Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1755

Digital Signage’de interaktivite dönemi

0

Her geçen gün sayıları artan ekranlar ve bu ekranlardaki reklam ve tanıtımların arkasında zengin bir teknoloji yer alıyor. Bu teknolojiyi geliştiren firmalardan biri olan Sistem 9 Medya, Türkiye’deki başarısını yurtdışına taşımak için önemli adımlar atıyor.

Sistem 9 Medya İcra Kurulu Başkanı Kaan Akın, yaptığımız röportajda NBK Capital’den aldıkları yatırımla ihracata daha fazla ağırlık vermeye başladıklarını ifade ederken, Ar-Ge merkezlerinde geliştirilen yeni digital signage teknolojilerinin oynadığı role de dikkat çekiyor.

Digital Signage’de artık interaktivite ve kişiselleştirme döneminin başladığını belirten Akın, Avcılar’da bulunan Ar-Ge merkezleri ile bu talebe yönelik çözümler geliştirdiklerini ifade ederken, dünyadaki yeni trendin de bu yönde olduğunun altını çiziyor.

Microsoft Yaz Okulu için başvuru zamanı

0

Microsoft_YazOkuluTürkiye’deki tüm üniversitelerin bilgisayar mühendisliği bölümü ve ilgili bölümlerinden öğrencilere açık olan Microsoft Türkiye Yaz Okulu, bu yıl 3 – 28 Ağustos 2015 tarihlerinde Microsoft Türkiye İstanbul ofisinde gerçekleşecek. Yaz okulunda Microsoft Türkiye ekibinin yanı sıra Türkiye’nin farklı sektörlerdeki önde gelen şirketlerin yöneticileri ve akademisyenler de öğrencilerle bir araya gelecek.

Microsoft Türkiye Yaz Okulu için 11 Mayıs 2015 tarihine kadar başvurular devam edecek. Başvuru sonuçları 25 Mayıs 2015 tarihinde açıklanacak. Başvurularda başvuru öncesi Windows Store’da uygulama yayınlamış veya Microsoft Azure servislerini kullanan herhangi bir platformda geliştirilmiş uygulama (IoT, Oyun, Araç, eklenti, Ofis ürün eklentisi vs.) sahibi öğrencilere öncelik verilecek.

Program başvuru sürecinde, katılımcıların yaz okulu boyunca geliştirecekleri projelerin raporunu hazırlamaları ve Microsoft ile paylaşmaları gerekiyor. Projelerini geliştirirken birbirlerinden ve hocalarından yardım alabilecek olan katılımcılar, program sonunda ise projelerini Microsoft çalışanlarına ve bilişim dünyasındaki önemli firmalara sunma imkanı bulacaklar.

Ayrıca, yaz okuluna katılan ve anlatılan konular üzerine yapılacak dönem sonu sınavında başarılı olanlar öğrencilere ‘Başarı Belgesi’ de verilecek.

Microsoft Türkiye Yaz Okulu 2015’e aka.ms/yazokulu adresinden 11 Mayıs 2015 öncesine kadar başvuru yapılabilecek. Sonuçlar ise 25 Mayıs 2015 tarihinde fb.com/mskampus adresinden açıklanacak.

Jabra’nın biyometrik kulaklığı Türkiye’de

0

Jabra_biyometrikMobil tüketici pazarına yönelik hands-free (eller serbest) iletişim ürünleri geliştiren dünyanın lider kablosuz iletişim markası Jabra, sporculara ve yoğun fitness çalışanlara özel yenilikçi Sport Pulse Wireless stereo kulaklıklarını Türkiye’de satışa çıkardı.

Giyilebilir teknolojilerde dönüm noktası yaratan, tek bir cihazda pek çok fonksiyonu toplayan kablosuz kulaklık, kalp atış hızını gösteren bir monitör ve opto-mekanik bir sensör ile entegre edilmiş dünyanın ilk kulaklığı. Aynı zamanda akıllı ses teknolojileriyle donatılmış, sporculara kişiselleştirilmiş sesli tavsiyelerde bulunan, güvenilir, hafif ve kompakt bir egzersiz ve sağlık rehberi.

4.5 saatlik pil ömrüne sahip NFC ve Bluetooth destekli Sport Pulse Wireless, yüksek performansı, yağmura ve tere dayanıklı yapısıyla atletlerin farklı ortamlardaki zorlu antrenmanlarına ayak uydurabilecek şekilde Ergonomic Audio Response ScienceTM teknolojisiyle geliştirildi. Sekiz farklı cihazla aynı anda eşleştirilebilen Sport Pulse Wireless, aynı zamanda hem müzik dinlemek hem de telefonla konuşmak için kullanılabiliyor.

Dünyanın ilk biyometrik kulaklığı
Sporcuların antrenmanlarını planlamasını, takip etmesini ve değerlendirmesini sağlayan biyometrik kulaklık Sport Pulse Wireless, sol kulaklıkta yer alan opto-mekanik sensör sayesinde kullanıcının kulağındaki deri üzerinden oksijen tüketimine, hızına ve kalp ritmine dair bilgileri topluyor. Ayrıca zaman, kalori ve mesafe bilgilerine dayalı olarak antrenmanları optimize ediyor ve sporculara hafif, yağ yakma, kardiyo, yoğun, maksimum olarak altı farklı kalp atış hızı kategorisinden birini seçme şansı tanıyor. Dâhili Sports Life App uygulaması ise, tek bir tıkla verilere daha kolay erişim sağlarken, aynı zamanda kullanıcılarına kişiselleştirilmiş sesli tavsiyelerde bulunabiliyor.

Yeni kanuna dikkat!

0

İnternet ve telefon üzerinden satış/pazarlama faaliyeti sunan şirketlere yönelik çeşitli yükümlülükler getiren Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun 1 Mayıs’ta yürürlüğe giriyor. Daha çok tüketicinin izni olmadan ticari herhangi bir amaçla kendisi ile temas kurulmasının önüne geçmeyi amaçlayan kanun, her ne kadar ticari iletinin izinsiz gönderimini engelliyor gibi görünse de izin alma, tahsilat, borç hatırlatma, bilgi güncelleme, anket, bilgilendirme,doğum günü tebriği vb. amaçlarla yapılacak aramaların önünün kestiği düşünülebilir. Bu durum  tüm sektörlerde haklı olarak endişe yaratıyor.

Yeni kanunla birlikte birçok sektörde olduğu gibi çağrı merkezi sektöründe de önemli değişikliklerin yaşanması bekleniyor. 45 üyesiyle birlikte Türkiye çağrı merkezi sektörünün yaklaşık yüzde 90’ını temsil eden Çağrı Merkezleri Derneği, kanunun etkilerine karşı sektöre önemli biligilendirme ve tedbir önerilerinde bulundu. ÇMD Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tarakçı, yeni yasayla birlikte özellikle CRM uygulamalarında, sadakat programlarında ve dijital pazarlama faaliyetlerinde çok ciddi bir dönüşüm yaşanacağını söylüyor.

Çağrı Merkezleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tarakçı
Çağrı Merkezleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tarakçı

Konuyla ilgili açıklama yapan Çağrı Merkezleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tarakçı, bu tip düzenlemelerin, tüketicinin haklarının korunması ve bilgilerinin güvenliğinin sağlanması, sektörlere olan güvenin artırması ve AB uyumu açısından önemli olduğunu ancak eş zamanlı olarak sektörlerin ticari faaliyetlerinin de aynı bakış açısı ile korunması gerektiğini düşündüklerini ifade etti. Ankara’da çeşitli temaslar gerçekleştirdiklerini ve ardıl yönetmelikler konusunda sektörün görüşlerini ve somut önerileri yetkililere aktardıklarını belirten Tarakçı, sözlerine şöyle devam etti;

“80 bin kişiye istihdam sağlanan çağrı merkezi sektörü, bölgesel kalkınmaya destek konusunda da en stratejik ve önemli sektörlerden birisi durumunda. Sektörün firma ve kurumlara yarattığı katma değerlerin öneminin anlaşılmasıyla birlikte sektördeki iş hacmi büyümekte ve yeni yatırımlar planlanmakta. Bu ortamda, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun’un getirdiği uygulamalar ve yaptırımlar daha da önem kazanıyor. Mayıs itibariyle izni olmadan hiçbir tüketiciye kısa mesaj,  e-posta gönderilemeyecek, sesli arama yapılamayacak. Opt-in olarak adlandırılan bu yöntemin hayatımıza girmesi ile kurumlar müşteri ilişkileri yönetimlerindeki iş yapış biçimlerini ve süreçlerini tamamen değiştirmek zorunda kalacaklar. Herhangi bir sıkıntı yaşamadan tüketiciye ulaşmak isteyen tüm kurumlar ya müşterilerinden bu izinleri alacak, ya da elinde izinli veri tabanı bulunan kaynak firmalarla iş birliği yaparak profesyonel destek almak durumunda kalacaklar.

