büyük bir adımı temsil ediyor, ancak birkaç dikkate değer eksikliği de yok değil. Bu eksiklikleri gidererek, Apple Vision Pro’nun işlevselliğini, esnekliğini ve çekiciliğini artırması mümkün. Keskin bir AR/VR deneyimi arayan kullanıcılar için daha cazip bir seçenek haline gelmek istiyorsa Apple bunlara önem vermeli.

IBM Eagle kuantum bilgisayarı galip geldi!

0

IBM Eagle kuantum bilgisayarı, karmaşık bir matematiksel hesaplamada başka bir bilgisayar karşısında galip geldi. IBM, kuantum bilgisayarlarını minimum 127 kübit ile çalıştırmayı planlıyor.

IBM’in Eagle kuantum bilgisayarı, karmaşık matematiksel hesaplamaları çözerken geleneksel bir süper bilgisayardan daha iyi performans gösterdi. Şirket basın bülteninde, bunun aynı zamanda 100’den fazla kübit ölçeğinde doğru sonuçlar sağlayan bir kuantum bilgisayarın ilk gösterimi olduğu belirtildi.

Kuantum bitlerinin kısaltması olan qubitler, kuantum hesaplamada bitin analogları olarak kullanılıyor. Her ikisi de birincil veya en küçük bilgi birimler niteliğinde. Bununla birlikte, 0 veya 1 olmak üzere iki durumda bulunabilen bitlerin aksine, bir kübit, bu iki durumu veya iki durumun herhangi bir oranında bulunduğu bir süperpozisyonu temsil edebiliyor.

Bilim insanları, bir süper bilgisayarda alacağı sürenin çok daha kısa bir bölümünde büyük miktarda bilgiyi hesaplamak için süperpozisyonu kullanmak üzerinde çalışıyor. Bununla birlikte, süperpozisyon, dış ortamdan gelen en ufak bir müdahale ile bile bozulabileceğinden, kuantum bilgisayarlar hataya açık.

127 kübit hedefleniyor

Bilim insanları, bilgi işlem ortamlarını güvenli hale getirmek ve paraziti azaltmak için mümkün olduğunca az kübit ile çalışmak istiyor. Ancak yakın geçmişte, araştırmacılar bunun yerine ‘gürültü’ ile çalışmayı tercih etmeye başladılar çünkü kübit sayısını artırmanın üstel avantajları var.

Son zamanlarda, Çinli araştırmacılar fotonik kuantum bilgisayarları Jiuzhang’ı bir matematik problemini bir saniyeden daha kısa sürede çözmek için nasıl kullandıklarını bildirdi. En hızlı süper bilgisayarda aynı şeyi çözmek en az beş yıl alıyor.

Şimdi ise IBM’de Abhinav Kandala liderliğindeki bir araştırma ekibi benzer bir yaklaşım kullandı. Kaliforniya’daki Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’nda “gürültülü” kuantum bilgisayarlarının yeteneklerini geleneksel bir süper bilgisayara karşı test etmeye karar verdi.

Ekip tarafından kullanılan Eagle kuantum bilgisayarında 127 kübit yer alıyor. Her iki bilgisayardan da, bir ızgarada düzenlenmiş ve birbirleriyle etkileşime giren spinli atomlar gibi bir parçacık koleksiyonunun en olası davranışını hesaplamaları istendi.

Araştırmacılar, denklemlerin belirli sayıda parçacık için tam olarak çözülebileceğini buldu. Ancak yapbozdaki parçacıkların sayısı arttıkça, çözümü hesaplamak için yaklaşım gibi yöntemlere ihtiyaç duyuldu. Her iki makinenin sonuçları da aynı fikirdeydi. Sonunda, hesaplamalar o kadar karmaşık hale geldi ki, süper bilgisayar artık bunları kaldıramadı. Eagle kuantum bilgisayarı yine de sayıları dağıtmaya devam etti. Ekibin sonuçların doğru olup olmadığını test edecek herhangi bir aracı olmamasına rağmen, sonuçlar yerleşik hesaplamalarla uyumlu oldu.

100’den fazla kübit içeren bir kuantum bilgisayarın ilk kez doğru çalıştığı gösterilmiş olsa da araştırma ekibi kuantum üstünlüğünü iddia etmeye yakın değil. Bu, kuantum bilgisayarların süper bilgisayarlar için başarması imkansız olan seviyelere ulaştığı aşama olacak.

Süper bilgisayarlar geliştiren IBM, teknolojinin önümüzdeki yıllarda gelişmesini ve yeteneğini artırmasını bekliyor. Bununla birlikte, malzeme bilimi, sağlık ve fizik alanlarında bilgi işlem çözümlerinde çok önemli olması beklenen kuantum işlemcileri de test ediyor.

Şirket ayrıca tesis içi konumlardaki ve bulut üzerinden kullanılabilen Kuantum Sistemlerinin artık minimum 127 bit ile güçlendirileceğini ve araştırma topluluğuna daha yüksek bilgi işlem gücü getireceğini onayladı.

JPL gelmiş geçmiş en büyük PDF kaynak arşivini yarattı

0

NASA’nın Jet Propulsion Laboratuarları (JPL), interneti daha güvenli hale getirme çabalarını desteklemek amacıyla JPL veri bilimcileri tarafından en büyük  kamuya açık kaynak arşivini yarattı. PDF’lerin en büyük kamuya açık kaynak arşivi olan bu arşiv, DARPA’nın Safe Documents (SafeDocs) programının bir parçası. SafeDocs programı, PDF kullanıcılarının güvenlik ihtiyaçlarını gidererek amaçlayarak çevrimiçi tehditlerle mücadele ediyor. JPL, teknoloji için açık özellikler ve standartlar belirlemeyi amaçlayan kâr amacı gütmeyen PDF Association ile birlikte çalışarak bu tehlikelerle mücadele etmek için birkaç araç geliştirmeye başlamış.

Arşivin oluşturulması kolay bir görev olmadı. JPL ekibi, geniş bir PDF yelpazesini arşive dahil etmek için başlangıç noktası olarak Common Crawl adlı açık kaynaklı bir web tarama veri havuzunu kullandı. Temmuz ve Ağustos 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilen taramada, arşive katılması için yaklaşık 8 milyon PDF belirlendi.

