Türünün ilk örneği çoklu rehber robot takımı lideri ‘Turgay’ ve yardımcıları olan insansı rehber robotlar, Boğaziçi Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. H. Levent Akın liderliğinde doktora ve yüksek lisans öğrencileri tarafından geliştirildi. İnsanlarla birlikte aynı ortamlarda olmak ve onlarla etkileşime geçmek için geliştirilen ‘Robot Turgay’, insanların konuştuklarını anlayan ve onlarla birden fazla dilde konuşabilen Türkiye’nin ilk sosyal robotu olacak. ‘Robot Turgay’ sosyal zekâsını kullanarak insanlarla beraber çalışıp onlara rehberlik yapabilecek.
Robot Turgay çok sayıda arkadaşıyla hizmet verecek
Hastane, üniversite, müze gibi insan kalabalığının ve hareket dinamiğinin hızlı olduğu ortamlara uyum sağlayabilen sosyal zekâya sahip insansı robotlar geliştirmek amacıyla yola çıktıklarını belirten Prof. Dr. H. Levent Akın, “Çalışmalarımız başarıyla sonuçlandı ve dünyada bir ilk olan Robot Turgay’ı geliştirmeyi başardık. ‘Turgay’ ilk çoklu robot uygulamasının lideri. Şimdi amacımız daha fazla sayıda robotu sisteme dâhil edip, projemizi geliştirmek. Robot Turgay’ı ve arkadaşlarını ilk olarak üniversite laboratuvarlarında çalıştıracağız. Robotların kendi arasında işbirliği yaparak bir grup ziyaretçiyi gezdirebilmesini ve bunu yaparken okulda öğrenciler, hocalar ve diğer görevliler ile uyum içinde çalışmasını hedefliyoruz” dedi.
Robotlar sosyal hayatı insanlarla paylaşacak
Hızla gelişen robot endüstrisi sayesinde, yakın zamanda robotlarla insanların sosyal hayatı paylaşmaya başlayacağını belirten Akın, “Bu noktada hastane, üniversite gibi insan kalabalığının ve hareket dinamiğinin hızla değiştiği ortamlarda robot kontrolü oldukça zor bir problem haline dönüşüyor. Bizim bu çalışmamızda bir robot kendisine tanıtım görevi geldiğinde grupla iletişime geçecek ve grubun kendisini takip etmesini sağlayacak. Bu görevin başlangıcı ve bitişi planlamasının robot tarafından belirlenecek. Robotlar ziyaretçi gruplarla doğru şekilde anlaşabilmek için insanlarla iletişim kuracak. Yani onlar da sosyal hayatı bizimle paylaşacak” diye konuştu. Robotlar arasında iş bölümü ve iletişim olduğunu da ifade eden Prof. Akın, burada önemli olan bir diğer nokta robotların uzmanlık alanları doğrultusunda iş paylaşmaları ve ekip olarak hareket etmeleri dedi.
Robot sisteminin yol planlama modeliyle ilgilenen Yüksek Lisans öğrencisi Yiğit Yıldırım ise tez çalışması kapsamında robotların yoğun ortamlarda insanları rahatsız etmeden hareket etmesini hedeflediklerini ve bu sistemi bu sistemi öncelikle Turgay’a entegre etmeye çalıştıklarını ifade etti.
Her dili konuşabilen ‘Van Gogh’
‘Turgay’ parçaları ve dizaynı Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Robot Laboratuvarı bünyesinde geliştirilen ilk sosyal robot. Herhangi bir sergi ve müze için adapte edilebilme özelliğe sahip olan Turgay, istenildiğinde farklı dillerle iletişim kurabiliyor. ‘Robot Turgay’ ayrıca her yabancı dil için farklı mimikler kullanabiliyor. Adını İngilizce tur rehberi (tour guide) ve yapay zekânın kısaltması AI’ dan dan alan ‘Turgay’ın bir diğer özelliği ise ünlü ressam Van Gogh’un yüzünü taşıması. Projenin geliştiricilerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencisi İbrahim Özcan ‘Robot Turgay’ müze rehberliği yapacağı için yüzünü sanat dünyasından seçmeyi tercih etmiş.
Usta-Çırak ilişkisi ile robot yapımı
Projede yer alan isimlerden Boğaziçi Üniversitesi Lisans son sınıf öğrencisi Berna Erden robot geliştirmenin bir usta-çırak ilişkisi olduğunu belirterek “Profesörler, doktora öğrencileri, master öğrencileri ve lisans öğrencileri hep bir arada çalışıyor. Kitaplarda yazmayan pek çok bilgi var. Dolayısıyla bu bilgileri ustalarımızın yanında deneyimleyerek öğreniyoruz” diye konuştu. Doktora öğrencileri Okan Aşık ve Binnur Görer ise Robot Turgay’ın karar mekanizması ve vücut dili kullanım yazılımını yapan projenin önemli isimleri. Projede ayrıca Yüksek Lisans öğrencileri Yiğit Yıldırım, İbrahim Özcan, Bahar İrfan ve lisans son sınıf öğrencisi Yasemin Usta da yer aldılar. Boğaziçi Üniversitesi’nden çoklu sosyal robot sistemi
Türünün ilk örneği çoklu rehber robot takımı lideri ‘Turgay’ ve yardımcıları olan insansı rehber robotlar, Boğaziçi Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. H. Levent Akın liderliğinde doktora ve yüksek lisans öğrencileri tarafından geliştirildi. İnsanlarla birlikte aynı ortamlarda olmak ve onlarla etkileşime geçmek için geliştirilen ‘Robot Turgay’, insanların konuştuklarını anlayan ve onlarla birden fazla dilde konuşabilen Türkiye’nin ilk sosyal robotu olacak. ‘Robot Turgay’ sosyal zekâsını kullanarak insanlarla beraber çalışıp onlara rehberlik yapabilecek.
Robot Turgay çok sayıda arkadaşıyla hizmet verecek
Hastane, üniversite, müze gibi insan kalabalığının ve hareket dinamiğinin hızlı olduğu ortamlara uyum sağlayabilen sosyal zekâya sahip insansı robotlar geliştirmek amacıyla yola çıktıklarını belirten Prof. Dr. H. Levent Akın, “Çalışmalarımız başarıyla sonuçlandı ve dünyada bir ilk olan Robot Turgay’ı geliştirmeyi başardık. ‘Turgay’ ilk çoklu robot uygulamasının lideri. Şimdi amacımız daha fazla sayıda robotu sisteme dâhil edip, projemizi geliştirmek. Robot Turgay’ı ve arkadaşlarını ilk olarak üniversite laboratuvarlarında çalıştıracağız. Robotların kendi arasında işbirliği yaparak bir grup ziyaretçiyi gezdirebilmesini ve bunu yaparken okulda öğrenciler, hocalar ve diğer görevliler ile uyum içinde çalışmasını hedefliyoruz” dedi.
Robotlar sosyal hayatı insanlarla paylaşacak
Hızla gelişen robot endüstrisi sayesinde, yakın zamanda robotlarla insanların sosyal hayatı paylaşmaya başlayacağını belirten Akın, “Bu noktada hastane, üniversite gibi insan kalabalığının ve hareket dinamiğinin hızla değiştiği ortamlarda robot kontrolü oldukça zor bir problem haline dönüşüyor. Bizim bu çalışmamızda bir robot kendisine tanıtım görevi geldiğinde grupla iletişime geçecek ve grubun kendisini takip etmesini sağlayacak. Bu görevin başlangıcı ve bitişi planlamasının robot tarafından belirlenecek. Robotlar ziyaretçi gruplarla doğru şekilde anlaşabilmek için insanlarla iletişim kuracak. Yani onlar da sosyal hayatı bizimle paylaşacak” diye konuştu. Robotlar arasında iş bölümü ve iletişim olduğunu da ifade eden Prof. Akın, burada önemli olan bir diğer nokta robotların uzmanlık alanları doğrultusunda iş paylaşmaları ve ekip olarak hareket etmeleri dedi.
Robot sisteminin yol planlama modeliyle ilgilenen Yüksek Lisans öğrencisi Yiğit Yıldırım ise tez çalışması kapsamında robotların yoğun ortamlarda insanları rahatsız etmeden hareket etmesini hedeflediklerini ve bu sistemi bu sistemi öncelikle Turgay’a entegre etmeye çalıştıklarını ifade etti.
Her dili konuşabilen ‘Van Gogh’
‘Turgay’ parçaları ve dizaynı Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Robot Laboratuvarı bünyesinde geliştirilen ilk sosyal robot. Herhangi bir sergi ve müze için adapte edilebilme özelliğe sahip olan Turgay, istenildiğinde farklı dillerle iletişim kurabiliyor. ‘Robot Turgay’ ayrıca her yabancı dil için farklı mimikler kullanabiliyor. Adını İngilizce tur rehberi (tour guide) ve yapay zekânın kısaltması AI’ dan dan alan ‘Turgay’ın bir diğer özelliği ise ünlü ressam Van Gogh’un yüzünü taşıması. Projenin geliştiricilerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencisi İbrahim Özcan ‘Robot Turgay’ müze rehberliği yapacağı için yüzünü sanat dünyasından seçmeyi tercih etmiş.
