Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1790

Türk şirketi SNC, uzaya kargo taşıyacak

0

snc

SNC tarafından geliştirilen uzay mekiği Uluslararası Uzay İstasyonuna seferler yaparak yük taşıyacak. Proje 2024’e kadar devam edecek. Uzaya yapılacak her bir uçuşta toplam 5 bin 500 kilogram kargo taşınacak.

SNC firması, uzayda çeşitli araştırmaları yürüten Uluslararası Uzay İstasyonuna (ISS) kargo teslimatı, iade ve boşaltım hizmetlerinin sağlanması işinin yüklenicisi seçildi. NASA’nın SNC’yi seçmesiyle birlikte, 2024 yılına dek ABD’nin kargo Uluslararası Uzay İstasyonuna (ISS) erişimi ve kargo teslimatında kullanılacak uzay araçlarının tekrar kullanıma uygunluğu ve piste iniş yapma imkânı da sağlanmış olacak.

Sierra Nevada Corporation’ın Başkanı Eren Özmen, ABD’nin bu kritik önem taşıyan programı için NASA’nın SNC’yi seçmiş olmasından onur duyduklarını dile getirerek, “Böylesine büyük bir yarışta, SNC’ye duyulan güvenin bu şekilde gösterilmesi gerçekten göğsümüzü kabarttı; Dream Chaser uzay aracının muazzam özelliklerini tüm dünyaya başarılı bir şekilde göstermek için sabırsızlanıyoruz. SNC’nin bu ihaleyi kazanması hepimiz için bir Amerikan Rüyasının gerçekleşmesi anlamına gelmekte. CRS2 ihalesine destek vererek bu ehemmiyetli projenin önemini takdir ettikleri için NASA’ya, İdareye ve Kongreye teşekkürlerimizi sunuyoruz,” ifadelerini kullandı.

SNC, NASA geliştirme ve uzay mekiği alanındaki 40 yılı aşkın mirasından yola çıkarak, altı yılı NASA’nın Ticari Mürettebat Programı kapsamında olmak üzere, 10 yılı aşkın bir süredir geliştirilmekte olan, yeniden kullanıma uygun Dream Chaser uzay aracının sahibi ve ana işleticisi konumunda.

SNC’nin Dream Chaser Cargo Sisteminin özellikleri 

  • Dream Chaser uzay aracının mevcut fırlatma aracı kaportalarının içine sığabilmesine imkân veren yenilikçi katlanır kanat tasarımı; bu özellik aracı çok çeşitli bir roketler grubuyla kullanıma uyumlu hale getirerek uzaya erişim garantisi sağlamaktadır.

Uluslararası Uzay İstasyonuna aynı anda 5500 kg basınçlı ve basınçsız kargo teslim kabiliyeti; bu rakam NASA’nın CRS2 Teklif Talebinde belirtilen gereksinimlerin üzerindedir.

  • Maliyetleri azaltan ve hızla yeniden uçuşa hazır hale gelmesini sağlayan yüksek yeniden kullanıma uygunluk özelliği. Basınçlı kargo iadesine duyarlı hizmet kabiliyeti; bu sayede bilimsel deneylerin amaçlanan şekilde ve kontaminasyona yol açmaksızın hızla araştırmacılara geri dönüşü sağlanmaktadır
  • Düşük g kuvvetiyle yeniden atmosfere giriş ve piste iniş; bu özellik hassas yüklerin ve bilimsel deneylerin geri dönüşü ve kargoya anında erişim imkânı sağlaması açısından çok önemlidir.
  • Tamamıyla toksik olmayan yakıtların ve sarf malzemelerinin kullanılması; Dream Chaser tarihte çevre sorumluluğu bu derece yüksek olan ilk araçtır.

Dream Chaser programı Louisville, Colorado’da bulunun merkez üzerinden yürütülmeye devam edecek. SNC, ihale kapsamındaki ihtiyaçlara destek vermek üzere, uluslararası ortaklarıyla bağlantılı olarak, Colorado’daki ve ABD genelindeki faaliyetlerini önemli ölçüde genişletmeyi planlıyor. SNC’nin ve Rüya Takım adını verdiği ortak kuruluşlarının istihdam artışı ve ekonomi bağlamındaki etkisi günümüzde Amerika çapında 25 eyalete ve 15 ülkeye yayılmış olup, CRS2 ihalesiyle bu etkinin daha da artması bekleniyor.

İnternet kullanıcılarından Paraşüt’e “Yılın SaaS Girişimi” ödülü

0

webrazzi

Webrazzi ödüllerinde 234 bin 598 farklı sosyal medya hesabından 1 milyon 411 bin 588 adet oy kullanıldı. Paraşüt, kendi alanında 9.418 oy alarak ödülün sahibi oldu.

Paraşüt Kurucu Ortağı Sean X. Yu:

“2014 Haziran’dan bu yana küçük ve orta ölçekli işletmelere web tabanlı fatura ve finansal yönetim hizmetini sunuyoruz. Emin adımlarla büyüyor ve hizmetlerimizin kapsamını her geçen gün daha da genişletiyoruz. Bugüne kadar 50bin işletmeye ulaştık. Her ay %20-30 oranında büyüyoruz. 2016 sonuna kadar 200bin işletmeye ulaşmayı hedefliyoruz.

Kendi alanlarında başarılı birçok girişimin yarıştığı Webrazzi 2015 ödüllerinde, internet kullanıcıları tarafından oylanarak kazandığımız Yılın SaaS Girişimi ödülünü almaktan ötürü çok mutluyuz. Bu yıla şanslı başladık, Ocak 2016’da kazandığımız bu ikinci ödül. Tüm Paraşüt ekibine ve ödülleri ile bizi daha da ileriye taşıyan kişi ve kuruluşlara çok teşekkür ediyorum.”

Hololens’in detayları ortaya çıkıyor

0

hololens

Microsoft’un arttırılmış gerçeklik gözlüğü Hololens, teknoloji dünyasındaki en çok merak edilen ürünlerden biri. Arttırılmış gerçeklik kavramını günlük hayata etkin olarak adapte edebilecek potansiyele sahip olan gözlük hem teknolojisi hem de yarattığı potansiyel ile büyük ilgi çekiyor.

Ancak ne var ki Microsoft gözlüğün laboratuvardan dışarı çıkmıyor ve onu basın mensuplarına denetmek konusunda da son derece ketum davranıyor. Dolayısıyla cihaz hakkında detaylı bilgi edinmek mümkün olmuyor ve hakkında bildiğimiz çoğu veri Microsoft’un lansmanlar sırasında basına yaptığı açıklamalardan oluşuyor.

Hololens hakkında en çok merak edilen konulardan bazıları, cihazın başka hangi cihazlarla uyumlu olacağı, evde veya işte kullanımı sırasında diğer kullanıcılarla nasıl etkileşim kuracağı gibi detaylardan oluşuyor.

Wi-fi ve Bluetooth

Microsoft şimdi, İsrail’de yapılan lansman sırasında bu merak edilen sorulara cevap verdi. Buna göre, Hololens’in etkileşim kurabileceği cihazların sayısı çok fazla. Microsoft’a göre Wi-fi veya Bluetooth üzerinden bağlantı kurabilen tüm cihazlar Hololens ile iletişim kurabilecek, etkileşime girebilecek. Hololens ayrıca evrensel Windows 10 uygulamalarını da çalıştırabilecek. Böylece, daha piyasaya çıkar çıkmaz çok geniş bir uygulama desteğine sahip olacağı anlaşılıyor.

Ayrıca Hololens gözlüğü kullananlar aynı odada veya farklı mekanlarda internet üzerinden birbiriyle bağlantı kurabilecekler, gözlüğü senkronize olarak kullanabilecekler.Bu sayede, aynı videoyu/filmi izleyebilecekler veya aynı oyunu oynayabilecekler ya da birbirleriyle telefon görüşmesi yapar gibi iletişim kurabilecekler.

Cihazın pil durumu da beklentilerin üzerinde performansa sahip olacak gibi görünüyor. Normal kullanımda 5,5 saat pil ömrüne sahip olacak cihazın yüksek performanstaki pil ömrü 2,5 saat kadar olacak. Elbette gözlüğü şarja takılı olarak kullanmak da mümkün olacak.

Gözlüğün geliştirici sürümünün piyasaya çıkış tarihi ise kesin değil ama 2016’nın ikinci çeyreğinde geliştiricilerin artık Hololens’lerine erişebilecekleri bekleniyor. Microsoft’un CEO’su Satya Nadella’nın daha önce yaptığı açıklamalarda ise, gözlüğün ticari olarak son kullanıcılara ulaşma tarihi olarak 2020 işaret edilmişti. Yani yaklaşık 4 yıllık bir uygulama geliştirme süreci yaşanacak gibi görünüyor.

 

Apple, iAd hatasını kabul etti

0

iad

Apple, aynı Google gibi, dijital platformlarda reklam satmak için altı yıl önce iAd platformunu kurmuştu. Ancak şirket bu platformdan beklediği verimi alamadı. Çünkü Apple’ın iyi bilinen “kontrol hastalığı” iAd müşterilerini canından bezdiriyordu. Belirli standartlara uymak zorunda olan reklamların Apple uzmanlarından onay almadan yayına girmesine izin verilmiyordu. Bu da reklam verenleri iAd ile uğraşmak yerine, Google gibi alternatif ve daha rahat platformlara yönlendiriyordu.