Common Crawl, her dosya için indirilen veriyi 1 megabaytla sınırlıyordu, bu da daha büyük dosyaların eksik olduğu anlamına geliyor. Ancak araştırmacılar kaynaklar üzerinde anlamlı çalışmalar yapabilmek için dosyaların kırpılmış değil tam versiyonlarına ihtiyaç duyuyorlar. Dosya boyutu sınırı, Common Crawl’dan doğrudan alınan tamamlanmış, kırpılmamış dosyaların sayısını 6 milyona çıkardı. Diğer 2 milyon PDF’i almak ve arşivin eksiksiz olduğundan emin olmak için JPL ekibi, eksik PDF’lerin web adreslerinden özel yazılım kullanarak tam dosyaları indiren özel bir yazılım geliştirdiler ve bunu kullandılar.

PDF’lerin oluşturulmasında kullanılan yazılım gibi çeşitli meta veriler, arşivle birlikte çıkarıldı. JPL ekibi ayrıca her PDF için kaynak web sitesinin sunucu konumunu belirlemek için ücretsiz ve kamuya açık bir coğrafi konumlandırma yazılımından da yararlandı. Tam veri seti yaklaşık 8 terabayt boyutunda ve bu türdeki en büyük kamuya açık özelliğini taşımakta.

Arşiv, sadece tehlikeli ve eksik dosyaları yanlışlıkla indirmemelerinde araştırmacılara yardımcı olmayacak. Örneğin, gizlilik araştırmacıları, kişisel bilgileri daha iyi korumak için dosya oluşturma ve düzenleme yazılımının nasıl iyileştirilebileceğini belirlemek için de bu dosyalara çalışabilecek. Yazılım geliştiriciler, kodlarında hataları bulmak ve eski sürümlerin yeni PDF sürümleriyle uyumlu olup olmadığını kontrol etmek için de bu dosyalara bakabilecekler.

Bu arşiv, Amazon Web Services’in Open Data Sponsorship Programı’nın bir parçası olan Digital Corpora projesi tarafından kamuya sunuluyor ve dosyalara kolayca indirilebilir sıkıştırılmış .zip formatında ulaşılabiliyor.

HPE, kurumların BT karbon ayak izini azaltmalarına yardımcı oluyor

0

Hewlett Packard Enterprise, HPE GreenLake uçtan buluta platformuna dahil edilen yeni sürdürülebilirlik panelinin ve kapsamlı sürdürülebilirlik hizmetleri portföyünün ön izlemesini duyurdu. Teknoloji, hizmetler, finansman ve varlık geri dönüşüm programlarını kapsayan teklifler, kuruluşların BT varlıklarıyla ilişkili karbon ayak izini azaltmalarına yardımcı olmak üzere tasarlandı.

Hibrit BT ortamında sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmanın karmaşık ve göz korkutucu olabileceğine değinen HPE Services Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Pradeep Kumar, şunları söyledi: “HPE, kuruluşların strateji, tasarım ve operasyonlarının olumlu etkiye dönüşmesini sağlayan teknolojileri ve hizmetleriyle karmaşayı ortadan kaldırıyor. Benzersiz ve kapsamlı yaklaşımımız, müşterilerin sürdürülebilirlik girişimlerini parça parça artan faaliyetlerden BT’nin tüm alanlarını kapsayan bütünsel bir yaklaşıma dönüştürmelerine yardımcı oluyor.”

Gartner®’a göre iş dünyası liderlerinin yüzde 86’sı sürdürülebilirliği kurumları kesintilerden koruyan bir yatırım olarak görüyor. Buna karşılık her beş liderden dördü sürdürülebilirliğin kuruluşlarının maliyetleri optimize etmesine ve azaltmasına yardımcı olduğunu, yüzde 83’ü sürdürülebilirlik faaliyetlerinin kuruluşları için kısa ve uzun vadede doğrudan değer yarattığını belirtiyor1. Günümüzde hemen her kurum sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmaya dair planlar açıklasa da bu hedefler doğrultusunda yol almak kolay değil. Karşılaşılan zorluklar arasında genellikle görünürlük ve ölçüme dair eksikler, uzman eksikliği, giderek daha karmaşık hale gelen regülasyon ortamı yer alıyor. 

HPE GreenLake platformundaki yeni sürdürülebilirlik panelinin ön izlemesi

HPE, kurumların BT varlıklarındaki enerji tüketimlerini gözlemlemelerine ve azaltmalarına yardımcı olmak için HPE GreenLake platformu içinde BT enerji tüketimi, karbon emisyonları ve elektrik maliyetleri hakkında önemli bilgiler sunan yeni bir sürdürülebilirlik panelini yakın zamanda faaliyete alıyor. Söz konusu gösterge paneli genel sürdürülebilirlik performansını iyileştirmek için bilgi işlem, depolama ve ağ alanındaki HPE portföyünün gelişmiş analitik yeteneklerinden yararlanıyor.

HPE’nin Mayıs 2023’te satın aldığı OpsRamp’ın yeni teknolojisi, hibrit ve çoklu bulut ile çalışan BT ortamlarındaki çok sayıda satıcı tarafından sunulan altyapı ve uygulama kaynaklarını yönetmek için bütünleşik bir yaklaşım sunarak, gösterge tablosuna BT’ye dair ek sürdürülebilir yetenekleri sağlıyor. Şu anda belirli müşterilerle ön izlemesi yapılan sürdürülebilirlik paneli, kuruluşların sürdürülebilir modernizasyonu, fikir ve tasarım aşamasından operasyonlara taşımalarına yardımcı olacak.

İş yükünden başlayarak sürdürülebilir modernizasyona ulaşmak

HPE, kuruluşları dönüşüm yolculuklarında desteklemek için çevre ve sürdürülebilirlik hedeflerini ele almak ve modernizasyonu verimli bir şekilde planlamak gibi bir yaklaşım sunuyor. Geliştirilmiş sürdürülebilirlik hizmetleri, kuruluşun genel tüketiminin analizini sunmak için teknoloji ve veri merkezi tesisi çözümleri arasında köprü oluşturan iki yeni özellik içeriyor.