Usta-Çırak ilişkisi ile robot yapımı
Projede yer alan isimlerden Boğaziçi Üniversitesi Lisans son sınıf öğrencisi Berna Erden robot geliştirmenin bir usta-çırak ilişkisi olduğunu belirterek “Profesörler, doktora öğrencileri, master öğrencileri ve lisans öğrencileri hep bir arada çalışıyor. Kitaplarda yazmayan pek çok bilgi var. Dolayısıyla bu bilgileri ustalarımızın yanında deneyimleyerek öğreniyoruz” diye konuştu. Doktora öğrencileri Okan Aşık ve Binnur Görer ise Robot Turgay’ın karar mekanizması ve vücut dili kullanım yazılımını yapan projenin önemli isimleri. Projede ayrıca Yüksek Lisans öğrencileri Yiğit Yıldırım, İbrahim Özcan, Bahar İrfan ve lisans son sınıf öğrencisi Yasemin Usta da yer aldılar. “Kuşak çatışması işletmelerin sonu olur”

- Çabuk sıkılan ve kararları hızlı değişkenlik gösteren Y kuşağı için alışveriş, ihtiyaçların temin edilmesinden çok sosyal bir aktivite olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, markaların Y nesline eğlenceli alışveriş imkanı sunması önem taşıyacak.
- Sosyal medya, web siteleri, arama motorları, arkadaşların önerileri, aile ve ürün inceleme web siteleri, Y kuşağının satın alma davranışlarını etkileyen faktörlerin başında geliyor. Bu durum, müşteri memnuniyeti sağlamayı öncelik olarak gören firmaların, WOM (ağızdan ağıza pazarlama) etkisinden faydalanmayı sürdüreceklerini ortaya koyuyor.
- Y kuşağı üyelerinin yüzde 50’si arkadaşlarının onaylamadığı bir ürün ya da hizmeti satın almayacaklarını belirtiyor. Kuşak, çevresindekilerin önerilerine kulak verirken aynı zamanda çevresinde bulunan diğer bireylerin de satın alma davranışlarını etkiliyor.
- Güvenilirliğe ve şeffaflığa önem veren Y kuşağı tüketicileri, teknoloji ve bilgiye oldukça hâkim olmaları dolayısıyla sürekli sorguluyor ve araştırıyor.
- Y kuşağının yüzde 95’i düzenli olarak akıllı telefon kullanıyor ve internette diğer kuşaklardan çok daha fazla zaman harcıyor. Y kuşağının internet popülasyonu içindeki oranı yüzde 55’in üzerinde. Bu oranlar, mobil web sayfası ve mobil aplikasyonlara sahip olan şirketlerin ve markaların rekabette öne çıkacağını gösteriyor.
- Y kuşağı, deneyimledikleri ürün ya da hizmetler hakkında yorum yaparak şikayet ya da memnuniyetlerini belirtmeyi seviyor.
- Y kuşağı, e-posta ve SMS ile iletişim kurmayı yüz yüze görüşmeye tercih ediyor. Dolayısıyla, kişiye özel iletiler gönderen markalar müşteri bağlılığı yaratacak.
- Fikirlerine değer verildiğini görmek Y kuşağının kalbini kazanmakta büyük önem taşıyor.
- Y kuşağı için herhangi bir markanın online satış özelliğinin bulunmamasını büyük eksiklik olarak görüyor.
- Özgür ve dahil edildiğini hissettiren, çok yönlü, basit, net, kolay anlaşılır, dürüst, şeffaf, samimi ve faydacı yaklaşımlar, Y kuşağına dokunan noktalar arasında öne çıkıyor.
Software AG ve arvato Systems işbirliği
Software AG, sistem entegratörü arvato Systems ile yeni bir iş ortaklığına imza attığını duyurdu. Her iki firmanın ürün ve hizmetlerinden oluşan ortak bir çözüm portföyü ile müşterilerinin karşısına çıkan Software AG ve arvato Systems, dijital çağda müşterilerin hızla değişen taleplerini en iyi şekilde karşılamayı hedefliyor. Dijital ticaretin kişiselleştirilmiş müşteri iletişimi, platformlar arası BT sistem yönetimi ve ürünlere gerçek zamanlı erişim gibi yeni iş modelleriyle şekil alacağı yakın geleceğe hazırlık yapan Software AG, bu amaçla öne çıkan yenilikçi iş modellerini ortak geliştirilen çözümün merkezine aldı.
Perakende sektöründe dijitalleşmenin geleceği
Artan dijitalleşme, özellikle perakende sektöründe büyük bir hareketliliğe neden oldu. Tüketiciler bu süreçte satın alma davranışlarını değiştirirken, işletmeler de rekabet ortamının yarattığı artan baskıların üstesinden gelmenin yollarını aramaya başladı. Gelecekte perakende iş modellerinin sürdürülebilirliğini sağlayacak önemli adımlar arasında, envanterin, kurumsal kaynak planlama sistemlerinin ve ürün/müşteri ana verilerinin entegrasyonu yer alıyor. Süreçlerin farklı kanallar ile uyumlandırılması ve gerekli bilgilerin gerçek zamanlı temini de perakende iş modellerinin hayatta kalarak gelişmesini sağlayacak temel yapı taşlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Perakendede kişiselleştirilmiş, gerçek zamanlı alışveriş
arvato Systems ve Software AG bu gereksinimleri karşılamak amacıyla aroma, arvato Sipariş Yönetimi Sistemi ve Software AG Dijital Dönüşüm Platformu’nu temel alan ortak bir çözüm geliştirdi. aroma, internette, sosyal ağlarda, mağaza içinde, mobil cihazlarda ve hatta yazılı basında, ister online, ister offline olsun müşteriye yönelik tüm temas noktalarında ve alışveriş platformlarında müşteri hizmetleri ve ilişkilerini yönetmek için gereken veri, sistem ve süreçleri birbirine bağlıyor. Software AG’nin Dijital Dönüşüm Platformu ise, entegrasyon gereksinimlerinin karşılanabilmesini ve gerçek zamanlı uygulamaların etkinleştirilmesini sağlıyor. Bu sayede geçmişe dönük veriler, konum, satın alma işlemleri ve web sitesi ziyaretleri gibi güncellenen bilgilerle bağlantılandırılabildiği için son kullanıcıya özel, kişiselleştirilmiş bir alışveriş deneyimi meydana getiriyor. Envanter ve ürün bilgisine gerçek zamanlı olarak ulaşabilme kabiliyeti ise, internetten satın alınan ürünlerin yalnızca birkaç saat içerisinde teslim edilebilmesi anlamına geliyor.
Software AG Bölgesel İş Ortaklığı Yönetimi Başkan Yardımcısı Diana Lee, “arvato Systems ile başlattığımız işbirliği sayesinde kurumsal müşterilerimiz dijital ticaret odaklı bir çözümden çok daha fazlasını elde etmiş olacak. Ortak geliştirdiğimiz çözüm ile son kullanıcıya benzersiz bir alışveriş deneyimi sunacak olan müşterilerimiz, çapraz ve yukarı satış potansiyellerini hayata geçirerek gelirlerini ve karlılıklarını artırarak, aynı zamanda faaliyet gösterdikleri sektör ve alanlarda önemli düzeyde rekabet avantajı elde edecekler” diyor.
arvato Systems Direktörü Axel Mattern ise, işbirliğiyle ilgili olarak şunları söylüyor: “Kurumsal uygulama entegrasyonu alanında Software AG ile güçlerimizi birleştirdiğimiz için çok mutluyuz. Artık çok daha kapsamlı bir entegrasyon portföyüyle müşterilerimizin karşısına çıkacak ve perakende sektöründe faaliyet gösteren iş ortaklarımızın dijital dönüşümde bir numaraya yerleşmesi için eksiksiz ve bütüncül bir çözüm sunabileceğiz.” Tesla’nın otomobillerini Uber mi alacak?
Teknolojinin gündelik hayatımıza hızla girişine hep şaşırıp kalıyoruz ve hangi ara herkesin eline bir akıllı telefon, bir tablet geçtiğini, mobil uygulamaların ne zaman piyasayı ele geçirip milyarlarca dolarlık cirolar yapmaya başladığını merak ediyoruz ya… İşte bu hızlı gelişimin canlı bir örneğine, birkaç seneye kadar, otonom otomobiller konusunda yeniden şahit olacağız gibi görünüyor.