Apple şimdi iAd sistemindeki hatasını kabul etti ve bundan sonra ağır kontrol mekanizmalarıyla reklamverenleri boğmayacaklarını açıkladı. Reklamverenler artık serbestçe, diledikleri formatta dijital reklam oluşturarak iAd platformu üzerinden yayına koyabilecekler.

Böylece artık üzerinde iAd logosu olan çok daha fazla reklam görebileceğiz ve elbette Apple, sahip olduğu iOS platformunun da gücüyle, devasa gelirlerine, bir de yüksek boyutlu reklam gelirleri eklemiş olacak.

 

Qualcomm ve TDK ortaklığı

0

qualcomm

Qualcomm Incorporated  ve TDK, mobil cihazlara entegre edilen sistemler ve nesnelerin interneti (IoT), insansız hava araçları, robotlar, otomotiv uygulamaları gibi hızla büyüyen segmentlerde kullanılabilecek RF ön uç (RFFE) modülleri ve RF filtreleri geliştirmek amacıyla RF360 Holdings Singapore PTE. Ltd. (RF360 Holdings) adı altında bir ortak girişim kurduklarını açıkladı.

Kurulan ortak girişimle TDK’nın mikro-akustik RF filtreleme, paketleme ve modül entegrasyon teknolojileri ile Qualcomm’un gelişmiş kablosuz teknolojiler alanındaki deneyimi bir araya getirilerek, tam entegre sistemler için çığır açan RF çözümleri geliştirilecek.

RF360 Holdings’in kurulmasının yanı sıra anlaşma kapsamında Qualcomm ve TDK, sensörler ve kablosuz şarj da dâhil olmak üzere kilit öneme sahip teknolojilerde işbirliklerini genişletecek.

Anlaşmanın, düzenleyici kurumların onayı ve diğer şartların yerine getirilmesi ardından 2017 yılının başlarında yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Konuyla ilgili açıklama yapan Qualcomm Incorporated CEO’su Steve Mollenkopf,“TDK, RF filtreleme ve modülleri alanında sahip olduğu modern uzmanlığı ile elektronik parça üretiminde lider bir rol üstleniyor. Kendileri ile birlikte gelecek nesil mobil iletişim ekosistemine daha iyi hizmet etmeyi, bu alanda inovasyonu hızlandırmayı ve işbirliklerimizi genişletmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu ortak girişimin üreteceği RF filtreleri, Qualcomm RF360™ ön uç çözümlerini daha da geliştirerek Qualcomm’un mobil iletişim ekosistemine gerçekten tam bir çözüm sunmasını sağlayacak. Bu işbirliği sayesinde iş segmentlerimiz içerisinde yer alan OEM’lere yönelik stratejimizi hızlandırarak büyümemizi artırma fırsatı yakalamış olacağız.” dedi.

TDK CEO’su ve Başkanı Takehiro Kamigama ise açıklamasında, “Bu ortak girişim fikirsel olarak birbirlerini tamamlayan her iki taraf için de bir kazanç. Müşteriler, bu ortaklığın sahip olduğu özgün ve geniş kapsamlı portföyün faydalarını görecek. Bu da TDK’nın büyüme açısından kilit öneme sahip iş segmentlerindeki konumunu güçlendirecek, yeni ve heyecan verici fırsatların önünü açacak. Müşterilerimiz için farklı filtreler, alıcı-vericiler ve modüllerin sorunsuz arzını garanti altına almak bizim için öncelikli bir hedef.” şeklinde konuştu.

Amazon gemi işine giriyor

0

amazon

Amazon’u önceleri kitap satan bir web sitesi olarak tanıdık. Sonra her türlü tüketim malzemesi de satmaya başlayan Amazon ardından e-kitap, tablet, internet yayıncılığı gibi alanlara da girdi. Müşterilerine satın aldıkları malı drone’larla ulaştırmak için kurduğu Amazon Prime servisi nedeniyle ABD’de havacılık otoriteleri birbirine girdi, yeni kanunlar çıkarıldı.

Ama Amazon tüm bu hizmetlerinden edindiği büyük kazanca doyamıyor. Şirket şimdi de Çin’de bir denizcilik şirketi kurdu. Şirketin amacı ise Çin’de üretilen malların ABD’ye deniz yolundan taşınması için taşımacılık hizmeti vermek.

Çin yetkililerinin şirket hakkındaki araştırmasının tamamlandığı ve kuruluşuna onay verdiği haberleri medyaya ulaştı. Yani Amazon yakında dev gemilerle, konteynerler dolusu Çin malını önce ABD’ye taşıyacak, oradan da kamyonlar ve drone’lar vasıtasıyla, internet sitesi üzerinden o malları satın alan müşterilerine ulaştıracak.

Elbette Amazon’un asıl amacı, Amazon servislerinin müşterilerine mal taşımak değil. Okyanus taşımacılığının yıllık ekonomik büyüklüğü 350 milyar dolar. Amazon bu 350 milyar dolarlık pastanın büyük dilimini kendi için istiyor. Dolayısıyla yakında bordalarında Amazon simgesi olan çok sayıda şilep görecek olursak şaşırmayalım. Bunların bazıları Türkiye boğazlarından da geçebilir.

Foursquare B2B’ye koşuyor

3

foursquare_hero

Foursquare’in çok hazin bir öyküsü var. Foursquare aslında birkaç yıl önce çok popüler bir uygulamaydı. Kullanıcıların gezdikleri, gördükleri, bulundukları yerleri işaretleyerek “check-in” yaptıkları uygulamada, bu mekanların sanal valiliğini almak için eğlenceli mücadeleler de yaşanıyordu.

Ancak Foursquare bu popülaritesini iyi kullanamadı. Anlaşılması zor bir kararla Foursquare uygulamasını bir tür mekan-eleştiri platformuna çevirmeye karar veren şirket Fourquare’in eski formatının ise Swarm isimli yeni bir uygulamada devam edeceğini açıkladı.

Fakat Swarm uygulaması eski Foursquare kadar başarılı olamadı. Kullanıcılar bu isim değişikliğine adapte olamadılar ve popüler mekanların sanal valiliğini almak için yarışan insanlar kısa sürede Fourquare’den uzaklaştılar.

Uygulama hala aktif, hala kullanıcılar tarafından indiriliyor, kullanılıyor ama eski zafer dolu günlerinden çok uzakta olduğunu itiraf etmek lazım.

Uygulamayı ikiye ayırıp isimlerini değiştirmek gibi hatalı bir kararı hangi yöneticiler aldı ve bu karardan ne kadar pişman oldular, bilinmez ama Foursquare şimdi yeni bir açıklama yaptı.

Artık son kullanıcılara yönelik bir sosyal ağ olmaktan çok B2B, yani şirketlere hizmet veren bir iş modeli üzerinde çalışmak istediklerini açıklayan Fursquare böylece son kullanıcılara reklam göstererek veya restoranlarda indirim dağıtıp komisyon alarak kazanmayı umduğu parayı, Twitter’e, Apple’a, Microsoft’a, Google’a harita bilgileri satarak kazanacak.

Aylık 50 milyon aktif kullanıcısından gelen bilgileri harita üzerinde konumlandıracak olan Foursquare bu verileri Apple’ın, Twitter’ın veya harita analizlerine ihtiyaç duyan başka geliştiricilerin hizmetine sunacak.

Şirketin mevcut harita verileri zaten Twitter’daki lokasyon etiketleme özelliği için kullanılıyordu. Foursquare şimdi harita analizlerini reklam şirketlerine de açmak istiyor. Böylece mobil reklam alanında farklı uygulamalar geliştirecek olan diğer şirketler Foursquare’ın güçlü harita veritabanını kullanmak için şirkete ödeme yapacaklar.

Bu arada, Foursquare’ın piyasaya satacağı tüm o harita verilerini nasıl oluşturduğunu merak ediyorsanız, cevabı basit. O  verileri Foursquare’e bir verdik. Gittiğimiz her yerde check-in yaparak, bulunduğumuz yeri tanımlayan lokasyon bilgileri açarak, fotoğraflar ve yorumlar paylaşarak Foursquare’ın haritalarını çok değerli verilerle zenginleştirdik, işte şimdi şirket o verileri satarak kasasını dolduracak.

 

Tek mürekkep tankıyla 7 bin baskı

0

canon

Canon, PIXMA serisine üç yeni yazıcı eklediğini duyurdu. Yeni yazıcılar Canon PIXMA 1400, PIXMA G2400 ve PIXMA G3400 tek bir mürekkep şişesi setiyle 7000 sayfaya kadar renkli ve 6000 sayfaya kadar siyah baskı alabiliyor. Canon’un yeni orijinal Kesintisiz Mürekkep Besleme Sistemi (Continuous Ink Supply System – CISS) özelliğine sahip yazıcılarda, yüksek hacimli baskılarda mürekkep harcamasını kayda değer ölçüde azaltmak amacıyla yeniden doldurulabilir mürekkep tankları kullanılıyor.

