Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1792

Gözlük ile ATM’den para çektiler!

0

İş Bankası’nın Türkiye’de de akıllı gözlük ve akıllı saat gibi giyilebilir teknoloji ürünlerinin yaygınlaşacağı öngörüsüyle geliştirdiği bu uygulamada akıllı gözlük ile para çekmek için herhangi bir aktivasyon süreci gerekmiyor. Akıllı gözlük sahibi müşteriler, ana menüden sesli olarak uygulamayı açabiliyor.

Uygulama içerisinde ise işlemler gözlüğün kenarlarına küçük dokunuşlarla ve parmak hareketleri ile yapılabiliyor. Uygulamaya giriş yapıp çekeceği tutarı seçen kullanıcı, Bankamatiklerde 9 tuşuna bastığında ekranda beliren kare kod akıllı gözlük tarafından algılanıyor ve para çekme işlemi tamamlanıyor. Uygulamanın ön yüzü uygulama şartları gereği İngilizce olup işlem yaparken anonslar ise Türkçe okunabiliyor.

İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Aran, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, giyilebilir teknolojilerle bankacılık alanında bir ilki daha başarmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirerek, şunları söyledi, “2009 yılında ‘Bankamatik İş Bankası’ndan neyi eksik’ sloganı ile başlattığımız yolculukta önce müşterilerimizi biyometrik özelliklerinden tanıyabilir hale gelmiştik. Şimdi de hayata geçirdiğimiz bu uygulama ile giyilebilir teknolojilerle para çekilebilmesine imkân sağlıyoruz. Bu uygulamayı İTÜ Teknokent’te Ar-Ge projeleri kapsamında bizim için geliştiren teknoloji iştirakimiz SoftTech’e çok teşekkür ediyor, mobil bankacılığın geleceği noktaları göstermesi açısından bu yeniliğimizin sektörde çok önemli bir kırılım noktası olacağını düşünüyoruz”.

2015’te zam oranları düştü!

1

Secretcv.com’un, 2015 yılı zam oranlarına yönelik düzenlediği ankete 975 firma yetkilisi ve 15 bin 800 aday katıldı. 27 Ekim-19 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen ankette firma yetkililerinin öngörüleri zam oranlarının yüzde 7,5 olacağı yönünde. Birçok sektördeki büyük zam yüzde 10,6 ile Demir-Çelik sektöründe, en düşük zam ise yüzde 3 ile Kozmetik sektöründe oldu. Adaylar ise 2015 yılında ücret zammı beklemiyor. Ankete katılan adayların %33’ü karamsar bir 2015 yılı öngörüyor.

Ortalama rakamlara bakıldığında, Demir-Çelik sektörünün ardından en yüksek oranda zam alması öngörülen sektörler sırasıyla yüzde 10 ile Ambalaj ve Kağıt, yüzde 9 ile İnşaat ve Elektrik/Elektronik, %8,75 ile Endüstri sektörleri.

Kozmetik sektörünün ardından en düşük zammı alacak sektörler ise yüzde 4,5 Fuar ve Organizasyon, yüzde 5 ile Yapı Malzemeleri, yüzde 5,9 ile İnsan Kaynakları.

2014 yılını daha temkinli geçiren ve istikrarı koruma yılı olarak değerlendiren firmaların, 2015 yılına da çok büyük bir büyüme hedefiyle girmeyeceğini ve buna göre zam oranlarında da daha temkinli davranacağını öngören Secretcv.com Genel Müdürü Okan Tütüncü “ firmalar geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yan haklara, sosyal imkanlara ağırlık verecekler” dedi.

Zam oranları beklentisini, iş arayan adaylarına da soran Secretcv.com  yüzde 33’ünün zam beklemediğini gördü. 27 Ekim – 19 Kasım 2014 tarihleri arasında yapılan anket çalışmasına 15.800 kişi katıldı.

Bu yıl firmanızdan yüzde kaç zam bekliyorsunuz?” sorusu yöneltildiği adayların yüzde 33’ü zam yapılacağını beklemezken, yüzde 26’sı yüzde 5 ila 10 arasında zam yapılacağını düşünüyor. Yüzde 20’si zam oranlarının yüzde 5’in altında kalacağını düşünürken yüzde 11’i yüzde 16’nın üzerinde olmasını bekliyor ve umuyor.

EMC Forum Türkiye Araştırması’nı açıkladı

0

EMC’nin bu yıl sekizincisini düzenlediği EMC Forum etkinliği, 27 Kasım Perşembe günü, Ankara’da gerçekleştirildi. Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Dr. Alaattin Büyükkaya’nın katılımı ile gerçekleştirilen EMC Forum; Bulut ve Büyük Veri konuları çerçevesinde, “Yeniden Tanımla” temasına odaklandı. Forum’un açılış konuşmasını, EMC Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Yazılım Grubu Sorumlu Başkan Yardımcısı Dayne Turbitt üstlendi.