Otonom, yani kendi kendine, sürücüsüz olarak hareket edebilen robot otomobil teknolojileri, gümbür gümbür geliyor. Pek çok ülkede test için gerçek trafiğe çıkan onlarca otonom otomobilin bugüne kadar büyük umut veren sonuçlar doğurdu. Çok az kazaya karışan ve kazalarda da sorumluluğu olmayan otonom otomobillerin bir şansı da, onları herkesin istiyor olması. Yani otomobil üreticileri, otomobil kullanıcıları, sigorta şirketleri ve devletler, otonom otomobilleri bir an önce trafikte görmek istiyor hatta daha da ötesi, otonom olmayan “akılsız” otomobillerin bir an önce trafikten men edilmesini istiyorlar çünkü trafik kazalarının ve ölümlerin en büyük sorumlusu olarak, trafikte dikkatsizlik yapan, hız yapan, kurallara uymayan sürücüler görülüyor. Yani, sürücüler denklemden çekildiğinde, trafik kazalarının ortadan kalkması bekleniyor. Bu da hem can kaybını hem de ağır maddi kayıpları ortadan kaldıracak. Sigorta şirketleri her yıl kazalar ve ölümler nedeniyle milyarlarca dolar ödemek zorunda kalmayacak, insanlar canlarından ve mallarından olmayacak, otomobil üreticileri her kazayla birlikte yaşadıkları ağır tazminat riskinden kurtulacak. Elbette, daha hızlı ve daha güvenli akan trafiğin ülkelerin ekonomisine de büyük katkısı olacak.
Ancak otonom otomobillerin yaygınlık kazanması için büyük miktarlarda üretilmesi ve bu üretimin müşteri bulması, trafiğe çıkması, kullanıma girmesi gerekiyor.
İşte burada devreye, hiç beklenmedik bir oyuncu girecek gibi görünüyor: Uber.
Dünyanın büyük şehirlerinde çok popüler olan Uber uygulaması sayesinde, kullanıcılar cep telefonlarında bulundukları yeri işaretleyerek en yakındaki Uber taksisini çağırıp gitmek istediği noktaya ulaşabiliyor. Klasik taksicilerin büyük tepkisini çekiyor olsa da Uber ve benzeri mobil taksi uygulmalarının karşısında durmak mümkün değil. Hatta bazı büyük şehirlerde, Uber’e karşı, şehrin taksicilerinin birleşerek kendi mobil çağrı uygulamalarını yayına soktuklarını duyuyoruz.
Uber’in CEO’su Travis Kalanick’in, 2020 yılında otonom otomobiller üretmeye başlayacak olan Tesla’nın tüm üretmini satın almak isteyebileceklerini dile getirmesi, otonom otomobil konusundaki dengeleri bir anda değiştirdi.
Tesla’nın 500 bin otomobil üretecek olması halinde bile hepsini satın almak isteyebileceklerini dile getiren Uber CEO’su, otonom otomobillerin hayatımıza ne kadar hızla gireceğini de hatırlatmış oldu. Sürekli sorun çıkaran, bazen müşterilerini tartaklayan, hatta bazı ülkelerde, müşterilerine tecavüz eden Uber şoförleri, şirketin başını o kadar ağrıtıyor ki, Uber artık şoförü olmayan robot taksileri hizmete sokmak için planlarını ve bütçelerini hazırlamş görünüyor.
2020’de otonom otomobillerin tüm dünyada hizmete başlaması kolay görünmüyor ancak robot otomobillere sıcak bakan Kaliforniya gibi ABD eyaletlerinde ve bazı Avrupa ülkelerinde sürücüsüz otomobilleri göreceğimize şüphe yok. Uber’in yaratacağı talep sayesinde de Tesla veya Mercedes ya da diğer otomobil üreticilerinin otonom otomobil arzını hızla yükseltmesi de artık yakın geleceği hesaplarken kullanacacağımız denklemin bir parçası haline geldi. Kısacası, yollarımızda aniden çok sayıda sürücüsüz otomobille karşılaşacak olursak, “bu otomobiller hangi ara bu kadar popüler oldu?” diye şaşırmayalım.
Gelişime ve teknolojiye karşı durmak imkansız. Synology Diskstation yeni ürünlerini tanıttı
Veri depolama alanında yaşanan teknolojik değişim, kurumların ihtiyaçlarını belirlerken daha fazla değişkeni dikkate almalarını beraberinde getiriyor. Kurumlar, iş sürekliliklerini kesintiye uğratmamak ve daha çok verimlilik elde edebilmek için yenilikçi veri depolama çözümlerine yöneliyor. Veri depolama alanında kullanıcı merkezli bir yaklaşım sunan Synology, pazara sunduğu
Diskstation DS715 ve DS215+ ürünleriyle kurumlara yeni depolama seçenekleri sunuyor.
Verilere her yerden erişmek ve yönetmek olmazsa olmazlar arasında
DS715 dört çekirdekli işlemciye, DS215+ ise çift çekirdekli işlemci ve iki adet yuvaya sahip. Tek noktadan NAS çözümü sunmak üzere tasarlanan ürünler, şifreleme motoru özelliğiyle, KOBİ’lerin verilerini kolaylıkla saklamalarını, korumalarını ve paylaşmalarını sağlıyor.
Synology NAS cihazları ile ilk yatırım maliyetleri minimuma iniyor
NAS ürünlerinin küçük ve orta ölçekli kurumların ilk yatırım maliyetlerini en aza indirdiğini belirten Synology Türkiye Ürün Müdür Volkan Yiğit, “NAS çözümlerimiz, müşterilerimizin artan ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyor. Yeni kullanılama sunduğumuz DS715 ve DS215+, kurumların rekabet gücünü daha da artırıyor. Fiyat performansı, güvenirlik ve verimlilik göz önünde bulundurularak tasarlanan ürünlerimiz, iş süreçlerini hızlandırıyor.” dedi.
Diskstation DS715 ve DS215+ ile geleceğe bir adım daha atın
DS715, üzerinde 1,4 GHz dört çekirdekli işlemci ve 2 GB RAM bulunduruyor. 216 MB/s okuma ve 142 MB/s yazma imkânı sunan DS715, hızlı veri iletme olanağı sağlıyor. Ayrıca 205 MB/s hızındaki şifreleme motoru sayesinde veri okumayı da mümkün kılıyor. 1,4 GHz çift çekirdekli işlemci ve 1 GB RAM ile gelen DS215+ ise 209 MB/s okuma ve 139 MB/s yazma hızıyla yüksek performans sunuyor. Şifreleme motorunu içerisinde barındıran DS215+, 145 MB/s’lik okuma hızlı ile yüksek veri gönderimine imkân sağlıyor.
Kullanıcı odaklı ürünlerle iş sürekliliği garanti altında
Beklenmeyen ağ arızaları durumunda yedekleme, yüksek güvenlik ve esneklik sunan DS715, sunucular arasında hızlı geçiş yapıp, iş sürekliliğini devam ettirmeye olanak yaratıyor. Surveillance Station çözümü ile uyumlu çalışabilen DS715, 30 IP kamera (900 FPS ve 720p) desteği ile merkezi bir yönetim anlayışı sağlıyor. DX513 ile eşleştirilebilen DS715, 7 sürücüye kadar ölçeklenebiliyor. Kolay sabit disk kurulumuna ve sistem güvenliğine odaklanarak tasarlanan DS215+ ise iş akışında sürekliliği sağlamak için sürücü bölmesine sahip. Çalışır durumda disk değiştirmeyi ve yük devretmeyi mümkün kılan DS215+, çift Gigabit LAN portu ile geliyor. Yüksek veri gönderimi ve dış yedeklemeye imkan sağlayan DS215+, üzerinde USB 3.0 portlarını bulunduruyor.
Yenilikçi özellikler ile güvenliğiniz emin ellerde
DS715 ve DS215+ DiskStation Manager (DMS) ürünleri, gelişmiş sezgisel işletim sistemine sahip. Gelişmiş özellikleriyle DS715 ve DS215+, iş verimliliği için gerekli tüm olanakları yaratıyor. Sunduğu ürünleriyle iki kez üst üste “PCMag Business Choice Award winner” ödülüne layık görülen Synology’nin yeni ürünleri DS715 ve DS215+, yenilikçi şifreleme motoru ile benzer ürünlerden ayrılıyor. İş hayatında sosyal medya izleri
Sosyal medyada iletişim kuruyoruz, sosyalleşiyoruz, arkadaşlarımızı buluyoruz, etkinlik düzenliyoruz, fotoğraf alışverişi yapıyoruz, üzüntümüzü, sıkıntımızı paylaşıyoruz, bir markayı çok seviyorsak burada ilan ediyoruz, bir firma ile sorun yaşıyorsak yine burada öfkemizi dile getiriyoruz, satın alma eğilimlerimizi yönlendiriyoruz ve tabi ki iş hayatımızı da sosyal mecralarda yönetiyoruz.
