Dünyanın kablosuz lisans destekli ilk LTE erişimi

0
lteQualcomm Incorporated iştiraklerinden Qualcomm Technologies, Deutsche Telekom (DT) ile birlikte, LTE teknolojisinin dünya üzerinde evrimine katkı sağlıyor. Lisanslı ve lisanssız spektrum bantlarının birleştirilmesiyle yapılan son denemeler, LTE’nin LAA (Lisans Destekli Erişim)  ile birlikte erişim alanını ve kullanım kapasitesini genişletme yetkinliği ile kullanıcılara kusursuz bir mobil deneyimi sunuyor. Bu, ayrıca lisanssız spektrumda Wi-fi ile adil bir birlikteliğe de imkân sağlıyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Deutsche Telekom’un Teknolojiden Sorumlu Başkan Yardımcısı (CTO) Bruno Jacobfeuerborn, “LAA, sürekli artan veri talebini karşılamaya yardımcı olacak ve daha iyi bir mobil bağlanabilirlik sunacak kilit teknolojilerden biridir. Bu denemeler, kablosuz ekosistemin ve önde gelen paydaşların, LAA’nin faydalarını ilk elden doğrulamalarına ve deneyimlemelerine yardımcı olacak.” dedi. Qualcomm Technologies Inc. Genel Müdür Yardımcısı ve Teknolojiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Matt Grob ise açıklamasında, “Bu denemeler, global LAA teknolojisinin kısa bir süre sonra, Avrupa’daki kullanıcılara sunacağı gelişmiş deneyimleri göstermesi bakımından önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. Mobil genişbant teknolojilerinin test edilmesi ve örneklenmesinde Deutsche Telekom ile işbirliği gerçekleştirmekten memnuniyet duyuyoruz.” şeklinde konuştu. LAA, 4G LTE Advanced teknolojisinin sağladığı fayda kapsamını lisanssız spektrum bantları ile daha da genişletiyor. LAA, 2016’nın ilk yarısında hazır olması beklenen ve üçüncü jenerasyon ortaklık projesi 3GPP Release 13’te mobil genişbant standartları paralelinde geliştirilen LTE Advanced Pro teknolojisinin yeni bir özelliğidir. Lisanslı ve lisanssız spektrumun birleştirilmesi, 4G LTE evrimi ile birleşik bir 5G platformunun geliştirilmesi için en başından itibaren doğal bir destek olarak öngörülen lisanssız spektrumun birleştirilmesi yönünde önemli bir adım anlamına geliyor. Kablosuz şebeke üzerinden yapılan deneme, Almanya’nın Nüremberg kentinde, üç hafta süren geniş kapsamlı ölçüm çalışmaları sonucunda 20 Kasım 2015 tarihinde tamamlandı. Denemede, Qualcomm Technologies Ar-Ge Departmanı Qualcomm Research tarafından geliştirilen ve sevk edilen LAA test ekipmanı kullanıldı. Deutsche Telekom’un lisanslı spektrum sağladığı testler Qualcomm Technologies’in Nuremberg Kampüsü’nde yapıldı. LTE için sağlanan taşıyıcı sinyal 5 GHz lisanssız spektrumu ile takviye edilirken birçok bağlantı noktası da LAA test ağında kullanıldı. Test ekibi, LAA’nin genişletilen kapsama alanı ile kapasitesini ölçümledi ve ispatladı. LAA ile Wi-Fi bağlantının lisanslanmamış 5 GHz bandında adil bir şekilde bir arada bulunmaları aynı zamanda farklı radyo sinyallerinin enterferansı ile farklı sayıda bağlantı noktasının etkilenebileceğini ortaya koyuyor. Küresel, lisanslanmamış bant regülasyonlarıyla uyum sağlaması için özel olarak tasarlanan LAA test ekipmanı, mevcut 3GPP Release 13 standardıyla uyumluluk gösteriyor. “Konuşmadan Önce Dinle” (Listen-Before-Talk) özelliğini de kapsıyor. Avrupa ve Japonya gibi bölgelerde Net Kanal Değerlendirme Prosedürleri (Clear Channel Assessment Procedures) ve kanal doluluk limit bilgileri gerekiyor. LAA ile Wi-Fi bağlantıları arasında sağlanan adil spektrum kullanımı tüm senaryolar için denendi.

ODTÜ TeknoJUMP, 6 genç şirketi Türkiye’den dünyaya taşıyor

0
teknojumpODTÜ TEKNOKENT tarafından hayata geçirilen, Türkiye’nin ilk uluslararası hızlandırma programı TeknoJUMP, üçüncü yılını hedeflerini aşarak tamamlıyor. TeknoJUMP, ABD San Francisco’da yer alan “ODTÜ TEKNOKENT T-Jump Merkezi”nde gerçekleşecek programa katılmaya hak kazanan 6 şirketi Silikon Vadisi üzerinden dünyaya açmaya hazırlanıyor. Teknoloji tabanlı genç şirketlerin uluslararası platforma taşınmasına destek olmak amacıyla öncelikle kapsamlı bir eğitim ve mentorluk hizmeti sunan TeknoJUMP programının Türkiye ayağı 5 Aralık’ta gerçekleştirilen Demo Day (Sunum Günü) ile sonlandı. Türkiye’deki Demo Day sonrasında belirlenen 6 şirket programın ABD ayağına katılmaya hak kazandı. Belirlenen şirketler 8 Şubat’ta başlayacak ve toplamda 1 ay sürecek Silikon Vadisi etabına hazırlıklarına başladı. ABD programına katılmaya hak kazanan genç şirketler ODTÜ TEKNOKENT T-Jump Merkezi’nin uzmanlığı ile Silikon Vadisi’nde yoğun görüşmeler, iş geliştirme faaliyetleri ve ziyaretler gerçekleştirecekler. TeknoJUMP ABD Programı ile katılımcı şirketlere ufuk açıcı, uluslararası platformlara taşıyan ve kalıcı işbirliklerine giden yolda ilerlemeyi sağlayacak bir tecrübe sunmayı hedefleniyor. 8-22 Şubat arasında gerçekleşecek ilk iki haftalık döneme katılacak şirketler, Silikon Vadisi’nde çalışan uzmanlar tarafından ABD pazarında faaliyete geçme ve çalışma konusunda bilgilendirilecek. Silikon Vadisinde bir şirket kurma konusunda da destek alacak olan katılımcı genç şirketler, 17 Şubat’ta San Francisco’da gerçekleşecek Demo Day ile yatırımcıların karşısına çıkacaklar. Bu süre boyunca T-Jump’ı kendi ofisleri olarak kullanacak ve yerel koşulları bizzat deneyimleme imkanı kazanacak olan 6 şirket, programın ilk bölümünün ardından Türkiye’ye dönecek ve potansiyel müşteri ve iş ortaklarıyla yaptıkları görüşmelere istinaden stratejilerini tekrar gözden geçirecekler. Programın ikinci etabının ise Mart ayında gerçekleşmesi planlanıyor. TeknoJUMP ABD Programına katılmaya hak kazanan şirketler ve Silikon Vadisi’nde yatırımcıların karşısına çıkacak projeler ise şu şekilde sıralanıyor: BTech tarafından geliştirilen omurga kılavuz sistemi ile zor ve riskli omurga ameliyatlarının daha basit ve kolay bir şekilde yapılabilmesi hedefleniyor. Geliştirilen sistem ile radyolojik görüntüler 3-boyutlu görüntülere dönüştürülüyor ve ameliyat sanal olarak bilgisayar ortamında gerçekleştiriliyor. Doktorların hata yapma riskini engelleyen ve kritik omurga cerrahilerde uygulanabilen bu yöntem ameliyat sürelerini azaltırken ameliyatlarda başarıyı artırıyor ve böylece hastaların daha hızlı iyileşmesini sağlıyor. ELBA HR’ın insan kaynakları için büyük verinin anlamlı hale getirilmesini hedefleyen “Elba Entegre Bulut İK Uygulamaları” projesi ise kurumlara yetkin, yatkın, kültüre uygun çalışanları bulmaları ve hızla adapte olmalarına yardımcı olacak, işveren markasını güçlendiren çözümler sunuyor. Video tabanlı çevrimiçi modüller kurumları 10 kat hızlandırıyor ve kendini 3 ay içinde ödeyen servisler üretiyor. TeknoJUMP ABD programına katılmaya hak kazanan bir diğer şirket olan ApiPlug ise,yazılımcıların hiç kod yazmadan mevcut veri tabanından otomatik REST-API kodları üretmelerini sağlayan yazılım geliştiricilere yönelik bir araç. Bu noktada hedef geliştiricilerin hayatını kolaylaştıracak araçlar üretmek olurken, API Generation ise bu konuda bir başlangıç oluşturuyor. İlerleyen dönem içerisinde bu araca ek özellikler eklemekle beraber backend geliştiricilerin ihtiyacı olabilecek başka araç ve servislerin de sunulması planlanıyor. ANDAR ise yüksek performanslı ve emniyetli, özgün elektromekanik sistemler geliştirme vizyonuyla faaliyete geçen ve insansız sistemler için uçuşa elverişlilik gereklerine uygun uluslararası pazarda rekabetçi bir ürün yelpazesi oluşturmak olarak benimseyen bir şirket. Bu hedefle elektronik ve mekanik alanlarında ürün geliştirme faaliyetlerini sürdürüyor. Halihazırda başarı ile kullanılan ürünler STANAG 4671, SAE-ARP-4761, MIL-STD-810, MIL-STD- 461 uyumlu olarak geliştiriliyor. ABD’de yatırımcıların karşısına çıkacak bir diğer genç şirket Kuartis tarafından geliştirilen ve CoRID olarak isimlendirilen ürün ise temel olarak bağlantılı Akıllı TV ya da dijital yayın platformlarında seyredilen içeriğin tespit edilmesi / kimliklendirilmesi ve elde edilen izleme bilgisinin etkin bir şekilde kullanılmasına yönelik. Söz konusu ürün ve teknolojinin öncelikli olarak izleyici ölçümü ve daha sonra da reklamcılık alanlarında çok çeşitli fırsatlar yaratması bekleniyor. Hemodyn ise kardiyovasküler cerrahi operasyonlar için üretilmiş 3-boyutlu skeç tabanlı bir tasarım platformu ile TeknoJUMP’ın ABD Programı’na katılmaya hak kazandı. Hemodyn çocuklarda görülen kalp hastalıklarına yönelik biyomedikal teknoloji geliştirmeyi hedefliyor. Uygulama, gerçek cerrahi operasyondan önce web yoluyla kalp cerrahi operasyonlarının planlanmasına yönelik. Hemodyn ile cerrah 3-boyutlu modelde yapıyı çiziyor, kan akışı işlenmiş modelde simule ediliyor ve sonuçlar cerraha iletiliyor.

