Oyun girişimleri için yeni bir hızlandırıcı program!

Dijital oyun ve oyun teknolojileri endüstrisindeki tüm paydaşları kendi ekosistemi altında birleştiren ve oyun stüdyolarının büyümesine destek veren Dijital Oyun ve Oyun Teknolojileri Girişimcilik Merkezi StartGate, ileri aşama oyun şirketleri için hazırladığı GameAscend Hızlandırıcı Programı için başvuruları almaya başladı. 3 ay sürecek programa; ürün geliştiren, gelir elde eden ve yatırıma ihtiyaç duyan oyun stüdyoları başvurabiliyor. Oyun geliştirme konusunda eğitim, iş koçluğu ve mentorluk alacak oyun stüdyoları; endüstrinin liderleri, yatırımcılar ve deneyimli oyun geliştiricileriyle bir arada bulunma fırsatları da elde edecekler.

Kimler Başvurabilir?

PC, Konsol, Mobil, GameTech ve diğer oyun alanlarında ürün geliştiren, güçlü bir ekibe sahip, gelir elde eden ve yatırıma ihtiyaç duyan ileri aşama oyun stüdyoları, mevcut veya yakın zamanda piyasaya çıkacak oyunları ile programa başvurabiliyor. StartGate GameAscend Hızlandırıcı Programı’na başvurular buradaki formdan alınıyor.

3 aşamalı eleme

GameAscend Hızlandırıcı Programı

Ön değerlendirme, teknik kurul ve yönetim kurulu değerlendirmesinden oluşan 3 aşamalı elemeyi başarıyla geçenler programa kabul edilecek. Elemeler sonunda programa katılmaya hak kazanan oyun stüdyoları; alanında deneyimli uzmanlardan mentorluk, iş koçluğu, sektör profesyonellerinden eğitim alma, Yatırımcı Demo Day etkinliğine ve endüstriye yön veren dünyaca ünlü şirketlerin ağırlandığı StartGate Campus etkinliklerine katılma, 7/24 açık olan yeni nesil çalışma ofislerinden faydalanma ve StartGate yatırımcı havuzuna erişim imkanına sahip olacaklar.

“Oyun stüdyolarının potansiyelini en üst seviyeye çıkaracağız”

StartGate GameAscend Hızlandırıcı Programı için deneyimli bir ekibin titizlikle çalıştığını belirten StartGate CEO’su Mustafa Cihat Durmuş, “Programımız ileri aşama oyun stüdyolarını StartGate ekosistemiyle buluşturuyor ve yatırımcılarla bağlantı kurma ve finansman elde etme konusunda destekliyor. Bu programla amacımız; oyun endüstrisindeki yenilikçi, büyümeye odaklı ileri aşama oyun stüdyolarına destek sunmak ve yatırım turu potansiyellerini en üst düzeye çıkarmak. Bu stüdyoları destekleyerek sürdürülebilir ve global çaplı başarılar elde etmelerini amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.

RubiBrands yeni yatırım turunda beş yeni yatırımcı ile el sıkıştı!

E-ticaret markaları yatırım şirketi RubiBrands 2023’ün son çeyreğine girerken yeni bir yatırım turu kapattı. Girişim ekosisteminin öncü yatırımcıları Istcapital, Mentors Fund, Finberg ve Fidelis Ventures, RubiBrands’in bu turdaki yeni yatırımcıları oldu. Bu tura aynı zamanda Rubi’nin mevcut yatırımcıları Esas Ventures ve Alarko Ventures’ın yeni yatırım fonu Formus Capital, D4 Ventures, Jam Fund ve Atempo Growth da katıldı.

Almış olduğu yatırımlarla kârlı marka alımlarına odaklanmaya devam edecek olan RubiBrands, yeni yatırımcıları ve markaları ile güçlenerek Türkiye’nin en büyük e-ihracatçılarından biri olma hedefiyle, bölgenin önde gelen e-ticaret yatırım şirketi olma konumunu sağlamlaştırıyor.

E-ticaret ve özel sermaye yatırımları alanında önemli başarılara imza atan Yetkin Güneş, İrtek Uraz, Berkay Tulay ve Emre Ekmekçi tarafından kurulan RubiBrands; Türkiye odaklı tedarik, e-ihracat, Amazon ve diğer hiper-büyüyen global pazar yerlerine odaklanan kanal stratejileri ile uluslararası rakiplerinden farklılaşıyor.

Hedef, Türkiye’nin en büyük e-ihracatçılarından biri olmak

RubiBrands kurucu ortağı ve CEO’su Yetkin Güneş
RubiBrands kurucu ortağı ve CEO’su Yetkin Güneş

Verimlilik ve kârlılık odaklı iş modeli sayesinde şirketin yatırımcılar için bir cazibe merkezi olduğuna dikkat çeken RubiBrands kurucu ortağı ve CEO’su Yetkin Güneş, almış oldukları yeni yatırımlar ile özellikle cirolarının yüzde 80’inin geldiği Amerika, İngiltere, Almanya gibi ihracat pazarlarında hızlı büyüme potansiyeline sahip yeni ve kârlı marka alımlarına odaklanmaya devam edeceklerini ifade etti.

Son olarak Trendyol ve Hepsiburada’nın en hızlı büyüyen markalarından Khakma Home’u da bünyelerine kattıklarını dile getiren Güneş, RubiBrands’in şu ana kadar gerçekleştirdiği en önemli hedeflerden birinin Türk markalarını global oyuncular haline getirmek olduğunu, bu nedenle hem aktif oldukları pazar yeri hem de ülke sayısını daha da arttırarak karlı büyüme ivmelerini yükselteceklerini belirtti: “Bu seneki ciromuzun yüzde 15’i yeni ürün ve yeni pazarlardan geliyor, önümüzdeki dönemde bu rakam daha da artacak. Bölgenin önde gelen e-ticaret yatırım şirketi konumumuzu sağlamlaştırarak, bundan sonra da Türkiye’nin en büyük e-ihracatçılarından biri olma hedefiyle yolumuza devam edeceğiz.”

Rubibrands hakkında daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Bing ile ilgili gerçeği Microsoft CEO’su Satya Nadella da kabul etti!

Microsoft Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Satya Nadella, şirketin Bing arama motorunun Google kadar iyi olmadığını ve Apple‘ın varsayılan arama motoru haline gelmenin aslında Bing‘in küresel arama pazarında büyümesine yardımcı olabileceğini itiraf etti.

The Verge’ün haberine göre Pazartesi günü geç saatlerde ABD ve Google arasındaki dönüm noktası niteliğindeki antitröst davasındaki ifadesinde Nadella, aramayı şimdiye kadarki en büyük yazılım kategorisi olarak gördüğünü söyledi.

İfade sırasında “Aramayı görene kadar Windows ve Office’in çekici işletmeler olduğunu düşünürdüm.” dedi.

Microsoft‘un, Apple‘ın Bing‘e geçmesi halinde anlaşmanın tüm ekonomik getirisini Apple‘a vermeye hazır olduğunu ve “bu süreçte yılda 15 milyar dolara kadar kaybetmeye hazır olduğunu” söyledi.

Nadella, Bing markasını Apple kullanıcılarının arama motorlarında gizlemeye ve şirketin gizlilik isteklerine saygı duymaya istekli olduğunu söyledi. “Kullanıcı davranışını değiştirmek açısından önemli olan tek şey varsayılanlardır.” dediği aktarıldı.

Nadella için Apple‘ın varsayılan arama motoru olmanın parayla bir ilgisi yok, en azından doğrudan. İfade sırasında “Daha az açgözlü ve daha rekabetçi olmamız gerekiyordu.” dedi.

Microsoft yönetiminin Apple’ın varsayılan arama motoru olmayı deneyip denemediği sorulduğunda Nadella “evet” dedi, ancak çabalar pek iyi gitmedi. Rapora göre, Google anlaşmasının ekonomisi yalnızca Apple için son derece olumlu olmakla kalmıyor, aynı zamanda Apple‘ın, Google’ın varsayılan durumunu kaybetmesi durumunda ne yapacağından da korkabileceğini söyledi.