Yeni yazıcılar, en üst düzeyde verimlilikte çalışarak rakip tanımayan sayfa baskısı sayısı sunuyor. Yüksek sayıda baskı alan ofisler ve sevdikleri fotoğrafların baskısı almaya düşkün olan ev kullanıcıları düşük maliyetle baskı alabiliyor. Canon’un orijinal pigment siyah ve boya bazlı renkli mürekkepleri baskıların net, okunabilir metinlerle ve canlı renklerle olağanüstü yüksek kalitede olmasını garantiliyor.

Yüksek hacimli baskılar için güvenli ve hızlı

Kalite, zengin detay ve kolaylık sunmak üzere tasarlanan PIXMA G1400 tek fonksiyonlu bir yazıcı, PIXMA G2400 ve PIXMA G3400 modelleri ise baskı, tarama ve fotokopi fonksiyonlarını sunan hepsi bir arada yazıcı olma özelliğine sahip. Yazıcıların her birinde yüksek hızlarda yüksek kaliteli baskılar alınabilmesi için dayanıklı FINE yazıcı kafası sisteminin yanı sıra mürekkep besleme silindirlerine hava girişini durduran teknoloji kullanıldı. Yüksek hacimli baskılar için güvenli ve istikrarlı bir yapı oluşturuldu. 2pl, 4800x1200dpi baskı motoru detay bakımından çok zengin olan baskılar için pürüzsüz renk tonu geçişleri sunuyor. Yazıcıların bu özelliği karmaşık belgelerin veya yüksek kaliteli fotoğrafların baskısı için her model 60¹ saniye gibi çok kısa bir süre içinde kenarsız 4 x 6” fotoğraf baskısı da alabilir.

Yeni, kompakt yeniden doldurulabilir mürekkep tanklı modellerde, estetik tasarım ile kullanım kolaylığı bir arada sunuluyor. Dört adet yüksek çıkışlı, öne yerleştirilen mürekkep tankı, hemen görülebildiği için şişelerin mürekkep seviyeleri kolay ve hızlı bir şekilde kontrol edilebilirken özgün tasarımlı mürekkep şişeleri görevlerin hızla ve zahmetsizce tamamlanmasını sağlıyor.

Wi-Fi bağlantısıyla yaratıcılık

İnternet yoluyla baskı alınabilmesi için PIXMA G3400 modelinde Wi-Fi bağlantısı işlevi bulunuyor. Canon’un yeni PRINT uygulamasıyla tam uyumlu olan model ile kablo kullanılmadan PC bilgisayarın yanı sıra akıllı telefonlar veya tabletlerden de kablosuz baskı alınabiliyor. Bulut tabanlı baskı özelliği sayesinde dünyanın her yerine belge veya fotoğraf gönderebilir ve Instagram™, Google Drive™, Facebook™, Dropbox™ ve Flickr™ dahil popüler hizmetlerden uzaktan baskı da alınabiliyor. Gerçek anlamda yaratıcı fotoğraf baskısı yapabilmeniz için PIXMA G3400 modeli Canon’un Easy-PhotoPrint+ uygulamasıyla da uyumludur. Tabletlerden veya bir web tarayıcısından erişebileceğiniz yazılım, fotoğraflarınıza ulaşarak, kutlama kartları veya takvimler gibi yaratıcı projelerinizi yazdırmadan önce düzenlemenize imkan tanıyor.

Yeni yazıcıların hepsi kartlar, elişleri ve güzel sanatlar çalışmaları dahil kişiselleştirdiğiniz çeşitli eserleri yazdırmanıza yardımcı olan Creative Park’ın da aralarında bulunduğu farklı uygulama seçeneklerini içeren Canon’un My Image Garden yazılımı ile birlikte teslim ediliyor.

IBM, ABD Patent Listesinde Zirvede!

0

ibm

IBM 2015 yılında 7.355 adet patent alarak ABD’de yıllık en çok patent alanlar listesinde bir kez daha birinci oldu. 23 yıldır bu listenin ilk sırasında yer alan IBM’in 2015 yılı patent sonuçları şirketin çok çeşitli alanlardaki inovasyonları, bilişsel çözümleri ve bulut platformuna yaptığı yatırımların bir göstergesi oluyor.

2015 ABD patent alanlar listesindeki ilk 10 şirket:

1- IBM 7.355

2- Samsung 5.072

3- Canon 4.134

4- Qualcomm 2.900

5- Google 2.835

6- Toshiba 2.627

7- Sony 2.455

8- LG Electronics 2.242

9- Intel 2.048

10- Microsoft 1.956

Makinelerin duyguları anlamasına yardımcı olma: Bilişim geçmişinin çoğunda, insanların, makinelerin kurallarıyla hareket etmesi  gerekiyordu, genellikle kendimizi anlaşılır kılmak için tuşlarla yazıyor veya düğmelere basıyorduk. Bilişsel çağda ise makineler bizi dinliyor ve bizimle konuşuyorlar. IBM Araştırma Birimi’nin Çin laboratuvarında çalışan bir grup bilim insanı, makinelerin, duygu yüklü sözcükleri yorumlamasına ve böylece bizimle daha doğal yollarla sohbet etmesine yardımcı olan bir sistemin patentini aldı. (Patent US9117446)

Bilişsel bilişim ve şirketin bulut platformu ile ilgili alanlarda 2.000’den fazla patent alan IBM mühendisleri bilişsel bilişim ve yapay zeka alanlarında makinelerin, insanlarla doğal ve alışılmış yollarla etkileşim kurarken farklı veri türlerini öğrenmelerine, muhakeme etmelerine ve verimli bir şekilde işlemelerine yardımcı olabilecek yeni teknolojiler geliştirdiler.

Bilgisayarların insanlardan öğrenmesine yardımcı olma: Geleneksel bilgisayarların aksine, bilişsel sistemler, deneyimlerden öğrenebiliyorlar. Bir ekip, bilgisayarların, insanlarla etkileşim kurarak dili anlamalarına yardımcı olan bir teknoloji üretti. Buradaki amaç, bilgisayarların, bir insanla mı, yoksa bir makineyle mi etkileşim kurmakta olduğunu anlamasına yardımcı olmaktı. (Patent US9146917)

IBM mühendisleri aynı zamanda IBM’in bulut platformunda gelişme sağlayacak olan inovasyonlara da odaklandı.

Bulutun daha hızlı ve daha verimli çalışmasına yardımcı olma: Bulut bilişimin bir avantajı, kaynakların dünyanın her tarafından sağlanabilmesidir. Her yerdeki kaynakları kullanabilmenize rağmen, bir bulut, kaynaklar arasındaki ve son kullanıcılar ile kaynaklar arasındaki ağ gecikmesi süresinin en aza indirilebildiği durumlarda daha verimli olarak çalışır. Bilgisayar konusunda çalışan IBM bilim insanları, kullanılabilir kaynakların bir topolojisini çıkarmak ve bunlar arasındaki ve bunlar ile son kullanıcılar arasındaki en kısa ağ rotalarını belirlemek için bir yol geliştirdiler ve bunun patentini aldılar. Kaynakların en verimli konfigürasyonu daha sonra kaynakların sağlanması sırasında kullanılabiliyor. (Patent US8972986)

İşin yapılması için dünyanın her yerinden kaynak sağlama: IBM mühendisleri, bulutun, yoğun iş yükleri için, paylaşacak ekstra kapasitesi olan diğer bulutlardan ekstra bilişim kaynağı istemeleri için bir yol geliştirdiler. Aynı zamanda, yeterli kullanılabilir kaynağa sahip olan bulutlar, yüksek profilli etkinlikler yaklaştıkça diğer bulutlara uyarı verebiliyor. Bu da süreçlerin daha hızlı ve daha verimli bir şekilde tamamlanmasını sağlıyor. (Patent US9009722)

IBM mühendisleri sektörlerde dönüşüm yapılmasına yardımcı olan inovasyonlara da odaklanıyor.

Uluslararası seyahat noktalarında etkili iletişim: Uluslararası havalimanları gibi seyahat merkezleri, farklı dilleri mümkün olduğunca hızlı ve etkili konuşan yolculara bilgi verme gereksinimi duyar. IBM mühendisleri, seyahat eden bir grup insan arasında en sık hangi dillerin konuşulduğunu algılamak için bir yol keşfettiler. Bu keşif sayesinde duyurular bu dillere çevirilebiliyor ve bu işlem en sık konuşulan dillerin sırasına göre yapılabiliyor. (Patent US9015032)

Bilgisayar ile öğrenme aracılığıyla hasta bakımını geliştirme: Bilişsel sistemler, büyük hacimli ve farklı veri kaynaklarını analiz ederken karar vermek için kullanılan akıllı öngörülerin oluşturulmasına yardımcı olacak çeşitli algoritmalar kullanıyor. Bu bilişsel sistemler, tıp profesyonellerinin, hastaları için kanıta dayalı tedavi seçeneklerini belirlemelerine yardımcı olmak amacıyla kullanılabiliyor. IBM mühendisleri; doktorların, kişiye özel tedavi seçeneklerini belirlemelerine yardımcı olmak amacıyla belirli tıbbi kategorilere dayalı olan algoritmaları belirleyen bir buluş için patent aldılar. (Patent US9171478)

IBM‘in 2015 patent skorunda 50 eyalette ve bölgede, 46 ülkede bulunan 8.500‘den fazla IBM çalışanının emeği bulunuyor. ABD dışında yaşayan IBM mühendisleri, şirketin 2015 patentlerinin yüzde 36’sından fazlasına katkıda bulunuyor.