Bosch, Japonya’da otonom sürüş testlerine başladı

0
bosch Bosch, otonom sürüşün geliştirilmesini bir adım ileriye taşıyor. Almanya ve ABD’de olduğu gibi teknoloji ve servis tedarikçisi, artık geleceğin teknolojisini Japonya’da test ediyor. Bosch’un ilk hedefi, otomobillerin 2020 yılından itibaren otobanlarda ve otoban benzeri yollarda kendi kendini sürmelerini sağlayacak otoyol pilotunun geliştirilmesi. Bosch Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Dirk Hoheisel, “İnsanların araçlarını soldan sürmesi ve karmaşık trafik koşulları nedeniyle Japonya, geliştirme konusunda bize değerli katkılar sağlıyor.” diyor. Dünya genelinde yaklaşık 2.500 Bosch mühendisi, sürücü destek sistemlerini ve otonom sürüşü daha fazla geliştirme konusunda çalışıyor. Almanya ve ABD’deki mühendisler gibi Japonya’daki ekip de halka açık yollarda otonom test araçları ile testler yapmaya başladı. Test sürüşleri, Tochigi ve Kanagawa eyaletlerinde yer alan Tohoku ve Tomei şehirlerinin etrafındaki ekspres yollarda ve ayrıca Bosch’un Shiobara ve Memanbetsu’daki iki deneme alanında gerçekleştiriliyor. Almanya, ABD ve Japonya’daki ekipler arasında yakın işbirliği Geliştirme faaliyetleri devam ederken Japonya’daki yeni ekip, 2011 yılından beri otonom sürüş konusunda çalışmalar yürüten Almanya ve ABD’deki meslektaşlarından aldıkları bulgulardan faydalanıyor. Bosch, 2013 yılının başından beri Almanya’da A81 otobanında ve Amerika Birleşik Devletleri’nde eyaletler arası otoban olan Interstate 280’de test araçlarını kullanıyor. Hoheisel, “Mühendislerimiz, tek bir kaza bile olmadan halka açık yollarda 10.000 kilometrenin üzerinde test sürüşünü tamamlandı.” diyor. Bosch test araçları, gerekli olduğu durumlarda hızlanarak, fren yaparak ve sollama yaparak trafikte kendilerini yönlendiriyor. Ayrıca, dönüş sinyalini ne zaman yakacaklarına ve ne zaman şerit değiştireceklerine, trafiğin durumuna bağlı olarak kendileri karar veriyor. Bu, aracın çevresinin ayrıntılı bir resmini sunan sensörlerle sağlanıyor. Buna ek olarak, Bosch’un iş ortağı TomTom da oldukça yüksek doğruluğa sahip harita verileri sağlıyor. Bir bilgisayar, yoldaki diğer kullanıcıların davranışını analiz ve tahmin etmek üzere tüm bu bilgileri kullanıyor ve buna dayanarak otonom araçların sürüş stratejisi hakkında kararlar alıyor. Otonom sürüş için yasal çerçeveye ihtiyaç var Otonom sürüşün sadece prototiplerde değil, üretim araçlarında da gerçeğe dönüşebilmesi için, buna ilişkin yasal koşulların oluşturulması gerekiyor. Bu konu şu anda ABD, Japonya ve Almanya’da siyasi gündem içerisinde yer alıyor. Viyana Karayolları Sözleşmesi’nde, Almanya’nın da onayladığı değişikliklerin yakın olduğuna dair işaretler var. 23 Nisan 2016 tarihinde, sözleşmedeki tadiller yürürlüğe girecek. Bunun ardından, üye ülkelerin bu tadilleri ulusal kanunlarına aktarması gerekecek. Bu değişikliğe göre sürücü istediği zaman engel olabildiği veya devre dışı bırakabildiği sürece otonom sürüşe izin verilebilecek. Araç tescili kanunu kapsamında, UNECE’nin (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu) gayri resmi bir çalışma grubu da direksiyona sadece saatte 10 kilometre hız limitine kadar otomatik müdahaleye izin veren R.79 sayılı Yönetmeliği incelemeye başladı. Otonom sürüş işlevlerinin onaylanması da bir başka zorluk. Mevcut yöntemler kullanıldığında, bir otoyol pilot sisteminin üretime başlamadan önce milyonlarca kilometrelik testi tamamlaması gerekiyor. Bosch, şu anda tamamen yeni yaklaşımlar üzerinde çalışıyor. Otomobilin her alanındaki uzmanlığı Bosch’u farklı kılıyorOtonom sürüşün geliştirilmesinde, dünyanın en büyük otomotiv tedarikçilerinden birisi olan Bosch, gerekli olan tüm teknolojinin parmaklarının ucunda olmasından fayda sağlıyor. Bunların arasında sadece güç aktarma organları, frenler ve direksiyon değil, aynı zamanda navigasyon sistemleri ve aracın içinde ve dışında yer alan bağlanabilirlik çözümleri yer alıyor. Hoheisel’in söylediği gibi: “Bosch, münferit parçalardan sistemin tamamına kadar her şeyi geliştiriyor.” Örneğin, Bosch sensörleri yüksek bir talep görüyor: Geçtiğimiz yıl şirket, ilk kez sürücü destek sistemleri için 50 milyondan fazla surround sensör sattı. 2014 yılında, satılan radar ve video sensör sayısı ikiye katlandı ve 2015 yılında da aynısı olacak. ACC adaptif seyir kontrolü gibi sistemlerde kullanılan radar sensörleri söz konusu olduğunda Bosch, dünya genelinde pazar lideridir. On milyonuncu radar sensörünün (77 GHz), 2016 yılında seriye katılması bekleniyor. 2015 yılında, 50 milyonuncu servo motorlu direksiyon sistemi, Bosch’un Schwäbisch Gmünd, Almanya’daki üretim hattından çıktı. Otomasyonun artması, Almanya’daki kazaları üçte bir oranında azaltacak Bosch için otonom sürüş, karayolu trafiğini daha güvenli bir hale getirmek anlamına geliyor. BM, her yıl dünya genelinde trafik kazalarında 1,25 milyon kişinin öldüğünü tahmin etmektedir. Bu kazaların yüzde 90’ını, insan hatası nedeniyle meydana gelmektedir. Hoheisel, “Kritik trafik durumlarında, doğru destek hayatları kurtarabilir.” diyor. Bosch kaza raporu, sadece Almanya’da üçte bir oranında olmak üzere, otomasyonun arttırılmasının kaza oranlarını çok düşük seviyelere çekebileceği tahmininde bulunuyor. Otonom sürüş, karayolu trafiğini daha güvenli bir hale getirmenin yanı sıra, aynı zamanda çok daha etkin bir hale getiriyor. ABD’de gerçekleştirilen çalışmalar, otobanlarda kestirimci sürüş stratejilerinin uygulanmasının, yüzde 39 oranında bir yakıt tasarrufu sağladığı sonucuna vardı. Tamamen otonom park etme, tamamen otonom sürüşten önce seri üretime hazır hale gelecek Otonom sürüşten önce bile Bosch, otonom park etme üzerinde çalışıyordu. Bosch’un otomatik park asistanı daha şimdiden üretimde. Akıllı telefon ile uzaktan kontrol edilen sistem, otomobilleri park yerlerinde bağımsız bir şekilde manevra yapmasını sağlıyor. Hoheisel, “Bizim için otonom park etme araçta başlıyor, ama çok daha ötesine gidiyor.” diyor. Örneğin, Bosch aktif park yönetimi, sürücülerin bir park alanı bulmasını kolaylaştırıyor. Yol yüzeyine monte edilen sensörler, alanın dolu olup olmadığını gösteriyor. Daha sonra bu bilgileri, örneğin internet üzerinden erişilebilen gerçek zamanlı bir haritaya aktarıyorlar. Böylece sürücüler uygun bir park alanı seçerek oraya yöneliyor. Ve Bosch, Daimler ile işbirliği içerisinde daha da ileriye gidiyor. Park etme konusunda devrim yapmak istiyorlar. Müşterilerin otomobilleri park edip, daha sonra nereye park ettiklerini araması yerine, otomobil otomatik olarak boş bir park yerine gidiyor ve daha sonra komut aldığında, sürücüyü bıraktığı yere geri dönüyor. Bu amaçla Bosch, park alanı doluluk sensörleri, kameralar ve iletişim teknolojisi başta olmak üzere otopark yapıları için gerekli altyapıyı geliştiriyor.

