BT ekosistemi için lider bir küresel distribütör ve çözüm toplayıcısı olan TD SYNNEX Avrupa’daki portföyüne NVIDIA RTX grafik işlem birimlerini (GPU’lar) ekleyerek NVIDIA AI ürün yelpazesini daha da genişlettiğini duyurdu.
NVIDIA RTX GPU’lar, gerçek zamanlı ışın izleme, yapay zekâ, simülasyon ve gelişmiş grafikler sunan tam yığın profesyonel görselleştirme teknolojilerini kullanıyor. Bu grafik kartları kiosklar veya video duvarları gibi gömülü cihazlardan geleneksel sunuculara ve iş istasyonlarına kadar zorlu bilgi işlem işlerini hızlandırmak için tasarlandı.
TD SYNNEX Küresel Bilgi İşlem Bileşenleri Avrupa Başkan Yardımcısı Thomas Klein açıklamasında, “NVIDIA ile iş birliğimizin bu şekilde genişlemesi, ürün yelpazemizi zenginleştiriyor ve iş ortaklarımız ile müşterilerine güçlü ve yenilikçi bir dizi profesyonel görselleştirme teknolojisi sunmamızı sağlıyor.” dedi.
NVIDIA Kurumsal Platformlar Kıdemli Direktörü Chris Marriott ise şunları söyledi: “Günümüzün dijital dünyası, mobil ve masaüstü kullanıcıların günlük işlerini güçlendirmek için gelişmiş bilgi işlem yetenekleri gerektiriyor. TD SYNNEX, NVIDIA RTX GPU’ları portföyüne ekleyerek artık masaüstünden veri merkezine kadar müşteriler için eksiksiz kurumsal çözümler sunuyor.”
Bu anlaşma, TD SYNNEX‘in NVIDIA Quantum-2 InfiniBand ve NVIDIA Spectrum-X ethernet ağ platformları ile NVIDIA DGX sistemleri ve NVIDIA veri merkezi GPU’ları gibi yüksek performanslı bilgi işlem çözümlerini içeren kapsamlı NVIDIA teknolojilerinden oluşan portföyünü genişletiyor. Ayrıca bu iş birliği, TD SYNNEX’in NVIDIA Omniverse platformu, NVIDIA sanal GPU yazılımı ve üretim sınıfı yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesi ve dağıtımı için NVIDIA AI Enterprise platformunu sunarak yapay zekâ ve makine öğrenimi yeteneklerini geliştirme konusundaki kararlılığının da bir yansıması olarak görülüyor.
Dünyada 5G ağ benimsemesi hızla artarken, hücresel teknoloji de halihazırda başka bir kablosuz teknolojinin hakim olduğu bir alana girmeye başlıyor: Wi-Fi. Bir kişi ya da şirketin kendi tesis çapında hücresel ağını kurduğu özel 5G ağları, bir zamanlar Wi-Fi’nin şehirdeki tek geçerli hizmet olduğu yerlerde bugün kendine yeni uygulama sahaları buluyor.
Gerçi Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan’ın açıklamasına göre Türkiye, 2026’da doğrudan 5.5G teknolojisine geçecek ancak bu ay İngiltere merkezli telekom şirketi Vodafone, Raspberry Pi tabanlı özel bir 5G baz istasyonunu piyasaya sürerek, daha sonra özel 5G inovasyon dalgasını başlatabilecek olan geliştiricileri hedefliyor.
Vodafone’da ağ mimarisi direktörü olan Santiago Tenorio, “Raspberry Pi, aslında satın alabileceğiniz en uygun fiyatlı CPU [tabanlı] bilgisayar” diyor ve ekliyor: “Bu da inşa ettiğimiz şeyin özünde, kaliteli bir Wi-Fi yönlendiricisi ile benzer bir malzeme listesine sahip olduğu anlamına geliyor.”
Şirket, Surrey, İngiltere merkezli Lime Microsystems ile birlikte çalışarak fiyatları 800 ila 12.000 ABD doları arasında değişen, kitle fonlamasıyla finanse edilen özel 5G baz istasyonu kitlerini piyasaya sürdü. Tenorio, “Bir Raspberry Pi’de (ki bu durumda bizim kullandığımız Raspberry Pi 4) cihazını hemen her yerde çalıştırabileceğinizden emin olabilirsiniz, çünkü sahip olabileceğiniz en küçük ama kararlı işlemci bu” diyor.
Ölçeklenebilir özel 5G ağlar mümkün
Tenorio, bir kişinin neden kendi özel 5G ağını isteyebileceğine dair bir dizi neden olduğunu söylüyor. Şu anda, senaryolar çoğunlukla şirketler ve kuruluşlarla ilgili olsa da örneğin 5G’nin nispeten düşük gecikme süresi ve ağ esnekliği bireysel kullanıcılar için de oldukça çekici.Tenorio, özel 5G için iki büyük satış noktası olaraksa güvenlik ve mobilitenin altını çiziyor.
Örneğin ticari bir mağaza 5G sayesinde geleneksel şifre tabanlı kablosuz ağ güvenliğine kıyasla bir SIM kartın sağlayabileceği ekstra güvenlik korumalarından faydalanabiliyor. Tenorio, her SIM kartın kendi benzersiz tanımlayıcısını ve şifreleme anahtarlarını içermesi ve böylece bir ağın her bir bağlantıyı tanıyabilmesini ve yetkilendirebilmesini sağlaması nedeniyle, özel 5G ağ güvenliğinin önemli bir satış noktası olduğunu söylüyor.
Acil durum iletişiminde fayda sağlar mı?
Ayrıca Tenorio, müşterilerin 5G ağına erişiminin da daha kolay olduğunu şöyle ifade ediyor: “Şifreye ihtiyacınız yok. Tezgâhın arkasındaki tezgâhtarla veya garsonla konuşmaya ya da QR koduna ihtiyacınız yok. Sadece fırına giriyorsunuz ve fırının ağına dahil oluyorsunuz.”
Üstelik Tenorio, menzilindeki cihazların ping atmasına neden olan yakındaki bir 5G istasyonunun varlığına dayanabilecek bir acil yardım ve kurtarma uygulaması öneriyor. Tenorio, bir drone üzerinde özel bir 5G baz istasyonu kurmanın, drone’un bir afet bölgesi üzerinde uçmasını ve havadaki ağı aracılığıyla kapsama alanındaki tüm cihazlara rapor vermeleri için bir acil durum sinyali göndermesini sağlayacağını söylüyor.
Bu sinyali alan uyumlu bir SIM karta sahip herhangi bir cihaz daha sonra benzersiz kimlik bilgileriyle yanıt verir. Tenorio, “Sonra herhangi bir telefon ağa kayıt olmaya çalışacak” diyor ve ekliyor: “Ve o zaman orada örneğin göçük altında birinin olup olmadığını anlarsınız.”
Ağ gecikmelerinden kurtulmak
Almanya’daki Dortmund Teknik Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği profesörü olan Christian Wietfeld’e göre, özel 5G ağları daha az gecikme olasılığını da beraberinde getiriyor. Wietfeld, mevcut Vodafone/Lime Microsystem baz istasyonunu henüz test etmediklerini söylese de, ekibi özel 5G dağıtımlarını test etti ve özel 5G’nin güvenilir bir şekilde daha iyi bağlantı sağladığını tespit etti.
Wietfeld’in ekibi araştırmalarını Eylül ayında İspanya’nın Valencia kentinde düzenlenecek olan IEEE Uluslararası Kişisel, Kapalı Alan ve Mobil Radyo İletişimi Sempozyumu‘nda sunacak. Araştırmacılar, özel 5G’nin Wi-Fi (IEEE 802.11 kablosuz standardı) ile karşılaştırıldığında, yüksek yüke sahip ağlardaki bağlantılardan 10 kata kadar daha hızlı bağlantı sağlayabildiğini tespit etti.
Wietfeld, “Özel bir 5G ağını işletmek için harcanan ek maliyet ve çaba, üretimin daha az kesintiye uğraması ve malların teslimatında daha az gecikme yaşanmasıyla karşılığını veriyor,” diyor ve ekliyor: “Ayrıca, kampüs içi tele-operasyonlu sürüş gibi güvenlik açısından kritik kullanım durumları için, özel 5G ağları gerekli güvenilirliği ve performans öngörülebilirliğini sağlıyor.”