Kanunun gerekçesi itibariyle daha önce de ifade ettiğim gibi bu tip yasal düzenlemelere kesinlikle ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu kadar katı ve belirsizliklerle dolu bir düzenleme her ne kadar iyiniyetle kurgulanmış olsa da, ülkedeki ekonomik ve ticari faaliyetlerin önüne kesmekle birlikte sağlanan onbinlerce istihdamın da olumsuz etkilenmesine neden olacağı aşikardır. Kanunun uygulama esaslarını belirleyecek olan yönetmeliklerin sektörleri de rahatlatacak ve koruyacak  şekilde hazırlanması bu noktada son derece elzemdir.

Kanun çok genel kapsamda yayınlandığından, eksik kalan bir çok husus için uygulama usul ve esasları belirlemek adına hazırlanacak ikincil düzenlemelerin de yayınlanmasını bekliyoruz. Dernek olarak sektörümüzü temsilen TC Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü yetkililerini Ankara’da birkaç kez ziyaret ettik ve önemli gördüğümüz bazı hususları somut önerilerimizle birlikte aktardık. Umuyoruz ki kanun yürürlüğe girmeden evvel bu konudaki çalışmalarımız sonuç verir ve hem tüketiciler hem de sektörümüz açısından faydalı olacak şekilde  bir uygulama hayata geçer.”

Giyilebilir teknolojiler güvenli mi?

0

Yapılan araştırmalara göre 2019 yılında dünyada 53,2 milyar dolar pazar payına ulaşılacağı ön görülen giyilebilir teknoloji pazarı şuan sadece teknoloji devlerinin değil; sağlık sektörü, ünlü giyim markaları, mücevher firmaları gibi birçok farklı sektörün odak noktası haline geldi.

Gelişen teknolojilere bağlı olarak internet kullanımının yaygınlaşması ve internet altyapılarının hızla gelişmesine bağlı olarak internet ile etkileşimde olan nesneler neredeyse insanın yaygın olarak etkileşimde olduğu her şeye dokunuyor. Teknoloji uzmanları “Nesnelerin İnterneti” kavramından “Her şeyin İnterneti” kavramlarına geçişle birlikte insanlığa sağlanacak avantajlar üzerinde konuşa dursun; işin güvenlik boyutu düşünüldüğünde her yerde bu kadar akıllı birbirine bağlı cihazın olması siber suçluları da sevindirecek gibi.

Televizyondan, buzdolabına, kullandığınız arabadan evinizdeki aydınlatmaya kadar uzanan akıllı teknolojiler artık giyilebilir halde karşımızda. Birçok markanın giyilebilir teknoloji piyasasına adım atmasıyla birlikte moda ikonları hangi cihazın daha tarz olduğunu tartışa dursun, bu kadar kişisel bilgiyi üzerinde barındıran teknolojilerin güvenlik risklerine karşı alınacak önlemler asıl odak noktası olması gereken konu. Sürekli üzerinizde taşıdığınız akıllı bir cihazın kamerasının güvenlik açıkları kullanılarak meraklı kişiler tarafından birkaç komutla erişebilir olması hiç hoş olmayan sonuçlara sebep verebilir. Daha geçen yıl birçok ünlünün özel fotoğrafları güvenlik açıkları nedeniyle cep telefonlarından gizlice internete sızdırılmıştı. Kişisel sağlık bilgileri, ziyaret edilen yerler, bulunulan lokasyon bilgisi, kaç adım atıldığı, e-postalar, fotoğraflar, kişisel ya da şirket verileri kısacası giyilebilir akıllı cihazınızda bulunan her şeye gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı takdirde siber suçlular tarafından erişilebilinir. Bu cihazların bankacılık, akıllı ödeme sistemleri ile birlikte senkronize çalıştığı düşünüldüğünde işin ekonomik boyutuda siber suçluların bu teknolojilere olan ilgisini artıracaktır.

Vizyon Arge Satış Müdürü Sinem Tirkeş
Vizyon Arge Satış Müdürü Sinem Tirkeş

Giyilebilir teknolojilerin kullanım amaçlarına bağlı olarak farklı alanlarda birçok fayda sağlayacakları kesin. Sağlık sektörü odaklı geliştirilen bu teknolojilerden bazıları insan hayatına etki edecek en kritik süreçlerin önceden tespitini sağlayabilecek. Bu teknolojilerin kullanımının iş hayatında da iş sürdürülebilirliği gibi farklı avantajları getirerek kullanımının kurumlarda gittikçe yaygınlaşacağının altını çizen Vizyon Arge Satış Müdürü Sinem Tirkeş, “Akıllı cihazların kullanımının yaygınlaşması ile siber suçluların odak noktası özellikle kullanımı yaygın olan cihazlardaki zafiyetlere odaklanmaktadırlar. Giyilebilir teknolojilerde ister istemez yakın bir gelecekte hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olacaktır. Bu teknolojileri kullanan kişiler muhakkak güvenlik önlemleri tarafında da bilinçlenmeli ve gerekli güvenlik tedbirlerini almalıdırlar.” diye belirtti. Mobil teknolojilerin kurumların ağlarına girmesiyle BYOD (Kendi cihazını getir) kavramının siber güvenlik alanına farklı bir bakış açısı getirdiğine değinen Tirkeş; “Bugün giyilebilir teknolojilere bağlı olarak da WYOD (Kendi cihazını giy) siber güvenlik alanında dikkat edilmesi gereken bir nokta”. Bu cihazların bireysel kullanımının yanında özellikle kurumların IT çalışanlarının bu cihazların kullanımı ile ilgili gerekli IT politikaları belirlemelerinin kamu ve özel sektörde kritik olduğunun altını çizen Tirkeş; “Bu cihazların kullanımında ki güvenlik tehditlerine ve önlemlerine karşı tüketiciler muhakkak bilinçlendirilmeli” diye sözlerine ekledi.

İşletmeler verilerinin esiri olmayacak

0

Kurumlar, yapılandırılmış ve yapılandırılmamış veriler ile baş etmek için yoğun şekilde para ve zaman harcıyor. Verilerin artış hızı, iş uygulamalarındaki karmaşıklığın ana nedenleri haline geliyor. Artan verilerin depolanmasının ve yönetilebilirliğinin sağlanması daha fazla önem kazanıyor. Kurumları rekabette öne taşıyacak yenilikçi teknolojileri ile öne çıkan Synology, ürün ve çözümleriyle iş süreçlerini kolaylaştırıyor. DiskStation Manager 5.2 çözümü, daha fazla iş uygulamasının sezgisel veri metoduyla yönetilebilmesine olanak yaratıyor. Synology, her yerden ve her zaman ulaşılabilir ve yönetilebilir verilerin kritik öneme sahip olduğu günümüzde, yenilikçi ürünleri ile hayatı kolaylaştırıyor.

Synology Türkiye Ürün Müdürü Volkan Yiğit
Synology Türkiye Ürün Müdürü Volkan Yiğit

Gittiğiniz yere verileriniz de gelsin
Kurumsal ve ev tipi kullanıcılar için depolama çözümleri sunan Synology, yenilikçi çözümler sağlayarak veri depolama alanında köklü bir dönüşüm gerçekleştiriyor. Verilere mekândan bağımsız erişilebilmenin iş dünyasında heyecan verici gelişmelere kapı açtığını belirten Synology Türkiye Ürün Müdürü Volkan Yiğit, “Günümüzde, her yerden ve her zaman diliminde verilere ulaşmak lüks değil artık bir zorunluluk. DiskStation Manager 5.2 çözümünün sunduğu avantaj, kullanıcılara daha fazla yaratıcılık fırsatı yaratıyor. Ürün ve çözümlerimiz sayesinde, iş süreçlerinin hızlı, kolay, esnek ve güvenilir olarak yönetilebilmesini sağlıyoruz” dedi.