Google’ın ayrıca Gmail ve YouTube gibi son derece popüler hizmetleri de var. Nadella, yapay zekanın pazarı biraz sarsma potansiyeline sahip olduğunu ancak aynı zamanda “Google’ın hakimiyetini daha da sağlamlaştırabileceğine” inandığını söyledi.

ABD Adalet Bakanlığı, arama pazarının yaklaşık yüzde 90’ına sahip olan Google’ın, rekabeti ve yeniliği engellemek için arama motorunun hakimiyetini kötüye kullandığını iddia ediyor.

Tedaviler önce “sanal ikiz” üzerinde denenecek!

Dassault Systèmes sağlık sektörünün geleceğine ışık tutan sanal ikiz projesi Emma Twin’i tanıttı. Emma Twin, sosyal medya programı aracılığıyla vücudunun sanal ikizinin anonim sağlık verilerinden nasıl oluşturulduğunu açıklayan hikayeler paylaşacak. Emma Twin ayrıca doktorlara ve araştırmacılara yeni geliştirilmiş tedavilerin etkileri hakkında derinlemesine bilgi sağlayacak, testler için kullanılacak.

Klinik deneyler sanal ikiz üzerinde yapılacak

Emma Twin

Emma Twin’in sosyal medya paylaşımları, devam eden araştırmalara ve tıbbi yeniliklere katılımını belgeleyecek. Medidata çözümlerini kullanan klinik deneyler, Yaşayan Kalp projesinde kalbinin farklı işlemlere verdiği tepki, CorNeat Vision’ın kornea nakillerini test etmek, Yaşayan Beyin projesinde epilepsi ve Alzheimer hastalığı çalışmaları, IASO ilaç uygulama ve izleme cihazını takmak ve evin yaşlı yetişkinler için optimize edilmesi Emma Twin’in kullanım alanlarından sadece birkaçı. Emma Twin ayrıca, DAMAE Medical’in cilt kanserini tespit etmeye yönelik taşınabilir mikroskobunu, Dynocardia’nın kan basıncı izleme çözümünü, FEops’un kardiyak izlemesini, LUCID Implants’ın kişiye özel yüz implantlarını ve VORTHEx radyoterapi simülasyon deneyimini de kullanıcılarına sunacak.

Dassault Systèmes Kurumsal Sermaye, Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Victoire de Margerie konuyla ilgili şunları söyledi: “Emma Twin aracılığıyla, sanal ikizlerin sağlık hizmetleri üzerindeki etkisine ilişkin hikayeleri ilgi çekici ve anlamlı bir şekilde paylaşacağız. Sanal ikizlerimiz, hızla COVID-19 aşılarını geliştirmek, cerrahi prosedürleri optimize etmek ve hastalara tedavi seçenekleri konusunda daha iyi bir anlayış sağlamak için kullanıldı. Öncü teknolojimizden yararlanarak sağlık alanındaki büyük zorluklara dikkat çekebilir ve sanal dünyanın gerçek hayatta sonuçları nasıl iyileştirdiğini gösterebiliriz.”
Dassault Systèmes’in sanal ikizleri verilerle zenginleştirilmiş, gerçekliği bilimsel doğrulukla kopyalayan ve performansı sanal olarak test etmek ve iyileştirmek için kullanılan gelişen 3D modelleri içeriyor. Sanal ikizler ayrıca 40 yıldır tüketicilerin ve hastaların yaşam kalitesini artıran sürdürülebilir yenilikleri de beraberinde getiriyor.

Sanal ikizler, araştırma ve sağlıkla ilgili verilerin insan vücudunu modellemesine, test etmesine ve tedavi etmesine olanak sağlıyor. Bu sayede diğer endüstrilerin otomobiller, binalar veya uçaklarla yapabildiği kadar hassas, güvenli ve etkili bir şekilde daha kesin, koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik acil ihtiyaçlara çözümlerin geliştirilmesine yardımcı oluyor.

Emma Twin, Dassault Systèmes’in sağlık hizmetleri ve hasta deneyimine adanmış “The Only Progress is Human” (Tek İlerleme İnsandır) girişiminin bir sonraki adımı. Şirket, 2020 yılında toplumsal ve çevresel zorluklara ilişkin farkındalığı artırmak ve kentleşme ve su tasarrufu gibi alanlarda sürdürülebilir yenilikleri teşvik etmek için sanal dünyaların kullanımına ilham vermek amacıyla The Only Progress is Human’ı başlatmıştı.

Meta, gerçekçi avatarlarla sanal dünya yaratıyor!

Meta CEO’su Mark Zuckerberg, Metaverse vizyonunu geliştirmek için fotogerçekçi avatarlarla iletişimi sağlayan yeni bir teknolojiyi tanıtarak önemli bir adım atmış durumda. Bu teknoloji, özel kodekler kullanarak kullanıcıların yüz ifadelerini, kas hareketlerini ve estetik özelliklerini ayrıntılı bir şekilde haritalandırarak fotogerçekçi avatarlar oluşturmayı mümkün kılıyor. Meta Quest Pro başlığını kullanarak, kullanıcılar farklı şehirlerden gelmiş gibi gerçekçi avatarlar aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurabiliyorlar.

Meta fotogerçekçi avatarlarla sanal dünya yaratıyor

Zuckerberg, şu an için fotogerçekçi avatarların omuzlardan yukarısını kapsadığını belirtiyor, ancak Meta’nın bacaklar üzerinde çalıştığını söylüyor. Bu teknoloji, uzaktan iletişimi daha insana yakın bir deneyim haline getirerek birçok farklı alanda kullanılabilecek. İş toplantıları, terapi seansları, röportajlar ve iletişim gerektiren diğer etkinlikler, özel kodekler sayesinde uzaktan gerçekleştirilebilecek. Bu yeni teknoloji, Meta CEO’su Mark Zuckerberg ve Lex Fridman arasındaki söyleşi sırasında “inanılmaz” olarak tanımlandı, çünkü kullanıcılar, fiziksel olarak bir arada olmasalar bile birbirlerini yakın hissedebiliyorlar.

Fotogerçekçi avatarlar şu an için genel kullanıcılar için erişilebilir değil, ancak Zuckerberg’e göre gelecekte insanlar akıllı telefonlarını kullanarak kendilerini tarayarak kişisel avatarlar oluşturabilecekler. Bu avatarlarla, iletişim tabanlı etkinliklere katılmanın yanı sıra canlı etkinlikler gibi çeşitli etkinliklere de katılma potansiyeli bulunuyor. Ancak bu derecede fotogerçekçilik elde etmek, mahremiyetle ilgili etik sorular gibi aşılması gereken zorlukları da beraberinde getiriyor.

Samsung için kötü haber!

0

Güney Kore’nin teknoloji devi Samsung, yarı iletken endüstrisindeki zorlu döneme karşı mücadelesini sürdürüyor. Dünya çapında en büyük çip üreticisi olan Samsung, 2023’ün 3. çeyreğinde kayıplarını azaltmak için çip üretim kesintilerine devam etmeye kararlı.

Samsung, bu yılın başlarında çip üretimini azaltma kararı almıştı ve bu karar, süregelen arz fazlalığını gidermek amacıyla atılmıştı. Rakipleri SK Hynix ve Micron da benzer adımlar atmıştı.

KB Securities’den analist Kim Dong-won, Samsung’un çip işini yöneten Device Solutions (DS) bölümünün 3. çeyrekte yaklaşık 4 trilyon won (2,96 milyar dolar) zarar açıklamasını bekliyor. Bu rakam, 2. çeyrekte kaydedilen 4,35 trilyon wonluk (3.2 milyar dolar) zarardan daha düşük olsa da istenen seviyeden hala uzak.

