TomTom’un yeni harita platformu, geleneksel harita yapım metodlarının yanı sıra kitle kaynaklı dataları da optimize ederek en yüksek kalitede ve güncel haritaları sunmasını sağlıyor. Şirket için önemli bir kilometre taşını temsil eden bu yenilik müşterilerine gerçek zamanlı haritalar sunan önemli bir adım.
Gerçek zamanlı doğru bilgi sunuyor
Konuyla ilgili TomTom CEOsu Harold Goddijn şunları söylüyor: “Müşterilere sürekli güncelleme sağlayan global platformu TomTom olarak ilk defa biz sunuyoruz. Topluca harita güncellemeleri dönemi bitti, değişiklikler saptandıkça artık haritaları anında sürekli güncelleyebiliyoruz. Bu da sürücü yardım uygulamaları ve yüksek otomasyonlu sürüş gibi gelecekteki kullanım durumları için gerekli olan gerçek zamanlı kalite ve doğruluk sağlayarak TomTom’u benzersiz kılıyor.”
TomTom’un yeni işlem harita yapım platformu, verimlilikte büyük avantajlar getiriyor ve reel dünyadaki değişiklikleri tespit etme ve kullanıcının cihazındaki haritayı güncelleme arasındaki zamanı en aza indiriyor.
Bu yeni platform, yeni kaynakların sensör verilerini verimli bir şekilde işlemek için ölçeklenebiliyor. TomTom’un gerçek zamanlı haritalarını kullanan kişiler otomotiv, mobil ve konum tabanlı online uygulamalar arasında her zaman doğru ve güncellenmiş haritalara erişiyor.
TomTom Haritalar ve Lisanslama Genel Müdürü Charles Cautley konuyla ilgili şunları söylüyor: “Bu, TomTom haritalar ekibi için çok önemli bir proje. Başardığımız şey ve bunu başarma süremizle ilgili gurur duyuyorum. Bu yeni platformla ilgili birçok potansiyel var. Bu yeni platformla artan müşteri gereksinimlerini karşılayan yüksek kaliteli harita içeriği sunmak için sabırsızlanıyoruz.” Toplu harita güncellemesi devri bitiyor
TomTom’un yeni harita platformu, geleneksel harita yapım metodlarının yanı sıra kitle kaynaklı dataları da optimize ederek en yüksek kalitede ve güncel haritaları sunmasını sağlıyor. Şirket için önemli bir kilometre taşını temsil eden bu yenilik müşterilerine gerçek zamanlı haritalar sunan önemli bir adım.
Gerçek zamanlı doğru bilgi sunuyor
Konuyla ilgili TomTom CEOsu Harold Goddijn şunları söylüyor: “Müşterilere sürekli güncelleme sağlayan global platformu TomTom olarak ilk defa biz sunuyoruz. Topluca harita güncellemeleri dönemi bitti, değişiklikler saptandıkça artık haritaları anında sürekli güncelleyebiliyoruz. Bu da sürücü yardım uygulamaları ve yüksek otomasyonlu sürüş gibi gelecekteki kullanım durumları için gerekli olan gerçek zamanlı kalite ve doğruluk sağlayarak TomTom’u benzersiz kılıyor.”
TomTom’un yeni işlem harita yapım platformu, verimlilikte büyük avantajlar getiriyor ve reel dünyadaki değişiklikleri tespit etme ve kullanıcının cihazındaki haritayı güncelleme arasındaki zamanı en aza indiriyor.
Bu yeni platform, yeni kaynakların sensör verilerini verimli bir şekilde işlemek için ölçeklenebiliyor. TomTom’un gerçek zamanlı haritalarını kullanan kişiler otomotiv, mobil ve konum tabanlı online uygulamalar arasında her zaman doğru ve güncellenmiş haritalara erişiyor.
TomTom Haritalar ve Lisanslama Genel Müdürü Charles Cautley konuyla ilgili şunları söylüyor: “Bu, TomTom haritalar ekibi için çok önemli bir proje. Başardığımız şey ve bunu başarma süremizle ilgili gurur duyuyorum. Bu yeni platformla ilgili birçok potansiyel var. Bu yeni platformla artan müşteri gereksinimlerini karşılayan yüksek kaliteli harita içeriği sunmak için sabırsızlanıyoruz.” Facebook Flash’ı resmen terk etti
Flash teknolojisi çok uzun süre internetin en büyük sorunu ama aynı zamanda vazgeçilmezi olarak hayatını sürdürse de artık herkes ondan vazgeçiyor. Onu sorunsuz bir teknoloji haline getirmek için yapılan tüm çabalar sonuçsuz kalınca, teknoloji dünyası bir araya gelerek HTML 5 standardını oluşturdu. Yıllardır Flash’ın altını ufak ufak kazan HTML 5 nihayet artık teknoloji dünyasına rüştünü ispat etti ve Flash’ın tahtına oturmaya hak kazandı.
Şimdi Facebook da, artık web sitesinde Flash teknolojisini kullanmaya son vereceğini duyurdu. Bundan böyle Facebook’un web sitesinde paylaşına videolar HTML 5 teknolojisini kullanacak. Bu da videoların artık işletim sistemi ve cihaz fark etmeksizin çalışmasını sağlayacak. Flash teknolojisi ise, çoğu cihazda sorun çıkartarak çalışmayı reddeden yapısıyla şikayet konusu oluyordu.
Facebook’un yöneticilerinde Daniel Baulig’in yayınladığı blog’ta açıklanan habere göre, HTML 5 desteği tüm modern tarayıcılarda yaygın olarak kullanılsa da bazı eski tarayıcılar HTML 5’i tanımadığı için videoları oynatmada sorun çıkarabilecekler. Dolayısıyla Facebook tüm kullanıcılarnı modern tarayıcılara geçmeleri konusunda da uyarıyor.
Bu arada, Facebook giderek daha fazla videonun yüklendiği ve izlendiği bir sosyal medya platformu olarak YouTube’un tahtını sallamaya devam ediyor ve bu yeni hamleden sonra Facebook videolarının daha fazla izlenme oranına ulaşması bekleniyor. İnternet şöhretliği işinde ne kadar para var?
Bir süredir hepimiz YouTube’da yayınladıkları videolarla milyon dolarlar kazanan genç video blogger’ların hikayelerini okuyoruz. Video oyunları hakkında hazırladığı videolarla YouTube’dan yıllık 12 milyon dolar kazanan 26 yaşındaki YouTube ünlüsü Pewdiepie bu konudaki tek örnek değil. Kazancı milyon dolarlara ulaşan başka video blogger’lar da olduğu gibi, aylık on bin dolarlar seviyesinde kazanç elde edenleri saymak artık mümkün değil. Öyle ki, çoğu insan artık sabah dokuz akşam altı sigortalı işini terk ederek video blog hazırlamak üzere evine kapanıyor ve on binlerce takipçiye ulaştıktan sonra her ay 5-10-15 bin dolar gibi kazanç seviyesini yakalayabiliyorlar.
Türk bloggerlar
Elbette Türkiye’deki video blogger’ların işi biraz daha zor zira YouTube’un Türk blogger’ların videolarına ödediği reklam ücreti, yurt dışı ücretleriyle aynı değil ancak yine de Türkiye’de çok sayıda örnek mevcut. Öte yandan, YouTube, bloggerların tek gelir kaynağı da değil. Patreon gibi fonlama siteleri, üretken, yaratıcı insanlar için video başına belli bir gelir elde etmeyi kolaylaştırıyor. Bu sistemde, bağışçılar blogger’lara, oluşturdukları her video (veya başka bir sanat eseri, örneğin çizgi roman) başına sabit bir ücret ödemeyi taahhüt ediyor. Bu minik ödemeler birike birike, binlerce dolara ulaşabiliyor. Okyanustaki petrol platformlarında çalışarak briktirdiği parayla Fransa’dan bir yat alarak sevgilisiyle dünyayı dolaşmaya başlayan Avustralya’lı bir genç olan Riley’in yelkenli yatı La Vagabonde ile yaşadığı maceraları konu alan ve haftalık yayınlanan YouTube videolarının her biri için Patreon bağışçıları 2600 dolara yakın bağış yapıyor. Riley, bu videolardan her ay dört tane üretip yayınlıyor. Yani, Riley sadece yelkenli yatıyla dünyanın etrafında dolaştığı için her ay Patreon’dan 10 bin dolar alıyor. Üstelik bir o kadar da YouTube reklamlarından kazanıyor. Ayırca, videolarına sponsor olarak denizcilik ürünlerini tanıtmak isteyen markaların ödediği ücretler de işin kaymağı oluyor. Riley ve sevgilisi Elenia ile yatları La Vagabonde şu sıralar Avustralya’da çok ünlü. Televizyonlar onların röportajlarını yayınlıyor, dergiler onları kapağa taşıyor, sayısız genç benzer bir macera yaşamak için kendilerine yelkenli yatlar satın alıyorlar. Tüm hayalleri, yelkenli ile dünyayı dolaşıp her ay 25 bin dolar kazanmak. Şöhret ve para ikilisi dünyada her zaman yan yana olan kavramlardı. 70’lerde güzel müzikler yapan dört genç bir araya gelip Beatles gibi bir grup kurarak yüz milyonlarca dolarlık servetlere ulaşabiliyordu ancak geçmişte bu imkan sadece çok az sayıda, doğru bağlantıları olan, doğru insanları tanıyan, plak şirketlerine, yapımcılara ulaşabilen ve kendini sevdirebilen gençler için mümkündü. Bugün ise, evinde web kamerasına sahip olan yetenekli her gencin kendini ispatlama şansı var ve bunu çok iyi kullanıyorlar.Blogger’lık zenginliğin anahtarı mı?