Nokia, Ericsson ve Huawei gibi Telekom ekipmanları tedarikçileri ve ağ teknolojileri firmaları da özel 5G ağların yaygınlaşması için çeşitli adımlar atmaktalar. Ancak tabi maliyetler Wi-Fi ağlara göre hala oldukça yüksek ve özel 5G ağ kurulumları şimdilik oldukça sınırlı (ve Raspberry Pi gibi ekonomik çözümlere yönelmek zorunda kalacak) gibi gözükmekte.
CoinStats, yaklaşık 1,5 milyon kullanıcısı olan kapsamlı bir kripto para portföy yönetimi uygulaması. Platform genellikle yatırım takibi, gerçek zamanlı veriler, haber toplama ve özel uyarılar için kullanılır. Ayrıca, kullanıcıların platform tarafından barındırılan CoinStats cüzdanları oluşturmasına da olanak tanır.
Portföy yönetimi özelliklerini kullanmak isteyen kullanıcılar için platform, hesaba bağlı harici kripto cüzdanlarına salt okunur erişim gerektiriyor ve salt okunur erişim yüzünden bu saldırıdan ve veri ihlalinden etkilenmedi. Bununla birlikte, cüzdanlarını CoinStats’ta barındıran kullanıcılar potansiyel olarak saldırıdan etkilendi.
Sosyal medya platformu X’te (eski adıyla Twitter) yapılan bir duyuruda CoinStats, kullanıcılara platformdaki tüm barındırılan cüzdanların 1.590’ını veya% 1.3’ünü etkileyen bir siber saldırıya maruz kaldıklarını doğruladı. Şirket bu elektronik tabloda etkilenen cüzdanların bir listesini paylaştı, ancak bazı kullanıcılar bu listede olmayan cüzdanlardan fonların çalındığını bildirdi. Bu nedenle, olayın gerçek kapsamı CoinStats’ın doğruladığından daha ciddi olabilir.
Listede cüzdan adreslerini bulan ve hala fonları olan kişilerin bunları derhal harici bir cüzdana aktarmaları isteniyor. Saldırı devam ederken, CoinStats web sitesi ve uygulaması, şirket saldırıyı araştırırken ve hafifletirken kullanılamaz durumda.
Saldırı, kullanıcıların bağlı cüzdanlarını ve merkezi borsalarını etkilemedi, bu nedenle insanların bunları kullanmaya devam etmeleri güvenli sayılıyor. Soruşturma devam etmekle birlikte, CoinStats CEO’su X’te Kuzey Koreli Lazarus hack grubu hakkında bir CISA belgesi paylaşarak saldırıyı Kuzey Koreli hackerların gerçekleştirdiğini gösteren önemli kanıtlara sahip olduklarını belirtti.
Lazarus Grubu‘nun, yıllar boyunca kripto para platformlarını hedef alan büyük kripto soygunları gerçekleştirmesiyle ünlü, devlet destekli bir hack grubu olduğuna inanılıyor. Recorded Future, 2023’ün sonlarında Kuzey Kore devlet destekli bilgisayar korsanlarının Ocak 2017’den bu yana 3 milyar dolar değerinde kripto çaldığını tahmin ediyor ki bu da yılda yaklaşık 500 milyon dolara denk geliyor. Dolandırıcılar, ‘@CoinStals’ gibi yazım hatalarına sahip doğrulanmamış hesapları kullanarak, X’teki resmi duyurunun altındaki yanıtlarda sahte geri ödeme programlarını tanıtarak CoinStats ihlalinden yararlanmaya çalışıyorlar.
eLogo, SAP uyumlu e-Dönüşüm paketlerine bir yenisini daha ekledi. SAP’nin Document and Reporting Compliance (DRC) ürün entegrasyonuyla birlikte eLogo, yerelin yanı sıra global müşteri segmentinde de büyümesini sürdürecek.
eLogo, SAP ekosistemine yönelik sunduğu e-Dönüşüm projelerine bir yenisini daha ekledi. eLogo ve SAP’nin global teknik kadrosu ile birlikte gerçekleştirilen DRC entegrasyonu ile ürün en güncel mevzuatlara uyumlu çalışıyor. DRC ürünü lisansına sahip müşteriler, eLogo hesaplarını aktive ederek e-Belgelerini mevzuata uygun, hızlı ve sorunsuz bir şekilde Gelir İdaresi Başkanlığı’na iletebiliyor. Böylece tek bir ekrandan tüm süreçler yönetilebiliyor, muhasebesel akışlar başarılı bir şekilde tamamlanabiliyor.
Özellikle birden fazla ülkede faaliyet gösteren global müşteriler, tüm lokasyonlarında aynı ürünü kullanarak e-Belgelerini oluşturabiliyor. Yasal raporlamalarını küresel olarak yönetirken, uyumluluklarını optimize edip verimliliklerini artırıyor.
Ürün yelpazelerini ve etki alanlarını genişletmeye devam ettiklerini söyleyen eLogo Genel Müdürü Başak Kural, “eLogo olarak 200’den fazla yazılımla entegrasyonumuz bulunuyor. Böylece her ölçekten müşterilerimizin farklı ihtiyaçlarına cevap veriyoruz. Geliştirdiğimiz entegrasyon sayesinde SAP ekosistemindeki kullanıcılara daha verimli ve gelişmiş bir deneyim sunuyoruz. DRC lisansına sahip kullanıcılar, ürün içerisinden e-Dönüşüm hizmetlerimizden kolayca yararlanabiliyor. Globalde yoğun olarak kullanılan DRC ürünüyle entegrasyonu sağlayarak, yereldeki müşterilerimizin yanı sıra global çapta faaliyet gösteren müşteri segmentinde de büyümemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
Ancak bazı yapay zeka liderleri, zenginlikleri veya istihdam durumları ne olursa olsun belirli bir nüfustaki kişilere düzenli olarak nakit ödeme yapılması anlamına gelen UBI’nin bile yeterli olmayacağını söylüyor.
Anthropic CEO’su Dario Amodei, verdiği bir demeçte “Bunun kesinlikle hiç yoktan iyi olduğunu düşünüyorum.” dedi.
“Fakat herkesin katkıda bulunabileceği bir dünyayı tercih ederim. Trilyonlarca dolar kazanabilecek bu kadar az insanın olması ve sonra hükümetin bunların hepsini yıkanmamış kitlelere dağıtması biraz distopik olurdu.”
Eski bir OpenAI çalışanı olan Amodei, kız kardeşi Daniela ve diğer beş OpenAI kökenli meslektaşıyla birlikte 2021’de Anthropic’i kurdu. Yapay zekanın dünya üzerinde dramatik bir etkisi olacağına inanıyorlardı ve onun insani değerlerle uyumlu olmasını sağlayacak bir şirket kurmak istiyorlardı. Amodei, şirketi “kamu yararına” odaklanan bir şirket olarak tanımlıyor.
Teknoloji endüstrisindeki birçok kişi, yapay zekanın ekonomik etkisini azaltmak için evrensel temel gelire destek verdiğini ifade etti. Buradaki fikir, işleri teknoloji tarafından tehdit edilen insanlar için bir güvenlik ağı görevi görmesi.
Ancak Amodei, yapay zeka teknolojisinin toplumu o kadar temelden değiştireceğini ve daha kapsamlı bir çözüm tasarlamamız gerektiğini öne sürüyor.
“Uzun vadede ekonomiyi nasıl organize edeceğimizi ve insanların hayatları hakkında ne düşündüğünü gerçekten düşünmemiz gerekeceğini düşünüyorum.”
Bunun bir nedeninin “insanlık arasında bir konuşma” olması gerektiğine inanması nedeniyle bir cevabı olmadığını söyledi.
Amodei evrensel temel gelirin ötesinde düşünen tek kişi değil. OpenAI CEO’su Sam Altman, bunun sesli bir savunucusu olmasına rağmen aynı zamanda “evrensel temel hesaplama” fikrini de önerdi.
Buradaki fikir, büyük dil modelleri ilerledikçe bir dilime sahip olmanın paradan daha değerli olacağı.
Amazon içerisinde “Metis” olarak bilinen proje, bir web sitesinden erişilebilen ve “Olympus” olarak bilinen dahili bir yapay zeka modeli tarafından desteklenen bir sohbet robotu oluşturacak.
Haber kaynağı, Metis’in Amazon’un kendi Titan temel modelinin daha güçlü bir versiyonu olduğunu, test ve görüntü yanıtları sağladığını, kaynaklara bağlantılar paylaştığını, takip önerilerinde bulunduğunu ve erişimle artırılmış nesil kullanarak daha güncel bilgiler sağladığını söyledi.