Ericsson İsveç’te Küresel ICT Merkezi’ni açtı

0
20 bin m2 büyüklüğündeki Rosersberg tesisi, Ericsson’un Linköping’te 2014 yılında açtığı ICT Merkezinden sonra, hizmete soktuğu ilk ICT Merkezi olma özelliğini taşıyor. İsveç’te bulunan iki merkezin yanı sıra Ericsson, 2016’nın ikinci çeyreğinde Kanada’nın Montreal şehrinde de bir ICT Merkezi açmayı planlıyor. Açılan bu yeni tesis, Ericsson’un yeni çözümlerini, gerçeğe en yakın mobil operatör ağları üzerinde test etmesine olanak tanıyor. Yakın bir gelecekte Ericsson’un müşterileri de 2016’da detayları açıklanacak on adet ‘Business Near Centers’ vasıtasıyla birlikte çalışabilirlik testleri, denemeler, erken erişim ve yeniliklere ulaşmak için ICT Merkezlerine uzaktan bağlanabilecekler. Ericsson’un Küresel ICT Merkezleri, bulut çözümlerinden beslenecek ve Ericsson’un ürün portfolyosunun önemli bir kısmına ev sahipliği yapacak. Bu olağanüstü rasyonelleştirme ve sanallaştırma çabaları sonucu, dünya çapında 50’den fazla test merkezi olan Ericsson, inovasyon üretim süreçlerini kısaltmayı, maliyetleri azaltırken küresel işbirliğini de artırmayı hedefliyor. Küresel ICT Merkezleri, Ericsson’un aynı zamanda sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşması anlamında da çok nemli bir adım niteliğini taşıyor. Tesislerin özel dizaynı, modüler ve ölçeklenebilir yapısı ile enerji ve alanların etkin kullanımını mümkün kılıyor. Ericsson, Kanada’daki Montreal tesisini de açtıktan sonra, 2012 test laboratuarlarındaki tüketimine oranla %40 daha az enerji harcayacağını öngörüyor. Ericsson Cloud ve IP Bölümü Başkanı Anders Lindblad, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: İkinci Küresel ICT Merkezi’ni açmamızla birlikte, Ericsson olarak Bağlantılı Toplum (Networked Society) anlayışımıza biraz daha yaklaşıyoruz. Bulut teknolojisinin üzerine kurulan bu merkezdeki AR-GE çalışmalarımızı ilerlettikçe, insanlar, işletmeler ve toplumlar için fayda sağlayacak yeniliklere ulaşacağız. Kurumumuzun ICT dönüşüm yolculuğu hızlanıyor ve ICT Merkezlerimiz bu amaçla 7/24 küresel yeteneklerimizi maksimize etmek için işbirliğine açık durumda. Aynı zamanda, veri trafiğindeki patlama ile birlikte, Ericsson’un teknoloji ve hizmet liderliğini müşterilerimize her zamankinden daha hızlı götürebileceğiz.”

Intel 5G yol haritasını açıklıyor

0
intel Intel, şirketin 5G yol haritasını 22 Şubat tarihinde, Barselona’daki Mobile World Congress 2016 etkinliğinde açıklayacağını duyurdu. Basına gönderilen davetiyelerde yer alan bilgilere göre,  internete bağlı milyarlarca cihazın daha etkin çalışmasını sağlayacak olan 5G teknolojisi hakkında Intel’in yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verilecek ve yol haritası açıklanacak. Intel’in başkan yardımcısı ve Intel Communication and Devices Group’un genel müdürü Aicha Evans tarafından düzenlenecek basın toplantısı, önümüzdeki dönemde dijital cihazlarımızın kazanacağı yetenekleri anlayabilmek ve 5G’nin potansiyelini daha iyi görebilmek adına büyük önem taşıyor. Intel 5G teknolojileri hakkında yeni geliştirdiği ürünleri de tanıtacağını vurguluyor.