Samsung, ilk çeyrekte DRAM kesintilerini yüzde 20’den yüzde 30’a ve NAND Flash kesintilerini yüzde 30’dan yüzde 40’a yükseltti. DS bölümü, 1. çeyrekte 3.4 milyar dolarlık faaliyet zararı bildirerek 14 yıl sonra ilk kez mali kayba uğradı. Bu durumun ana nedeni, düşük küresel talep nedeniyle yüksek çip stoklarıydı. Halen çip arz fazlası devam ediyor ve arz ile talebin dengeye gelmesi zaman alabilir gibi görünüyor.

Samsung’un DS bölümü, bellek işini yürütüyor ve şirkete önemli bir nakit akışı sağlıyor. Bu yılın ikinci çeyreğinde, toplam 44.2 milyar dolarlık gelirin 10.85 milyar doları bu bölümden elde edildi. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla gelir ve faaliyet kârı düşüş gösterdi.

Samsung ayrıca, Pyeongtaek Kampüsü’nde yeni bir üretim hattını çalışır hale getirme çabalarını sürdürüyor. Ancak bu da talep düşüşüne ek olarak mevcut kayıpların bir diğer nedeni olarak karşımıza çıkıyor.

Üretim kesintilerinin sonunda bellek fiyatlarını artırması bekleniyor. Ancak endüstri, istikrarlı bir toparlanma sürecine girmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyuyor gibi görünüyor

Startupfon, SPK’dan kitle fonlama lisansı aldı

Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine önemli bir katkı sunan Startupfon; girişimlere yönelik yatırım fırsatlarını artırmak, Girişim Sermayesi Fonları ile yatırım yaptığı girişimleri startupfon.com platformu üzerinden ortak yatırım yapmak isteyen yatırımcılarla buluşturabilmek için Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından verilen Kitle Fonlama Lisansı’nı aldı.

Startupfon, bu lisans ile özellikle ekosisteme yeni katılan veya girişim sermayesi fonlarına katılmadan bu kurumların yatırım yaptığı girişimlerde yatırımcı olmak isteyen bireysel ve kurumsal yatırımcılara, platform üzerinden girişimlere ortak yatırımcı (co-investor) olma imkânı tanıyor. Aynı zamanda, yatırımcılara yatırım fırsatlarına erişim, girişimcilerin değerlendirilmesi, yatırım şartları müzakeresi, değerleme ve portföy yönetimi gibi tüm süreçleri kolayca yönetme olanağı sunuyor.

Türkiye’nin dört bir yanından gelecek 100’den fazla girişime yatırım!

Startupfon’un Kurucu Ortağı Gülsüm Çıracı, yaptığı açıklamada, “Yatırımcıların karşılaştığı en büyük sorunları çözmek için odaklandık ve yatırımcılarımıza yatırım süreçlerini kolaylaştırma taahhüdünde bulunuyoruz. Yatırımcılarımız, platformumuz aracılığıyla yatırım yaptıkları girişimlerin performansını da takip edebilecekler.” dedi.

Dünyada Angellist, OurCrowd gibi ortak yatırım platformlarının başarılı şekilde yürüttüğü yatırımlara benzer bir modelin Türkiye ekosistemindeki yatırımcıların sorunlarına çözüm bulabileceği fikri ile yola çıktıklarını belirten Çıracı; “Dünya genelinde başarılı yatırımlara imza atan platformlar, Türkiye’de benzer bir modelin gerekliliğine işaret ediyor. Minimum yatırım tutarı 50.000 TL olarak belirlenen platformumuz, yatırımcılarına fon süzgecinden geçmiş girişimlerin due diligence, değerleme ve yatırım şartlarına erişim gibi önemli avantajlar sunacak.

Startupfon’un hedeflerini de paylaşan Çıracı, “Türkiye’nin ilk ortak yatırım platformu olarak girişim sermayesi fonlarımız ile önümüzdeki 5 yıl içinde, Türkiye’nin dört bir yanından gelen 100’den fazla girişime yatırım yapmayı planlıyoruz. Yatırım yapacağımız teknoloji girişimlerinin yenilikçi, sürdürülebilir teknolojilere sahip olma ve uluslararası pazarlara teknoloji ihraç edebilme potansiyeli gibi özelliklerine dikkat ediyoruz.

Büyüme potansiyeline sahip erken aşama girişimlerine uluslararası network, iş geliştirme, takım oluşturma, kriz yönetimi gibi konularda destek vererek bu girişimlerin
yeni istihdam alanları yaratmasına ve teknoloji ihraç eden firmalara dönüşmesine katkıda bulunmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

Bugüne kadar Startupfon.com platformuna 41 farklı şehir ve Luxemburg, Almanya, ABD gibi ülkelerden 2.600 potansiyel yatırımcı kaydoldu. Bu yatırımcıların yüzde 76’sı daha önce yatırım deneyimi olmayan yatırımcılardan oluşuyor.

Startupfon, 2021 yılında kurulan ilk fonu ile şimdiye kadar 15 farklı girişime yatırım yaptı. Bu yatırımlar arasında Colendi, Kunduz, Neol, EasyCep, Buy Buddy, Fortune Mine Games gibi tanınmış girişimler de bulunuyor. Ayrıca Startupfon Tohum GSYF’de, Arz Portföy ortaklığı ile yakın zamanda Türkiye merkezli erken aşama girişimlerine yatırım yapmaya başlayacak. Her iki fonun da yatırım kararı aldığı projeler, platform üzerinden online yatırımcılara açılarak, nitelikli yatırım fırsatları sunacak.

Profesyonel fon yöneticileri tarafından birçok girişim arasından titizlikle seçilen, due diligence, değerleme ve sözleşme müzakerelerinin tamamlandığı girişimler, fon liderliğinde diğer yatırımcılarla paylaşılacak ve yatırımcılar yüksek katma değer üreten girişimlere ortak yatırım yapma fırsatı bulacaklar.

Intel Core i5-14600K Geekbench testlerinde göz kamaştırdı

0

Intel’in yeni işlemci ailesi, Raptor Lake Refresh’in kapılarını aralarken, merakla beklenen Core i5-14600K, Geekbench platformunda ilk kez test edildi. Bu güncellenmiş işlemci, selefine göre etkileyici bir performans artışı sunuyor ve teknoloji meraklıları için heyecanı artırıyor.

Bilmeyenler için Intel Core i5-14600K, selefine benzer şekilde 6 performans ve 8 verimlilik olmak üzere toplam 14 çekirdek ve 20 iş parçacağına sahip olacak. Ancak Geekbench test sonuçları, özellikle performans çekirdeklerinde dikkat çekici bir hız artışı olduğunu gösteriyor. Core i5-14600K, saat hızını 5,1 GHz’den 5,3 GHz’e çıkarmış durumda. Ayrıca, yeni işlemci, aynı 10ESF işlem düğümünü temel alıyor ve Raptor Cove & Gracemont çekirdek mimarisini benimsiyor.

İlk test sonuçlarına göre, ASUS TUF Gaming Z790-PLUS WIFI Anakart ile yapılan testlerde Core i5-14600K, tek çekirdekte 2.819, çoklu çekirdekte ise 16.707 puan elde etti. Bu skorlar, selefi i5-13600K’ya kıyasla tek çekirdekte %6, çoklu çekirdekte ise %13 daha yüksek olduğunu gösteriyor.

İkinci bir kıyaslama ise DDR5-7600 bellek (48 GB kapasite), Gigabyte Z790 AORUS Master X anakart ve 5,7 GHz saat hızıyla gerçekleştirildi. Bu test sonuçlarına göre Core i5-14600K, tek çekirdekte 2.861 ve çoklu çekirdekte 17,974 puan aldı. Bu skorlar, selefi ile karşılaştırıldığında sırasıyla %7,5 ve %21 daha yüksek.

Nesil Intel Raptor Lake Refresh işlemciler, Intel 7 işlem düğümünü kullanmaya devam edecek ve mevcut LGA 1700/1800 anakartlarla uyumlu olacak. Bu yeni işlemcilerin bazı modellerinde çekirdek sayısı artışı, daha yüksek saat hızı ve hızlı DDR5 bellek desteği gibi önemli yükseltmeler sunması bekleniyor.