İşler vaktinizi çalmasın, sıkıcı anlar yerini keyifli anlara bıraksın
DiskStation Manager 5.2 (DSM), kurumlara ve bireylere para ve zamandan tasarruf etme olanağı sağlıyor. DSM 5.2 çözümü ile gelen “Docker” uygulaması, üçüncü parti geliştiricilerin eklentilerinin yönetilebilmesine imkan veriyor. Sistem yöneticilerinin hayatlarını kolaylaştıran uygulama, yüzlerce uygulamaya hükmedilmesine imkân sağlıyor. Bu sayede, iş süreçleri hızlı ve esnek şekilde yönetiliyor. Yoğun iş temposunu hafifletmek için geliştirilen DSM 5.2 ile sıkıcı iş süreçleri yerini keyifli anlara bırakıyor.

Web’deki içeriklere tek tıkla hükmedin
Veri miktarı her geçen gün inanılmaz bir şekilde artış gösteriyor. Fotoğraflar, videolar ve müzik dosyalarının hacmi sürekli büyürken, sosyal medya platformları da bu büyümeyi tetikliyor. İnternette sörf yapılırken istenilen bir notu “Note Station” uygulamasıyla hızlı şekilde kullanılan cihaza kaydetme olanağı sağlıyor. Bu benzersiz uygulama, Chrome penceresindeki tüm web sayfalarının yakalanıp not oluşturulmasını ve istenildiği zaman kullanılmasına imkân veriyor. Note Station ile mobil telefondan veya PC’den alınan notlara hızlı bir şekilde erişilip tek tıkla iş süreçleri yönetiliyor.

Fotoğraf ve videolara daha fazla alan
DSM 5.2, kullanılabilirliği düzenleyerek fotoğrafları, videoları, dosyaları yönetmek ve depolamak için daha fazla esneklik sunuyor. Synology’nin mobil uygulamaları, DS audio’nun yeni denkleştiricisiyle daha esnek, özelleştirilebilir bir multimedya deneyimi ve DS download üzerinden bir torrentin belirli dosyalarını indirme imkânı sunuyor.

Mahremiyetiniz güven altında
Kurumlar ve bireyler için en önemli konuların başında güvenlik geliyor. Geliştirdiği ürün ve çözümlerle kendisini müşterilerinin güvenliğine adayan Synology, veri mahremiyetini güven altına alıyor. Sunduğu SMB 3 şifreleme desteği, DiskStation’daki verilerin Windows 8 ve Windows Server 2012 veya üzeri platformlarda güvenli olarak paylaşılmasına olanak sağlıyor. Bu sayede hassas bilgiler, üçüncü parti şifreleme çözümleri kullanılmadan korunabiliyor.

TechInside okurlarının önceliği “Bulut Güvenliği’

0

anketTechInside’ın kapak konusuna göre her ay düzenli olarak güncellediğimiz anketimizde bu kez sizlere “Güvenlik alanında önümüzdeki dönem hangi konular gündemde olacak?” sorusunu yönelttik.

Seçenekler bulut platformları, cep telefonu/tablet güvenliği, nesnelerin interneti, DDoS tipi büyük saldırılar ve masaüstü/dizüstü bilgisayarlar olarak sıralanmıştı.

Anketimize gelen çok sayıda yanıt arasında Bulut platformlarının güvenliği oyların yüzde 51’ini almayı başardı. Cep telefonu/tablet güvenliği yüzde 36 ile ikinci sırada yer alırken, nesnelerin interneti yüzde 24’le beklentilerimizin üstünde bir oy almayı başardı. Anket sonucunda son iki sırayı ise yüzde 14’le DDoS tipi büyük çaplı saldırılar ile yüzde 8 ile masaüstü/dizüstü bilgisayar güvenliği aldı.

Bu durum, iş dünyasında bulut tabanlı teknolojilerin ne kadar yaygın kullanıldığının da bir göstergesi. Artık gerek kişisel gerekse şirketlerin pek çok verisi, kritik olanlar dahil bulut ortamında saklanıyor.

Ankette günlük yaşamımızda çok fazla yer almayan nesnelerin interneti ise yüzde 24’lük bir oy aldı. Global güvenlik firmaları bile bu alandaki güvenlik risklerine dair yeni yeni açıklamalar yaparken, TechInside okurlarının farkındalığı takdiri hak ediyor.

[poll id=”5″]

Manşetlere çok fazla çıkmadığından olsa gerek DDoS tipi saldırılar dördüncü sırada kendine yer bulabilmiş durumda. Ancak özellikle ülkelerin kamu kurumları ile global bilinirliğe sahip firmalar açısından bakıldığında hiç de azımsanmayacak oranda saldırılar kayıtlara geçmiş durumda. DDoS’un yüzde 14’te kalmasını, diğer seçeneklerin daha güçlü olmasına bağlamak mümkün olsa gerek.

Yeni anketimizde “analitiği” ölçeceğiz

TechInside’ın 15 Mayıs 2015’te çıkacak dokuzuncu sayısında “analitik” konusunu ele alacağız. Özellikle Büyük Veri’nin kullanımının artmasına paralel önemi gittikçe artan bu konuyla ilgili anketimiz için de katkılarınızı bekliyoruz. Anketimizi her zaman olduğu gibi sitemizin sağ tarafındaki sütunda bulabilirsiniz.

Hep bilişim bilişim nereye kadar?

0

BilisimVadisiİlk ne zaman telaffuz edilmişti hatırlamıyorum ama son yıllarda adeta bir teknopark enflasyonu yaşadığımız gerçek. Artık hemen her şehirden “biz de teknopark kuralım” açıklamaları yükseliyor. Yükseliyor yükselmesine de, neredeyse her biri diğerinin kopyası gibi olduğu için kendi aralarında rekabet mi edecekler, yoksa gerçek işleri olan Ar-Ge mi yapacaklar, orası biraz karışık…

Geçen ay, Siemens’in Türkiye’de başlattığı İnovasyon Yarışması’nın toplantısı için Kurtköy’deydim. Siemens, burada kendi Ar-Ge ofisi dışında bir de Siemens Innovation Lab isimli bir merkez kurdu. Merkez, açık inovasyon türünün bir örneği olmasının yanında Siemens’in global Ar-Ge organizasyonuyla bir buluşma noktası niteliği de taşıyacak.

O günkü toplantının hemen ertesinde Teknopark İstanbul Genel Müdürü Dr. İsmail Arı ile de kısa bir sohbet etme olanağı buldum ve aklımdaki birkaç soruyu yönelttim. Soruların en başında, Gebze’de yapımı devam eden Bilişim Vadisi isimli projenin kendilerini ne kadar etkileyeceğiydi. Evet, Teknopark İstanbul savunma sanayii gibi belirli sektörlere odaklanmış olsa da, artık BT’nin sektör bağımsız Ar-Ge faaliyetlerine dahil olması nedeniyle bir rekabet oluşacaktı. İsmail Bey, bu farktan bahsederken lokasyon konusunda kendilerinin daha avantajlı olduğunu, ama bulunan firmalar özelinde bir rekabetin çok da yoğun olmayacağını söyledi ve önemli bir detaya değindi…

Doğu Marmara’da, Bursa, Yalova, Kocaeli ile Gebze özelinde pek çok otomotiv ve otomotiv yan sanayii olduğunu belirten Arı, Bilişim Vadisi’nin aslında otomotiv sektörünün gelişimi için önemli bir yer olabileceğini söyledi. Açıkçası kesinlikle katılıyorum. TechInside’de kimi zaman sizlerle paylaştığım analiz ve yazılarda Türkiye’nin otomotiv sektörünün teknolojik dönüşümde geç kalabileceği uyarısından söz ediyorum. Otonom sürüşe sahip araçlar, araç içi uygulama mağazaları için yapılacak çalışmalar, sürüş güvenlik teknolojileri ve daha aklınıza gelebilecek pek çok konu için Bilişim Vadisi olarak planlanan yer oldukça ideal.

Ancak, kamu tarafındaki planlar ve hedefler nedir diye baktığımızda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın aynı fikirde olmadığı görülüyor. Daha kısa bir süre önce, Nisan ayının başında Bakan Fikri Işık tarafından yapılan açıklamalarda özellikle bir sektöre değinilmese de “start up” ve “spin off” yeni küçük işletmelerin doğmasına ve büyümesine yarayacağı, teknoloji transfer merkezlerinin bulunacağından bahsediliyor.

Bu açıdan baktığımızda da, karma bir yapının hüküm sürmesi beklenen Bilişim Vadisi’nin asıl yaratabileceği katma değerin uzağında kalınacağı, daha da önemlisi Türkiye’nin en stratejik sektörlerinden biri olan otomotivin yine kendi haline bırakıldığı görülüyor.

Sizce de, yerli otomobil için babayiğit arıyoruz diye açıklama yapanların artık otomobilin yalnızca kaportadan ibaret olmadığını öğrenmesinin zamanı gelmedi mi?