EMC Forum kapsamında aynı zamanda, forum katılımcılarının yanıtlarıyla gerçekleştirilen EMC Forum Türkiye Araştırması sonuçları da açıklandı. Araştırmaya, birçok farklı alanda faaliyet gösteren Türkiye’deki işletmelerden, BT konusunda karar sahibi 278 kişi katılım gösterdi. Dikkat çekici sonuçların elde edildiği araştırma; bulut, mobil, sosyal ve Büyük Veri teknolojilerindeki mega trendlere dayanan değişim sürecinde, BT’nin işletmelerdeki değişimler üzerindeki etkisi hakkında BT yöneticilerinin görüşlerini ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Dr. Alaattin Büyükkaya Forum esnasında gerçekleştirdiği konuşmasında şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl da Ankara’da gerçekleştirilen EMC Forum’da bulut bilişim konu edilmişti. Bu geçen bir yılda bile buluttaki gelişmeleri görmek hayranlık uyandırıcı. Bugün geldiğimiz noktada bulut teknolojileri yalnızca iş hayatına değil, günlük hayatımıza da etki ediyor. Yeni bir teknoloji devriminin içerisindeyiz. Bir üst seviyeye çıkabilmek için şirketlerin ve insanların, bu yeni dünyaya uyum sağlaması gerekiyor. Teknolojik gelişim, Türkiye’yi daha üst noktalara taşıyacak en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Bu vesile ile EMC Forum’un başarıyla geçmesini diliyorum.”

EMC Forum Araştırması, Türkiye’de bilişim teknolojilerinin işletmeleri büyüten ve müşterilerle daha iyi iletişim kurmayı sağlayan stratejik bir destekçi olarak görüldüğünü ortaya koydu. BT, işletmelerin iş fonksiyonlarını modernleştiren ve verimliliği artıran (yüzde 34), müşteri deneyimini iyileştiren (yüzde 30) bir unsur olarak görülüyor ve işletmeler her geçen gün daha çok bulut bilişime geçiyor. Bugün işletmelerin %42’si bulut bilişim çözümlerini kullanıyor. Ancak tam potansiyele ulaşmak için aşılması gereken engeller hala var.

BT, işletmeleri destekleyici rol oynuyor

  • Araştırmaya Türkiye’den katılanların yüzde 62’si işletmelerindeki üst düzey yöneticilerin bilişim teknolojilerini, işi büyütme hedefine yönelik her zamankinden daha stratejik bir unsur olarak gördüğünü belirtiyor.
  • Türkiye’de işletmeler sistemlerine yeni bir teknoloji kuracakları zaman işleriyle ilgili üç önceliğe dikkat ediyor: tasarruf ve verimlilik elde etmek (yüzde yüzde 9), yeni müşteri kazanmak (yüzde 37), ürün ve hizmetlerde yenilikçilik (yüzde 35).
  • Araştırmaya Türkiye’den katılanların yüzde 72’si işletmelerinin yazılım tanımlı veri depolama gibi otomasyon çözümlerinin, büyümede her geçen gün artan etkisinin farkına vardığını belirtiyor.

Mega trendlerden faydalanmak

  • Türkiye’den araştırmaya katılanların yüzde 68’i mobil, sosyal, bulut ve Büyük Veri gibi gelecek nesil teknolojilerin işletmelerine rekabette avantaj sağlamasını bekliyor.
  • Türkiye’den araştırmaya katılanlar bu yeni teknolojilerin, işletmelerin kilit unsurları üzerinde etkiye sahip olacağına inanıyor. Bu unsurlar arasında iş fonksiyonlarını modernize etmek ve verimliliği artırmak (yüzde 34), müşteri deneyimini iyileştirmek (yüzde 30) ve yeni hizmet ve ürün oluşturmak (yüzde 29) sıralanıyor.
  • İşletmelerin her geçen gün daha çok internet ortamında faaliyet göstermesine bağlı olarak araştırmaya katılanların yüzde 62’si daha fazla çeviklik ve güvenlik için hem açık hem de özel bulut özelliklerini içeren karma bulut hizmetlerine gereksinimin ortaya çıktığını belirtiyor.

ING Bank verilerinin tamamı IBM veri merkezinde

0

İzmir’deki IBM İş Sürekliliği ve Esnekliği Hizmetleri Merkezi’ni 2010 yılından bu yana kullanan ING Bank, veri merkezi sayısını azaltmayı ve iş süreçlerini kesintisiz yürütmeyi hedefliyordu. Bu hedef doğrultusunda IBM’in bu merkezi, altyapısı ve kapasite ihtiyaçlarıyla en iyi örtüşen çözüm olarak öne çıktı.

ING Bank’ın IBM ile anlaşmalarını uzatma kararını etkileyen bir diğer unsur, IBM’in iş sürekliliği, esnekliği ve felaket kurtarma konusundaki bilgi birikimi ve tecrübesi oldu. Yeni proje kapsamında, İstanbul Maslak’taki ING Bank Veri Merkezi, sistemlerin sökülmesi ve yola çıkması dahil, 44 saat sonra İzmir’e taşınarak sistemler çalışır hale getirildi. Bu geçiş ile ING Bank 5 yılda OPEX&CAPEX giderlerinden önemli bir miktarda tasarruf etmeyi de hedefliyor.