Nesil Raptor Lake Refresh işlemcilerin resmi tanıtımı, 17 Ekim tarihli Intel Innovation 2023 etkinliğinde yapılacak. Bu nedenle, ilerleyen günlerde daha fazla sızıntı ve ayrıntının paylaşılması muhtemel görünüyor.

Intel’in Core i5-14600K işlemcisinin Geekbench test sonuçları, performans artışının heyecan verici olduğunu gösteriyor ve teknoloji dünyasında büyük bir ilgi uyandırıyor. 14. Nesil Raptor Lake Refresh işlemcilerin resmi tanıtımı için 17 Ekim’i bekliyoruz, bu da yeni işlemcilerin neler sunacağını daha yakından görmemize olanak tanıyacak.

Meta, Facebook ve Instagram’ı yapay zeka eğitimi için kullanmış!

Meta, sosyal medya devi Facebook’un ardındaki şirket olarak tanınırken, geçtiğimiz günlerde Facebook, Instagram ve WhatsApp için yeni yapay zeka özelliklerini duyurarak dikkatleri üzerine çekti. Ancak bu yeni özelliklerin nasıl geliştirildiği ve eğitildiği, kullanıcıların gizliliği ve veri güvenliği konularını gündeme getirdi.

Reuters’in haberine göre, Meta, bu yapay zeka asistanlarını eğitmek için herkese açık Instagram ve Facebook gönderilerini kullanmış. Bu durum, kullanıcıların platformlarda paylaştığı her türlü içeriğin, yapay zeka eğitiminde kullanıldığını gösteriyor. Ancak Meta, özel sohbetler ve özel gönderiler gibi kişisel bilgilerin bulunduğu verileri bu süreçten hariç tutmuştur.

Meta Küresel İlişkiler Başkanı Nick Clegg, Meta Connect konferansında konuya açıklık getirmiş ve “Kişisel bilgilerin ağır bastığı veri kümelerini hariç tutmaya çalıştık” demişti. Yani, şirketin odak noktası, kamuya açık bilgileri kullanarak yapay zekayı geliştirmek olmuştur.

Geçtiğimiz hafta, Meta, WhatsApp, Instagram ve Messenger gibi popüler mesajlaşma platformlarında kullanılacak bir dizi yapay zeka sohbet botunu duyurdu. Bu sohbet botları, kullanıcılara soruları yanıtlamak, seyahat planlamak, metin istemlerinden görüntüler oluşturmak gibi bir dizi işlevde yardımcı olabilecekler. Ayrıca, bu yapay zeka asistanlarının Microsoft’un Bing aramasından gerçek zamanlı sonuçlar sağlayabileceği de belirtilmişti.

Meta’nın bu yeni yapay zeka modelleri, LLaMA 2 dil modeline dayanmaktadır ve Temmuz ayında piyasaya sürüldü.

Şirket ayrıca, genel asistanın yanı sıra ünlü isimlerin model alındığı 28 yapay zeka destekli karakteri de mesajlaşma platformlarında kullanıma sunmuştur. Ancak bu sohbet robotları henüz beta aşamasındadır ve genel kullanıma açılmamıştır.

Bu gelişmeler, yapay zeka kullanımının ve sosyal medya platformlarının veri kullanımının gizlilik ve güvenlik konularını daha da tartışmalı hale getirmiş gibi görünmektedir. İlerleyen günlerde, kullanıcıların veri gizliliği ve güvenliği ile ilgili daha fazla açıklama ve önlem beklenmektedir.

Hollywood yazarları yapay zekaya karşı ilk raundu kazandı!

0

148 günlük bir grevin ardından Hollywood senaristleri, işyerinde üretken yapay zeka kullanımı konusunda ilk büyük emek mücadelelerinden birinde zafer sağlamış gibi görünüyor. Senaristlerin pek çok talebi olsa da yaklaşık beş ay süren Hollywood grevi boyunca bu taleplerden hiçbirisi senaryo yazımında yapay zeka kullanımı kadar yankı uyandırmadı. Bir zamanlar Amerika Yazarlar Birliği’nin (WGA) görünüşte önemsiz bir talebi gibi görülen konu tüm Hollywood film sektörü için bir anda varoluşsal bir toplanma çığlığı haline dönüşmüştü. Bu bağlamda Stranger Things, Daredevil: Born Again, The Last of Us, The Handmaid’s Tale gibi pek çok dizinin çekimleri durdurulmuş/ara verilmişti.

WGA tarafından başlatılan grev aynı zamanda dijital platform yayın ekonomisi, yazarlar odası asgari ücretleri ve ek ücretlerle de ilgiliydi.  Ancak yapay zeka tehdidi bu grevin en can alıcı noktasını oluşturarak yazarların taleplerini, yeni bir tür otomasyonla karşı karşıya kalan tüm sektörlerde yaygın etkileri olan bir “insan-makine çatışması” haline dönüşmesini sağladı.

Hollywood stüdyolarının ve yapım şirketlerinin kendilerine verilen herhangi bir materyalin kısmen veya tamamen yapay zeka tarafından üretilip üretilmediğini yazarlara açıklamasını gerektiren geçici bir anlaşma sağlanmış durumda. WGA’nın kendi üyeleri arasında oylayacağı bu tasarıya göre yapay zeka kredilendirilmiş bir yazar olamaz, “edebi materyal” yazamaz veya redakte edemez. Ayrıca yapay zeka tarafından üretilen herhangi bir yazı kaynak materyal olamayacak.  Yazarlar sendikasının oylayacağı öneri sözleşmede “Yapay zeka tarafından üretilen materyal, bir yazarın kredisini veya ayrılmış haklarını zayıflatmak için kullanılamaz” ifadesi yer alıyor.

Uzmanlara göre senaristlerin anlaşması yapay zekaya karşı önemli bir kazanım

Babson College’da bilgi teknolojileri profesörü ve “All-in on AI: How Smart Companies Win Big with Artificial Intelligence” kitabının yazarı Tom Davenport konuyla ilgili olarak “Bunun diğer pek çok içerik yaratma endüstrisi için bir model olacağını umuyorum” dedi ve ekledi “Sözleşme önerisi aslında eğer yapay zeka kullanacaksanız, bunun yapay zeka ile birlikte çalışan insanlar olması gerektiğini garanti altına alıyor. Bana göre bu, yapay zekayı kullanmanın en doğru yolu.”

Hollywood senaristlerinin tüm kazanımlarına karşın, sektör yapay zekayı da tamamıyla dışlamıyor. Stüdyoların yapay zeka sistemlerini eğitmek için sahip oldukları senaryoları kullanmaları konusunda herhangi bir yasak bulunmuyor. WGA bu konuların çözümlenmesini hukuk sistemine bıraktı. Her iki taraf da yapay zekanın senaryo yazımı da dahil olmak üzere film yapımının pek çok alanında değerli bir araç olabileceğini kabul ediyor. Anlaşma tasarısı, şirketin izin vermesi halinde yazarların yapay zekayı kullanabileceğini belirtiyor. Ancak bir şirket, bir yazarın yapay zeka yazılımı kullanmasını zorunlu tutamıyor.

Yazarlar grevi 2 Mayıs’ta başladığında, OpenAI’nin deneme yazabilen, sofistike sohbetler yapabilen ve bir avuç ipucundan hikayeler oluşturabilen yapay zeka sohbet robotu ChatGPT’yi piyasaya sürmesinin üzerinden sadece beş ay geçmişti. Stüdyolar bu müzakerelerde yapay zekayı ele almak için çok erken olduğunu ve 2026’ya kadar beklemeyi tercih ettiklerini söylemişlerdi.