* * *

Yukarıdaki yazıyı, TechInside’ın Nisan 2015 sayısı için yazmıştım. Dergiyi matbaaya göndermemizin hemen ertesinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sakarya’nın Karasu ilçesindeki 222 hektarlık alanı “Karasu Otomotiv İhtisas Endüstri Bölgesi” olarak ilan etti. Bakan Fikri Işık imzalı açıklamada ilan edilen bölgenin, Doğu Marmara Bölgesi’nin otomotiv ve otomotiv yan sanayi sektörlerindeki potansiyelin değerlendirilmesini amaçladığı belirtildi.

Diyebilirsiniz ki Kocaeli ile Sakarya arası fazla değil. Doğru, Gebze ile Karasu arası 158 kilometrelik bir mesafe, ancak Karasu ana yollar üzerinde değil, Karadeniz kıyısında bulunuyor. Daha da önemlisi, bölgede yapılmak istenen halihazırda Kocaeli ve Bursa’da zaten yapılanlardan farklı bir şey değil. Açıklamada bu bölgenin gelecekteki otomotiv teknolojilerine nasıl bir katkı yapılacağı belirtilmemiş durumda. Sadece “Orta ve yüksek teknolojili sektörlerin üretim ve ihracat içindeki payının arttırılmasına katkı sağlayacak.” cümlesiyle geçiştirilmiş.

İnsan düşünmeden edemiyor, ülkenin adında “Sanayi” ve “Teknoloji” olan bakanlığı, acaba hangi sektörün nerede yoğun olarak faaliyet gösterdiğinden habersiz mi?

Norveç FM frekansına veda ediyor

3
Görsel: James Case, Flickr
Görsel: James Case, Flickr

Kuzey Avrupa ülkelerinin özellikle eğitim anlamında yaptıkları genelde gündeme gelir. Ancak Norveç, bir adım daha öteye giderek radyo frekanslarında yepyeni bir dönem başlatıyor.

Norveç Kültür Bakanlığı’nın tamamladığı proje kapsamında, 2017’den itibaren ülkede radyolar FM bandından değil, DAB, yani Digital Audio Broadcasting üzerinden yayın yapacak.

Ülkedeki yeni radyo standardı haline gelecek olan DAB aslında yeni bir çalışma değil. Radio.no’nun haberine göre ülkede dijital kanallar üzerinden radyo dinleyen kesim yüzde 56’ya ulaşmış durumda. TNS Gallup’un ülkede yaptığı araştırmaya göre otomobilinde DAB üzerinden radyo dinleyenlerin sayısı daha şimdiden yüzde 20’yi bulmuş. Bunda, ülkede dijital radyo yayınlarının yüzde 95’lik bir kapsamaya ulaşmış olmasının da etkisi var.

İlk olarak 1995’te dijital radyo yayını ile tanışan Norveç, 2007’de DAB+ standardına geçiş yapmış. Ülkede halen 22 ulusal çapta yayın yapan radyo kanalı bulunuyor. Norveç Kültür Bakanlığı’nın ilk hazırlıklarına 2011’de başladığı bu geçiş için mevcut radyoların yeni yerleri de belirlenmiş durumda.

Eğer yolunuz Norveç’e düşecekse 11 Ocak 2017’den itibaren FM bandı üzerinden radyo dinlemeye boşuna çalışmayın, zira Norveç Kültür Bakanlığı’nın resmi açıklaması bu tarihte FM frekansına veda edileceği yönünde. Bu tarih aynı zamanda Norveç’e FM’i tamamen bırakan ilk ülke olma ünvanını da verecek.

BTK: “Biz telefon dinlemesi yapmıyoruz”

0

dinlemeBTK, akşam saatlerinde bugün medyaya yansıyan Savunma Sanayi Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı Orhan Öğe‘nin sözlerine karşı bir açıklama yayınladı.

Basına yansıyan sözleri, “kurumumuzu yıpratmaya yönelik açıklamalar” ifadesiyle yanıtlayan BTK, kurum olarak telefon dinlemesi yapmak gibi bir görevleri bulunmadığını, mevzuatlar doğrultusunda kendilerine verilen görevleri yerine getirdiklerini kaydetti. BTK’nın açıklamasının tam metni şu şekilde:

“Savunma  Sanayi Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı Orhan Öğe’nin 17 Nisan 2015 tarihinde basına yansıyan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nu hedef alan açıklamaları gerçekleri yansıtmayan, Kurumumuzu yıpratmaya yönelik açıklamalardır. Bu açıklamalar kamu görevi yerine getiren şahsa yakışmayacak, devlet geleneğine ve teamüllerine aykırı açıklamalardır.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Anayasa ve yasaların kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde faaliyet gösteren, ülkemizin iletişim ve bilgi teknolojileri alanında geldiği göz kamaştırıcı durumun en önemli aktörlerinden birisidir.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun telefon dinlemesi yapmak gibi bir görevi bulunmamaktadır. Mevzuatlar çerçevesinde ve mahkeme kararları doğrultusunda telefon dinlemeleri Kanunda kendisine bu görev verilenler tarafından yapılmaktadır.

Basına yansıyan açıklamalarda yer alan BTK’nın yabancı teknolojilerle 4G lisanslarını vereceğine yönelik beyanlar gerçeği hiçbir suretle yansıtmamaktadır.

Bilindiği üzere, 5809 sayılı kanuna göre Bakanlık  politikaları doğrultusunda 4G  yetkilendirmesinde yerli ürün kullanımı ve Ar-Ge yükümlülükleri getirilmektedir.

İhale şartnamesine göre işletmeciler tarafından 4G sisteminde kullanılacak yazılım ve donanımın Türk firmalarından temin edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Buna  ilaveten 3G ihalesinde olmayan yüzde 15 yerli ürün kullanma  (baz  istasyonu  ve  soft  swicht  vb.) zorunluluğu da getirilmiştir.

Ar-Ge’ye verilen önemin göstergesi olarak 4G lisansı alan işletmecilerin çalıştırmakla zorunlu oldukları Ar-Ge elemanı sayısı 750’ye çıkarılmıştır.

BTK tarafından 4G yetkilendirmesi kapsamında getirilen bu düzenlemeler ile yerli teknoloji üretimi yapan firmaların motive edilmesi ve yerli teknoloji üretiminin geliştirilmesi hedeflenmiştir.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na yönelik ‘yabancı vendorlar yönetiyor’ ithamı asla kabul edilemez, Kurum çalışanları zan altında bırakan, hayal mahsulü, gerçeklerle uzaktan yakından alakası bulunmayan, hezeyan türü açıklamalardır. Bu açıklamaları kınıyor ve şiddetle reddediyoruz. Bu açıklamalara karşı gerekli her türlü yasal yollara müracaat edilecektir.”

Orhan Öğe ne demişti?
Savunma Sanayi Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı Orhan Öğe, 4G haberleşme teknolojisi geliştirme projesi ULAK kapsamında Turkcell, Avea ve Vodafone ile yapılan işbirliği anlaşmasının imza töreninde konuşmuş ve projenin önündeki en büyük engelin BTK olduğunu söylemişti. “BTK’yı şu anda yabancı vendorlar yönetiyor. Yazıklar olsun onlara.” diyen Öğe, Türkiye’de Başbakan dahil herkesin dinlendiğini de söylemişti.

Öğe, BTK’nın her yıl gelirlerinin yüzde 20’sini Ar-Ge’ye aktarması gerektiğini belirtmiş ve şunları söylemişti: “Yıllık tutarı 200 milyon Dolar. Ama BTK kendine yakışanı yaptı. Ne yapıyordu BTK bu dönemde. Bu ülkenin Başbakanını dinleyip, dinletip yabancı ajanslara servis yapıyordu. Bugün de beni yanıltmadı aynı şeyi yaptı. Yerli teknolojilerle değil, yabancı teknolojiyle 4G lisanslarını veriyor. Biz buradayız, yarın da burada olacağız, torunlarımız da yarın burada olacak. Bizim başka ülkemiz yok. O yüzden biz milli bir ruhla çalışıyoruz. Bu işin bedeli yok. ASELSAN gibi 40 yıllık bir şirket her şeyini feda etti buraya. Biz bu 40 milyonla dolarla bu projeyi yapmıyoruz, destek veriyoruz.