5 Gün Önce 10 Yıl Sonra #3 Akıllı Şehirler

0
Techinside.com olarak, başladığımız video serisine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Geçen hafta Akıllı Otomobiller‘i konuştuğumuz ikinci bölüme aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

5 gün önce 10 yıl sonra 2. bölüm – Akıllı Otomobiller

Her hafta Cuma günü saat 17.00‘de başlayan programımız, bu hafta yine tam vaktinde karşınızda.

Kaçırmak yok!

Programımız YouTube üzerinden canlı olarak yayınlanıyor ve daha sonra kaydediliyor. Kaçıranlar tekrarını izleyebiliyorlar. Akıllı Şehirler Bu haftaki konumuz akıllı şehirler oluyor. Nesnelerin internetinin yaygınlaşması ile gelişim sürecinin başlayacağı tahmin edilen akıllı şehirlerin, gelecekte insan hayatını nasıl etkileyeceğini bu canlı yayına konuşacağız. Melih Çelik ve Tolga Cem Küçükyılmaz’ın sunumuyla ikinci bölüm karşınızda. İyi seyirler.

Bisiklet almak için terk ettiği şirketi 250 milyon dolara satıldı

1
chris hill scotMicrosoft’un İngiliz yapay zeka şirketi SwiftKey’i 250 milyon dolara satın alması, bu haftanın gündemine oturdu. ABD’li şirketlerin İngiliz yapay zeka şirketlerine ilgisinin son örneği olarak görülen SwiftKey satın alması, aynı zamanda, tarihin en büyük yatırım hatalarından birini de ortaya çıkardı. SwiftKey’in kurucularından olan Chris Hill-Scott’ın, şirketin kuruluşundan birkaç ay sonra, yeni bir bisiklet almak için paraya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle, şirketteki hisselerini birkaç yüz dolara satarak SwiftKey’den ayrıldığı anlaşıldı. Hisselerini satmamış olsaydı bugün 83 milyon dolar seviyesinde bir sevetin sahibi olacakken, şimdi medyada bisikletiyle fotoğraflar veren Chris Hill-Scott, tarihin en kötü yatırımcılarından biri olarak anılmaya başlandı. İngiliz hükumeti için yazılım geliştirmeye devam eden Chris Hill-Scott, Twitter hesabından da ne kadar pişman olduğuna dair paylaşımlarıyla dikkat çekti. Chriss’in, satın aldığı BMX bisikletiyle çektiği akrobatik fotoğrafları da Flicker’daki hesabından takip edilebiliyor. SwiftKey, 2008 yılında, Cambridge Üniversitesinde öğrenci olan Chris Hill-Scott, Jon Reynolds ve Ben Medlock tarafından kurulmuştu.  

Girişimciler için yatırımcıları etkilemenin yolları

0
StartUps_2014 Kısa bir sürede Hollanda merkezli “Revo Capital” ve ABD merkezli girişim sermayesi fonu olan “Ribbit Capital”den aldığı yatırımlarla girişimini büyüten Paraşüt kurucusu Sean X. Yu, girişimci adayları için yatırım konusundaki fikirlerini paylaşıyor. Günümüzde iş sahibi olmanın en zorlayıcı tarafı fikrinizi hayata geçirirken ihtiyacınız olan finansmanı bulmanızdır. Pazarı doğru analiz ederek yarattığınız iyi bir iş fikrinden hemen sonra nasıl finansal kaynak bulabileceğinizi düşünmeniz gerekiyor. İşinizi kurmak ve büyütmek için melek yatırımcılar ya da girişim sermayesi yatırımcıları ile görüşerek ilk adımınızı atabilirsiniz. İyi bir ekip kurun Bir yatırımcının ilk bakacağı iyi bir ekip kurup kurmadığınızdır. Önce ortaklarınızı iyi seçin. Sonra etrafınızda en iyi takımı kurmaya özen gösterin. Takım, sizi tamamlayacak nitelikte olmalı. Takımdaki herkes daha iyiye ulaşmak ve gelişim için birbirini rahatlıkla sorgulayabilir. Personel alımına, çevrenizi geliştirmeye, takım oluşturmaya çok zaman ayırın. Açık bir iş planınız olsun Dili ve içeriği ile açık bir iş planınız olsun. Yatırımcı iş planınıza baktığında aklında hiçbir soru işareti kalmasın. Çözdüğünüz problemi apaçık ortaya koyun Sunduğunuz ürün ve hizmet apaçık bir problemi çözmeli. Önce bu problemi tanımlayın ve çözüm önerinizi listeleyin, bu eksenden uzaklaşmayın. Bu öneriniz ile yatırımcıları yakalayın. Büyüme potansiyelinizi ve yakaladığınız fırsatı gösterin Çözdüğünüz sorun ile beraber yakaladığınız fırsatı gösterin. Fakat bunu rakamlarla ve iyi bir araştırma ile gösterin. Rakiplerinizi, pazarınızı iyi tanıyın ve açıklayın. Bu pazarda bu rakiplerden farklı olarak ne yapabileceğinizi gösterin ve rakamlarla büyüme potansiyelinizi gösterin. Kısıtlı kaynakları en doğru şekilde kullanın Start up bir firma olarak kısıtlı insan gücüne ve paraya sahip olacaksınız. Bu koşullarda doğru ürünü, özelliği geliştirdiğinizden emin misiniz? Doğru pazarlama ve dağıtım kanallarını kullandığınızdan emin misiniz? Gücünüzü çok fazla farklı şeye odaklanmaya çalışarak dağıtmayın. Hayır demekten çekinmeyin ve en önemli şeylere odaklanmaya gayret edin. Kararlı ve sabırlı olun Start up kurmak bugüne kadar karşılaştığınız en büyük zorluk. Hiçbir start up bir gecede gerçekleşen bir mucize değildir. Çok çalışın ve zorlukları kararlılıkla aşın! Neyle karşılaştığınızın hiç önemi yok. Ekibinize, topluluğunuza ve topluma güveninizi gösterin Beraber yola çıktığınız ekibe, birlikte iş yaptığınız kişilere/firmalara ve değer kattığınız ürüne gösterdiğiniz değeri gösterin. Örneğin biz yalnızca bir ön muhasebe programı geliştirmiyoruz, büyüyen bir ekonominin ve KOBİ’lerin çözüm ortağı olarak bu büyümenin parçası olmaktan heyecan duyuyoruz.

