Araştırma şirketi IDG’nin NetApp için gerçekleştirdiği araştırmaya göre bugün işletmelere kurum içi dahili çözümler üzerinden sunulan BT hizmetlerinin %60’tan fazlasında bulut bileşenleri kullanmıyor. Araştırmaya göre bu oranın gelecek üç yıl içerisinde %35 düşmesi ve hibrit bulut altyapısı ile sunulan hizmetlerin üç kattan fazla artış göstermesi bekleniyor.
NetApp’ın yeni NetApp All Flash FAS (AFF) 8000 serisi, veri merkezlerini bulutu kapsayacak şekilde yeniden yapılandıran müşterilerin ilgisini üzerine çekiyor. Bu yeni seri, NetApp tarihinde en hızlı büyüyen ürünlerden biri durumuna geldi. NetApp bu kapsamda iş ortaklarının ve işletmelerin hibrit buluta geçişine yardımcı olmak için yeni bir destek programı hayata geçirdi.
DeepStorage şirketinde LLC Başmühendisi olarak görev yapan sektör analisti Howard Marks konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Her ne kadar flash destekli ürünler uygulamaların performansını artırıyor olsa da birçok işletme, yeni depolama altyapılarına flash desteği getirmenin maliyetli olabileceğini görmezden geliyor. NetApp’ın all-flash AFF serisi işletmelere performans kazandırırken aynı zamanda kendini kanıtlamış Data ONTAP mimarisi ile çalışıyor. Bu sayede işletmeler, olgunlaşmamış teknolojilerinde büyük güncelleme yaparken karşılaştıkları entegrasyon ve eğitim maliyetlerinden kurtulmuş oluyor.” dedi.
NetApp’ın hayata geçirdiği programın sunduğu bazı avantajlar ise şunlar:
• Ücretsiz denetleyici güncellemesi: 31 Aralık 2015’e kadar üç yıllık SupportEdge Premium sözleşmesi2 yapan müşteriler, altyapı yenileme süreci kapsamında yeni bir AFF denetleyiciye ücretsiz sahip olabilecek.
• Fiyat Korumalı Destek Uzatımı: Müşteriler üç yıllık standart garanti sürelerini dört yıl daha uzatabilecek. Müşteriler bu seçeneği satış ya da dilerlerse yenileme süreci içerisinde seçebilecek.
• Yeni AFF Serisi Model: AFF serisinin son ürünü AFF8080 EX 6U modeli, NetApp’ın birinci sınıf tümleşik all-flash serisinin daha küçük form faktörüne sahip bir versiyonudur. %40 daha az alan kaplamasına karşın bu ürün kurumsal sınıf ürünlerinin tüm kapasitesini sunuyor. Şu an satışta olan bu model, SAN iş yüklerine yanıt verebilecek şekilde sadece 15 dakika içerisinde kurulabiliyor. Flash teknolojisinin sunduğu performansın kendi iş yüklerini nasıl etkilediğini görmek isteyen uygun iş ortakları ve müşteriler, risksiz deneme sistemlerini kullanabilecek.
All-Flash Serisi, iş ortaklarının ve müşterilerin hibrit bulut geleceğini güvenceye alıyor
All-flash depolama uygulamaların performansını ve sunucu verimliliğini çarpıcı şekilde artırarak şirketlerin çalışma yöntemlerini değiştiriyor. Kurumsal seviyede yararlar sunan AFF8000 serisi, birinci sınıf performansı ve sektörün en iyi veri yönetimini tek bir çözümde bir araya getirerek all-flash sistemlerini daha geniş kapsamlı kurulumlara hazır hale getiriyor.
AFF serisi, flash performansını ve verimliliğini daha da artıran FlashEssentials yazılım optimizasyonlarını da içeriyor. FlashEssentials, NetApp’ın gelecek vizyonu Data Fabric’in temelini oluşturan Clustered Data ONTAP içerisinde yer alıyor. AFF modelleri, bağımsız sistemlerde ve birleşik altyapılar sunan FlexPod® çözümünde kullanılabiliyor. NetApp veya iş ortakları tarafından sunulan profesyonel hizmetler, all-flash sistemlerinin en iyi şekilde fayda göstereceği iş yüklerini belirlemelerine yardımcı oluyor.
NetApp Ürün ve Çözümler Pazarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Lee Caswell yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Müşteriler hibrit buluta geçiş planları yaparken bulut, veri merkezlerinin konsolidasyonunda yeni bir dalga yaratıyor. Bu müşteriler performans ve verimlilik artışı için “ilk önce flash” düşüncesini benimsese de yeni mimarilerin izole olmuş veri siloları yarattığının da farkında. Flash, disk ve bulut kaynakları genelinde kusursuz veri yönetimi imkanı sunan tek sistem olan NetApp’ın AFF serisi ise bu engeli ortadan kaldırıyor. Kanal ortaklarımız için AFF, kurumsal seviyede faydalar sağlayan buluta geçiş için kolay bir yol ve müşterilerinin taleplerinin ek maliyet yaratmasını önleyen bir yöntem olarak öne çıkıyor.”
NetApp distribütörü Avnet’in NetApp Çözümleri Başkan Yardımcısı ise açıklamasında, “Flash teknolojisinin benimsenmesini deneme aşamasından bir ana akıma dönüştürmeyi amaçlıyoruz. NetApp ve onun, flash teknolojisini FlexPod çözümlerine kusursuz şekilde entegrasyon eden kabiliyeti ile çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu, iş ortaklarımız ve kurumsal müşterilerimize disk ve bulut kaynaklarında kendilerini uzun vadede ek maliyetlerden kurtaracak hizmetler sunmamıza yardımcı olacak.” dedi.
Integrated Archive Systems şirketinin Başkan Yardımcısı John Woodall da açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “NetApp AFF, yetkili satıcıların flash çalışmalarını güçlendirmelerine ve 25 bin dolarlık bağımsız kurulumlardan kurumsal ortamlar için çok daha kompleks kurulumlara kadar bir çok uygulama alanı için hizmetlerini genişletmelerine imkan veriyor. NetApp AFF uygulama entegrasyonunun derinliğini ve en son AFF FlexPod Cisco Validated Design ile Cisco ACI için yeni entegrasyon desteğimizi güçlendiriyoruz.” NetApp, işletmelere destek programını genişletti
Araştırma şirketi IDG’nin NetApp için gerçekleştirdiği araştırmaya göre bugün işletmelere kurum içi dahili çözümler üzerinden sunulan BT hizmetlerinin %60’tan fazlasında bulut bileşenleri kullanmıyor. Araştırmaya göre bu oranın gelecek üç yıl içerisinde %35 düşmesi ve hibrit bulut altyapısı ile sunulan hizmetlerin üç kattan fazla artış göstermesi bekleniyor.
NetApp’ın yeni NetApp All Flash FAS (AFF) 8000 serisi, veri merkezlerini bulutu kapsayacak şekilde yeniden yapılandıran müşterilerin ilgisini üzerine çekiyor. Bu yeni seri, NetApp tarihinde en hızlı büyüyen ürünlerden biri durumuna geldi. NetApp bu kapsamda iş ortaklarının ve işletmelerin hibrit buluta geçişine yardımcı olmak için yeni bir destek programı hayata geçirdi.