Projenin başarısını değerlendiren ING Bank Teknoloji Hizmetleri Grup Müdürü Hakan İnceoğlu şöyle konuşuyor: “Global iş sürekliliği hedefleri ve vizyonu kapsamında ING Bank’ın temel amaçları arasında olağanüstü durumlara tam anlamıyla hazırlıklı olmak yer alıyordu. Üretim Veri Merkezinin birebir aynısını, İstanbul’dan farklı bir şehre taşıyarak gerçek anlamda iş sürekliliği, esnekliği ve felaket kurtarmaya hazır olmayı hedefliyorduk. Bunu yaparken de çok yüksek meblağlar tutan veri merkezi yatırımından kaçınmayı ve mevcut veri merkezi sayımızı üçten ikiye indirerek, bakım ve işletme giderlerinden de tasarruf sağlamayı öngörüyorduk. OPEX&CAPEX maliyetlerimizde azalma bekliyoruz.”

“Kendi veri merkezimizi kurma ve işletme yoluna gitseydik, çok büyük bütçeler ayırmamız gerekecekti. IBM gerek ihale sürecinde, gerek ihale sonrasında taşınma ve kurulum aşamalarında isteklerimize çok hızlı cevap verdi ve beklentilerimizi karşıladı. Bu adım ile şu anda ING Bank’ın verilerinin tamamı IBM Veri Merkezi’nde yedekleniyor ve neredeyse senkronize bir şekilde çalışıyor. Felaket kurtarma söz konusu olduğunda, bu proje öncesinde tam anlamıyla yedekli bir sisteme sahip değildik. Bu proje ile maliyet azaltma avantajı kazandık ve daha gerçekçi bir felaket kurtarma senaryosu yaratmayı başardık. Veri merkezi konsolidasyonu ve felaket kurtarma projesi bizim için önemli bir kilometre taşıdır.”

“IBM ve ING Bank arasındaki küresel çapta birçok proje ile devam eden güçlü bir işbirliği var. Benzer biçimde Türkiye’de de ING Bank ile 2010 yılından bu yana veri merkezi ve ofis alanı sağlama hizmetleri çerçevesinde süregelen bir birlikteliğimiz bulunuyor” diyen IBM Yönetilen Hizmetler Satış Müdürü Cem Özenç devam ediyor: “IBM’in dünyada 70’ten fazla ülkede 160’ı aşkın iş sürekliliği ve esnekliği hizmetleri merkezi var. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de IBM, Felaket Kurtarma ve Yönetimi, İş Sürekliliği ve Esnekliği, Uygulama Barındırma alanlarında pazar lideridir. İzmir’deki Veri Merkezi’mizde ING Bank’ın tüm ihtiyaç ve gerekliliklerini yerine getirmeyi başararak kendileriyle olan işbirliğimizi 5 sene daha uzattık ve bundan ciddi mutluluk duyuyoruz.”

Siber suçlular bu işten çok karlı

0

Yapılan araştırmada, bilgisayar korsanlarının en sık kullandığı araçların maliyeti başarılı geçen bir kötü niyetli operasyondan çalınan para ile karşılaştırıldı.

Kaspersky Lab Baş Güvenlik Uzmanı Alexander Gostev‘e göre:”Kötü amaçlı yazılım satın almak şu anda hiç de zor değil. Bu yazılımları bilgisayar korsanlarının kullandığı çok sayıda forumlarda bulmak oldukça kolay ve nispeten ucuz olmaları cazibelerini de artırıyor. Bu yasa dışı yolu izleyen bir siber suçlunun herhangi bir beceriye sahip olması dahi gerekmiyor. İstediklerinde bir saldırı gerçekleştirmek üzere kullanıma hazır olan bir paketi sabit bir fiyata satın alabiliyorlar. Sonuç olarak kullanıcıların, paralarını veya verilerini kaybetmemek için özellikle dikkatli olmaları gerekiyor. Aynı zamanda, cihazlarını ve bu cihazlarla yaptıkları tüm çevrimiçi işlemlerini korumak için Kaspersky Internet Security – coklu cihaz  gibi özel bir çözüm kullanmaları oldukça önemli.”

Örneğin, popüler bir sosyal ağı taklit etmek için bir kimlik avcılığı sayfası oluşturma ve bu sahte siteye bağlantı veren istenmeyen toplu e-posta tanımlama işleminin şu anki ortalama maliyeti 150 $ civarında. Kullanıcıların 100 kişiyi yakalaması durumunda hassas verileri satarak 10.000 $ net kazanç sağlayabilirler. Bunun sonucu olarak kurbanlar, değerli rehber bilgilerini, kişisel fotoğraflarını ve mesajlarını kaybederler.