Metis ayrıca seyahat programları ve diğer kapsamlı planlar oluşturan bir yapay zeka aracısı olarak da kullanılabilir.
Jassy’nin doğrudan Metis’te yer aldığını ve yakın zamanda projenin ilerleyişini gözden geçirdiğini belirten haber kaynağı, konuya aşina bir kişiden alıntı yaptı. Ürün eylül ayında piyasaya sürülebilir.
Amazon, Nisan ayında üretken AI sohbet robotu Q’yu müşterilerin kullanımına sunmuştu. Şirket, ilk kez Kasım ayında tanıtılan Q’nun kod yazma veya düzeltme yeteneğine sahip olduğunu ve çok satırlı kod önerileri sunabildiğini söylemişti.
Ayrı bir gelişmede, Nisan ayında Jassy, üretken yapay zekanın şirketin bir sonraki büyüme ayağı olduğunu düşündüğünü söyledi.
Bizi ne bekliyor?
Yarış her geçen gün kızışıyor. AI araçlarının kabul görecek bir başarı oranına kavuşmaya başlaması ile birlikte bir araç geliştiremeyen şirketler de, araçlarını kendi hizmetlerine entegre etmek için de ayrı bir yarış içerisindeler.
Geçtiğimiz haftalarda birçok otomobil üreticisinin araçlarına yapay zekayı dahil etmek için yaptığı görüşmelere şahit olduk. Akıllı telefon üreticilerindeki yapay zeka denemeleri ve şimdi en etkin pazaryeri altyapılarından birine sahip olan Amazon’un girişimi de göz önünde bulundurulduğunda her yönüyle daha entegre bir gelecek bizleri bekliyor.
Beş saatlik bir YouTube Canlı yayını, bir dizi benzer sahte yayının sonuncusunda; kripto para dolandırıcılığını yaymak için Elon Musk’ın deepfake’ini kullandı.
Benzer sahte yayınların son örneği olan bu videoda, Tesla etkinliğinden canlı yayındaymış gibi görünmesi amaçlanan bir Musk görüntüsü gösterildi ve yapay zeka tarafından oluşturulan sesiyle izleyicilere bir web sitesini ziyaret etmeleri; bir hediye çekilişine katılmak için Bitcoin, Ethereum veya Dogecoin yatırmaları talimatı verildi.
Döngü halinde oynatılan mesajda, sisteme yatırılan kripto paranın “otomatik olarak iki katı geri gönderileceği” vaadi verildi. Video daha sonra kaldırıldı.
Bir noktada 30.000’den fazla izleyici akışa ayarlandı (ancak bu sayıların botlar tarafından şişirilmiş olma olasılığını göz ardı edemeyiz), bu da onu YouTube’un önerilenleri arasında en üst sıraya taşıdı. Tesla gibi davranan hesap @elon.teslastream, Resmi Sanatçı Kanalı doğrulama rozetine sahipti, bu nedenle bir hesap hacklemeyle karşı karşıya olabiliriz. Google’a ulaşılmasının ardından hem video hem de kanal kaldırıldı.
Bu Elon Musk deepfake dolandırıcılıkları, her durumda Musk’ın şirketlerinden biri gibi görünen bir hesap kullanılarak son birkaç ayda artış gösterdi.
Haziran ayının başlarında Cointelegraph, Starship lansmanı sırasında SpaceX gibi davranan 35 hesap tarafından benzer dolandırıcılıkların yürütüldüğünü bildirmişti. Dolandırıcılar, Mashable’ıno dönemde bildirdiği gibi, Nisan ayında aynı taktiği kullanarak tutulma heyecanına kapılmaya çalıştı. Son zamanlarda Reddit’teyayınlanan sahte Musk canlı yayınlarına ilişkin çok sayıda rapor var.
Musk’ın sosyal medyadaki takipçilerini hedef alan kripto dolandırıcılıkları, genel olarak ünlülerin dahil olduğu dolandırıcılıklar gibi yıllardır bir sorun teşkil ediyor. Daha bu Cuma, 50 Cent, hesaplarını pompala ve boşalt planını gerçekleştirmek için kullanan bir hack saldırısına uğradı.
Avrupa Komisyonu ayrıca Apple tarafının geliştiricilerden aldığı temel teknoloji ücreti de dahil olmak üzere Avrupa’daki alternatif iOS pazarlarına verdiği destek konusunda yeni bir soruşturma başlattı.
Avrupa’da rekabet politikasından sorumlu Margrethe Vestager, “İlk konumumuz, Apple’ın yönlendirmeye tam olarak izin vermediği yönünde.” dedi.
“Uygulama geliştiricilerinin kapı denetleyicilerinin uygulama mağazalarına daha az bağımlı olmasını sağlamak ve tüketicilerin daha iyi tekliflerden haberdar olmasını sağlamak için yönlendirme çok önemli.”
DMA kapsamında, Apple ve diğer sözde denetleyicilerin, uygulama geliştiricilerin tüketicileri uygulama mağazalarının dışındaki tekliflere ücretsiz olarak yönlendirmesine izin vermesi gerekiyor. Alphabet, Amazon, Apple, ByteDance, Meta ve Microsoft, Mart 2024 itibarıyla kurallara tamamen uyması gereken altı denetleyici.
Apple sözcüsü Peter Ajemian, yaptığı açıklamada “Son birkaç ay boyunca Apple, geliştiricilerden ve Avrupa Komisyonundan gelen geri bildirimlere yanıt olarak DMA’ya uymak için bir dizi değişiklik yaptı.” dedi.
“AB’de App Store üzerinden iş yapan tüm geliştiriciler, uygulama kullanıcılarını satın alma işlemlerini son derece rekabetçi bir fiyatla tamamlamak üzere web’e yönlendirme yeteneği de dahil olmak üzere, sunduğumuz özelliklerden yararlanma fırsatına sahip. Rutin olarak yaptığımız gibi, Avrupa Komisyonu’nu dinlemeye ve onunla iletişim kurmaya devam edeceğiz.”
Apple, AB rekabet otoritesinin Mart ayında birkaç soruşturma başlatmasının ardından DMA kuralları kapsamında suçlanan ilk şirket oldu. (Meta ve Google da uyumsuzluk nedeniyle inceleniyor.) Apple, Mart 2025’ten önceki nihai karardan önce Avrupa Komisyonu’nun ön değerlendirmesine yanıt verme süresine sahip. Apple, ihlal nedeniyle yıllık küresel gelirinin yüzde 10’una kadar, yani geçen yılki rakamlara göre 38 milyar dolara kadar para cezasına çarptırılabilir. Bu, tekrarlanan ihlallerde yüzde 20’ye çıkmaktadır.
Apple daha önce AB’nin antitröst düzenleyicileri tarafından, DMA’dan önceki bir davada App Store’un yönlendirme karşıtı uygulamaları nedeniyle 1,84 milyar Euro para cezasına çarptırılmıştı. Bu ceza, Spotify’ın antitröst şikayetinde bulunmasının ardından 2020 yılında açıklanan bir davadan kaynaklandı.
Avrupa Komisyonu, Apple’ın alternatif iOS uygulama mağazalarına desteğiyle ilgili yeni soruşturmalar da başlattı. Soruşturma, tartışmalı Core Technology Fee’ye (Temel Teknoloji Ücreti), kullanıcıların üçüncü taraf pazar yerlerini yüklemek için gereksinim duyduğu zahmetli çok aşamalı sürece ve Apple’ın geliştiriciler için koyduğu uygunluk şartlarına odaklanıyor.
Vestager, “Ayrıca, çekirdek teknoloji ücreti olarak adlandırılan ve üçüncü taraf uygulama mağazalarına ve yan yüklemelere izin veren çeşitli kurallarla ilgili olarak Apple’a karşı da dava açtık.” dedi.
“Geliştirici topluluğu ve tüketiciler, App Store’a alternatifler sunmaya istekli. Apple’ın bu çabaları baltalamamasını sağlamak için araştırma yapacağız.”
Cuma günü Apple, temel iOS 18 özelliklerinin bu yıl Avrupalı kullanıcılara sunulmasının geciktirilmesinden DMA ile ilgili “düzenleyici belirsizliklerini” sorumlu tuttu. Apple, kullanıcı gizliliğini ve veri güvenliğini zayıflatabilecek birlikte çalışabilirlik gerekliliklerini suçladı.