Öte yandan, her ünlü olan blogger’ın zengin olmadığı da bir gerçek. Instagram’da 300 bin takipçisi olan ünlü bir foto-blogger’ın itiraflarında, intagram’daki fotoğrafları üretmek için full-time iş sahibi gibi çalıştığını ancak bu işte yılda bir kaç bin doları zor kazandığını, sosyal medya konulu medya ödül törenlerine katılırken cebinde 100 doları bile zor gördüğünü söylüyor. Şu da bir gerçek ki, YouTube gibi doğrudan reklam geliri paylaşımı yapan servislerin dışında faaliyet gösteren blogger’ların aynı zamanda çok iyi bir iş adamı da olması gerekiyor. Markalarla güçlü ilişkiler kurmaları, onlara cazip pazarlama kampanyaları sunmaları, sosyal medya takipçilerini markaların ürünlerine başarıyla yönlendirmeleri gerekiyor. Aslında, YouTube’da yüz binlerce takipçiye ulaşıp reklam gelirlerinden zengin olmak isteyen kullanıcıları da hayal kırıklığının beklediğini hatırlatmak lazım çünkü Pewdiepie gibi on milyonlarca dolarlık servetlere ulaşmak için yine markalarla iş birliği yapmanız, videolarınıza sponsorlar almanız, başarılı ürün/marka tanıtımları ile gelirlerinizi katlamanız gerekiyor. Çünkü, para çok cezbedici bir ödüldür ve hazırladığınız videolarla her ay on bin dolar kazanmak bugün size çok tatminkar bir sonuç gibi görünse de, bu hedefe ulaştıktan sonra o videolarla her ay 100-200 bin dolar kazanabileceğinizi bilmek aklınızı kemirmeye başlayacaktır ve 10 bin dolar artık yetersiz görünecektir. Ancak, ürün yerleştirmeli, yüksek kazanç getiren videoların çok tehlikeli olduğunu da unutmamak lazım. Sosyal medya kullanıcıları kendilerini “para kazanmak için zamanları çalınan kurbanlar” olarak hissetmeye başladığında, paylaşımlarınızı takip etmeyi bırakacaktır, ki bu sorun yüksek sayıda takipçiye ulaşan internet ünlülerinin en büyük problemi. Dolayısıyla, “blogger” kavramı artık doğaçlama bir şeyler üretmek üzerine kurulu bir “günlük tutma” anlayışından çıkıp giderek profesyonelleşiyor. Bu alanda milyon dolarlar kazananların sayısı arttıkça da çok daha fazla insanın meslek olarak “blogger”lığı tercih etmeye başladığını göreceğiz. Daha da önemlisi, orta vadede üniversitelerde “blogger” bölümlerinin açılmasını da bekliyorum. Nasıl ki, konservatuvarlarda tiyatro, müzik eğitimi alınabiliyorsa, hayatını blogger olarak sürdürüp, internetten ekmek yemek isteyen gençler için de orta vadede üniversitelerde bu bölümleri göreceğimize inanıyorum.Türkiye şifreleme saldırılarında dünyada ilk 10 içinde
Kaspersky Güvenlik Bülteni 2015 Genel İstatistik Raporu, yeni bir trendin altını çiziyor: Mobil finansal tehditler ilk defa para çalmak için tasarlanan ilk on zararlı program arasında yer aldı. Bu yılın başka bir dikkat çekici ve endişe verici trendi ise fidye yazılımlarının hızlı şekilde yayılması oldu. Kaspersky Lab bunu 2015 yılında 200 ülkede ve bölgede tespit etti. -2015’te dünyada ve Türkiye’de mobil bankacılık tehditleri ve fidye yazılımları endişe verici boyuta ulaştı. Türkiye’de mobil finansal tehditlerde dünyada ilk 10 içinde yer almasa da, bu tehditlerin tüm tehditlerin içinde yüzde 4 ila 6’sını oluşturduğu grup içinde yer alması dikkat çekti. Diğer yandan Türkiye encyription yani dosyaları şifrelemeye yönelik saldırılarda ise 8. olup dünyada ilk 10 ülke içinde yer aldı.
2015 yılındaki siber suç faaliyetleri arasındaki başlıca diğer trendler ise şöyle:
Siber suçlular ceza alma riskini minimuma düşürmek istiyor. Bu yüzden, zararlı yazılım saldırılarından reklam yazılımlarının yoğun şekilde dağıtımına geçiş yaptılar. 2015 yılında reklam yazılımları, web tabanlı ilk 20 tehdit arasında 12. sırada yer aldı. Reklam programları, kullanıcı bilgisayarlarının %26,1’inde tespit edildi.
Kaspersky Lab, virüs bulaştırma tespitini ve zararlı kodların analizini daha zor hale getirmek için açıklardan yararlanma amaçlı maskeleme kodları, gizli kodlar ve taşıma kapasiteleri için yeni teknikler de gözlemledi. Siber suçlular özellikle Diffie-Hellman şifreleme protokolünü kullandılar ve açıklardan yararlanma amaçlı paketleri Flash nesnelerine gizlediler.
Siber suçlular, komut sunucularını gizlemek için Tor anonimleştirme teknolojisinin kullanımını aktif hale getirdiler ve işlemlerini yapmak için Bitcoin’ler kullandılar.
Mobil finansal tehditlerin gelişimi çığ gibi
2015 yılında iki grup mobil bankacılık Truva Atı (Faketoken ve Marcher), ilk 10 finansal zararlı yazılım grubu sıralamasında yer aldı. Marcher grubuna ait zararlı yazılım programları, Android cihazlardan ödeme bilgilerini çalıyorlar: Bir cihaza virüs bulaştırdıktan sonra iki uygulamanın başlatılmasını takip ediyorlar – bir Avrupa bankasının mobil bankacılık uygulaması ve Google Play. Eğer kullanıcı, bankacılık uygulamasını ya da Google Play’i başlatırsa, Marcher kredi kartı bilgilerini isteyen sahte bir pencere görüntülüyor ve sonra bu bilgiler dolandırıcılara gidiyor. Faketoken grubunun temsilcileri ise bilgisayar amaçlı Truva Atlarıyla ortak çalışıyor: Kullanıcı, akıllı telefonuna aslında tek seferlik onay kodunu (mTAN) engelleyen bir Truva Atı olan bir uygulamayı kurmak için manipüle ediliyor.
Kaspersky Lab Global Araştırma ve Analiz Ekibi Üst Düzey Güvenlik Araştırmacısı Yury Namestnikov, “Bu yıl, siber suçlular mobil cihazları amaçlayan zararlı finansal programların geliştirilmesi için zaman ve kaynaklara odaklandılar. Artık dünya çapında milyonlarca insan, hizmet ve ürün alışverişlerinin ödemelerini yapmak için akıllı telefonlarını kullandığından bu hiç şaşırtıcı değil. Mevcut eğilimlere göre, önümüzdeki yıl mobil bankacılık zararlı yazılımlarının daha da büyük bir paya sahip olacağını tahmin edebiliriz,” şeklinde konuştu.
“Geleneksel” finansal siber suçlar henüz düşüşe geçmedi ancak toplamda Kaspersky Lab çözümleri, 2015 yılında bilgisayarlardan çevrimiçi bankacılık yoluyla para çalmak için zararlı yazılımların çalıştırılmasını hedefleyen neredeyse iki milyon (1.966.324) denemeyi önledi ve bu rakam 2014 yılı rakamlarına göre %2,8 oranında artmış durumda (1.910.520).
ZeuS tahtından indirildi
En yaygın kullanılan zararlı yazılım grubu ZeuS’ta yapılan çok sayıdaki değişiklik, Dyre/Dyzap/Dyreza tarafından tahttan indirildi. 2015 yılında bankacılık amaçlı Truva Atlarının yaptığı saldırıların %40’ından fazlası, verileri çalmak ve çevrimiçi bankacılık sistemine erişmek için etkili bir web yerleştirme yöntemi kullanan Dyreza tarafından engellendi.
Global bir kabus: fidye yazılımları
2015 yılında fidye yazılımları yeni platformlardaki varlıklarını hızla genişletti. Her altı fidye yazılımı saldırısından biri (17%) platformun ilk kez hedef alınmasından sadece bir yıl sonra artık Android cihazlarını da içeriyor. Kaspersky Lab’ın uzmanları, 2015 yılı boyunca iki büyük fidye yazılımı trendi belirledi. Bunların ilki, şifreleme fidye yazılımları tarafından saldırıya uğrayan toplam kullanıcı sayısının 2014 yılına göre neredeyse 180 bini bularak %48,3 oranına yükselmesi oldu. İkincisi ise, pek çok durumda, şifreleyiciler çok modüllü hale geliyor ve şifrelemeye ek olarak mağdur bilgisayarlardan veri çalmak için tasarlanmış işlevleri de içeriyor.
Çevrimiçi saldırıların coğrafyası
Kaspersky Lab’ın istatistikleri, siber suçluların barındırma pazarının iyi gelişmiş olduğu çeşitli ülkelerde barındırma hizmetlerini çalıştırmayı ve kullanmayı tercih ettiklerini gösteriyor: Antivirüs bileşenleri tarafından engellenen saldırı bildirimlerinin %80’i, 10 ülkede yer alan çevrimiçi kaynaklardan alındı. Zararlı yazılım barındıran çevrimiçi kaynakların ekildiği ilk üç ülke, geçen yıla göre değişmedi: ABD (%24,2), Almanya (%13) ve Hollanda (%10,7). Siber Olaylara Müdahale Semineri
Siber Saldırıların etkisini azaltmak konusunda üzerimize düşen görevler nedir?
Bilgi güvenliği uzmanları, akademisyenler, iş dünyası ve gençlik konuşuyor.
Bilgi güvenliği uzmanları, akademisyenler, iş dünyası ve gençlik, ”Siber Olaylara Müdahelede olmaz stratejileri” belirlemek üzere 26 Aralık 2015 tarihinde “Siber Olaylara Müdahale Stratejileri”nde buluşuyorlar.
Boğaziçi Üniversitesi ve Bilişim Atölyelerinin organize etiğim seminerin konu başlıkları;
-
Siber Savaşlar, Siber Olaylar, Siber Tehditler, Kim Neden, Niçin Yaparlar?
- Siber Olaylara Müdahale Stratejileri Oluşturma
- Bilgi Güvenliği Farkındalığı Oluşturma
- Some – Siber Olaylara Müdahale Ekibi Oluşturulması
- Siber Olay Öncesi Yapılacaklar
- Siber Olay Esnasındaki Yapılacaklar
- Siber Olay Sonrasındaki Yapılacaklar
- Güncel Siber Saldırılardan Örnekler
- Siber Olaylar Sonrası Adli Bilişim İncelemeleri
WWW 25 Yaşına Girdi
Internetin, geniş kitleler tarafından kullanılabilmesini sağlayan ve ona interaktif yetenekler kazandıran World Wide Web protokolü, 25 yaşına girdi.
Tim Berners-Lee tarafından CERN araştırma merkezinde 20 Aralık 1990 yılında yayına giren ilk Web sitesi, teknik olarak herkese açık bir kaynak olmaktan öte Web’in temelini oluşturan hypertext teknolojisinin nasıl çalıştığını gösteren bir demo sayfasıydı.
Web sayfası bir sene sonra ise halka açık hale geldi ve dünyanın her yerinden internet erişimi olan araştırmacılar sayfaya bağlanarak Hypertext’i öğrenmeye başladılar.
Tim Berners-Lee, bugün kurucusu olduğu World Wide Web Consortium’umun danışmanlığını yapmayı sürdürüyor. Aynı zamanda internet üzerinde devlet kontrolüne karşı sivil girişimleri destekliyor. CERN ise artık interneti geliştirmek için çalışan bir kurumdan öte parçacık fiziği alanında çalışan dünyanın en büyük laboratuvarına dönüştü.
Gerçek Zamanlı Müşteri Memnuniyeti İçin Pisano
Herhangi bir zamanda mutsuz bir müşteri görüşlerini sosyal medya ve web aracılığıyla kitlelerle paylaşabilir ve işletmenizi olumsuz etkileyebilir. Bundan dolayı iyi bir müşteri deneyimi yaratmanız ve müşterilerle olan ilişkinizi sıcak tutmanız, işletmenizin büyümesi adına çok önemlidir.