2016’da göreceğimiz video güvenlik trendleri

0
video 2015 video güvenlik sektörü için karışık bir yıldı. Avrupa’nın bazı bölgelerinde agresif bir rekabet yaşandı ve pazar koşulları son derece zorluydu ancak yenilikçi çözümlere yönelik büyük talep değişmeden kaldı. Sektör geçen yıl beklentileri fazlasıyla aştı. İyileştirilmiş görüntü çözünürlüğü, geliştirilmiş performans, daha düşük bant genişliği ve daha iyi yatırım geri dönüşü trend listesinin üst sıralarındaydı. Sektör geçen yıl her açıdan olgunlaştı. Full HD pazarı iyice oturdu ve bunun ötesini düşünen güvenlik profesyonellerinin sayısı arttı. 2016’da 4K ve yüksek çözünürlük teknolojisi gelişmeye devam edecek ve sektördeki isimler de bu çözümlerle neler başarabileceklerini ve bu çözümlerin onlara neler sağlayabileceğini hayal edip hayata geçirmeye başlayacaklar. İzleme ürünlerinin özellikleri her yıl gelişiyor ve 2016 da bu açıdan çok farklı olmayacak. Önümüzdeki 12 ay içinde görmeyi bekleyebileceğimiz gelişmelerden bazıları şunlar: 1. 4K yolu İster inanın ister inanmayın, analog teknoloji hala pazarın bazı kısımlarına hakim durumda. Belirli dikey pazarlar HD ve IP’ye geçmekte tereddüt ediyor. Bu durum önümüzdeki 12 ay içinde değişecek. 2016’da yeni nesil, yüksek performanslı IP kameraların (4K) pazarda kendisine yer bulduğunu göreceğiz. Bu da güvenlik müşterilerini geçişe yatırım yapmayı düşünmeye teşvik edecek. 4K teknolojisinin faydaları sektörde daha fazla kabul görmeye başlayacak. Azalan kamera sayısı ve daha iyi iş akışı, kurulum ve çalıştırma maliyetlerinde tasarruf sağlamanın yanı sıra üst düzey pazara yeni çözümler sunuyor. HD artık herkese hitap ediyor ve 2016, birçok güvenlik müşterisinin video güvenlikte 4K yolunu benimseyip bu teknolojiye geçeceği yıl olacak. 2. Bant genişliği savaşı Hassasiyet 2016’da da önemini koruyacak. Bu yıl sektör, yüksek çözünürlük için hassasiyetten ödün vermek zorunda olmadığını anlayacak. Aslına bakarsanız birkaç yıl önce üretilen IP kameralar, günümüzün 4K kameralarından daha fazla bant genişliği kullanıyor. Daha fazla güvenlik müşterisi Full HD çözümlerle neler başarabileceğini anlayacak ve bu da 4K’nın yükselişinde büyümeyi tetikleyecek. Geçişin eskisinden çok daha kolay olması buna yardımcı olacak. İzleme teknolojisi son yıllarda büyük mesafe kat etti ve pazara daha fazla ürünün girmesi, çok yönlü bir çözüme yatırım yapmak için harika bir fırsat teşkil ediyor. 3. Modernliği koruma Günümüzün video güvenlik çözümleri önceki yıllara göre çok daha modern ve hem mevcut hem de yeni sistemlere kolayca uyarlanabiliyor. 2016’da CCTV, alarm sistemleri ve erişim kontrolü gibi çoklu güvenlik kaynaklarının daha fazla altyapıya entegre edildiğini göreceğiz. Bunun sonucunda üreticiler ve kurulumcuların pazara yalnızca güvenlik değil aynı zamanda aydınlatma, ısıtma ve havalandırmayı da içeren daha birleşik çözümler sunduğunu da göreceğiz. Bu durum, çok daha entegre bir ortam oluşturacak. Böylece kullanıcılar, koşulları kontrol etme ve iskân edilen ya da yüksek önceliğe sahip alanları izleme olanağına sahip olurken, iskân edilmeyen alanlardaki kaynaklardan da tasarruf sağlayabilecekler.

Intel ile Google bağları koparmak üzere!

1
intel Google’ın, milyarlarca kullanıcısına hizmet vermek için çalıştırdığı veri merkezleri çok büyük operasyonlar gerektiriyor. Bu veri merkezlerindeki sayısız sunucu ise bugüne kadar Intel’in sunucu sınıfı işlemcileri ile çalışıyordu. Ancak Google artık iş ortağını değiştirmek üzere. Google’dan sızan bilgilere göre şirket artık sunucularını çalıştırmak için Qualcomm işlemcilerini kullanmayı düşünüyor. Google’ın sunucularının %99’unun Intel işlemcileri ile çalıştığını düşünecek olursak, bu çok önemli bir değişiklik olacak. Yine Google’dan sızan bilgilere göre, Google’ın bu açıklamayı kısa süre sonra yapması bekleniyor. Elbette bu açıklama Intel hisselerinde önemli bir düşüşe yol açabilir ve Qualcomm hisselerinde de ani bir yükselişe neden olabilir (Bu bilginin yatırım tavsiyesi olmadığının altını çizeyim.)

Peki Google ile Intel arasındaki işbirliğinin boyutları nedir?

IDC’nin raporlarına göre, Google Intel’den her çeyrekte 300 bin işlemci satın alıyor. Yani yılda 1,2 milyon sunucu işlemcisi… Intel şimdi Google’ı kaybettiğinde sunucu işlemcisi satışlarında 1,2 milyon adet düzeyinde düşüş yaşanacak. Elbette Google’ı kaybetmek Intel’i yıkmayacaktır, Intel’in halihazırda çok büyük bir müşteri portföyü bulunuyor. Ancak bu kayıbın Intel için hem prestij hem de maddi kayıp anlamına geleceği açık. Intel aynı zamanda, PC pazarındaki en büyük işlemci sağlayacısı. Ancak gelirlerinin yarısını da işlemci pazarından elde ediyor ve bu pazardaki kayıpları şirketin bilançosuna önemli zararlar verebilir. Qualcomm ise aslında PC için değil, Apple dışındaki telefon ve tabletlerde kullanılan işlemcileri üretiyor. PC satışları hızla düşerken telefon satışlarının yıllık 1.8 milyar adede yükselmesi, Qualcomm’un Intel karşısında büyük bir avantaj kazanmasına neden oldu. Google ise hazırladığı yeni yazılımla, sunucularının Intel işlemcilerinden Qualcomm işlemcilerine dönüşünü hızla tamamlayacak. Şimdi bakalım Google bu açıklamayı ne zaman yapacak?  

Şifrelerde büyük tehlike!

0
password Risk seviyesi, çok sayıda hesap için sadece birkaç parola kullanan kişiler (%36) ve aynı parolanın farklı varyasyonlarını kullanan kişiler (%12) için daha düşük sayılmaz. Başka bir Kaspersky Lab araştırmasına göre durumu daha da karmaşıklaştıran şey, 10 kişiden birinin uzunluğu en az sekiz karakterden daha kısa parolalar oluşturması ve kullanıcıların %12’sinin örneğin büyük harf, rakam, noktalama işaretleri ya da benzer başka hileler kullanarak tahmin edilmesi zor parolalar oluşturmuyor olmaları. Daha da kötüsü, araştırmaya göre aynı zamanda tüketiciler parolalarını erişilmesi kolay veya güvensiz yerlerde saklayarak güvenlik riskine davetiye çıkarmakta. Katılımcıların yarısından fazlası (%57), parolalarının bir kağıt parçası üzerinde ya da telefonlarında yazılı olduğunu, bilgisayarlarında bir metin dosyası olarak sakladıklarını ya da tarayıcılarına kaydettiklerini söylemiş. Tarayıcıların kullanıcı adı ve parolayı kaydetmeyi önerdikleri durumlarda katılımcıların üçte biri (%36) bunu kabul etmeye hazır olduğunu söylemiş ve böylece ilgili cihazı ele geçirme ihtimali bulunan siber suçlular ya da sahtekâr insanların elini güçlendirmiş oluyorlar. Parolalara karşı takınılan bu dikkatsiz tutum, pek çok kullanıcının bilgisayarlarında sakladıkları herhangi bir gizli bilgi olmadığına ikna olmaları ile açıklanabilir. En azından katılımcıların %27’si, parola ve oturum açma bilgilerinin siber suçluların favori hedefi olduğunun farkında olmadan, buna inanıyor. Buna ek olarak, Kaspersky Lab tarafından yapılan güncel çalışmalardan bir diğeri, kullanıcıların %73’ünün iç çamaşırı giymeden dışarı çıkmak yerine parolalarını teşhir etmeyi tercih edeceklerini göstermiş. Sonuç olarak, ankete katılan kullanıcıların %25 gibi endişe verici bir oranının hesapları geçtiğimiz yıl ele geçirilmiş. Kaspersky Lab Kıdemli Güvenlik Araştırmacısı David Emm şu şekilde açıklıyor: “Ne yazık ki birçok kişi, İnternet tehditlerinin ölçeği hakkında çok iyi bir anlayışa sahip değil ve kişisel verilerinin çevrimiçi korunması konusunda yeterince ciddi olmamaları nedeniyle bu verileri kaybetme risklerini önemli ölçüde artırıyorlar. Her bir hesap için farklı ve güçlü bir parola oluşturmak, dijital kimliğinizi korumanın önemli bir temel unsurudur. Kırılması kolay olmayan ancak hatırlamakta zorlanmayacağınız parolalar oluşturmak için bir algoritma bulabilir ve bunu uygulayabilirsiniz. Ayrıca, parola oluşturma ve saklamayı kolaylaştıran özel programlar da bulunmaktadır.”

