Amerikan Adalet Bakanlığı, Linkedin, Dropbox ve Formspring’i hacklediği ve müşteri bilgilerini çaldığı iddiasıyla, ekim ayı başında tutuklanan Rus Yevgeniy Aleksandrovich Nikulin aleyhine bir iddianame hazırladı. Nikulin, FBI ile Çek Polisinin yaptığı işbirliği sonunca 5 ekimde Prag’da tutuklanmıştı.
2012 yılında Linkedin’in ve Dropbox’ın hacklendiği ve Linkedin’den 117 milyon, DropBox’dan 50 milyon email adres ve şifresinin çalındığı ortaya çıkmıştı. Hackerlar LinkedIn’in sunucularına sızmış ve 6 milyonu aşkın kullanıcı şifresini bir Rus forum sitesinde paylaşmışlardı.
Moskova’da yaşadığı belirtilen 29 yaşındaki Nikulin, 2012 yılında 3 firmanın bilgisayarlarına sızmak, 2 sinde verileri ya da kodları transfer etmek, korumalı bir bilgisayarda zarara neden olacak komutlar yerleştirmek ve 2sinde kimlik hırsızlığı ve komplo kurmak ile suçlanıyor.
Nikulin’in Linkedin’e Mart 2012’de, Dropbox’a mayıs-haziran 2012’de ve Formspring’e haziran 2012’de sızdığı iddia ediliyor. Suçlamada isimleri verilmeyen çok sayıda suç ortağının olduğu da kaydediliyor. Bu suç ortakları çalınan müşteri bilgilerini pazarlayan kişiler.
İddianamede Nikulin’in online ortamda “chinabig01” ve “itBlackhat” isimlerini kullandığı belirtiliyor. Haziran 2014’de @itBlackhat Twitter hesabından 3 farklı kişiye 3 birbirinin benzeri tweet gönderildiği ve [email protected] hesabına bazı verileri göndermesini istediği görülmüş. İlginç olan şu; Nikulin’in çalıntı verileri satan suç ortakları Gmail üzerinden haberleşmiş. Yani Amerikan hükümetinin ulaşabileceği bir yerde.
Ericsson Yönetim Kurulu bugün, Börje Ekholm’ü 16 Ocak 2017’den itibaren geçerli olmak üzere Başkan ve CEO olarak atadı. Börje Ekholm, aynı zamanda Ericsson Yönetim Kurulu Üyesi görevinde bulunmaya devam edecek.
Ericsson Yönetim Kurulu Başkanı Leif Johansson konuyla ilgili olarak, “Börje Ekholm’ün atamasını duyurmaktan mutluluk duyuyoruz. Kendisinin telekomünikasyon, IT ve medya alanlarında hem teknoloji hem de iş uygulamaları açısından sağlam bir anlayışa sahip. Son on yıldır Yönetim Kurulumuzda görev almış biri olarak Börje Ekholm, Ericsson’un karşı karşıya kaldığı ya da kalabileceği zorluklar ve fırsatlara çok hâkim. Böylesi bir dönüşüm sürecinde, Ericsson’un özellikle stratejik yönlendirme ve planlamaları uygulama aşamasında, Börje Ekholm’ün yeteneklerinden en iyi şekilde yararlanacağından hiç kuşkum yok. Ekholm’ün, yıllarca halka açık pek çok lider şirkette edindiği tecrübenin Ericsson’a pek çok kazanım getireceğine inanıyorum” dedi.
CEO’luk görevine atanan Börje Ekholm ise şunları ekledi: “Ericsson’da böylesi bir fırsattan ötürü çok heyecanlıyım. 5G’nin bağlantılı dünyasında şebekeler ve uygulamaların daha da önemli geldiği bir zamanda, müşterilerimiz ve sektör sürekli devinen bir inovasyon arayışı içerisinde. Ericsson ekibine katılmayı, var olan ve yeni müşterilerle sektörün geleceğine şekil vermek için çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum.”
Börje Ekholm kimdir?
1963 yılında doğan Börje Ekholm İsveç KTH Royal Institute of Technology’de Elektrik Mühendisliği Yüksek Lisans Programı ve Gransa INSEAD’da MBA mezunu.
Ekholm, Ericsson’a katılmadan önce sırasıyla Patricia Industries’in CEO’luğu ve Investor AB’nin Başkan ve CEO’luğu görevlerinde bulundu. Investor Growth Capital Inc, Novare Kapital AB ve McKinsey & Co Inc, Börje Ekholm’ün önceki tecrübeleri arasında yer alıyor. Ekholm, Telefonaktiebolaget LM Ericsson, Alibaba Inc, NASDAQ OMX Group Inc ve Trimble Navigation Ltd şirketlerinin yanı sıra KTH Royal Institute of Technology’nin Üniversitesi’nde Yönetim Kurulu Üyeliği yapıyor.
Geçici CEO görevinde bulunan Jan Frykhammar ise, 16 Ocak 2017’ye kadar bu görevine devam edecek.
Avrupa ve ABD’de sağlık sektöründe gündeme gelen bir konu, nesnelerin interneti sayesinde zekileşen cihazlardaki güvenlik açıklarını da gündeme taşıdı. Diyabet hastalarının kullandığı online bağlantılı insülin pompalarının hacklenebileceği ortaya çıktı. Cihazlarda suistimal edilebilecek zayıflıklar bulunduğu ve bunun kötü niyetli saldırganlar tarafından kullanılabileceği belirtildi.
Dünyada yaklaşık 415 milyon diyabetli hasta var. Tüm devletlerde toplumun yaklaşık yüzde 10‘u şeker hastası. Türkiye’de de 8 milyon diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Hem dünyada hem de dünyada sayı hızla artıyor. Bu nedenle diyabet konusunda geliştirilen kolaylaştırıcı uygulamalar ve teknolojiler, çok geniş bir kesim tarafından takip ediliyor. İnsülin pompasının hacklenebiliyor olması da tam bu nedenle pek çok kişiyi ilgilendiriyor.
Diyabet hastalarının giderek daha yoğun olarak tercih etmeye başladığı insülin pompası, tüm gün boyunca sürekli ve az miktarda insülini vücuda enjekte ederek kan şekerinin dengede kalmasını sağlıyor. Hastalar bu yöntem sayesinde günde 4 defa enjeksiyon yapma zorunluluğundan kurtuluyor.
Tip I diyabetik olan Jay Radcliffe adlı güvenlik araştırmacısı, bu tıbbi cihazın kablosuz iletişiminde güvenlik açıkları olduğunu keşfetti. Cihazdaki şifreleme eksikliği talimatların şifresiz metinle gönderildiği anlamına geliyor. Uzak konum ve pompa arasındaki zayıf eşlemeyle birlikte bu durum, uzaktan saldıran kişiler için kontrolü ele geçirme ve yetkisiz olarak insülin enjeksiyonlarını tetikleme olanakları sağlayabilir.
Kullanıcı, pompada insülin iletimini iptal etmezse, saldırganların zarar verme potansiyeli oluşur ve hipoglisemik reaksiyon meydana gelebilir.
İnsülin pompalarına veya benzer nesnelerin interneti ile yönetilen başka cihazlara yönelik bir siber ihlal henüz meydana gelmedi ancak açığın tespit edildiği söz konusu insülin pompasının üreticisi de kullanıcılarını bu gelişmelerle ilgili uyardı. Firma, cihazdaki kusurların istismar edilme riskinin düşük olduğunu ve paniğe gerek olmadığını iletti. Ancak yine de radyo frekans iletişim sistemi üzerinden pompaya yetkisiz erişim sağlanabileceğine dair bir siber güvenlik sorunu olduğunu kabul etti ve bu konuyu çözmeye çalıştıklarını duyurdu.
Dev teknoloji ve işlemci üreticisi Intel şirketinin yatırım bölümü olan Intel Capital, 12 teknoloji startupına toplam 38 milyon dolar yatırım yapacağını duyurdu. Yatırım için seçilen şirketler, engelli vatandaşlar için IoT sistem çözümlerinden 360 derece sanal gerçeklik sistemleri için ses geliştirmeye, bağlantılı otomobiller için insan benzeri dijital görüş sistemlerine kadar geniş bir skalayı kapsıyor.
Konu hakkında görüşlerini sunan Intel Capital’ın Başkanı ve Intel Kıdemli Başkan Yardımcısı Wendell Brooks, “Dünya gittikçe daha akıllı ve bağlantılı bir yer oldukça inovasyon hızında da patlama yaşıyoruz. Milyarlarca cihaz, bulut bilişim zekası ile çok daha akıllı hale getirilecek” dedi.
Intel’in yatırım yapmaya karar verdiği startup şirketleri dört ana başlık altında inceleyebiliriz: Otonom makineler, veri ve bağlantı, spor ve sağlık, sanal gerçeklik. Bu dört ana başlık, ileride Intel’in hangi konularda gelişmek istediğini göstermesi açısından da gayrı resmi bir teknoloji yol haritası gibi duruyor.
Otonom makineler
Chronocam, Fransa Paris menşeli bir firma ve bağlantılı objeler ile otonom navigasyon konularında dijital görüş sensörleri üretiyor. Firma özellikle insan görüşü benzeri sistemi ile şimdiye kadar var olan dijital görüş sistemlerinde bir devrim yapmayı amaçlıyor.
Embodied, otonom elektrik süpürgesi Roomba’yı üreten şirket ,Robot’un CTO’su tarafından kurulmuş. Kendisi aynı zamanda nöroloji ve robot bilimleri konusunda dünyaca ünlü bir rofesör. Embodied çatısı altında makine algılaması ve öğrenmesi konularında çalışıyorlar ve insanların haaytlarını kolaylaştıracak ev robotları prototipleri yapıyorlar.
Perrone Robotics, otonom robotik uygulamalar için hazır yazılım çözümleri üreten bir firma. Teknolji çözümleri araştırmacılara kendi tam veya yarı otonom araç ve robotlarını yapmalarına yardımcı oluyor.
Veri ve bağlantı
Eazytec Çinli bir firma. Kendi ürettikleri teknoloji ile akıllı şehir ve geliştirme hizmetleri veriyorlar. Şirket veri merkezi hizmetleri, sistem entegrasyonu, yazılım ve firmware geliştirme konularında uzman.
Grand Chip Microelectronics, diğer adı ile Kangxi Communication Technologies, yine Çinli bir şirket. WLAN yapıları için çok yüksek performanslı ve entegre Wi-Fi çözümleri sunuyor. Özellikle GPRS ve nesnelerin internetine odaklanmış durumdalar.