Mobil bir Truva engelleyici ise çok daha pahalı. Bugün bu kötü amaçlı yazılımı satın alıp dağıtmanın maliyeti ortalama 1000 $ civarında. Ancak karşılığında kazanılan paranın miktarı da oldukça yüksek. Saldırganların bir akıllı telefondaki engeli kaldırmak için belirlediği fiyatlar 10 $ ile 200 $ arasında değişmekte. Bu fiyatlar 100 potansiyel kurbandan 20.000 $ kazanabilecekleri anlamına geliyor.

Aynı miktar fidye yazılımlarının şifrelenmesi ile de elde edilebilir, ancak bu durumda “başlangıçtaki yatırım maliyeti” iki kat daha fazla olacak – yaklaşık 2.000 $. Kullanıcıların kayıpları da daha fazla olacaktır, çünkü verilerin şifresini çözmek için dolandırıcılar tarafından talep edilen en az fidye tutarı genellikle 100 $ civarında.

Büyük ikramiye için ise dolandırıcılar, doğrudan parayı hedef alan bankacılık Truva atlarının peşinde. Kötü amaçlı yazılımların kullanımı ve bunları yaymak üzere toplu bir istenmeyen e-posta gönderimi için yaklaşık 3000 $ harcayan siber suçlular, 72.000 $ civarında kazanç sağlayabilir. Bireysel bir kullanıcının ortalama kaybı 722 $ civarında.

Gençlik aşısı! 

1

SDN Medya olarak doğduğumuz üniversite olan Sakarya Üniversitesi öğrencileriyle birlikte bir etkinliğe imza attık. Ben de yayın grubumuzun en genç üyesi TechInside’ın yayın koordinatörü olarak bu etkinlikte bir konuşma yaptım ve gençlerle sohbet etme olanağı buldum. Medyayı anlattığım konuşmamı hızlandırmış olmama rağmen arkadaşlarımın sorularıma yanıtlar vermesi ve sunuma katılmaları çok keyifliydi.

Öte yandan bir üniversitede 500’ün üzerinde öğrenciyi dört saatten fazla kocaman bir salonda tutmak da ancak bizim ekibin başarı bileceği bir hedefti ki buna dahil olmak da banim için büyük mutluluk oldu. Öte yandan ricalarımızı kırmayıp etkinliğimizde konuşma yapan başta Bilgin Demir, Senem Anıl, Gökhan Saltık, Yiğit Konur, Murat Mediçeler ve Yakup Börekçioğlu’na da teşekkür etmemiz gerekiyor. Onların enerjisi de çok önemliydi bizler için.

“Bu gençlik iş yapar aga”
Düne kadar sorsanız gençlere yönelik görüşlerimin tamamında olumsuzdum. Ancak Turkcell Teknoloji Zirvesi sırasındaki Maker Fuarı’nda tanıştığım gençler ile dün Sakarya Üniversitesi’ndeki öğrenci arkadaşlarımı görünce bir kez daha geleceğe daha umut ve inançla bakmaya başladım. Özellikle öğrenci arkadaşlarımızın sunumlar sırasında perdede kullandığımız Tweet Deck uygulamasıyla özgürce eğlenmeleri saygı çerçevesinden çıkmadan birbirinden zekice tweetler atarak sahneyi adeta Cem Yılmaz şovuna çevirmelerini unutmam pek de mümkün olmayacak.

Sakarya Üniversite, İTÜ’nün altında kurulan sonrasında kendi başına üniversite statüsüne kavuşmuş bir devlet üniversitesi. Ancak mükemmel yerleşkesi ve tesisleriyle oldukça iyi bir üniversite izlenimi bıraktı bende. Ayrıca her zaman mezun olmaktan büyük gurur duyduğum Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Yerleşkesi dâhilinde yer alan İletişim Bilimleri Fakültesi yıllarımı da hatırlattı bana yüzyıllarca geride kalmış olmasın rağmen.

Evet, kısaca pırıl pırıl, teknolojiyi mükemmel bir şekilde kullanan, soran ve sorgulayan bir üniversite gençliği gördüm Sakarya’da. Umarım diğer tüm üniversitelerimiz de hala böyledir ve ülkemizin geleceği bu genç beyinlerle garanti altındadır.

BiTaksi’de yeni isim

0

BiTaksi Kurumsal İletişim Direktörü Serhat Karakaya, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın-Yayın Bölümü’nden mezun olduktan sonra Yeni Binyıl Gazetesi’nde çalışmaya başladı. 2002-2006 yılları arasında markalaşma stratejileri ve kurumsal yayıncılık alanında uzmanlaşan Karakaya; enerji, teknoloji, perakende sektörlerinde hizmet veren birçok firmaya kurumsal dergi ve yayınlar hazırladı.

Serhat Karakaya, BiTaksi’ye katılmadan önce uzun yıllar, Bersay İletişim Danışmanlığı ve Cohn&Wolfe PR bünyesinde; teknoloji, perakende, güvenlik, otomotiv, enerji, ilaç, inşaat gibi farklı sektörlerin lider kurumlarının basın danışmanlığı ve medya direktörlüğü görevini yürüttü.