Autodesk’ten farklı sektörler için gelişmiş araçlar

0

Autodesk_2016Autodesk, kavramsal tasarımdan ürünün fabrikadan çıkışına kadar geçen sürecin her aşamasında masaüstü ve bulut kullanıcı deneyimi ile bugüne kadarki en geniş kontrol imkanını sağlayan yeni “Autodesk 2016 Design Suites” yazılım suitlerini pazara sundu. Autodesk tasarım ve yaratım suitleri genişletilmiş araç setleri ile benzersiz birlikte çalışabilirlik ve istikrarlı kullanıcı deneyimi sunuyor.

Her suit AutoCAD 2016, ReCap ve 3ds Max yazılımlarını içeriyor. Bugüne kadarki en gelişmiş AutoCAD olan AutoCAD 2016; zengin görselliğiyle daha hızlı ve detaylı tasarım ve dokümantasyon sağlıyor. Autodesk’in her suitin içinde bulunan ReCap teknolojisi, daha fazla lazer tarama formatı, akıllı ölçümleme araçları, gelişmiş açıklama ve senkronizasyon yetenekleri ile Gerçeklik Programlama (Reality Computing) teknolojisini daha erişilebilir bir hale getiriyor. Autodesk 3ds Max da, kullanıcılara, hangi sektörde olursa olsun, ilham verici deneyimler yaratmak için ihtiyaç duydukları 3B araçları sunuyor.

Sektörlere özel zorluklar için gelişmiş araçlar
Mimarlık, mühendislik ve inşaat (AEC) ile doğal kaynaklar ve altyapı sektörlerindeki kullanıcılar gelişmiş yazılım yetenekleri, giderek güçlenen bulut hizmetleri ve esnek abonelik seçeneklerinin yanı sıra çeşitli iyileştirmeleri sunarken; imalat sektörüne yönelik çözümler; tasarım, mühendislik ve ürün fabrikasyonuna yönelik en kapsamlı teknolojiler ile birlikte en yeni ve geliştirilmiş modelleme, simülasyon ve fabrikasyon özelliklerini sunuyor. Autodesk yeni “Autodesk AnyCAD” ile tüm üçüncü parti tasarım dosyaları için birlikte çalışabilirlik, Spark açık kaynak 3B baskı platformu üzerinde çalışan “Autodesk 3D Print Studio” ile de 3B baskı teknolojisini doğrudan suitlerin akışına entegre etme olanağı sunuyor.

Dijital sanatçılar ise film yapımcıları ve oyuncular; Autodesk araçlarından bütün yapım sürecinde yararlanabilirler. “Entertainment Creation Suite” içinde bulunan yazılımlar özellikle farklı lokasyonlarda bulunan ve farklı disiplinlerden ekiplerin birlikte en verimli şekilde çalışmalarına olanak sağlıyor. Animasyon performansı, içerik üretimi, işbirlikçi ve birbirine bağlı iş akışları ve kullanım kolaylığı; Entertainment Creation Suite’in 2016 versiyonunda gerçekleştirilen başlıca iyileştirmeler olarak dikkat çekiyor.

Dünya değişirken

0

SAND_Maurice_Masques_et_bouffons_06Bir yandan günlük çözümler peşinde koşan teknoloji esnafı olarak koşuşturup, akabinde “yeni medya leşkerleri” güruhuna kapağı atmaya çalışırken, dünyayı da görebildiği kadar anlamlandırmaya çalışan insanlardan mürekkep bir dünyaya doğru evrimleşiyoruz sanki.

Hepimizin her konuda fikri var ve bunları ifade edebilecek kanallar her an çoğalıyor.

Ama dünyayı görebildiklerimizden ibaret sandığımızdan, fikirlerimizin değerini tam anlamıyoruz, birileri “like” ederse, “tıklarsa” “paylaş” butonuna basmayı lütfeder, “RT” ya da “follow” yaparsa asıl anlamını kazanıyor herşey birden…

Bizim böyle sanmamız sadece kendimizi yanıltıyor olsa neyse, görebildiğimizi sandıklarımızın alanını, sürekli daraltmaya çalışan üstyapının ataklarıyla da günübirlik cebelleşiyoruz…

Oysa en bilinen hikayelerden değil mi, dünyayı kuyunun ağzı kadar sanmak…

Eleştiri, Yazı, Algı, Tarih, Kavramlar
Dünyayı tanımlarken “iyi” olanı, benzerlerimizin ve kendimizi ait hissettiğimiz kümenin “anlık çıkarları ya da hayat standartlarının durumu” üzerinden tanımlıyorsak, küresel bir yanlışın yerel paydaşları olmaktan başka bir akıbet beklemiyor oysa bizi… Yine de, belki ve bir umut; içtenlikli eleştiriler, umut verici bir çok işaretin anlaşılır açıklamasının yapılabilmesine ve iyileştirici yolların geliştirilebilmesine fırsat tanıyabilir.

Bir konuya verdiğimiz önem, konuyu araştırırken katlandığımız zorluklar ve anlamak için harcadığımız zamanla ölçülebilir. Bir arama motorundan elde edilmiş bir kaç parça alıntı ile yazılan yazılardan ne umacağız gelecekte…

Evet; demek ki sadece söylenti bağlamında da olsa bir gelecek var, olmak zorunda… Zamanın oku tek yönlü değil mi, kaçınılmaz olarak yaşadığımız bu Newton evreninde?

Ses çıkarmayı başaran ilk insanlar, aralarında sonradan anımsamak üzere bir uzlaşmaya vararak, sözcükleri yapan sesleri yeniden ve yeniden, belki de binlerce yıl boyunca kısa sesler olarak da olsa bugüne taşıdı. Şimdi binlerce sözcükten ve bir araya geldiklerinde milyonlarca manadan oluşan bir algı evreninde yolumuzu yitirmek üzereyiz…

Yolun sonu mu, yeni bir dönemeç mi?
Birbirine söyleyecek sözü olmayanların konuşma gayreti, son tahlilde ikiyüzlülük olacaktır.

Demek ki karşıtlarımızın yokluğundan değil varlığından güç alarak, herkes için iyi olana yönelmeliyiz, eğer iyimserliğimizi korumak gelecek açısından en anlamlı tasarruf ise…

Kavramların varlık nedeni olmayabilir, kendileri olmaktan başka amaçları da: Ama teknolojide bu böyle değildir; teknolojik bir kavramın varlık nedeni yoksa kendisi de yoktur, varsayımsal süreçlerin=kavramların kurbanı olan çok proje vardır.

Üstyapının internetle imtihanı
Bugün “bireysel özgürlük” “sivil haklar” türünden, neredeyse tarihsel gerçekliklerinden koparılarak telaffuz edilen kavramların son derece karmaşık ve üzerinde herkesin görüş birliği hala sağlanamamış upuzun bir geçmişleri var…

Geçtiğimiz yazılardan birinde eski matbaa makinelerinin büyüleyici yanlarına değinmiştim. İnternet ve bağlı gelişmeler ise artık büyünün günlük hayata tamamen sindirildiği yepyeni bir süreç başlattı. Örneğin, Twitter’in erişime kapatılmasını elektriklerin gitmesiyle aynı biçimde algılayan pek çok tepki okudum…

Ne yazık ki, yazarını anımsamadığım bir kaynaktaki şu cümleyi günümüze uyarlarsak, gündelik bir gerçeğe vakıf olmak ya da azıcık da olsa yaklaşmak belki mümkün olur: “Erasmus bir yumurta yumurtladı ve Luther ondan civciv çıkardı…”

II. Dünya savaşı sonrasında, 20. yüzyılda Birleşik Devletler savaş siyaseti, süreçleri ve imkanları analiz ederek bir yumurta yumurtladı ve Tim Berner Lee ondan civciv çıkardı: Ki biz ona kısaca İnternet diyoruz.

İfade özgürlüğü nasıl kurtulur?
Ölümsüz bir Commedia dell’Arte karakteri olan hasis tüccar Pantalone, hala hepimizin gölgesinde yaşamakta…

Oysa gezginci tüccarın da bir geçmişi var inanılmaz… Şarkıları taşıyan, tuzu ve sabunu, ipeği ve çeliği… Arzularına yenildiği ve iktidara mahkum edildiği tarihe kadar, bir dönemin neredeyse tek kahramanı…

Federico_Fellini_NYWTSFellini der ki…
“Yapıtları hakkında soru sorma gereği hissedilebilecek iyi bir sanatçının yapıtlarında, ona sorulabilecek olası soruların yanıtları zaten bulunmaktadır.”