DeepStorage şirketinde LLC Başmühendisi olarak görev yapan sektör analisti Howard Marks konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Her ne kadar flash destekli ürünler uygulamaların performansını artırıyor olsa da birçok işletme, yeni depolama altyapılarına flash desteği getirmenin maliyetli olabileceğini görmezden geliyor. NetApp’ın all-flash AFF serisi işletmelere performans kazandırırken aynı zamanda kendini kanıtlamış Data ONTAP mimarisi ile çalışıyor. Bu sayede işletmeler, olgunlaşmamış teknolojilerinde büyük güncelleme yaparken karşılaştıkları entegrasyon ve eğitim maliyetlerinden kurtulmuş oluyor.” dedi.
NetApp’ın hayata geçirdiği programın sunduğu bazı avantajlar ise şunlar:
• Ücretsiz denetleyici güncellemesi: 31 Aralık 2015’e kadar üç yıllık SupportEdge Premium sözleşmesi2 yapan müşteriler, altyapı yenileme süreci kapsamında yeni bir AFF denetleyiciye ücretsiz sahip olabilecek.
• Fiyat Korumalı Destek Uzatımı: Müşteriler üç yıllık standart garanti sürelerini dört yıl daha uzatabilecek. Müşteriler bu seçeneği satış ya da dilerlerse yenileme süreci içerisinde seçebilecek.
• Yeni AFF Serisi Model: AFF serisinin son ürünü AFF8080 EX 6U modeli, NetApp’ın birinci sınıf tümleşik all-flash serisinin daha küçük form faktörüne sahip bir versiyonudur. %40 daha az alan kaplamasına karşın bu ürün kurumsal sınıf ürünlerinin tüm kapasitesini sunuyor. Şu an satışta olan bu model, SAN iş yüklerine yanıt verebilecek şekilde sadece 15 dakika içerisinde kurulabiliyor. Flash teknolojisinin sunduğu performansın kendi iş yüklerini nasıl etkilediğini görmek isteyen uygun iş ortakları ve müşteriler, risksiz deneme sistemlerini kullanabilecek.
All-Flash Serisi, iş ortaklarının ve müşterilerin hibrit bulut geleceğini güvenceye alıyor
All-flash depolama uygulamaların performansını ve sunucu verimliliğini çarpıcı şekilde artırarak şirketlerin çalışma yöntemlerini değiştiriyor. Kurumsal seviyede yararlar sunan AFF8000 serisi, birinci sınıf performansı ve sektörün en iyi veri yönetimini tek bir çözümde bir araya getirerek all-flash sistemlerini daha geniş kapsamlı kurulumlara hazır hale getiriyor.
AFF serisi, flash performansını ve verimliliğini daha da artıran FlashEssentials yazılım optimizasyonlarını da içeriyor. FlashEssentials, NetApp’ın gelecek vizyonu Data Fabric’in temelini oluşturan Clustered Data ONTAP içerisinde yer alıyor. AFF modelleri, bağımsız sistemlerde ve birleşik altyapılar sunan FlexPod® çözümünde kullanılabiliyor. NetApp veya iş ortakları tarafından sunulan profesyonel hizmetler, all-flash sistemlerinin en iyi şekilde fayda göstereceği iş yüklerini belirlemelerine yardımcı oluyor.
NetApp Ürün ve Çözümler Pazarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Lee Caswell yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Müşteriler hibrit buluta geçiş planları yaparken bulut, veri merkezlerinin konsolidasyonunda yeni bir dalga yaratıyor. Bu müşteriler performans ve verimlilik artışı için “ilk önce flash” düşüncesini benimsese de yeni mimarilerin izole olmuş veri siloları yarattığının da farkında. Flash, disk ve bulut kaynakları genelinde kusursuz veri yönetimi imkanı sunan tek sistem olan NetApp’ın AFF serisi ise bu engeli ortadan kaldırıyor. Kanal ortaklarımız için AFF, kurumsal seviyede faydalar sağlayan buluta geçiş için kolay bir yol ve müşterilerinin taleplerinin ek maliyet yaratmasını önleyen bir yöntem olarak öne çıkıyor.”
NetApp distribütörü Avnet’in NetApp Çözümleri Başkan Yardımcısı ise açıklamasında, “Flash teknolojisinin benimsenmesini deneme aşamasından bir ana akıma dönüştürmeyi amaçlıyoruz. NetApp ve onun, flash teknolojisini FlexPod çözümlerine kusursuz şekilde entegrasyon eden kabiliyeti ile çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu, iş ortaklarımız ve kurumsal müşterilerimize disk ve bulut kaynaklarında kendilerini uzun vadede ek maliyetlerden kurtaracak hizmetler sunmamıza yardımcı olacak.” dedi.
Integrated Archive Systems şirketinin Başkan Yardımcısı John Woodall da açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “NetApp AFF, yetkili satıcıların flash çalışmalarını güçlendirmelerine ve 25 bin dolarlık bağımsız kurulumlardan kurumsal ortamlar için çok daha kompleks kurulumlara kadar bir çok uygulama alanı için hizmetlerini genişletmelerine imkan veriyor. NetApp AFF uygulama entegrasyonunun derinliğini ve en son AFF FlexPod Cisco Validated Design ile Cisco ACI için yeni entegrasyon desteğimizi güçlendiriyoruz.” SanDisk satılıyor mu?
SanDisk, hafıza kartları ve depolama ürünleri konusunda piyasadaki en değerli markalardan biri. Türkiye’de de çok aktif olan SanDisk’in hafıza kartları, veri depolama çözümleri büyük ilgi görüyor. Ayrıca, yüksek kalitesiyle de beğeni topladığını söylememe gerek yok.
Ancak firmanın şu sıralar kendini satışa çıkardığını duyuyoruz. SanDisk’ten yapılan resmi bir açıklama olmasa da medyaya sızan bilgilere göre firma satış için Western Digital ve Micron ile görüşmelerini sürdürüyor.
Dell’in EMC’yi 67 milyar dolara satın almasının şokunu henüz atlatamayan teknoloji dünyasında şimdi de SanDisk’in aniden satıldığını duyacak olursak, şaşırmayalım. Ancak yine de bu alışverişte “ani” bir karar ortaya çıkması gerçekten şaşırtıcı olabilir zira SanDisk’in satılması çok da kolay bir iş değil.
Toshiba ile ortak fabrikaya sahip olan SanDisk’in, herhangi bir satış işlemi için öncelikle ortağı Toshiba ile anlaşması gerekiyor. Ayrıca elbette SanDisk’i satın almak isteyen firmanın Toshiba ile arasındaki ilişki de önemli. SanDisk piyasadaki diğer oyunculara göre “dev” bir firma değil ancak Samsung gibi dev bir firma tarafından satın alınması halinde hafıza kartları piyasasındaki dengeler değişebilir veya sabit disk cehenneminden bir türlü çıkamayan ve mobil cihazların depolama ihtiyaçları için adını duyurmayı başaramayan Western Digital’in SanDisk’e sahip olması halinde veri depolama pazarında çok farklı bir tabloyla karşılaşabiliriz. İBB dijital yayıncılığa merhaba dedi
Dünyanın en kozmopolit şehirlerinden İstanbul’da kültürden sanata, ticaretten eğlenceye kadar hayat capcanlı bir ritimle devam ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ise şehrin refahı ve gelişimi için sürdürdüğü çalışmaların yanı sıra halkla daha fazla bütünleşmeye yönelik adımlarıyla da dikkat çekiyor. İBB’nin her ay İstanbul halkı ile ücretsiz olarak buluşturduğu İstanbul Bülteni dergisi, daha fazla İstanbulluya ulaşabilmek için dijital yayıncılığa geçiyor. Böylelikle İstanbullular kendilerini ilgilendiren gelişmeler, duyurular, proje, etkinlik, kültür-sanat haberleri, pek çok yenilik ve sayısız alt başlıkta birbirinden ilgi çekici konunun yer aldığı şehir yaşamı dergisine akıllı telefon ve tabletlerinden de erişebilecekler.