Karakaya; BiTaksi’deki görevi kapsamında; kurumsal iletişim stratejilerinin belirlenmesi, basın ilişkilerinin yürütülmesi ve kurumsal sorumluluk projeleri gibi alanlardan sorumlu olacak.

Yılbaşı alışverişlerinde güvenlik şart

0

Son yıllarda, mobil cihazlar için üretilen özel kılıflar ve kaplar yok satar hale geldi. Çoğu insan telefonunu, bu koruma aksesuarları olmadan uzun süre kullanmaktan bile çekiniyor. Örnek olarak Amazon.com’a bakalım, bu popüler alışveriş sitesinde sadece ‘telefon kılıfı ve kapları’ bölümünde 13 milyondan fazla farklı ürün bulunuyor. 2014 yılı sonlandığında, mobil cihaz aksesuarları pazarı 51 milyar dolar gelire ulaşacak. Bu pazarın en çok satan ürünüyse 13 milyar dolarla telefon koruyucu kılıflar oldu.

İnsanlar, telefonlarını fiziksel hasarlara karşı korumak için müthiş bir çaba sergiliyor. Öte yandan, daha önemli bir sorun olan dijital güvenlik kısmını tamamen korumasız hale getiriyorlar. Kaynağı belli olmayan, güvensiz hotspot ve wifi bağlantı noktaları, kişisel verilerinizin dolandırıcıların eline ulaşmasına neden oluyor. F-Secure’in araştırmasına göre her üç 3 kişiden 2’si ayda en az bir kez güvensiz wifi ağlarına bağlanıyor. F-Secure Güvenlik Uzmanı Sean Sullivan’a göre çoğu kullanıcı kullandıkları wifi bağının güvenliğini sorgulamıyor bile. VPN uygulamaları daha güvenli wifi seçenekleri önerse bile, bu kullanıcılar yine ücretsiz  ve tehlikeli olanları seçiyorlar.

“Çoğu insan halka açık WiFi bağlantıları kullanmanın getirdiği tehlikelerden haberdar değil. Bu yüzden ücretsiz internet gördükleri zaman kendilerini korumuyorlar.” Sullivan sözlerine böyle devam etti “Ücretsiz bir Wifi bağlantısına güvenlik önlemi almadan bağlanırsanız, kişisel bilgilerinizi halka açık bir yerde bağıra bağıra söylemekten farksız bir durum yaşarsınız. İnsanlar, cihazlarını fiziksel olarak korumak için müthiş bir çaba harcıyor, öte yandan daha önemli bir konu olan kişisel bilgilerin korunması konusunda 0 önlem alıyorlar.”

Sizce, sahte bir hotspot noktası oluşturmak ne kadar zorlu ve pahalı olabilir? Araştırmalar bunun çok basit olduğunu gösteriyor. Sadece 250 dolar harcayarak (birçok teknolojik cihazdan bile daha az parayla), aldığınız cihazları bağlayarak kendinize işlevsel bir WiFi ağı kurabiliyorsunuz. Böylece, ağınıza bağlanan herkesin yaptığı işlemleri, kişisel verilerini, şifrelerini, kredi kartı bilgilerini ve tüm hayati detayları anlık olarak toplamanız mümkün oluyor. Kaplar, telefonunuzu hasardan ve çiziklerden koruyor olabilir ama esas büyük tehdit olan kişisel verileriniz çaldırmaya karşı savunamasızsınız.

Kişisel bilgiler IBM ile güvende

0

IBM, işletmelerin (özel bulutlar da dâhil olmak üzere) ülkeler arasında aktarılan kişisel verileri daha verimli ve uygun maliyetli korumayı sağlayan veri gizliliği motorunun patentini aldı. Bu patent ile IBM, işletmelerin en önemli verilerinin ve varlıklarının güvende kalmasını sağlama gücünü bir adım ileri taşıyor.

Küresel işletmeler, (çalışan ve müşterilere dair ayrıntılar gibi) kişisel bilgileri sınır ötesine ve dünya geneline giderek daha fazla taşıyor. Bu eğilim devam ederken, kurumların ilkeleri ve yerel kanunlarla da uyumlu kalmak bir gereksinim halini alıyor. Devletler de her geçen gün verilerin bir ülkeden başka bir ülkeye aktarılma yöntemlerini düzenleyen kuralları yürürlüğe koyuyor.

Örneğin, bir ofisten başka bir ülkedeki ofise bulut üzerinden çalışan verilerini aktaracak olan bir şirket, olası ihlallerden haberdar olmak için IBM’in yeni veri gizliliği motorundan faydalanabilir. Bunun ardından da şirketteki yetkili birimlere, uygun olarak bu işlemin gerçekleştirilmesini sağlamak için tüm ayrıntıları aktarabilir.