e-Mutabakat ile maliyetlerden yüzde 40 tasarruf mümkün

0
e-mutabakat 1999’dan beri faaliyet gösteren ve e-Defter, e-Arşiv, e-Fatura, e-Denetleme, e-Bilet, e-İmza, e-Ödeme, e-Yedekleme, e-Finansman, Süreç Yönetimi gibi e-Dönüşüm® hizmetleri sunan FIT Solutions, hizmet portföyüne e-Mutabakat’ı da ekledi. e-Mutabakat ile işgücünde yüzde 70, maliyetlerde ise yüzde 40’a varan oranlarda tasarruf sağlanabiliyor. e-Mutabakat, şirketler arası cari hesap ve BABS mutabakat yazışmalarının telefon, faks ya da posta yerine elektronik ortamda yapılması. e-Mutabakat ile her şirket kendi cari verilerini sisteme yükleyebiliyor ve karşı tarafın gönderdiği verilerle kolayca karşılaştırma yaparak mutabakat işlemlerini kısa sürede, sorunsuz bir şekilde telefonsuz fakssız gerçekleştirebiliyor. FIT Solutions ise elektronik mutabakatlaşmayı bir adım ileriye taşıyacak verdiği KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) hizmeti ile bunun yasal zemini de müşteriye hazır olarak sunuluyor. FIT Solutions’ın e-Mutabakat çözümü hem SAP hem de SAP olmayan sistemlerde, istenirse bulut üzerinde veya on-premise olarak çalışabiliyor. KEP üzerinden mutabakat gönderimi sağlayarak yasal zemin oluşturan hizmet, aynı zamanda e-Faks gönderimi ve kısa mesaj hatırlatma işlevleri de barındırıyor. Bir e-Dönüşüm® hizmeti olan e-Mutabakat üzerinden cari kalem bazında anında karşılaştırma ve farklılık tespiti yapılabildiği için zaman tasarrufuna odaklanmak isteyen firmalara büyük kolaylık sağlıyor. e-Mutabakat hizmetinin özellikleri aşağıdaki gibi sıralanıyor:
  • Cari hesaplarınızı toplu olarak gönderebilir,
  • Dip toplamları alabilir ve tüm verileri raporlayabilir,
  • Mutabakat dönüşlerinin ne kadar zamanda yapıldığını gözlemleyebilir,
  • Sorunlu müşterilerinizi tespit edebilir,
  • Hatırlatma SMS’leri ile hesap açıklarınızı önleyebilir,
  • Muhatap olunan şirketlerin hesaplarıyla kendi hesaplarınızı karşılaştırabilir,
  • Karşı tarafa sistem üzerinden not yazabilir,
  • Kendi kapalı devre sistemini kurabilir ya da FIT Solutions’ın bulutunu kullanabilir,
  • Alıcı veya gönderici olmak üzere personeller arasında görev dağılımı yaparak rol yönetimi verimli bir şekilde gerçekleştirebilir.
FIT Solutions’ın e-Mutabakat hizmetinin şirketlere olan doğrudan yararları haricinde dolaylı yararları da var. Çevrecilik, gider tasarrufu, yasal bir takım avantajlar gibi faydalar, tüm şirketler için e-Mutabakat hizmetini cazip kılıyor. Çevreci e-Mutabakat sayesinde şirketler arası ticari anlaşmaların gerçekleşmesi, ağaçların kesilip kağıt elde edilmesinden elektronik ortama taşınarak, çevreci bir anlayışa kavuşur. Zaman Tasarrufu Zorlu ve çetin geçen borç-alacak mutabakat işlemleri için evrak karıştırarak veya faks ve telefon başında bekleyerek zaman harcamanıza gerek kalmaz. e-Mutabakat ile cari hesaplarınızı paylaşabilir, muhatap olduğunuz şirketin hesaplarıyla karşılaştırmayı online ortamda gerçek zamanlı yapabilirsiniz. Düşük Maliyetli Arşivleme, kargo ve kağıt masraflarından elektronik mutabakat ile kurtulun. Üstelik personellerinizin yapacağı çok daha önemli işleri var! Hızlı ve Kolay Veri Aktarımı e-Mutabakat, Excel’le veri alabildiğiniz tüm sistemlerle çalıştığından verilere kolay ve hızlı bir erişim imkanı sunar. Yasal Avantaj KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) ile mutabakatlarınızı elektronik ortamda yasal bir zemine oturtabilir; çok hızlı şekilde geri dönüşler alabilirsiniz. Noter onaylı göndermekle aynı geçerliliğe sahip mutabakatlarla rahat edebilirsiniz.

YouTube canlı 360 derece video yayını için hazırlanıyor

0
PANOPTICAM 360 derece videolar, online dünyanın en etkileyici formatlarından biri. Kullanıcıların, video içinde istediği açıya bakabilmesini ve elbette VR başlıkları kullanabilmesini sağlayan bu video formatı henüz çok popüler olmasa da yakında medyanın vazgeçilmezleri arasına girebilir. YouTube’dan sızan haberlere göre online video paylaşım servisi yakında 360 derece videoların canlı yayınına destek vermek üzere hazırlık yapıyor. Bu sayede artık bir olayın, bir ekinliğin canlı yayını sırasında izleyiciler ekran karşısında veya VR başlığı ile olayın gerçekleştiği ortamı her açıdan görebilecekler. Ancak bu yeni formatın önünde hala önemli engeller bulunuyor. Her şeyden önce bant genişliği kullanıcıların canlı yayına aktif şekilde katılmasını engelleyebilecek çünkü yüksek çözünürlüklü ve 360 derece formatlı videolar, videoyu çeken 360 derece kameraya göre değişmekle birlikte, normal bir videonun 10-15 katı daha fazla veri transferi gerektirebiliyor. Çok profesyonel kameralarda 30-35 kata kadar çıkabiliyor. Bu da, mevcut bağlantı hızlarında izleyicilerin bağlantı sorunları yaşamasına neden olabilecek. Anca YouTube’un bu sorunları geçmek için hazırlık yapmadığını düşünmek doğru olmayacaktır. Şimdilik bu yeni “görev” çok zor görünüyor ancak Google bu yeni servisi hayata geçirmeyi başarırsa, izlenme oranlarını büyük oranda arttırarak haber, belgesel, eğlence gibi alanlarda televizyon kanallarından bile daha çok izlenen bir mecraya dönüşebilir.    

Adil kullanım kotasında değişiklik mi olacak?