‘İstanbul’ telefon ve tabletlere geliyor…
Renkli ve dopdolu içeriği ile her sayısı İstanbul halkı tarafından yoğun ilgi ile takip edilen İstanbul Bülteni, dijital yayıncılığa geçerken bir dizi teknolojik gelişimi de beraberinde getiriyor. Basılı dergi sayfalarının telefon ve tabletlere taşınması ile birlikte okurlar, interaktif ve zenginleştirilmiş bir versiyon deneyimi yaşayacaklar. Böylelikle İstanbul halkıyla İBB daha fazla yakınlaşırken İstanbul Bülteni de apayrı bir keyfe dönüşecek.
İstanbul Bülteni e-dergisi iPhone, iPad, Android telefon ve tabletler üzerinden ücretsiz olarak indirilebilecek. Bunun için iOS ve Android cihazlara aşağıda yer alan bağlantılara tıklatıldığında ulaşılan İstanbul Bülteni uygulamasının yüklenmesi yeterli olacak. Uygulamanın yüklenmesinin ardından, e-derginin kolaylıkla okunabilir içeriği ve teknolojik tasarımı ile tanışmaya hazır olun.
İstanbul Bülteni kendi alanında uzman isimlerin hazırladığı birbirinden farklı konularla her ay İstanbul halkının telefon ve tabletlerine geliyor.
İstanbul Bülteni Uygulamasını iOS cihazınıza indirmek için buraya tıklayınız.
İstanbul Bülteni Uygulamasını Android cihazınıza indirmek için buraya tıklayınız. Nasıl bir ekibin parçası olarak çalışmak istersiniz?”
“Nasıl bir ekibin parçası olarak çalışmak isterdiniz?” sorusunun sorulduğu anket çalışmasına katılan adayların yüzde 43’ü, iş tanımlarının belli olduğu ve yapacağı işin açık ve net bir şekilde belirtildiği bir ekibin parçası olmak istiyor. Bunu yüzde 35 oy oranıyla ekipteki herkesin her işin sorumluluğunu alabildiği ve farklı alanlarda gelişmeye fırsat veren ekipler takip ederken yüzde 16’lık bir dilim oyunu kreatif odaklı, renkli çalışma ortamına sahip ve esnek çalışma saatleri bulunan ekiplerden yana kullanıyor. Satış odaklı ve net hedeflerin olduğu ekiplerde çalışmak isteyen adayların oranının ise sadece yüzde 6 olduğu gözüküyor.
Anket sonuçlarına baktığımızda, adayların dahil olmak istedikleri ekiplerde aradıkları ilk özelliğin işin tanımlama aşamasındaki anlaşılırlık ve netlik olduğunu görüyoruz. Ekip çalışmalarında iletişimin oldukça önemli olduğunu belirten Secretcv.com Genel Müdürü Okan Tütüncü, “Ekip elemanları arasındaki iletişim ne kadar anlaşılır, açık ve kuvvetli olursa ekip çalışmasındaki uyum da o denli yüksek olacaktır. Bu uyum şirkete zaman tasarrufunu, kaliteyi ve başarıyı beraberinde getirecektir” dedi. Equity İstanbul konferansı başlıyor
Girişim sermayesi fonlarının, bankaların, yatırım danışmanlarının, aracı kuruluşların, hukuk firmalarının ve bağımsız denetçilerin, İSO 1000 listesinde yer alan ve büyümekte olan diğer şirketlerle bir araya geleceği “Equity İstanbul” için geri sayım başladı. Şirketlerin ihtiyaç duyduğu finansmanın teminine ilişkin ilgili tüm tarafların bir araya geldiği ve interaktif bir etkinlik olarak Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan “Equity İstanbul”, 8 Aralık 2015 tarihinde Four Seasons Hotel İstanbul at the Bosphorus’ta gerçekleşecek.
İstanbul TALKS konferanslar serisi Equity İstanbul Konferansı’yla finans dünyasının temsilcilerini ve şirket yöneticilerini bir araya getiriyor. Finans sektöründen ve şirketler dünyasından ulusal ve uluslararası konuşmacıların yer alacağı konferans, girişim sermayesi şirketlerini, bankaları, aracı kuruluşları, yatırım danışmanlarını, hukuk şirketlerini ve bağımsız denetim firmalarını şirketlerle buluşturuyor. Şirket sahipleri ve yöneticileri, gün boyu düzenlenecek oturumlar, paneller, yuvarlak masa toplantıları ve bire bir görüşmelerde birleşme ve satın almalar, stratejik ortaklıklar, özkaynak yatırımları, borçlanma araçları, halka arz ve proje finansmanı ile ilgili olarak ilk elden bilgi edinme ve profesyonellerle tanışma imkanı bulacak.
Daha Hızlı Büyümek ve Marka Değerini Güçlendirmek İsteyen, Yatırımlarına Kaynak Arayan, Refinansman İhtiyacında Olan Şirketler İçin Önemli Bir Platform
Sektörün ve son trendlerin nabzını tutmaya hazırlanan etkinlikte, “Gelişmekte Olan Piyasalarda Sermaye ve Özkaynak Açığı”, “Şirketlerin Büyümesinde Proje Finansmanı”, “Alternatif Finansman Araçları”, “Halka Arz” gibi konu başlıkları, kendi alanının en deneyimli isimleri tarafından gündeme taşınacak. İnteraktif panellerde ve yuvarlak masa toplantılarında ise, yaygın finansman yöntemleri ile alternatif yaklaşımlar sektör temsilcilerince deneyimler çerçevesinde tartışılacak. Finans sektörü profesyonelleri ile şirket temsilcilerinin tanışmasına ve bire bir görüşmeler yapabilmesine imkan veren toplantı odaları gün boyu katılımcıların kullanımına sunulacak.
Türkiye’de finansman dünyasına yönelik bu kadar kapsayıcı bir etkinliğin ilk defa gerçekleştiğini belirten Equity İstanbul Konferans Başkanı Mustafa Baltacı, “Konferans’ta şirket finansmanı ile ilgili temel konulara ve alternatif stratejilere dikkat çekmek istiyoruz. Önümüzdeki 10 yıl içinde toplam finansal varlıklar içerisinde gelişmekte olan piyasaların payının yüzde 30’a çıkmasını bekliyoruz. Bu varlıkların bugün yüzde 30’u borsalarda işlem gören varlıklarda iken 10 yıl sonra bu oranın yüzde 20’ye düşmesi öngörülüyor. Burada equity gap olarak adlandırılan sermaye açığından söz ediyoruz. Bu açığın kapatılması ve finansman eksikliğinin giderilmesi önümüzdeki dönemde finans profesyonellerini ve şirket yöneticilerini meşgul edecek gibi gözüküyor. Ayrıca, gelişmekte olan piyasalarda yaşanması muhtemel daralmaların sermaye açığının şiddetini artırmasını ve şirketler açısından finansman ihtiyacının daha fazla öne çıkaracak olmasını öngörmek yanlış olmayacaktır. Equity İstanbul, hem bu sene hem de gelecek yıllarda söz konusu finansman probleminin çözümünde önemli rol oynayacak bir platform olarak kendisini gösterecektir. Sektörün bilinen etkinliklerinden farklı olarak şirketlerin aktif bir şekilde katılımı, konferansın başarısı ve sürdürülebilirliğinde önemli bir rol oynayacaktır” dedi.