Samsung’un yeni Exynos 2500 işlemcisinin Galaxy S25 serisinde kullanılması beklenirken, üretim süreçlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle çipin piyasaya sunulma tarihi belirsizliğe düşebilir. DNet Korea’nın raporuna göre, Exynos 2500 şu anda beklenen üretim verimliliğine ulaşamamış durumda; %20 seviyelerinde olan verimlilik, seri üretime geçmek için yeterli değil. Bu durum devam ederse, sektör analisti Ming-Chi Kuo’ya göre Samsung’un alternatif olarak Qualcomm’un Snapdragon 8 Gen 4 işlemcisine yönelebileceği belirtiliyor.
Samsung, Galaxy S24 modellerinde kullanılan Exynos 2400 işlemcisiyle önemli gelişmeler kaydetmiş ve beğeni toplamıştı. Exynos 2400, performansıyla kullanıcıların beklentilerini karşılamış ve Samsung’un yarı iletken pazarındaki konumunu güçlendirmişti. Ancak Exynos 2500 projesi olan “Solomon”, Samsung Foundry’nin 3nm (SF3) ve Gate-All-Around (GAA) teknolojilerini kullanacak ikinci nesil bir işlemci olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, Exynos 2500’in geliştirilme sürecinden vazgeçilmesi, hem maddi hem de stratejik anlamda büyük bir kayba yol açabilir ve Samsung’un rekabet gücünü etkileyebilir.
Samsung’un üretim verimini artırma çabalarıyla ilgili olarak, şirketin bu yılın ikinci yarısına kadar Exynos 2500’ü seri üretime geçirme hedefi bulunuyor. Ancak bu süreçteki gelişmeler, Exynos 2500’in Galaxy S25 modellerinde kullanılıp kullanılmayacağını belirleyecek önemli faktörler arasında yer alıyor. Samsung’un teknoloji ve üretim kapasitesiyle ilgili stratejileri, önümüzdeki aylarda ortaya çıkacak sonuçlara göre şekillenecek gibi görünüyor.
Jel sensör, emsallerine göre yüzde 83 daha yüksek voltaj üretmek için hareketi kullanıyor. Japon araştırmacılar yeni nesil elektroniklerin yolunu açıyor. Esnek cihazlara olan talep artıyor ve bu durum araştırmacılara, giyilebilir cihazlar ve yumuşak robotlar da dahil olmak üzere elektroniğin geleceğini şekillendirecek malzemeleri deneme konusunda ilham veriyor.
Jel sensör yeni nesil elektroniklerde görev alacak
Ulusal Malzeme Bilimi Enstitüsü (NIMS), Hokkaido Üniversitesi ve Meiji İlaç Üniversitesi’nden bir araştırmacı ekibi, büyük bir elektrostatik yükü stabil bir şekilde tutabilen bir jel elektret geliştirdi. Ekip daha sonra bu jeli oldukça esnek elektrotlarla birleştirerek düşük frekanslı titreşimleri (örneğin insan hareketinin ürettiği titreşimler) algılayabilen ve bunları çıkış voltajı sinyallerine dönüştürebilen bir sensör oluşturdu. Bu cihaz potansiyel olarak giyilebilir bir sağlık sensörü olarak kullanılabilir.
Japonya’dan araştırmacılar, belirli bir elektrikli sıvı ve jel sınıfı olan Alkil-π’yi geliştirmenin yolunu açtılar. Dr. Takashi Nakanishi: “Alkil-π sıvıları ve alkil-π jelleri , lüminesans, fotoiletkenlik, elektrokromik ve elektret özellikleri gibi optoelektronik işlevler sergileyen yeni nesil fonksiyonel yumuşak malzemeler olarak dikkat çekiyor” diyor.
Elektret diyalektik bir malzeme. Elektrik yükünü depolayabilen ancak iletken olarak zayıf olan bir malzemedir ve bu durumda kalıcıdır. İşlevsel olarak alkil-π sıvıları elektrik yükünü koruyan ve hatta diğer malzemelerin üzerine boyanabilen malzemelerdir. Ancak malzeme şu anda geliştirilme aşamasında olduğundan, taşıyıcı olarak sıvıyla ilgili bazı sorunlarla karşılaştılar.
Nakanishi: “Bu sıvılar, esnek cihazlar oluşturmak için elektrotlarla birleştirildiğinde, hareketsiz hale getirilmesinin ve kapatılmasının zor olduğu ve bunun da sızıntı sorunlarına yol açtığı kanıtlandı. Ayrıca, alkil-π sıvılarının elektrostatik yük tutma kapasitelerinin, güç üretim yeteneklerini geliştirmek için artırılması gerekiyordu” diyor. Bunun dışında, esnek bir substrat üzerine uygulanan Ag-AgCI gibi metalik bir film olan esnek elektrotlar ekleyerek bu özel jelden bir sensör yapmayı başardılar.
Bu jel sensör, insan hareketi gibi düşük frekanslı titreşimleri algılayabilir ve hatta bunları çıkış voltajı sinyallerine dönüştürebilir. Böyle bir gelişme, dış güç kaynaklarına olan ihtiyacı ortadan kaldırabilir.
Sıvıyla karşılaştırıldığında, bu jelin elastik depolama modülünün, sıvı muadiline göre 40 milyon kat daha fazla olduğu bulundu ve sabitlemesi basitleştirilip kapatılabilir. Hatta jelin elektrik gücünü yüzde 24 oranında artırdılar çünkü jel, elektrik yükünü sıvıdan daha iyi tutuyordu. Bu yükü oluşturmayı başardıklarında, bir titreşim sensörü oluşturmak için esnek elektrotlar eklediler.
Netflix’in kıdemli kodlama teknolojisi direktörü Aaron, bu yılın başlarında şirketin Screen Actors Guild Awards canlı yayınını izliyordu. Dünyanın geri kalanı tüm bu ünlülere ve onların yanıp sönen kameralar denizinde parıldayan gösterişli kıyafetlerine hayret ederken, Aaron’un zihni hemen Netflix’in kodlama teknolojisinin üstesinden gelmek zorunda kalacağı ilgili tüm görsel zorlukları analiz etmeye başladı. Yakın zamanda Netflix’in Los Gatos, California’daki ofisindeki bir röportajda “Aman Tanrım, bu içeriği kodlamak çok zor olacak” diye düşündüğünü hatırladı.
Netflix gelişmiş kodlama çözümü
Aaron son 13 yılını Netflix’in filmlerini ve TV şovlarını kodlama biçimini optimize etmek için harcadı. Aaron’a göre kendisinin ve ekibinin yaptığı çalışma, şirketin daha yavaş bağlantılar üzerinden daha iyi görünen yayınlar sunmasına olanak sağladı ve yalnızca 4K yayınlar için yüzde 50 bant genişliği tasarrufu sağladı. Netflix’in kodlama ekibi, AV1 video codec bileşeninin ve nihai halefinin geliştirilmesi de dahil olmak üzere, yayın akışını iyileştirmeye yönelik sektör çapındaki çabalara da katkıda bulundu.
Artık Aaron, Netflix için bir sonraki aşamaya geçmeye hazırlanıyor: Yalnızca art arda izleme hizmeti olmakla yetinmeyen şirket, geçen yıl bulut oyunlarına ve canlı yayına da yöneldi. Netflix şu ana kadar öncelikle SAG Ödülleri gibi tek seferlik canlı etkinliklerle ilgilendi. Ancak gelecek yıldan itibaren şirket, WWE RAW’ı her Pazartesi canlı olarak yayınlayacak. Yayıncı, güreş serisini Comcast’in USA Network’ünden aldı. Burada uzun süredir 1 numara olan şov, düzenli olarak yaklaşık 1.7 milyon izleyiciyi kendine çekiyor. Bu izleyici kitlesini her hafta memnun etmek bazı yeni zorluklar ortaya çıkarıyor.
Aaron, isteğe bağlı video akışı için sektör kısaltmasını kullanarak, “VOD için sahip olduğumuzdan tamamen farklı bir kodlama hattı. Ekibime karşı görevim, VOD ile aynı bant genişliği gereksinimlerini elde etmek ancak bunu daha hızlı, gerçek zamanlı bir şekilde yapmak” diyor.