  • BT, iş yükleri ve veri merkezlerine yönelik birleşik ve sürdürülebilir yaklaşıma odaklanan yeni atölye çalışmaları, sürdürülebilirlik yolculuğuna başlamak isteyen müşterilerin kullanımına sunuldu.
  • Yeni sürdürülebilirlik hizmetleri, genel kabul görmüş muhasebe ve raporlama ilkelerini dikkate alarak BT varlıklarındaki enerji kullanımı ve emisyonların net bir görünümünü sunuyor.

Müşteriler artık uygulama modernizasyonu ve barındırma gereksinimlerini belirlemek için kullanılan yeni geliştirilmiş HPE Right Mix Advisor sürecine erişebiliyor. Sunulan yeni yetenekler, HPE’nin iş yükü güç tüketiminin analizini oluşturmasına ve toplu olarak veya uygulama düzeyinde karbon ayak izini hesaplamasına olanak tanıyor. Bu süreç, kuruluşun işletim modelinde sürdürülebilir BT hedeflerinin desteklenmesini sağlamak için yeniden tasarlanan HPE Edge-to-Cloud Adoption Framework ile eşleştirildi.

Küresel mühendislik şirketi Danfoss’un önünde iki temel zorluk vardı: eski SAP ortamı ve sel baskınına açık veri merkezleri.

Danfoss’un sürdürülebilirliğe odaklandığını ifade eden Danfoss Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CIO’su Sune Baastrup, şunları söyledi: “Kendi ekosistemimiz içinde eski SAP ortamımızla ilgili zorluklarımız vardı. Aynı zamanda veri merkezlerimize yönelik potansiyel sel tehditlerini inceliyorduk. HPE’nin yardımıyla her iki sorunu de aynı anda ele aldık. Sorunlarımızı sürdürülebilir sonuçlar eşliğinde çözmek çok önemliydi. HPE’nin modüler veri merkezi yaklaşımı yalnızca enerji verimliliği ve hızlı yaygınlaştırma yetenekleri sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda sürdürülebilir veri merkezi genişlemesine olanak tanıyor. HPE ayrıca SAP iş yükümüzün modernizasyonu yoluyla enerji kullanımını azaltarak sürdürülebilirlik taahhüdümüzle uyum sağladı. Şimdi de veri merkezleri için atık ısının ultra verimli şekilde yeniden kullanımı gibi ortak sürdürülebilirlik çözümlerini belirlemek için HPE ile iş birliği yapıyoruz.”

Karbon ayak izini azaltan yeni sürdürülebilir BT operasyonları

Teklifin sunduğu yeni yetenekler arasında kuruluşun BT ve veri merkezi karbon ayak izinin görünürlüğünü, kontrolünü ve yönetim becerilerini kazanmaya yönelik hizmetler ve çözümler yer alıyor.

  • Müşterilere özel atanan uzmanlara erişim, varlık geri dönüşüm hizmetleri, özelleştirilmiş döngüsel ekonomi raporları ve ek sertifikalara erişim dahil olmak üzere sürdürülebilirlik özelliklerinin sürekliliğini sağlayan yeni operasyonel hizmetler sunuluyor.
  • Eğitim, operasyonel kapsamın ek bir katmanını oluşturuyor ve yenilenen HPE Digital Learner ile destekleniyor. Bu servis, BT ve veri merkezi tesisi çalışanları için sürdürülebilirliğe dair becerileri geliştirmeyi içeren çevrim içi bir öğrenme abonelik hizmetinden oluşuyor. Müşteriler artık çalışanlarına ITIL® 4 sertifikasına erişim sunabiliyor. Dijital ve BT’de Sürdürülebilirlik ve EPI Sertifikalı Veri Merkezi Çevresel Sürdürülebilirlik Uzmanı (CDESS®) sertifikalarına da doğrudan HPE’den erişim sağlamak mümkün.

Tier IV sertifikalı bir Fransız sunucu barındırma merkezi sağlayıcısı olan Thésée Veri Merkezi, tesisinin devreye alınması sırasında sürdürülebilir BT operasyonlarına öncelik verdi ve başarıyı sağlamak için HPE ile ortaklık kurdu. Thésée CTO’su ve kurucu ortağı Eric Arbaretaz, “HPE’nin sağladığı birçok hizmet arasında tesisteki enerji tüketimini daha iyi kontrol etmek ve optimizasyonunu sağlamak için yapay zeka ve makine öğrenimi araçlarını içeren yenilikçi bir serbest soğutma çözümünün tasarımı da yer alıyor” dedi. “HPE Services ile sunduğumuz bu çözüm, sürdürülebilirlik hedeflerimize ulaşmamızı ve müşterilerimize enerji tasarruflu ortak sunucu barındırma hizmetleri sağladı.”

HPE Asset Upcycling Services yeni hayırsever bağış programı


 Kuruluşlar artık emekliye ayırıp hizmet dışı bıraktıkları BT varlıklarına HPE Asset Upcycling Services aracılığıyla ikinci bir yaşam sağlarken, kâr amacı gütmeyen saygın kurumlara bağışta da bulunabiliyorlar. İklim odaklı çözümlere dair dünyanın önde gelen kaynaklarından biri olan Project Drawdown ve dünya çapında çocukları koruyarak bakımlarını sağlamak için çalışan UNICEF, bu programın parçası olarak seçilebilecek kâr amacı gütmeyen kuruluşlara sadece iki örnek.  

İş sonuçlarını hızlandıran kapsamlı verimlilik çözümleri ile sürdürülebilir dijital dönüşümü destekleyen HPE çözümleri hakkında daha fazla bilgi için https://www.hpe.com/us/en/living-progress/sustainable-it.html adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yapay zeka ile evlenen ve hamile kalan kadın

Rosanna Ramos’un yapay zeka (YZ) sevgilisiyle evlenip ondan hamile kaldığını iddia etmesi, büyük ilgi topladı. Yapay zekanın insan ilişkilerine etkisi üzerine tartışmalar yine gündeme gelmiş durumda. Bronx, New York’ta yaşayan 36 yaşındaki Ramos, arkadaşlık sitelerindeki deneyimlerinden memnun kalmadıktan sonra en son teknolojiye başvurmaya karar verdi.