Kadim akıldan kopuş
Kadim akıldan kopuşun temsilcisi olarak kabul edilebilecek gezginci tüccarın atası, gezginci şövalye ile günümüz girişimcisi arasındaki, çok dikkatli bakılmazsa görünmez ama itiraz edilemez tuhaf genetik köprünün kodlarını görmenin yarattığı karmaşık duygularla yazıyı bitiriyorum, belki bir ara bunu da yazmak gerektiğini düşünerek…

Uzay Hukuku, bölüm 1

0

space-satellite-internetDers uzay hukuku, ünite 1. Konu: Uluslararası Uzay İstasyonu’nun hukuki hüviyeti…

Her ülkenin kendi içinde farklı gündemleri olur. Örnek olarak yaklaşan seçimler öncesinde Türkiye’nin gündemine seçim konusunun girmesini düşünebiliriz. Ancak bazı konular var ki, ülke sınırları ve yerel hukukun burada lafı geçmiyor. Tıpkı uzayda yaşanacak istenmeyen bir durumda hangi ülkenin ya da ülkelerin sorumlu olacağı gibi.

Bugünlerde Birleşmiş Milletler’in Viyana’daki ofisinde tam da bu konu konuşuluyor. Uluslararası Uzay İstasyonu‘nda farklı ülkelerden astronot ve kozmonotları ağırlayan bu merkez, farklı ülkelerin uzay ajanslarının desteğiyle yoluna devam ediyor.

Foreign Policy için bu konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Benjamin Soloway, konunun Birleşmiş Milletler’in konuyla ilgili U.N. Office for Outer Space Affairs – UNOOSA bürosunun gündemine geldiğini belirtiyor. Yapılan oturumda insanların uzaydaki aktiviteleri sonucu oluşabilecek zararlarda kimlerin sorumlu olacağı görüşülmüş durumda.

Bu tip durumlara örnek olarak ise astronot ya da kozmonotlardan birinin öldürülmesi durumunda kimin (hangi ülkenin) suçlu ilan edileceği veriliyor. Toplanan komite, bununla ilgili görüşmelerine bir süre daha devam edecek. UNOOSA’nın ajandasında görüşmelerin 24 Nisan’a kadar süreceği görülüyor.

Neden önemli?

İlk başta, uzaya astronot gönderen kaç ülke var ki diye düşünebilir. Ancak durum bundan ibaret değil. Bugün uzay çalışmaları yapan ya da bir uzay ajansı kurarak bunun üzerinden çalışmalarını sürdüren ülkelerin sayısı bile çift haneli rakamlara ulaşmış durumda. Bu nedenle gerçekleştirilecek 54. oturumda alınacak kararların ileride yaşanabilecek olaylar için bir zemin oluşturacağını söylemek mümkün.

UNOOSA’nın gündemindeki ilgi çekici başlıklardan biri ise “Space Traffic Management” başlığını taşıyor. Uluslararası Uzay Hukuku Enstitüsü ve Avrupa Uzay Hukuku Merkezi‘nin ortaklaşa düzenlediği bu alt etkinlik, uzaya güvenli bir ulaşım ve uzaydan güvenli bir şekilde geri dönmenin yanı sıra iletişim standartlarını belirleme noktasında da kritik rol üstleniyor.

Bu yılki görüşmeler, 2006 – 2016 yılını kapsayan ilk dönemin sonuçlarının değerlendirilmesi dışında, 2016 ve sonrası için devrede olacak yeni çalışmaların şekillenmesi açısından da önemli. Gündemin ana başlıkları arasında 2030 yılına kadar gerçekleştirilecek uzay aktiviteleri ile uzay trafiği kurallarının detaylarının belirlenmesi bulunuyor.

Instagram kadın girişimcileri 4 kat artırdı

0

kadin_girisimciIdeaSoft, kadın girişimcilerin ağırlığının son 5 yıl içinde ne kadar büyüme gösterdiğini yaptığı bir araştırmayla ortaya çıkardı. Yapılan analize göre e-ticarete atılan kadın girişimci sayısı son 5 yılda tam 4 kat artış göstermiş durumda. KOSGEB gibi kurumların faaliyetlerinin ve devlet desteğinin etkisinin yanı sıra, Instagram başta olmak üzere sosyal medyanın sunduğu olanakların kadın girişimci sayısının büyümesinde önemli rol sahibi olduğu dile getiriliyor.

IdeaSoft Genel Müdürü Seyhun Özkara, kadınların e-ticarete olan katılımının kısa süre içinde katbekat artmasının en büyük katalizörlerinden birinin Instagram olduğunun altını çiziyor. 2013’ten sonra Instagram’ın e-ticaret sektörü için önemli bir araç haline geldiğini, kadın girişimcilerin evlerinde ya da atölyelerinde ürettikleri özel ürünleri paylaşarak e-ticarete ilk adımı attığını söyleyen Özkara, ortaya çıkan bu satış ekosisteminin 2015’e gelindiğinde göz ardı edilemez şekilde büyüdüğünü dile getirdi.

İlk sırada bebek ve çocuk ürünleri var
IdeaSoft’un yaptığı analize göre Instagram üzerinden en çok bebek ve çocuk ürünleri, kadın giyim, kozmetik ve organik ürünlerin satışı yapılıyor. İstanbul ve İzmir kadın girişimcilerin e-ticarete en yoğun şekilde atıldığı ilk iki il olarak öne çıkarken, üçüncü sırada ise Balıkesir’in yer alması dikkat çekiyor. Bu üç ilin ardından ise sırasıyla Adana, Ankara, Bursa, Antalya, Kocaeli, Muğla, Kütahya geliyor.

Kadın girişimcilerin Instagram ile başlayan e-ticaret hikayesi talep ve beğeni arttıkça profesyonel e-ticaret altyapısına geçiş ile devam ediyor.  Ürettikleri ve kişiye özel yaptıkları ürünleri Instagram üzerinde paylaşarak bir kitle oluşturan kadın girişimciler belli bir süre sonra ticaret hacminin büyümesiyle sipariş takibinde zorlanıyorlar. Günde ortalama 5 sipariş almaya başlayan girişimciler ödeme süreçlerini takip etmek, siparişleri daha rahat takip etmek ve büyüyebilmek için e-ticaret sitesi kurmaya yöneliyor; e-ticaret altyapısı sayesinde tüm süreçleri tek noktadan takip edebiliyorlar.

IdeaSoft Genel Müdürü Seyhun Özkara konu hakkında, “Instagram e-ticarete ilk adımı atmak isteyen kadınlar için bir numaralı satış ve pazarlama kanalı konumunda. Instagram üzerinden başlayıp daha sonra profesyonel e-ticaret altyapısı ihtiyacı duyan kadın girişimcilere en uygun çözümleri sunuyoruz. Instagram’daki işlerini büyütmek isteyen kadın girişimcilerin 4’te 3’ü IdeaSoft’un e-ticaret altyapısını tercih ediyor.” diyor.

Informatica’dan Türkiye’ye yatırım

0

informaticaInformatica büyüme açısından konumunu yükseltiyor. EMEA büyüme planları dahilnde Türkiye ofisi açan Informatica’nın Güney Avrupa Satış Başkan Yardımcısı Emilio Valdes, “Türkiye’deki varlığımızı genişletmek üzere İstanbul’da bir ofis açtık. EMEA bölgesinde ve özellikle Türkiye’de Veri Yönetimi alanındaki yatırımlardaki artış, bizim yatırım kararımızda da etkili oldu. Verideki bu artış sürdükçe, verinin yönetimi için biz de çalışmalarımızı artırma doğrultusunda yeni yatırımlar yapıyoruz. Bugün Informatica’nın EMEA bölgesinin gelişen ülkesi Türkiye’de ofis açması, veri yönetiminde dünya lideri olarak sürdürdüğümüz başarıyı kanıtlamaktadır. Bu yatırımımız, bugüne kadar Türkiye’de çözüm ortağımız olan Komtaş Bilgi Yönetimi ile birlikte müşterilerimize sunduğumuz hizmet kapsamımızı genişleterek sürdüreceğimizi gösteriyor. Hizmetlerimize olan talebin artışı, bölgedeki müşterilerin de bilgi potansiyelini doğru kullanmanın yarattığı rekabet avantajının farkına vardıklarını ortaya koymaktadır” dedi.