Konferansa; Meyer (Sandy) Frucher, Didem Gordon, Selim Kervancı, Mike Davey, Jean-Patrick Marquet, Nevzat Aydın, Tayfun Bayazıt, Hüsnü Güreli, Özgür Güneri, Erhan Topaç, Murat Kolbaşı, Paul Doany, Burak Dalgın, Semih Şeftali gibi isimler katılacak. Ferrari 5 yıl daha Kaspersky sponsorluğunda yarışacak
Kaspersky Lab Başkanı ve CEO’su Eugene Kaspersky konuyla ilgili şu yorumda bulundu: “Bu, bizim için büyük ve önemli bir gün ve Scuderia Ferrari’yle olan ortaklığımızı uzatmaktan mutluluk duyuyorum. Farklı endüstrilerde çalışmamıza rağmen, ortak değerleri paylaşıyoruz ve her iki şirket de yaptıkları şeyin en iyisini ortaya koymaya gönülden bağlı. Daha fazla heyecan ve zaferi dört gözle bekliyorum!”
İki şirket arasında 2010 yılında başlayan ortaklık, yıldan yıla büyümeye devam etti. Scuderia Ferrari Formula One ekibinin sponsorluğuyla Kaspersky Lab, Ferrari’nin yardımıyla Kaspersky Motorsport‘u geliştirdi. Kaspersky Motorsport, Kaspersky Lab’ın bu alana ilişkin bütün etkinliklerini içeriyor: motor sporları şampiyonluklarına girmek ve yetenekli genç sürücüleri desteklemekten araba güvenliği vizyonunu uygulamaya kadar.
2013 yılından bu yana, eksiksiz son teknoloji ürünü BT güvenlik önlemleri sunmak içinFerrari, Kaspersky Lab’ı seçiyor. Bu teknik işbirliği, iki şirket arasındaki ilişki için yeni bir dönüm noktası oluşturuyor. İkonik Maranello fabrika kompleksinden damalı bayrağına kadar Ferrari’nin BT sistemleri, Kaspersky Lab’ın Ferrari için özel olarak üretilen güvenlik çözümleriyle korunuyor.
Sponsorluğun yenilenmesi konusunda yorum yapan Kaspersky Lab Avrupa Yönetim Müdürü Alexander Moiseev şunları söyledi: “Farklı endüstrilerde çalışmamıza rağmen, Scuderia Ferrari ile pek çok ortak noktamızın olduğunu görmek zor değil. Her iki şirket de teknoloji liderliğine ve yeniliğe öncelik veriyor ve işleri konusunda çok tutkulu. Kaspersky Lab bünyesinde bizler, kendini geliştirmekten asla vazgeçmeyen, ilham verici bir iş ortağımız olduğu için büyük gurur duyuyoruz.”
Sponsorluk hakkında
Kaspersky Lab, Scuderia Ferrari ile ilk olarak 2010 yılında iş ortaklığı yaptı ve bu ortaklık giderek büyümeye devam etti. 2012 Formula One sezonundan beri, Kaspersky Lab logosu araçların burun konileri ve yan tarafları ile sürücülerinin tulumları, kaskları ve ekip üniformalarında yer alıyor. Kaspersky Lab’ın Ferrari ile ortaklığı hakkında daha fazla bilgi için:www.kasperskymotorsport.Yerli yazılım Panorama, Dubai Gitex Teknoloji Fuarı’nda
23 yıldır yazılım sektöründe, ürettiği yüzde100 yerli yazılımlarla birçok firmaya hizmet veren Univera, son zamanlarda gerçekleştirdiği yurtdışı projeleri ile de adından söz ettiriyor. Özellikle mobil satış dağıtım konusundaki çözümü EnRoute Panorama ile Türkiye’de 100’lerce büyük firma için proje üreten Univera, son yıllarda CIS ve MEA bölgelerinde de yurt dışı projelerine imza atıyor. Panorama, uyarlanabilir yapısı, ek modülleri ve çoklu dil seçeneği ile farklı birçok sektöre ve yurt dışında hizmet veren firmalara çözüm sağlıyor.
Univera, hedeflediği yabancı pazarlar için şu anda 4 farklı çözüm ortağı ile çalışıyor. Yurt dışı iş ortağı ekosistemini her geçen gün genişleten Univera, katıldığı yurtdışı fuar ve iş gezileri ile de bunu destekliyor. Son zamanlarda yurt dışı fuar ve etkinliklerinde sıkça yer alan Univera, Ekim Ayında İran ve Dubai’de gerçekleşen 2 farklı fuara katılacak. Özellikle dünya çapında bilinen ve büyük ilgi gören Gitex Teknoloji haftası’nda Microsoft ile birlikte yer alacak olan Univera, EnRoute Panorama ile satış kanallarının yönetiminde nasıl fayda sağlayacaklarını ziyaretçilerle paylaşacak.
Univera Yurtdışı Satış Müdürü Yalçın Yıldırım, Gitex Teknoloji Haftası ile ilgili olarak; “Geçen sene de katıldığımız fuar, yeni iş ortakları ve yeni müşterilerle tanışmak için fırsatlarla dolu bir ortam. Fuarda hem kendimizi anlatma, hem de kurum kültürümüze en yakın iş ortaklığı yapabileceğimiz firma adaylarını bulma şansı yakalıyoruz.” diyerek fuarın verimliliğini vurgularken, “Türkiye’de mobil satış dağıtım konusunda lider firmayız. Çözümlerimizle müşterilerimize sağladığımız fayda kadar, istihdam ve ihracat anlamında da çevremize ve ülkemize fayda sağlıyoruz. Yurt dışı girişimlerimizin artmasıyla gerçekleştireceğimiz başarılı projelerin hem Univera’ya hem de ülkemize katkı sağlayacağını düşünüyoruz.” diyerek de yurt dışı faaliyetlerin çok yönlü fayda sağlayacağını belirtti. Türkiye’nin Truecaller ile imtihanı
Türkiye’de 2 milyon, dünya çapında 150 milyon kullanıcı tarafından desteklenen Truecaller uygulaması, daha telefon çalarken arayanın kim olduğunu gösteriyor. Kullanıcının rehberinde olmasa bile arayan numaranın kim olduğunu bilmek özellikle kadın kullanıcıların beğenisini kazandı. Gelen çağrıyı daha açmadan kime ait olduğunu bilmek ve kullanıcı topluluğu tarafından numaranın istenmeyen numara olarak işaretlenip işaretlenmediğini görmek, kadınların birçok sözlü taciz ve rahatsız edilme vakasından kurtulmasını sağlıyor.
Truecaller arayan numaranın kim olduğunu ve istenmeyen numara olarak işaretlenmiş olup olmadığı haricinde, numaranın hangi operatöre ait olduğunu ve hangi şehirden arandığını da gösterebiliyor. Daha da önemlisi, numaranın neden engellenmiş olduğunu da daha kullanıcı telefonunu açmadan saniyeler içinde gösterebiliyor. Bu sayede kullanıcılar, arayan numaranın gerçekten kendilerinin de istemediği bir numara olup olmadığını görebiliyorlar.