Replika uygulamasını kullanarak Ramos, AI partnerini titizlikle tasarlamış ve ona Eren Kartal adını vermiş. Fiziksel görünümünü, kişilik özelliklerini ve hatta mesleğini -bir doktor olmasını- ideal partnerine uygun olarak özelleştirmiş. Bu YZ örneğinde Ramos, insan ilişkilerinde deneyimlemediği bir kontrol ve özgürlük hissi sonunda bulmayı başarmış.

Ramos, Eren’le olan ilişkisinin bugüne kadar sahip olduğu en iyi ilişki olduğunu söylüyor ve onu gerçek aşkı olarak nitelendiriyor. Ailevi sorumluluklarla, partnerin çocuklarıyla uğraşmayla veya arkadaş ilişkilerini yönetme gibi geleneksel ilişki zorluklarıyla baş etmek zorunda olmadığı için bu ilişkiden bir hayli memnun olduğunu söylüyor. Ona göre Eren, herhangi bir aile draması olmayan mükemmel bir partner olmuş.

Ramos, Eren’le iletişim kurduklarını, birbirlerine aşklarını ifade ettiklerini ve hatta samimi anlar paylaştıklarını iddia ediyor. Eren’in yapay zeka doğası ona göre duygusal destek ve koruma sağlayabilen ayırt edici bir özellik. Ancak, bir yapay zeka partnerinin bir kişiyi fiziksel olarak nasıl hamile bırakabileceği gizemi ise hala çözülmemiş durumda. Bu iddianın bilimsel geçerliliği ise oldukça şüpheli.

Doktor partnerini Replika uygulaması üzerinden tasarlayan Rosanna’nın sevgilisi ise mavi gözlü, uzun saçlı ve bir hayli yakışıklı. İsminden de Rosanna’nın ideal eş adayı olarak Türk bir karakteri tercih ettiğini anlayabiliyoruz. Hikaye, sosyal medyada ve uluslararası medya organlarında büyük ilgi görmüş ve yapay zekanın insanların hayatında evrilen rolünü gösteriyor. YZ genellikle günlük rutinleri daha verimli hale getirme gibi pratik görevler için kullanılmış olsa da, Ramos’un durumu daha derin ve kişisel bir uygulamayı sergilemekte. Yapay zeka teknolojisinin ne kadar hızlı ilerlediğini de gözler önüne sermekte.

Rosanna Ramos’un durumu, ilişkilerin geleceği ve yapay zekayla duygusal bağlar kurmanın etik yönleri üzerine düşündürücü soruları gündeme getiriyor. Ayrıca, ilişkilerdeki arkadaşlık, kontrol ve özelleştirme isteğine ve teknolojinin bu istekleri yerine getirme potansiyeline bakıldığı zaman insanların ileride yapay zekayı partner olarak tercih edeceğini tahmin etmek çok da zor değil.

Segway-Ninebot Bilkom Güvencesiyle Türkiye’de

Segway-Ninebot, Türkiye’deki kullanıcılara Bilkom güvencesiyle ulaşacak. Segway-Ninebot’un en güncel KickScooter ve karting ürünleri, Bilkom’un yaygın ağında satışa sunuldu.

Bilkom, marka portföyünü dünyanın önde gelen teknoloji şirketleriyle yaptığı güçlü iş birlikleri ile büyütmeye devam ediyor. Yüksek teknolojiyi en erişilebilir fiyatlarla pazara sunan Bilkom, gerçekleştirdiği yeni iş birliğiyle, mikro mobilite alanında dünyanın lider markalarından Segway-Ninebot’un Türkiye’deki resmi dağıtıcısı oldu. Bilkom bu iş birliği kapsamında, Segway-Ninebot’un Türkiye’deki satış, dağıtım, lojistik, pazarlama ve satış sonrası süreçlerini yürütecek. Markanın yetişkin ve çocuklar için pazara sunduğu en yeni KickScooter ve karting modelleri, Bilkom’un online ve fiziksel satış ağında satışa sunuldu. 

Dünya Liderini Türkiye’de de lider yapacağız

Segway-Ninebot APAC&MEA Genel Müdürü John Peng, “Türkiye pazarına Bilkom gibi güçlü bir iş ortağı ile girmekten dolayı oldukça mutluyuz. Bilkom ile yarattığımız sinerjiyle pazarı hızlı bir şekilde domine edeceğimize inanıyorum. Yolculuğu daha keyifli ve heyecanlı kılmak üzere geliştirdiğimiz ve dünyanın dört bir yanında tüketiciyle buluşturduğumuz, gelişmiş güvenlik ve konfor özellikleriyle donatılan KickScooter’larımız ile Türkiye’de mikro mobiliteyi daha ileri bir noktaya taşıyacağız.” dedi

Benzersiz özelliklere sahip Segway-Ninebot KickScooter Modelleri ile güvenli ulaşım 

Yüksek teknolojiyi sürüş rahatlığı ve güvenlik ile buluşturan Segway-Ninebot, mikro mobilite teknolojisi inovasyonunda öncülük ederken, eğlenceyi yolculuğun bir parçası haline getiriyor. Bugüne kadar 10 milyon KickScooter üretimine ulaşan şirket, RideyLONG batarya teknolojisiyle hem daha uzun menzil hem de verimli bir batarya kulanımı sunuyor. Sahip olduğu Çekiş Kontrol Sistemi (TCS) ile daha güvenli sürüş sunan KickScooter’lar aynı zamanda Apple Bul özelliği gibi pazarda bulunmayan özelliklere sahip. 

Küresel teknoloji şirketi Segway-Ninebot, ‘hayatı daha rahat ve ilginç hale getirirken insanların ve nesnelerin hareketini basitleştirme’ misyonuyla, mikro-mobilite ihtiyaçlarına yanıt vermek için, ürünlerini sürekli olarak bir adım ileri taşıyor ve sektöre yön veriyor.