Paxata kurumsal ölçekte self servis bilişim platformları üretiyor ve hem işletmenin, hem IT’nin hem de müşterinin ihtiyaçlarına göre şekillendirebiliyor. Paxata teknolojisi ile iş analistleri, ham veriyi anında iş analizi için gereken yüksek doğruluklu ve etkinlikli kullanılabilir veriye çevirip analize başlayabiliyor. Paxata’nın patentli makine öğrenim teknolojisi ile tüm bunları yapmak için kodlama veya örnek veri gerekmiyor.
StealtMine, kurumsal uygulamaların şifreli veri üzerinde çalışabilmesini sağlıyor. Teknoloji, sunucu, ağ, depolama ve veri tabanı saldırılarına karşın verinin tam olarak korunmasını sağlıyor.
Spor ve sağlık
CubeWorks, milimetrik ölçekte etrafını algılayabilen, tamamen otonom ve kablosuz bağlantı ile çalışan cihazlar üretiyor. Cihazlar etraflarını algılayıp, veriyi daha sonra kullanmak için kendi belleklerinde saklayabiliyor.
Kinduct, spor organizasyonları, askeri güvenlik birimleri, klinikler ve sağlık enstitüleri için bulut tabanlı veri ve analiz yazılımları geliştiriyor. Birçok farklı noktadan alınan verilerin analiz edilmesi ile Kinduct’ın platformu insan performansını maksimize etmeye odaklanıyor. K4Connect, yaşlı ve engelli kişilerin hayatlarını kolaylaştırmak için esnek ve karşılık veren sistemler üretiyor. Kişinin sağlık, bakım, aile ve toplumsal iletişimini düzenleyen K4Community sistemi kullanılmaya başlandı bile.
Sanal gerçeklik
Dysonics 20 yılı aşkın süredir akademik araştırmalar ile basit kulaklıklar üzerinden 360 derece sanal ses sistemleri üretmeyi başarmış bir firma. Şu anda özellikle sanal gerçeklik sistemleri için ses kaydı, ses yaratımı ve ses oynatma teknolojileri üzerinde çalışıyor.
InContext Solutions, perakendeciler için bulut temelli ölçeklenebilir sanal gerçeklik sistemleri geliştiriyor. SaaS VR hizmetleri ile perakendeciler yeni konseptleri uygulamaya geçmeden önce test edebiliyor ve tüketici davranışlarını inceleyebiliyor.
Geçtiğimiz Cuma günü şiddetli hizmet engelleme saldırısı ABD’nin büyük bir kısmında internet kullanımını saatlerce durdurdu. DNS tedarikçisi Dyn’i hedefleyen IoT saldırısı, kullanıcıların Twitter, Netflix, Github ve Spotify gibi çok popüler internet servisine erişimini engelledi. Bununla birlikte, Fortune 500’de yer alan şirketlerin 30’u DNS çözümlemesinin kaybıyla oluşan çeşitli kesintiler sebebiyle mağdur oldu.
Kesintiye, Dyn altyapısına sürekli talep göndermesi için tasarlanmış akıllı ve çok tehlikeli bir Botnet sebep oldu. Bir hacker grubu Eylül ayında, genel özelliklere sahip internete bağlı cihazlara bulaşıp kontrol edebilen açık kaynaklı kötü amaçlı bir yazılım yayınlamıştı. Mirai isimli bu bot, korunmasız Telnet servisleriyle çalışan internete bağlı cihazlardan yararlanıyor ve bunları düzenli DDoS ataklarıyla kontrol ediyor. Mirai, akıllı cihazları hedefleyen herkes tarafından kullanılabiliyor ve düzenli DDoS atakları için güçlerinden yararlanılabiliyor.
Akıllı cihazların neredeyse yüzde 2’sinin Telnet bağlantısı esnasında ya çok zayıf şifreleniyor ya da hiç şifresi bulunmuyor. Bu oran her ne kadar az görünse de geniş bir perspektiften bakıldığında gayet korkutucu oluyor. Analiz firması Gartner’e göre dünya çapında 6,4 milyar internete bağlı cihaz bulunuyor. 6,4 milyar cihazın yüzde 2’si herhangi bir internet servisine çevrimdışıyken vuracak aşağı yukarı 128 milyon bota çevriliyor.
İnternete bağlı cihazlar alanında beliren tehditler Mirai botnetinin mümkün kıldığından çok daha fazlası. Savunmasızlık ve hassasiyet konularında internete bağlı yazıcılar, ağa bağlı depolama cihazları ve yönlendiricilerin en üst sırada yer alıyor. İnternete bağlı cihazların yüzde 69,5’inde bu tür bir savunmasız alan olduğu biliniyor. Bu alan güncellemeler ile kapatılmış olabileceği gibi, üretici tarafından bir güncelleme gelmediğinden yada kullanıcı güncellemeyi yüklemeyi başarmadığından savunmasız alan sürüyor da olabilir.
Geçtiğimiz Cuma günü Dyn’ye karşı gerçekleştirilen hizmet engelleme saldırısı bir aydan kısa bir süre içerisinde gerçekleştirilen aşırı yıkıcı “internet alt yapısını çevrimdışı vurma” girişimlerinin üçüncüsü oldu. Eylül ayının sonlarına doğru teknoloji yazarı Brian Krebs’in web sitesine gerçekleştirilen 620 Gbps DDoS saldırısı kendi türünde dünyanın en büyük saldırısı olarak nitelendirilmişti. Birkaç gün sonra Fransız internet servis sağlayıcısı OVH benzer bir saldırıyla yüzleşti ancak bu sefer zirve 1 Tbps idi. Cuma günü Dyn’e karşı gerçekleştirilen saldırı 1,2 Tbps gücünde önemsiz trafik ile global açıda yeni bir rekora imza attı.
Normal bir botnetin virüs bulaşmış bir bilgisayardan mağdurlarına bu kadar önemsiz trafik göndermesi imkansızdır. Bununla birlikte yazıcı, akıllı ampuller, ağa bağlı depolama cihazları veya termostatları botnete düzenli bir şekilde bağlandığında hackerlar bu yoğun trafiği lehlerine kullanarak çekirdek hizmet servislerini hedef alıp çevrimdışı hale getirebilirler.
Peki, deep web’de yayınlanan veya üzerinde çalışılan Mirai benzeri daha kaç botnet var? Bilmiyoruz. Ancak şunu biliyoruz ki, Cuma günü yapılan saldırıda uzmanların analizlerine göre 500 milyon civarında IoT cihazı kullanıldı. Yukarıda yaptığımız hesap sonucunda 128 milyon cihazın güvenliksiz veya az güvenlikli olduğunu bulmuştuk. Demek ki ya raporlarda hata var, ya da hackerlar IoT cihazların güvenliğini geçmenin bir yolunu buldular. Çünkü ortaya çıkan durum, yüzde 2’lik güvenliksiz cihazlar yerine neredeyse tüm IoT cihazların yüzde 8’inin kullanıldığını gösteriyor.
Çok acil bir şekilde mevcut IoT cihazların güvenlik prosedürleri yenilenmezse ve yeni bu prosedürler yeni IoT cihazlara da uygulanmazsa, internet kültürümüz çok kısa bir süre içerisinde karanlık Orta Çağ benzeri bir duruma dönüşebilir.
Akıllı saatlerin geleceğin teknolojisi olduğu, tüm yaşam şeklimizi değiştirme potansiyeli olduğu, daha yüksek taşınabilirlik ve kullanılabilirlik ile mobil teknolojilerde çığır açacağı uzun süre konuşuldu. Çok değil, 1,5 yıl önce insanlar, Apple Watch alabilmek için dükkanların önünde sabahlıyor, sırf Galaxy Gear’a erken sahip olmak için Güney Kore’ye gidiyordu. Akıllı saat bilim kurgu gibiydi.
IDC’nin yayınladığı bir rapora göre, 2016 yılının üçüncü çeyreğinde akıllı saat sevkiyatları yüzde 51,6 düştü. Özellikle Apple tarafında bu düşüş yüzde 71,6.
Apple hala yüzde 41,3 oran ile pazar lideri olmasına karşın, üçüncü çeyrek içerisinde Apple’ın 1,1 milyon adet akıllı saat sattığı tahmin ediliyor. 2015 yılının aynı döneminde bu rakam 3,9 milyondu. Apple’ın akıllı saatlerinde bir düşüş bekleniyordu zaten; Apple Watch’ın yeni serisi üçüncü çeyrek döneminin en sonunda piyasaya çıktı. Ancak kimse global olarak böyle bir düşüş beklemiyordu.
Akıllı saat piyasası neden düşüşte?
IDC’nin verilerine bakıldığında, akıllı saatlerde yeni trendlerin oluşumu görülebiliyor. Globalde neredeyse tüm akıllı saat piyasasının çakılmış olmasına rağmen, Garmin’in bir yıl içerisinde yüzde 324 büyümesinin ardında önemli bir sır var. Ve bu sır, diğer şirketler tarafından da keşfedilmiş durumda; ancak biraz geç kaldılar. Garmin, ürünlerini doğrudan sağlık takibi ve spor odaklı olarak tasarlıyor. Apple, daha önceki Apple Watch’ları moda ve iletişim odaklı planlıyordu. Samsung ve Lenovo da öyle. Ancak özellikle Apple’ın lansmanında ve internet sitesindeki bilgilerden görüyoruz ki, Apple da spor, fitness ve sağlık konularına doğru tasarımını kaydırdı. Spor ve sağlık, akıllı saat kullanıcıları veya potansiyel alıcıları için tek önemli konular gibi görünüyor. İletişim ve cep telefonunun uzantısı gibi çalışan saatler, basitçe satmıyor. En azından şimdilik.
Bu global düşüşün başka nedenleri de var. Örneğin Apple ve Pebble’ın yeni akıllı saatleri üçüncü çeyreğin sonunda ancak piyasaya çıkabildiler. Google Android Wear 20’ı önümüzdeki yıla erteledi. Yani piyasada yeni akıllı saat donanımı yok, dolayısıyla kullanıcılar yeni saat alamıyor gibi görünüyor.
Bütün bunlar bahane
Gerçek sorun ise çok daha derinlerde yatıyor. Akıllı saat satın almak için gerçekten mantıklı gerekçeler bulmak günümüzde zor. Belli ki akıllı saatler herkes için değil. Herhangi bir akıllı cihaz tasarlanırken açık ve net bir şekilde işlev ile kullanım senaryosu belirlemek elzem.
Bu yüzden çoğu üretici basitliği yüzünden spor ve sağlık alanlarına odaklanıyor. Ancak kaç kişi gerçekten an be an takip edilmesi gerekecek kadar düzenli spor yapıyor? Kaç kişi gerçekten nabzını veya uyku düzenini sürekli takip etmek istiyor veya buna ihtiyaç duyuyor?