Bu konjonktürde IBM’in yeni duyurduğu patentli “Veri Gizliliği Motoru” inovasyonu (ABD Patent Listesindeki 8.695.101 numaralı patent), işletmelerin uluslararası ve kurumsal veri aktarımı gereksinimlerini bir araya getiriyor ve tüm projelere uygulanmasını sağlıyor.

Böylece kuruluşlar (özel bulut ortamı da dâhil) verileri iki ülke arasında aktarırken farklı tiplerdeki bilgiler için mevcut kısıtlamaları hızla görebiliyorlar. IBM gizlilik motoru aynı zamanda sınır ötesi gizlilik sorunlarını da işaretliyor ve çözüm önerileri öneriyor. Temel gizlilik gereksinimleri değiştiğinde güncelleme yapma özelliğine de sahip. Kullanıcılar olası ihlalleri önlemek amacıyla kendi ekiplerini yeniden inceleme konusunda yeniden bilgilendirebiliyorlar.

CredoWork ATM’lerde sahteciliği önlüyor

0

CredoWork tarafından finans sektörüne özel olarak geliştirilen Manage ATM, finans kuruluşlarının ATM ve Kiosk’larını uzaktan yönetebilmesini sağlıyor. Şu an 3 bine yakın ATM’de bulunan Manage ATM, ATM’lerin kapısının açılması, içeri giriş yapılması, iç/dış aydınlatmanın uygun şekilde sağlanması ve topraklama, gerilim oranlarının ölçümü gibi fiziki güvenlik koşullarını kontrolünü cihazların yanındaymışcasına hızlı bir şekilde sağlıyor. Böylelikle bankalar, zaman ve maliyet tasarrufunun yanı sıra, ekstra güvenlik de sağlıyor.

CredoWork tarafından geliştirilen Manage ATM, fiziki güvenliğin yanı sıra, ek donanım olarak kullanılan ATM “anti-skimming” donanımı ile ATM’ler aracılığıyla yapılan sahtecilik işlemlerini de engelliyor. Ek güvenlik modülü, yaydığı manyetik alanla kart kopyalanmasını engellemenin yanı sıra, gerekli okuyucu modülünü de bloke edebiliyor.

Türkiye’de yaklaşık 45 bin ATM bulunduğunu belirten CredoWork Genel Müdürü Gökhan Koldaş, bu ATM’lerin 15 bin kadarının bir şubeye bağlı olmadığını söyledi. Koldaş, “Manage ATM ürününü kullanan 3 bine yakın ATM bulunuyor. Uzaktan yönetilen 15 bin ATM olduğu düşünüldüğünde pazarın bu konuda oldukça açık olduğu görülüyor.

Tüm ATM’lerin ekstra güvenlik ve zaman tasarrufu sağlayan bu sisteme geçmesi, sahtecilik işlemlerini de göz önünde bulundurursak, ülke ekonomisine büyük bir kazanç sağlayacak” dedi. Manage ANY adıyla şube otomasyonu çalışmaları da olduğunu belirten Koldaş, “Toplumsal olaylarda, şubenin ve/veya şube önü ATM’lerin zarar görmemesi adına kepenklerin kendi kendine veya uzaktan kapanması buna güzel bir örnek olacaktır” şeklinde konuştu.

Bankaların ihtiyaçlarına özel olarak yapılandırılabilen Manage ATM / Manage ANY, banka operasyon ekipleri tarafından da kolayca yönetilebiliyor. Manage ATM’in kolay yönetilebilir olması insan kaynağının efektif kullanımı açısından da büyük önem sağlıyor.

Avea IT Test Ekibi’nden uluslararası başarı

0

Avea; 18 Kasım’da, Londra’da yüzlerce yazılım test profesyonelinin katılımıyla düzenlenen; 2014 Avrupa Yazılım Test Ödülleri töreninden “Yılın Test Takımı” (Testing Team Of The Year) ödülüyle ayrıldı.

Yıl boyunca gerçekleştirilen yazılım test aktivitelerinde teknoloji kullanımı, verimlilik, çeviklik, takım çalışması, kalite odaklılık gibi ölçülebilir sonuçlarla desteklenen verilerin değerlendirildiği iki dalda finale kalan Avea IT Test Ekibi; tüm dünyadan başvuruların değerlendirildiği uluslararası organizasyondan “Yılın Test Takımı” ödülünü almaya hak kazandı.

Yüksek kalite ve standartlar çerçevesinde ortaya konan başarıların tasdik edildiği 2014 Avrupa Yazılım Test Ödülleri, teknolojik kusursuzluğun peşinde olan birey/takım ve kurumları ödüllendiriyor.