Bunu başarmak için, Aaron ve ekibinin temel olarak her şeye baştan başlaması ve Netflix’in akışlarını optimize etmek için on yıldan fazla bir süre boyunca öğrendikleri hemen hemen her şeyi göz ardı etmesi gerekiyor. Bu ihtiyaçları karşılamak için Netflix, her videoyu önceden tanımlanmış bir kodlama parametreleri veya Aaron ve meslektaşlarının adlandırmayı sevdiği tarifler listesine göre bir dizi farklı bit hızı ve çözünürlükle kodladı. O günlerde, çok yavaş bağlantıya sahip bir izleyici otomatik olarak 235 kbps bit hızına sahip 240p yayına ulaşıyordu. Daha hızlı bağlantılar 1750 kbps 720p video alacaktır; Netflix’in yayın kalitesi, 5800 kbps bit hızıyla 1080p’ye ulaştı.
Şirketin içerik dağıtım sunucuları, cihazlarına ve geniş bant hızlarına göre her izleyici için en iyi sürümü otomatik olarak seçecek ve ağ yavaşlamalarını hesaba katarak yayın kalitesini anında ayarlayacak.
Türkiye’nin milli gururu Bayraktar TB3 SİHA, yerli motoruyla gerçekleştirdiği test uçuşunda 36.310 feet irtifaya çıkarak önemli bir başarıya imza attı. Baykar tarafından geliştirilen milli SİHA, Edirne Keşan’daki Baykar Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde gerçekleştirilen Yüksek İrtifa Sistem Performans Testini başarıyla tamamladı.
Bu uçuşta Bayraktar TB3’e TEI tarafından yerli olarak geliştirilen PD-170 motoru güç verdi. Milli SİHA, adım adım hedefine doğru ilerlerken Türkiye’nin savunma sanayisindeki yerlilik ve millilik hedeflerine de önemli katkılar sağlıyor.
Test uçuşları kapsamında Bayraktar TB3, TCG Anadolu’da konuşlanacağı için gemi koşullarını birebir yansıtan 12 derece eğimli bir rampadan da başarıyla havalandı. Bu da milli SİHA’nın gemiye entegrasyon sürecinde önemli bir aşamayı geride bıraktığını gösteriyor.
Bayraktar TB3 bugüne kadar gerçekleştirdiği test uçuşlarında toplam 445 saat 3 dakika havada kaldı. 20 Aralık 2023’te yapılan uzun uçuş testinde ise yere inmeden 32 saat havada kalarak 5.700 km yol kat etti. Ayrıca 26 Mart 2024’te Aselsan tarafından geliştirilen ASELFLIR-500 Elektro-Optik Keşif, Gözetleme ve Hedefleme Sistemi ile entegre olarak uçtu.
Bayraktar TB3’ün en önemli özelliklerinden biri, katlanabilir kanat yapısı sayesinde TCG Anadolu gibi kısa pistli gemilerden kalkış ve iniş yapabilme yeteneğine sahip dünyadaki ilk SİHA olması. Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar, 2024 yılı içinde TCG Anadolu gemisinde testlere başlanmasının planlandığını açıkladı.
Görüş hattı ötesi haberleşme kabiliyeti ile dikkat çeken milli SİHA, uzun mesafelerden kumanda edilebilecek. Keşif, gözetleme, istihbarat ve taarruz görevlerini deniz aşırı hedeflere karşı icra edebilecek olan Bayraktar TB3, Türkiye’nin caydırıcı gücüne önemli katkılar sağlayacak.
Baykar, geliştirdiği İHA ve SİHA’lar ile Türkiye’yi savunma sanayisinde önemli bir konuma yükseltirken, ihracat konusunda da büyük başarılara imza atıyor. Bayraktar TB2 SİHA için 33 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için ise 9 ülkeyle olmak üzere toplam 34 ülkeyle ihracat anlaşması imzalandı.
Teknoloji devi SoftBank‘ın CEO’su Masayoshi Son, çarpıcı bir tahminde bulundu. Son, insan zekasını gölgede bırakacak, insanlardan 10.000 kat daha zeki yapay zekanın sadece 10 yıl içinde hayatımıza gireceğini savundu. Bu iddia, yapay zekanın geleceği ve insanlık için yepyeni bir ufuk açarken, aynı zamanda etik ve varoluşsal açıdan önemli soruları da beraberinde getiriyor.
Son’un öngörüsü, genel zekadan (AGI) çok daha gelişmiş bir zeka türü olan yapay süper zekaya (ASI) işaret ediyor. AGI, insan zekasının tüm alanlarında uzmanlaşabilen ve herhangi bir görevi yerine getirebilen teorik bir yapay zeka türü. Son, AGI’nin önümüzdeki 3 ila 5 yıl içinde ortaya çıkacağını ve insan yaşam tarzında büyük bir değişime yol açmayacağını düşünüyor.
Fakat ASI’ye geldiğinde ise durum bambaşka. Son, ASI seviyesinde yapay zekanın herhangi bir insan dehasından 10.000 kat daha zeki olacağını ve bu gelişmenin 10 yıl içinde gerçekleşeceğini öngörüyor. Hatta Son’un nihai hedefi ASI’yi gerçekleştirmek olarak açıklanıyor.
Bu iddialı öngörü, zekanın geleceği ve insanlık için ne gibi sonuçlar doğuracağı konusunda önemli bir tartışma başlatıyor. ASI seviyesinde bir zekanın ortaya çıkması, etik, ekonomik ve sosyal açıdanbüyük değişimlere yol açabilir. Örneğin, böyle bir zeka işgücünde köklü değişikliklere neden olabilir, yeni iş imkanları yaratabilirken, bazı meslek gruplarının ortadan kalkmasına yol açabilir. Ayrıca, ASI’nin kontrol altında tutulması ve etik bir şekilde kullanılması gibi önemli etik sorunlar da ortaya çıkabilir.
Son’un açıklamaları, zekanın gelişmesinin insanlık için hem büyük fırsatlar hem de riskler barındırdığını gösteriyor. Bu nedenle, yapay zekanın geleceği üzerine kapsamlı bir şekildetartışmak ve gerekli adımları atmakbüyük önem taşıyor.
OpenAI, gerçek zamanlı arama ve veri analitiğini destekleyecek araçlar geliştiren Rockset’i satın aldı. OpenAI, resmi blogundaki bir gönderide Rockset’in teknolojisini “ürünler arası altyapısını güçlendirmek” için entegre edeceğini söyledi. Rockset ekibinin üyeleri OpenAI’ye katılacak ve Rockset’in mevcut müşterileri Rockset platformundan “kademeli olarak” aktarılacak.
OpenAI kurumsal yapay zeka için satın alım yaptı
OpenAI COO’su Brad Lightcap yaptığı açıklamada: “Rockset’in altyapısı şirketlere verilerini eyleme dönüştürülebilir istihbarata dönüştürme gücü veriyor. Rockset’in temelini OpenAI ürünlerine entegre ederek bu avantajları müşterilerimize sunmaktan heyecan duyuyoruz” dedi.
2016 yılında eski Facebook mühendisleri Venkat Venkataramani ve Tudor Bosman ile veritabanı mimarı Dhruba Borthakur tarafından ortaklaşa kurulan Rockset, şirketlerin veritabanlarından ve genel bulut depolama hizmetlerinden otomatik olarak veri almasına ve ardından bu verileri arama ve analiz için indekslemesine olanak tanıyan araçlar yarattı. Rockset’in veri tabanı platformu, öneri motorları, lojistik izleme kontrol panelleri ve özellikle OpenAI ile ilgili olarak fintech ve e-ticaret gibi alanlardaki sohbet robotları gibi şeyleri destekliyordu.
Crunchbase verilerine göre Rockset, satın alma öncesinde Icon Ventures, Sequoia ve Greylock gibi yatırımcılardan 117.5 milyon doların üzerinde sermaye toplamayı başardı. Ayrıca Rockset’i uçuş gecikmesi tahminleri sohbet robotunun bir parçası olarak kullanan Meta ve JetBlue gibi ünlü marka müşterileri de vardı.
OpenAI, Rockset’in teknolojisiyle neler geliştirebilir? Blog yazısında, şirketlerin OpenAI ürünlerini kullanırken “kendi verilerinden daha iyi yararlanmalarına” ve “gerçek zamanlı bilgilere erişmelerine” olanak sağlanacağından bahsediliyor. OpenAI’nin modellerini bir şirketin verileri üzerine “temellendirmek”, belki de halüsinasyonları azaltmak veya herhangi bir sayıda ticari kullanım durumu için modele ince ayar yapmak için gelişmiş araçlar hayal edilebilir.