Akıllı saat satın almak bir teknoloji yatırımı ve bu yatırımın kullanıcının hayatında ciddi değişiklik yapması gerekiyor; ekonomik veya psikolojik olarak. Teorik olarak spora özendirmek, fitness gelişmelerini anında görebilmek ve sağlık konusunda bilgi sahibi olmak kişinin yaşam kalitesini artıracak etkenler. Ancak bu çok idealize bir dünya. Günümüz dünyasında bunların hiçbirinin kişiye kısa veya orta vadede doğrudan bir katkısı bulunmuyor. Bu katkı, dolaylı olarak uzun vadede ortaya çıkıyor. Yani ekonomik veya psikolojik ROI’si belki 10 yıl sonra ortaya çıkacak, belki de çıkmayacak bir cihaz için para vermek isteyenler çok azınlıkta.
Büyük düşüşüne rağmen son kullanıcıya erişebilen IoT cihazların hala en çok kullanılanı konumunda olan akıllı saatler ile akıllı cep telefonlarını net bir şekilde birbirlerinden ayırmak, piyasanın olgunlaşmaya başlaması için kilit bir nokta olarak herkesin gözü önünde duruyor. Bu konu da yavaş da olsa adımlar atılmaya başlandı. Örneğin kendi SIM kart girişi olan, akıllı cep telefonundan bağımsız çalışan saatler piyasada deneme amacı ile var. Donanım ve yazılım teknolojileri ilerledikçe akıllı saatler ve bunların öncüsü olan spor bileklikleri, ayrıca her ikisinden türemiş olan diğer donanımlar kendilerini ayrıştırarak ebeveynleri olan akıllı cep telefonlarından özgürlüklerini kazanacaklar. Henüz o noktaya gelmedik ama geleceğiz; eğer pazar bu şekilde düşmeye devam edip üreticiler için ekonomik olarak mantıksız bir sınıra gelmezse.
ABD’nin en büyük telekomünikasyon şirketlerinden AT&T, rakibi Verizon’un Yahoo’yu satın almasına karşılık olarak dünyanın en büyük medya şirketlerinden olan Time Warner’ı 85,4 milyar dolar fiyatlandırma ile satın alarak rekora imza attı. Böylece AT&T dünyanın en büyük içerik üreticilerinden biri haline geldi.
Time Warner’ın satış dedikoduları bir yıla yakındır piyasada dolaşıyordu. 2016 başında ise Apple’ın Time Warner ile görüştüğü bilgisi basına sızdı ancak pazarlıklar sonuca ulaşmadı.
Telekomünikasyon sektörü içerik üreticisi oluyor
Bu sırada Yahoo’nun Verizon tarafından satın alınması, telekomünikasyon şirketlerinin medya şirketine evrilme tartışmalarını yeniden hortlattı.
Google ve Apple’ın sahip olduğu güçlü içerik altyapısının yanında kendi başına internet servisi sağlayan telekom şirketine dönüşmek üzere olması da, yeni dönemde telekom şirketlerinin içerik üzerinden rekabet edeceği gerçeğini daha fazla öne çıkardı.
Uzun zamandır içerik konusunda zayıf kalan ve rakiplerinin güçlü ortaklıklar kurmasını seyreden AT&T şimdi, televizyon kanalları, web servisleri, kitap yayıncılığı, sinema yapımcılığı gibi alanlarda dünyanın en büyükleri arasında yer alan Time Warner’ı satın alarak, rakiplerinin önüne geçmiş durumda.
CNN, HBO, TNT gibi TV kanallarının ve ünlü çizgi roman yayıncısı DC Comics’in de sahibi olan Time Warner’ın AT&T’nin mülkiyetine geçmesi, içerik yayıncılığının artık telekomünikasyon şirketleri için en büyük öncelik olduğunu da kanıtlıyor.
AT&T geçtiğimiz yıl da streaming video/TV servisi Direct TV’yi 49 milyar dolar’a satın almıştı. Time Warner’ın içerik desteği ve Direct TV alt yapısı ile birlikte AT&T artık durdurulamaz bir dijital medya şirketine dönüşmek üzere.
Satın alma işleminin rekabet kurulundan onay alması halinde, Verizon, Google, Apple hatta Facebook gibi dev internet şirketleri için artık çok farklı bir rekabet ortamı oluşacak.
Satın alma ABD siyasetini karıştırdı
ABD seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump ise, AT&T’nin Time Warner’ı satın almasına ateş püskürüyor.
Time Warner’ın, sahibi olduğu medya gücüyle ona karşı kampanya yürüttüğünün altını çizen Trump, başkan seçilmesi halinde bu satın almayı iptal edeceğini açıkladı.
Bu kadar büyük bir gücün çok küçük bir kitlenin eline geçmesinin etik olarak doğru olmayacağının altını çizen Trump, “oylarımı engellemek ve ABD halkının sesini kısmak için çalışıyorlar,” dediği medya grubu olarak Time Warner’ı hedef gösterdi.
Trump ayrıca, Comcast’ın 2013’te NBC Universal’i satın alma işlemini de incelemeye alarak iptal edeceğini vurguladı. Bu satın alma işlemlerini, “Demokrasiyi yok edecek alışverişler,” olarak tanımlayan Trump kendisinin seçilmesini engellemek için bir güç yapısı kurulduğunun da altını çizdi.
Trump, medyada kendisi hakkında yayınlanan kasetlerin ve haberlerin, hiçbir gazetecilik etiği gözetilmeden, doğruluk kontrolü yapılmadan, seçim sonuçlarını etkilemek için kasten oluşturulduğunu ve çarpıtıldığını savunuyor.
Başkanlık seçimini kazanması halinde, Trump’ın dev Teknoloji ve medya şirketlerine savaş açması bekleniyor.
Hillary Clinton’ın başkan yardımcısı olarak atamayı planladığı Tim Cook’un Apple’ı da dahil olmak üzere, Trump’ın konuşmalarını yayın akışından kaldırmak isteyen çalışanlarla dolu Facebook, Demokrat Parti ile iyi ilişkiler olan Google, Microsoft ve Twitter Trump’ın gazabına uğrayacak ilk hedefler arasında yer alıyor.
Geçtiğimiz Cuma günü Twitter, Spotify ve Reddit gibi dev servislere erişimin kesilmesine neden olan DDoS saldırılarının ardından internet nesneleri ve akıllı ev cihazları çıktı.
Diğer bir deyişler, hacker’lar tüm dünyanın internet bağlantısında sorunların yaşanmasına neden olan saldırıda silah olarak buzdolaplarını, kahve ısıtıcılarını, çamaşır makineleri ve kombileri kullanmışlar.
Hacker’lar DDoS saldırıları için zombi PC’lere ihtiyaç duyuyorlar ancak kullanıcıların bilinçlenmesi ve güvenlik uygulamalarının yaygınlaşması sayesinde PC’leri zombileştirmek artık eskisi kadar kolay değil.
Öte yandan hızla yaygınlaşan akıllı ev cihazları internete bağlı küçük bilgisayarlar gibi çalışıyorlar ve güvenlik konusunda çok fazla açığa sahipler.
21 Ekim’deki saldırıda kullanılan zombi cihazların büyük bölümünün ise Çin üretimi olduğu dikkat çekti. Çinli üreticilerin kullandıkları düşük güvenlikli donanım ve yazılımları nedeniyle hacker’ların işinin çok kolay olduğu düşünülüyor.
Hacker’ların bu açıkları affetmeyerek tüm dünyayı etkileyebilen bir saldırı gerçekleştirmiş olmaları şimdi akıllara şu soruyu getiriyor: Nesnelerin interneti tüm hayatımızı ele geçirdiklerinde, onları kullanarak dünyayı felç etmek isteyen kötü niyetli grupları durdurmak nasıl mümkün olacak? Öyle görünüyor ki, 21 Ekim’de yaşanan saldırı, Teknoloji devlerinin güvenlik konusundaki standartlarını yükseltmesi için önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Akıllı buzdolapları, akıllı ampuller, akıllı çamaşır makineleri, akıllı saatler, akıllı gözlükler, akıllı otomobiller yeterince güvenli olmadığında, tüm dünyayı felç edebilecek silahlara dönüşebilecek.
Dell ve Intel, Geleceğin İşgücü Çalışmasına ait Avrupa ve Güney Afrika araştırma sonuçlarını açıkladı. Sonuçlara göre bu bölgelerdeki çalışanların neredeyse yarısı, mevcut işverenlerinin yapay zeka konusundaki son teknolojik gelişmelerden etkili bir şekilde faydalanmadığını düşünüyor. Yenilikçi teknolojilerinse işlerini kolaylaştıracağına inanıyor.
Yeni teknolojik trendleri takip etmeyen şirketler geride kalma riski taşıyor
Araştırma şirketi PSB tarafından gerçekleştirilen 2016 Geleceğin İşgücü Çalışması ile 10 ülkedeki küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin yaklaşık 4 bin tam zamanlı çalışanı ile anket gerçekleştirildi. Çalışanların çoğu, gelecek beş yıl içinde akıllı ofiste çalışacaklarına inanmıyor ve mevcut işyeri teknolojilerinin, yenilik bakımından kişisel cihazlarının gerisinde kaldığını düşünüyor.
Teknoloji şimdiden işyerindeki etkileşimlerimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Güney Afrika’daki Y kuşağının yüzde 67’si yüz yüze toplantıların geride kalacağına inanıyor. Nesnelerin İnterneti (IoT), yapay zeka ve sanal gerçeklik (VR) gibi yenilikçi teknolojilerin yakın gelecekte şirketler açısından etkisinin ve öneminin artacağı öngörülüyor.
Çalışanların, işverenlerinden beklentileri üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteren araştırmaya göre, bu yeni gelişmeleri takip etmeyen işyerleri ise geride kalma riski taşıyor. Bununla birlikte Avrupa ve Güney Afrika’daki çalışanların yarısından fazlası (%52), yapay zekanın (AI) sunulmasının işlerini kolaylaştıracağına inanıyor.
Çalışanlar, şirketlerinin kısa sürede son teknolojiye uyum sağlamaları konusunda kararsızlar
Bölgesel sonuçlar, özellikle Güney Afrika (%67) ve İngiltere’deki (%47) çalışanların, ofis teknolojilerinin yeterince akıllı olmadığını düşündüğünü gösteriyor (dünya genelindeki çalışanların yüzde 44’üne kıyasla). Çalışanlar, işletmelerin ofisleri daha akıllı hale getirmek için en son teknolojileri uygulamasına hazır olduklarını düşünseler de bunun gelecek beş yıl içerisinde gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda karasızlar.