AR-GE reform paketi neler içeriyor?

0

arge-reform-paketi

Araştırma ve geliştirme faaliyetleri, bir ülkenin üretimi ve ticareti için en önemli konuların başında geliyor. Önümüzde Güney Kore örneği duruyorken, AR-GE‘yi küçümsememiz gerektiğini daha iyi anlamalıyız.

Çok değil, 20 – 30 sene öncesine gittiğimizde Güney Kore ürünleri çok alınabilir ürünler olmamasına karşın, yapılan AR-GE çalışmaları neticesinde şu anda dünyanın en büyük ihracat yapan ülkeleri arasında başı çekiyor. Bunlardan biri neden Türkiye olmasın?

AR-GE reform paketi neler içeriyor?

AR-GE reform paketi ilk olarak, ithalatta kilogram başına düşen birim gelirin 1.6 dolardan 3 dolara çıkmasını hedefliyor.

Şöyle düşünün. Tonlarca alüminyum ithal ediyorsunuz, bu alüminyum cüzi rakamlara ithal ediliyor. Daha sonra alüminyum kasalı bir telefona ise yüzlerce dolar ödeme yapıyoruz. Dengelediğimiz zaman artık katma değerli ürünlerin satışı çok daha önemli durumda. Bunun için de AR-GE yatırımı çok önemli.

AR-GE için özel şirketlere imkanlar sunulacak

AR-GE’nin ekonomideki oranı şu an yüzde 1 seviyesinde. Bu oran ilk aşamada yüzde 3 seviyesine çıkartılması hedefleniyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu, açıklamasında özel sektöre vergi muafiyeti ve AR-GE girişimlerine destek gibi pek çok yeniliği duyurdu.

Projeyi yap, desteği kap

AR-GE tarafında verilecek mesaj ise projeyi yap, desteği kap olacak. Zaten ülkemizde Tübitak, projelere ciddi bir destek veriyor. Bu destekler daha da artırılacak.

İyi niyet çok önemli

Ülkemizde daha önce yapılan teşviklere baktığımızda, bazı fırsatçıların da bu alanlara girdiğini görüyoruz. Gerçekten etkili olacak projelere destek verilemeyip, bazı sonuç doğurmayacak projelere verilen destekler konusunda yetkilileri daha dikkatli olmaya çağırıyoruz.

 

Haier’den 5.4 milyar dolarlık dev satın alma!

0

general-electric-haier

Çinli elektrikli eşya devi Haier, son yıllarda hızla yükselttiği cirosunu artık yatırım olarak kullanmaya başladı. En büyük rakibi General Electric‘in elektrikli ev eşyaları birimini satın aldı.

Şu anda dünyanın en büyük elektrikli ev eşyaları üreticisi konumunda olan Haier, 2014 yılındaki 32.6 milyar dolarlık cirosuyla ciddi bir güç konumunda.

Hisseler hemen değerlendi!

Yapılan satın alma sonrasında işlerin pek de iyi gitmediği General Electric hisselerinde de canlanma oldu. Oturumun kapanmasından sonra, vergi sonrası hisse başına 20 centlik bir değer artışı söz konusu oldu.

2016 yılında yeniden yapılanma sürecine gireceği yakın kaynaklar tarafından açıklanan General Electric, bakalım Haier ile beraber nasıl bir ivme yakalayacak?

Kaynak: Reuters

 

Renault-Nissan ittifakı otonom araçlara odaklandı

0

Carlos_Ghosn_Leaf

Renault-Nissan İttifakı, 2020 yılına kadar Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, Japonya ve Çin’de otonom sürüş özelliklerine sahip otomobil modellerini lanse edeceğini açıkladı. Bu araçlar, kitlesel pazarlara yönelik temel modellerde ulaşılabilir bir fiyat politikasıyla sunulacak. İttifak buna ek olarak, insanların iş, eğlence ve sosyal ağlara her an bağlı kalmalarını sağlayacak yeni uygulamalar da tanıtacak.

Renault-Nissan Silikon Vadisi Araştırma Merkezi’ndeki bir konuşmasında Renault-Nissan İttifakı’nın, sıfır emisyon ve sıfır can kaybı hedeflerine sıkı bir şekilde bağlı olduğunun altını çizen Renault-Nissan İttifak Başkanı ve CEO’su Carlos Ghosn, “Üç kıtada otomobiller için otonom sürüş ve ağ teknolojileri geliştirmek ve yaygınlaştırmak istememizin en büyük nedeni bu” ifadelerini kullandı.

Sıfır emisyon ve sıfır can kaybı

Halen endüstrinin açık ara sıfır emisyonlu araç lideri konumunda olan Renault-Nissan İttifakı, Aralık 2010’da San Francisco Körfezinde satılan ilk Nissan LEAF’ten bu yana yaklaşık 300 bin elektromotorlu otomobil satışı gerçekleştirdi. Renault-Nissan İttifakı’nın sunduğu araçlardaki güvenlik ve verimlilik seviyesi de önemli oranda yükselirken, Japonya’da Nissan araçlarındaki ölümcül ve ciddi yaralanmalar son 20 yılda yüzde 61 oranında azaldı. Renault otomobilleri içindeki ölümcül ve ciddi yaralanmalar ise son 15 yılda yüzde 80 oranında düşüş gösterdi. Otonom sürüş sayesinde tüm ölümlü kazaların yüzde 90’ının başlıca nedeni olan sürücü hataları daha da azaltılacak.

2016 senesinde “Tek Şerit Kontrolü” özelliğine sahip araçlar piyasaya sürülecek. Söz konusu özellik sayesinde otomobiller dur-kalk trafik de dahil olmak üzere yoğun otoyollarda otonom teknolojiyle yol alabilecek. Renault-Nissan İttifakı 2018 yılında sürüş esnasında tehlikeleri kendi kendine algılayıp değerlendirebilecek ve şerit değiştirme kabiliyetine de sahip olan “çoklu şerit kontrolü” teknolojisine sahip araçlar lanse edecek. 2020 yılında ise şehir içi kavşaklarda ve yoğun şehir içi trafiğinde sürücü müdahalesi olmaksızın kendi kendini yönlendiren “Kavşak Otonomisi” teknolojisinin lansmanı yapılacak.

2016 yılının ilerleyen dönemlerinde otomobil ile uzaktan iletişime geçme imkanı tanıyan mobil cihazlara yönelik yeni bir otomotiv uygulamasını lanse edecek olan ittifak, önümüzdeki yıl ise ilk “İttifak Multimedya Sistemi”ni tanıtacak. Bu sayede yepyeni multimedya ve navigasyon özelikleri ile birlikte gelişmiş akıllı telefon entegrasyonu ve kablosuz harita güncellemeleri mümkün olacak. 2018 yılında devreye alınacak yeni platformla bireysel ve ticari müşterilere yönelik yeni Sanal Kişisel Asistan özelliği sunulacak. İttifakın sunmuş olduğu bütün otonom sürüş teknolojileri sürücünün tercihine bağlı olarak kullanılabilecek.

renault-nissan-dealer-in-quatar-high

Kazanma hedefiyle birleşme

2014 senesinde Renault-Nissan İttifakı, her iki şirketin mühendislik departmanlarını bir araya getirdi. Renault ve Nissan mühendislerinin birlikte çalışarak geliştirdiği teknoloji, her iki marka tarafından tüm ürünlerde kullanılacak ve müşterilerin kullanımına sunulacak. İttifak mühendislerinin donanım ve yazılım uygulamaları da dahil olmak üzere geliştirdiği “Teknoloji Kiti”nden, Renault, Nissan, Infiniti ve diğer İttifak markalarının ekipleri kendi ürünleri için ihtiyaçları olan teknolojiyi ve ekipmanı seçebilecekler.

Dünyada her 10 otomobilden bir tanesini satan dünyanın en büyük dördüncü otomobil grubu Renault&Nissan İttifakı, yaklaşık 5 milyar dolarlık bir Ar&Ge bütçesine sahip. Grubun, Japonya, Fransa, Michigan ve California araştırma merkezlerinin yanı sıra Hindistan, Brezilya, Romanya, Türkiye ve Çin’de de büyük mühendislik merkezleri bulunuyor.

Uzmanlığı tüm dünyada kabul görmüş bir isimle anlaşma sağlandı

İttifak, teknoloji uzmanı Ogi Redzic ile Ağ Bağlantılı Otomobil Teknolojiler ve Mobilite Hizmetler Departmanı Başkan Yardımcısı olarak anlaşma sağladı. Renault-Nissan’a Nokia, NAVTEQ, Motorola ve kablosuz iletişim cyberPIXIE’de görev yaptıktan sonra gelen Redzic, son olarak Nokia HERE’de Otomotiv Departmanı Başkan Yardımcısı olarak görev yapmıştı. Paris’te görev yapacak olan Redzic hem Fransa hem de Japonya’daki ekiplerden sorumlu olacak.