1
speedtest-akk-turk-telekom Türkiye’deki internet kullanıcılarının büyük bir bölümünü “Adil Kullanım Kotası” uygulamasından şikayetçi. Her ne kadar internet sağlayıcılarının AKK olmayan paketler sunsa da, bu paketler yüksek fiyatları yüzünden tüketiciyi pek memnun etmiyor. 8 mbps hızla adil kullanım kotası olmayan tarifelere 100 TL civarında ücret ödeyerek satın almak mümkün. Standart paketler ise 50 TL’den başlıyor. Ancak standart paketlerde adil kullanım kotası ortalama 60 GB oluyor. Bu da yaklaşık 1 adet GTA 5 oyununun indirme boyutu ile eş değer. Tüketimin dijitale doğru büyük oranda kayması ve tüketici şikayetleri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nu (BTK) harekete geçirdi. 2016 İş Planını yayınlayan BTK, Adil Kullanım Noktası (AKN) uygulamalarına ilişkin çalışmayı planları arasına dahil etti. AKN planının açıklamasında ise; “Yaşanan teknolojik gelişmeler ve artan tüketici talepleri nedeniyle sabit ve mobil internet erişiminde uygulanmakta olan AKN ile ilgili çalışma yapılması suretiyle, özellikle AKN sonrası veri indirme hızlarının iyileştirilmesi, tüketiciler açısından belirliliğin ve şeffaflığın artırılması amaçlanmaktadır.” İfadeleri yer alıyor. Planın tamamlanma tarihi olarak Ağustos 2016’yı işaret eden BTK, AKK’de büyük değişikliklerin olacağının sinyallerini veriyor. Tahminler AKK’nin standart paketlerde 100 ile 150 GB arasında olması yönünde. Kaynak: ShiftDelete.Net

Gençler sosyal medyadan kaçıyor

0
sosyal medya Facebook 2011 yılında yaptığı bir analizde, gençlerin Facebook’tan “ufak ufak” uzaklaşma eğiliminde olduğunu ortaya koymuştu. 2013 yılına ulaştığımızda ise rakamlar çok daha netleşmişti. Facebook’un araştırmasına göre 2011 yılından bu yana Facebook’tan kaçan gençlerin sayısı 11 milyonu geçti. 11 milyon genç, 1 milyardan fazla kullanıcı olan Facebook için büyük bir rakam sayılmaz ama çoğu gencin hesabını kapatmaksızın servisi daha az kullanmaya başladığı gerçeğini de göz önünde tutmak gerekiyor. Sorun sadece Facebook ile sınırlı değil. Facebook, Twitter, Instagram, Pinterest veya diğer sosyal ağlar gençlerin ilgi alanından hızla uzaklaşıyor. Gençlerin yeni ilgi alanı ise, yakın arkadaşları ile birebir veya grup haline kontakt kurabildikleri WhatsApp, Snapchat veya Facebook Messenger gibi anında mesajlaşma yazılımları. WhatsApp’ın kısa sürede 200-300 milyonluk kullanıcı kitlesinden 1 milyar seviyesini aşan kullanıcı seviyesine yükselmesinde bu ilginin etkisi yüksek. Pew Research Center isimli araştırma kuruluşunun yaptığı sosyal medya araştırmasına göre, 18-29 yaş aralığındaki akıllı telefon kullanıcılarının %49’u WhatsApp, iMessage, Kik gibi anında mesajlaşma yazılımları kullanıyorlar. %41’i ise gönderilen mesajları silen Snapchat ve benzeri uygulamaların kullanıcı durumundalar. Bu rakamlar tek başına bir anlam taşımıyor olabilir. Ama şu rakamlarla birleşince, resim netleşiyor: Aynı yaş grubunda Pinterest’i kullananların oranı %37, Twitter’ı kullananların oranı %32, LinkedIn’i kullanaların oranu %22. İnsanların tam da iş arama ve kendine networl yaratma çağı olan 18-29 yaş aralığında LinkedIn’e olan bu zayıf ilgi dikkat çekici. Ama şaşırtıcı değil. Çünkü gençler için iş bulmanın, kariyerini geliştirmenin daha kolay yolu WhatsApp’tan geçiyor. WhatsApp’ta yakın arkadaş gruplarında yapılan sohbetlerde gençler birbirine iş bulmada yardımcı oluyor, çevrelerindeki iş imkanlarını haber veriyor, referans oluyorlar. Gözümüzde çok büyüttüğümüz Twitter’ın kullanılma oranı ise %32.

Facebook etkisi

Facebook’u ölçmek ise çok anlamlı değil çünkü popüler bir anında mesajlaşma yazılımı olan Facebook Messenger’ı kullanmak için Facebook hesabı gerekiyor. Gençlerin, Facebook hesabı açtıktan sonra Facebook’u çok kullanmadan Messenger’da sohbet denizlerine yelken açtığını düşünmek yanlış değil. Yine de rakamları vereyim. Gençlerin %89’u Facebook hesabına sahip. Gençlerin sosyal medya servislerinden uzaklaşmasının temel neden ise iki büyük sebepte ayrışıyor. Birincisi, büyük aile bireylerinin onları Facebook’tan ve diğer sosyal medya servislerinden takip edebilmesi, ikincisi ise sosyal medya servislerinin işverenler tarafından sürekli takip ediliyor olması. Dolayısıyla, gençler yazıp çizdikleri/paylaştıkları içerikler nedeniyle mevcut veya potansiyel iş verenleri tarafından cezalandırılmaktan çekiniyorlar. Kısacası, mahalle baskısı sosyal medyayı ele geçirmiş bulunuyor ve gençler bu baskıdan kaçıyorlar.

Reklam gelirleri düşecek

Öte yandan, gençlerin sosyal medyadan uzaklaşması sosyal medya servislerini endişelendiriyor çünkü bu satın alma eğilimi çok yüksek olan kitlenin reklamlardan uzaklaşması, sosyal medya servislerinin reklam gelirlerini kötü etkileyecek. Facebook’ta 1 milyardan fazla anne-baba-anane-dede-amca bulunabilir ama yetişkin insanların satın alma kararı verirken çok daha muhafazakar davrandığı ve ihtiyaçlarını ertelemeye veya vazgeçmeye eğilimli olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani, 30+ yaş üzerindeki bireylere bir malı satarken, 18-29 yaş aralığındaki bireylere satarken harcadığınız çabadan çok daha fazlasını harcamak zorundasınız ve bu gerçek sosyal medya servislerini ürkütüyor. Facebook bu yıl insanlara gösterdiği reklamlardan 18 milyar dolar kazanç sağladı ancak bu reklamların çoğu, insanların sosyal medyada “like”ladığı, paylaştığı, konuştuğu detaylardan yola çıkarak hedeflenmiş reklamlar.  Yetişkinlerin aynı performansı göstermeyeceğini ve reklamların daha az başarılı olacağı gerçeği, Facebook’un yıllık 18 milyar dolar reklam gelirinin düşmesi anlamına gelecek. Üstelik bu düşüş, servisten ayrılan gençlerin oranıyla orantılı olmayacak. Kısaca söylemek gerekirse, Sosyal medyadaki komiklikler, Twitter’da ünlülerin yaptıkları şakalar gençlerin çok umurunda değil.  Gençler artık gündemi takip edebildikleri haber sitelerinden ihtiyaçları olan bilgilendirmeyi alıp sonrasında arkadaşları ile sohbete dalıyorlar, onlar için yeni sosyalleşme ortamı, yakın arkadaşları ile sohbet edebildikleri küçük sohbet odaları.

Microsoft, SwiftKey’i satın aldı

0
swiftkey iPhone ve Android kullanıcılarının en beğendikleri klavye uygulamaları arasında yer alan SwiftKey, artık Microsoft’un oldu. Microsoft, popüler klavye uygulamasını 250 milyon dolar karşılığında satın aldı. SwiftKey, kullanıcıların parmağını ekrandan kaldırmadan, harfler üzerinde parmak kaydırarak yazı yazmaya imkan tanırken aynı zamanda kullanıcının hareketlerini öğrenerek giderek daha isabetli ve hızlı yazmaya olanak tanıyordu. Popüler klavye uygulaması yaklaşık 300 milyon cihaz üzerinde çalışıyor ve Microsoft’a geçmesinden sonra Windows cihazları üzerinde de hızla popülerleşmesi bekleniyor. Samsung ve Blackbery ise uygulamayı cihazlarında önyüklü olarak sunuyor. Microsfot aynı zamanda, kullanıcı hareketlerini öğrenen yazılımlara da ilgi duyuyor. Aynı teknolojiyi Cortana kişisel asistan üzerinde kullanan Microsoft’un SwiftKey’e olan ilgisinin bir nedeni de, öğrenen yazılım teknolojisine sahip olması.  