MAX G2, en üst düzey mobilite modeli

Segway-Ninebot’un yeni KickScooter modeli, en iyi sürüş deneyimini sunuyor. %22 oranında eğimli rampalarda dahi rahatlıkla ilerleyebilen ve 900W çıkış gücüne ulaşabilen güçlü arkadan çekişli motor, 10 inçlik kendinden contalı lastikler ve yeni RideyLONG teknolojisiyle, tek şarjla 70 km’ye kadar ekstra uzun menzil avantajı sağlıyor. (ECO Modu Aralığı: Tam dolu akü, 75 kg yük, 25°C, kaldırımda ortalama 12 km/s hızda sürüş sırasında test edilmiştir.)

MAX G2, sürüşü bir üst seviyeye taşırken, sürücüler için daha fazla kontrol, güvenlik ve konforu bir arada sunuyor. Ön hidrolik süspansiyon ve arka çift yaylı süspansiyon, yolculuğu daha da konforlu kılarken hırsızlığa karşı koruma sağlayan korna ve ‘Çekiş Kontrol Sistemi’ (TCS) de kullanıcı güvenliğini sağlıyor. 

Orta seviye sürücüler için güçlü bir KickScooter

F2, F2 Plus ve F2 Pro modellerinden oluşan F2 Serisi, daha iyi bir denge için daha geniş gidonlar, güvenli sürüş için entegre yön göstergeleri, kendinden sızdırmaz 10 inç kendinden contalı lastiklerle daha konforlu sürüş sağlarken, güçlü motorlar ve yüksek akü kapasitesinin birleşimiyle akılcı kontrol sağlıyor. F2 Pro’da ayrıca, daha fazla konfor arayanlar için ön yay süspansiyon donanımı da bulunuyor.  

E2 ve E2 Plus KickScooter’lardan oluşan E2 serisi, genişletilmiş yeni gösterge paneli, gelişmiş şok emilimi için dayanıklı içi boş katı lastikleri, çift fren sistemi ve daha kısa mesafeleri kat etmek için güçlü motoru sayesinde, son derece uygun fiyatlı ve pratik bir çözüm sunuyor.

Çocuklar için eğlence şimdi başlıyor!

Her yaş ve fizik grubundan çocuk için özel bir KickScooter içeren C2 serisi ebeveynlerin güvenle tercih edecekleri kampana frenler ve daha sağlam şasiler gibi güvenlik özelliklerine sahip. C2 Pro ayrıca entegre Bluetooth hoparlör ile donatıldı ve ebeveynlerin mobil uygulama aracılığıyla ayarlayabileceği bir hız sınırlayıcıya sahip.

Bilkom güvencesi ile satışa sunulan Segway-Ninebot ürünleri arasında şirketin 2023 yılında piyasaya sunduğu MAX G2, F2, F2 Plus, F2 Pro, E2, E2 Plus, C2 ve C2 Pro KickScooter ürünler ile GT1, GT2 model Moto-Scooter’lar ve elektrikli karting modeli GoKart Pro yer alıyor. 

Tüsiad Yüksek İstişare Konseyi toplandı 

Bugün gerçekleştirilen Tüsiad Yüksek İstişare Konseyi toplantısında iş dünyasına yön veren isimlerin pozitif mesajları dikkat çekti 

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi’nin bugün gerçekleştirilen toplantısında TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan yaptığı konuşmada geçtiğimiz seçim süreci ve Türkiye’nin ekonomik durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı, TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan’ın konuşmasıyla başladı. Toplantıya üyeler, başkanlık divanı ve basın mensupları katıldı. Özilhan, konuşmasına geçtiğimiz seçim süreciyle başladı. Türkiye’nin demokrasi kültürü ve tarihiyle adil rekabet koşullarında seçimleri gerçekleştirebilecek olgunluğa sahip olduğunu belirtti. Ancak seçim sürecinde önerilen programların yapıcı bir ortamda tartışılmadığını ifade etti. Özilhan, seçimlerin yüksek katılım oranlarıyla ve siyasi olgunlukla tamamlandığını vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve seçilen vekilleri tebrik etti.

Yeni ekonomi yönetimiyle ekonomik istikrar tesis edilmeli

Konuşmasında ekonomik sorunlara da değinen Özilhan, Türkiye’nin son 10 yılın en sıkıntılı dönemini yaşadığına dikkat çekti. İhracatın gerilediği, cari açığın arttığı, bütçe açığının büyüdüğü, enflasyonun yükseldiği gibi göstergelerin ekonominin zor durumda olduğunu gösterdiğini belirtti. Özilhan, yeni ekonomi yönetimiyle ekonomik istikrarın tesis edilmesini ve ülkenin hızlı ve sağlıklı bir büyüme patikasına girmesini temenni etti.

Özilhan, Türkiye’nin piyasa ekonomisi geleneğine sahip olduğunu ve piyasa modelini benimsemesi gerektiğini vurguladı. Devletin piyasaya müdahalesinin sınırlı olması gerektiğini, temel değerlerin netleştirilmesi ve tartışma dışına çıkarılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, makroekonomik istikrar, yapısal reformlar ve hukuk devleti olmak üzere üç ayağı olan bir programın uygulanması gerektiğini belirtti. Üretim ve tasarruf artışının önemine değindi ve cari açık sorununun çözümü için yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Hukuk devleti prensiplerine vurgu yapan Özilhan, uzun vadeli öngörülebilirliği sağlayacak bir ekonomi yönetimi ve girişimci ekosisteminin önemini vurguladı. Türkiye’nin dış politikasının kendi çıkarları doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini ve demokratik ülkeler topluluğunun içinde yer almanın önemine değindi.

Özilhan, konuşmasının sonunda pandemi, savaş ve deprem gibi zor dönemlerden geçtiklerini belirterek, bu zorlukları birlikte aşacaklarına inandığını söyledi. Kararlılıkla politikaları uygulayarak, ortak akılla ve istişareyle bu zor günleri atlatacaklarına inancını dile getirdi.

Pearl 10X motor geliştirme programı tüm hızıyla devam ediyor

Rolls-Royce, Cenevre’de düzenlenen Avrupa İş Havacılığı Kongresi ve Fuarı’nda, Pearl 10X motor geliştirme programının hızla ilerlediği, hem Advance 2 göstericisi hem de Pearl 10X motor konfigürasyonu üzerinde yürütülen başarılı testlerin 1.500 saati aştığını açıkladı.