Informatica Güney Avrupa Satış Başkan Yardımcısı Emilio Valdes
Informatica Güney Avrupa Satış Başkan Yardımcısı Emilio Valdes

Informatica, stratejik iş ortağı Komtaş Bilgi Yönetimi aracılığıyla çalışmalarını devam ettirecek. Türkiye’de bulunan güçlü pozisyonunu geliştirme hedefi çerçevesinde Türkiye’de ofis açmaya karar verdiklerinin altını çizen Valdes;

“Informatica Corporation olarak 1997 yılından bu yana Avrupa’da faaliyet gösteriyoruz. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde 14 ülkede faaliyetteyiz. Türkiye’deki konumumuzu genişletme kararımızla birlikte Informatica olarak, bölgesel faaliyetlerinin ölçeğini ve müşterilere sağlayabileceği ürün ve hizmet portföyünü de genişletmiş oluyoruz. Türkiye’ye yatırım yaparak bölgeye olan bağlılığımızı gösteriyoruz ve Informatica’nın iş ortaklarıyla birlikte bölgede büyümesini hızlandırmak için konumumuzu güçlendiriyoruz” şeklinde konuştu.


Küresel genişleme stratejisi

“Türkiye’de doğrudan bir konum edinmek, EMEA’ya yönelik büyüme planlarımızda bir sonraki doğal adımımızdı” diyen Valdes, sözlerini şöyle bitirdi: “Türkiye, EMEA içerisindeki en hızlı büyüyen pazarlardan birisi ve biz, müşterilerimizin özellikle Ana Veri Yönetimi (MDM), Veri Yönetişimi, Veri Kalitesi, Veri güvenliği ve Kurumsal Veri Entegrasyonu ihtiyaçları için birlikte çalışıyoruz. Müşterilerimizin veri yönetim gereksinimleri genişlemeye devam ettikçe bölgedeki yatırımlarımıza daha fazla artıracağız.”

Informatica’nın Türkiye’deki iş ortağı olan Komtaş Bilgi Yönetimi Genel Müdürü Yüksel Çomak ise konu hakkında şunları söyledi:

“Bilişim Teknolojisi alanında 25 yılı geçkin bir firma olarak 2010 yılından bu yana veri ve iş analitiği alanında çözüm ve hizmet sunmaktayız. Informatica, Kurumsal Veri Yönetimi alanında işbirliği yaptığımız lider bir teknoloji devidir. Her iki firma olarak odaklandığımız ve katma değer yaratmaya çalıştığımız alan Kurumsal Veri. Verinin önümüzdeki dönemdeki değerinin gittikçe artacağına inanıyoruz. Buradaki temel ihtiyaç, Türkiye ve bölgede büyüyen veri pazarına cevap vermek. O anlamda Informatica’nın Türkiye’deki varlığını çok önemsiyoruz. 18 Mart tarihinde, Informatica Türkiye Ofis Açılışı, Informatica’nın üst düzey yöneticileri ve çok değerli misafirlerimizin katılımlarıyla gerçekleşti. Komtaş Bilgi Yönetimi olarak bu başarılı büyümenin parçası olmaktan gurur duyuyoruz. Informatica’nın Türkiye’deki bu önemli yatırımı, Türkiye üzerinden büyüme hedefini, pazara verdiği önemi ortaya koymaktadır. Komtaş Bilgi Yönetimi ve Informatica olarak, işbirliğimiz devam ederken, hem Türkiye hem de orta vadede bölgesel pazarlar için de neler yapacağımızı değerlendiriyor olacağız. Amacımız, Türkiye’yi merkezi bir hizmet ana dağıtım merkezi haline getirmek.”

Verifone perakendecilerin Apple’ı olmayı hedefliyor

0
Verifone Türkiye, Güney Doğu Avrupa ve Rusya Genel Müdürü Onur Altınbaş
Verifone Türkiye, Güney Doğu Avrupa ve Rusya Genel Müdürü Onur Altınbaş

Gıda perakendesinin üretici ve tedarikçi firmaları ile yerel zincir marketleri “Yerel Zincirler Buluşuyor 2015” fuarında bir araya gelerek geleceğin teknolojilerini değerlendirdi. Ödeme sistemlerinin önde gelen şirketlerinden Verifone, sektöre ilişkin en doğru çözümleri nasıl ürettiğini anlattı.

Verifone Türkiye, Güney Doğu Avrupa ve Rusya Genel Müdürü Onur Altınbaş, konferansın ikinci gününde yaptığı konuşmada, gıda perakendesi ve bu sektörün tedarikçilerine ödeme sistemleri alanındaki en son teknolojilere ilişkin bilgiler verdi. Altınbaş, tüketici beklentilerinden dolayı perakendecilerin geldikleri bu noktada “tedarikçilerin beklediği koşulların” da değiştiğini özellikle ifade etti. Bu nedenle perakende tedarikçilerinin çözüm üretirken, daha yenilikçi ve bu beklentileri karşılayan teknolojilere odaklanmaları gerektiğini ifade etti.

Altınbaş, ödeme sistemleri sektörünün dünyadaki öncü markası olan Verifone’un özellikle perakende sektörüne ilişkin inovatif çözümlerini anlattı ve perakendecilerin Apple’ı olmayı amaçladıklarını vurguladı.

Altınbaş, Verifone Türkiye’nin inovatif ürünleriyle tüm Avrupa’nın Ar-Ge merkezi haline geldiğini belirterek, Türkiye’ye bölgesel yöneticilik imkanı sağlayarak, Türkiye’de istihdam yaratıldığını ve örnek bir şirket haline geldiklerini vurguladı.

Onur Altınbaş, Verifone’un tedarik zincirlerine ve gıda perakendesine sunduğu en önemli çözümlerden biri olan Apple Pay’e ilişkin ise şunları söyledi: “ABD’deki her 10 perakende zincirinin 8’i, Verifone “bulut” ödeme platformunu kullanıyor. Bu iş ortaklarımız Apple Pay’i uygulamaya almak için, hiçbir farklı işlem yapmaksızın sadece “bulut” ortamında bu teknolojiyi aktif hale getirerek, neredeyse eş zamanlı olarak müşterilerine bu servisi sunabiliyorlar. Aynı zamanda bu teknolojiyi “bulut”a taşımamış olan perakende zincirleri aynı sistemi hayata geçirebilmek için 6 ile 12 aylık proje planları yaratıp başka alanlara kanalize edebilecek çok değerli inovasyon kaynaklarını bu projeye harcamak zorunda kalıyorlar. İşte tam da bu noktada, sizin hangi projelerinizi iç kaynaklarla yönetip, hangi projeyi ‘outsource’ edeceğiniz, sizi fark ettiriyor.”

Sansürün uzun ve mağlup tarihi

0
Görsel: IsaacMao, Flickr
Görsel: IsaacMao, Flickr

Uygarlık tanımı yapılması çok zor bir kavram. İnsanın hangi tarihten itibaren ‘uygar’ sayılması gerektiği de gerçekten muamma. Yine de hangi tarihten başlatırsanız başlatın, uygarlık tarihi her döneminde sansür illeti ile birlikte yaşamış. Sansür, sanki genel ideolojiyi savunanlardan ve büyük bir çoğunlukla dönem iktidarlarından bir virüs gibi yayılmış uygarlığın damarlarında. Hem de her alanda. Sanattan politikaya, inanışlardan cinsel tercihlere, sporlardan kıyafetlere kadar sansürün gazabına uğramamış hiçbir alan yok. Tarih boyunca tüm sansürlerin tek ortak yanıysa, hiçbir sansürün başarılı olamamış olması. Geçici olarak engel olsa da sansürlenen şeye muhakkak ki toplumlar tarafından erişilmiş, çoğaltılmış ve genellikle de sansürü koyanların ortadan kaybolmasıyla sonuçlanmış.

Ben de bu yazıda uygarlık tarihinin bazı altı çizilesi sansür vakalarını bir hatırlatmak istedim.

Öncelikle ‘sansür’ kelimesinin kökenlerine bakalım. Aslında, sansür bir durumu değil bir kişiyi anlatan bir kelime. Antik Roma’daki iki baş yargıçtan ahlak ve tavırlarla ilgili gelişmeleri takip eden, değerlendiren ve bu konularda karar verenine ‘sansür’ adı verilmiş. Zamanla bu kelime bir kişiyi değil bir durumu, bir uygulamayı anlatır şekilde kullanılmaya başlanmış. İlk Sansür Bürosu da yine Antik Roma’da M.Ö. 443 yılında kurulmuş.

Genellikle tarih bilimciler ilk ve en ünlü sansür vakası olarak, Sokrates’in, gençliğin aklına örf, adet ve inanışlara göre uygunsuz fikir ve bilgileri soktuğu iddiası ile zehir içmeye zorlanması ve Sokrates’in tüm felsefi öğretisinin yasaklanmasını sayarlar. Tarihse M.Ö. 339’dur.