Numara değiştirmek işe yaramıyor
İstenmeyen kişi telefon numarasını değiştirse bile Truecaller bunu saptayıp gerekli düzenlemeyi yapabiliyor. Çünkü Truecaller, GSM operatörlerinin, beyaz ve sarı sayfaların yayınladığı telefon rehberlerini de bünyesinde barındırıyor. Böylece değişen numara kullanıcıların rehberlerinde olmasa bile yine de Truecaller veritabanına eklenmiş oluyor. Benzer bir sorun ile karşılaşan kullanıcılardan Başak Öncül, “Konuşmak istemediğim biri tarafından sürekli arandığım için Truecaller üzerinden engellemiştim. Ancak birkaç gün sonra bilmediğim başka bir telefon numarasından arama geldi. Truecaller numaranın engellediğim kişiye ait olduğunu gösterdiğinde çok şaşırdım. Neyse ki telefonu açmak zorunda kalmadan yeni numarayı de engelledim” diyor.
Tek dokunuşla sonsuza kadar engelleme
Kullanıcılar isterlerse bir numarayı daha açmadan tek dokunuşla kendi spam listelerine alıyorlar ve o numaradan bir daha çağrı almıyorlar. Böylece numara sahibi, kullanıcı istemediği takdirde asla kendisine ulaşamıyor. Özellikle tanımadıkları erkekler veya ısrarcı eski sevgililer tarafından rahatsız edilen kadınlar, Truecaller’ın anında engelleme özelliğini çok seviyorlar. Truecaller kullanıcılarından Elif Gökçen, “Cep telefonlarında ya numara engelleme özelliği yok ya da oldukça karmaşık şekilde sunuluyor. Bu yüzden istemediğim bir numarayı rehberime kaydedip yanına da not düşmek zorunda kalıyordum ki arama geldiğinde açmayayım. Truecaller kullanmaya başlayınca doğrudan ekranda engelleme tuşuna bastığımda bir daha o numarayı görmek zorunda kalmıyorum” diyor.
Kısa mesajlar da kontrol altında
Truecaller ile birlikte çalışan Truemessenger uygulaması ise, tüm bu işlevleri kısa mesaj özelinde yapıyor. İstenmeyen kısa mesajlar otomatik olarak yaratılan bir spam klasöründe depolanıyor ve kullanıcı yalnızca özellikle isterse bu mesajları görüyor. Kullanıcı ayrıca kendisi de kısa mesajları spam olarak işaretleyip, hem kendisinin bir daha aynı numaradan gelecek istenmeyen kısa mesajlara maruz kalmasını önlüyor hem de diğer Truemessenger kullanıcılarını bu numaraya karşı uyarmış oluyor. LINE, güvenlik için letter sealing özelliğini duyurdu
LINE’ın uçtan uca kriptolama (End-to-end Encryption, E2EE) özelliği olan Letter Sealing sayesinde sohbet eden kişilerin mesajları şifreleniyor ve şifrelerini açan anahtar bir ana bilgisayar (server) yerine, sohbet eden kişilerin cihazlarında bulunuyor. Böylece sohbet eden kişiler dışında kimse şifreli mesajların içeriğini okuyamıyor. Dünyada bu güvenlik özelliğini hem bilgisayarlarda (PC ve Mac) hem de Android ve iPhone cihazların tümünde uygulayan tek mesajlaşma uygulaması LINE oldu.
İlk olarak bire bir görüşmelerde ve Konum Paylaşma özelliğinde etkin olan Letter Sealing’in önümüzdeki dönemde daha fazla özelliği ve cihazı kapsaması planlanıyor. Tamamen şifreleme için görüşme yapan iki tarafın da cihazlarında Letter Sealing özelliğini aktif hale getirmesi gerekiyor. Android kullanıcılarının cihazlarında otomatik olarak aktif olan özellik, bilgisayar ve Chrome eklentilerinde oturum açıldığında da otomatik olarak aktif oluyor. iOS kullanıcılarının hizmeti etkin hale getirmek için LINE’ın Ayarlar menüsünün altındaki Sohbet ayarları sekmesinde yer alan Letter Sealing seçeneğini kullanması gerekiyor.
LINE’ın halihazırda güçlü güvenlik sunan çeşitli özellik ve programlarının en yenisi Letter Sealing oldu. Dünyada iç denetim yönetimi alanında üç uluslararası sertifikaya (SOC2, SOC3 ve SysTrust) sahip olan ilk mobil mesajlaşma uygulaması LINE, yakın zamanda güvenlik açığı bulan kullanıcılarını ödüllendirdiği LINE Bug Bounty Programını duyurmuştu. LINE’ın kullanıcılarının mahremiyetini korumak üzere sunduğu özellikler arasında belirlenen sürede mesajların kendisini sildiği “Saklı Sohbet” ve uygulama açılışını kısıtlayan “Şifre Kilidi” özellikleri de bulunuyor.
Dell, EMC’ye 67 milyar dolar ödeyecek!
Dell, ABD’nin en önemli donanım üreticilerinden biri olarak hem kişisel hem de kurumsal pazara çok sayıda ürün sağlıyor. EMC ise VMWare gibi ünlü yazılımının yanında, kurumsal pazar için çok büyük önem taşıyan veri depolama çözümleri sunan dev bir şirket. Tüm dünyada geniş bir müşteri portföyü olan EMC, dijital dünyadaki gelişmelerin de yardımıyla, gittikçe daha önemli, daha stratejik bir şirket konumuna yükseldi.
Dell’den dün sızan haberde, Dell’in EMC’yi 50 milyar dolar ödeyerek satın alacağı söyleniyordu. Ancak haberdeki bir detay ilginçti. EMC, satın alma gerçekleşene kadar küçük bir ceza ödeyerek bu anlaşmadan vazgeçip, daha yüksek fiyat teklif eden bir firmanın teklifini kabul edebilecekti. Dün de yazdığım gibi, EMC çok net bir şekilde bir “açık artırma” başlatıyordu. Dell’in önünü kesmek isteyecek rakiplerinin daha büyük bir teklifle ortaya çıkıp EMC’yi almaya çalışması mümkün olacaktı.
Dell şimdi bu olasılığı ortadan kaldırmak istemişçesine, satış fiyatını bir günde 17 milyar dolar yükselterek, 67 milyar dolara çıkardı ve görünen o ki, EMC’nin nihai sahibi oldu.
Peki EMC, Dell için neden bu kadar önemli?
Dell’in dünyanın her yerinde kurumsal müşterilerine dev kapasiteli sunucular, veri merkezleri, kurumsal donanımlar sattığını düşünecek olursanız, bütün kurumların artık internet üzerinde faaliyet gösterdiğini ve “büyük veri” denilen kabusla yüzleştiğini de görebilirsiniz. İşte bu kabusu yönetmek için EMC’nin çözümleri gerekiyor. Üstelik VMWare isimli yazılım da yine kurumlar ve sunucu donanımları için çok önemli bir araç.
Kısacası, EMC yeni dijital çağda çok stratejik ürünlere ve çözümlere sahip çok değerli bir şirkete dönüştü ve Dell de bunun farkında olarak, dünya tarihindeki en büyük teknoloji satın alma operasyonuna imza attı. Hatta sadece teknoloji pazarında değil, tüm pazarlardaki en büyük ikinci satın alma operasyonu olduğunu da hatırlatalım. Dünyadaki en büyük satın almanın Shell’in BG’yi 70 milyar dolara satın alması olduğunu düşünecek olursanız, 67 milyar dolarlık EMC satın alması, ikinci sıraya yerleşiyor.