Yapay zekanın sıradaki rakibi grev yapan oyuncular ve yazarlar

WGA’nın elde ettiği şartlar, başta Hollywood oyuncular sendikası SAG-AFTRA’nın grevdeki üyeleri olmak üzere, diğerleri tarafından da yakından izleniyor. Benzer şekilde 14 Temmuz’dan bu yana grevde olan aktörler de yayınlardan daha iyi ücret almak istiyor. Ancak aynı zamanda, bir yıldızın benzerliğini izni olmadan kullanabilecek ya da arka plandaki oyuncuları tamamen değiştirebilecek yapay zekaya karşı da güvence talep ediyorlar. Ayrıca SAG-AFTRA üyeleri Pazartesi günü ezici bir çoğunlukla video oyun şirketlerine karşı grev yetkisi lehinde oy kullandılar. Yapay zekanın oyunlarda kullanılması, seslendirme sanatçıları için özellikle ciddi bir endişe kaynağı.

Hollywood dışında ayrıca yazarlar da yapay zekaya karşı bir savaş başlatmış durumdalar. ABD’li ünlü yazarları temsil eden bir grup aralarında John Grisham, Jonathan Franzen, George Saunders, Jodi Picoult ve “Game of Thrones” romanının yazarı George R.R. Martin’in de bulunduğu önde gelen yazarlar adına Manhattan federal mahkemesinde OpenAI’ye karşı dava açmıştı.

Turkcell’in yüz doğrulama sistemi uluslararası onay aldı!

0

Yüz doğrulama, kimlik doğrulama ve sesli onay servisleriyle hem şirketlerin hem de bireysel müşterilerinin iş süreçlerini kolaylaştıran Turkcell, bu alandaki başarısını dünya çapında kabul gören Yüz Tanıma Sistemleri Sağlayıcısı (NIST FRVT 1:1) testi ile de taçlandırdı. Turkcell, Türkiye’den teste katılan şirketler arasında en yüksek skorlardan birini elde etti.

Turkcell, geliştirdiği ürün ve hizmetlerle hayatı kolaylaştırmaya devam ediyor. Türkiye’de dijital dönüşümün öncülüğünü üstlenen Turkcell, geliştirdiği Dijital Doğrulama ürünüyle de şirketlerin müşterilerine daha iyi hizmet verebilmelerini sağlıyor.

Şirketlerin birçoğu pandemi sonrasında müşteri işlemlerinin fiziksel mağaza, şube ya da bayi ziyaretine ihtiyaç duyulmadan yapılmasına öncelik verdi. Oluşan bu dijital ihtiyaç, uzaktan kimlik doğrulayabilen yapay zekâ teknolojileriyle mümkün hale geldi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun düzenlemelerinin ardından şirketlerin ve kurumların yüz tanıma çözümleriyle müşterilerini dijital kanallardan doğrulayabilmesinin önü açıldı. Bu kapsamda, Turkcell de yüz tanıma konusunda şirketler için geliştirdiği Dijital Doğrulama ürünü ile dünya çapında tek kabul gören NIST FRVT 1:1 (Face Recognition Vendor Test) testinden yüksek bir skorla onay aldı.

Mobil uygulamalara entegre edilebilen yapay zeka servisleri

Turkcell Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Serkan Öztürk

Dijital Doğrulama ürünü hakkında bilgi veren Turkcell Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Serkan Öztürk, “Turkcell mühendisleri tarafından geliştirilen bu ürün, müşterilerimizin mobil uygulamalarına entegre edip kullanılabilecekleri Android ve IOS uyumlu çalışan bir mobil yazılım geliştirme kiti. Bu ürün altında yüz doğrulama, canlılık kontrolü, kimlik doğrulama (OCR) ve sesli onay servisleri bulunuyor. Örneğin, Turkcell uygulamasında, müşterilerimizin mağaza kanalından yapılan yeni tesis ve numara taşıma işlemlerinde bu servisler ile dijital doğrulamalarını hızlıca sağlayabiliyoruz” dedi.

Bu ürünle yakaladıkları uluslararası başarıya da değinen Öztürk, şunları söyledi: “Görüntü işleme ekibimiz bu yıl Yüz Tanıma Sistemleri Sağlayıcısı (NIST FRVT 1:1) testine başvuru yaptı. Global firmaların girdiği testte Türkiye’den başvuran şirketler arasında en yüksek skorlardan birini elde ettik. Böylece dijital doğrulama süreçlerinde kullanılacak yüz tanıma algoritmalarında beklenen doğruluk oranlarını NIST onaylı standardımızla sağlamaya başladık.”

Veri güvenliğine büyük önem veriyoruz

Gerekli iş süreçlerinde müşterilerinin veya çalışanlarının yüz görüntülerini işlemeden önce yasal düzenlemelere uygun hareket edildiğini, abonelerini mevzuata uygun bir şekilde aydınlattıklarını ve KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) gereği açık rızalarının alındığını vurgulayan Serkan Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı: “Açık rıza verilmeden müşteri ve çalışanların yüz görüntülerini işlemiyoruz. Turkcell olarak veri güvenliğine her açıdan büyük önem verdiğimiz için kayıt işlemi de aydınlatma yükümlülüğü çerçevesinde gerekli bilgilendirme yapılmadan ve kişilerden açık rıza alınmadan yapılmıyor.”

KDV açığı nasıl kapatılır?

KDV açığı, KDV yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan vergi kaybını ifade ediyor. Bu, KDV olarak tahsil edilmesi gereken ancak tahsil edilemeyen tutara karşılık geliyor. Yani KDV beyannamelerinin eksik veya yanlış doldurulması nedeniyle kaybolan vergi tutarı diyebiliriz. KDV açığı, tüm ülkelerde ortaya çıkan bir sorun. Özellikle denetlemelerde ciddi bir sorun olarak karşılaşılıyor.

KDV açığı nasıl oluşuyor?

KDV açığı, işletmelerin yasal olarak tahsil etmeleri gereken KDV’yi tahsil etmemesi ile ortaya çıkıyor. Yani yanlış bildirimlerde bulunarak oluşuyor. Bazı durumlarda, işletmelerin yasal olarak tahsil etmeleri gereken KDV’yi tahsil edemedikleri de olabiliyor.

KDV açığını kapatma için öncelikle bu konuda eğitim ve farkındalık çok önemli. Periyodik vergi denetimleri de hatalı durum tespitini sağlayabiliyor. Ayrıca elektronik fatura düzenlenmesi ile bunun tutulması da önemli.

KDV iadesi, aslında KDV beyannamesi üzerinde beyan edilen KDV aşan kısmının geri ödenmesi işlemi. İşletmeler, KDV iadesi talebi için vergi beyannamesi ve fatura gibi belgeleri ibraz etmek zorunda. KDV iadesi genellikle işletmelerin nakit akışını olumlu yönde etkiliyor.

Devlete ödenecek KDV hesaplama

KDV’den matrah bulma

KDV hesaplaması iki farklı şekilde yapılıyor. Böylelikle KDV dahil hesaplama ve KDV hariç hesaplama ile iki farklı yöntemle hesaplama işleminizi yapabilirsiniz.

​KDV dahil hesaplama;

Kullanılan formüle göre; (Net tutar) x (1+ vergi oranı) dır. 1000 lira hizmetin kendi bedeli ve KDV oranı yüzde 20 ise ödenecek KDV dahil tutar 1000 x (1 + 20/100) işlemi uygulanarak bulunur: 1000 x 1,20 = 1200. Yani ödenecek KDV dahil tutar 1200 Türk Lirasıdır.

​KDV hariç hesaplama;

Böylelikle kullanılan formüle göre; ( Brüt tutar ) / (1 + (Vergi oranı) dır. 1200 lira malın KDV hariç bedeli 1200 / (1 + 20/100) ile bulunuyor. 1200/ 1,20 = 1000. Yani malın KDV hariç bedeli 1000 liradır. Ödenen KDV tutarı ise 200 liradır.