Pisano, müşterilerinize anında ulaşabileceğiniz ve onlarla sürekli iletişim hâlinde kalabileceğiniz mobil bir platform. Samsung, Pegasus, Kigılı, Dedeman, Albarak gibi markalar müşterileri ile iletişimde onu kullanıyorlar. Biz de Pisano’nun kurucu ortaklarından Özkan Aykut Demir ile sohbet ettik ve Pisano hakkında bazı sorular sorduk.
1) Bize Pisano’dan bahseder misiniz?
Günümüzün dinamik ve müşteri merkezli pazarlama dünyasında, müşteriyle iletişimin ve memnuniyetinin gerçek zamanlı olması hayati önem taşıyor.
Gerçek zamanlı web ve hızla yayılan mobilite, tüketici alışkanlıklarının ezberini çok büyük bir oranda bozdu. İşletmeler için artık “o anda orada olamamak” müşteri ve imaj kaybı anlamına geliyor. Yeni müşteri, artık işletme müdürünü bile çağırmaya gerek duymadan, anında görsel kanıtlarla yaşadığı memnuniyetsizliği attığı bir tweet veya post ile yüzlerce/binlerce kişiyle paylaşma imkanına sahip. Ve zaten araştırmalar da gösteriyor ki; müşterilerin artık yüzde 97’si yaşadığı memnuniyetsizliği konuşmak yerine yazmayı tercih ediyor.
Pisano bu ihtiyaçtan yola çıkarak geliştirdiği yazılımla, şirketler ve onların müşterileri /ziyaretçileri arasındaki bir iletişim kanalı oluyor.
Şirketler bu iletişim kanalı üzerinde müşterilerinin görüşlerini, isteklerini ve şikayetlerini toplayabiliyorlar.
İşyerinin müşteriye dokunabildiği noktalar, işletmeler ve onların müşteri profillerine göre tasarlanmış bir masa kartı, bir sticker ya da bir kiosk olabiliyor. Mesela, masa kartı ve sticker’ın kullanıldığı yerlerde müşteriler, bir qr-code okutarak ya da kısa bir link yazarak uygulamaya ulaşabiliyorlar. Ve 3 saniye kadar kısa bir sürede düşüncelerini işletme yetkililerine ulaştırabiliyorlar. O esnada doğru yetkili müşteri şikâyetine doğru zamanda müdahale ederek mutlu müşteriler yaratabiliyorlar.
2) Pisano’yu diğer müşteri iletişim sistemlerinden ayıran temel farklar nelerdir?
Bu tür yeni nesil uygulamaların, kağıt anketlere kıyasla 200 kata kadar daha fazla geri bildirim toplama imkanı var. Eğer şikayet müşteri/misafir henüz hizmeti alırken çözülürse %95 oranında şikayet unutuluyor ve iyi bir deneyim olarak hatırlanıyor. Ve yine eğer şikayet yerinde çözülürse, müşteri/misafirlerin %60’ı en az bir kere daha o işletmeyi tercih ediyor.
Bizim teknoloji alanında fark yaratacak en önemli hedeflerimizden biri de, diğer CRM platformlarının hemen hemen hepsiyle entegrasyon sağlamak, bir mobil platform haline gelmek ve ülkemizde de yeni yeni gelişen “büyük veri analizi” konusuna yatırım yapıp, işletmelere müşterileri hakkında daha da anlamlı veriler verebilmek.
3) Müşteri yönetiminde markalara önerileriniz neler?
Müşteri yönetiminde markalara önerimiz ilk önce müşterilerini dinlemeleri. Müşterilerini dinlediklerinde, müşteriler zaten nasıl bir hizmet almak istediklerini çok başarılı şekilde markalara iletiyorlar. Bundan sonrası biraz daha profesyonel. 3 temel gruba ayırabiliriz, memnun, memnuniyetsiz ve önerileri olan müşteriler.
Memnun müşterilerde memnuniyetin nedeni anlamak ve o hizmetleri en az o seviyede tutmak markalar için çok fazla değer yaratıyor. Önerileri olan müşteriler de aslında markalar için en değerli müşteri gruplarından. Bu grubun istekleri eğer tekrar ediyorsa bu istekler markalar için büyük bir gelişim alanını işaret eder. Markalar bu önerilere ne kadar çabuk ayak uydurabilir ve yaptığı değişiklikleri müşterilerine ne kadar iyi anlatabilirse o kadar müşteri gözündeki değerini ve müşterideki kalıcılığını artırır.
Memnuniyetsiz müşteri grubu da markalar için en tehlikeli ama bir yandan da fırsat içeren grup. Çok ayaklı ve büyük operasyonlarda hataların ya da eksiklerin olması kaçınılmaz. Burada memnuniyetsiz müşterilere anında dönüş yapmak çok büyük önem taşıyor. Henüz deneyim sıcakken müşteriyle iletişim kurulması durumunda bahsettiğimiz istatistikler ortaya çıkıyor. Diğer bir taraftan müşterinin memnuniyetsizliğine ne kadar geç müdahale edilirse müşterinin kötü deneyimini başka müşterilerle paylaşma ihtimali de oldukça artıyor. Burada memnuniyetsiz müşterinin memnun olanlara nazaran deneyimlerini 20 kat daha fazla anlattıklarını biliyoruz.
Buradaki en önemli noktalardan biri de müşteri deneyiminin tek bir platform üzerinden yönetilmesi. Markalar müşterilerine farklı kanallardan dokunabiliyor. Bu kanalların her birinde başka bir tema, başka bir yönetim olabiliyor ve müşteri farklı muhattaplar ve usluplarla karşılaşabiliyor. Her seferinde, en az üç kişiye problemini anlatmak ama yine de doğru kişiye ulaşamamak gibi oldukça yorucu ve gergin süreçler yaşanabiliyor. Tüm bu süreçlerin sonunda, saatler ve belki de günlerce uğraşarak problemine çözüm bulamayan mutsuz müşteriler yaratılabiliyor. Müşteri deneyiminin toplu olarak ele alınması bizce, çok önemli ve büyük bir gereksinim.
4) Kimler tarafından kuruldu? Bugün kaç kişilik bir ekipten oluşuyor? Ne zaman faaliyete başladınız?
Pisano’yu resmi olarak 2014 yılı Ocak ayında TRPE Venture Partners’tan aldığımız ilk yatırımla, ortaklarım Emir Bostan, Barış Michael Soylu, Mustafa Kemal Akıllıoğlu ile birlikte kurduk. Bir sene içerisinde ekibimiz 10 kişi oldu ve giderek büyüyor.
5) 2016 hedefleriniz
2015 yılı hedeflerimizi çok iyi yakaladık. İlk yatırımımız 1 – 1.5M USD olarak TRPE Venture Partners’tan almıştık ve bu yatırımın büyük bir kısmını çok iyi bir ekip oluşturmak için harcadık, ekibimiz her geçen gün daha da güçlenerek büyüyor, 2016 da büyümeye devam edeceğiz. Yine 2015’te ürün geliştirme ve pazarlama faaliyetlerimize ağırlık verdik ve bugün Türkiye’nin en büyük şirketlerine hizmet verebiliyoruz. Bu tarafta da yine bizim için çok etkin bir yıl olacak. Hayata geçirmeyi planladığımız yeni ve heyecanlı düşüncelerimiz var. Yakın gelecekteki planlarımızda öncelik müşteri ilişkisinin olduğu her yerde Pisano ürünlerinin kullanmaya başlanması ve değer yaratması. Sonrasında edindiğimiz bilgi birikimi ve tecrübeyle yurt dışına açılmak. Aruba, Yeni Uygulama Programını Duyurdu
Bir Hewlett Packard Enterprise (NYSE: HPE) şirketi olan Aruba, birden fazla üreticinin ürünlerinden oluşan Wi-Fi ağları ve işaretleyici (beacon) analitiği için tasarlanmış olan endüstrinin ilk bulut temelli işaretleyici (beacon) yönetimi çözümü ile birlikte Aruba Mobil Bağlantı (Aruba Mobile Engagement) çözümünün yeni dalgasını duyurdu. Aruba ayrıca, organizasyonların çalışanları ve müşterileri ile daha iyi bağ kurmalarına izin veren, dolayısıyla verimliliği artıran lokasyon temelli mobil uygulamalardaki yenilenmeyi hızlandırmak için Meridian Mobil Uygulama Platformu (Meridian Mobile App Platform) için uygulama iş ortağı programını genişletti.
Aruba İşaretleyiciler (Aruba Beacons) ve Meridian Mobil Uygulama platformu tarafından desteklenen Aruba Mobil Bağlantı çözümü 2014’(ün) Kasım ayında çıktığından beri, Levi’s Stadium ve Orlando Uluslararası Havaalanı gibi farklı organizasyonlarda müşteri memnuniyetini artırdı. Müşterinin mekan içindeki lokasyonuna ve kişisel tercihlerine göre onların mobil cihazları yoluyla onlarla doğrudan bağlantıya geçen Aruba Mobil Bağlantı (Aruba Mobile Engagement) çözümü müşteri deneyimini geliştirmek ve işletmelerin gelir fırsatlarını artırmak için tasarlanmış.
BT yönetiminin karmaşıklığı ve zorlukları artarken, Aruba Mobil Bağlantı((Aruba Mobile Engagement)) çözümünün popülerliği ve yaygınlığı da büyük ölçüde artıyor.
Yeni Aruba Algılayıcısı (Aruba Sensor), bütün işaretleyicilerin (beacon) tek bir yerden yönetilmesini kolaylaştırarak, bu BT harcamalarını oldukça azaltmak için tasarlanmış. Aruba, tek bir bakım penceresi boyunca 1,000 işaretleyicilik (beacon) bir dağıtımda yaklaşık 48 saatlik bir zaman tasarrufu sağlanacağını tahmin ediyor.
Çok Üreticili Wi-Fi Ağlarında Bulut Temelli İşaretleyici (Beacon) Yönetimi
IoT Aruba Algılayıcı (Aruba Sensor)organizasyonların var olan çok üreticili Wi-Fi ağlarındaki işaretleyicileri (beacon) tek bir yerden uzaktan yönetmeleri için, küçük bir Wi-Fi istemci ile düşük enerjili Bluetooth (BLE) radyo dalgasını birleştiriyor. BT departmanları için bu, pil ömrü, güç ayarları ve yazılım güncellemesini içeren işaretleyici (beacon) verilerinin daha kolay ve önemli ölçüde daha uygun maliyetli bir şekilde yönetilmesi ve izlenmesi anlamına geliyor.
Yılda yaklaşık 38 milyon yolcunun geçtiği Orlando Uluslararası Havaalanına (MCO) 2014 sonunda Aruba’nın Mobil Bağlantı (Aruba Mobile Engagement) çözümü kuruldu ve o zamandan beri MCO mobil uygulamasının 26.000’den fazla indirildiği görüldü.