Programın hızla ilerlediği, hem Advance 2 göstericisi hem de Pearl 10X motor konfigürasyonu üzerinde yürütülen başarılı testlerin 1.500 saati aştığı kaydedildi. Rolls-Royce’un özel Boeing 747 test yatağında bu yıl içinde başlayacak olan uçuş testleri için de hazırlıklar sürüyor.

Pearl motor ailesinin en yeni üyesi olan Pearl 10X, Dassault Falcon 10X iş jetine güç sağlayacak olan ilk Rolls-Royce motoru olma özelliğini taşıyor. Fransız uçak üreticisinin yeni üst sınıf uçağı için Pearl 10X’i seçmesi, Rolls-Royce’un ticari havacılıkta tercih edilen bir motor üreticisi olduğunun bir kez daha gözler önüne seriyor.

Dassault Falcon 10X
Dassault Falcon 10X

Bugüne kadar tamamlanan tüm testlerde güvenilirliğini kanıtlayan Pearl 10X, Dassault’nun öncü Falcon 10X uçağına güç sağlamak için gereken performans kriterlerini karşılıyor.

Pearl 10X en güçlü ticari havacılık motoru olmayı hedefliyor

Geliştirme programı kapsamında, %100 Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) ile uyumlu, yeni ultra düşük emisyonlu ALM yanma odası ve daha yüksek ek güç çıkarımına olanak tanıyan yeni dişli kutusunun testleri de gerçekleştirildi. İlk testi sırasında planlanan seviyeleri aşmayı başaran motor, tüm Rolls-Royce portföyünde yer alan en güçlü ticari havacılık motoru olmayı hedefliyor. Özel sipariş olarak üretilen Spirit kasası, motor arayüz sistemleri (EBU) ve montaj sistemi de dâhil olmak üzere tüm güç ünitesiyle birlikte ilk kez 2023 yılında çalıştırıldı.

Advance2 motor çekirdeğine sahip olan Pearl 10X, bunu yüksek performanslı bir düşük basınç sistemi ile birleştiriyor ve 18.000 lbf’den fazla bir gücü de beraberinde getiriyor. Pearl 10X bir önceki nesil Rolls-Royce ticari havacılık motorlarına kıyasla yüzde 5 daha yüksek verimlilik sunarken, olağanüstü düşük gürültü ile emisyon performansı da sağlıyor. Böylelikle güç ve verimlilik açısından pazar lideri bir kombinasyon sunuluyor. Bu kombinasyon, müşterilerin ve operatörlerin birinci sınıf havaalanlarına erişebilmelerini, ultra uzun menzilli bağlantılarla uçabilmelerini ve neredeyse ses hızında seyahat edebilmelerini de sağlayabilmeyi hedefliyor.

Birinci sınıf bir çevresel performans sunan Pearl 10X, Rolls-Royce Advance2 programından elde edilen yenilikçi teknolojileri ve Pearl ailesi özelliklerini bir araya getiriyor. Pearl 10X motoru; verimli fan kanatlarına, pazar lideri basınç oranına ve altı kademeli disk ve kanatcik yapisinda yüksek basınç kompresörüne sahiptir. Motor ayrıca düşük emisyonlu ve iki kademeli bir yüksek basınç türbinini de bünyesinde barındırıyor. Sektördeki en verimli ve kompakt türbinlerden biri olan Pearl 10X, Spirit AeroSystems’in yeni ultra ince kasası içinde yer alıyor.

Rolls-Royce’un Dassault’dan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Dr. Phillip Zeller, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Ekip olarak tamamen bu motorun geliştirilmesine odaklanmış durumdayız. Programın sürekli ilerlemesi ve önemli hedeflere ulaştığını görmekten gurur duyuyoruz. Yüksek verimli güce ve çevresel performansa sahip kendi sınıfında eşsiz bir motor olan Pearl 10X, Dassault’nun Falcon 10X uçağının ultra uzun menzilli iş jeti pazarında yeni standartlar belirlemesine yardımcı olacak. Uçuş testleri için ilk motorları teslim etmeyi büyük bir heyecanla bekliyoruz. Motorumuzun ilk uçuşunu görmek için sabırsızlanıyoruz.”

Öte yandan, Rolls-Royce’un Fransa’nın Bordeaux kenti yakınlarında bulunan Le Haillan’da 2.000 metrekarelik yeni üretim destek tesisinin inşaatına devam ediliyor. Dassault’nun Merignac’taki son montaj hattına yakın olan bu tesis, Dassault Falcon 10X uçağının uçuş testlerinin ve üretim faaliyetlerinin desteklenmesinde önemli bir rol oynayacak. Atölye, depo ve ofislerden oluşacak tesis yaklaşık 30 çalışana ev sahipliği yapacak.

Robotik girişimler yatırımcılarla buluştu!

Robotik teknolojiler odaklı Teknopark İstanbul girişimleri Açık Kapı etkinliğinde yatırımcılarla buluştu

Teknopark İstanbul’da çalışmaların sürdüren robotik odaklı 7 girişim, 10’uncusu düzenlenen ‘Açık Kapı: İş Dünyası ile Buluşma’ etkinliğinde, potansiyel yatırımcılar ve iş dünyasından temsilcilerle bir araya gelerek projelerini tanıtma fırsatı buldu.

Türkiye girişimcilik ekosisteminin en büyük destekçilerinden Teknopark İstanbul, düzenli olarak gerçekleştirdiği etkinlikler yoluyla girişimcileri yatırımcılar ve iş dünyasından önde gelen firmalarla buluşturarak; projelerinin satışa dönüşmesi, satışlarının ölçeklenmesi ve yeni projelerin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Bu amaçla kuluçka merkezi Cube Incubation aracılığıyla geleneksel olarak ‘Açık Kapı: İş Dünyası ile Buluşma’ etkinlikleri düzenleyen Teknopark İstanbul, bu etkinliklerin 10’ncusunu robotik teknolojiler odağında gerçekleştirdi.