Eğer KDV tutarı biliniyorsa matrah şu şekilde hesaplanmaktadır:

Matrah = KDV Tutarı / (Vergi Oranı/100)

Böylelikle bu formüle göre katma değer vergisi tutarı 200 TL ise matrah şu şekilde hesaplanır:

200 / (20/100) = 200 / (0,20) = 1000 TL

Insider Türkiye nasıl kuruldu?

Girişimcilik ekosistemimizde unicorn girişimlerin sayısı her geçen gün arıyor. Ülkemizin unicorn girişimleri arasına girmeyi başaran son şirketlerden biri de Insider. Son yatırım turunda 121 milyon dolar yatırım ile 1 milyar değerlemeye ulaştı. Mayıs 2023’te Insider, QIA ve Esas Holding’den 105 milyon dolarlık bir yatırım almıştı. Insider Türkiye’nin ilk unicorn yazılım şirketi unvanını da kazandı. Insider 26 ülkede varlığını sürdürüyor. G2’ye göre Insider Dünyanın en iyi 6. yazılım şirketi unvanına sahip. Organik bir şekilde büyüme gösteren Arçelik/Beko, DeFacto, L’Oreal ve Teknosa gibi önemli markalarla çalışıyor.

Insider’ı bizim için değerli kılan ise 2012 yılında Türk mühendis ve yazılımcılar tarafından kurulması. Üniversite yıllarında ilk girişimcilik serüvenine başlayan Çilingir’in, exit ile sonuçlanan ilk girişiminden sonra ikincisi Insider olmuş. Insider ile Çilingir, kişiselleştirilmiş teknolojiler sunan bir yazılım şirketini ortaya çıkardı.

Insider Türkiye hikayesi

Hande Çilingir’in kariyer hayatı da oldukça dikkat çekici. Çilingir, Çin Shanghai Üniversitesi’nde yüksek lisansına devam ederken Fiba Holding’de çalıştı. Ayrıca Vestel ve PepsiCo gibi uluslararası şirketlerde görev aldı. Böylelikle Çilingir, Çin’deki eğitim hayatıyla akıcı bir Çin bilgisine de sahip.

2010 yılında Türkiye’ye gedönüş yapanri dönen Çilingir, yeni bir girişime atılmaya karar verdi. Ancak bu süreçte yalnız değildi. Üniversite döneminden arkadaşı Serhat Soyuerel de ona eşlik etti. Bu ikili ilk başta Fethiye’de bir dil okulu açtı.

Prestijli bir okul için zaman harcayan ikili, üç yıldan fazla bir süre içinde 40’dan fazla ülkeye seyahat ederek öğrenci kazanmaya çalıştı. Böylece kararlılıkları ile adım adım ilerleyen ikili tam üç yıl içerisinde dil okuluna yurtdışından gelen 3.800 kadar öğrenciyi kazandırabildi. Üç yıl süren dil okulu macerası, şirketi satmaları ile sona erdi.

İlk girişimin ardından Çilingir ve Soyuerel girişimcilik serüvenini sona erdirmedi. Özellikle 2012 yılında e-ticaret sitesi kurmak çok popüler bir girişimcilik olarak akıllarını çelen bir fikirdi. Ancak e-ticaret sitesi kurmak yerine Hande Çilingir, bambaşka bir fikir sundu. Bu fikir e-ticaret sitesi kuranların ihtiyacı olan bütün hizmetleri sağlayabilecekleri bir oluşum oldu. Dolayısıyla ‘Insider’ ortaya çıktı.

X’ten Paris Hilton’a ilginç teklif!

Hatta Paris Hilton tarafından en az 2019’dan beri popülerleştirilmeye çalışılan bir kelime için özel bir hashtag bile içeriyor: “sliving“.

Yani, Code 2023 sahnesindeki röportajından yeni çıkan Linda Yaccarino, X ‘te “#sliving” paylaşımı yaparak aslında Paris Hilton‘a ekstra bir mesaj da veriyordu.

Şirket sözcüsü Joe Benarroch’a göre Hilton ve X‘in ortaklığı şunları içeriyor:

  • İkili, “X’in tüm yüzeylerinde bir dizi yeni aktivasyonun yanı sıra, canlı alışverişi de içeren yılda 4 orijinal video içerik programı oluşturmak için birlikte çalışacak.” Bu canlı alışveriş deneyimi, Hilton’un canlı yayınını izleyenlerin “bir ürün kataloğuna göz atmasına ve ardından uygulama içi tarayıcımız aracılığıyla siteye tıklayarak satın alma işlemi gerçekleştirmesine” olanak tanıyacak.
  • Görünüşe göre Hilton’un çok fazla ağır iş yapmasına gerek yok: “X, her bir faaliyeti desteklemek için marka sponsorluğunu güvence altına almak için çalışacak.”
  • “X ayrıca 11:11 Media / Paris Hilton’un yıl boyunca dahil olacağı diğer çabaların güçlendirilmesini de destekleyecek.”

Platform yakın zamanda ücretli, doğrulanmış kullanıcıların gönderilerinin yanında görünen reklamlardan elde edilen gelirin belirtilmemiş bir yüzdesini paylaşmaya başladı. 

Benarroch’a göre Hilton’un X ile olan ve Musk rejimi altında türünün ilk örneği gibi görünen mali anlaşması farklı işliyor. Ona e-posta yoluyla Hilton’un anlaşmasının mevcut yaratıcı ödeme programından ne kadar farklı olduğu sorulduğunda bunun iki yıl sürecek “farklı bir ortaklık” olduğunu söyledi.

Apple Formula 1’in yayın haklarını alabilir!

Apple, spor yayın haklarına olan ilgisini bir kez daha göstererek Formula 1 yarışlarının global yayın hakları için büyük bir anlaşma üzerinde çalışıyor. Yakın kaynaklardan gelen bilgilere göre, teknoloji devi ve Formula 1 yönetimi arasında 7 yıllık bir yayın anlaşması görüşmeleri yapılıyor. Bu anlaşma yıllık 2 milyar dolarlık bir değere sahip olacak, böylece Formula 1 yarışlarının global yayın hakları Apple’a geçecek. Bu, Formula 1 grubunun mevcut yıllık gelirinin neredeyse iki katına denk geliyor.

Formula 1 fanatikleri için heyecan verici bir gelişme olan bu anlaşma, spor yayın hakları alanında giderek artan bir rekabetin bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. İçerik platformları artık standart içeriklerin yanı sıra büyük spor etkinliklerine de yatırım yapmaya başladılar. Bu tür etkinlikler, milyonlarca izleyiciyi bünyesine çekiyor ve milyarlarca dolarlık tekliflerin dolaştığı bir pazar haline gelmiş durumda.

Apple, geçmişte de benzer büyüklükteki anlaşmalar yapmıştı. Örneğin, 2.5 milyar dolar karşılığında ABD futbolu MLS yayın haklarını satın alarak abone sayısını önemli ölçüde artırmıştı. Messi’nin transferi sonrasında da Apple’ın spor içeriği ilgisinin arttığı gözlemlenmişti.

Anlaşmanın detayları ülkeye göre farklılık gösterebilir. Örneğin, ABD’de 2025 yılına kadar Formula 1 yayın hakları ESPN’de olacak, ancak bu tarihten sonra Apple’ın anlaşması ve ödemeler devreye girecek. 5 yıl içerisinde tüm global yayın haklarının Apple’a geçmesi bekleniyor.

Formula 1’in heyecan dolu yarışlarına olan ilgi, Apple’ın bu büyük adımını motive ediyor gibi görünüyor. Bu anlaşma, gelecekte spor yayınları için daha fazla yenilik ve yatırımın habercisi olabilir.

Google Pixel 8 Hindistan’da üretilecek!

Teknoloji devi Google, yaklaşan Pixel 8 serisi akıllı telefonlarının tanıtımı öncesi sürekli olarak sızıntılarla karşı karşıya kalıyor. Bu sızıntılar, şirketin ürünlerini sürpriz yapma amacını bozuyor ve içeriden bilgi sızdırmanın önüne geçilmesi gerekliliğini gündeme getirdi.