Autodesk şirket geleneğini İstanbul’a taşıyor

0

Üç boyutlu tasarım, mühendislik ve eğlence alanlarında dünyanın önde gelen yazılım şirketi Autodesk, ilgili sektörlerin her birine yönelik tasarım araçları ve çeşitli bulut servisleri ile profesyonellere kendi sektörlerinde en etkili sonuçları elde etme ve teknolojinin yardımıyla geleceğe adım atma fırsatı sunuyor. Bu amaç doğrultusunda mümkün olan en fazla kişiye ulaşabilmek için de 22 yıldır Autodesk University (AU) adı altında bir etkinlik düzenliyor. Autodesk yazılım kullanıcılarına hitap eden bu etkinlik ile her yıl 150 binden fazla tasarımcı, mühendis, mimar ve dijital sanatçıya gelişmiş eğitimler veriyor; son endüstri trendlerinin anlatıldığı konuşmalar organize ediyor ve katılımcılara profesyonel hayatları için en önemli iş bağlantıları kurabilecekleri ortamlarından birini sunuyor.

AU etkinliğinin dünya çapındaki uzantıları olarak tanımlanabilecek Autodesk University Extension (AUx) ise gelişmekte olan ve gelecek vaat eden pazarlarda düzenlenen geleneksel bir şirket etkinliği olarak dikkat çekiyor. Endonezya, Meksika, Dubai gibi ülkelerde gerçekleştirilen AUx etkinliklerine bu yıl İstanbul da katılıyor. Autodesk Türkiye ekibinin organizasyonuyla 10 Aralık 2014 Çarşamba günü Çırağan Sarayı’nda gerçekleşecek AUx İstanbul’da katılımcılar, Autodesk ürünlerini laboratuvar ortamında deneyimleme, alanının uzmanlarıyla tanışma, yeni trend, son teknoloji ve endüstrilere özel son gelişmeleri sektör liderlerinden dinleme fırsatı bulacak.

İnovasyon ve sürdürülebilirlik ekseninde katma değerli hizmetler sunan Autodesk’in tasarım dünyası ve profesyonelleri hedef alarak düzenlediği Türkiye’deki bu ilk etkinliğe, yapı ve altyapı, inşaat ve mühendislik, üretim ve genel tasarım alanlarında fikir önderleri ve farklı sektörleri temsil eden üst düzey yöneticiler katılacak. Türkiye’de ve uluslararası platformlarda öne çıkan fikir liderleri ile endüstri ve tasarım alanlarına önemli katkılar sunan çok sayıda konuşmacının da yer alacağı AUx İstanbul, işini dünyadaki yeni normlara uygun şekilde geliştirebilmek, sektörlere özel son teknolojik gelişmeleri değerlendirmek ve Autodesk ürünlerinin sunduğu inovatif yaklaşımları tanımak isteyen profesyonelleri ağırlayacak.

Türkiye’nin tasarım ve endüstri alanındaki yükselişinin bir yansıması olarak değerlendirilebilecek AUx İstanbul, 45 ülkede sayısı 200’ü geçen Autodesk University Extension etkinliklerinin bir parçası olarak ülke tasarımcılarının, mimar ve mühendislerinin yıllık buluşma noktası olmaya hazırlanıyor.

AU  generic 3d glasses

AUx İstanbul 2014’te neler var?
Katılımcıların endüstri dünyasının lider isimlerinin tavsiyelerini dinleme ve farklı sektörlerden profesyonellerle fikir alışverişinde bulunabilme fırsatını yakalayacağı AUx İstanbul’un programı ve konuşmacı listesi de dikkat çekiyor.

Autodesk Başkan Vekili Pete Baxter teknolojilerin kesişimi, müşteri taleplerinin ve küresel ekonominin değişimi konularını değerlendirecek; bunların tasarlama, inşa etme ve yaratma şekillerimize nasıl etki ettiğini anlatacak. Teknoloji gurusu Lynn Allen, her yıl dünya çapında 30 binin üzerinde kullanıcıya konuşan ve sonuncusunun adı AutoCAD Professional Tips and Techniques olmak üzere üç AutoCAD kitabı yayınlayan bir uzman olarak, AUx İstanbul konuşmasında tasarım dünyasında yükselmekte olan trendlerden bahsedecek. Gerçek zamanlı işbirliği, tasarım hatalarının en aza indirilmesi ve geliştirilmiş sürdürülebilirlik gibi konuların önemine değinecek olan Allen aynı zamanda bulut teknolojileri hakkında yanlış bilinenler ve tasarım deneyimini iyileştirmek için önerilen en yeni Autodesk bulut teknolojilerinden bahsedecek. Gerçeklik yakalama (Reality capture), 3B yazıcı ve simülasyon da konuşma konularına eklenince, etkinlikten sonra ofislerine dönen katılımcılar harika fikirlerle, daha fazla iş kazanıyor olacak. Eğitim ve uygulama alanlarında kazandığı deneyimleriyle, Türkiye’de tasarımın; kültürel, toplumsal, estetik, kullanım yönlerini bir araya getirerek tasarım alanında iş üreten, düşünce üreten ilk kişilerden biri olan Koleksiyon Mobilya Baş Tasarımcısı Faruk Malhan ise tüm bu konuları Türkiye özelinde değerlendirerek katılımcılara kıyaslama yapma imkanı tanıyacak.