Rockset’in satın alınması, OpenAI’nin kurumsal satışlarına ve teknoloji kuruluşlarına yoğun yatırım yapma yönündeki daha geniş güncel stratejisine uyuyor. Mayıs ayında OpenAI , OpenAI araçlarını diğer işletmelere satmak için PwC ile bir anlaşma imzaladı . Bir ay önce şirket, iş odaklı bir özel model ayarlama ve danışmanlık programı başlattı. Bu hamleler meyvesini veriyor gibi görünüyor ve OpenAI’nin yıllık gelirinin bu yıl 3,4 milyar doları aşacağı bildiriliyor. OpenAI geçtiğimiz günlerde viral yapay zeka destekli sohbet robotu platformu ChatGPT’nin kurumsal katmanının 600.000’e yakın kullanıcıya sahip olduğunu ve bu sayının tüm Fortune 500 şirketlerinin yüzde 93’ünü içerdiğini açıkladı.
WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange, ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı bir anlaşma çerçevesinde yaklaşık 5 yıldır İngiltere’de tutulduğu maksimum güvenlikli hapishaneden dün salıverildi. Dosyalanan federal mahkeme belgelerine göre Assange, ABD Casusluk Yasasını ihlal etmekten suçlu olduğunu kabul etti. Serbest bırakılmasının ardından Assange bir uçağa binerek Birleşik Krallık’tan ayrıldı ve Hong Kong’a geçti.
Assange’ın kabul ettiği suçlama ve ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı anlaşma 62 aylık bir ceza öngörüyor. Bu süre, Assange’ın İngiltere’de maksimum güvenlikli cezaevinde yattığı süreye sayılacak. Buna karşın WikiLeaks’e göre, savunma anlaşmasının hala bir federal yargıç tarafından onaylanması gerekiyor. Dolayısıyla ABD’nin Assange’ın peşini bırakmama ihtimali de var. Haber kaynakları Assange’ın Avustralya’ya ailesinin yanına gideceğini yazsalar da Assange’ın tıpkı casuslukla suçlanan (ve hala ABD tarafından aranan) Edward Snowden gibi Hong Kong’a uçması, buradan ABD ile suçlu iadesi olmayan bir ülkeye iltica edebileceği şeklinde de değerlendiriliyor.
Konuyla ilgili X sosyal medya platformunda (eski adıyla Twitter) bir gönderi yayınlayan WikiLeaks “Jullian Assange sonunda özgür” derken şu ifadelere yer verdi: “Assange Belmarsh maksimum güvenlikli cezaevinde 1901 gün geçirdikten sonra 24 Haziran sabahı buradan ayrıldı. Londra’daki Yüksek Mahkeme tarafından kefaletle serbest bırakılmasına karar verildi ve öğleden sonra Stanstead havaalanında bir uçağa binerek Birleşik Krallık’tan ayrıldı. 2×3 metrelik bir hücrede günde 23 saat tecrit altında geçirdiği beş yılı aşkın sürenin ardından Assange yakında eşi Stella Assange ve babalarını sadece parmaklıklar arkasından tanıyan çocuklarıyla yeniden bir araya gelecek.”
Kuzey Mariana Adaları’ndaki bir federal yargıç, oradaki ABD Bölge Mahkemesi’ne göre, Çarşamba sabahı için bir savunma duruşması ve ceza belirledi. Savcılardan gelen bir mektuba göre, Adalet Bakanlığı savcıları mahkemeden yargılamanın aynı gün yapılmasını istemişti çünkü Assange suçunu itiraf etmek için ABD kıtasına ayak basmaya direniyordu. Savcılar, adalardaki mahkemenin Assange’ın vatandaşı olduğu ve duruşmadan sonra dönmesinin beklendiği Avustralya’ya yakın olduğunu söyledi.
Assange, 2010 ve 2011 yıllarında eski ordu istihbarat analisti Chelsea Manning tarafından sağlanan gizli askeri kayıtları yayınladığı için ABD makamları tarafından takip ediliyordu. İhlaldeki rolü nedeniyle 2019’da hazırlanan bir iddianamede 18 suçlamayla karşı karşıya kalan Assange’ın en fazla 175 yıl hapis cezasına çarptırılması öngörülüyordu, ancak bu cezanın tamamına çarptırılması pek olası görünmüyordu.
ABD yetkilileri Assange’ın Manning’i gizli kaynakları potansiyel olarak tehlikeye atan binlerce sayfalık filtrelenmemiş ABD diplomatik kablolarını, Irak savaşıyla ilgili önemli faaliyet raporlarını ve Guantanamo Körfezi tutuklularıyla ilgili bilgileri elde etmeye teşvik ettiğini iddia ediyordu.
Julian Assange, 2006 yılında WikiLeaks’i kuran Avustralyalı bir editör, yayıncı ve aktivist. WikiLeaks’in 2010 yılında ABD Ordusu istihbarat analisti Chelsea Manning’den gelen bir dizi sızıntıyı yayınlamasının ardından uluslararası alanda dikkatleri üzerine çekti. Sivillerin hedef alındığı Bağdat’taki bir ABD hava saldırısının görüntüleri, Afganistan ve Irak savaşlarından ABD askeri kayıtları ve ABD diplomatik kabloları Assange ve WikiLeaks’e muazzam bir ün kazandırsa da, Assange için kabus gibi geçen 12 yılın başlangıcı oldu.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın çok sayıda yazışmasını internet sitesi aracılığıyla kamuoyuna duyuran ve tartışmalara neden olan Assange, 2012’den 2019’a kadar İngiltere’deki Ekvador büyükelçilik binasında yaşamak zorunda kalmış, sonrasında ise gözaltına alınmıştı.
Teknoloji devi Apple, Çin’deki ikinci büyük akıllı telefon pazarına giriş yapmak için harekete geçiyor. Şirket, Haziran 2024’te düzenlediği WWDC etkinliğinde tanıttığı yapay zeka tabanlı teknolojisi Apple Intelligence‘ı Çin’e taşımak amacıyla yerel iş ortaklarıyla görüşmeler yapıyor. Ancak şu ana kadar resmi bir anlaşma duyurusu yapılmış değil.
Apple’ın Çin pazarına yönelik bu adımı, son dönemde Çin’deki iPhone satışlarının düşmesindeki temel faktörlerden biri olan yapay zeka destekli özelliklerin eksikliğiyle ilgili. Huawei ve Xiaomi gibi rakiplerinin ürünlerine başarıyla entegre ettiği yapay zeka özellikleri, Apple’ın bu pazarda rekabet gücünü artırmak için daha fazla adım atmasını zorunlu kılıyor.
Ancak Apple’ın Çin’e giriş süreci, yerelleştirme gereksinimleri ve bölgesel yasal düzenlemelerle karşı karşıya. Özellikle Çin’de veri saklama gereklilikleri ve yerel düzenlemeler, Apple için önemli bir engel oluşturuyor. Şirket, bu zorlukları aşabilmek ve düzenlemeleri yumuşatabilmek için Çin merkezli bir ortak arayışında.
The Wall Street Journal‘ın raporlarına göre, Apple şu anda potansiyel ortaklar arasında Çin’de güçlü bir varlığı olan şirketlerle görüşmeler yapıyor. Bu şirketler arasında arama motoru devi Baidu ve e-ticaret devi Alibaba Group gibi önemli oyuncular bulunuyor. Ancak şu an için resmi bir anlaşma duyurusu yapılmış değil.
Apple’ın Çin pazarındaki stratejisi, önümüzdeki aylarda piyasaya sürülmesi beklenen yeni iPhone 16 modeliyle şekilleniyor. Şirket, bu yeni modelle birlikte Apple Intelligence özelliklerini en azından bir kısmını Çin tüketicilerine sunmayı hedefliyor. Ancak bu süreç, yerel hükümet onaylarına bağlı olarak gecikebilir ve uluslararası dağıtımların 2025’in başına kadar ertelenmesine neden olabilir.
Apple’ın Çin’deki varlığını güçlendirmek için yaptığı bu hamleler, şirketin küresel stratejisinde önemli bir adımı temsil ediyor. Ancak yerel düzenlemeler ve rekabet koşulları, şirketin bu hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabilir. Apple’ın Çin’de nasıl bir yol izleyeceği ve hangi ortaklarla anlaşma sağlayacağı önümüzdeki dönemde dikkatle takip edilecek konular arasında yer alıyor.