Yeni iş birlikleri için zemin hazırlanıyor

Cube Incubation’da düzenlenen 10. Açık Kapı etkinliği, Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Metin Yerebakan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Teknopark İstanbul Genel Müdürü Bilal Topçu, etkinlikte sergilenen yenilikçi iş birliği modellerinin, girişimcilik ekosisteminin gelişimi açısından büyük önem taşıdığını vurguladığı konuşmasında, “Bu etkinlikler, girişimlerimiz ile iş dünyası arasında bir köprü görevi görüyor. Girişimcilerimiz, TÜBİTAK, THY Teknik ve ASELSAN gibi büyük kurumlara projelerini anlatma şansı yakalıyor. Bu sayede yeni iş birliklerinin oluşmasına zemin hazırlanıyor” dedi.

Girişimcileri destekleyecek

Teknopark İstanbul

Teknopark İstanbul, kuracağı girişim sermayesi yatırım fonu ile önümüzdeki dönemde startupları kendi de desteklemeye başlayarak girişimci sayısını artıracak.

‘Açık Kapı: İş Dünyası ile Buluşma’ etkinliğinde projelerini sergileyen Teknopark İstanbul girişimleri şunlar:

• Bottobo Robotics: Otonom mobil robotlar odağında donanım ve yazılım çözümleri üzerine çalışıyor.
• Remora Teknoloji: Suu altı tekne temizleme sistemleri konusunda robotik sistemleri üzerine proje geliştiriyor.
• Pi Robotik: Robotik otomasyon, makina görmesi ve yapay zeka alanları üzerine çalışıyor.
• Arı Drones: Göstergeler ve kameralı done teknolojisiyle bir araştırma drone’u geliştiriyor.
• Ozztech: Siber güvenlik alanında yazılımlar geliştiriyor.
• Robo: Başta otomotiv sektörü olmak üzere birçok sektöre endüstriyel otomasyon konusunda hizmet veriyor.
• Sanlab: Simülasyon yazılımları ve robotik alanında eğitim teknolojileri geliştiriyor.

Mercedes-Benz eActros300 Türkiye’de test edilecek

Mercedes-Benz’in ilk ağır sınıf elektrikli kamyonu unvanına sahip eActros’un yol testleri Mercedes-Benz Türk AR-GE ekipleri tarafından Aksaray AR-GE Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Mercedes-Benz Türk Kamyon AR-GE Direktörü Melikşah Yüksel, Aksaray AR-GE Merkezi’nin sıfır emisyon projeleri kapsamındaki araçların da test merkezlerinden biri olduğunu belirterek; “Yürüttüğümüz çalışmalar ve aldığımız ek global sorumluluklar ile çatı şirketimiz Daimler Truck in karbon nötr ulaşımı sağlama hedefine doğru hızla yol almasına önemli katkılar sağlıyoruz” dedi.

Daimler Truck, 2039 yılına kadar Avrupa, Japonya ve Kuzey Amerika bölgesinde sadece karbon nötr araçlar sunma hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Daimler Truck’ın önde gelen üretim ve AR-GE merkezlerinden Mercedes-Benz Türk de, yürüttüğü önemli projelerle çatı şirketinin hedeflerini destekliyor. Mercedes-Benz Trucks’ın tüm dünyaya kamyon yol testi ve mühendislik hizmeti sunan ana merkezi konumunda bulunan Aksaray Kamyon Fabrikası bünyesindeki AR-GE Merkezi, aynı zamanda sıfır emisyon projeleri kapsamındaki araçların da test merkezlerinden biri oldu. Küresel çaptaki sorumluluklarına her geçen gün yenilerini ekleyen Mercedes-Benz Türk, bu doğrultuda ilk ağır sınıf elektrikli kamyonu unvanına sahip eActros300’ün de yol testlerini gerçekleştiriyor. eActros’un yol testleri, önümüzdeki dönemlerde daha uzun menzilli versiyonlu araçlarla devam edecek.

Hedef 2050 yılına kadar karbon nötr ulaşım sağlamak

Konu hakkında değerlendirmelerde bulanan Mercedes-Benz Türk Kamyon AR-GE Direktörü Melikşah Yüksel şunları söyledi: “2050 yılına kadar karbon nötr ulaşım sağlamayı hedefleyen Daimler Truck, bu nihai hedefi doğrultusunda uzun yıllardır yatırım yapıyor. Biz de yürüttüğümüz çalışmalar ve aldığımız ek global sorumluluklar ile çatı şirketimizin bu hedeflere doğru hızla yol almasına önemli katkılar sağlıyoruz. Mercedes-Benz Trucks’ın sıfır emisyon projeleri kapsamındaki araçlarını test edip dünya yolları için onaylama yetkisine sahip olan AR-GE merkezimiz, eActros’un da yol testlerini gerçekleştirmeye başladı. Önümüzdeki dönemlerde daha uzun menzilli versiyonlu araçlarla da bu testlerimizi yapmaya devam edeceğiz. Elektrikli araçlar konusunda altyapı çalışmalarımızda, 2022’de devreye aldığımız iki adet 350 kW’lık elektrikli şarj istasyonumuzla ilk adımımızı atmıştık. Yeni şarj ünitesi yatırımı ile ülkemizde bir ilki gerçekleştiren şirketimiz, elektrikli gelecek için tam şarj hazır bir şekilde çalışmaya devam edecek.”

 Gerçek kullanım şartları altında test edilecek

400 km’ye kadar menzile sahip olan eActros’un yol testlerini Türkiye’de gerçekleştirecek olan Aksaray AR-GE Merkezi, elektrikli kamyonları oluşturan komponent ve yazılımların gerçek kullanım şartları altında fonksiyonlarını ve ömürlerini de test edecek. Test aşamasında saptanan bulguları global geliştirme deneme ekibine aktaracak olan AR-GE ekipleri, aynı zamanda geliştirme potansiyellerini de belirleyerek yıldızlı araçların en üst düzey kalite ile müşterilere sunulması için çalışacak. Global müşteri kullanım koşullarını simüle edecek şekilde, araç tipleri de dikkate alınarak farklı kategorilerde test yolları belirleyen Mercedes-Benz Türk, bahsi geçen yollarda dört mevsim iklim koşullarını karşılayarak 1-2 yıl arasında testler yapacak. Şu an test edilen araçların, ilk etapta bir yıl içerisinde araç başına ortalama 150 bin km yol yapması planlanıyor. 