İş bulmanın kolay yolu Secretcv.com hayatımızı yönlendiren sosyal medya kavramını iş hayatı ve insan kaynakları özelinde ele aldı. Araştırmanın özet sonuçlarına göre;
- Artık firmaların yüzde 85’inin kurumsal sosyal medya hesapları var.
- Firmaların yüzde 80’i işe alacağı adayın sosyal medya hesaplarını inceliyor. En fazla izledikleri sosyal medya hesabı ise facebook.
- Instagram da artık İK sahnesinde yerini aldı, firmalar adayların Instagram hesaplarını da inceliyor.
- Firmalar hala en çok adayların “sosyal medyada kullandığı dile ve yayınladığı içeriğe” bakıyor.
- Adayların “mesleki birikimlerini paylaşmasını” firmalarda olumlu etki uyandırırken “çalıştığı şirket ya da çalışma arkadaşları hakkında olumsuz eleştirilerde bulunması” olumsuz etki uyandırıyor.
- Adayların yüzde 65’i firmaların kendi hesaplarını incelediğini düşünüyor.
- Adaylar, yüzde 25 oranıyla firmaların “insan kaynakları politikalarıyla ilgili bilgi paylaşmasını” önemsiyor.
- Adayların yüzde 42’si çalıştıkları firmanın kampanya ve duyurularını paylaşıyor.
- 3 yıl öncesinde yapılan araştırmaya göre sonuçlarda yüzde 20-30 artış olduğu gözlemleniyor.
Siber güvenlikte proaktif koruma
Araştırmalar veri ihlallerinin daha sıklaştığını ve ciddi seviyelere ulaştığını gösteriyor. Saldırganların kullandığı kaynakların artması da, BT yöneticilerinin, çalışanlarının riskleri yönetebilmesi için kapsamlı koruma sunması gerektiği anlamına geliyor. F-Secure, Business Suite güvenlik çözümünü bu ihtiyaçları göz önünde bulundurarak güncelledi ve ürün gamı, kontrol ve yönetilebilirliği vurgu yapılarak düzenlendi.
Business Suite, F-Secure’un internet içerik kontrolü ve otomatikleştirilmiş yama yönetimi gibi benzersiz özellikleri bir araya getirdiği kurumsal güvenlik çözümü. Business Suite, mevcut ve yeni ortaya çıkan tehditlere karşı kapsamlı koruma sunarak firmalarla beraber çalışıyor. Yeni Business Suite’te yapılan güncellemeler, F-Secure’un ödül kazanan Client Security ve güncellenen Policy Manager’ı kapsıyor. Bu yenilikler, BT yöneticilerine şu becerileri kazandıracak;
-Advanced Protection ile içerik engelleme (Java, Flash veya diğer internet komponentleri gibi)
-Web Content Control ile çalışanların zararlı internete maruz kalmalarını engelleme
–Connection Control ile potansiyel olarak güvensiz olan sitelere erişimi, iş-kritik görevleri yerine getirirken, kontrol etme.
Bu komponentler, Business Suite’un diğer unsurlarıyla beraber çalışarak firmalara, geleneksel anti-virüs korumalarının ötesine geçme fırsatı veriyor ve BT yöneticilerine modern siber güvenlik tehditlerini tanımlama ve yok etmelerine yardımcı oluyor.
Konuya ilişkin bir değerlendirme yapan F-Secure Kıdemli Araştırmacısı Jarno Niemelä, “Saldırganlara, saldırı için kaynakları sunmazsanız, günümüzdeki birçok siber saldırı, teknik anlamda çok basit görünüyor ve kolayca önlenebiliyor” diyor. Jarno Niemelä, “Aslında saldırılar için iki temel şey gerekiyor: Potansiyel kurbanlara ulaşmak için bir kanal ve potansiyel kurbanlar için ise saldırganların kullanabileceği savunmasız bir yazılım. Yani, iyi bir siber güvenliğe sahip olmak, saldırganların bu iki stratejiyi yürütmelerini engellemek için araç ve taktikleri kullanmak anlamına geliyor” diyerek açıklamasını sürdürüyor.
Riskler yönetilebilir ve kontrol edilebilir
2014’ün son çeyreğinde veri ihlalleri, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 25 oranında arttı. Ayrıca geçen 10 yılda Avrupa’daki 350 önemli ihlali ele alan bir araştırmada saldırıların yüzde 41’inin hacker’lar tarafından gerçekleştirildiği ve yüzde 57’isinin ise “özensizlik”ten ortaya çıktığı belirtildi. Bu rakamlar, çeşitli güvenlik risklerinin tamamen açılmış hadiselerinin engellenip kontrol edilebilmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.
F-Secure Kurumsal Güvenlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı Pekka Usva’ya göre, Business Suite BT yöneticilerine modern BT tedarik zinciri ortamında çalışırken ortaya çıkan güvenlik sorunlarını kontrol edecek araçlar sunuyor. “Günümüzde hiç kimse birbirinden soyutlanmış halde çalışmıyor ve şirketler de, az güvenlik veya hiç güvenliği olmayan şirketlerin altyapısıyla entegre çalışırken veri ihlallerine maruz kalabiliyor” diyen Pekka Usva, BT yöneticilerinin bu durumda Connection Control gibi bir özellikleri kullanarak kendi ağlarındaki hassas verileri potansiyel risklere karşı koruyabileceğini aktarıyor. Ödüllü bitiş noktaları koruması, daha önce hiç görülmemiş şekilde yeni tehditleri bile tarayabilecek.
Business Suite, 100 veya daha fazla çalışanı olan firmaları, yerinde korumak için tasarlanmış bir güvenlik çözümü. Ürün şu anda bütün dünyada mevcut ve 3 binden fazla bayi tarafından satışa sunuluyor. Business Suite ayrıca F-Secure’un internet sitesinden 3 ay ücretsiz şekilde indirilebiliyor. Windows XP kullanmaya devam eden 7 büyük kurum
Windows XP, işletim sistemleri dünyasında gerçek bir efsaneye dönüştü. Bu gerçeği artık kimse inkar etmiyor. Sorunsuz, hızlı ve istenileni veren, üstelik de Microsoft’un sürekli mavi ekran veren işletim sistemlieri nedeniyle yerlerde sürünen prestijini kurtarmak için büyük itinayla hazırlanmış Windows XP, yıllar içinde aldığı güncellemeler ve yamalarla daha da güvenilir ve sorunsuz bir işletim sistemine dönüştü. Ardından gelen Windows’ların çoğu, kullanıcıları Windows XP kadar mutlu edemedi ve çok sayıda kullanıcı Windows XP’den yeni bir sisteme geçmeyi reddetti.
Microsoft, yıllar içinde kişisel kullanıcıları bir şekilde yeni Windows sürümlerine geçirmeyi başardı. Yeni oyunlar, yeni yazılımlar, yeni yetenekler, yeni laptoplar derken kişisel kullanıcılar arasında, Windows XP kullanan çok insan kalmadı. Ancak kurumlar için durum o kadar basit değil.
Kaspersky Labs ve Net Applications’ın raporlarına göre, dünyadaki bilgisayarların %17’sinde hala Windows XP kullanılıyor ve tahminlere göre bu bilgisayarların çok büyük bir kısmı, kurumsal bilgisayarlar, sunucular, eski ofis yazılımları kullanan iş makineleri…
Yeni Windows işletim sistemlerine geçmek için, kurumdaki tüm bilgisayar donanımlarını yenilemek zorunda olan, yeni sistemle uyumlu pahalı yeni yazılımlar lisanslamak zorunda olan ve elbette yeni Windows lisansları satın almak zorunda olan dev kurumlar, zaten onlara gereken iş yazılımlarını sorunsuz çalıştıran Windows XP’yi terk etmeye ikna olmayınca, Microsoft da teknik desteğini resmen kestiği Windows XP için kurumlara özel, ücretli teknik destek vermeye başladı. Dolayısıyla hâlâ Windows XP kullanmaya devam eden çok büyük kurumlar/şirketler bulunuyor ve onların isimlerini duyunca çok şaşırabilirsiniz, çünkü aralarında çok büyük isimler var.
1- ABD Donanması
Dünyanın en büyük organizasyonlarından biri olan ABD Donanması, dünyanın tüm denizlerinde operasyon yapan, sayısız üsse ve on binlerce personele sahip olarak, 100 bin terminalde Windows XP kullanıyor. Donanma, 2017’ye kadar Windows XP desteği almak için Microsoft’a 9.1 milyon dolar ödeyecek. Ayrıca yine eskiyen Microsoft’s Office 2003, Exchange 2003 ve Server 2003 için de Microsoft’a ayrıca bir ödeme yapıyor. Donanmanın eski sistemleri yenilemek için bir planı veya bütçesi olup olmadığıysa şimdilik bilinmiyor ancak 100 bin terminali yenilemek için ihale açtığında, bu ABD tarihinin en büyük ihaleleri arasına girecektir.