AWS bulut altyapısının herkes için mümkün olduğunca güvenli ve emniyetli olmasını sağlamaya odaklandıklarını belirten Amazon Web Services’in (AWS) Bilgi Güvenliğinden Sorumlu Başkanı (CISO) Chris Betz, neden güvenliğin ilk günden beri şirket çapında bir öncelik olduğunu ve neden her zaman Amazon’un en önemli önceliği olacağını yedi madde ile açıkladı.
1. Üretken yapay zeka da dahil yeni teknolojileri denemenin anahtarı güvenliktir
Üretken yapay zeka, herkesin erişebileceği güçlü araçlar ile neredeyse her müşteri deneyiminde dönüşüm yaratabilir. Ancak, net bir yönetişim olmadığında üretken yapay zeka, müşterilerin güvenlik ve gizlilik konusundaki endişelerini artırıyor. Sonuç olarak, üretken yapay zekaya ilgisi olan kuruluşlardaki çalışanlar, güvenliği bir kapı bekçisi veya “Hayır Departmanı” olarak algılıyorlar. Bu yanlış bir algı olmanın yanı sıra işi de kötü etkiliyor. AWS olarak her zaman güvenliğin iş kolaylaştırıcı bir unsur olduğuna inandık. Güvenlik, riski azaltıyor, dirençliliği güçlendiriyor ve özellikle hızla gelişen üretken yapay zeka çağında müşterilerin daha hızlı ve güvenle inovasyon yapmalarını sağlıyor.
Müşterilerimizin güvenlik ekiplerini, “Evet Departmanı” olarak görüldükleri ve iş hedeflerini desteklemek, riskleri anlamak ve gerekli önlemleri almalarına yardımcı olmak için çalışanlarla iş birliği yaptıkları bir konuma getirmek istiyoruz.
2. Güvenlik, CEO’dan geliştiricilere kadar herkesin işidir
Bir ABD hükümeti danışma kurulunun yakın zamanda yayınladığı rapor, izinsiz girişlerin yapılmasına ve bu girişlerin tespit edilememesine ortam sağlayan önlenebilir hataların temel nedeninin yetersiz bir güvenlik kültürü olabileceğini açıkça ortaya koyuyor. AWS’te, güvenlik ekiplerinin doğrudan CEO’ya rapor vermelerine yönelik bilinçli bir seçim yaptık. Amacımız, güvenliği AWS’in yapısal dokusuna entegre etmekti. Güvenlik en tepede başlıyor, ancak sorumluluğun aşağıdan yukarıya doğru gitmesi de bir o kadar önemli. Güvenliği sadece güvenlik ekibinin işi değil, organizasyon içine dağıtılmış bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Tüm ürün ekipleri, sundukları hizmetin veya yeteneğin güvenliğinden de sorumlu. Yetenekler, performans ve maliyet gibi unsurlarla aynı şekilde güvenlik de her ürünün yol haritasına, mühendislik planına ve haftalık toplantı konularına dahil ediliyor. Güvenliğin, bir sürecin sonuna veya sistemin dışına “sonradan tutturulabilecek” bir şey değil; aksine, ayrılmaz ve temel bir unsur olduğuna inanıyoruz.
3. Üretken yapay zekaya güvenli bir yaklaşım, müşterilerin verilerinin kontrolünü ellerinde tutmaları anlamına geliyor
Üretken yapay zekayı nasıl benimseyeceklerini araştıran müşterilerden duyduğum en büyük endişe, kendi verilerini ve son müşterilerinin verilerini nasıl koruyacakları konusunda oluyor. AWS yapay zeka altyapısı ve servisleri, ilk günden beri müşterilerin kendi verileri üzerinde kontrol sahibi olmasını sağlayan yerleşik güvenlik ve gizlilik özelliklerine sahip. AWS Nitro System burada önemli bir rol oynuyor. Nitro’nun özel donanımı ve ilişkili sabit yazılımı, herhangi bir AWS çalışanı da dahil olmak üzere hiç kimsenin müşterilerin Amazon Elastic Compute Cloud (Amazon EC2) sanal sunucularında çalışan temel altyapıya, iş yüklerine veya verilere mantıksal erişim elde edememesi için kısıtlamalar uyguluyor.
Üretken yapay zeka uygulamalarını güvenli bir şekilde oluşturmak söz konusu olduğunda, Amazon Bedrock servisimiz müşterilere uygulamalarının arkasındaki temel modelleri özelleştirmeleri için kullandıkları veriler üzerinde tam kontrol sağlıyor. Bedrock ile müşteri verileri bekleme ve aktarım sırasında şifrelenerek özel ve gizli kalmaları sağlanıyor.
4. Üretken yapay zeka, müşteri güvenliğini artırma gücüne sahip
Üretken yapay zekayı müşteriler için son derece çekici kılan güç ve kullanım kolaylığı, onu BT ve güvenlik yöneticilerinin sorunları daha etkili bir şekilde tanımlamalarına ve çözmelerine yardımcı olacak vazgeçilmez bir araç haline de getiriyor. Bu yılki re:Inforce etkinliğinde üretken yapay zeka destekli iki yeni güvenlik özelliği duyurduk:
Yeni bir doğal dil sorgusu oluşturma özelliği, güvenlik yöneticilerinin, kuruluşların güvenlik araştırmaları için olayları depolamasına ve sorgulamasına olanak tanıyan bir servis olan AWS CloudTrail Lake’teki etkinlikleri kolay ve hızlı bir şekilde analiz etmesine olanak tanıyor. Artık güvenlik yöneticileri, “Geçen hafta her hizmet için kaç hata kaydedildi ve hatalara ne sebep oldu?” gibi sorular sorabilecek ve CloudTrail bu doğrultuda bir sorgu oluşturacak.
AWS Audit Manager (Denetim Yöneticisi) müşterileri artık Amazon SageMaker’daki üretken yapay zeka uygulamalarının AWS tarafından önerilen en iyi uygulamalarla nasıl eşleştiğini anlamak için önceden oluşturulmuş bir çerçeveye erişim sağlayabiliyor. SageMaker, artık müşterilerin üretken yapay zeka kullanımlarını denetleyebiliyor ve kanıt toplamayı otomatikleştirebiliyor, böylece yapay zeka modeli kullanımını ve izinlerini denetlemek, hassas verileri işaretlemek ve herhangi bir sorun olduğunda uyarı oluşturmak için tutarlı bir yaklaşım sağlanıyor.
5. Güvenlik söz konusu olduğunda en iyi savunma iyi bir hücumdur
AWS altyapısı genelinde her gün siber saldırıları tarıyor, tespit ediyor ve engelliyoruz. Tüm bulut sağlayıcıları arasında en büyük ağ ayak izine sahip olan AWS, internetteki belirli faaliyetler hakkında gerçek zamanlı benzersiz bir içgörüye sahip. Geçen sonbaharda, ekiplerimizin siber saldırganların taktiklerini ve tekniklerini anlamasına yardımcı olan, küresel olarak dağıtılmış tehdit sensörleri (diğer adıyla “bal tuzağı”) ağımız MadPot ile ilgili ayrıntıları paylaştık. Bir saldırgan tehdit sensörlerimizden birini hedef almaya çalıştığında, bu tehdit istihbaratını müşterileri korumaya yardımcı olmak için kullanıyoruz.
Ek olarak, bu yıl re:Inforce’ta, güvenlik açıklarını bulmak için çok sayıda müşteri hesabına bağlanmaya yönelik kötü niyetli girişimleri belirlemek ve durdurmak amacıyla ağ trafiğini analiz etmek için kullandığımız dahili bir araç olan Sonaris’i ilk kez halka açık bir şekilde tartıştık. Sonaris, Mayıs 2023 ile Nisan 2024 arasında Amazon Simple Storage Service’ta (Amazon S3) depolanan müşteri verilerini taramaya yönelik 24 milyardan fazla girişimi reddetti ve müşterilerin Amazon EC2 sanal sunucularında çalışan güvenlik açığı bulunan hizmetleri keşfetmeye yönelik yaklaşık 2,6 trilyon girişimi engelledi. Bu, bir müşterinin işinin kesintisiz devam etmesini sağlamak için perde arkasında şaşırtıcı miktarda bir iş gerçekleştiği anlamına geliyor.