Çalışanlar, yeni çalışma düzenlemelerinin var olmasını sağlayan ilerlemelerin yeni güvenlik ve altyapı gerektireceğinin de farkında. Avrupalı ve Güney Afrikalı katılımcılar, gelişmiş güvenlik korumasına, işyerlerinde uygulanacak en önemli teknoloji olarak bakıyor.
Mevcut teknoloji Y kuşağının işi kabul etmesinde önemli bir rol oynuyor
Söz konusu bir kabiliyet edinmek ve onu korumak olduğunda teknoloji, özellikle y-kuşağı için büyük önem taşıyor; Alman Y kuşağı çalışanlarının %79’u işlerinde kullandıkları teknolojinin sorumluluklarını yerine getirmelerini kolaylaştırdığını söylüyor. Bu nedenle önemli bir kesimin, işverenlerinin sunduğu teknoloji standartların altında olduğu takdirde işlerini bırakmak istediğini söylemesi şaşırtıcı değil. Zira Fransa’da Y kuşağının yarısı gibi şaşırtıcı bir kesim işini bırakma niyetini dile getirdi. Avrupa ve Güney Afrika’daki Y kuşağı (Fransa’da %86’ya kadar) ayrıca yeni bir işteki mevcut teknolojinin pozisyonu kabul edip etmemeleri konusundaki kararlarını etkileyeceğini söylüyor.
Dijital yıkım, tüm endüstrilerdeki her işletmeyi sarsıyor. Kısa süre önce yapılan Dell Technologies araştırmasında, tüm dünyadan orta ile büyük ölçekli kurum liderlerinin yarısı (yüzde 48), üç yıl içinde endüstrilerinin neye benzeyeceğini bilmediğini itiraf etti. Bir bulut modele doğru gitmenin, yazılım geliştirme becerilerini genişletmenin ve de daha hızlı yenilik yapmayı ve verilerden daha fazla bilgi almayı mümkün kılmanın, dijital dönüşümdeki anahtar stratejiler olduğu konusunda hemfikirler.
Yine de şirketlerin yüzde 69’unu, çok fazla sayıdaki geleneksel uygulama nedeniyle geride kaldıklarını söyleyerek, veri merkezlerinde evrim yapmakta zorlandıklarını ifade ediyorlar. Sistemleri güncel tutarken, düzensiz yapıları ve harcamaları azaltmakta zorlanıyorlar. Dell EMC World’de duyurulan yeni ürünler ve çözümler, kurumların dönüşümlerini hızlandırmasına ve maliyetlerini yönetmesine yardım etmek üzere tasarlandı.
Dell EMC Altyapı Çözümleri Grubu Başkanı David Goulden, “Uber, Airbnb veya Tesla gibi yeni nesil şirketlerin, işlerini sekteye uğramaması adına günümüz kurumları, dijital dönüşüme acilen başlamalı. Dijital geleceklerini ortaya koyabilmek için kurumların büyük çoğunluğunun BT’lerini bir hibrit bulut stratejisi yoluyla dönüştüreceğine inanıyoruz” dedi ve devam etti:
“İlk ve öncelikli adım; en gelişmiş yakınsanmış altyapılar, sunucular, depolama, veri koruma ve siber güvenlik teknolojileri yoluyla veri merkezlerini modernleştirmek. Dell EMC olarak, bu kavramların yapı taşları olarak tasarlanmış bir dizi yeni ürün ve çözümü kullanıcılarla buluşturuyoruz.”
Dell EMC World’de duyurusu yapılan yeni çözümler şu şekilde sıralanıyor:
• Güçlü hiper yakınsanmış cihazlar ve sistemler
Dell EMC, PowerEdge sunucuların VxRail ve VxRack Sistemi 1000 hiper-yakınsanmış altyapıya (HCI) entegrasyonu sayesinde lider yakınsanmış altyapı portföyünü genişlettiğini duyuruyor.
• Yeni Analiz Çözümü
Dell EMC, haftalar değil günler içinde hem büyük veri analiz etme hem bulut yerel uygulama geliştirme olanağı için bir ortam oluşturmak adına gereken tüm yazılımları, donanımları ve hizmetleri sunan yeni Analytic Insights Module çözümünün duyurusunu yapıyor.
• Yeni uç nokta veri güvenliği ve yönetimi yakınsanmış portföy
Dell; veri koruma, yedekleme ve kurtarma, kimlik güvencesi, tehdit önleme ve gelişmiş tepki ve de uç nokta cihaz yönetim becerileri sunan Dell, Moxy by Dell, RSA ve VMware AirWatch teknolojilerini kapsayan Son Nokta Veri Güvenlik ve Yönetim portföyünü tanıtıyor.
• Yapılandırılmamış veriler için Tamamı Flash NAS Sistemi
Dell EMC, endüstrinin bir numaralı genişletilebilir NAS platformu ile flash teknolojinin yüksek performansını birleştiren Isilon ürün ailesinin yeni ürününü duyuruyor. Dell EMC Isilon All-Flash, BT kurumlarının altyapılarını modernleştirmesine ve dijital bir işletmenin becerilerini sergileyebilmesine yardım etmek için tasarlandı.
• ECS 3.0 ile yüzde 60 daha düşük toplam sermaye maliyeti
Dell EMC, yeni Dell EMC PowerEdge sunucuları desteği ile Dell EMC Elastic Cloud Storage (ECS) platformundaki güncellemeleri duyuruyor. ECS 3.0, kamusal bulut depodan yüzde 60 daha düşük TSM sunan birden çok tüketim modeli ile işletmelerin dijitalleşen ekonomiye doğru kaymayı yönlendirmesine yardımcı olmak üzere geliştirildi.
• Modern veri merkezi için yazılım tanımlı, bulut etkin veri koruma
Dell EMC, her ölçekten müşterinin modern veri merkezinde uygulamalarını ve verilerini korumasını sağlamaya yardımcı olmak adına yeni bulut etkin yazılım güncellemelerinin yanı sıra ölçeklendirilebilirlikte 6 kat artış ve Dell EMC PowerEdge sunucular için destek sunan yeni yazılım tanımlı Dell EMC Data Domain koruma deposu versiyonunu duyuruyor.
2000 yılından bu yana iş dünyası, devlet, siyasiler, akademisyenler, girişimciler ve yatırımcıları bilişim dünyası profesyonelleriyle buluşturan Bilişim Zirvesi ’16 – ICT Summit etkinliği bu yıl 22-23 Kasım tarihlerinde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Uluslararası kimliği, köklü, güçlü, özgün ve zengin içerikli yapısıyla alanındaki en önemli platform olan Bilişim Zirvesi ’16 dahilinde bu yıl “Dijital Evrim ile Endüstri 4.0” ana temasında, “No way out! (Kaçış yok)” mottosu işlenecek. Zirvede dijital evrimin yol haritası oluşturulurken, Endüstri 4.0 dalgasını yakalamanın ipuçları da masaya yatırılacak.
Bilişim Zirvesi ’16 bu yıl, bireyler, şirketler ve ülkeler olarak dijital geleceğe nasıl hazırlanmamız ve bu geleceği nasıl karşılamamız gerektiği konusunu işleyecek. Etkinlikte bilişimi yaşamının önemli bir parçası yapan tüm birey ve kurumlarla birlikte dijital evrim süreçlerinde endüstri 4.0 içerisinde var olmayı amaçlayan kapsamlı bir içerik ve 100’ü aşkın önemli konuşmacı ile sunuyor.
Zirvede, Teknoloji Platformları, Sosyal Buluşma Platformları, Forumlar, Atölyeler ve Özel Proje konuları ele alınacak. Özel Tema Projeleri olarak; Türkiye’nin yeni çıkış yolu: Endüstri 4.0 ile gelen Yeni Ar-Ge ve İnovasyon Anlayışı, Dijital İstanbul’da Dijital Yaşam ve Maddenin Dijitalleşmesi konuları, Forumlar; Yeni Nesil Telekomünikasyon ve Dijitalleşmede C Level, Teknoloji Platformları olarak da; Büyük Veri ve Bulut Çözümlerinde Cognitive ile Yapay Zeka Algoritmaları, Açık Sistem Dünyasında Ulusal Savunma Stratejileri, Dijitalde Siber Güvenlik 4.0, Dijital Tıp Devrimleri, Finans ve Ödeme Sistemleri, Perakende Sektöründe Dijitalleşme, ERP Çözüm Süreçleri, Dijital Topluma Evrilmek, Dijital Kazançlar, Mobil Dünyada Dijital İnovasyon, Entegre Dijital Pazarlamanın Dinamik Yapısı, IoT ve M2M’e Hazırlık olarak Gömülü Sistemler ve Yeni Nesil Kentler ve Akıllı Kentsel Dönüşüm başlıkları altında işlenecek.
Dijital Çağın Kadını, Dijital BT İş Birliğinde Malezya, TBD ile CIO Vizyon Toplantıları ve CRM Operasyonlarında Endüstri 4.0 başlıkları da yine zirve çerçevesinde katılımcıları bekleyen diğer konular. Design Awards yarışma sonuçlarının da bir törenle açıklanacağı zirve etkinliği için katılımcılar http://www.bilisimzirvesi.com.tr üzerinden indirimli kayıt fiyatlarından faydalanabilecekler.
Türkiye’nin girişimcilik ekosisteminin tüm paydaşlarına ev sahipliği yapacak Yıldız Kuluçka’nın açılışı, 20 Ekim Perşembe günü Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Açılış etkinliği, birçok fon yöneticilerini, melek yatırım ağlarını, bireysel yatırımcıları, özel sektör temsilcilerini, akademisyenleri, öğrencileri ve 100’den fazla girişimciyi bir araya getirdi.
İnovatif fikir sahibi olan girişimcilere iş fikri aşamasından şirketleşmeye, ticarileşmeden yatırım almaya kadar olan süreçte ofis, altyapı, atölye, laboratuvar, eğitim ve mentörlük hizmetlerini sunan bir kuluçka ve hızlandırma programı olan Yıldız Kuluçka’da mevcut durumda 90’dan fazla girişimci, yenilikçi iş fikrini hayata geçirmeye çalışıyor. Ulusal ve uluslararası hibe desteklerden faydalanan projelerin yer aldığı Yıldız Kuluçka’da NASA tarafından da kullanılacak olan ve yatırım alan “Dokunma Hissine Sahip Yapay Deri” ve birçok ödül alan “Damar Görüntüleme Spreyi” gibi gurur verici bir çok çalışma bulunuyor. Kuluçkada yer alan girişimcilerin yüzde 60’ı medikal, makine imalatı, elektronik, enerji, gıda sanayi ve kimya gibi sektörlerde faaliyet gösteriyor ve yenilikçi bir ürün ya da donanım üretmeyi hedefliyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde 2003 yılında kurulan Yıldız Teknopark, 2014 yılı sonunda faaliyete geçen İkitelli Yerleşkesi ile birlikte 11 binada 125 bin m2’lik Ar-Ge ofislerinde 380’den fazla firmada 6 binden fazla Ar-Ge ve Yazılım personeline ev sahipliği yapıyor. Yıldız Teknopark bünyesinde bulunan kuluçka ofislerinde yeni girişimler faaliyete başlıyor, atölyelerde prototipler hayata geçiriliyor, laboratuvarlarda deneyler yapılıyor ve girişimcilerin ihtiyaç duydukları eğitim, mentörlük ve danışmanlıklar ücretsiz olarak sunuluyor.