Üstelik bu ikincilik bence çok önemli bir anlam taşıyor. Düne kadar dünyanın yakıtı, petrol ekonomisi dünyanın en büyük paralarının döndüğü pazarken, artık teknoloji dünyasının dünyanın “yakıtı” olduğu da tescilleniyor. Yani dünya teknoloji üzerinde dönüyor. Dünya internet üzerinde dönüyor. Eskiden bir ürünü üreticiden, tüketiciye ulaştırmak için kamyonlara benzin yüklemek gerekiyorken, artık bir ürünü üreticisinden tüketicisine ulaştırmak için internet gerekiyor, dijital alt yapı, veri merkezleri, sunucular gerekiyor. Kısacası, dijital teknoloji pazarı artık reel ürünlerin pazarı kadar büyük ve dünya için vazgeçilmez hale gelmiş durumda. İnsanlar, aç kalmamak ve yaşamlarını sürdürmek için marketten ekmek, domates, patates almak zorunda oldukları gibi, iletişim ihtiyaçlarını gidermek, işlerini sürdürmek, şirketlerini ayakta tutmak için de dijital uygulamalar satın almak/kullanmak durumundalar ve bu uygulamalar/yazılımlar, dünyayı ayakta tutan yeni yakıt olarak, 67 milyar dolarlık şirket evliliklerini mümkün kılıyor.
Bu 67 milyar doların başlangıç olduğunu ve yakında çok daha büyük miktarların telaffuz edildiği satın almaların da karşımıza çıkacağını tahmin ediyorum. E-ticaret yazılımında Ticimax dönemi

Microsoft, Windows 10’da Yandex’i tercih etti
Microsoft ve Yandex, Türkiye, Rusya, Belarus, Kazakistan, Ukrayna ve bölgedeki daha bir çok ülkede insanların Windows 10 ile daha özel bir kullanıcı deneyimi yaşayabilmeleri için stratejik bir iş birliğine gittiklerini duyurdu. Windows 10 işletim sistemli cihazlarda yer alan Microsoft Edge ve Internet Explorer (IE) tarayıcılarında Yandex varsayılan açılış sayfası ve arama motoru olarak sunulacak.
İki şirket arasında yapılan anlaşma ile Microsoft, Windows 10 işletim sistemli cihazlarda Yandex arama motoru ile kullanıcılara yerel bir arama deneyimi sunacak. Windows 10, orijinal Windows 7 ve Windows 8 kullananlar için ilk yıl ücretsiz olarak sunuluyor.
Anlaşmanın geçerli olduğu ülkelerde kullanıcılar Windows 10’un sunduğu avantajları özel bir Yandex tanıtım sayfası üzerinden görebilecek, bu sayfa üzerinden Windows 10’u resmi olarak indirip, kullanabilecekler. Hazırlanan özel Yandex sayfasında ayrıca Windows 10 ile yapılabilecekler de detaylıca görülebilecek.
“Dünyanın dört bir yanındaki kullanıcılarımızın seveceği bir Windows 10 deneyimi sunmaya kendimizi adadık. Bunun için izlediğimiz yollardan biri ise kullanıcılarımıza yerel anlamda uygun deneyimler sunmak.” diyen Microsoft Windows ve Cihazlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Terry Myerson, “Microsoft ve Yandex’in uzun süredir devam eden başarılı bir ortaklığı var. Windows Phone’a belli ülkelerde Yandex arama motoru entegre edilmiş durumda. Bu bölgelerde Windows 10 ekosistemiyle birlikte kullanıcılarımıza Yandex arama deneyimini sunmayı dört gözle bekliyoruz.” şeklinde konuştu.
Yandex CEO’su Arkady Volozh ise: “Windows 10 başarısını çoktan kanıtladı ve büyüme potansiyeli olduğunu da net biçimde gösterdi. Microsoft’un yerel pazarlarda güçlü oyuncularla iş birliği yapmaya hazır olmasının etkisi de burada önemli bir rol oynuyor. Bu yeni anlaşma, Microsoft ile geçmişe dayanan iş birliğimizin gelişim sürecinde beklenen bir adım ve ürünlerimizin yüksek kalitesini de doğular nitelikte.” dedi. Bankacılık probleminden kurtuluş yok

Giyilebilir teknoloji gözden düşüyor mu?
Öncelikle yiğidin hakkını vermek gerek. Saat takmayı, “bunun tek bir fonksiyonu var, saati göstermek dışında bir işe yaramıyor diye” reddeden genç nesil, artık bileğinden saati, akıllı bilekliğini çıkarmaz oldu. Kimileri yaşamını onlarla organize ederken kimileri de sağlığını bu cihazlarla korumaya çalışıyor; kimiyse modern bir aksesuar olarak kullanıyor.
İşte bu ilgi, özellikle 2014 yılında bu alandaki şirketlere yapılan girişim sermayesi yatırımlarının da tavan yapmasına yol açmıştı. CBInsights‘ın verilerine göre 2014’te giyilebilir teknoloji şirketlerine yapılan yatırım 1 milyar dolar sınırına dayanmıştı. Bu sayı 2010’da sadece 29 milyon dolarken 2011’de 333 milyona fırlamış, 2012’de küçük bir gerilemeyle 294 milyona inmiş, 2013’te yeniden çıkışa geçerek 363 milyona yükselmiş ve 2014’te 979 milyon dolara fırlamıştı.
Ancak bu ilgi 2015’te sönmüş görünüyor. Yılın ilk 9 ayında bu alanda yapılan yatırım 207 milyon dolarla son dört yılın en düşük seviyesinde kalmış durumda. Kalan 2,5 ayda bir sürpriz yaşanır mı bilemeyiz ama gidişat sektör için pek iç açıcı görünmüyor.
Ya anlaşma sayıları?
Yatırım tutarındaki düşüşe rağmen çok da kötümser bir tablo çizmemek gerek, zira yatırımcıların bu alandaki şirketlerle yaptıkları anlaşma sayılarında kayda değer bir düşüş görünmüyor. 2012’de 21 önemli yatırım gerçekleşirken, 2013’te bu sayı 48’e yükselmiş. Toplam yatırım tutarı anlamında zirve yapan 2014’te ise 63 anlaşma yapıldığı görülüyor. 2015’in ilk üç çeyreğinde ise bir miktar gerileme olmakla birlikte imzalanan 40 adet sözleşme, yatırım miktarı değil ama ilgi anlamında ciddi bir gerileme olmadığını gösteriyor.
En fazla girişim sermayesi yatırımı alanlar
Apple ve Google’ı girişim sermayesi almaya çok da ihtiyaçları olmadığını düşünerek bir kenara bırakırsak en fazla ilginin bu alandaki önemli oyunculardan biri olan Jawbone’a yapıldığı görülüyor. Akıllı bilekliğini salt bir sağlık izleme aracından çıkarıp ödeme cihazı haline de getiren şirket bugüne kadar 613.8 milyon dolar yatırım almayı başarmış. Bu yatırımlardan sonuncusunun tarihi 16 Nisan 2015.
Jawbone’un ardından en fazla yatırım alan ikinci şirket ise Magic Leap. Artırılmış gerçeklik teknolojisiyle görsel dünyamıza yeni ufuklar açan şirket, giyilebilir teknolojinin 2014’te zirve yapmasında da başrolü oynamıştı. Bugüne kadar 592 milyon dolar yatırım alan Magic Leap, 2014’te Google’ın öncülüğünü yaptığı bir konsorsiyum tarafından 542 milyon dolar yatırım almıştı.