İnternetten elektrik tedarikçisi değiştirme limiti düştü

0

elektrik-651136070-640x360

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından düzenlenen ‘serbest tüketici limitleri’, belirlenen sınırın her yıl giderek düşmesi ve ev kullanıcılarını da içeren tüm abone gruplarının kapsama dahil edilmesiyle birlikte Türkiye’de yaklaşık 6 milyon elektrik tüketicisini yakından ilgilendirir hale geldi. EPDK’nın 2016 yılı düzenlemesine göre 3 bin 600 kWh seviyesine düşürülen limit ise aylık yaklaşık 120TL’ye denk geliyor ve özellikle de toplam tüketicilerin yüzde 81’ini oluşturan mesken grubuna hitap ediyor.

Türkiye’nin ilk elektrik tarifeleri karşılaştırma ve tedarikçi değiştirme internet sitesi EnCazip tedarikçiler arasındaki rekabeti arttırarak tüketicilere daha cazip koşullarla elektrik tedarik edilmesini ve rekabetten en büyük faydayı yine tüketicinin sağlamasını hedefliyor. Hizmetten faydalanan elektrik tüketim alışkanlıklarına göre yüzde 20’ye kadar tasarruf elde edebiliyor.

“Hedefimiz rekabeti arttırmak”

Türkiye’deki elektrik piyasasının gelişimini değerlendiren EnCazip Yönetici Ortağı Onur Orakçıoğlu, “EnCazip olarak hedefimiz yalnızca tüketicilere en ucuz elektrik tarifesini bulmak değil, aynı zamanda sektördeki rekabetin tüketici lehine gelişmesini de sağlamak. Bunu bir anlamda rekabeti arttırarak yapıyoruz. Unutmamak gerekir ki rekabetin yoğun olduğu piyasalarda fiyatlar düşüş gösterirken hizmet kalitesi de bir o kadar yükselmektedir.” dedi.

“Elektrik tedarikçisi değiştirmenin en kolay yolu”

EnCazip, tüketicilere doğru bilgi ve altyapıyı sağlayarak, en cazip elektrik tarifelerini kolayca bulabilmelerine olanak tanıyor. İnternet sitesi, tedarikçi değişimi sürecinde birim fiyatları, aylık fatura tutarı, sözleşme süresi, indirim oranı ve teminat bilgisi gibi tüketicilerin dikkat etmesi gerekenleri de teknolojik altyapısı ile açık bir şekilde gösteriyor. Elektrik tedarikçilerinin de tüketicilere daha iyi hizmeti, daha cazip fiyatlarla sağlamaları için ortam sağlıyor.

EnCazip Yönetici Ortağı Çağada Kırım, EnCazip’in farkını şu şekilde vurguluyor: “Tüketicilere en çok istedikleri şeyi, tasarrufu sağlıyoruz. EnCazip ile tüketiciler kendilerine verilen haklardan en doğru şekilde yararlanabiliyor. Elektrik tedarikçisi değiştirmek Türk tüketicisi için çok yeni bir kavram, ancak EnCazip sayesinde tüketiciler için hızlıca en cazip tedarikçiyi bulup yıllık iki fatura tutarına kadar tasarruf etmek çok kolay bir hale geldi. Bu işin en büyük kazananı tüketicilerdir.” dedi.

20 ülkenin tecrübesi Türkiye’de!

Çağada Kırım ve Onur Orakçıoğlu tarafından kurulan ve ilk tedarikçi değişikliği 2013 yılının Kasım ayında yapılan EnCazip, uluslararası pazarlardaki deneyimleri Türkiye’ye taşımak adına 2015 yılında İngiltere merkezli Vivamet ile bir ortaklık anlaşması imzaladı. Hissedarları arasında Lord George Milford Haven, Andrew Salmon ve Vip Amin’in olduğu Vivamet’in 3 kıtaya yayılan 20 ülkede karşılaştırma siteleri yatırımları bulunuyor. Yatırımcı şirket, İngiltere’deki enerji tedarikçisi değişikliklerinde yüzde 42’lik pazar payına sahip olan ve her yıl 1,5 milyonun üzerinde tüketicinin elektrik tedarikçisi değiştirmesine olanak tanıyan İngiltere’nin ilk ve en büyük elektrik tedarikçisi karşılaştırma internet sitesi uSwitch’in de kurucusu. Şirketin diğer yatırımları arasında ise Avrupa’nın en büyük karşılaştırma sitesi olan Kelkoo, İspanya’nın en büyük tüketici fiyatları karşılaştırma sitelerinden Kelisto.es ve Brezilya’nın en büyük karşılaştırma sitesi MoneyGuru gibi şirketler yer alıyor.

Apple, Time Warner’ı satın mı alıyor?

0

time-warner-charter

Time Warner, haber, müzik, televizyon, film, kitap, dergi, vb. yayınlayan New York City Merkezli, Dünya’nın en büyük medya şirketlerinden biri. Başlıca CNN, TNT, Cartoon Network gibi kanalları barındıran yayın şirketi TBS, AOL ve günümüzde en büyük film prodüksiyon ve tv yayın şirketlerinden biri olan Warner Brothers Entertainment’ın da sahibi. Bunlar dışında bir düzineye yakın, çok önemli medya şirketleri de holdingin bünyesinde yer alıyor.

İşte bu dev medya holdingi bugünlerde büyük bir dedikoduyla çalkalanıyor. Piyasalara sızan bilgilere göre, içerik üretmeden teknoloji dünyasında var olmanın çok zor olduğunu anlayan Apple’ın yıllardır kasasında biriken dev nakit gücüyle Time Warner’ı satın almak için harekete geçtiği konuşuluyor.

Apple ve Time Warner cephesinden konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamış olmasına karşın Time Warner’ın borsada hisse değerlerinin çok düşük seviyede olması, içerik üretmek ve Stream pazarında lider olmak isteyen Apple için onu en büyük hedeflerden biri yapıyor.

Yine de Time Warner, geçtiğimiz yıl da aynı durumda olmasına rağmen Fox’un 80 milyar dolarlık satın alma teklifini geri çevirmişti. Ancak bu sefer teklif getiren Apple olunca işler değişebilir zira Apple’ın kasasında, 1 trilyon dolara yaklaşan boyutta nakit para bulunuyor. Şimdi soru şu: Apple, 80 milyar dolarlık teklifi kabul etmeyen Time Warner için cebindeki paranın ne kadarını harcamaya niyetli? 100 milyar dolar mı? 200 milyar dolar mı? Yoksa 300 milyar dolar mı?

Şurası da bir gerçek ki, değerinin çok üstünde bir teklif geldiğinde Time Warner hissedarlarının da bu beklenmedik talih kuşunun yüz milyarlarca dolarlık cıvıltılarına direnemeyecekleri düşünülüyor.

 

Time Warner bünyesindeki dev medya şirketleri şöyle:

-AOL
-New Line Cinema
-Time Inc.
-HBO
-Turner Broadcasting System
-The CW Television Network
-TheWB.com
-Warner Bros.
-Kids’ WB
-Cartoon Network
-Boomerang
-Adult Swim
-CNN
-DC Comics
-Hanna-Barbera
-Cartoon Network Studios
-Castle Rock Entertainment

Güvenliğin değeri anlaşıldı!

0

Cyber-Security-2

Dünyanın en büyük antivirüs yazılım kuruluşlarından ESET ve ‘teknolojiyi hizmete dönüştüren öncü banka‘ Türk Ekonomi Bankası, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında 2015 yılı başından bu yana ESET-TEB Kurumsal Bilgi Güvenliği Toplantıları’nı İzmir, Antalya, Gaziantep, Samsun, Konya, Bursa, Denizli, Kayseri, Eskişehir ve Adana’da gerçekleştirdi.

İş dünyasının çeşitli temsilcileri ile kurumların finans ve IT yöneticilerinin katıldığı toplantılarda bir anket çalışması da düzenlendi. Toplam 325 kişi ile gerçekleştirilen çalışma, kullanıcıların dijital güvenliğe ilişkin yaklaşımlarını ortaya koydu.

Şirketlerin üçte biri saldırıya uğramış

Ankete katılan şirket temsilcilerinden alınan verilere göre her üç şirketten birine yani yaklaşık %30’una son 12 ay içerisinde kötü amaçlı yazılım bulaşmış. Öte yandan şirketlerin yarısı bir güvenlik politikası belirlerken, %15’inin dijital felaketlere karşı önlem almadığı ortaya çıktı. Ortaya çıkan bir başka veri ise kurumların fiyat odaklılığı ile ilgili oldu. Kurum temsilcilerinin %13’ü, güvenlik yazılımı seçerken fiyat odaklı davrandıklarını bildirdi.