Açılışla birlikte girişimcilerin kullanımına sunulan yeni kuluçka alanında iş fikri olup şirket kurma aşamasına gelmemiş girişimciler için ön kuluçka, iş fikirlerini geliştirerek şirket kurma aşamasına gelmiş girişimciler için kuluçka ve başarılı devam eden girişimciler için kuluçka sonrası destekleri sunma imkanı bulunuyor. Ayrıca yakın zamanda KOSGEB tarafından 3,85 milyon dolar desteklenmeye hak kazanan, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi ortaklığında ABD Silikon Vadisi’nde kurulacak olan Uluslararası Kuluçka Merkezi’nin merkez ofisi de bu alanda bulunuyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Şahin konu ile ilgili yaptığı açıklamada, “Yıldız Teknopark bünyesindeki Kuluçka Merkezinin, üniversitemizde ve ülkemizde Ar-Ge ve girişimcilik kültürünün güçlenmesi için önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz. Bir girişimcinin eğitimden mentörlüğe, ofisten prototip atölyesine, laboratuvardan sosyal alanlara ve yatırımcılara kadar ihtiyaç duyabileceği tüm paydaşları Yıldız Teknopark Girişimcilik Ekosistemi’nde bir araya getirdik. Yıldız Kuluçka’da bulunan firmaların hemen hepsi akademisyen, yeni mezunlar ve öğrencilerden oluşuyor. Kurulduğu günden bu yana 150’den fazla girişime destek olan Yıldız Kuluçka’da yeni ofis alanlarımızla birlikte aynı anda 250’den fazla teknolojik girişimin hayallerini gerçeğe dönüştürmelerine destek olmayı hedefliyoruz” dedi.
Gartner tarafından yapılan araştırmaya göre, 2017 yılında şirketlerin dörtte biri “dijital beceriksizlik” yüzünden mevcut konumlarını ne yazık ki kaybedecek. Sırf bu sonuç bile tüm sektörlerin ciddi bir dönüşüm süreci içinde olduklarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Gerçek zamanlı iletişimin öne çıktığı bu dönüşümde, hiçbir kurumun ağ toplumu (Networked Society) olarak ifade edilen dünyanın dışında kalmak gibi bir seçeneği bulunmuyor.
Dönüşüm bununla sınırlı da değil. Mobil iletişim, insan odaklı bir modelden, makine odaklı bir modele dönüşüyor. Makineler ise, iş dünyasında etkinlik, karlılık ve farklılaşma için daha çok iletişim içinde. Öyle ki makineden makineye iletişim, yani M2M, 2010 yılında, mobil iletişimin yüzde 2’sini oluşturuyordu. Bu oranın 2020 yılında ise yüzde 19’a çıkması öngörülüyor.
M2M teknolojisi sadece şirketler açısından izlenmesi gereken bir trend değil. Aksine, ekonominin farklı dallarını da yakından ilgilendirdiğini söylemek mümkün. İşte bu sürpriz alanlardan biri de tarım. Zorlu rekabet koşulları ve artan verimlilik ihtiyacıyla çiftçiler ve tarım sektörü, diğer tüm teknolojik trendler gibi, M2M devrimini de yakından izlemek zorunluluğuyla karşı karşıya. Sonuç olarak Tarım 2.0 döneminin başladığını artık rahatça söylemek mümkün.
M2M işleri kolaylaştırıyor, verimliliği artırıyor
T-Systems Türkiye Genel Müdürü Sinan Kılıçoğlu, M2M teknolojisiyle tarımda büyük bir dönüşüm yaşandığına işaret ediyor. Bunun izlerini Türkiye’de de takip etmek mümkün. Almanya merkezli Bilgi Teknolojisi, Telekomünikasyon ve Yeni Medya Derneği (BITKOM)’un bu konuda önemli veriler sunduğuna işaret eden Kılıçoğlu, “Önümüzdeki 10 yıl içinde dijital uygulamalar sayesinde tarım sektöründe yaratılan katma değerin sadece Almanya’da 3 milyar euro’yu aşması bekleniyor. Tarım 2.0 göz alıcı bir pazar oluşturacak” diyor.
Bu olumlu tablonun aksine, çiftçiler, özellikle de küçük ölçektekiler dijital dönüşüm için gerekli yatırımı yapıp yapamayacakları konusunda endişeli.
Farm 2.0: Akıllı otlak çitleri ve bağımsız makinalar
Günümüzde çiftçiler, bir tablet yada akıllı telefon kullanarak, otlakta veya ahırda neler olup bittiğinden haberdar olma şansına sahip. Tarım uygulamalarında gerçek zamanlı çözümlerin artması ile, çiftçiler makinelerini verimli şekilde kullanabiliyorlar; gübre kullanımını kontrol edebiliyorlar ve aynı zamanda vakit, para ve kaynak tasarrufu sağlayacak şekilde ekim yapabiliyorlar.
Uydularla iletişime geçen tarım makineleri
Modern teknolojinin kullanıldığı bir diğer alan, çiftçilerin gereksiz sürüm, gübreleme ve hasat yapmasını engellemek. Real Time Kinematic (RTK) adı verilen inovatif tarım çözümü kapsamında, tarım makineleri ile iletişime geçiliyor ve makinelere doğru coğrafi veri ve koordinatlar sağlanıyor. Dolayısıyla uydu ile iletişimde olan bir makine, operasyon sırasında yönünü düzeltebiliyor. Makine kendi konumunu mobil iletişim ağı üzerinden buluta iletebiliyor. Bu sayede tohum ve gübre kullanımı ve sürüm alan uzaktan yönetilebiliyor.
Su ve gübre kullanımında tasarruf sağlanıyor
M2M çözümleri çiftçilerin su ve gübre kullanımını da iyileştiriyor. Hava sıcaklığı, toprağın nemi ve asiditesi gibi verileri kaydeden alıcılar, otomotik sulama sistemlerinin kontrolünü sağlıyor. Bu bilgilerin doğru değerlendirilmesi ve otomatik sulama sistemlerine bağlanması sayesinde ortalama yüzde 30-50 arasında su tasarrufu sağlanıyor. Gübre kullanımı da yüzde 30 civarında azalıyor.
Ateş ölçen boyunluk
Deutsche Telekom ortağı MEDRIA’nın geliştirdiği “boyunluk”lar ise, ineklerdeki ateş yükselmesini, ineklerin başını ne sıklıkta oynattığını haber veriyor. Bu sayede, inek sayısının çok yüksek olduğu çiftliklerde bile, her bir inek yakından takip edilmiş oluyor. Yani teknoloji sayesinde çiftçiler hiçbir detayı kaçırmıyor.
Güvenli Bina Çözümleri
Farklı konumlara yerleştirilen alıcılar, çitin kapısı izni olmayan birisi tarafından açıldığında mobil araçlara alarm gönderiyor; duman detektörleri olası bir yangın ihtimali söz konusu olduğunda, çiftçilerin mobil araçlarına sinyal yolluyor. Bu tür “Güvenli Bina Çözümleri” aynı zamanda video sistemleri ile desteklenebiliyor ve çiftçiler mobil araçlarını kullanarak kritik durumlarda uzaktan müdahalede bulunabiliyorlar.
Merhaba sevgili okurlar,
Techinside dergisinin bu ayki kapak konusunu fintech sektöründen ödeme teknolojilerine ve otomotiv sektöründen imalat sanayisine kadar birçok alanda dijital dönüşümü hızlandıracak olan paylaşım ekonomisine ayırdık.
Paylaşım ekonomisi artan nüfusa ve buna bağlı olarak tırmanışa geçen maliyetlere karşı şirketlerin taşınmaza minimum yatırım yaparak yeni iş kollarına girmesini sağlıyor ve aynı zamanda 2015 gelirini 1,5 milyar dolar olarak açıklayan 68 milyar dolarlık Uber gibi devler doğuruyor. Paylaşım ekonomisinin liderleri bir yandan geleneksel işletmelere rakip olurken, diğer yandan da yatırım fonlarından destek alarak global sermayenin bir uzantısı olarak çalışıyor. Bu anlamda mağazada metrekare başına en yüksek kârı elde eden Apple’a da dolaylı olarak rekabet etmeye hazırlanıyor.
Robot taksiler ve yapay zekanın gelişi
Paylaşım ekonomisinin en büyük temsilcilerinden Uber, Amerika’nın Pittsburgh şehrinde kendini süren arabalarla robot taksi hizmeti vermeye başlıyor. Volvo XC90 SUV modeliyle yapılacak test sürüşleri Uber yolcularına ücretsiz sunulacak. Peki robot taksi gelince paylaşım ekonomisi ne olacak? Uber’ın gerçek taksi sürücüleriyle rekabet etmekten ve Fransa ile Almanya gibi ülkelerin Uber hizmetlerini taksi şoförlerini korumak için yasaklamasından bıktığını söyleyebiliriz. Bu sebeple aracını yolculara kiralayan gerçek sürücüler yerine robot taksilerle hizmet vermeye hazırlanıyor. Sonuçta bir yandan Kara Şimşek K.I.T.T. gerçek olurken diğer yandan yapay zeka iş yapış şeklimizi değiştiriyor.
Giyilebilir robotlar ve sanayide dış iskelet kullanımı
Analiz sayfalarımızda ise giyilebilir robotları ele alıyoruz: Endüstri 4.0 yukarıda saydığım sektörlerden çok daha fazlasında robotlaşma ve dijitalleşmeyi beraberinde getiriyor. Ancak, bunun karşılığında fabrikalarda çalışan işçilerin işsiz kalması riski bulunuyor. Bu sebeple ağır sanayi devleri bir yandan üretimi hızlandırarak maliyetleri azaltırken, diğer yandan da istihdam sorununu çözmek için giyilebilir robot veya teknik adıyla dış iskelet teknolojisini geliştiriyor. Bunun maliyetlere, istihdam ve sağlık sigortasına ne gibi etkileri olacağını görmek için Hyundai ve Audi gibi şirketlerin atılımlarını okuyabilirsiniz.