2- ABD Kara Kuvvetleri
ABD Ordusu, XP desteği kesilince geçen yıl sistemlerini yenilemek yerine Microsoft’tan, Windows XP için Özel Destek Paketi satın almak durumunda kaldı. Yine donanma gibi, çok sayıda terminalde Windows XP kullanılıyor ancak Kara Kuvvetleri de, Donanma gibi, hangi noktalarda ve hangi sistemlerde XP kullandığını söylemek istemiyor. En azından bir 100 bin adet XP’nin daha Kara Kuvvetleri’nde çalıştığı tahmin ediliyor. Diğer bir deyişler, ABD silahlı kuvvetleri, Microsoft’un en büyük müşterileri arasında yer alıyor.
3-Kraliyet Ticari Hizmetleri
İngiltere’nin devlet kuruluşu Kraliyet Ticari Hizmetleri, İngiltere’de Ticaret Bakanlığı gibi çalışıyor ve ülkenin ticari operasyonlarını, ihracat ve ithalat bağlantılarını, şu andaki ve gelecekteki ticari operasyonlarını planlıyor. Bu kurum için, dünyadaki en büyük ticari operasyonların yönetildiği kurumlardan biri demek yanlış olmaz. 2015’e kadar destek anlaşması olan kurum, Mayıs ayında biten kontratı yenilemek istemedi ve şu anda on binlerce bilgisayarında yamanmayan, teknik destek almayan, hacker saldırılarına açık Windows XP yazılımları çalışıyor.
4-İngiliz Ulusal Sağlık Servisi
İngiltere’nin diğer bir resmi kuruluşu, bizdeki SGK kurumuna benzer bir görev yürütüyor. İngiliz vatandaşlarının sağlık hizmetlerini ve sigortalarını yöneten kurum her yıl on milyarlarca dolarlık bütçelerle çalışıyor ancak kurum içindeki binlerce bilgisayarda çalışan XP’leri güncellemeye hiç gönüllü değiller.
Geçtiğimi Ekim ayında yapılan sayıma göre, kurumdaki terminallerin %35’inde Windows XP çalışıyor. Sağlık Servisi, 2008 yılında eskimiş sistemlerini yeni sistemlerle güncellemek için bir operasyon planı çıkarmış ve bu iş için 12 milyar Pound bütçe ayırmıştı ancak 2008’de Avrupa’da ortaya çıkan ekonomik krizle birlikte bu plan ertelenmişti.
5- Dünyadaki ATM’ler
Şaşırtıcı biçimde, dünyanın her köşesindeki ATM cihazları, büyük oranda Windows XP kullanıyor. Öyle ki, tüm bu ATM’leri kısa süre içinde yeni sistemlerle değiştirmeye kalkışmak, dünya çapında enflasyonu tetikleyen bir etki bile yaratabilir. O nedenle bankalar bu dev masraf kalemine bir anda girişmek yerine, ATM’lerini yıllar içinde yavaş yavaş yenilemeyi tercih ediyorlar. Bu sırada tüm bankalar, Microsoft’a hatırı sayılır miktarda destek ücreti ödemeye devam ediyor. Microsoft, mobil telefonlar satamasa bile avucuna aldığı bankalardan güzel paralar kazanarak uzun süre keyfine bakabilir.
6-Su dağıtım şirketleri
Forbes’un araştırmasına göre, dünyadaki su dağıtım şirketlerinin %75’i, tüm faliyetlerini Windows XP üzerinden sürdürüyorlar. Bu sistemde meydana gelecek bir sorun nedeniyle büyük bir bölgede su dağıtım hizmetleri ağır darbe alabilir, kısa süreli de olsa yaşanacak susuzluk, kritik dönemde tarım ürünlerinin susuz kalmasına ve o yıl büyük gıda krizlerinin yaşanmasına neden olabilir, salgın hastalıkların aniden ortaya çıkmasına ve binlerce insanın ölümüne yol açabilir. Musluklarımızdan akan su bize dünyanın doğal akışıymış gibi geliyor ancak işler öyle kolay değil. Dev apartmanlara, büyük şehirlere, milyonlarca hergün kesintisiz şekilde su ulaştırmak çok büyük ve pahalı bir organizasyon ve tarihte bu su dağıtım işinde sorun yaşandığı için dev imparatorlukların çöktüğünü, hastalıkların on binlerce insanı yok ettiğini biliyoruz. Dolayısıyla su dağıtım meselesi, medeniyetin en kritik görevlerinden biri ve o görev şu anda Windows XP’ye emanet. Allah yardımcımız olsun.
7- ABD Elektrik Enerjisi Endüstrisi
Dev nükleer santraller, dev barajlar, dev güneş santralleri… ABD’nin tüm elektrik alt yapısı, çok ağır biçimde Windows XP’ye sırtını dayamış durumda. Bir hacker’ın bir nükleer santralin yönetim paneline sızması halinde olabilecekleri kimse düşünmek istemiyor ancak yüz binlerce bilgisayar terminalini güncellemek fikri maddi olduğu kadar operasyonel olarak da çok zor bir görev.
KapGel.com 500 bin dolar yatırım aldı
İstenilen siparişi satın alıp belli bir hizmet bedeliyle eve teslim eden talep temelli bir dağıtım girişimi olan KapGel kahve, market, yemek, teknoloji, alış veriş, hizmet gibi farklı noktalardan ihtiyaca uygun ürünlerin en fazla 1 saat içerisinde teslim edilmesi üzerine kuruldu.
Ne lazım? Hemen getirelim!
“Ne lazım? Hemen getirelim!” sloganıyla, Tüketicilerin ihtiyaç duydukları her şeyi dakikalar içinde kapılarına teslim ederek, bir nevi kişisel asistanlık hizmeti sunmayı amaçlayan KapGel, kullanıcıların tüm mağaza ve mekânların ürün ve hizmetlerine ulaşabilmesini amaçlıyor. Şu anda İstanbul bölgesinde belirli ilçelerde yaklaşık 500 dükkan ve 5.000 ürün seçeneğiyle hizmet veren KapGel, Pazartesi-Cumartesi günleri arasında 10:00-20:00 arasında kullanılabiliyor. En kısa zamanda önce tüm İstanbul, sonrasında da tüm Türkiye’ye hizmet vermeyi planlayan KapGel yatırımcıları bu kapsamda gelecek ay Ataşehir ilçesiyle İstanbul Anadolu Yakası’na giriş yapacak.
500.000 dolarlık yatırım desteği
Katıldığı E-ticaret 2015 konferansında eve teslim işleri önemsediğini ve bu yönde yeni adımlar atmayı planladığını belirten Aslanoba Capital‘in kurucusu Hasan Aslanoba, yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. KapGel Teknoloji A.Ş.’ye 500.000 dolarlık bir yatırım yaparak, Temmuz ayı itibariyle şirketin %25 ortağı oldu. Daha önce de Bitaksi, Modanisa, Incir, Ininal, Düğün, Meal Box, BuldumBuldum, Tasit, Doktorsitesi, Hemenkiralik, Modacruz, MobilOtoServis, Obilet, Vivense ve Webrazzi gibi Türkiye’nin en gözde girişimlerini destekleyen Aslanoba Capital, KapGel’i de geniş portföyüne eklemiş oldu.
Temmuz’da Google Play Store’da!
2015 Haziran ayından beri iOS tabanlı olarak erişilebilir olan KapGel uygulaması 3.000 kayıtlı kullanıcıya hizmet verebilmektedir. Temmuz ayı sonunda Android versiyonuyla da Google Play Store’dan indirilebilecektir. Kariyer hedefinde start-up mı kurumsal mı?
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler için Bulut Tabanlı Finansal Yönetim Uygulaması Geliştiren Paraşüt’ün Kurucu Ortağı Sean X. Yu, Kariyer Hedefi Olarak Start-up Şirketlerin Yükselişi Hakkında Önemli Bilgiler Paylaştı.
2000’lerin ilk yılları iş hayatında kurumsal şirketlerde çalışmanın hızla yükseldiği bir dönemdi ve her üniversite mezunu özgeçmişine büyük firmaların isimlerini ardı ardına dizmenin hayaliyle yanıp tutuşuyordu. 2010’ların başına geldiğimizde ise kurumsal hayatın altın yaldızlı kaplaması hızla dökülmeye, buralarda sürülen hayat cazibesini yitirmeye başladı. Bugün özellikle de çalışma hayatına yeni katılan veya katılacak olan Y ve Z jenerasyonları, çalışmak için start-upları hedef olarak gözlerine kestirmiş durumda.