Çoğu güvenliğe bütçe ayırıyor

Anketin ortaya çıkardığı bir başka veri ise, siber güvenlik bilincinin – bazı yönleriyle eksik kalsa da – geniş ölçüde oluştuğu bilgisi oldu. Buna göre şirketlerin %66’sı bilişim güvenliğine bütçe ayırıyor. Ancak ESET Genel Müdür Yardımcısı Alev Akkoyunlu’ya göre Türkiye’de virüslerin sistemlere bulaşma riski maalesef yine de yüksek. Akkoyunlu’ya göre bunun temel sebebi, Türkiye’de bireysel kullanıcılarda olduğu gibi kurumsal kullanıcılarda da antivirüs yazılımlarının ve işletim sistemlerinin güncel olarak kullanılmaması. Bu durum, maalesef yeni tehditlere karşı savunma sisteminin zayıf olmasını beraberinde getiriyor.

Yenilikler ve korunma yöntemleri anlatıldı

Anketin oluşturulmasına imkan tanıyan ESET – TEB Kurumsal Bilgi Güvenliği Toplantıları‘nda internetin sağladığı kolaylıkların yanı sıra riskler ve bu risklerden korunma çözümleri aktarıldı. ESET Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Alev Akkoyunlu, Türk Ekonomi Bankası‘ndan İnternet ve Mobil Bankacılık Müdürü Nazım Erdoğan ile aynı bölümden yönetici uzmanlar Şahin Gör ve Gülşah Çavuşovalı, dijital ve mobil bankacılıktaki gelişmeleri 10 ildeki katılımcılarla paylaştılar.

Şirketler çalışanına ne kadar vakit ayırıyor?

0

İK sektörü, yıl boyunca performans yönetimine odaklanmış olmasına rağmen, Willis Towers Watson’ın gerçekleştirdiği EMEA Performans Yönetimi Araştırması sonuçları bu konuda daha kat edilecek çok yol olduğunu gösteriyor. Araştırma sonuçlarına göre, Avrupa dışındaki ülkeler ve Türkiye’nin de dahil olduğu bölgede şirketlerin yalnızca %36’sı etkili bir performans yönetimi sürecine sahip. Ayrıca yöneticiler ve çalışanların üçte biri performans yönetim süreçlerinden memnun değil.

Araştırmaya katılan firmaların büyük çoğunluğu (%88), bireysel performans hedefleri ile stratejik iş süreci önceliklerini paralel götürmek için birincil metotları olarak performans yönetimini gösteriyorlar. Buna rağmen şirketlerin %39’u yönetici kademesindeki çalışanların bunun değerini tam olarak kavrayamadıklarını ve %47’si de yöneticilerin bunu gerçekleştirmek için zamanları olmadığını söylüyorlar.


YÜZDE 83, YILDA 6 SAATTEN AZ ZAMAN AYIRIYOR

 

Willis Towers Watson’ın araştırması, performans yönetim süreçlerinde şirketlerin her bir çalışan için daha fazla zaman ayırmaları gerektiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre şirketlerin %49’u performans yönetimine çok az zaman ayırırken, %83’ü her bir çalışanına yılda altı saatten ve %59’u dört saatten daha az vakit ayırıyor. Çalışanlar ve yöneticileri arasında daha sık temas noktaları oluşturmak isteyen şirketlerin oranı ise %44. Şirketler performans yönetimine ayrılan zamanın %32’sinin form doldurmaya gittiğini, performansa ilişkin görüşmelere ise yeterli zaman ayrılmadığını ifade ediyorlar. Şirketlerin %72’si çalışanlarla görüşmelere yeterli zaman bulunamadığını dile getirirken, %69’u performans geri bildirimi almak ve %58’i de hedefleri belirlemek için yapılan görüşmelere yeterli vakit ayrılmadığını belirtiyor.


Türkiye’de performans yönetiminde yetkinliklerin kullanım oranı %70

Willis Towers Watson Ödül ve Yetenek Yönetimi Kıdemli Danışmanı Fulya Karakurum, EMEA Performans Yönetimi Araştırması’nın yanı sıra yine Willis Towers Watson tarafından gerçekleştirilen Küresel İşgücü Araştırması’nın verilerinin önemlibulgular içerdiğini ifade ediyor: “Türkiye’deki kurumsal şirketlerin neredeyse tamamı performans yönetimi süreçlerini uyguluyor. Özellikle hızlı tüketim, bilişim ve teknoloji gibi satış süreçlerinin çok yoğun olduğu sektörler performans yönetimi konusunu çok ciddiye alıyor. Bu doğrultuda aktarabileceğimiz önemli bir bilgi ise şu şekilde: Türkiye’de çalışanların %47’si bireysel performansın ölçümünde kullanılan uygun hedeflerin çalışanlar ile birlikte belirlendiğini düşünüyor. Bu oran işverenler için %61. Aynı oranlar dünyada çalışanlar için %50, işverenler için ise %54. Dünyadaki en iyi uygulamaları ortaya koyan ve çalışan değer önermesinde gelişmiş şirketler açısından bakıldığında ise bu oranlar çalışanlar için %84 ve işverenler için %72 olarak karşımıza çıkıyor.

PERFORMANS YÖNETİMİNİN ETKİNLİĞİNE ÖNEM VERİLİYOR

Fulya Karakurum, Türkiye’deki şirketlerin performans yönetiminin etkinliğine önem verdiğine dikkat çekiyor: “Türkiye’de hedeflerin yanı sıra yetkinlikler de performans yönetiminin ve ölçümünün bir parçası. Performans yönetiminde yetkinliklerin kullanım oranı %70. Dünyada bu oranın %55 olduğunu, çalışan değer önermesinde gelişmiş şirketlerde ise %86 olduğunu belirtmek gerekir. Öte yandan Türkiye’deki şirketlerin %73’ü performans yönetimi süreçlerinin etkinliğini ölçümlüyor. Bu oran globaldeki tüm şirketlerde %58, çalışan değer önermesinde gelişmiş şirketlerde ise %75 seviyesinde bulunuyor.”

Willis Towers Watson’ın araştırmaları dünyada performans yönetimini başarıyla uygulayan şirketlerin bu konudaki odağının yetenek gelişimine kaydığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla şirketler ‘prosedürlerle kalıplanmış’ rutinlerden ziyade, yöneticilerin çalışanlarının hem performansını hem de potansiyelini gerçekten geliştirebilecekleri uygulama ve mekanizmaları hayata geçirmeye başlıyorlar. Y ve Z jenerasyonunun beklentileri ve işe yaklaşımları da bu uygulamaları yönlendirerek daha yenilikçi hale getirilmelerinde rol oynuyor. Güncel uygulamalarda temelde ortaya çıkan unsurlar ise şu şekilde sıralanıyor:

Çalışandan beklentilerin net olarak belirlenmesi ve ifade edilmesi.
Sık ve yerinde geri bildirim verilmesi (Üstelik bu geri bildirimin kaynağı her zaman kişinin yöneticisi olmayabiliyor.)
Verilen geri bildirimin odağının değerlendirme değil, geliştirme olması.
Geri bildirim ortamının daha çekici ve canlı bir şekilde yapılandırılması.

Willis Towers Watson Ödül ve Yetenek Yönetimi Kıdemli Danışmanı Fulya Karakurum, performans yönetimi denildiğinde kariyer yönetiminin de asla unutulmaması gereken bir süreç olduğunu hatırlatıyor: “Performans yönetimi süreçlerinde, yetenek yönetiminin doğal bir uzantısı olarak kariyer yönetimi karşımıza çıkıyor. Bu anlamda kariyer yönetimi süreci içinde Türkiye’deki şirketlerin %42’si kariyer gelişim görüşmelerine yer veriyor. Bu oran globalde %33, çalışan değer önermesinde gelişmiş şirketlerde ise %53. Türkiye’deki şirketlerin %28’inde çalışanlara olası kariyer fırsatları aktarılırken, bu oranın globalde %26, çalışan değer önermesinde gelişmiş şirketlerde ise %45 seviyesinde olduğunu görüyoruz.”

Fulya Karakurum, Willis Towers Watson olarak performans yönetiminde benimsedikleri yeni yaklaşımı ‘dönüştürücü performans yönetimi’ olarak adlandırdıklarını belirtiyor. Karakurum yüksek performans elde etmek için şirketlerin çalışan hedeflerini kurgularken şu noktalara dikkat etmelerini öneriyor:

Daha az sayıda ve önemli hedeflere odaklanın.
Karşılıklı destek sağlayan hedefler oluşturmak için bireysel ve kurumsal faydayı birlikte ele alın.
Yeteneklerin geliştirilmesi ve bilginin kazanılmasını üstün kılın.
Uygulanabilir artışlar belirleyin ve bunları sıklıkla gözden geçirin.
Çalışanın kontrolünde olan etkenleri dikkate alarak hareket edin.