6. İyi güvenlik, temel unsurların doğru bir şekilde ele alınmasını içeriyor
Parolalar dijital varlıkların korunmasına yardımcı olsa da yeterli koruma sağlamıyor. Kullanıcıların bir web sitesine veya uygulamaya erişmek için bir paroladan daha fazlasını sağlamasını gerektiren çok faktörlü kimlik doğrulaması (MFA), ek bir güvenlik katmanı görevi görüyor. Bu yöntem 20 yıldan fazla bir süredir kullanılsa da hâlâ evrensel olarak benimsenmiş değil.
AWS müşterilerinin hesaplarını korumalarına yardımcı olmak için bu yılın başlarında, birden fazla hesaba sahip AWS ortamlarını yönetmeyi sağlayan bir araç olan AWS Organizations’ın kök kullanıcı hesapları için MFA’yı zorunlu kılarak hesabın ele geçirilmesi riskini daha da azaltan yeni bir program başlattık ve müşterilere ücretsiz bir MFA güvenlik anahtarı sunduk. MFA’nın benimsenmesini daha da kolaylaştırmak için bu yıl re:Inforce etkinliğinde, kimlikleri ve AWS hizmet ve kaynaklarına erişimi güvenli bir şekilde yönetmek için kullanılan bir araç olan AWS Identity and Access Management’ın (IAM) artık ikinci bir kimlik doğrulama yöntemi olarak geçiş anahtarlarını desteklediğini duyurduk. Geçiş anahtarları, parolalardan daha güvenli olan, güçlü, kimlik avı saldırılarına dayanıklı kimlik doğrulaması sağlayan açık anahtar şifrelemesi kullanıyor.
7. Güvenlik, sürekli inovasyon yapmaya yönelik bir taahhüt gerektiriyor
Her gün dünyanın en hızlı büyüyen startup’ları, en büyük kuruluşları ve en güvenilir devlet kurumları, teknoloji altyapılarını çalıştırmak için AWS’i kullanıyor. Bizi tercih ediyorlar çünkü güvenlik ilk günden beri en büyük önceliğimiz oldu. AWS’i müşterilerimizin iş yüklerini çalıştırmalarının en güvenli yolu olacak şekilde tasarladık ve şirket kültürümüzü, güvenliği işin olmazsa olmazı kabul edecek bir şekilde inşa ettik. Müşterilerimizin işlerini hızlı, güvenli ve güvenle yürütebilmeleri için inovasyon yapmaya devam ediyoruz ve bulut güvenliği alanında rakipsiz bir geçmişe sahibiz. Ancak, siber güvenlik zorlukları gelişmeye devam ediyor ve bugüne kadarki başarılarımızdan gurur duymakla birlikte, teknolojilerimizi ve güvenlik kültürümüzü yenileyip geliştirerek sürekli iyileşmeye kararlıyız.
İşbirliği kapsamında, Ticimax altyapısını kullanan firmalar, MegaMerchant ile ilk 3 ay yüzde 0 komisyon avantajından yararlanarak Amazon, Walmart, eBay, Otto,EMAG, Kaufland gibi 20’den fazla global pazar yerine açılarak e-ihracat yapabilecekler. Yerli markaların çok daha hızlı ve kolay bir şekilde e-ihracat süreçlerine başlamalarını amaçlayan bu iş birliği ile Ticimax altyapısını kullanan firmalar, MegaMerchant’ın uzman ekibi ve uçtan uca entegre altyapısı sayesinde, global pazarlarda satış operasyonlarına hızlıca başlayabilecek.
Ticimax müşterileri, ürünlerini mevcut Ticimax altyapılarından MegaMerchant’ın e-ihracat platformuna entegre ederek Amerika, Avrupa, Ortadoğu gibi dünyanın birçok farklı bölgesindeki global pazaryerlerinde satış yapma fırsatı bulacaklar. Ticimax ve MegaMerchant iş birliği, e-ihracat yapan firmalar için önemli bir fırsat sunarak, global pazarlara erişimlerini ve müşteri kitlelerini genişletmelerine olanak tanıyacak.
Hedef, yerli markaların global pazarlarda satış süreçlerini hızlandırmak
MegaMerchant Kurucusu ve CEO’su Yaman Alpata ve Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli
Ticimax müşterilerini 20’yi aşkın uluslararası pazaryerine taşıyacak olmaktan ötürü mutluluk duyduğunu dile getiren MegaMerchant Kurucusu ve CEO’su Yaman Alpata, “Ticimax ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, yerli markalarımızın global pazarlarda satış süreçlerini hızlandırmak için büyük bir adım. E-ihracat süreçlerini kolaylaştırarak, bugüne kadar 500 milyondan fazla kez gösterdiğimiz ‘Made In Türkiye’ ibaresini dünya çapında daha fazla marka için gösterecek olmaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye’nin ilk e-ihracat konsorsiyumu olarak uzman ekibimiz ve uçtan uca entegre altyapımızla markalarımıza global yolculuklarında eşlik ediyor olmaktan dolayı gururluyuz.”
MegaMerchant ile gerçekleştirdikleri iş birliğinin Türkiye e-ticaret ekosistemi için motive edici bir güç olacağına inandıklarını ifade eden TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli ise, “Tek bir amacımız var; o da Türkiye’den dünyaya açılan firma ve marka sayısının artmasına destek olabilmek. E-ihracatın toplam ihracatımızdaki payı şu an yüzde 1,5. Ticaret Bakanlığı’nın da belirttiği üzere ülke olarak 2028 hedefimiz yüzde bu oranı yüzde 10’a çıkarmak. Başta KOBİ’ler ve e-ihracatla henüz tanışmamış üreticiler olmak üzere, iş birliğimizin tüm e-ticaret sektöründe ihracata bir kapı aralayacağını umuyoruz. Türkiye hem jeopolitik konumundan dolayı hem de fiyat avantajlı kaliteli üretim kabiliyetinden dolayı dev e-ticaret şirketlerinin de dikkatini çekiyor. Tüm bu avantajlarımızı fırsata çevirmek için önümüzde bir engel yok” dedi.
Yerli e-ticaret markaları bu avantajlardan faydalanmak için daha fazla bilgiyi buradan alabiliyor.
Huawei’nin üst düzey yöneticisi Richard Yu, şirketin Harmony işletim sistemi kullanan cihaz sayısının 900 milyonu aştığını gururla duyurdu. Bu önemli kilometre taşı, Bloomberg’in servis ettiği habere göre açıklandı ve Huawei’nin Tüketici İş Grubu Başkanı Richard Yu tarafından yapılan açıklamalarla desteklendi. HarmonyOS’un aktif kullanıcı sayısının bu kadar büyük bir rakama ulaşması, Huawei’nin hem teknoloji geliştirme hem de kullanıcı tabanı genişletme konusundaki kararlılığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Yu, Huawei cihazlarının yaklaşık olarak 900 milyonunun HarmonyOS işletim sistemi ile çalıştığını belirterek, bu rakamın sadece birkaç ay içinde önemli ölçüde arttığını vurguladı. Ayrıca, 2024’ün ilk beş ayında premium Huawei akıllı telefon satışlarının %72 artış gösterdiğini açıkladı. Bu artışın, şirketin üst düzey teknolojik ürünlerine olan talebin ve pazardaki güçlü konumunun bir yansıması olduğu belirtiliyor.
HarmonyOS hızla benimsenmesinde Mate 60 Pro modelinin büyük rol oynadığına dikkat çekiliyor. Bu model, 7 nm işlemcisiyle öne çıkarak Huawei’nin üretim kabiliyetlerini ve rekabet gücünü güçlendirdi. ABD’nin yaptırımlarına rağmen Huawei’nin bu teknolojik ilerlemeyle küresel pazarda önemli bir oyuncu olarak konumunu koruduğu vurgulanıyor.
Huawei’nin başarısı, sadece teknolojik yeniliklerle değil, aynı zamanda küresel pazarda kararlı bir büyüme stratejisi izlemesiyle de ilişkilendiriliyor. Şirket, zorlu rekabet ortamında bile pazardaki yerini sağlamlaştırarak, HarmonyOS’un sağladığı kullanıcı deneyimi ve işlevselliğiyle tüketiciler arasında önemli bir tercih haline gelmiş durumda.
Sonuç olarak, Huawei’nin HarmonyOS’unun 900 milyon aktif kullanıcıya ulaşması, şirketin teknoloji dünyasında sağlam adımlarla ilerlediğini ve gelecekteki büyüme potansiyelini güçlü bir şekilde temsil ettiğini gösteriyor.