Peki, yönelim değişiminin nedenlerini ne? Start-uplar çalışanlarına neler vaat edebiliyor?
Bireysel başarı X ekip başarısı
X kuşağının aksine Y ve Z kuşakları kendi gibi insanlarla bir “aile” düzeninde çalışmak istiyor. Bu genç jenerasyonlar bireysel başarıya ve kişisel olarak sivrilmeye inanılan kurumsal hayatta aidiyet sorunları yaşıyor ve çalışma ortamına yabancılaşıyor. Kendini kanıtlama sürecindeki start-uplarda ise bireyler kendi işlerini parlatmaktansa ortak çıkacak işe odaklı çalışıyor. Ekip ruhu hem bireysel mutluluğun hem de iş başarısının anahtarı oluyor.
Dikey yapılanma X yatay yapılanma
Özgürlükçü bir anlayışla yetişen genç nesiller, haftada bir iki kere asansörde karşılaştıkları, o zamanda düğmelerini iliklemek zorunda kaldıkları patronlar için çalışmaya katlanamıyorlar. Start-uplarda ise aynı masayı paylaşıp, farklı bakış açılarını ortaya sürerek patronla çalışan işveren ilişkisinin ötesine geçmek mümkün. Böylece birbirini dinleyen ve birlikte üreten iki taraf da çok daha verimli olabiliyor ve iş için her zaman en doğru karar veriliyor.
İş tatmini X mesai doldurma
Y jenerasyonu çalışmak için yaşamıyor yaşamak için çalışıyor. Bu nedenle kurumsal hayatta toplantılarda boşa akıp geçen zaman, mail kutusu boşaltmakla harcanan saatler, birimler arasındaki çatışmalara harcanan efor yerine gerçekten denemeye, geliştirmeye, üretmeye odaklanılan start-up düzeni bu jenerasyonun tatmin olmasını sağlıyor.
Pratikte öğrenmek X teoride öğrenmek
Y jenerasyonu öğrenme odaklı bir jenarasyon. Kurumsal hayatın eğitimleri genelde teori ile sınırlı ve eğitimden kısa bir sonra süre alınan sertifikalar süslü bir biblo gibi bir rafta unutulmaya bırakılıyor. Start-uplarda ise iş, iş üstünde çalışılarak öğreniliyor. Çalışan genelde bireysel araştırmalar ve deneyimleme yolu ile öğrendiklerini hem kendi bireysel hanesine yazıyor hem de çalıştığı firmaya değer olarak katıyor.
Çarkın kendisi olmak X bir çarkın dişi olmak
Ekip çalışmasına yatkınlığının dışında Y ve Z jenerasyonları özgüvenleriyle de öne çıkıyor. Bu nedenle kurumsal hayatta bir işi tek boyutunu çözmekle sınırlı kalmak ve operasyonel bir iş yapmak yerine araştırmadan uygulamaya, uygulamadan yönetmeye, çalıştığı alanın tamamına hakim olma şansına sahip olduğu bir düzen sayesinde, tam sorumluluk alabilmek bu jenerasyonları cezbediyor.
Elbet tüm bunların dışında ceket, kravat, topuklu ayakkabı yerine sahilde yürüyüşe gider gibi işe gidebilmek, yeni yetme çocuk misali serbest giyim gününü iple çekmek zorunda kalmamak da cabası. Logitech’ten yeni logo
Uzun yıllara dayanan mirasının üzerine lider teknoloji markası olarak bir süredir ürünlerinde tasarımı ön planda tutan Logitech, kendini yeniden şekillendiriyor. Bilgisayar aksesuvarlarından yaşamın her alanında bir yere sahip ürünlere kadar geniş ürün yelpazesi sunan Logitech, renkli kimliği ve yeni modern logosuyla şirketin yeniden yapılanmasını yansıtıyor. Şirket bazı ürün kategorileri üzerinde artık yeni bir marka da konumlandıracak: “Logi”
2013 yılından itibaren üzerinde çalışılan yeni kimlik yapılanması bir süredir ürün yenilikleriyle tüketici karşısına çıkıyordu. Önümüzdeki dönemde Logitech’in bu yeni marka kimliği, iddialı renkleri ve sade tasarımların yanı sıra logitech.com, sosyal medya hesapları, ürün ambalajları ve mağaza içi tasarımlarına da yansıyacak.
Logitech’in yeni marka kimliğini değerlendiren Logitech CEO’su Bracken Darrell, “İleri teknoloji ve tasarım ürünleri üzerine yoğunlaşarak kullanıcılarımızı şaşırtan yenilikler sunmaya çalışıyoruz. Yaptığımız her işin merkezinde tasarım yer alıyor. Tasarıma yaklaşımımız klasik tanımın ötesine geçiyor. Bizim için tasarım, gelişmiş teknoloji ve mükemmel kullanıcı deneyiminin birleşimi. Bu süreçte ürünlerimiz çok yol katetti ve şimdi markamızı daha ileri taşımanın sırası” dedi.
Marka yenilenme sürecinde mevcut kategoriler arasından seçili bazı ürünlerde yeni marka ‘Logi’ yer alırken, önümüzdeki günlerde teknoloji tutkunlarını şaşırtacak bazı yenilikler ve sürprizler de olacak.
Markanın konuyla ilgili hazırladığı videoyu buradan izleyebilirsiniz. Electrolux Design Lab 2015’te final heyecanı
Bu yıl yine büyük ilgi gören ve 60 ülkeden 1.500’ün üzerinde başvurunun yer aldığı yarışma kapsamında, halkın seçimi olan proje 15 Ekim tarihinde Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenecek ödül töreninde açıklanacak.
Ev aletleri ve profesyonel ürünlerde dünya lideri olan Electrolux’ün düzenlediği, endüstriyel tasarım alanında dünyanın en prestijli ve ilgi gören yarışmaları arasında yer alan Design Lab 2015’te People’s Choice (Halkın Seçimi Ödülleri) oylaması başladı.
Lisansüstü endüstriyel tasarım öğrencilerinin yemek pişirme, kumaş bakımı ve hava temizliği alanında gelecekte evlerimizde kullanılacak ev aletlerine ilişkin hayallerini sergileyen projeler arasından seçilen ilk 3 projenin yanı sıra halkın seçimiyle belirlenecek proje de Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenecek ödül töreninde duyurulacak. Halkın seçimi olan en popüler konsept proje ayrıca 2.000 Euro değerindeki para ödülünün de sahibi olacak.
Oylamaya katılmak isteyenler www.electroluxdesignlab.com websitesi üzerinden Design Lab’de yer alan projelerle ilgili detaylı görsel ve videoları inceleyerek beğendikleri projeyi oylayabilecek. Türkiye’den yarışmaya katılan ve ilk 35 proje arasında yer almayı başaran Örsan Berkay Tülüce’nin, hayat ağacı konseptini modern teknoloji ile birleştiren ve sunduğu kamera ve mobil aplikasyon özelliği ile ailenin hatıralarını kayıt almasını sağlayan Dorian isimli tasarımına oy vermek isteyenler ise http://po.st/Dorianpr websitesi üzerinden oylarını kullanabilecek.
Ayrıca oy kullananlar arasından belirlenecek şanslı bir kişi de 15 Ekim’de Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenecek ödül törenine katılma fırsatı yakalayacak. Bunun için katılımcıların, yarışmanın bu yılki konusu olan “Sağlıklı ve Mutlu Çocuklar” sizin için ne ifade ediyor?” sorusuna cevap vermeleri yeterli olacak. Oylama 14 Eylül tarihine kadar devam edecek. Huawei, Türk öğrencileri Çin’e götürüyor
Ev ofisi bir kabus mu?

Sağlık sektöründe kurumsal TV dönemi
Hasta ve yakınları çoğu kez hastanelerin oda ve bekleme salonlarındayken canları sıkılıyor. Sistem 9 Medya’nın kurduğu Kurumsal TV sayesinde hastalar, hastanelerin kurduğu dijital ekranlardan artık hem bilgi alıyor hem de eğleniyor. Böylece hastanede geçen süreleri daha eğlenceli hale geliyor.
Kurumsal TV’lerin klasik televizyonların aksine, kurum ve kuruluşlara istedikleri içerikleri planlayıp hedef kitlelerine gösterme imkânı sunduğunu hatırlatan Sistem 9 Medya İcra Kurulu Başkanı Kaan Akın, “Hastanelere kurduğumuz sistemler, hastane yönetimi ve doktorlara hasta bilgilerini güvenli bir şekilde saklama imkânı veriyor. Sisteme sesle uyarı da eklenebiliyor” dedikten sonra, hastanelere kurdukları Kurumsal TV’lerin hasta ve refakatçilerine ihtiyaç duyulan tüm bilgileri ekrandan gösterdiğini vurguluyor.