Üçüncü sırada ise, akıllı bileklik dışında yatağınıza takarak uykunuzu gözlemleyen Beddit ve odanızın aydınlatmasını kimi zaman deniz kenarında kimi zaman bir ormandaymışcasına değiştirmenizi sağlayan kablosuz akıllı ampül Bolt gibi ürünleri bulunan Misfit bulunuyor. Son yatırımını Aralık 2014’te alan şirket ilginç ürünlerine karşına toplamda yaklaşık 64 milyon dolarlık yatırımda kalmış.
CBInsights verilerine göre en fazla yatırım alan diğer giyilebilir teknoloji şirketleri MC10, Razer, Polyera, BodyMedia, Ineda Systems, Ledong Information Technology, Avegant ve mCube olarak sıralanıyor.
Sektörü seven yatırımcılar kimler?
Burada iki grup var. İlgili şirket belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra yatırım yapanlar ve bu şirketler henüz emekleme dönemindeyken yatırım yapanlar. Tabloya bakıldığında hemen hemen aynı isimlerle karşılaşılsa da her iki listenin başındaki yatırımcı aynı: Intel Capital. Ancak şirketi sadece bu alana odaklanmış gibi düşünmek doğru değil. 12 Ekim 2015 itibariyle şirketin güncel yatırım portföyünde tüm dünyadan teknoloji odaklı 300’ün üzerinde şirket var. 2012 ortasında Türkiye ofisini de açan şirketin ülkemizdeki ilk yatırımları ise 2011’de Nokta ve Grupanya olmuştu.
Giyilebilir teknoloji alanına en fazla yatırım yapan ikinci şirket ise Andreessen Horowitz. Girişim dünyasının yakından tanıdığı Silikon Vadisi merkezli şirket 4.2 milyar dolarlık bir büyüklüğü yönetiyor.
Üç numarada ise Rock Health bulunuyor. Sağlık teknolojilerine odaklanan şirketin, pek çok ürünü insan sağlığıyla ilgili olan giyilebilir teknolojide bu sırada olması şaşırtıcı değil. İlk 10’daki diğer yatırımcılar ise şöyle sıralanıyor: True Ventures, Khosla Ventures, Qualcomm Ventures, Kleiner Perkins Caufield & Byers, DCM Ventures, First Round Capital ve Felicis Ventures. Yine Bessemer Venture Partners, The Social+Capital Partnership ve CrunchFund ve Formation 8 bu alanda öne çıkan diğer yatırımcılar olarak adlarından söz ettiriyor.
İyimser olmak lazım
Eldeki yatırım miktarını gösteren veriler ilk başta biraz iç karartıcı gibi gelebilir. Ancak giyilebilir teknolojilerin henüz yolun başlarında olan bir alan olduğunu unutmamak gerekiyor. Diğer yandan sektörün, deri altına yerleştirilen sensör ve cihazlarla boyu bir anda uzayan çocuklar gibi yükselmesi bu yazının yazarının beklentileri arasında. Peki bu alanda girişimler olmalı mı? Her sektörde olduğu gibi eğer yenilikçiyseniz, evet… Facebook ve Eutelsat, ortak uydu fırlatacak
Eutelsat Communications ve Facebook daha fazla Afrikalı’nın internete erişimini sağlamak için uydu teknolojilerinden yararlanacak yeni bir girişimde ortaklık başlatıyor. Spacecom ile bir anlaşma yapan iki şirket, ileride gönderilecek özel uydunun tüm geniş bant kapasitesinden yararlanacak ve uydu kapasitesi, Ana yer istasyonları ağı ve kullanıcı terminallerden oluşan özel bir sistem kuracak. Sahraaltı Afrika bölgesinde geniş alanlara ulaşmayı hedefleyen Eutelsat ve Facebook, internet’in ekonomik ve sosyal avantajlarından mahrum kalan çok sayıda kullanıcının veri bağlantısını hızlandırmak için gereken donanıma sahip olacak.
En gelişmiş uydu teknolojilerini kullanan Eutelsat ve Facebook, sabit ve mobil yeryüzü şebekelerinin menzili dışında kalan çok sayıda Afrikalı kullanıcının çözülemeyen bağlantı taleplerini karşılamak için tasarlanmış uydu üzerinden internet hizmetleri sunacak. Uydu ağları düşük-orta yoğunlukta nüfus barındıran bölgelerdeki insanları ekonomik bir şekilde birbirine bağlamak için son derece uygun.
Eutelsat, Afrika bölgesinde Facebook ile ortaklaşa gerçekleştireceği uydudan internet hizmetini yaklaşık 5 yıldır Avrupa ve aynı anda Türkiye’de de sağlıyor. Türkiye’de distrübütörleri aracılığı ile sunduğu internet hizmetini, genişbant teknolojisi markası tooway™çatısı altında gerçekleştiriyor. Fiber kablo teknolojilerinin ulaşamadığı ve GSM şebekelerinin zayıf olduğu zorlu coğrafyalarda bile kaliteli bir internet hizmeti sunan tooway™ , 22 Mbps’ye kadar olan indirme ve 6 Mbps’ye kadar olan yükleme hızlarıyla Avrupa’daki en hızlı geniş bantlı uydu internet erişimini sağlıyor. Mobil erişimin nimetlerinden faydalanmak
Bu sayede bir taraftan kullanım kolaylığı olumlu yönde etkilenirken diğer taraftan daha iyi kullanıcı deneyimi elde edilebiliyor. Mobil erişim kontrol sistemleri, bina girişlerinde güvenli kimlik yönetimi sürecini basitleştirirken çok katmanlı fiziksel erişim kontrol (PACS) sistemleri ile IT güvenliğinin bütünleşik sistemlerde birleştirebilen çözümlerin de yolunu açıyor.
Uzak mesafeden kapıların güvenli ve kolay bir şekilde açılmasını sağlayan mimik teknolojisinin geliştirilmesi; akıllı saat, kol bantları ve diğer giyilebilir teknolojiler gibi yeni mobil kimlik bilgisi form faktörleri ve mobil erişim güvenliği ve kolaylığını daha da artıran biyometrik kimlik doğrulama teknolojisi, heyecan veren diğer gelişmeler arasında yer alıyor.
Günümüzün mobil erişim teknolojileriyle, akıllı cihazlar birden fazla binaya, BT sistemlerine ve NFC ve Bluetooth özellikli diğer uygulamalara giriş için evrensel kimlik bilgisi olarak kullanılabiliyor. Bu cihazlar, kullanıcılara araç içerisinde giriş kapılarını rahatlıkla açmasını ve güvenli kimlik bilgisinin gösterilmesini gerektiren diğer işlemleri kolaylıkla yapmasını sağlıyor.
Bugünkü çözümler, popülerliği giderek artan BYOD (kendi cihazını getir) hareketlilik ortamında kurumların Bluetooth Smart ve NFC özellikli akıllı telefonları ve diğer akıllı cihazları, metal anahtarlar ve akıllı kartların alternatifi olarak kullanmasına imkân tanıyor. Bazı kurumlar, kullanıcıların belirli bir mesafeden kapıyı açabilmesi için mimik teknolojisindeki yeni ilerlemelerden de faydalanıyor.