Baskın geleneksel yöntemler işe yaramıyor

Willis Towers Watson’ın EMEA Performans Yönetimi Araştırması’na göre geleneksel performans yönetimi yaklaşımları şirketlerin büyük çoğunluğunda halen hakim durumda. Şirketler yılda bir veya iki kere performans değerlendirmesi yapıyorlar ve genellikle yalnızca bir tek performans skoru veya derecelendirmesine bağlı kalıyorlar. Şirketlerin %5’i performans değerlendirme süreçlerini tamamen ortadan kaldırmış durumdalar veya kaldırmayı planlıyorlar. Araştırmaya katılan şirketlerin %23’ü performans derecelendirmesini veya skorlarını kullanmaktan vazgeçeceğini söylese de, bunu yapmak için adım atan şirketlerin oranı yalnızca %6’da kalıyor.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren Willis Towers Watson EMEA Yetenek Yönetimi ve Organizasyon Uyumluluğu Uygulama Grup Direktörü Angel Hoover, “Araştırma, performans yönetimi algısı ve etkinliği için şirketlerin aşması gereken çok yol olduğunu gösteriyor. Bu sonuçlar çoğu kişiyi şaşırtmayacaktır. Performans yönetim sürecinin işletme performansına etkilerini göz önüne aldığımızda acil bir çözümün gerektiği aşikar,” diyor.

Uluslararası UXistanbul Konferansı

0

ux

İş dünyası artık yazılımlar üzerinden dönüyor ve kullanılan yazılımların birçoğu müşterilerin de karşısına çıkıyor. İster bir mobil uygulama ister bir internet sitesi olsun, müşteriler artık şirket yazılımlarının kullanıcıları durumuna geldiler. Şirketlerin dijital dünyada müşterileri ile temas noktaları haline gelen yazılımların kullanıcılar üzerinde bıraktıkları deneyim artık doğrudan kurum kültürünün bir parçasına dönüştü.
Bu yıl 23 Şubat 2016 Salı günü İstanbul Dedeman otelinde ikincisi gerçekleştirilecek uluslararası UXistanbul Konferansı’nda keynote konuşmacıları, panel ve workshoplar ile kullanıcı deneyimi alanındaki en son trendler, en başarılı ve en başarısız örnekler ile işin püf noktaları paylaşılacak.

DÜNYA DEVLERİ KONUŞMACI OLARAK GELİYOR

Keynote konuşmacıları arasında Facebook Ürün Tasarım Yöneticisi Jonah Jones, video uygulamaları geliştirirken öğrendiklerinden bahsedecek. İngiltere Hükümeti Kıdemli Kullanıcı Araştırmacısı Robin Diamond ise, bütünsel olarak mümkün olduğunca çok kişiye ulaşmak için kullandıkları çapraz kanal stratejilerini anlatacak. Adobe Mobil Başkanı Thomas Balduff, dijital dönüşümde mobil platformların nasıl bir katalizör görevi gördüğünü açıklayacak. Keynote konuşmacılarına dahil olarak ayrıca Usablenet Kullanıcı Deneyimi Araştırma Başkanı Leah Ryz ve Valsplat Kıdemli Kullanıcı Deneyimi Uzmanı Stijn Nieuwendijk de katılacak.
Konferans programına dahil edilen ve UXservices’den Pınar Cinali tarafından moderatörlüğü yapılan panelde ise şirketlerin sürdürülebilir kullanıcı deneyimi stratejilerine nereden başlamaları gerektiği ve iyi bir kullanıcı deneyiminin kullanıcı tabanlı olarak nasıl tasarlanacağı tartışılacak. Panele Intertech Müşteri Kullanıcı Deneyimi ve Standardizasyon Yöneticisi Ceyda Güzel, Garanti Teknoloji Kıdemli Kullanıcı Deneyimi Tasarımcısı Ömer Arı, Arçelik A.Ş. Kıdemli Kullanıcı Deneyimi ve Endüstriyel Tasarımcı Özgür Mutlu Öz ve TÜBİTAK Proje Yöneticisi Yavuz İnal katılacak.


UXİSTANBUL’DA 5 ÜCRETSİZ WORKSHOP

UXistanbul konferansında ayrıca katılımcılara ücretsiz olan beş workshop’a da yer verilecek. FutureBright Yönetici Ortağı Akan Abdula’nın gerçekleştireceği Davranışsal Ekonomiler workshop’unda davranışsal bilimlerin bize öğrettiklerini ve müşterilerin irrasyonel kararlarının nasıl daha tahmin edilebilir şablonlara oturtulabileceği anlatılacak. Pharos Digital CEO’su Emrah Fakir tarafından uygulanacak workshop’ta ise yerel ve global örnekler ile oyunlaştırmanın (Gamification) püf noktaları ve kullanım alanları gösterilecek. Sogla Sosyal Girişimcisi Göksel Gürsel, gündelik sosyal sorunların empati ile çözümü, katılımcı yardımı ile ortak tasarım süreçleri ve tasarım çözümlerinin adaptasyonu konularını kendi workshop’ında işleyecek.

GoPro’da işler hiç iyi gitmiyor

1

Hero4Session_Cluster_12.jpg_10667149_featureimage[1]

GoPro, uzun süre aksiyon kamerası alanında rakipsiz bir marka oldu. Doğa sporlarını sevenler kadar tatile çıkan aileler için de her türlü koşulda fotoğraf ve video kaydetmek için uygun bir alternatif olan GoPro kameraları 2015’e geldiğimizde, umut ettiği ilgiyi göremedi.

2015 satışları beklentilerin çok altında kalan GoPro, şimdi kara kara ne yapacağını düşünüyor çünkü bu düşüşün daha uzun zaman sürmesi tehlikesi bulunuyor.

2015’in dördüncü çeyreğinde 511 milyon dolar satış beklentisi içinde olan firmanın gerçekleşen satışı ise 435 milyon dolarda kaldı. 2015’in toplam satışı ise beklentilerin çok altında, 1,6 milyar dolarda kaldı. GoPro’nun beklentisi ise 2 milyar doların üzerinde satış geliriydi. Yani hedefler ile gerçekleşenler arasında yarım milyar dolara yakın bir açık bulunuyor.

Bu gelişmeler ışığında hisse senedi yatırımcıları arasında oluşan panikle beraber şirketin hisse değeri de %25 oranında düştü. Yani şirket, kısa sürede dörtte bir oranında değer kaybetti ve GoPro, bu kötü gidişat nedeniyle çalışanlarının da %7’sini işten çıkarmak zorunda kalacağını açıkladı.

GoPro’nun yaşadığı sorunların temelinde ise aksiyon kamerası piyasasında son dönemde yaşanan gelişmeler yatıyor. Öncelikle, fiyatı rakiplerine oranla yüksek olan GoPro artık alternatifsiz olmamasına rağmen fiyatlarını düşürmek konusunda isteksiz davrandığından, müşterilerini kaçırıyor. Üstelik Sony gibi güçlü rakipleri çok güçlü yazılımlara ve donanımlara sahip alternatif aksiyon kameraları ile hergün daha fazla beğeni kazanıyor. Öte yandan Çin’de ortaya çıkan ve GoPro kameralarını anımsatan tasarım ve özellikleriyle müşterilerin dikkatini çeken aksiyon kameraları, orijinal GoPro’nun üçte biri fiyat etiketiyle kolayca müşteri buluyor. Sadece 15 günlük bir tatil için yüzlerce dolarlık kamera ve yine yüzlerce dolarlık aksesuarlar almak istemeyen sıradan tatilciler de bu yeni ucuz, pratik ve aksesuar bile gerektirmeksizin çalışan kameralara yöneliyorlar.

Drone etkisi

4487469_0e38f62c[1]

ABD’de artan drone satışlarının da artık GoPro’ya fazla etkisi olmuyor. Sadece Noel döneminde 400 bin drone satın alan Amerikalılar artık drone’larına takmak için GoPro kamerası satın almak ve kamera ile drone arasındaki bağlantıları kurmak için karmaşık teknik detaylarla uğraşmak yerine, kendinden yüksek kaliteli kameralara sahip drone’ları tercih ediyor. Bu gerçeğin de farkında olan GoPro, kendi drone’larını üretmek için harekete geçti ancak drone piyasasında şimdiden çok güçlü rakipler bulunuyor.

Ayrıca, GoPro’nun 2015 satışları için büyük umut bağladığı kompakt Hero4 modelinin yeterince beğenilmemesi ve önceki modellere oranla büyük bir yeniliğinin olmaması, bu modelin yeterince satılmamasına neden oldu. Bu da, rakip baskısıyla düşen satışların daha da hızlanmasına neden oldu.

Bakalım GoPro 2016’da yaralarını sarabilecek mi yoksa bir zamanlar efsaneyken yaptığı küçük bir hatayla her şeyini kaybederek unutulup giden şirketler mezarlığında kendine uygun bir yer mi arayacak?

 

Akıllı cihazlar güvenlik engeline takılıyor

0

IoT_complexity

Accenture’ın CES 2016 kapsamında 28 ülkede, 28 bin tüketicinin katılımıyla hayata geçirdiği araştırma, yükselen güvenlik endişelerinin akıllı telefon, tablet ve PC’lere olan talepte azalma olduğunu ve akıllı saat, giyilebilir fitness ve akıllı ev termostatları vb. cihazları kapsayan IoT (Nesnelerin İnterneti) pazarındaki durgunluğun tüketici elektroniği endüstrisinin de önünde bir engel teşkil ettiğini ortaya koyuyor.