Akın, sistemin diğer yararlarını şöyle özetliyor: “Tarafımızdan yapılan merkezi kontrol sayesinde mesajlar doğru zamanda doğru yerde ekrana getiriliyor. Hastaneleri kâğıt ve evrak karmaşasından kurtarıp, çevre dostu bir ortam yaratılıyoruz. Hastalar ekranlardan haberleri okuyup, hava durumu hakkında bilgiler alırken, doktorlar da yaklaşan seminer ve toplantıları hakkında ayrıntılı bilgileri görebiliyor.”
Uluslararası alanda Digital Signage olarak bilinen Kurumsal TV’lerin, sadece bir televizyon değil, televizyonun ötesinde bir mecra olduğunun altını çizen Akın, “Kurum ve kuruluşlar hedef kitleye mesajlarını sistem üzerinden en kısa yoldan gönderebiliyor. İçerikleri Sistem 9 Medya ekibi tarafından hazırlanan Kurumsal TV’lere haberlere ek olarak video da ekleyebiliyoruz. Ekibimiz, bilgileri hızlı bir şekilde güncelleyebiliyor. Bilgi ekranlarını tek merkezden yönetiyoruz. Bizden bu hizmeti alan kuruluşlar, kendilerini müşterileri karşısında farklılaştırıp, rakiplerinin de bir adım önüne geçti” diyor. Türk Telekom’da toplu iş sözleşmesi imzalandı
Türk Telekom ile Türkiye Haber-İş Sendikası arasında 15 Nisan 2015 tarihinden itibaren yürütülmekte olan 11. Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri anlaşmayla sonuçlandı. Toplu iş Sözleşmesi Türk Telekom Genel Müdürü Rami Aslan, Türk-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Ergün Atalay, Haber-İş Sendikası Genel Başkanı Veli Solak ile diğer sendika ve kurum temsilcilerinin katılımıyla Türk Telekom Ankara Genel Müdürlük Binası’nda düzenlenen törenle imzalandı.
Aslan: “Gücümüzü dayanışma ve takım ruhundan alıyoruz. Anlaşmamız müşteri odaklı yaklaşımımızın da bir parçası”
11. Dönem Toplu İş Sözleşmesi’nin uzlaşmayla sonuçlanmasından duyduğu memnuniyeti ifade eden Türk Telekom Genel Müdürü Rami Aslan, “Türk Telekom olarak müşteri odaklı, güvenilir, sorumlu ve özverili bir şirket olma misyonu ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gücümüzü, dayanışma ve takım ruhundan alıyoruz. Bu takım ruhu içerisinde sendikalı – sendikasız çalışan ayrımı gözetmeden tüm çalışanlarımızın mutlu ve verimli olacağı bir çalışma ortamı yaratmak için çalışmalar yapıyoruz. Bu dönemde daha düşük ücretli çalışanlarımızı desteklemek, daha yüksek tutarda ücret artışı alabilmelerini sağlamak amacıyla, ilk altı aylık dönemde seyyanen artış ve sonrasında altı aylık süreçlerle ücret iyileştirmesi yapmayı tercih ettik” dedi.
Çalışanların beklentilerini karşılayacak ve şirketi de, sürdürülebilirlik temelinde korumaya yardımcı olacak dengeli bir toplu iş sözleşmesi imzaladıklarını belirten Aslan sözlerine şöyle devam etti: “Türk Telekom Grubu olarak en önemli sermayemizin insan kaynağımız olduğunun bilinciyle, toplu sözleşme sürecinde çalışanlarımız için mümkün olanın en fazlasını sağlamaya çalıştık. Bu, yaptığımız her şeyin merkezine müşteriyi koyma vizyonumuza uygun olarak daha fazla müşteri memnuniyeti elde etmek için de çok önemli. Sahada yüksek performans gösteren çalışanlarımızın ödüllendirilmesi müşteri memnuniyetinin artırılması için kilit öneme sahip olacak. Eminim ki bu anlaşma çalışanlarımız, şirketimiz, müşterilerimiz ve ülkemiz için güzel sonuçlar doğuracak.”
Solak: “Türk Telekom çalışanlarının haklarını geliştiren bir sözleşme imzaladık.”
Haber-İş Sendikası Genel Başkanı Veli Solak ise konuşmasında, “Sözleşme görüşmelerinin anlaşma ile sonuçlanmasında hiç şüphe yok ki, karşılıklı güvenin, hoşgörü ve diyaloğun güçlü bir etkisi olmuştur. Türk Telekom çalışanlarının haklarını koruyup geliştiren bir sözleşmeyi imzalayarak, üyelerimizin sıcak yuvalarına ve ailelerine güven içinde ekmek götürebilmelerini başarmanın mutluluğunu hep birlikte yaşıyoruz” dedi.
Türk-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Ergün Atalay ise Türk Telekom’un çalışana değer veren, işçi sağlığı ve iş güvenliğine harfiyen uyan çok değerli bir kurum olduğunun altını çizerek, sözleşmenin taraflar için hayırlı olmasını diledi.
Çalışanlara daha yüksek zam yapıldı, sosyal haklarda artış sağlandı
Toplu sözleşme sürecinin sonunda, Türk Telekom ve çalışanları için en yüksek faydayı sağlayacak oranlarda mutabık kalındı. 12 bin çalışana ilk 6 ay için 1.500 TL’nin altındaki aylık çıplak ücretler 1.500 TL’ye yükseltildikten sonra tüm ücretlere seyyanen 200 TL, ikinci 6 ay için yüzde 4,5, üçüncü 6 ay için yüzde 3,5 ve dördüncü 6 ay için de yüzde 3 zam yapılacak. Üçüncü ve dördüncü 6 aylık dönemlerde tüketici fiyatları endeksi zam oranlarından yüksek çıkması halinde maaş zammına enflasyon farkı da eklenecek.
12 bin işçiyi kapsayan anlaşma 2017’ye kadar geçerli olacak
Türkiye genelinde Türk Telekom bünyesinde çalışan 12 bin sendika üyesi işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi, 1 Mart 2015-28 Şubat 2017 tarihleri arasında geçerli olacak. Toplam 118 maddeden oluşan 11. Dönem Toplu İş Sözleşmesi ücret, sosyal haklar, izinler, çalışma süreleri, iş sağlığı ve güvenliği ile disiplin hükümlerine ilişkin maddelerden oluşuyor.
SanDisk depolamada son teknolojiyi tanıttı
ZyXEL’den alternatif veri depolama çözümleri
Mobil cihazların hızla gelişmesi ve bulut servislerinin çok daha fazla rağbet görmesi ile birlikte kullanıcılar, istedikleri bilgiye anında ve her yerden ulaşabilir hale geldiler. Artık bilgisayarlarda, akıllı telefonlarda ya da tabletlerde oluşturulan verilere daha kolay erişebilmek için bulut servisleri de daha çok tercih ediliyor. Kullanıcı beklentilerini çok iyi analiz eden ve ağ ve internet ürünlerinde dünya lideri firmalar arasında yer alan ZyXEL de sunduğu yüksek performanslı veri depolama çözümleri ve NAS ürünleriyle göz doldurmaya devam ediyor.
Her Kullanıcıyı Adresleyen Farklı Çözümler!
Günümüzde giderek dijitalleşen dünyada veri artık her yerde! Ev tipi kullanıcılar, örneğin tatil fotoğraflarını veya nişan/düğün/doğum gibi kendileri için en özel anıları güvenle saklamak ve bu anılara her zaman erişebilmek isterken; ve küçük ve orta büyüklükteki firmalar ise üretim raporları, satış analizleri, anlık bilançolar gibi kendilerini rekabette bir adım öne çıkartabilecek verilere her an erişebilmek istiyorlar. ZyXEL’in ağ teknolojilerinde sahip olduğu 25 yıllık uzmanlık ile pazara sunduğu veri depolama çözümleri de farklı tipteki kullanıcıların değişik ihtiyaçlarını analiz etmesi ve tüm kullanıcı gruplarına optimum performansta veri depolama imkanı vermesiyle ön plana çıkıyor. Konuyla ilgili açıklama yapan ZyXEL Türkiye Ürün ve İş Geliştirme Müdürü Şamil Doğan şu ifadeleri kullanıyor: “Tüm dünyada, üretilen dijital verinin hızla artış gösterdiğine tanık oluyoruz. Bu verilerin güvenli bir biçimde saklanması, hızlı ve etkin bir biçimde ağ üzerinden paylaşılabilmesi de giderek daha önemli hale geliyor. ZyXEL de ağ teknolojilerinde lider bir firma olarak, kullanıcıların değişen ihtiyaçlarını analiz ederek bu konuda önemli adımlar atıyor. Pazara sunduğumuz NAS ürünleriyle, kullanıcılara akıllı ve yüksek performanslı veri depolama çözümleri sunuyoruz. Tamamında üstün ZyXEL teknolojisi kullanılan cihazlarımız, veri depolamayı ve paylaşımı her kullanıcı tipi için kolay ve kullanışlı hale getiriyor. Giriş seviyesindeki kullanıcılardan, ileri seviyedeki ev tipi kullanıcılara ve küçük işletmelere dek sunduğumuz farklı çözümlerle pazarda fark yaratıyoruz.”