Orlando Uluslararası Havaalanını yöneten Greater Orlando Airport Authority’de Bilgi Teknolojisi Direktörü olan John Newsome; “Terminallerimizde 1200’ün üzerinde Aruba İşaretleyicinin (beacon) kullanılıyor olması, yolcularımızı, check-in bölgelerine, bagaj teslim alanlarına ve asansör, lavabolar gibi yüzlerce farklı lokasyona
yönlendirmek için mekan içi navigasyon sağlamamıza yardımcı oluyor. Mobil uygulamamız sadece navigasyon, önemli havaalanı ve uçuş bilgilerini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bayi ve perakendecilerimiz için pek çok yarar sağlıyor. Örneğin, restoranların menülerindeki kampanyalar gibi konularda, detaylı bilgiye ihtiyaç duyulması halinde web sitelerine link sağlamanın yanında lokasyonlarını da bildirerek satışlarına yardımcı oluyor. Çoğu yolcumuzun mobil uygulamamıza güvenmesi nedeniyle, sunduğumuz bilgilerin doğruluğu ve güvenirliği çok önemli bir konuma geldi. Bugün bu doğruluğu garantilemek için BT elemanlarımız, böyle kapsamlı bir dağıtım için külfetli bir iş olan işaretleyicilerin (beacon) izlenmesini elle yapmak zorunda kalıyorlar. Bununla birlikte, yeni Aruba Algılayıcıların kullanımıyla işaretleyicilerimizin (beacon) yönetimini uzaktan yapabileceğiz, böylece değerli olan zamandan ve BT kaynaklarından tasarruf edeceğiz” dedi.
İşaretleyici (Beacon) Analitiği ile Başarının Ölçülmesi
İş odaklı mobil uygulamalar ile IoT kurulumları talebinde öngörülen artış, mobil uygulamalar ve IoT arasındaki kesintisiz etkileşimi önemli hale getirir. Kimin bağlandığını, nerede olduğunu ve ne tip bir cihaz kullandığını bilmek, bu etkileşimlere izin vermek için güçlü araçlardır. Bu görüşü iş liderlerine sunmak için Aruba, navigasyon ölçümleri, lokasyon temelli tetikleyiciler ve bağlanma süresi ile ilgili toplu sonuçları da içeren kullanıcı bağlılığını ölçmek için işaretleyici (beacon) analitiğini de tanıttı. Kurumlar işaretleyici (beacon) analitiğinin sağladığı bilgiden kazançlı çıkarlarken, kullanıcılar mahremiyetlerinin korunduğundan hiç şüpheleri olmasın, çünkü işaretleyici (beacon) analitiği doğal olarak alternatif yaklaşımlardan daha mahremiyet dostudur. İşaretleyici (beacon) analitiği ile kullanıcıların, herhangi bir bilginin açıklanmasından önce katılım için bir uygulama indirmeleri ve yerlerinin paylaşımını kabul etmeleri gerekir.
Yeni Uygulama İş Ortaklığı Programı, Mobilite Yürüyüşünde Yenilikçiliği Destekliyor
Aruba Meridian, iş ve pazarlama liderleri için sınırsız sayıda lokasyon temelli uygulamaya destek vermek amacıyla tasarlanmıştır, giriş için tek engel mobil uygulama geliştirme iş ortaklarının yaratıcılıkları ve BT ile güçlü bir iş ortaklığıdır. Bu engeli ortadan kaldırmak ve yeni mobil uygulamaların geliştirilmesini hızlandırmak için Aruba’nın iş ortağı programı, hem Bağımsız Yazılım Üreticilerinin (ISV) hem de Özel Uygulama Geliştirme Ajanslarının (CADA) Meridian Mobil Uygulama Platformunu hızla ve kolaylıkla kullanmalarına izin veriyor.
Aruba ISV iş ortakları, çeşitli organizasyonların etkinliğini ve verimliliğini artırmak için, özel amaçlı, kurulumu kolay kurumsal mobil uygulamalar geliştirmeye odaklanıyorlar.
Eşsiz Misafir Deneyimleri sunmak için Akıllı Mekanları Güçlendirme – Bir mekanın sunduğu her şeyi bir mobil arayüz de kesintisiz bir şekilde entegre eden teknoloji platformu şirketi VenueNext, Aruba’nın mobil lokasyon servislerini, San Francisco 49ers’in evi Levi’s Stadium, Orlando Magic’in evi Amway Center, New York Yankees’in evi Yankee Stadium ve geçen yıl Dallas Cowboys’un evi olan AT&T Stadium için uygulama çözümlerine entegre etti, diğerleri de geliştirilmekte. Aruba’nın yeni iş ortağı programının parçası olarak VenueNext, Aruba’nın Mobil Bağlantı çözümünü spor & eğlence, konaklama, sağlık ve taşımacılık pazarlarında müşterisinin gereksinimleri için platformuna entegre edecek.
VenueNext’in Kurucusu ve CEO’su John Paul, “Bizim yaklaşımımız, konukların ve ziyaretçilerin bir mekanın sunmak zorunda olduğu her rahatlığa sorunsuz mobil bir arayüzle erişmelerine yönelik bir bakışla, hem teknolojik hem de lojistik olarak büyük bir mekanın tüm ekosistemini birleştirmektir. Aruba Networks, müşterilerimizle burada olduğu gibi eşsiz bir deneyim oluşturmada önemli bir teknolojik iş ortağıdır. Lokasyon
servislerini ve yol bulmayı, Yiyecek, İçecek ve Ürün teslimi gibi diğer sunumlarla birleştirdiğinizde, konuklar sihirli bir deneyime, işletmeciler de geri dönüp daha fazla harcama konusundan daha yüksek bir eğilime sahip olan daha sadık ve bağlı ziyaretçilere sahip olurlar” dedi.
Toplantı Odası Rezervasyonlarını Kolaylaştırma – Yazılım iş ortağı Robin ile Aruba, ofis verimliliğini artırmak için, kurumların toplantı planlarını basitleştirmelerine izin veren akıllı ve merkezi bir toplantı odası rezervasyonu uygulaması sunuyorlar. Robin destekli toplantı odaları, katılımcıların ajandalarını otomatik
olarak güncellemek için lokasyon bilgisini kullanıyor, listede bulunanlardan ziyade odada gerçekten
bulunanları temel alarak toplantı odalarını güncellemek için gerçek zamanlı varlık bilgisini kullanıyorlar. Robin’i kullanmak kurumlara, çifte rezervasyon, zamanı geçmiş toplantılar ve toplantı odası bulma zorluklarını ortadan kaldırmalarına yardım ediyor.
Robin CEO’su Sam Dunn, “Meridian Mobil Uygulama platformu ile birlikte rezervasyon sistemimiz, toplantı odasının durumu, olanakları, yeri ve kullanma talimatları hakkında bilgileri ile komple bir çözüm sağlıyor. Birlikte insanların doğru zamanda doğru araçları bulmalarına yardım ediyoruz, böylece daha iyi çalışabiliyorlar” dedi.
Eşsiz bir mobil uygulamaya gereksinimi olan müşteriler için Aruba, müşterinin özel gereksinimlerin baz alarak ona özel uygulamalar geliştirebilen CADA iş ortakları ile işbirliği yapıyor.
Anlamlı Kullanıcı Deneyimleri Yaratmak İçin Tasarım ve Teknolojiyi Birleştirme – Forge Media + Design, seçkin kullanıcı deneyimi yoluyla müşterilerin ortamlarını geliştirmeye odaklanan bir kullanıcı deneyimi tasarımı ve uygulama geliştirme ajansıdır.
Forge Media + Design’ın kurucusu Gregory Neely, “Aruba ile iş ortaklığı, mimari alanlarda teknolojinin insanlarla nasıl etkileşim içinde olacağı noktasında sınırları zorlamamıza izin veriyor. Aruba Meridian Uygulama Platformu bize, organizasyonların kalıcı bir sadakat oluşturmak için müşterileri ile birbirlerine bağlanmaları ve etkin bir iletişim kurmaları için fonksiyonel olarak güzel uygulamalar oluşturmamıza izin veren güçlü bir araç sağlıyor” dedi.
Forge ve Aruba şu anda, 2016 ilkbaharında açılması beklenen önemli bir hastanenin 280 dönümlük alanını kapsayacak büyük ölçekli bir uygulama projesi üzerinde birlikte çalışıyorlar.
Yeniden Keşfedilen Sınıf Yönetimi: Silikon Vadisi temelli özel uygulama geliştirme ajansı Impekable, müşterilerine ek uygulama değeri sunmak için Aruba ile işbirliği yapıyor. Impekable’ın Yönetici Ortağı Pek Pongpaet, “İş ortağı olmak, gelişmiş iç mekan lokasyon temelli uygulamaları tasarlamak için Aruba Meridian ile çalışmamıza olanak sağladı. Bunun önemli bir örneği, öğretmenin bir sınıftaki yoklama almayı ve eğitim ve öğrenimin dışında zaman harcanan başka görevleri otomatikleştirmesine izin veren konsept Aruba Classroom uygulamamızdır” dedi.
HPE Servisleri
Daha büyük IoT dağıtımlarının ortaya çıkmasıyla birlikte, karmaşıklık da artıyor. HPE’nin çok üreticili entegrasyon uzmanlığı, iş zekâsına, müşteri deneyimine ve Aruba Mobil Bağlantı tarafından desteklenen ek gelir fırsatlarına hızla izin verilmesine yardımcı olmak için, riski ve kurulum sürelerini azaltır. HPE servisleri, bir IoT çözümünde önemli unsurların bir araya getirilmesine yardım eder, bu unsurlar strateji, değerlendirme, tasarım, dağıtım, entegrasyon ve Aruba WLAN altyapılarının entegrasyonu ve optimizasyonu, Aruba İşaretleyicileri (beacon) ve Meridian Mobil Uygulama Platformudur.
Fiyatlandırma ve Ürünün Hazır Olma Durumu
Aruba Sensor AS-100, 2 Aralık 2015’ten itibaren ABD’de 195 dolardan başlayan fiyatı ile sunulmak üzere siparişe hazırdır. 2016 yılının teknoloji trendleri ne olacak?
Önümüzdeki 15 yılın dört ana trendi, sadece teknolojiyi değil, ekonomik bütün alanlarla birlikte, sosyolojiyi ve yaşam biçimlerimizi de etkileyecek. Hatta siyasetin bile yeniden şekilleneceği iddiasında bulunulabilir.
4 megatrendi hatırlatalım: Bulut Sistemler, Big Data, Nesnelerarası İletişim ve Sosyal Medya…
Yeni dönemde, ileri teknoloji ürünlerinin mobil kadar konuşacağımızı ve pazarda etkin olacak. Burada teknolojiye yönelik trendleri başlıcalarından şöyle sıralayabiliriz:
Sanal Gerçeklik Gözlükleri:
Oculus olarak tanımlanan sanal gerçeklik veya artırılmış gerçeklik ürünlerinde, yeni dönemde yeniliklerde sıçrama yaşanabilir. Başta oyun sektörü olmak üzere, tanıtım, sunum ve pazarlama alanında kendini gösterecek olan gözlükler için telefonumuzu kullanmak yeterli olabilir. Oculus Rift ve Samsung Gear VR gibi cihazlar, önümüzdeki yıl pazara yeni versiyonlarıyla gelirken başka markaları piyasaya girmesini bekleyebilirsiniz. Sistemin eğitim ve öğretimde de kullanılması mümkün hale gelecek.