3D printerlarda dördüncü boyut
Dosya konumuz ise 4D printerlar olarak bilinen ama aslında programlanabilir madde kullanan 3D printerlar: Bu teknoloji önceden belirlenen parametrelere göre şekil değiştiren programlanabilir ve kendi kendini kopyalayabilen baskı malzemeleri kullanacak (replikasyon). 4D printerlarla basılan temel ürünler zamana ve ihtiyaca göre şekil değiştirerek farklı ürünlere dönüşüp kendini donanım düzeyinde güncelleyecek. Böylece ilk üretim maliyetleri azalarak enerji tasarrufu sağlanacak. Kendi kendini kopyalayabilen ürünler doğada son 4 milyar yıldır kullanılıyor. Canlılar organik kimya ile protein ve DNA sentezliyor. Bizzat DNA’yı baskı kalıbı veya kafesi olarak kullanan ilk 4D printer örnekleri laboratuarda test ediliyor.
Ancak, bütün bu konuların iş dünyasında birbirine nasıl bağlanacağını merak ediyorsanız gen düzenlemeden yapay zeka ve üç boyutlu arayüzlere uzanan konularda, farklı yeniliklerin birbirine nasıl yakınsayacağını Dünyayı Değiştiren 10 İnovasyon yazımızda okuyabilirsiniz. Türkiye’nin bu teknolojileri potansiyel olarak nereden yakalayabileceğini ise yerel Fintech ekosistemini, akıllı telefonlar ile sanal gerçeklik buluşmasını ve belki de 3 yıl içinde milli internet kurulmasını sağlayacak olan Türkiye Ulusal Güvenlik Stratejisini işleyen köşe yazılarımızda görebilirsiniz.
Techinside’ın Ekim 2016 sayısına buradan erişebilirsiiniz
Kozan Demircan
Techinside genel yayın yönetmeni
Bulut bilişimin kullanımı ve insanlığa sağladığı faydalar her geçen gün artıyor. Bu örneklerden biri Güney Afrika’dan. Ulusal Biyoenformatik Enstitüsü’ndeki araştırma ekibi, Amazon Web Services üzerinde çalışan bir platformla HIV ilaç direnci testlerinde başarı düzeyini ciddi oranda artırdı. Şimdi hedef; tüberküloz ve Hepatit C gibi hastalık testlerinde de verimliliği artırmak.
Profesör Simon Travers ve Western Cape Üniversitesi’ndeki (UWC) Güney Afrika Ulusal Biyoenformatik Enstitüsü (SANBI) araştırma ekibi, HIV ilaç direnci testlerinde daha yüksek verimliliğe ve daha iyi sonuçlara ulaşmak istiyorlardı. Bu amaç doğrultusunda, ekip Amazon Web Services (AWS) üzerinde çalışan Exatype platformunu hayata geçirdi. Exatype platformu hızlı ve hassas HIV ilaç direnci analizlerini uygun fiyata gerçekleştiriyor.
Kullanıcılar HIV veri dosyalarını direkt olarak yüksek işlem hacmine sahip dizileme makineleri üzerinden yüklüyor ve her bir numune için detaylı bir ilaç direnci genotip raporu alabiliyor. Profesör Travers’in HIV ile yaşayan 6 milyondan fazla Güney Afrikalı’ya yardım etmek için bulduğu fikir ticari bir boyut kazandı ve artık günde makine başına yüzlerce insanı daha düşük maliyetli, ölçeklenebilir şekilde test edebiliyor.
Veri analizinin maliyeti düşüyor
Bu fikir 2011’de hayata geçtiğinde ekip, HIV ilaç direnci testi için mevcut yaklaşımların sonuçlarını da net görebildi. Yazılımı dizileme makinesiyle birlikte kullanabiliyor; ardından veriyi lokal olarak analiz edebiliyorlardı. Bu yaklaşımla, destek sorunlarını ve yazılımı güncel tutmanın zorluklarını; bu nedenle de test fiyatlarının yükseldiğini gördüler. Alternatif olarak veri analizini bulut üzerinde gerçekleştirebilirlerdi. Profesör Travers sunucu satın almaya gerek kalmadan veri analizinin maliyetini büyük ölçüde düşürüp, limitsiz ölçeklendirme imkanına sahip olabileceklerini fark etti.
Profesör Travers : “Çoğu zaman kullanmayacağımız son teknoloji donanımı satın almak yerine belirli bir süre için gerek duyacağımız işlemci kapasitesine erişmek çok doğru bir karardı” diyor ve ekliyor: “AWS’e geçiş yapınca ihtiyacımız olan işlem gücüne çok daha ucuza sahip olduk.”
Üretimi kolay analizi zor veri
HIV ilaç direnci testinin amacı, HIV ile enfekte bir bireyin viral popülasyonu içindeki mutasyonları tespit etmektir. Bu mutasyonlar bir veya daha fazla ilaca karşı direnç geliştirebileceğinden, varlıklarını/yokluklarını kesin olarak tespit etmek en iyi tedavi yolunu belirlemede yardımcı olabilir. Hızlı bir şekilde dizilim verileri oluşturmak için kullanılan yeni yöntemler sayesinde artık büyük miktarlarda karmaşık veriler üretiliyor. Veri üretimi nispeten kolay, ama analizi zor olabiliyor.
Simon ve ekibi, veriyi dizileme makinesinden direkt alıp, kolayca okunabilen bir PDF raporuna 1 saat içinde dönüştüren bir araç geliştirdi. Ama başarı sadece sonuca hızla ulaşmakta değil; Exatype son derece hassas çalışıyor ve veri üzerindeki hataları gerçek mutasyonlardan ayırt edebiliyor.
Profesör Travers, “AWS ile dünya üzerindeki her bir HIV-pozitif insanın verilerini analiz edebiliyoruz ve mevcut olan bütün dizileme makinelerini kullanabiliyoruz. Yine de raporları herhangi bir gecikme olmadan üretebiliyoruz. Bu buluttan başka hiçbir şey ile mümkün değil” diyor.
Ölçeklenebilir ve daha düşük maliyetli olmasının yanı sıra bu güncel yaklaşım, düşük yaygınlıktaki direnci tespit etmek için daha büyük hassasiyet sağlıyor. Geleneksel yöntem, ancak bireyin bünyesindeki virüsün %20’sinden fazlasında mutasyon varsa ilaca karşı bir direnç tespit edebiliyor. Teorik olarak bu yeni dizileme yaklaşımı, HIV ile enfekte bir bireyin bünyesindeki virüsün %1’inden daha azında mevcut olan direncin dahi tespit edilebiliyor.
Diğer hastalık testleri için de umut
Bulutun sağladığı olanaklara dayanarak ekip, Staphylococcus aureus, tüberküloz ve Hepatit C gibi diğer mikrobik direnç hastalıklarına geçiş yapmayı umut ediyor. Exatype tek bir hastalığa özel olmayan bir uygulamadır ve çeşitli hastalıklara uygulanan referans ve kurallar dizisi, bilgi-işlem ihtiyaçlarını özelleştirmeye gerek olmadan değiştirilebilir. Böylece hızlı, hassas ve güvenli bir şekilde yorumlanan yeni nesil dizileme ile mümkün olduğunca fazla insanın doğru tedavi görebilmesi sağlanabilir.
Sakarya Üniversitesi, Sakarya Ticaret ve Odası ve Sakarya Teknokent ortaklığı ile “Türkiye perspektifinden endüstri 4.0 uygulamaları” konulu bir konferans düzenlendi. Sanayi, ekonomi ve akademik çevrelerden önemli isimlerin katılım gösterdiği konferansta, endüstri 4.0’ın farklı bakış açılarından yorumlanması ve farklı sektörlerde ne gibi yansımaları olacağı, ne gibi hazırlıklar yapıldığı anlatıldı.
Endüstri 4.0 daha hızlı, esnek, kaliteli, verimli bir endüstri yolculuğunu tanımlıyor
Toplantının açılış konuşmasını yapan Sakarya Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin şunları dile getirdi: “Bilimsel ve teknolojik bilginin üretilme hızının, insanlığın varoluşundan bu yana en yüksek düzeyine çıktığına ve üstel bir biçimde çılgınca artmaya da devam ettiğine şahitlik ettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Öyle ki son 40 yılda üretilen bilgi, yazınının icadından bu yana insanlığın ürettiği bilgiden çok daha fazladır. Son 10 yıl, neredeyse geçmiş 100 yıla denk bilgi üretimi anlamına gelmektedir. Buna paralel olarak sürekli gelişen teknoloji; sanayi üretimini özellikle 18. Yüzyılın sonlarından günümüze üç ana dalga çerçevesinde inanılmaz boyutta artmasını mümkün kılmıştır. Buhar gücü ile çalışan makinaların keşfi, elektriğin sanayi üretiminde kullanımına başlanması ve 1970’lerden başlayarak hızla yaygınlaşan robotlu otomasyon akımı ilk üç endüstri devriminin temel motivasyonu olmuştur. Günümüzde artık dijital teknolojiler ile tetiklenen 4. Endüstri Devriminden söz ediyoruz. Zeki robotlar, büyük veri, nesnelerin interneti, 3-D baskı, bulut-bilişim ve siber güvenlik gibi dokuz yeni teknolojinin bu devrimi veya evrimi tetiklediği görülmektedir. Endüstri 4.0 değer zinciri bileşenlerinin kendi içlerinde otomasyonu ötesinde birbirleri ile entegre olması şeklinde tanımlanmaktadır.
Entegrasyonun en önemli özelliği ise tüm değer zinciri adımlarının birbirleri ile gerçek zamanlı ve sürekli olarak iletişimde bulunması ve bu sayede zeki ve kendisini uyarlayan bir sanayi sürecine ulaşmış olma vizyonu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu vizyon; daha hızlı, daha esnek, kalitesi daha yüksek ve daha verimli bir endüstri yolculuğunu tanımlamaktadır.”
Endüstri 4.0 ile üretkenlik, verimlilik ve kaynak kullanımında optimizasyon sağlanacak
Toplantıda konuşan Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kösemusul şunları dile getrdi: “Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası olarak şehrimizin potansiyelini, değerlerini ve hassasiyetlerini dikkate alarak Üniversitemizle önemli çalışmalar gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Endüstri 4.0, mobil cihazımızdan ya da bilgisayarımızdan, bulunduğumuz yerden, zamandan ve mekândan anında tasarruf ederek üretim kararları ve talimatları verme, üretimi yönlendirme ve bununla ilgili tüm ayrıntıları içeren çalışmaları yapma çağıdır. Endüstri 4.0 devrimine ayak uydurmak, zamanın da ötesine geçmek, eğitim ve istihdam politikalarımıza, üretim yöntemlerimize çekeceğimiz formatın kapsamı üzerine kafa yormanın önemi, temel meselelerimiz olmaktadır. Kaynakların verimli kullanımı, kaliteli ve seri üretim, zamandan tasarruf, arge ve inovasyonun Endüstri 4.0 dönemine geçişi hızlandıran etkenler olacağı bir gerçektir. Eğer doğru ve kolaylaştırıcı yöntemler uygulanırsa üretkenlik, verimlilik ve kaynak kullanımında optimizasyon sağlanmış olacak ve belirlenen hedeflere ulaşma hızı da yükselecektir.