Lenovo, mobilde kara geçti

0
Lenovo, PC üreticisi olarak tanınan Çinli bir firmaydı. Firma adını önce IBM’in laptop departmanını satın alarak duyurdu. PC pazarındaki payını hızla arttıran Lenovo geçtiğimiz yıllarda ise Google’ın elinde bulunan Motorola’yı satın alarak ismini tekrar duyurdu. Ancak Motorola işi umduğu gibi gitmedi ve şirket uzun süre telefon pazarında kar edemedi. 2015’e dair açıklanan rakamlar ise Lenovo’nun artık telefon satarak da kar edebildiğini gösterdi. Şirket 2015’in son çeyreğinde telefon pazarındaki payını arttırırken telefon satışlarından da toplamda 300 milyon dolar kar etti. Şirketin yakında Lenovo Moto ismini alacak olan Motorola markalı telefonlarının satış miktarı da %25 arttı. Lenovo’nun PC pazarındaki payı da %21.6’ya yükselirken şirketin gelirlerinde büyük bir artış yaşandığı da gözden kaçmadı. Aynı dönemde dünyada PC satışlarının %10 oranında düştüğünü de unutmamak gerekiyor.    

Yerel yönetimlerin dijital varlık reytingi: Dijital Kent 2015

0
dijital kentDijital Araştırmalar Derneği’nin, G20Live, COP21Live ve OSCELive projeleriyle dünya çapında adını duyuran ve özellikle dijital diplomasi ve dijital dönüşüm alanındaki çalışmalarıyla tanınan Diplomacy.Live platformu, dünyada bir ilk olan dijital varlık reytingi araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Dijital Varlık Reytingi, Türkiye’deki belediye ve belediye başkanlarından oluşan 240 kullanıcının 68 kriter ışığında internet sitesi, mobil uygulama ve sosyal medyada etki, güncellik, etkileşim, içerik yönetimini ölçümledi, derecelendirdi, puanladı ve sıraladı. Dijital varlıkları en doğru kullanan il belediyesi: Kocaeli Türkiye’nin 81 ilinin belediye başkanlarının 2015 dijital varlık performanslarına göre,dijital varlıkları en iyi kullanan il belediyesi 76,5 puan ve A– reytingiyle Kocaeli Büyükşehir Belediyesi oldu. Sıralamada, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi 76 puan, Rize Belediyesi 75 puan, Adana Büyükşehir Belediyesi 74,5 puan ile BBB+++ reytingi ile takip ediyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ise, 74 puan ve BBB+ reytingiyle beşinci sırada yer alıyor. Ayrıca 6 sosyal ağ kategorisinde en iyi 5’in açıklandığı Dijital Kent 2015 sonuçlarına göreTwitter’da en iyi Antalya Büyükşehir Belediyesi; Facebook, Instagram ve YouTube’daAdana Büyükşehir Belediyesi; Google+’da ise Çorum Belediyesi en iyi kullanan belediyeler olarak belirlendirler. Dijital varlıkları en doğru kullanan il belediye başkanı Menderes Türel İllerin belediye başkanları da, Dijital Kent 2015 çerçevesinde puanlanarak reytinglendi. Buna göre, 2015’de dijital varlıkları en iyi kullanan il belediye başkanı 79,25 puan ve A- reyting ile Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel oldu. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin 78 puan ve A—reytingi ile ikinci, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü 75 puan ve BBB++ reytingiyle üçüncü olurken; Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Çelik ve Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz 66,5 puan ve BB+ reytingle takip etti. Twitter’da Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman, Facebook’da ve YouTube’da Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Instagram’da Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, Google+’da Giresun Belediye Başkanı Kerim Aksu, internet sitesinde ise Adıyaman Belediye Başkanı Hüsrev Kutlu 2015 yılında en iyi etkileşim ve yayın performansı göstererek kullanan il belediye başkanları oldular. İstanbul ilçe belediyelerinde Beşiktaş İstanbul’un 39 ilçesinin belediyeleri de, Dijital Varlık 2015 kapsamında incelendi. 2015 yılında İstanbul ilçe belediyeleri arasında dijital varlıkları en doğru kullanan belediye 77 puan ve A—reytingiyle Beşiktaş Belediyesi oldu. 73,5 puan alan Pendik Belediyesi ve 72,5 puanı olan Çekmeköy Belediyesi BBB+ reytingiyle takip ederken, 71,5 puan alan Ataşehir Belediyesi ile 71 puan alan Beylikdüzü Belediyesi BBB- reytingiyle il 5’e giren diğer ilçe belediyeleri oldu. Beşiktaş Belediyesi Twitter’da, Beylikdüzü Belediyesi Facebook’ta, Ataşehir Belediyesi Instagram’da Eyüp Belediyesi Google+’da İstanbul ilçe belediyeleri arasında en iyi dijital varlık performansını sergilediler. İstanbul ilçe belediye başkanlarında Ali Kılıç İstanbul’un ilçe belediye başkanları arasında dijital varlıkları en doğru yönetenise, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç. 73,5 puan ve BBB+ reyting alan Kılıç’ı 66 puan alan Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 65 puan alan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen BB+ reytingiyle takip ediyor. 63 puan alan Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, 62,5 puan alan Küçükçekmece Belediye Başkanı Temel Karadeniz ve Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü izliyor. Twitter’da Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, Facebook’ta ve Instagram’daBeyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, YouTube’da Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, Google+’da Pendik Belediye Başkanı Kenan Şahin olurken,internet sitesini en doğru kullanan isim olarak ise Eyüp Belediye Başkanı Remzi Aydındikkat çekiyor. Dijital Kent 2015’in ayrıntılarını http://DijitalKent2015.Diplomacy.Live adresinde bulabilirsiniz.

Sosyal Medyada Çok Hızlı İçerik Tüketiyoruz

0
facebook_featured Facebook’tan Fidji Simo ile Twitter’dan Jeffrey Graham birlikte mobil kaynaklar üzerindeki içerik tüketimi ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Başarılı videolar oluşturmak isteyen reklam verenler, yayıncılar ve insanlar için kullanılan kanalın kritik önemine dikkat çeken makalede aynı zamanda güncel araştırma istatistiklerine de yer veriliyor: İnsanlar Facebook mobil üzerinde, masaüstüne kıyasla daha hızlı içerik tüketiyorlar. Mobilde ortalama içerik tüketim hızı 1,7 saniye iken masaüstünde bu oran ortalama 2,5 saniye civarında seyrediyor. Instagram, Twitter ve Facebook tarafından yapılan araştırmalar ayrıca haber kaynağı kaydırma hızının yaşa göre de farklılık gösterdiğini ve gençlerin kaynaklarında daha hızlı hareket ettiklerini ortaya koyuyor. Twitter, Instagram ve Facebook tarafından yapılan araştırmalar, mesaj hatırlanmalarının ilk bir saniye gibi çok kısa zaman dilimleri içerisinde ortaya çıktığını gösteriyor. Bağımsız Fors-Marsh testlerine göre insanlar, mobil haber kaynaklarında gösterilen bir içeriği, sadece 0,25 saniye gibi bir süre maruz kaldıktan sonra bile hatırlayabiliyorlar. Nilesen ve Twitter tarafından yapılan bir diğer araştırma da mobilde tanıtımı yapılan videoların sadece bir saniyede reklam hatırlanma değerlerini artırdığını ortaya koyuyor. Facebook’ta bir videonun ilk 3 saniyesini izleyen insanların %65’i videonun en az 10 saniyesini, %45’i ise 30 saniyesini izleyeme devam ediyorlar. Twitter tarafından yapılan araştırmalar da aynı şekilde bir videonun ilk üç saniyesinin izlenmesi ile tüm videonun izlenmesi arasında güçlü bir korelasyon olduğunu ortaya koyuyor.