Ödeme sistemleri:
Apple Pay, PayPal gibi ödeme sistemlerini daha çok konuşacağız. Daha uyumlu tasarımlar, daha fazla mobil uygulama, yeni mobil girişimler ve mobil ödemelerdeki artış dolayısıyla mobilin popülerliği artacak. Bitcoin’in altyapısı olan Blockchain defalarca zedelenmesine rağmen, işlemlerin bütünlüğünü sağlamak için daha uygun bir hale gelebilir. Bankalar da bu altyapıyı kullanabilir.
Yeni medya deneyimleri:
İçerik internet medyasında önem kazanmaya devam edecek. İçerik yönetimi konusunda uzmanlık ve içerik yönetim yazılımları artacak. Kullanıcı deneyimini ve süreçleri daha keyifli hale getirmek ve etkileşimi artırmak için kullandığımız video içerik yükselişini sürdürecek. Video içeriklerin, toplam tüketici içeriği baz alındığında gelecekte yüzde 70’lere ulaşması öngörülüyor. Üç yıl önce huffingtonpost.com satışı ve bu yıl da Business Insider’ın satışı gibi internet medyasında yeni satışları tetikleyecek ve gündem oluşturacak. YouTube, Netflex, Periscope veya benzeri yeni mecralar bekliyor.
Sürücüsüz araçlarda yenilikler:
Her ne kadar bütün otomobil markaları 2017 ve sonrasına hazırlansa da, yıl boyu sürücüsüz araçlar gündemden inmeyecek. Bütün bilişim ve otomobil fuarlarının gözdesi bu araçlar olacak.
Dijital reklam her yerde:
Led sistemlerin yaygınlaşması ve akıllı sensörler bilboard ve mağaza vitrinlerini interaktif hale getirecek. Giyilebilir ürünler ve mobil uygulamalarla entegre olan reklamcılık örnekleri her yerde karşımıza çıkacak. Bu arada sosyal medyadaki reklam yoğunluğu için reklam brokerlerı uzmanlığına ilgi artacak.
Kamunu gözü “Akıllı Şehir” sistemlerinde:
Bir şehirdeki bütün hizmetler ve birimlere yönelik akıllı uygulamalar hayata geçiyor. Birimlere ait uygulamalardan öte, artık Akıllı Şehir Sistemleri hayata geçmeye başladı. Kamu yönetimleri, bu sistemlere ilgisini artıracak. Bilişim sektörüne sıçrama sağlayacak bir gelişme olarak bakabiliriz. Yakında sadece sistem satışları değil, pilot akıllı şehir projelerini de konuşmaya başlayacağız.
Eticaret’te yeni deneyimler:
Eticaret, geçmiş yıllardaki yükseliş trendini değiştirirken, mağaza içi deneyimleriyle uygulamalarını güçlendirecek. Diğer taraftan Facebook, Twitter ve Instagram gibi ünlü sosyal medya sitelerinin kendi platformlarında online satışa olanak tanıması ile birlikte sosyal medyanın gücü ciddi boyutlara ulaşacak.
Sosyal Medya değişim:
Sosyal medyada reklamlar ve birbiriyle etkileşimler artırılacak.
Anlık video ve fotoğraf paylaşım platformu olarak son zamanlarda ciddi kullanım boyutlarına ulaşan Snapchat uygulaması 2016 yılında çok daha popüler bir hale gelecek ve dijital trendler arasında bulunacak. Dünyanın en büyük gazete ve dergisi kabul edilen Medium da yükselen bir ivme kazanacak.
Teknolojide yenilikler bunlarla sınırlı değil ve dar alanlarda yeni trendler bu listeye eklenecek. Bir de teknolojinin her sektörde etkin kullanımları da olacak.
Peki, sizin teknoloji trendleriniz hangileri olacak?
Hafta sonu fazla uyumak, performansınızı düşürebilir
Yapılan açıklamaya göre, çalışan ve işveren kimselerin 5 günlük uyku düzenlerini hafta sonları bozuyor olmaları, vücudun biyolojik saat alışkanlığı üzerinde ters etki oluşturuyor. Bu durumun yansıması ise; hafta başlangıcı için motive kaybı, verimsizlik, yorgunluk ve dikkatsizlik olarak ortaya çıkıyor.
Yayınlanan bu açıklama ek olarak, söz konusu bu negatif etkilerin oluşmaması için kişilerin hafta içi uyguladıkları çalışma başlangıç saatlerini, hafta sonu da bozmamaları öneriliyor. Böylece oluşabilecek bahsi geçen negatif etkilerin önüne geçmek ve hafta başlangıcı en iyi şekilde gerçekleştirmek mümkün hale gelebiliyor. NASA’nın bütçesi, 2016’da 20 milyar dolara çıkabilir
Amerikan Kongresi, 2016 bütçe düzenleme süreci için NASA konusunu da gündeme getirdi. Kongreden 2016 yılı için gelen talep ise; NASA’nın bütçesinin 19.3 milyar Dolar seviyesine çıkartılması oldu.
Öte yandan bu beklentiler, Amerikan Başkanı Barack Obama ile tezat düşmüş oldu. Zira Obama, 2016 NASA bütçesi için 18.5 milyar Dolar sevilerini uygun görüyordu.
Kongre tarafından gelen bu istek karşısında, 2016 bütçesinde NASA’ya nasıl bir pay ayrılacağı ise, büyük merak konusu halini almış durumda. Vodafone iki yılda 5 milyar dolar yatırım yaptı
Türkiye’nin Dijital Dönüşümüne liderlik etme vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Vodafone, bu vizyonla 2013-14 mali yılının ikinci yarısında ilan ettiği “Dijital Dönüşüm Hareketi” kapsamında teknoloji, sosyal ve hizmet alanlarındaki yatırımlarına hız verdi.
Vodafone Türkiye’nin 2015-16 mali yılı ilk yarıyıl sonuçlarını değerlendirmek ve iki yılını dolduran “Dijital Dönüşüm Hareketi”nin sonuçlarını paylaşmak üzere düzenlenen toplantıya Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt ile Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcıları katıldı.
2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam telekom pazarını en çok büyüten operatör
Türkiye’de 10’uncu yılını kutlayacağı 2016’ya toplam 17 milyar TL’lik yatırımla** girecek olan Vodafone, 2013-14 mali yılının ikinci yarısında ilan ettiği ve 5 yıllık bir dönemi kapsayan “Dijital Dönüşüm Hareketi”nin ilk 2 yılını 5 milyar TL’lik yatırımla* kapattığını duyurdu.
Son 2 yılda bir yandan bireylerin ve kurumların dijitalleşmesine katkıda bulunurken, bir yandan da Dijital Dönüşüm hedefinin bir “sektör ve ülke vizyonu” haline gelmesinde önemli rol oynayan Vodafone Türkiye, bu süreçte %35,9 ile toplam mobil gelir pazar payında rekor seviyeye ulaştı. 2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam telekom pazarını en fazla büyüten operatör*** olan Vodafone, aynı dönemde en fazla pazar payı kazanan operatör*** oldu.
Vodafone Türkiye olarak yatırım ve büyüme açısından başarılı bir yılı geride bıraktıklarını belirten Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt, şöyle konuştu: “2015 yılı bizim için özellikle genişbant yatırımlarını hızlandırdığımız, ülkemizi mobil iletişimde yeni bir aşamaya taşıyacak olan 4.5G için hazırlıklarımıza heyecanla başladığımız bir dönem oldu. Çift haneli toplam gelir büyümesini 12 yarıyıldır sürdüren şirketimiz, bugüne kadarki en yüksek yarıyıl toplam geliri olan 4,4 milyar TL’ye ulaştı. Şirketimizin Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr’ı %29,6 artışla bugüne kadarki en yüksek yarıyıl seviyesi olan 848 milyon TL’ye yükseldi. Faaliyet kârımız ise aynı dönemde 301 milyon TL olarak gerçekleşti.”
Toplam abone sayısı 21,6 milyona ulaştı
2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam 814 bin net abone kazanarak mobil telekom pazarında “en çok net abone kazanan operatör” olduklarına dikkat çeken Öğüt, “Toplam abone sayımız 21,6 milyona ulaşırken, faturalı abone sayımız da 9,2 milyona çıkarak toplam bazımızın %43’ünü oluşturdu.
Ocak 2015’te yaptığımız sabit internet lansmanı ile sabit genişbant abone sayımız da geçen yılın aynı dönemine göre üç katına çıkarak 183 bine ulaştı” dedi. Artan abone sayısına bağlı olarak Türkiye’de hızlı bir gelişim gösteren Veri Devriminin de lideri olduklarını ifade eden Öğüt, “Akıllı cihaz penetrasyonumuz %53 seviyesine çıkarken, her iki Vodafone abonesinden biri akıllı telefon sahibi oldu. Buna bağlı olarak, abonelerimizin veri kullanımı %140 artışla 43,9 bin terabayt’a yükseldi. Bu da mobil veri gelirlerimizde %92’lik artışı beraberinde getirdi” diye konuştu.