Son sızıntılar, Pixel 8 Pro kutu açılışı görüntülerinin internete sızdırılmasıyla gündeme geldi. Bu görüntüler o kadar detaylıydı ki, Google’ın 4 Ekim’deki lansman etkinliğinde kamuya sunacağı neredeyse hiçbir sürpriz ya da yeni bilgi kalmadı. Bu durum, şirket içinde ciddi bir endişeye yol açtı.

Google’a yakın kaynaklar, şirket içindeki sızıntıların artık tahammül edilemez bir seviyeye geldiğini belirtiyor. Bu endişeye bir çözüm olarak Pixel serisinin üretimini Vietnam’dan Hindistan’a taşımanın düşünüldüğü söyleniyor. Bu adım, üretim yerini değiştirerek ürünlerin sızıntı riskini azaltmayı amaçlıyor. Ancak bu kararın alınması birçok faktöre bağlı olacaktır, çünkü üretim yerini değiştirmek karmaşık bir süreç.

Google şu an için konuyla ilgili resmi bir açıklama yapmamış olsa da, bu tür önlemlerin alınması, şirketin gelecekteki ürün lansmanlarını daha etkileyici hale getirme amacını yansıtıyor.

Google, Pixel 8 serisiyle ilgili tüm detayları 4 Ekim Çarşamba günü düzenleyeceği büyük bir lansman etkinliği sırasında resmi olarak açıklayacak. Teknoloji meraklıları, bu etkinliği merakla bekliyor. Bu etkinlik, Pixel 8 serisinin teknik özelliklerini, tasarımını ve diğer öne çıkan özelliklerini tanıtacak ve kullanıcıların heyecanını daha da artıracaktır.

Pixel 8 serisi, Google’ın akıllı telefon pazarındaki iddialı girişimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu serideki yeni özellikler ve geliştirmeler, tüketiciler tarafından büyük bir ilgiyle bekleniyor. Şirketin bu sızıntıları engelleme çabaları, ürün lansmanının sürpriz ve heyecan dolu olmasını sağlama amacını taşıyor.

Tesla bir zafer daha kazandı!

Tesla tüm olumsuzluklara karşı yine bir zafer kazandı. Kaliforniya federal yargıcı, bir grup Tesla sahibinin; şirketin otomatik özelliklerinin yanlış bir şekilde reklamını yaptığı iddiasıyla açtığı davayı reddetti.

ABD Bölge Yargıcı Haywood Gilliam’ın kararı, Tesla’nın Otopilot ve Tam Kendi Kendine Sürüş’ün (FSD) savunulabilirliği açısından değil, sadece Tesla’nın hüküm ve koşulları için bir kazanç.

Hakime göre, Eylül 2022’de önerilen grup davasını açan davacılar, formu imzaladıklarında şirkete karşı herhangi bir yasal iddiada hakemlik yapmayı kabul ettiler. Vazgeçmek için 30 günleri vardı ve hiçbiri bunu yapmayı seçmedi.

Zorla tahkim, bugüne kadar teknoloji endüstrisinde sadık bir ortak oldu. Tesla’nın bir grup davası açmaktan kaçmadaki başarısı, diğer otomobil üreticilerini bu taktiğe daha fazla yaslanmaya teşvik edebiliyor.

Alston & Bird hukuk firması ortağı Ryan Koppelman verdiği demeçte, ”Bazı açılardan, muhtemelen bu tür iddiaların muhtemelen bu tür zorluklarla karşı karşıya kalacağını bir işaret ediyor.” dedi.

Lidar otonom sürüş

Koppelman, tahkimin şirketler tarafından bunun gibi bireysel iddialardan ve toplu davalardan kaçınmak için kullanılan yaygın bir yasal strateji olduğunu belirtti.

Bu özel davada, beşinci bir davacı tahkimden vazgeçti, ancak Yargıç Gilliam mahkeme belgelerine göre dava açmak için çok uzun süre bekledikleri için iddialarını reddetmeye karar verdi.

Koppelman, ”Sınırlama yönü heykeli ilginç çünkü burada söz konusu iddialar, Tesla ürünlerinin gelecekte neler yapabileceği ve satış sırasında sözde neler yapabileceği ile ilgiliydi.” dedi.

Davadaki davacıların hepsi, kazalara neden olan ve bazıları ölümle sonuçlanan güvenilmez ve tehlikeli teknolojiye binlerce dolar harcadığını iddia etti. Tesla, davacıların tahkim anlaşmasını kabul etmesini gerekçe gösterdikten sonra yanlışları reddetti ve iddiaları tahkime göndermek için harekete geçti.

Yargıç Gilliam ayrıca, davacıların “sanığın iddia edilen yasadışı ve aldatıcı uygulamalarına devam etmesini yasaklayan” ihtiyati tedbir talebini de reddetti. Aslında davacılar, mahkemeden Tesla’yı ADAS’larını “tam kendi kendine sürüş yeteneği” sağladığı için pazarlamayı bırakmaya zorlamasını; FSD beta yazılımlarını satmayı durdurmasını ve devre dışı bırakmasını ve tüm müşterileri, Tesla’nın ADAS teknolojisini tanımlamak için “tam kendi kendine sürüş yeteneği”, “kendi kendine sürüş” ve “özerk” gibi terimleri kullanmasının yanlış olduğu konusunda uyarmasını istedi.

Eylül 2022’de yapılan ilk şikayette, Tesla ve CEO’su Elon Musk‘ın, Otopilot ve FSD’nin yeteneklerinin yutturmacaya uygun olmadığını tam olarak bilmesine rağmen, 2016’dan beri otomatik sürüş özelliklerinin ya tamamen işlevsel veya “çözülmeye” yakın olarak aldatıcı bir şekilde reklamını yaptığı iddia edildi.

Davacılar, Tesla’nın ADAS’ının araçların kırmızı ışıkta çalışmasına, dönüşleri kaçırmasına ve trafiğe dönüşmesine neden olduğunu ve Tesla sahiplerine binlerce dolara mal olduğunu iddia etti.

Davada adı geçen davacı Briggs Matsko, 2018 Tesla Model X’i için Gelişmiş Otopilot almak için 5.000 dolar ödediğini söyledi. Tesla’nın FSD’si ek 12.000 dolara mal oluyor.

Başarısız sınıf eylemi, şirketin sözde kendi kendine sürüş teknolojisinin inceleme altına alındığı tek zaman değil. Bu yılın başlarında, Musk’ın Otopilot’un yeteneklerini abartan 2016 tarihli bir videoyu denetlediği tespit edildi.

Bilgi, eski Apple mühendisi Walter Huang’ın da dahil olduğu ölümcül bir 2018 kazası için Tesla’ya karşı açılan davada kanıt olarak alınan kıdemli bir mühendisin ifadesinden geldi. Dava, Otopilot’un hatalarının ve Huang’ın sistemin yeteneklerine olan yanlış güveninin çökmeye neden olduğunu iddia ediyor.

Tesla’nın ADAS’ı da çok sayıda devlet kurumu tarafından araştırılıyor. Kaliforniya Motorlu Araçlar Departmanı, ayrıca şirketi Temmuz 2022’de Otopilot ve FSD sistemlerinin yanlış bir şekilde reklamını yapmakla suçladı. Ulusal Karayolu Trafik ve Güvenlik İdaresi (NHTSA), Otopilot da dahil olmak üzere 830.000 Tesla’yı aktif olarak araştırıyor. Ve Adalet Bakanlığı, Tesla’dan Otopilot ve FSD teknolojisi hakkında bilgi istedi.

Huawei’nin Kirin 9000s yonga seti 14nm’den 7nm’ye nasıl geçti?

Huawei, teknoloji dünyasında dikkat çeken bir başarıya imza atarak 14nm işlemciyi 7nm işlemciye dönüştürmeyi başardı. ABD’nin Huawei’ye yönelik ambargoları, şirketi yonga teknolojileri konusunda sıradışı yöntemler geliştirmeye yöneltti.