Şimdiye kadar fiziksel erişim kontrolü amacıyla, kullanıcının kimliğini doğruladıktan sonra kapının açılması için yakın mesafe “dokunma” işlemleri (RFID kartının doğrudan okuyucu üzerine tutulması) kullanıldı. Mantıksal erişim kontrolünde ise, aynı dokunarak kimlik doğrulama modeli kullanıldı ancak bu model kullanıcı dizüstü bilgisayardan belirli bir mesafe uzaklaştıktan sonra bilgisayarın otomatik olarak kapanması gibi arzu edilen özellikleri sağlamıyor. Birbirini tipik olarak kapsayan iki kavram olan güvenlik ve kullanım kolaylığını artıran yeni model sayesinde, işlemler uzak mesafeden gerçekleştirilebiliyor.
Dokunmalı işlemlerde en yaygın RFID kart teknolojilerinde okuma mesafesi yaklaşık bir ila üç santimetre arasında değişiyor. Bluetooth sayesinde işlem mesafesini uzatarak sistemlerin bir kaç santimetre ile birkaç metre arasında işlemleri yönetebilmesi sağlanıyor, bu da mobil cihazlarla uzak mesafe kimlik doğrulaması için bu modeli ideal kılıyor.
Bluetooth Smart’ın yeni ve özel niteliği, bu okuma mesafesini yapılandırarak kullanıcının kapıyı açmak için telefonun bir okuyucuya yaklaştırılıp yaklaştırılmayacağını veya uzak mesafeden aktivasyon özelliğinin kullanılıp kullanılmayacağını belirlemesine imkân tanıyor. Bu Bluetooth bağlantısı mimik teknolojisiyle birleştiğinde, kullanıcılar mobil-etkin okuyucuya yaklaştıklarında akıllı telefonlarını çevirerek uzak mesafelerden kapıyı açabiliyor.
Mobil erişimin faydaları, sadede ürün ekosistemine yeni cihazlar eklendikçe artacak. Örneğin, ekosisteme giyilebilir teknolojilerin eklenmesi sonucunda kullanıcılar kimlik bilgilerini taşıdıkları akıllı kol bantları dışında başka hiçbir şeyi almaya gerek duymadan evden çıkma özgürlüğüne sahip olabilecek.
Ayrıca, giyilebilir teknolojiler erişim kontrolü için akıllı telefonlara ve diğer mobil cihazlara entegre edildikçe, biyometrik kimlik doğrulama modellerinde çok daha fazla bir momentum kazanıldığını göreceğiz. Hali hazırda ödeme uygulamaları için mobil biyometrik çözümlerin yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandığını görüyoruz.
Herhangi birinin iddia ettiği kişi olup olmadığının daha kolay anlaşılmasını sağlayarak uzun zamandır ulaşılmaya çalışılan PIN ve şifreleri ortadan kaldırma amacını gerçekleştirmek için ileriye dönük önemli bir adım atılmasına imkân sağlamış olan en güncel çözümler, teknolojiye daha az ancak kullanıcı deneyimine daha fazla odaklanıyor. Bu modelin koruduğu işlemlerin değeriyle birlikte popülerliği arttıkça, çok daha iyi çözümlerin sunulması yönünde yeni baskılar ortaya çıkacak.
Bu noktada biyometrik teknolojilerde elde edilen ilerlemelerle birlikte mahremiyet, şifreleme, kurcalamaya karşı koruma (tamper protection) ve aldatmaya karşı koruma (anti-spoofing) özelliklerindeki iyileştirmeler yardımcı olacak. Çoklu faktör kimlik doğrulaması için bir kişinin parmak izi sensörlü anahtarlık gibi bir cihaza “bağlanması”, yeni inovatif kullanımlar arasında yer alıyor ve tüm bunların hepsinde biyometrik okuyucular kullanılmasına gerek kalmıyor.
Mobil erişimin daha fazla kullanılması sonucunda erişim kontrol sistemlerinin birleştirilmesi yönünde bir hareketlenme olacak. Bunun sonucunda ise; kartları, telefonları, giyilebilir teknolojileri aynı ortamda tutmak kolaylaşacak ve aynı zamanda organizasyonlar güvenli fiziksel ve mantıksal erişim kontrolünü, bina ve IT erişim stratejilerinin bir parçası haline getirebilecek.
Ancak en nihayetinde ulaşılmak istenen amaç, çoklu form faktörlerinin desteklenmesinin de ötesine geçiyor. Kapı, veri ve bulut uygulamalarına erişimin güvenliğini sağlamak ve aynı anda pürüzsüz bir kullanıcı deneyimi yaşatmak amacıyla çoklu faktör kimlik doğrulaması için farklı cihazların kullanılabilmesi, çok daha değerli bir özellik.
Mobil erişim, dijital kimliklerin oluşturulması ve yönetilmesinde yeni bir sayfa açtı. İleride mobil erişimin ve giyilebilir teknolojiler gibi yeni kimlik bilgisi form faktörlerinin daha yaygın kullanılması, kapı giriş kontrolü ile fiziksel güvenlik ve IT güvenliğinin birleştirilmesinin de ötesinde inovatif kullanımlar için yeni fırsatlar yaratacak. Infoblox Ülke Müdürü Hakan Uzun oldu

Arena ve Huawei GSM pazarında güçlerini birleştirdi
Bu iş ortaklığı çerçevesinde Arena, Huawei mobil cihazlarını güçlü dağıtım ağıyla perakende ve kanal satış noktaları üzerinden tüketiciye ulaştıracak. Arena, bu anlaşmayla aynı zamanda ilk kez telekomünikasyon pazarına giriş yapıyor.
Huawei, bu iş ortaklığıyla teknoloji ve tasarımın ideal birlikteliğini simgeleyen akıllı telefonlarını Arena güvencesiyle Türkiye’nin dört bir köşesinde tüketicilerin beğenisine sunacak.
Konuyla ilgili olarak Arena Genel Müdürü Okay Nasır açıklamasında:
“13 milyondan fazla cihaz satışına ulaşan Telekomünikasyon sektörü, bilişim sektörü ile hem bireyler hem de şirketler için çok önemli bir noktaya geldi. Biz deArena olarak GSMpazarında önümüze koyduğumuz hedeflerimize ulaşmak için, dünyanın en önemli teknoloji devlerinden Huawei ile güçlerimizi birleştirdik.
Arena olarak, 24 yılı aşkın tecrübemiz ile adım attığımız Telekomünikasyon sektöründe, dağıtım modelimiz sayesinde başarımızı katlayacağımıza inanıyorum. Var olan çevik organizasyon yapımız ve deneyimli satış ekiplerimiz ile Huawei akıllı telefonlarını, geleneksel bilişim kanalımız ve perakende noktalarının yanı sıra, farklı kanal oluşumlarıyla da Türkiye’nin dört bir yanına dağıtacağız.” dedi.
Konuyla ilgili olarak Huawei Türkiye Satış Direktörü Ahmet Rüştü Serin açıklamasında:
“Huawei olarak GSM ürünlerimizin çeşitliğini artırarak sektörde emin adımlarla ilerliyoruz. Dolayısıyla ürünlerimizi kullanıcılarımıza en doğru şekilde ve zamanında ulaştırmak bizim için çok önemli. Bu kapsamda geniş dağıtım ağına sahip Arena ile distribütörlük anlaşması yapmaktan dolayı çok mutluyuz.
Ayrıca Arena’nın telekomünikasyon pazarına ilk kez Huawei ile giriş yapması da bizim için ayrı bir mutluluk kaynağı oldu. Huawei’in teknoloji ve tasarımı birleştiren akıllı mobil cihazlarının bu iş ortaklığı ile sektöre önemli katkılar yaratacağına inancımız tam.” dedi. 