“Dijital Dönüşüm Hareketi” Türkiye’yi “Gigabit Toplumu”na taşıyacak
2016 yılında telekomünikasyon sektörünün en önemli gündem maddesinin 4.5G teknolojisi olacağına dikkat çeken Öğüt, şöyle devam etti: “Hem sektörümüz hem de ülkemiz 4.5G ile mobil iletişimde çağ atlayacak. Biz de Vodafone Türkiye olarak 10’uncu yaşımızı 4.5G gibi büyük ve anlamlı bir yatırımla taçlandıracak olmanın heyecanı içindeyiz. 4.5G ihalesi, satın alma ve 3G sonrası Türkiye pazarına yaptığımız üçüncü büyük yatırım niteliğini taşıyor. Herkesin hayatında köklü değişiklikler yaratacağına inandığımız 4.5G teknolojisine çekirdek şebekemiz, SIM kartlarımız, akıllı cihazlarımız, mağazalarımız ve insan kaynağımız dahil her anlamda hazırız. Diğer yandan, 4G ve üstü teknolojilerde 30 yıllık global deneyime sahibiz. Bugün 19 ülkede 4G, 5 kıtada ve 15 ülkede ise 4.5G hizmeti veriyoruz. 77 ülkede ise 4G uluslararası dolaşım hizmeti sunuyoruz. 5G’de de öncü çalışmalara imza atıyoruz. Dolayısıyla, tüketici ne ister, çok iyi biliyoruz. Şimdi bu deneyimimizi Türkiye’ye taşıyacağız. Aldığımız frekansları global deneyimimizle birleştirerek Nisan 2016 itibariyle tüketicilerimize en hızlı, kapasiteli, yaygın ve kaliteli 4.5G hizmetini sunacağız. Vodafone Türkiye olarak, Dijital Dönüşüm ile büyümeyi ve ülkemizde önce 4.5G ardından 5G teknolojileri ile şekillenecek, fiber ağların evlere, binalara kadar gitmesi ile oluşacak ‘Gigabit Toplumu’nun oluşmasına liderlik etmeyi sürdüreceğiz.” Mobilitenin Geleceği Araştırması sonuçlandı
Deloitte Türkiye Tüketici ve Endüstriyel Ürünler Lideri Özgür Yalta konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Teknolojik ve sosyal eğilimlerin etkisiyle, otomotiv ve ulaşım sektörünün yüzyıllardır süregelen mevcut sistemi bir dönüşümün eşiğinde. Bu değişimin kapsamı ve şiddeti tam olarak öngörülemese de, sektörü etkileyen güçler endüstrinin mevcut yapısını, iş modellerini, rekabet ortamını, sektörde değerin nasıl yaratıldığını ve müşteri değer önerilerini etkileyebilecek potansiyele sahip. Ulaşım teknolojilerinin ilerleyen dönemde yepyeni bir forma bürüneceğini öne süren raporda, geleceğin ulaşım sistemleri için iki farklı öngörü hâkim;
- Sektör içi bakış açısına göre (insider vew) sektörün bugünkü varlıklarında ve temel yapısında önemli bir değişiklik olmayacak ve mevcut sistem lineer olarak gelişecek. Bu anlayışa göre, tıpkı günümüzde olduğu gibi araçlar özel sahiplik anlayışının önemli bir parçası olmaya devam edecek ve insanlar tarafından kontrol edilecek.
- Gelecekteki sistemi daha radikal ve dönüştürücü bir bakış açısıyla tanımlayan diğer anlayışa göre ise (distruptive view) talebe göre erişilebilen sürücüsüz araçlar tamamen farklı bir mobilite deneyimi ile yepyeni bir ekosistem oluşturacak. Google, Uber, Apple gibi şirketlerin katalizör görevi gördüğü bu bakış açısı, kazaların ve trafik yoğunluğunun azalması, enerji talebinin ve ulaşım maliyetlerinin düşmesi, altyapıların kullanımla orantılı olarak ücretlendirilmesi, çok modelli ulaşım ile park alanlarının ortadan kalkması gibi gelişmeleri de beraberinde getirecek.”
- Kademeli değişim: Bu dönemde özel araç sahipliği endüstri standardı olarak sürüyor ve kullanıcıların araç sahibi olmakla gelen güvenlik, esneklik, mahremiyet, rahatlık gibi konulara gösterdiği önem devam ediyor. Sürücüyü destekleyen teknolojiler gelişse de, yakın zamanda tam sürücüsüz araçların varlığından söz etmek mümkün değil. Bu senaryoda otomobil üreticileri araç satışına odaklanan mevcut iş modellerini sürdürmeye ve daha ileri teknolojiye sahip yeni araç serileri geliştirmeye odaklanırken, bayiler de müşteri deneyiminden sorumlu olmaya devam ediyor. Amerika’da bir mil (≈1,60 km) uzunluğundaki bir mesafede, bireysel araçlarla seyahat etmenin ortalama maliyeti mevcut durumda 0.97 dolar civarında (sürücünün zamanı, sigorta, yakıt, finansman maliyetleri ve yıpranma payı gibi maliyetler de dikkate alındığında).
- Paylaşılan yolculuk dünyası: Bu senaryo, araçların paylaşıldığı ulaşım dönemi olarak öne çıkıyor. Bu sistemde, kullanıcılar bir noktadan diğer noktaya giderken araç paylaşımının sağladığı trafik ve park etme derdinden uzak rahatlığa değer veriyor. Araç paylaşımıyla yerel ulaşım ihtiyacının önemli bir kısmının karşılanması ile çok araçlı haneler sahip oldukları araç sayısını azaltıyor ya da tümden bırakıyor. Bu da gelecekte talebin azalmasına yol açıyor. Tam ölçeğe ulaşmış paylaşılan hizmetler modelinde, mil başına maliyet 0.63 dolara düşüyor.
- Sürücüsüz devrim: Bu aşama, sürücüsüz araç teknolojilerinin güvenli, rahat ve ekonomik olduğunun kanıtlandığı; fakat araç sahipliğinin hala önemini koruduğu dönemi temsil ediyor. Bu dönem için teknoloji ve otomotiv firmaları, V2V (araçtan araca) ve V2I (araçtan altyapıya) iletişime yatırım yapıyor. Kullanıcılar güvenlik gibi sebeplerle sürücüsüz özellikleri kullanmayı tercih ederken, halen kendilerine ait taşıtların olmasını önemsiyor. Bununla birlikte, bu senaryo, araçların teknolojik olarak çok daha gelişmiş ve hafif olduğu, günümüzün dört kapılı, sürücünün önde oturarak direksiyonu tuttuğu tasarımdan çok daha farklı deneyimlerin kapısını açıyor. Bireysel sahip olunan sürücüsüz araçların yaygınlaşması durumunda ise mil başına maliyetin 0.46 dolar olması öngörülüyor.
- Sürücüsüz araçlarda erişilebilirlik çağı: Hem sürücüsüz hem de araç paylaşımının öne çıktığı bu dönemde mobilite yönetimi ile ilgili şirketlerin ortaya çıkması ve bu şirketlerin farklı fiyat aralığında çeşitli yolculuk deneyimleri sunmaya odaklanması bekleniyor. Bu sisteme ilk olarak şehir içinde yaşayan kullanıcıların adapte olması, sürücüsüz araç filoları yaygınlaştıkça bu akımın şehir dışına doğru yaygınlaşması muhtemel görünüyor. Paylaşılan, sürücüsüz araçların olduğu gelecekte ise, araçların hafifleşmesi, varlık verimliliğinin yükselmesi ve sürücülerin zamanının daha katma değerli işlere ayrılması gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda bir mil başına kişi başı maliyetin 0.31 dolara düşeceği tahmin ediliyor.
Apple Pay Çin’e Açılıyor
Apple’ın mobil ödeme sistemi Apple Pay, geçtiğimiz yıl kullanıma girdiğinde, mobil ödeme konusunda büyük bir devrim yaratmıştı. Google’ın cüzdan uygulaması yıllardır kullanımda olmasına rağmen yeterli alt yapı ve destek sağlanmadığı için, Android kullanıcılarının farkında bile olmadığı bir servis olarak başarısızlık konusunda tarihi bir örnek olmuştu. Ancak Apple, hizmeti kullanıma açmadan önce ABD’nin en büyük mağaza zincirleri ve bankaları ile anlaşmalar yaparak ve hizmeti doğru şekilde lanse ederek, iPhone kullanıcılarını Apple Pay’ı kullanmaya teşvik etmişti.
Şimdi ise Apple, ödeme sistemi için çok büyük bir adım olacak, Çin pazarına giriş yapıyor. Teknolojik ürünleri kullanmaya çok hevesli ve meraklı olan Çinli kullanıcıları, alışverişlerinde nakit veya kredi kartı kullanmak yerine, iPhone’larını kullanarak ödeme işlemini hızlıca gerçekleştirmeye teşvik edecek olan Apple, bu sayede önemli bir gelir de elde edecek. Çok büyük hacimli Çin pazarında, alışverişlerden alacağı komisyon ile rakiplerine karşı büyük bir nakit akışı avantajı kazanacak olan Apple’ın bu sayede borsada da büyük bir sıçrama yapması bekleniyor.
2016’nın erken döneminde hizmete girecek olan Apple Pay’ı, Çin’in en büyük 15 bankası da destekliyor. Bu da, Çin’deki iPhone sahiplerinin kredi kartlarını Apple Pay’e kolayca tanıtabileceği ve bu bankanın müşterisi olan işyerlerinde iPhone ile ödemeye kolaylık sağlanacağı anlamına geliyor. Üstelik Çin’deki Apple Pay servisinde, Apple Watch desteği de bulunacak. Yani, Çinli tüketici artık kolundaki saat ile süper marketteki alışverişini kolayca ödeyip evininin yolunu tutabilecek.
Bilişim Dünyasına Büyük Tehdit: Fidyeci Yazılımlar
Son dönemde sıkça karşılaşılan tanınmayan kişilerden gelen mailler, büyük bir tehdidin ilk adımı. Güvenli olmayan bu maillerin içindeki ekin açılması, sıklıkla fidyeci yazılımın aktif hale gelmesini sağlıyor. Bilgisayar açıldığında tüm dosyaların şifrelendiğini söyleyen bir mesajla karşı karşıya kalınıyor ve verilerin geri alınabilmesi için yüzlerce dolar ödemek zorunda kalınan özel bir anahtar kullanarak şifreler çözülemezse, sonsuza dek kullanılamaz hale geliyor.
Saldırganlar, 2015’te duyurulan en son Adobe Flash güvenlik açıklarının pek çoğu gibi tercih edilen tarayıcıdaki güvenlik açıklarına saldırmak için sömürü araçlarını da (“exploit kit”) kullanabiliyorlar. Son birkaç ay içinde IBM Acil Durum Müdahale Hizmetleri (ERS) müşterilerin bildirdiği fidyeci yazılım olaylarında bir artış saptadı. Nisan 2014 ile Haziran 2015 arasında sadece CryptoWall adlı tek bir casus değişkenle ilintili olarak FBI’ın İnternet Suçları Şikayet Merkezi’ne (IC3) 992 şikayet yapılmış ve 18 milyon ABD Doları’nın üzerinde zarar bildirilmiştir.
Fidyeci yazılımların geçmişi 1980’lere dayanıyor
Fidyeci yazılımlar yeni değil ve 1980’lerin sonlarından beri varlar. Ancak giderek daha kapsamlı hale geldikleri görülüyor. Bugün fidyeci yazılımların şifreleme yöntemleri, dosyaları neredeyse kurtarılması imkansız hale getiriyor ve bunları artık takibi de imkansız olan, sanal para ile yapılan ödemeleri de kabul ediyor. Ayrıca fidyeci yazılım mağdurları, genellikle uygunsuz web sitelerini ziyaret etmeleri nedeniyle bu durumla karşılaştıklarını söyledikleri için bunlar artık “korkutma yazılımı” (scareware) olarak da biliniyor. Sorunun çözülmesi için bir güvenlik uzmanıyla çalışmaktan utanan mağdurlar, bunun yerine istenen ücreti ödemeyi seçiyor.
Siber saldırıların yıkıcı olan bu türü, artık yalnızca sıradan kullanıcıları ya da BT ekipleri olmayan ve bilerek bu kadar düşük tutulan fidyenin ödenmesinin daha kolay yol olduğuna karar veren küçük-orta ölçekli işletmeleri tehdit eden bir unsur değil. Fidyeci yazılım, yavaş yavaş kurumsal ağlara da sızıyor, işlerde ciddi bir kesintiye yol açıyor ve çalışanlar ya da müşteriler için kredi izleme hizmetlerinin satın alımı, hukuk danışmanlığı ve risk azaltma için harcanan kaynaklarda bir gider kanalı oluşturuyor.