Güvenlik endişesi taşıyanların oranı yüzde 47…

Araştırmaya katılanların yüzde 47’sinin, akıllı telefon, giyilebilir cihazlar, akıllı ev cihaz ve uygulamaları ile benzeri IoT cihaz ya da servislerini satın almada en önemli bariyerini güvenlik endişesi ve kişisel bilgilerin gizliliği oluşturuyor. Bu yıl içinde IoT cihazı almayı planlayanların yüzde 69’u ise bu ürünlerin hacklenebileceğini, bunun da veri çalınması ve ürünlerde bozulma ile sonuçlanabileceğini bildiğini söylüyor.

Yüzde 24’ü IoT cihazlarını satın almayı erteliyor

IoT cihazı sahipleri ya da önümüzdeki yıl bir ürün almayı planlayanların yüzde 37’si bu cihazları ya da servisleri kullanırken daha temkinli olmayı tercih ederken yüzde 24’ü IoT ürünlerini satın almayı ertelediğini belirtiyor. Yüzde 18’i ise mevcut IoT ürün ya da servislerinin güvenli olduğundan emin olana kadar kullanmayı bıraktığını söylüyor.

Akıllı telefon ve tabletlere olan talep düşüşte…

Araştırma, aynı zamanda geleneksel teknoloji cihazlarına talebin de ağır bir ilerleme içinde olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin; akıllı telefon almayı düşünenlerin oranı geçtiğimiz yıla oranla 6 puan gerileyerek yüzde 48 seviyesinde kalıyor. Yeni bir TV ya da tablet almayı planlayanların oranı ise geçen yıla göre 8 puan düşerek yüzde 30 olarak karşımıza çıkıyor.

Accenture Türkiye Teknoloji Grubu Lideri ve Yönetici Ortağı Emre Hayretci; “Rapor ortaya koyuyor ki; tüketici teknolojileri pazarındaki yavaşlama inkar edilemez ve küresel bir boyutta… Pazar, artık sadece gösterişli cihazlarla değil, daha çok güvenlik sağlama, inovatif ve pratik dijital servisler ile açık iş birlikleri yapabilmek ile ilgili. Bugün, dünyada bilgi güvenliği konusundaki kaygılar günden güne artarak devam ediyor. Şirketlerin bu konuyu ciddiye alarak bu alandaki yatırımlarını gözden geçirmesi gerekiyor. Giderek azalan cihaz taleplerine karşın endüstrinin müşterilerin güven içinde kullanabilecekleri inovatif, katma değerli servisler sunma konusunda keskin bir dönüş yapmaya ihtiyacı var” açıklamasında bulundu.

Giyilebilir cihazlar için de pazarda hareketsizlik söz konusu…

Araştırma, IoT cihazları pazarındaki hareketsizliği de ortaya koyuyor. Önümüzdeki yıl akıllı saat almayı planlayanların oranı geçtiğimiz yıla oranla sadece 1 puan artış göstererek yüzde 13 seviyesinde kalıyor. Giyilebilir fitness araçları ve sağlık cihazları, akıllı termostatlar ve bağlantılı ev güvenlik kameralarını kapsayan çeşitlilikteki cihazlardan birini almayı planlayanların oranı ise geçtiğimiz yılla aynı seviyede, yüzde 9 olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla önümüzdeki yıl akıllı saat satışlarının üreticileri ve perakendecileri zorlayacağı öngörülüyor; çünkü araştırmaya göre, ürünler tüketcilerin pil ömrü, kullanım kolaylığı ve tasarım beklentilerini karşılamakta yeterli performans gösteremiyor. Bütün vaatlere ve pazarın sunduğu müthiş fırsatlara rağmen güvenlik ve kullanım kolaylığı endişelerinin IoT pazarının yakın ve uzun dönemdeki potansiyelini engellediğini belirten Hayretci; bu pazarı hareketlendirmek için tüketici teknolojileri şirketlerinin ekosistem, data paylaşımı ve birden fazla şirketle entegre servis yaratma gibi konuları dikkat ve ciddiyetle göz önünde bulundurmaları gerektiğinin altını çiziyor.

Metodoloji

Araştırma, Ekim-Kasım 2015 tarihleri arasında; Almanya, Amerika, Avusturalya, Birleşik Arap Emirlikleri, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Çin, Endonezya, Filipinler, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Macaristan, Meksika, Polonya, Romanya, Rusya, Slovakya, Suudi Arabistan ve Türkiye’de 28 bin tüketiciyle online olarak gerçekleştirdi.

Örneklem, her ülkede online popülasyonu temsil edecek şekilde 14-55 yaş arası kişilerden oluşturuldu. Araştırma ve ilgili veri modelleme, tüketicilerin dijital cihaz ve servisleri satın alma biçimleri, tercihleri, servis sağlayacılara duydukları güven ve bağlantılı yaşam tarzlarının geleceği ile ilgili algılarını ölçüyor.

Red Hat’ten, OpenShift Dedicated Platformu

0

cloudcomputing_article_021

Red Hat, kurumsal BT ve geliştiriciler için “OpenShift Dedicated” yeni bulut tabanlı servisini duyurdu. Red Hat’in desteklediği OpenShift Dedicated, aynı zamanda Docker platform sanallaştırması ve Kubernetes koordinasyon teknolojileri ile kısa bir süre önce duyurulan OpenShift Enterprise 3.1 ve üzerine entegre edilen OpenShift Online ile bireysel geliştiricilere kendi uygulamalarını, paylaşılan bir genel bulut içerisinde inşa edebilme ve barındırabilme imkanlarını sağlıyor.

IDC’nin, yakın tarihli Bilgi ve İletişim Teknolojileri endüstrisi pazar raporuna göre, Red Hat, bulut uygulama platformu alanında ana oyuncu konumuna yükseldi. Red Hat’in, OpenShift Online uygulama platformu piyasaya sunulduğu 2011 yılının kasım ayından bu yana kayda değer bir artış sağladı. Red Hat’in, OpenShift Dedicated hizmeti, “platform olarak hizmet” modeli ve üç farklı tüketim seçeneğiyle kullanıcılara sunuluyor.

.OpenShift Enterprise çözümü, tercih ettikleri donanımlar veya sertifikalı bulut hizmet sağlayıcıları aracılığıyla veri tabanlarını görevlendirmek ve yönetmek isteyen kuruluşlar için tasarlandı;

.OpenShift Online, OpenShift platformuna genel bulut hizmeti olarak erişmek isteyen bireysel geliştiriciler ile kurum çalışanlarına, Amazon Web Hizmetleri üzerinde barındırılan çoklu uygulama ortamlarını kullanarak talebe bağlı tüketim imkanı sağlar;

.OpenShift Dedicated, Red Hat’in Amazon Web Hizmetleri üzerinde işleyen, OpenShift yapılarını kullanmak isteyen kurumsal BT organizasyonları için en yeni çözümüdür.

Çözüm, uygulama süreçlerini korumak ve konumlandırmak adına bu uygulamalar üzerinde daha fazla kontrole sahip olmak isteyen, ancak idari ve operasyonel yönetim görevlerini sonuçlandıramayan bireysel kullanıcılara hitap ediyor. Red Hat, diğer genel bulut çözümlerinden farklı olarak endüstriye öncülük eden yönetim desteği sunarak müşterilerinin değerli zaman ve kaynaklarını çok daha verimli kullanabilmelerini sağlıyor.

OpenShift Dedicated başlangıç seviyesi çözümü, 100GB SSD tabanlı sürekli depolama, 48TB ağ performansı ve 9 bağlantı noktasıyla sanallaştırma imkanı sağlar. Yönetim ve güvenlik kontrolleri, her kullanıcının bulut ağına, VPN ve Amazon Özel Sanal Bulut fonksiyonlarına daha emniyetli erişebilmek için gerekli kişiselleştirmeleri yapma olanağını verir. Kullanıcılar, OpenShift Dedicated ve sanallaştırma-optimizasyon hizmetlerine ve Openshift platformunda konuşlandırılmış uygulamaların entegrasyon ve iş süreç yetkinliklerine Red Hat JBoss ile erişim sağlayabiliyor.

Red Hat Türkiye Genel Müdürü Haluk Tekin konu hakkında görüşlerini şöyle özetliyor: “OpenShift portföyündeki ürün ve hizmet seçeneklerimizi genişletmekten memnuniyet duyuyoruz. Sunduğumuz yeni desteği, genel bulutta OpenShift platformunu ve açık kaynak platformunun sağladığı yetkinlikleri değerlendirerek, bulut bilişimden daha fazlasını isteyen kullanıcılarımıza ulaştırıyoruz. Yeni OpenShift Dedicated kullanıcıları da katman yazılımlarından sanallaştırma fonksiyonlarına kadar Red Hat’in desteğini fark edecekler. OpenShift Enterprise, şimdi genel bulut optimizasyonu ile beklentilere cevap veriyor.”

OpenShift Dedicated, bugün Red Hat müşterileri için dünya genelinde, Amazon Web Hizmetlerine barındırma servisi sağlanan tüm bölgelerde kullanılabilir durumdadır. Diğer genel bulut seçeneklerine yönelik desteğin ileride sunulması bekleniyor.