Sanayi ve Üniversitenin birbirinden uzak kalması düşünülemez. İş dünyamız bu anlamda her fırsatta üniversitemizle, akademisyen ve öğrencilerle bir arada olmak, ortak çalışmalar yapmak istiyor. Çünkü dünya değişiyor, yöntemler değişiyor. Kendimizi ve kurumlarımızı zamanın ruhuna, çağın şartlarına ve sert rekabete göre yenilemezsek başarılı olmamız mümkün değildir. Sanayi, teorilerin pratiğe dönüştüğü, gerçeğin olduğu yerdir. Doğru ve sürekli iletişimin, her iki tarafın birbirinin amacını iyi anlamasının önemi burada ortaya çıkmaktadır. Bu durumda Endüstri 4.0, firmalar için yönetim, eğitim ve teknik bilgi düzeyinin mevcut durumdan daha yüksek düzeylerde olmasını gerektirmektedir. Bu anlamda özellikle, mesleki ve teknik eğitim önem kazanmaktadır.”
Endüstri 4.0’ü bilmeden üniversite 4.0 olarak kurmuşuz
Kürsüye gelen Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, “Dünyada yeni kavramlar var. Kalite süreçleri, aktivasyon süreçleri, üniversite değerlendirme süreçleri, performans, izleme gibi hususlar üniversitelerin olmazsa olmazları haline geldi. Global olarak bakıldığında, aslında mantalite olarak değişen hiçbir şey yok yani dünya bin iki yüzlü yılların, binli yılların mantalitesinde temel fikir olarak işin içine sadece dijital dünya ve internet girdi. Rekabet etmek isteyen bir kişi bu süreçlerin içinde de olmak zorunda. Siz dünyayı yakından bilip tanıyıp oradaki gelişmelere göre bir iş yapıyorsanız bu sizi ileri taşıyacaktır. Şimdi endüstri 4.0 kapsamında yapılmak istenen şeyler aslında bizim üniversite de yaptığımız işlerin benzeri. Biz de dijital bir üniversite kurmaya çalışıyoruz. Üniversite de ayrı ayrı giden operasyonları dijital anlamda birbiriyle konuşturmak ilişkilendirmek amacındayız” dedi.
Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, 4.0’ın, belediye, valilik gibi yerel yönetimlerden genel yönetimlere de kadar evrilmesinin faydalı olacağını dile getirerek “Rekabet eden herkes bu yenilikleri uygulamak zorunda. O bakımdan biz üniversite olarak da bunun mantığı içindeyiz. Bu süreci geliştirmede çok mesafe alacağımıza inanıyorum. Tabi bu konuda öncü Türkiye’de firmalar uygulamaları, örnekleri yaptıkları bizim için çok önemli” açıklamasını yaptı.
Tüm markalar Endüstri 4.0 paralelinde gelişmek zorundadır
Arçelik Üretim Teknolojileri Direktörü Mustafa Esenlik ise global değişim ve dönüşümlere karşı kayıtsız kalmanın imkansızlaştığının altını çizerek, “Dünya hızla gelişiyor ve her geçen gün belirsizlikler artıyor. Bu anlamda insanların tüketim alışkanlıklarından sosyal yaşamlarındaki ihtiyaçlarına kadar pek çok şey değişim göstermiştir. Sosyal medya bu konuda oldukça etkili. Dünyada kendini ispat etmiş çok büyük markaların bu değişime paralelinde gelişmeleri kaçınılmazdır. Ancak dijitalleşerek kurtulabilirler. Yeni ürünlere ayak uyduramayan firmalar kaybolup gidiyor. Tüm sektörler, teknolojik tasarımlara yeni teknolojilere erişim ve kullanımı yaygınlaştırarak inovasyonu takip etmeli. Tüm markalar Endüstri 4.0 paralelinde gelişmek zorundadır. Bu yeni dönem, yeni ürün ve hizmetleri internet üzerinden pazarlama imkanı da getirdi. Tüm ürünlerin birbiri ile konuşabilir ve yönetilebilir olması yönünde “internet of things” tabanlı çalışmalara yönelik alt yapılar hazırlanıyor” dedi.
Yeni dönemde daha fazlayı daha azla yapacağız
Siemens Dijital Fabrikalar Proses Enstitüleri Yöneticisi Hakan Mavruk ise sisteme hızla hazırlanmak gerektiğini vurgulayarak, “Biz firma olarak, endüstri 4.0 patentli bir tabir olduğu için dijital atılım demeyi tercih ediyoruz. Tüm bu değişim ve dönüşümlerin temeli ekonomidir. Daha fazla para kazanma ihtiyacı bu devrimleri gerekli kılmaktadır. Daha fazla üretim, daha fazla pazarlama ve daha fazla para kazanma temelli değişimler beraberinde ekonomik krizleri de getirmektedir. Bu defa farklı bir devrimle karşı karşıyayız. Tam olarak devrim olması için yapay zekanın yüzde yüz hayatımıza girmesi ile mümkün olacaktır. İnsan beyninin işlem gücü ve kapasitesine erişimle başlayacak bir süreçtir. Endüstri 4.0’ın evrim sürecinin başlama nedeni Çin’dir.
Dünya ülkeleri olarak Çin’e yeniliyoruz. Çin’le rekabet edebilir hale gelmek için çok hızlı tasarlayıp, üretmeli ve aynı hızla pazarlamalıyız. Ne kadar hızlı olmalıyız? Kopya edilmesinden daha hızla üretmeli ve pazarlamalıyız. Bu da daha karmaşık, daha teknolojik ürünler demektir. Bu ürünler esnekliği de beraberinde getiriyor. Üretilen bir model için yalnızca bir hat oluşturulur ve bu hat üzerinde değişimler ve gelişimler söz konusu olabilir. Bugün baktığımızda insan kendi istediği şekilde araba tasarlayabiliyor internet üzerinden. Hız ve esneklikle birlikte kalite maliyeti de minimize edilmeli. Değişken pazar şartlarına hızla uyum sağlanmalı. Yeni dönemde daha fazlayı daha azla yapacağız. Bu treni kaçırmamalıyız. Tüm hazırlıklarımızı tamamlamalıyız. Bugün biraz geciktiğimiz söylenebilir” dedi.
Performans pazarlama teknolojileri şirketi Criteo, Türkiye özelinde verilere de yer verdiği 2016 İlk Yarıyıl: Mobil Ticaretin Durumu (H1 2016 State of Mobile Commerce Report) başlıklı raporunu yayınladı. Mobil ticaretin, müşteri deneyimini en önemli öncelik yapan lider e-ticaret şirketlerinin e-ticaret satışlarının yüzde 50’sini sağladığını gösteren Criteo raporu, mobilin artık perakendecilerin olmazsa olmazı olduğuna dikkat çekiyor.
Criteo’nun toplamda 720 milyar dolar yıllık küresel satışa karşılık gelen 1,7 milyar bireysel e-ticaret işlemini temel alarak analiz ettiği kişisel verilere dayanan rapordaki ana konular şu şekilde sıralanıyor:
• Mobil ticaret devrilme noktasında: Dünya genelinde mobil satın alma işlemleri, tüm e-ticaret işlemlerinin yüzde 39’unu oluşturuyor. Şimdiden Japonya ve İngiltere gibi pazarlarda e-ticaret işlemlerinde mobilin payı yüzde 50’yi aştı. Amerika’daki lider e-ticaret perakendecilerin satışlarında mobilin payı yıllık yüzde 30 artışla yüzde 50’ye ulaşırken, Türkiye’deki lider e-ticaret şirketleri için bu oran yüzde 51. Mobil satın almaların Türkiye’deki tüm e-ticaret işlemlerindeki payı ise yüzde 31’e ulaştı.
• Mobil satın alma işlemlerinin başında moda ve lüks mallar yer almaya devam ediyor. Ancak yıllık yüzde 23 artışla spor ürünleri en fazla yükseliş gösteren kategorilerden.
• Mobil uygulamalar en etkili satış kanalı: Mobil uygulamalar üzerinden yapılan satın almalar tüm mobil ticaret işlemlerinin yüzde 54’ünü oluşturuyor. Ayrıca mobil uygulamalar üzerinden ürün inceleyen kullanıcılar, mobil sitelere göre 3 kat daha fazla satın alma yapıyor.
• Mobil ticarette deneyimli perakendeciler liderliği elinde tutuyor: Mobil ticarette daha deneyimli ve müşterilerine doğru zamanda doğru ürün önerisi yapan perakendeciler, mobil ticarete yeni olan perakendecilere göre mobil sitelerde yüzde 39, mobil uygulamalarda ise yüzde 90 daha fazla dönüşüm sağlıyor.
Raporun sonuçlarını değerlendiren Criteo Gelişen Pazarlar Yönetici Direktörü Dirk Henke, “Akıllı telefonların yükselişi ile tüketicilerin alışveriş davranışları değişti ve perakendecilerin bu değişime ayak uydurması gerekiyor. Tüm cihazlar üzerinden iyi bir mobil müşteri deneyimi sunmak, perakendecilerin e-ticaret ve mobil ticaret açısından büyümeleri ve gelecekte işletmelerinin sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip. İyi bir mobil deneyim sadece insanlara mobil uyumlu bir web mağaza sunmaktan ibaret değil; mobil müşterilerinizin ihtiyaçlarını anlamakla ilgili. Bu yüzden mobil ticarette deneyimli oyuncular rekabette daha önde” dedi.
Yapay zekalı yazılımlar, akıllı asistanlar ve büyük veri analizi ile elde edilen CRM verileri artık hayatımızı tamamen çevrelemiş durumda. Dünyanın en hızlı gelişen sektörlerinden e-ticaret de tüm bu gelişmelerden payını alıyor ve inovatif çözümler ile daha önce görülmemiş alışveriş deneyimleri yaşatabiliyor. Temelinde yapay zeka kullanan bu çözümler, şirketlerin satışlarını artırdığı gibi, müşterinin doğru bilgilendirilmesi ve gerçekten ihtiyaçları olacak ürün ve hizmetlerin sunulması gibi her iki tarafın da kazandığı yeni senaryolar ortaya çıkartıyor.