Güvenlik liderleri yenildiklerini kabul ediyorlar
IBM’in en son gerçekleştirdiği Bilişim Güvenliği Üst Düzey Yetkilileri araştırmasına göre, güvenlik liderlerinin yüzde 80’inden fazlası, dış tehditlerin neden olduğu engellerin artışta olduğunu düşünürken bunların yüzde 60’ı ise kuruluşlarının yenildiği konusunda hemfikir. Kişilerin dosyalarının esir alınmasından kazanç sağlama yolu olduğu sürece, fidyeci yazılımlar da olacaktır. Ancak fidyeci yazılımların kuruluştan uzak tutulmasına yönelik atılan proaktif adımlar, en azından bir karşı koyma şansı tanımaktadır.
Bu durumlardan korunmanın en garanti yolu, hazırlığı en iyi savunma olarak kabul etmek. Çünkü kötü niyetli dosyalar saptandığında, kurtarmak için artık çok geç kalınmış demektir.
Korunmak için hazırlık adımları IBM ERS Fidyeci Yazılıma Müdahale Kılavuzu’nda şöyle aktarılıyor:
- Son Kullanıcıların Eğitilmesi: Karşılaşabilecekleri türde tehditler, fidyeci yazılımların tanınması ve yapılması/yapılmaması gerekenler ile ilgili periyodik bir eğitim imkanı sağlanmalı. Bir referans çizgisi oluşturmak ve etkinliğini test etmek amacıyla, dolandırıcılık öncesi ve sonrasında yaşanabileceklerle ilgili bir tatbikat gerçekleştirilmeli.
- Çalıştırılabilir Dosyalar İçeren E-posta Eklerinin Engellenmesi ya da Boşaltılması: Mümkünse e-posta sunucusu EXE, COM ya da SCR uzantısı olan ZIP arşivlerindeki dosyalar dahil, çalıştırılabilir dosyaları boşaltacak şekilde yapılandırılmalı.
- Temp Klasörlerinden Program Yürütmenin Kısıtlanması: Fidyeci yazılımların çoğu, yürütme zincirine devam etmek için bilgi yükünü kullanıcının temp klasörüne kopyalayarak işe başlar. Bunu engellenmesi, en başta oluşacak zararı da engeller.
- Antivirüs, Uç Nokta Koruması ve Yama Yönteminde Güncelliğin Korunması: Uç nokta antivirüs çözümleri, en yaygın saptama mekanizmalarıdır ve şirketlerin bunları güncel tutmaları gerekir. Trusteer Apex gibi ek uç nokta koruma çözümlerinin kullanılması düşünülebilir. Bunlar imzalara değil, davranışlara ve güvenli uygulamalara dayanır. Bunun yanı sıra kuruluşların, özellikle Adobe Flash ve Java gibi yaygın güvenlik sorunları içeren, sık kullanılan programlar söz konusu olduğunda, etkili bir yama yönetimi ilkesi benimsemeleri gerekir. Adobe Flash, fidyeci yazılımlar için iyi belgelenmiş bir etkilenme unsuru olmuştur. Kuruluş, Flash’ı varsayılan olarak devre dışı bırakmayı tercih edebilir.
- Yedek Sistemlerin Düzenli Olarak Test Edilmesi ve Kritik Verilerin Uç Noktanın Dışında Saklanması: Kuruluşun fidyeci yazılımla karşı karşıya kalması durumunda mağdur olmaması için yedek sistemler düzenli olarak test edilmeli ve kurumsal dosyaları geri yüklemek için gerçekten çalışıp çalışmadıklarından emin olunmalı. Çoğu zaman kuruluşlar yedeklerden düzgün bir biçimde geri yükleme yapamadıklarından, istenen fidyeyi ödemek zorunda kalıyorlar. Ayrıca çalışanlara kritik verilerin uç nokta üzerinde saklanılmaması da öğretilmeli. Bunun yerine kritik verilerin, düzenli olarak yedeklenen güvenli yerlerde, ağ üzerinde depolanmaları gerekir.
Voicedocs ile Konuşmalarınızı Yazıya Dökün
Voicedocs, konuştuklarımızı yazıya döken, sesi yazıya çevirme programı olarak karşımıza çıkıyor. Bu program ile parmaklarınız yorulmadan kolayca konuştuklarınızı Windows bilgisayarda yazmaya başlayabilirsiniz.
Dökümanları oluşturmak için klavyede yazmak yerine daha hızlı yol sunanVoicedocs tamamen Türkçe destekli bir uygulama. Voicedocs’u benzer konuşmayı yazıya çevirme uygulamalarından ayıran önemli özellikler bulunuyor; uygulamanın konuşmalarınızı metine çevirdikten sonra bu metinleri bilgisayarda tüm programlara aktarabilmesi ve büyük harfleri ve noktalama işaretlerini yazılara otomatik eklemesi.
Voicedocs Nasıl Kullanılır?
Windows bilgisayarınıza yüklenebilen Voicedocs uygulaması ses algılama aracı olarak Android veya iOS cihazınızı kullanıyor. Bu yüzden telefona da Voicedocs mobil uygulamasını yüklemek gerekiyor. Mobil cihazınızdaki ve bilgisayarınızdaki Voicedocs programlarının birbiriyle iletişim kurabilmeleri için bilgisayardaki programın verdiği eşleştirme kodunu telefonunuza girmeniz gerekiyor. Eşleştirmeden sonra telefona konuştuğunuz kelimeler yazıya dönüştürülerek bilgisayarınızda imlecin bulunduğu pencereye örneğin Microsoft Word’e yazılıyor. İnternet üzerinden çalışan bu uygulama 30 günlük ücretsiz deneme sürümü ile geliyor. Kaynak: ShiftDelete.Net4G, 3G’nin Yerini Alıyor!
4G kullanımının kıtasal olarak Kuzey Amerika‘da çok yaygın olduğunu görsek de ülke bazında 4G‘yi en çok kullanan ülkeler sıralamasındaSingapur, Hong Kong ve Güney Kore başı çekiyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri altyapısal zeminin hazır olması olarak gösterilebilir. Görünen o ki 4G kullanımı artıyor ve görünen o ki dominant bağlantı şekli olma yolunda da hızla ilerliyor.
Kaynak: ShiftDelete.Net Verinin manipüle edilmesi yıkıcı sonuçlar doğuracak
EMC’nin güvenlik birimi RSA’in Başkanı Amit Yoran, 2015 yılında güvenlik sektöründe yaşananları değerlendirdi ve 2016 öngörülerini açıkladı. Amit Yoran’a göre, 2015 yılının en göze çarpan özelliği, güvenlik sağlayıcılarının gelişmiş tehditlere karşı koruma sağladıkları iddialarında bulunmalarına karşın, aslında sağlayamamaları gerçeği oldu. Bir diğer öne çıkan durum ise şirketlerin dijital ortamlarının farklı şekilde izlenmesi ve savunulması gerektiğini fark etmeleri oldu. Buna aynı yöntemleri izleyerek güvenlik programlarını zaten kullanmakta oldukları teknolojiler ve yaklaşımların merkezine yerleştirmeye devam edilmesi kurumları yeni yılda zorlayacak.
Yoran, 2015 yılında, tehditlerin çok çabuk değiştiğini, öyle ki birçok organizasyonun tehditleri algılama ve bunlara yanıt verme hızından daha çabuk değiştiğine tanık olunduğunu ifade etti. Sadece birkaç yıl önce “gelişmiş tehdit” olarak kabul edilen bir tehdit, bugün bir film bileti fiyatına satılan gelişmiş kötü amaçlı yazılımlar ve saldırı setleri sayesinde olağan bir hal aldı. Bu gözlemler ne kadar can sıkıcı görünürse görünsün, en büyük etkiyi yaratacak değişim neredeyse hiç bildirilmemiş ve yanlış anlaşılmış kalmaya devam ediyor.
RSA Başkanı, önleme konusuna odaklanan güvenlik yatırımlarında artık izleme, algılama ve tepki özelliklerini de dengeleyecek bir değişim yaşandığından, bazı alanlarda ilerleme kat edildiğini gördüğünü belirtti. İhlallerin kaçınılmaz olduğunu ve daha hızlı algılamanın ve olay kapsamını daha doğru belirlemenin izlenmesi gereken yol olduğunu söylemenin artık bir klişe halini aldığını belirten Amit Yoran, 2016 yılında sektörün ve kuruluşların hazırlıklı olması gereken, yeni ortaya çıkan eğilimleri şu şekilde sıraladı:
- Stratejik veri manipülasyonu ve bozulması – Organizasyonlar verilerine sadece uygunsuz şekilde erişildiğini değil, sahip oldukları verinin kurcalandığını da fark etmeye başlayacaklar. İnsanlar ve bilgisayar sistemleri için karar verme sürecini veriler yönlendirir. O veriler farkında olmadan manipüle edilirse, söz konusu kararlar yanlış verilere dayanarak verilir. Bileşenlerin karıştırılması, kontrol sistemleri ve üretim süreçlerindeki verilerin yanlış yorumlanması geri dönülmesi zor, yıkıcı sonuçlar doğurabilir.
- Bulutta hizmet sağlayıcılara yönelik saldırılar artacak – Organizasyonlar “Hizmet olarak” modeli konusunda kendilerini giderek daha rahat hissettikçe, en hassas uygulamaları ve bazı verileri de bulutta barındırmaya başlıyor. Birçok şirketten gelen bu değerli verilerin bir araya toplanması, siber suçlular ve siber casuslar için inanılmaz derecede kârlı bir hedef ortaya çıkarıyor. Dış kaynaklı risklere dair daha kapsamlı bir anlayış gerekiyor.
- Hacktivizmin ardındaki motivasyon anlaşılmalı – Siber saldırı araçları ve hizmetleri her geçen gün olağan hal aldıkça, bir organizasyona saldırmanın maliyeti önemli ölçüde düşüyor. Bu da birincil odak noktası finansal kazanç olmayan daha fazla sayıda saldırının yapılabilmesini olanak tanıyor. Anonymous gibi gelişmiş hacktivist topluluklarına, daha deneyimsiz siber adalet savaşçıları katılıyor. Kuruluşlar muhalif görüşlerdeki aktivistlerin amaçlarının finansal kazanç olmadığını fark etmeliler. Güvenlik operasyonları ve risk yöneticilerinin sadece tehdide dair anlayışlarını değil, neyin, neden, nerede ve nasıl hedef alındığına dair anlayışlarını da değiştirmeleri gerekiyor.