Huawei’nin amiral gemisi telefonlarından Mate 60’ta kullanılan Kirin 9000s yonga seti, 1 x 2.62GHz, 3 x 2.15GHz ve 4 x 1.53GHz’lik bir işlemci dizilimi ile geliyor. Ancak, bu yonganın üretim teknolojisi hakkında net bir bilgi yok.

Fomalhaut Techno Solutions araştırmacıları, Kirin 9000s yonga setinin aslında 14nm sürecinde üretildiğine dair izlere ulaştı. Ancak Huawei’nin özel teknikler kullanarak bu işlemciyi 7nm seviyelerine getirdiği belirtiliyor.

Yonga sektöründe, genellikle 10nm sürecinin iyileştirmelerle 8nm veya 7nm sürecinin 6nm’ye yaklaştırılmasına şahit oluruz. Ancak 14nm’den 7nm’ye bu kadar büyük bir geçiş, teknik bir başarı olarak dikkat çekiyor. Üretim ise Çinli yarıiletken üreticisi SMIC tarafından 7nm N+2 süreci kullanılarak gerçekleştirilmiş.

Kirin 9000s yonga seti ayrıca hyper-threading özelliği ile geliyor, ancak bu özelliğin nasıl başarıldığı henüz net değil. ARM’ın otomotiv endüstrisine yönelik Hyper-Threading mimarileri olmasına rağmen, Çinli marka bu konuda nasıl bir yaklaşım benimsediği konusunda bilgi bulunmuyor.

Huawei’nin bu teknik başarısı, yarıiletken endüstrisindeki rekabeti daha da kızıştırabilir ve şirkete daha iyi performansa sahip ürünler sunma yeteneği kazandırabilir. Ancak Huawei’nin bu başarıya nasıl ulaştığına dair daha fazla ayrıntı, gelecekteki açıklamalarda belki de gün yüzüne çıkacaktır.

BT liderleri teknolojik inovasyona dair güvenlik endişeleri taşıyor!

HPE Aruba Networking tarafından yapılan araştırmaya göre, BT liderlerinin yüzde 64’ü siber güvenlik endişelerinin kurumların inovatif teknolojilere yatırım yapma isteğini olumsuz etkilediğine inanıyor. Bunun altında yatan en önemli sebeplerden biri katılımcıların yüzde 91’inin yeni teknolojileri bir tehlike olarak görmesi veya daha önce bu nedenle bir ihlal yaşamış olduğunu bildirmesi. Diğer yandan bu endişelerin BT liderlerinin iş odaklı kritik dönüşümü hızlandırmak için üretken yapay zekâ ve benzeri inovasyonları benimsemelerini gerektiren bir döneme denk gelmesi dikkat çekici. Zira kurumların yüzde 89’u başarılı olmak için önümüzdeki 12 ay içinde bu gibi teknolojilere yüksek seviyede ihtiyaç duyacakları görüşünde.

Yeni teknolojilerin sunduğu parlak vaatlerin manşetlerde sıkça yer bulduğu günümüzde, HPE 21 ülkeden 2 bin 100 BT liderinin katılımıyla yaptığı yeni araştırmasıyla kuruluşların inovasyon ve riske dair yaklaşımlarını inceledi. Araştırma sonuçları BT liderlerinin ve ağ altyapısının güvenli inovasyonu kolaylaştırmada oynadığı role de ışık tutuyor.

İnovasyonun yükselişi

BT liderlerinin büyük çoğunluğu (yüzde 95) önümüzdeki 12 ay içinde yeni gelir kaynaklarının ortaya çıkarılması için dijitalleşmenin büyük önemi olduğunu belirtiyor. Aslında hem BT hem de geniş anlamda işletmelerin kendisi, işleyişlerini ve sunabildiklerini güçlendirmek açısından inovasyonu artıracak yeni teknolojileri getirmeye çalışıyor. İnovasyonu artırmak isteyen ve bu amaçla yeni teknolojilere yönelen işletmeler şu anda 5G (yüzde 91), yapay zekâ ve makine öğrenmesi (ML) çözümleri (yüzde 89) veya IoT ve akıllı sensörler (yüzde 88) kullanıyor veya kullanmayı planlıyor.

Bu itici güce rağmen, BT liderlerinin yalnızca yüzde 45’i kurumlarını inovatif olarak tanımlıyor. Daha da dikkat çeken şu ki sadece yüzde 44’ü kurumunu güvenli olarak görüyor. 

Artan riskin yönetimi

Teknoloji talepleriyle BT ekibinin bunları yönetme kabiliyeti arasında giderek büyüyen bir uçurum mevcut. BT liderlerinin yüzde 66’sı kurumlarının en son teknolojilere ve dijital taleplere ayak uydurma kabiliyeti konusunda olumlu düşünmüyor; yüzde 55’i ise mevcut BT ekiplerinin ayak uydurma kapasitelerinin yüksek olduğunu söylüyor.

Teknoloji kullanımındaki bu artış kaynak yetersizliği, uzaktan çalışma, hibrit bulut ve dağıtık veri merkezleriyle ilgili diğer geniş eğilimlerle birleştiğinde, kurumlar her zamankinden daha fazla riskle karşı karşıya kalıyor.

HPE Aruba Networking Türkiye, Karpatlar ve Kazakistan Ülke Müdürü Ersin Uyar şunları söylüyor: “İş ihtiyaçları geliştikçe ekipler bu ihtiyaçları karşılamak için giderek daha fazla yeni teknolojiden faydalanıyor. Ancak gelişen teknolojinin yükselişini destekleyebilecek güvenlik önlemleri de birlikte gelişmelidir. BT ekipleri açısından bu, yapay zekayla güçlendirilmiş ağların ekiplerini daha verimli olma konusunda destekleyebileceği, yönetime dair zahmetli görevleri hafifletebileceği ve yerleşik koruma sağlayarak güvenlik stratejilerini geliştirebileceği anlamına geliyor.”

Ağ erişiminin rolü

Araştırmaya göre ağın iş dönüşümündeki rolünün yanı sıra ağın hem güvenlik hem inovasyonla olan bağlantısı giderek daha fazla kabul görüyor. BT liderlerinin yüzde 64’ü ağın siber güvenlik etkinliğini artırabileceğine ve yüzde 61’i daha fazla inovasyonu destekleyebileceğine inanıyor. BT liderleri de yatırımlarını bu doğrultuda yapıyor. Kurumlar Security Service Edge (SSE) veya benzeri uçtan buluta güvenlik (yüzde 89), politika tabanlı ağ erişim kontrolü (yüzde 88) ve Secure Access Service Edge (SASE) güvenliği (yüzde 87) gibi ağ tabanlı güvenlik çözümlerini kullanma eğiliminde.

Ancak sonuçlar, söz konusu faydaların gerçeğe dönüşmesi için kurumların bu yatırımları birbirine bağlama konusunda halen yardıma ihtiyaç duyduklarını gösteriyor. BT liderlerinin yalnızca yüzde 47’si mevcut ağlarının esnek kurumsal güvenlik sağlayabileceğine veya destekleyebileceğine inanırken, yüzde 37’si yeni teknolojileri desteklemedeki rolünün bilincinde.  Uyar, son olarak şunları söylüyor: “Şirketlerin üstündeki inovasyon baskısı azalmayacak. Dolayısıyla BT liderlerinin risk bilmecesinin üstesinden gelmek için güvenli ve modern bir yola ihtiyacı var. Bu da tüm farklı ağ teknolojilerini bir araya getirebilen, güvenli inovasyonu destekleyen bir ağ sunma yeteneğine sahip birleşik SASE (SSE + SD-WAN) yaklaşımı gerektiriyor. Hibrit çalışmanın yaygınlığı göz önüne alındığında Sıfır Güven ilkelerinin kullanılmasını içeren güçlü bir ağ güvenliği temeli kurgulamak, sonrasında gelecek SASE, SSE ve NAC yatırımlarına rehberlik etmesi açısından iyi bir başlangıç olacaktır.”