WittyCommerce Yönetici Ortağı Aytek Ekici, “Gerçek yapay zeka için henüz erken. Ama e-ticaret hızla kişiselleştirmeye gitti için, analiz tabanlı öngörüsel bazı uygulamalar kullanılıyor. Bunları kısıtlı yapay zekalar olarak adlandırabiliriz. Türkiye’deki belli başlı e-ticaret siteleri bu uygulamalara geçmeye başladı. Önceden bir ürün aldığınızda size çok ilgisiz ürünlerin tavsiyeleri çıkabiliyordu. Şu anda bunu engellediler. Artık CRM ve yapay zeka konularına eğilen sitelerde doğru düzgün ve gerçekten kullanıcının işine yarayacak ürün tavsiyeleri ile karşılaşabiliyoruz” diyor.
Aytek Ekici
Ancak esas konu, bunun bir adım önüne geçip müşterinin yüksek ihtimalle ne alacağını tahmin edebilmek. Yapay zeka kullanılarak, tüketicinin profili incelenip, son alışverişleri analiz edilip buna göre bir sonraki alışverişinin ne olacağı teorik olarak bilinebilir. Örneğin Amazon.com, tüketicilerine yüksek oranda doğru tahmin ettiğini düşündüğü ürünlerini doğrudan kargolama konusunda bir proje başlattı. Müşterisinin yüksek ihtimalle mevzubahis ürünü alacağını ve yine yüksek ihtimalle kendisinden alacağını bildiği zaman, kampanya yapmasına bile gerek kalmayabilir. Yalnızca ürünü tüketiciye sunmak ve satın alması için yol göstermek yeterli olabilir.
e-ticaret müşterisi yapay zekayı görmüyor
e-Ticarette yapay zeka yalnızca müşteriye dokunan operasyonlarda kullanılmıyor. Birçok analiz programı özellikle e-ticaretin lojistik ayağı için geliştiriliyor. Yapay zeka denilebilecek bu analiz programları, sonraki ay hangi ürünün ne kadar satılacağını öngörebiliyor ve buna göre e-ticaret şirketinin stok durumunu kontrol edip, olası bir stok azlığını (veya fazlalığını) belirleyebiliyor. Böylece e-ticaret sitesi, stoklarında her zaman ihtiyacı olacak kadar ürün tutuyor. Boşu boşuna stok metrekaresi harcamıyor. Ancak Ekici, “Şu an Türkiye’de bu düzeyde analiz yapabilen pek fazla şirket yok. Ancak yatırım yapanlar var” diyor.
Online pazaryerleri Türkiye’de konvansiyonel ticaret dışında gelişen en büyük pazarlar oldu. Bu pazar yerlerinin elde ettikleri yüksek hacimli trafik, kendi ürünleri olmadığı için, kendileri ticaret işinde olmadıkları için, pazar yerlerine çok büyük bir artı getirmesine rağmen satışa dönüşmedi. Ancak büyük e-ticaret siteleri bu konuda önlemlerini alıyorlar ve perakendecilerden satış çalmaya başladılar bile. Sitelerin en büyük iki sorunu arasında ürün çeşitliliği ve stok temini var. Ürün sayısı arttıkça stokta tutmak zorlaşıyor.
Siteler çözümü, küçük satıcıları da kendi ekosistemlerine dahil etmekte buldular. Böylece hem ürün çeşitliliklerini başka satıcılar vasıtası ile artırmış oluyorlar, hem de bu ürünler satıcıların depolarında tutuluyor. Küçük satıcılar da, e-ticarette yer almak için gereken reklam, pazarlama ve çok yüksek ürün çeşitliliği sağlama gibi birçok KOBİ’yi zorlayabilecek masraflardan kaçınmış oluyorlar. Aytek Ekici, “Bu tarz büyük sitelerin rekabet avantajlarını koruyabilmeleri için kendilerini bir platforma dönüştürmeleri gerekiyor” diyor. “Ancak bu sitelerin ellerindeki tüm verileri küçük satıcılar ile paylaşmaları gerekiyor. Önümüzdeki ay hangi ürünün satışının artması bekleniyor, fiyat dengeleri ne durumda, kargo sürelerine müşteriler ne tepki veriyor gibi. Böylece küçük satıcılar da bu analizlere göre hareket edip, top yekün platformu daha öteye taşıyabilirler. Platformun verileri yalnızca kendi elinde tutmasının hiç kimseye bir faydası olmayacaktır. Bu güne kadar da olmadığını gördük” diyor.
Offline ve online birleşmeli
Fakat asıl değişim, offline ile online dünyanın birbirine entegrasyonu ile gerçekleşecek. Ekici, “Bunun için beacon gibi yöntemler var, ancak kişisel mahremiyet yüzünden müşterilerin mağazada kendilerini elektronik bir sisteme takip ettirmeleri çok zor. Bunun yerine kendi cep telefonları kendi istedikleri gibi kullanabilecekleri, mağazanın CRM sistemine bağlı yeteneklerine ulaşabilecekleri daha kullanıcı dostu sistemler de geliştirildi. Örneğin soyunma kabinlerine konulan iPad’ler ile eğer denenen bir ürünün bedeni değiştirilmek isteniyorsa, bu işaretleniyor. Mağaza çalışanı ürünü getirirken, CRM sistemi de müşterinin beden ölçüsü bilgisine sahip oluyor. Böylece e-ticaret sitesinde de aynı müşteri bir giysi bakarken, öncelikle onun bedenine uygun olan ürünler listelenebiliyor” diyor.
Offline dünyada CRM sistemleri ile birlikte çalışan bu gibi akıllı teknolojilerin mağaza çalışanlarına da yararları var. Çalışanlar, bir ürün hakkında tüm bilgiye sahip olabildikleri gibi, karşılarındaki müşteri hakkında da gerekli bilgilere sahip olabilirler. “Biz bunun uygulamasını Google Glass kullanarak göstermiştik” diyor Aytek Ekinci. “Çalışan, başka hiçbir yere bakmadan gözlerinin önünde ürünün tüm bilgilerine ulaştığı gibi, müşterinin ürün tercihleri, son alışverişler, büyük veri analizleri ile ortaya çıkartılan satın alma davranışları gibi bilgilere de ulaşabiliyor. Böylece müşterinin sorularını tam olarak cevaplayabildiği gibi, çok isabetli önerilerde de bulunabiliyor” diye ekliyor. Böyle önerilerin mağaza içerisinde bir kiosktan gelmesinden ise satış temsilcisinden gelmesi ise müşteri memnuniyeti ve satış hacmine olumlu katkı sağlıyor.
Bu sistemlerin entegrasyonunun getirdiği bir diğer sinerji ise stok yönetiminde. Tüketicinin talep ettiği bir ürün mağazada kalmamışsa veya örneğin bir giysinin bedeni bulunamıyorsa, satış temsilcisi doğrudan e-ticaret sitesi üzerinden ürünü müşterinin adresine gönderebiliyor. Tam tersi şekilde e-ticaret sitesinin kendi stoklarında ürün kalmamışsa, müşterinin teslimat adresine en yakın ve stoku bulunan mağazadan ürün gönderim emri verilebiliyor. Bu sistemler tam olarak çalıştığında ve entegre edildiğinde, e-ticaret ve fiziksel mağaza ayrımı muğlaklaşmaya başlıyor. Zaten omni kanal çözümlerin de yapmak istedikleri bu: Müşteriye, nerede olursa olsun, ister gerçek mağazada ister e-ticaret sitesinde aynı alışveriş deneyimini yaşatmak.
Ancak Ekici burada hala aşılamamış bir sorun olduğunu söylüyor. Mağaza müdürleri veya çalışanları, kendi mağazalarından yaptıkları satış üzerinden performans ölçümlerine tabi kalıyorlar. Bu durum, kendi performansını düşük göstereceği için çoğu mağaza müdürünü veya çalışanını, müşteriyi e-ticaret sitesine yönlendirmekten veya satışı online yapmaktan caydıracaktır. Bu sistem değişmediği sürece de omni kanal çözümlerin online ve fiziksel mağazaları gerçek anlamada birleştirebilmeleri söz konusu değil. Sistemin, mağaza müdürlerinin ve çalışanlarının yalnızca o mağaza içerisinde değil, tüm şirkete kazandırdıkları toplam satış hacmi ve kullanıcı verisi temelinde performans ölçümlemelerine girmesi gerekiyor. Bunu yapan şirket sayısı ile bir elin parmaklarını geçmiyor.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin başkenti Pekin’de gerçekleştirilen Alibaba Bilgi İşlem Konferansı’nda AMD tepe yöneticisi Dr. Lisa Su ve Alibaba Cloud Başkanı Simon Hu Cloud’un küresel veri merkezlerinde AMD Radeon Pro grafik yongalarının kullanılması konusunda iş birliği gerçekleştireceklerini duyurdu. Alibaba Cloud, AMD teknolojilerini kullanarak bulut bilişim hizmetlerini arttırmayı ve bu hizmetlerin hızlı bir şekilde benimsenmesini sağlamayı planlıyor.
Konu ile ilgili görüşünü bildiren AMD Başkan ve CEO’su Dr. Lisa Su: “Pazarda oluşan daha sarmalayıcı ve sezgisel bulut hizmetleri sağlayabilecek GPU tabanlı bilgi işlem çözümlerine yönelik talebin karşılanması, iki şirketin de en güncel teknoloji ve yazılım mühendisliği yeteneklerini birleştirmesiyle mümkün olacak. Cloud gibi endüstrinin öncü şirketleriyle kurduğumuz iş birlikleri AMD olarak veri merkezi odaklı, yüksek performanslı grafik ve bilgi işlem ürünlerine yaptığımız yatırımın, geniş bulut bilişim pazarının ihtiyaçlarıyla örtüşmesini garanti ediyor” diye konuştu.
Alibaba Bilgi İşlem Konferansı’nda yer alan AMD’nin tanıttığı iki yeni temel teknoloji yer aldı.
AMD Radeon Pro sunucu teknolojisinden faydalanan Alibaba Cloud Tekil Kök I/O Sanallaştırma (SR-IOV) çözümü. Demosu Radeon FirePro s7150x2 GPU ve AMD Multi-User GPU donanım tabanlı sunucu sanallaştırma teknolojisi kullanılarak geliştirilen bu ürün sektördeki tek donanım tabanlı sanallaştırma GPU teknolojisi olarak hizmet seviyesini garantiliyor ve uzaktan iş istasyonu, bulut üzerinden oyun, bulut bilişim ve Sanal Masaüstü Altyapısı (VDI) uygulamaları için arttırılmış güvenlik sağlıyor.
AMD’nin güçlü, düşük güç tüketimli Polaris grafik mimarisi ile desteklenmiş AMD Radeon VR Ready Premium grafikleri kullanılan sanal gerçeklik deneyim demosu.