- Kırılma Noktasına itilen ICS (EKS – Endüstriyel Kontrol Sistemleri) –Kimyasal, elektrik, su ve taşıma sektörlerindeki operasyonları kontrol eden sistemlere yönelik sızıntılar, son üç yılda 17 kat arttı. IoT ile birlikte bağlı ve otomatik sensörlerin gelişmesi, bu sorunları fazlasıyla kızışıyor. Siber teknolojinin terörizm amaçlı kullanımındaki artış, genel olarak ICS güvenliğindeki zayıflıkla birlikte hacktivistler ve diğer aktörler, bir elektrik şebekesini ya da su arıtma tesisini indirmenin olası etkisi bir araya geldiğinde, 2016 yılında olası bir ICS ihlalini fazlasıyla kaygı verici ve giderek daha olası hale getiriyor.
- Güvenlik Endüstrisinde Durgunluk – Güvenlik endüstrisi risk sermayesi içinde yüzüyor ve bunun sonucunda stratejiler ve teknolojilere yanlış yatırımlar yapılıyor. Kuruluşların güvenlik programları olgunlaşmaya devam ettikçe, gelişmiş tehdit ihlallerine karşı koruma sağlama iddialarının, fanteziden öte bir şeyler olmadığını öğreniyorlar. Organizasyonların gelişmiş tehditlere dair olgunlaşan anlayışlarının, güvenlik yatırımı kararlarını her geçen gün biraz daha etkilediği günümüzde, güvenlik sektöründe durgunluk olmasını bekleyebilirsiniz.
Nato’dan Siber Kalkan Uyarısı
Türkiye’de Siber Güvenliğin Açmazları adlı panelde, Türkiye’de siber güvenlikte yaşanan sorunlar ile birlikte güvenlik ve nükleer enerji politikaları çerçevesinde yürütülen araştırma programlarının sonuçları da tartışıldı. Kadir Has Üniversitesi Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi (MARC) Müdürü Doç. Dr. Salih Bıçakcı, Türkiye’de siber alanı saldırı amaçlı kullanan aktörler ve kabiliyetleri, siber suçlar ve nükleer tesislerde siber güvenliğin boyutu gibi konuların araştırıldığı çalışmanın sonuçlarını paylaştı. Panelin açılış konuşmasını NATO Yeni Güvenlik Tehditleri Bölümü Siber Savunma Direktörü Süleyman Anıl gerçekleştirdi.
“TÜRKİYE SİBER GÜVENLİKTE TEMEL HEDEFLERE ULAŞTI”
NATO Yeni Güvenlik Tehditleri Bölümü Siber Savunma Direktörü Süleyman Anıl, “NATO’dan gelen bilgileri ağlarında kullanan ülkeleri, NATO denetleme yetkisine sahip oluyor ve NATO’nun güvenlik asistanları NATO üyesi ülkeleri ziyaret ederek denetliyor. Türkiye’nin kağıt üzerinde siber güvenlikte temel hedeflerine ulaştığı görülüyor” dedi.
Anıl, “Terör örgütlerinde artış oldu ve siber saldırılarda da artış var fakat şu anda çok zorlayıcı değil. Siber savunmayı hava, deniz, kara savunması gibi gördüğünüzde altını doldurmanız ve kendinizi yetiştirmeniz gerekir. Ülkeler, siber alanı, kara, hava, deniz alanları gibi konumlandırılmalı. Ukrayna’daki gelişmelerden sonra savaş kavramının değiştiği bir kez daha görüldü. Birebir ordu orduya savaşın dışında çeşitli savaşlar görüyoruz. Geleneksel savunma yöntemleri bu konularda etkili olmuyor. Siber savunmada bölgesel ve ulusal partnerlerinizin olması önemlidir. Siber saldırılar dışarıdan gelir, bu yüzden diğer partnerlerle iyi ilişkileriniz olması gerekir” diye konuştu.
“HER ÜLKE KENDİ SİBER KALKANINI OLUŞTURMALI”
NATO’nun saldırı kaynağını biliyorsa askeri karşılık verme imkanı dışında karşılık vermediğinin altını çizen Anıl, ”NATO siber saldırıyı etkisiz hale getirmek üzere çalışır fakat siber saldırıda bulunmaz çünkü bu hukuki değildir. NATO’nun Türkiye ve diğer üye ülkeler üzerinde bir siber kalkanı yok. NATO’nun siber kalkan yeteneği yok. Öncelikle ülkelerin kendi ‘siber kalkan’ yeteneklerinin olması gerekir. NATO, üyesi olan ülkelere resmi başvurularının niteliğine göre siber güvenlik ve siber savunma yardımı yapar “ dedi.
Anıl, “2016 yılında Varşova’da yeni bir NATO zirvesi olacak. 28 ülkenin siber savunmaya daha fazla yatırım yapmaları gerekliliği ve siber alanın kendi başına bir domain olarak kabul edilmesi konuları bu zirvede görüşülecek” diye konuştu.
“TEHDİDİN NİTELİĞİNİ ANLAMAK TUTARLILIĞI ARTIRACAK”
Kadir Has Üniversitesi Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi (MARC) Müdürü Doç. Dr. Salih Bıçakcı panelde yaptığı konuşmada, günden güne gelişen siber dünyanın, insan hayatına kattığı imkanların yanı sıra güvenlik problemlerini de artırdığına dikkat çekti. Bıçakcı, “Bütün reel kavramların başına ‘siber’ ön takısını getirerek ‘siber savaş, siber çeteler, siber tehdit v.b.’ ifadelerle kavram karmaşasını da artırıyoruz” diye konuştu. Bıçakcı, “Siber uzayın gelişen ortamı henüz uluslararası sistem ve hukukun bütünüyle kapsayabildiği bir alan değildir. Halihazırda bütün ülkeler ‘milli’ siber alanlar oluşturmaya çalışılıyor. Gerek ABD’nin kendine yönelen bir saldırı olduğunda interneti kapatma gayretleri, gerekse İran’ın Stuxnet sonrasında kapalı internet oluşturma çabaları sınırların belirlenmesine yönelik doğum sancılarıdır. Aktörlerin belirsizliği ve siber uzayın hızı ulus devletleri internet karşısında aciz bırakıyor. Büyük ve simetrik devlet yapılarının yeni ortaya çıkan bu tehditlere karşı eski organizasyonlarla karşılık vermekte zorlandığı görülüyor. Siber tehditlerle mücadele edebilmek için devletlerin asimetrik ve hızlı tepki veren organizasyonlara ihtiyacı var. Tehdidin niteliğini derinlemesine anlamak, geliştirilecek tedbirlerin tutarlılığını arttıracaktır” dedi.
“SİBER GÜVENLİK MGK’DA DA TARTIŞILDI”
“Türkiye vatandaşlarının yalnızca yüzde 46’sı internet erişimine sahip. Bu da Türkiye’yi dünyada internet kullanımında 97’nci sıraya koyuyor” diyen Bıçakcı, “Türkiye, dünyadaki siber saldırıların üçüncü büyük çıkış noktası olmuştur. Türkiye’nin kabiliyetlerini ve teknik altyapısını sorgulama gerekliliğini ortaya koydu” şeklinde konuştu. NATO’nun bütün üyelerinin siber kabiliyetlerini artırma ve ortak bir düzlemde çalışabilir hale getirme çabalarının, Türkiye’nin de siber güvenlik konusundaki çalışmalarına hız vermesine neden olduğunun altını çizen Bıçakcı, Türkiye’de yetkililer uzunca bir süre siber tehditleri sadece siber suç seviyesinde değerlendirdi. Hatta önemli güvenlik kurumlarına yapılan saldırılar terörle mücadele çerçevesinde ele alındı. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bünyesinde kurulan birimler ve ulusal bilgi güvenliği kapısıyla devlet kurumlarındaki siber güvenlik bilinci arttırılmaya çalışıldı. Nihayet 27 Ekim 2010 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında siber tehditler tartışılarak Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne girdi. 2012’de Ankara Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı da dahil olmak üzere birçok kamu kuruluşuna yaptığı saldırılar ve bu saldırıların medyada yer bulması, Türkiye’de siber tehdit algısının oluşmasını hızlandı. Bunun üzerine 20 Ekim 2012’de toplanan Bakanlar Kurulu, Ulusal Siber Güvenlik Çalışmalarının Yürütülmesi, Yönetilmesi ve Koordinasyonuna İlişkin Kararı onayladı. Bu karar siber güvenlik kurulunun Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı başkanlığınca oluşturulmasını kapsıyor” ifadelerini kullandı.
DÖRT AYRI KATEGORİDE ÇALIŞMA
Son dönemlerde bir yandan İran’a yapılan Stuxnet saldırısının, diğer yandan Rusya’nın Estonya, Gürcistan ve Ukrayna’ya gerçekleştirdiği siber saldırıların ve son olarak Suriye Elektronik Ordusu’nun saldırıları ve IŞİD’in siber ağlara sızma girişimlerinin Türkiye’yi siber dünyaya hazırlıklı olmaya zorladığının altını çizen Bıçakcı, “Bu kapsamda Türkiye’nin ne denli hazır olduğunu sorgulamak için dört kategoride çalışma yapılmasına karar verildi” dedi. Bıçakcı, bu dört kategoriyi şöyle sıraladı:
“‘Siber Güvenlik ve Nükleer Siber Güvenlik Değerlendirmesi’ kategorisinde dünyadaki siber güvenlik modellerinin yaklaşımı ve gelişimi, özellikle de Akkuyu ve Sinop’ta yapılacak nükleer tesislerin siber güvenliğinin nasıl sağlanacağına odaklanıldı. ‘Türkiye’nin Güncel Siber Güvenlik Altyapısının Değerlendirilmesi’ kategorisi kapsamında Türkiye’nin son yıllarda siber güvenliğinin sağlanabilmesi için gerekli olan hukuki ve bürokratik zemin sağlanmaya çalışılıyor. Bu bölüm bunun bütünüyle ortaya koymayı amaçlamıştır. Öte yandan Türkiye’ye de faaliyet gösteren hacker gruplara da ana hatlarıyla bakarak, muhtemel eğilimlerini anlamaya çalışıldı. ‘Siber Suç’ kategorisinde tartışılan temel öge ise şudur: Bütün siber saldırılar siber suç olarak başlar ve kısa bir süre içinde hızla evrilerek hedeflerine ulaşırlar. Projenin bu bölümünde siber suç kavramı ve nasıl anlaşılması gerektiği üzerine odaklanıldı. Siber suç ve siber terörizm arasındaki sınırlar mümkün olduğunca netleştirilirken Türkiye’nin bu konuya yaklaşımı da tartışıldı. Son olarak ‘Siber Savaş’ başlığında ise Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada yükselen siber ordularla nasıl mücadele etmesi gerektiği, bunun için hazırlığın olup olmadığı konuları bu bölümde ele alındı. Günümüzde siber savaşların olup olmadığı hep tartışma konusu oldu. Hibrit tehdit oldukları konusundaki birleşen uzmanlar siber savaş kavramını anlamak ve yarının askeri yapılanmasının nasıl organize olması gerektiğini belirlemeye gayret ederler” dedi. 