Devamındaki bazı ilginç sansür vakalarından örneklereyerek devam edelim, isterseniz. Konfiçyus’un tüm yapıtları M.Ö. 250 yılında dönemin Çin Hanedanı tarafından politik olarak uygun bulunmadıkları için yasaklanmıştı. Yahudi devletleri Hıristiyanlık dininin geleceğine dair kehanetleri olan kahin Jeremiah’ın adının bile anılmasını engellemişti. İncil’in Roma’da; Kuran’ın ilk dönem Hıristiyan devletlerinde yasaklanmış olmasını söylememe gerek bile yok sanırım.

1501 yılında Floransa’da, Mikelanj’ın ünlü David heykeli, bu başyapıtı ahlaka mugayyir bulan bağnazlar tarafından taşlanmış ve bir kolu kırılmıştı. Aynı heykelin Kaliforniya’daki bir replikası da 1939 yılından 1969 yılına kadar edep bölgeleri bir incir yaprağı ile örtülmek marifetiyle sansürlenmişti. 1969’da David’in bir posterini sergileyen Sidney’deki bir kitapçı Avustralya zabıtası tarafından basılmış ve postere el konuşmuştu.

Güzelliğin simgesi olarak kabul edilen ünlü Venus de Milo heykeli, 1853 yılında Almanya’nın Mannheim şehrinde, ‘çıplak’ olduğu için lanetlenmişti. 1930 yılında Palmolive markası, Venus heykelini reklamlarında kullanmak istediğinde ise ancak ve sadece göğüs uçlarına birer nokta ile sansür uygulayarak izin alabilmişti.

Ortaçağ Fransa’sında sincap ve kurt kürklerini giymek, değerli taşlar ve altından yapılı takılar takmak yasaklanmıştı. Hatta yasaklar o kadar ileri gitmişti ki geliri belli bir seviyenin üzerinde olanların yılda sadece üç elbise alma hakları vardı. Dördüncü elbiseyi satın almak suç sayılıyordu.

Kulağa tuhaf gelse de William Shakespeare en çok sansürlenen yazarlardan birisiydi. Kraliçe I. Elisabeth döneminde, “II. Richard” eseri komple yasaklanmıştı. 1660 yılında, yazarın bir çok oyunu, ‘izleyenlerin aklına yanlış fikirler getirebileceği için’ devlet eli ile Sir William Avenant tarafından ya kırpılmış ya da yeniden yazılmıştı.

Nazi Almanya’sında binlerce kitap yasaklanmış, 100 binlerce kitap şehir meydanlarında aleve verilmişti.

Sovyetler Birliği’nde de sansür sistematik olarak toplumun batı ile iletişimini kesmek için uygulanmış ve batılı yazarların kitapları, televizyon dizileri ve filmleri sürekli yasaklanmıştı.

Daha yakın tarihlere gelirsek, John Lennon’ın 1966 yılında Beatles’ın İsa’dan daha ünlü olduğunu söylemesi Amerikalı tutucu kitleleri kızdırmıştı. Bunun sonucunda sokaklarda toplanan kitleler Beatles LP’lerini ve posterlerini ateşe vermişti. Bir süreliğine Amerikan radyolarında Beatles şarkılarının çalınması yasaklanmaya uğraşılmıştı.

Tarihin en çok yasaklanan ve/veya sansüre uğrayan kitapları listesinden bir kaç eseri de saymak isterim: Mark Twain’in ‘Huckleberry Finn’in Maceraları’, Anne Frank’ın Günlüğü, Aldous Huxley’nin ‘Cesur Yeni Dünya’sı, John Steinbeck’in ‘Gazap Üzümleri’. Bu liste çok daha uzatılabilir. Sanırım listenin ortak noktasıysa her birinin aynı zamanda dünya tarihinin en çok satan kitapları arasında yer alması.

Türkiye tarihi de sansür tarihidir. İktidarların kimliğine göre Nazım Hikmet’in, Sezai Karakoç’un, Aziz Nesin’in, Necip Fazıl Kısakürek’in ve hatta Yaşar Kemal’in dahi sansürden nasibini aldığı ve yasaklandığı dönemlerle doludur Cumhuriyet tarihi. Onlarca film gösterime dahi giremeden yakılmış ve yok edilmişti. 1980 darbesi sonrası birçok kitap sun unsuru olarak kabul edilmiş, insanlar evlerinde belli kitapları bulundurdukları için tutuklanmış ve toplanan kitaplar yakılarak yok edilmişti.

Geldik bugüne. Modern, aydınlık, iletişim pıtırcığına dönmüş global dünyamıza. İnternet dönemi ile birlikte yeni ve yenilikçi bir sansür dönemi başladı. Çin ve İran’ın başını çektiği, Suudi Arabistan, Kuzey Kore, ABD, Türkiye, Mısır ve İngiltere gibi ülkelerin takip ettiği bir sansür furyası.

Bugün, en azından bu yazıda, internet sansüri ile ilgili çok yorum yapmayacağım. Tarihe bakınca şunu görmüyor olmak, sanıyorum yeterli. Sansür ve yasaklar hiçbir görüş, inanış ya da fikrin toplumlara erişmesine engel olamamış ve hiçbir yönetim sansür ve yasaklamalar ile kendi iktidarının devamını sağlayamamış.

Başka bir yazıda, global bir bakış açısı ile tüm dünyadaki internet sansürü ve yasaklamalar ile ilgili konuşmak üzere…

Akıllı saat arayanlara Quadro Smart Watch S71

0

Quadro Smart Watch S71 aksesuvar olarak akıllı saat kullanmayı planlayanlar için ideal seçeneklerden bir tanesi olmayı hedefliyor.

Zamanının en büyük icadı artık Çinliler’in

0

Ninebot“İki tekerlekli, öne doğrulduğunuzda ilerleyip hızlanıyor, doğrulduğunuzda ise yavaşlayıp duruyor. Üstelik dengesini kendi sağlıyor. Geleceğin ulaşım aracı bu olacak, toplu ulaşım tamamen değişecek!” yorumlarıyla süslenen bir araçtan bahsediyoruz. İlk ortaya çıktığında Ginger olarak adlandırılan, ancak piyasaya sürülmesiyle birlikte Segway adını alan bu cihaz, hakkında söylenilenlerin çok azını yerine getirebildi.

Sahip olduğu teknolojiyle sizi dengede tutmayı başaran bu ürün, iddia edildiği gibi toplu ulaşımı değiştiremese de fuar gibi kalabalık organizasyonlarda koşturmaktan ayakları şişen görevlilerin en büyük yardımcısı oldu.

2000’lerin başlarında ilk olarak ortaya çıkan Segway, dün itibariyle günümüzün bir başka yükselen şirketi olan Çin merkezli Xiaomi‘nin bünyesine geçti. Xiaomi tarafından desteklenen Ninebot tarafından satın alınan Segway, dünyanın en büyük elektrikli scooter pazarı da olan Çin’de daha iyi bir noktaya gelebilir.

Segway’i satın alan Ninebot, yaptıklarıyla Xiaomi haricinde tanınmış yatırım fonlarından Sequoia‘dan da destek almayı başarmıştı. Yapılan açıklama, Segway’in alımında gelen 80 milyon dolarlık yatırımın kritik olduğunu söylüyor.

Qualcomm’da yeni başkan yardımcısı

0

qualcommQualcomm’da başkan yardımcılığı görevine getirilen Yulia Klebanova, mobil taşıyıcılarla iş birliklerinin yönetimi, abonelerin 2G’den 3/4G servislerine geçişlerinin yürütülmesi, Qualcomm teknolojilerinin tanıtılması ve bölgede mobil ekosistemin gelişimine yönelik çalışmalar yapılması gibi sorumlulukları üstlenecek.

Klebanova, Rusya BT sektöründe 20 yılı aşkın deneyiminin ardından Qualcomm’a katıldı. Önceleri birçok uluslararası BT şirketinde çeşitli pozisyonlarda görev alan Yulia Klebanova, 2002 yılında Intel’in bölgesel birimlerinde hükümetle ilişkileri yürüten satış direktörü olarak görev aldı. 2005 yılında Intel Corporation bünyesinde Rusya, Ukrayna ve Kazakistan’da Kurumsal Satış Direktörü olarak görev alan Klebanova, Intel’den önce Lucent’te taşıyıcılarla ilişkilerden sorumlu bir satış pozisyonunda görev yapıyordu. NTV Internet, Lucent ve Stins Coman’da çeşitli pozisyonlarda çalışan yulia Klebanova, Leningrad Politeknik Enstitüsü’nde Mühendislik dalında lisans, New York Dowling College’den de Finans ve Bankacılık dalında MBA derecelerine sahip.