ZyXEL NSA310S ile giriş seviyesi kullanıcılar için kişiye özel bulut depolama!
Ev tipi kullanıcılar, Dijital fotoğraf makinaları, cep telefonları ve tablet cihazlarıyla ürettikleri veriye veya internetten indirilen içeriklere her an erişebilmek istiyorlar. Dijital arşivini tek bir noktada toplayıp buna tüm cihazlarından erişebilmek isteyenlere yönelik özellikler de sunan NSA310S, tüm multimedya içeriğini depolayıp kullanıcılara diledikleri cihazdan ve her noktadan erişim sağlıyor. Ayrıca uyumluluk özelliği sayesinde UPnP ve DLNA sertifikalı medya çalıcılar, akıllı TV’ler ve Sony PlayStation, Microsoft Xbox gibi oyun konsolları ile fotoğraf, video ve müzik paylaşımı kolaylaşıyor. NSA310S, aynı zamanda kişisel bir bulut depolama alanı gibi çalışarak dışarıdan da dosyalara erişimine olanak tanıyor. NSA310S’in desteklediği ücretsiz indirilebilen zCloud uygulaması sayesinde fotoğraflar, müzikler ve videolara hem internet üzerinden erişilebiliyor hem de farklı kullanıcılar ile paylaşılması sağlanabiliyor. Bu sayede kullanıcılar evlerinden uzakta olsalar bile medya dosyalarının hepsine ulaşabiliyorlar.
Giriş seviyesi kullanıcılar için tasarlanmış olan NSA310S, bir adet 3.5 SATA I/II 6TB’a kadar sabit disk desteğine sahip. Üzerinde bulunan bir adet Gigabit Ethernet portu ile yüksek performansta ağ bağlantısı sağlarken iki adet USB 2.0 portu ile de USB bellekler veya harici disklerden kolayca veri aktarılmasına imkan tanıyor. Cihaz üzerinde bulunan tek bir tuş sayesinde harici disk ve belleklerdeki tüm veriler hızlı bir şekilde dahili disk içerisine aktarılmış oluyor. 1GHz’lik güçlü işlemciye sahip olan NSA310S, büyük boyutlu HD videolara erişimi, hızlı ve kesintisiz bir şekilde oynatılmasını sağlıyor.
ZyXEL NSA325 v2 ile yüksek performanslı, kişiye özel bulut servisi!
ZyXEL NSA325 v2, giriş seviyesinin üzerinde yer alan ve hem veri depolama, hem depoladıkları verileri akıllı bir biçimde yönetebilme hem de performans ihtiyacı olan ev tipi kullanıcılar için ideal çözüm. Yüksek kalitede videolara ev ağındaki her cihazdan aynı anda erişilebilmesi için NSA325 v2 yüksek performans için 1,6 GHz işlemciye ve 512 MB hafızaya sahip olarak geliyor. Maksimum veri depolama kabiliyeti için üzerinde 2 disk slotu barındıran NSA325 v2, aynı zamanda verilerin diskler içerisine hızlı bir şekilde aktarılabilmesi için Gigabit Ethernet portuna ve USB 3.0 portuna sahip.
NSA325 v2 günümüzün en yaygın medya sunucu standartları ile birlikte gelerek evdeki tüm cihazların medya sunucusuna kolayca erişebilmelerine imkan tanıyor. UPnP ve DLNA sertifikalı medya çalıcılar, akıllı TV’ler ve Sony PlayStation, Microsoft Xbox gibi oyun konsolları ile fotoğraf, video ve müzik paylaşımı kolaylaşıyor. Gittikçe popüler olmaya başlayan Apple TV ve Chromecast ürünleri ile uyumlu olarak çalışan NSA325 v2, Twonky Beam, BubbleUPnp, Avia ve Samsung TV’nin de aralarında bulunduğu birçok uygulama aracılığıyla, cihaz içerisinde depoladığınız tüm medya dosyalarınızı Apple TV ve Chromecast üzerinden internette yayınlanabilmesine olanak tanıyor.
ZyXEL NSA325 v2 kullanıcıları zCloud mobil uygulamasını kullanarak ev ağlarında bulunan tüm dosyalara uzaktan güvenle ulaşabiliyor. Böylece ev kullanıcılar dosyalarına internet üzerinden erişim sağlayabildikleri gibi uzaktan rahatlıkla yedekleme, dosya indirme veya yeni dosya yükleme işlemlerini yapabiliyorlar. ZyXEL tarafından geliştirilmiş olan zCloud uygulaması tüm bu işlemlerin mobil cihazlar ile kontrol edilebilmesine imkan tanıyor.
Ayrıca yine NSA325 v2 ile birlikte kullanıcılara ücretsiz olarak sunulan ZyXEL’in yenilikçi servisi myZyXELcloud DDNS servisi ile cihazlarınızı tek bir bulut hesabına kaydederek oluşturacağınız tek bir link üzerinden cihazınıza direkt olarak erişebilirsiniz.
İleri seviye ev tipi kullanıcılar ve küçük işletmeler için ideal çözüm ZyXEL NAS540!
ZyXEL NAS540, ağ bağlantılı depolama sistemleri arasında üstün performansı ile dikkati çekiyor. Üzerinde bulunan 1.2 GHz’lik çift çekirdekli işlemcisi ve 1 GB DDR3 hafızası ile yüksek veri transferi gerektiren işlemlerde performans sorunu yaşanmamasını sağlıyor. RAID-5 konfigürasyonu, küme bağlantılı olarak kullanılabilen iki Ethernet LAN portu, yüksek hızlı USB 3.0 girişleri ve SDXC desteğine sahip SD kart okuyucusu sayesinde büyük miktarda verileri farklı platformlardan yüksek hızda transfer edebilirsiniz. NAS540, fotoğraf makinesi veya video kamerası gibi cihazlardaki dosyaları, hızlı USB portları üzerinden 130 MB/saniyesi hızında okuyabiliyor ve 48 MB/saniye hızında yazabiliyor.
Ayrıca yine NAS540 ile birlikte kullanıcılara ücretsiz olarak sunulan ZyXEL’in yenilikçi servisi myZyXELcloud DDNS servisi sayesinde cihazlarınızı tek bir bulut hesabına kaydederek oluşturacağınız tek bir link üzerinden cihazınıza direkt olarak erişebilirsiniz.
4 disk girişi bulunan ZyXEL NAS 540 bu sayede toplam 24 Terabyte’lık veri depolama kapasitesine erişebiliyor. Ev ağlarında en çok ihtiyaç duyulan müzik, video ve fotoğraf arşivleme sorunlarına gerçek bir çözüm sunan NAS 540, bu kapasitesi sayesinde 6000 film, 4 milyon müzik veya 6 milyon fotoğraf dosyasının depolanabilmesine izin veriyor. Ayrıca ZyXEL NAS540 yedekleme ve daha hızlı performans için RAID 1, 5, 6 veya 10 desteği de sunuyor. Bu özellikler sayesinde 4 disk kapasiteli NAS540 sistemi herhangi bir disk hatasına karşı tüm verilerin halen güvenli bir şekilde erişilebilmesine izin veriyor. Kullanıcılar bir diskin arızalanması durumunda bile çalışmaya devam edebiliyor ve diski değiştirseler bile hiçbir veri kaybı yaşamıyorlar.
Güç tasarrufu ve yeşil teknoloji tüm ürünlerde ön planda!
Çevre dostu yaklaşım ve güç tasarrufu, tıpkı ZyXEL’in pazara sunduğu diğer tüm ürünlerde olduğu gibi veri depolama çözümlerinde de ön planda. ZyXEL’in 310S, NSA325 v2 ve NAS540 ürünlerinde bulunan güç zamanlayıcı fonksiyonu sayesinde otomatik olarak kapanabilen cihazlar, kullanılmadığı zamanlarda içerisindeki sabit diski otomatik olarak uyku konumuna geçiriyor. Ortam ısısının ve sistem sıcaklığının düşük olduğu durumlarda fan hızını azaltan cihazlar, Wake-on-Lan özelliği sayesinde kapalı iken uzaktan çalıştırılabiliyor ve tekrar kapatılması sağlanabiliyor! Platin Bilişim, web sitesi yenilendi