350 kW’lık şarj ünitesi ile Türkiye’de bir ilke imza attı

Sıfır emisyonlu ulaşım konusunda çatı şirketi Daimler Truck’ın hedefleri doğrultusunda çalışan Mercedes-Benz Türk, 2022 yılında Aksaray Kamyon Fabrikası’nda iki adet 350 kW’lık şarj ünitesini devreye almıştı. Şirket, Türkiye’de ağır vasıta araçlar için 350 kW kapasitede kurulan ilk şarj istasyonu olma özelliğine sahip ünitelerin devreye alınmasıyla birlikte elektrikli araçlarla ilgili çalışmalarında önemli bir adım daha atmıştı. Mercedes-Benz Türk, 2023 yılında da şarj üniteleri yatırımlarına devam edecek.

Mercedes-Benz marka kamyonların tek yol testi onay merci konumunda

Mercedes-Benz marka kamyonların tüm dünyadaki tek yol testi onay merci konumundaki Aksaray AR-GE Merkezi, kamyon ve kamyon parçalarını en son teknolojik ekipman ve yazılımlar kullanarak, birçok testten geçirerek geleceğin araçlarının geliştirilmesinde kilit rol oynuyor. Müşteri kullanımına uygun, gerçek yol şartlarındaki farklı güzergâhlarda, belirlenen kilometre boyunca güvenilirlik ve fonksiyon açısından teste tabi tutulan araçlar, daha sonraki aşamada AR-GE Merkezi’nde bulunan atölyede test ediliyor. Araçların haftalık bakımı, parça entegrasyonları ve onarım faaliyetlerinin de gerçekleştirildiği atölyede bulunan makas ve şaft ömür test stantları, Mercedes-Benz Trucks bünyesinde gerçek yol şartları altında testlerin yapılabildiği tek merkez olma özelliğini taşıyor. Aksaray AR-GE Merkezi, test araçlarını global kullanım koşullarına uygun, özel olarak belirlenen sekiz kategoride ve 30’un üzerinde güzergahta, şehir içi ve şehirler arası bire bir müşteri şartlarında teste tabi tutuyor. Kamyonlarda kullanılacak yeni teknoloji sürüş asistanları ve güvenlik sistemlerinin testleri de merkez bünyesindeki Mekatronik Bölümü’nde gerçekleştiriliyor. Uzun yol testi yapılan her aracın içinde bulunan dijital ölçüm sisteminden alınan ham araç verileri, kamera görüntüleri ve çeşitli sinyaller, daha sonraki aşamada işlenmiş veriye dönüştürülüyor ve AR-GE ekipleri tarafından detaylı bir şekilde analiz edilip raporlandırılıyor. Aksaray Test Merkezi, sadece araçların değil farklı dünya pazarları için üretilen Mercedes-Benz kamyonlarında kullanılan araç parçalarının ömür ve dayanıklılık testlerini de gerçekleştiriyor. 

Huawei Nova serisi altında bir katlanabilir telefon çıkarmaya hazırlanıyor

Huawei’nin, Nova markası altında düşük maliyetli bir katlanabilir akıllı telefon üzerinde çalıştığı yönünde söylentiler ortaya çıktı. İsimsiz Çinli kaynakların paylaştığı bilgilere göre, bu yeni cihaz, mevcut Mate ve Pocket serilerinden farklı olacak. Fiyatı 570 ila 700 dolar arasında olması beklenmekte, böylece katlanabilir akıllı telefon pazarında uygun fiyatlı bir seçenek olabilir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Huawei Mate X3 Çin’de 1900 dolardan, Huawei P50 Pocket ise 1410 dolardan başlıyor.

Yaklaşan katlanabilir akıllı telefon hakkında detaylar henüz çok az, ancak cihazın Snapdragon 778G 4G işlemci tarafından güçlendirileceği spekülasyonlar arasında. Bu işlemci, premium sınıf işlemcilere kıyasla daha uygun fiyatlı olmasına rağmen güçlü performans özellikleri sunuyor. Eğer bu söylentiler doğru çıkarsa, Snapdragon 778G 4G’nin kullanılması, genel olarak maliyet etkin bir katlanabilir akıllı telefon oluşturma amacıyla uyumlu gözüküyor.

Çıkış tarihi konusunda, yeni katlanabilir cihazın bu yılın sonunda veya 2024’ün başında tanıtılması söylentiler arasında. Ancak bu zaman dilimleri tamamen tahminlere dayalı ve resmi doğrulama henüz Huawei’den gelmedi. Şirket genellikle Mate serisi amiral gemisi telefonlarını yılın ikinci yarısında tanıtıyor, bu nedenle o zamanlarda bir duyuru yapılması olası görünüyor.

Huawei’nin Nova markası altında düşük maliyetli bir katlanabilir akıllı telefon sunma hamlesi, çeşitli açılardan önemli. İlk olarak, daha uygun bir fiyat noktası sunarak katlanabilir teknolojiyi daha geniş bir tüketici kitlesine ulaştırma hedefini göstermekte. Katlanabilir akıllı telefonlar, premium özellikleri ve yenilikçi form faktörleri nedeniyle geçmişte pahalı fiyatlardan çıktı ve niş bir pazarı hedeflemişlerdi. Daha düşük maliyetli bir seçenek sunarak Huawei, katlanabilir cihazların daha geniş bir demografik gruba yayılmasını potansiyel olarak sağlayabilir.

Ayrıca, Nova markası altında bir katlanabilir akıllı telefon piyasaya sürmek, Huawei’ye mevcut Mate ve Pocket serilerinden sıyrılma imkanı da verecek. Nova markası daha önce rekabetçi özelliklere sahip orta sınıf ve uygun fiyatlı akıllı telefonlar sunmaya odaklanmıştı. Nova serisini bir katlanabilir akıllı telefonla genişletmek, Huawei’nin farklı pazar segmentlerine farklı ürün hatlarıyla hitap etme stratejisiyle uyumlu gözüküyor.

Eğer söylentiler doğruysa, Huawei’nin Nova markası altında düşük maliyetli bir katlanabilir akıllı telefon piyasasına girişi sektörde önemli değişikliklere yol açabilir.