Sınırlı kontenjana sahip, katılımın ücretsiz olduğu etkinliğe kayıt olmak ve etkinlikle ilgili daha detaylı bilgi almak için www.auxistanbul.com adresini ziyaret etmek yeterli.

“Geleceğin teknolojileri burada”
AUx İstanbul öncesi etkinliği değerlendiren Autodesk MED ve Kuzey Afrika Pazarlama Yöneticisi Bahar Biçer, “Şirketlerin geleceğe adım atabilmesi için en başta geleceğin teknolojilerini kullanabilecek kalifiye çalışanlara ihtiyacı var. Türkiye’de düzenlenen bu ilk AUx ile kendini geliştirmek isteyen profesyonellerin fikir alışverişinde bulunma, en teknolojik gelişmeleri keşfetme ve ürünlerimizi deneyimleme imkânı bulabilecekleri bir organizasyon düzenliyoruz. Her yıl gerçekleştirilecek AUx İstanbul’un yerli tasarımcı, mühendis, mimar ve dijital sanatçılar için kariyerlerinde bir sıçrama tahtası olmasını istiyoruz” dedi.

Zenium, Türkiye ekibini güçlendiriyor

0

2015 yılının ilk aylarında açılışı yapılacak, uluslararası standartlardaki Istanbul One veri merkezi yatırımını destekler nitelikte olan bu atama ile birlikte Güreşçier, Zenium’un Türkiye’deki tüm operasyonlarını yönetecek. Aslıhan Güreşçier, 12 bin metrekare teknik alan hizmeti sunacak Istanbul One veri merkezinin ulusal ve uluslararası pazarlama operasyonlarının yanı sıra, operasyon ve aktif varlık yönetiminden de sorumlu olacak.

Zenium ekibine katılmadan önce, KoçSistem’de Satış Grup Yöneticisi olarak görev yapan Aslıhan Güreşçier, Veri Merkezi Servis ve Çözümleri Grubu’nun satış stratejilerinin geliştirilmesi ve satış operasyonlarının yürütülmesinden sorumluydu.

Zenium Technology Partners veri merkezi sektörünün öncü şirketleri arasında yer alıyor. Zenium yönetim ekibi geçtiğimiz 15 yıl içinde 2 milyar Dolar’ın üzerinde bir sermaye oluşturmuş; 400,000 metrekare üzerinde yükseltilmiş alan tasarlamış ve teslim etmiş olmakla birlikte 100’ün üzerinde müşteri anlaşmasına imza atmıştır.

Zenium, an itibariyle Türkiye’de Istanbul One,  Almanya’da ise Frankfurt One’dan oluşan veri merkezi portföyü ile, hem yükselen hem de yerleşik pazarlarda çığır açan ve yenilikçi tesisler geliştirmeye yönelik istikrarını göstermektedir.

Kurumların en büyük tehditi çalışanları

0

Kaspersky Lab Türkiye Ülke Müdürü Sertan Selçuk ile Polonya’nın başkenti Varşova’da konuştuk.

Kablosuz, bilgisayarsız sunum imkansız değil

0

ViewSonic, Advanced Connect teknolojisine sahip ViewSync projeksiyon cihazlarındaki geniş bağlantı seçenekleri ile esnek kullanım imkânı sağlıyor. Sunumları kablolu ya da kablosuz olarak, USB bellek üzerinde veya uygulamalar yardımıyla mobil cihazlardan yapmaya imkân tanıyan ViewSync Advanced Connect Teknolojisi, iş hayatında sunumları ilgi çekici hale getirmeye yardımcı oluyor.

ViewSonic Advance Connect Teknolojisi’ne sahip projeksiyon cihazları sadece bilgisayardan değil iş hayatında da oldukça yaygın şekilde kullanılan iOS ve Android işletim sistemine sahip mobil cihazlarla da vPresenter uygulaması sayesinde sunum yapmayı sağlıyor. ViewSonic projeksiyon cihazları, mobil uygulamalar yardımı ile kullanıcılara akıllı telefon ve tabletlerinden yaptıkları sunumlar üzerinde anlık olarak çizim yapabilme, üzerine not ekleme ve yapılan değişiklikleri kaydedebilme imkanı da sunuyor.

Ayrıca kullanıcıya sunumu USB bellekten veya harici diskten direkt olarak kolay tak çalıştır özelliği ile yapmasını sağlayarak, bilgisayardan bağımsız sunum yapma ayrılacağını da veriyor.

vPresenter Live Cam uygulaması ile iOS veya Android destekli mobil cihazların kameraları üzerinden sunum esnasında canlı olarak video yayını yapabilirsiniz. Bu özellik sayesinde toplantılarda anlatılamayacak detaylar video görüntüsü üzerinden büyük ekranda daha net gösterip tartışılabiliyor.

Tek ekranda 4 farklı görüntüyü yansıtma kolaylığını da sağlayan ViewSonic Advanced Connect Teknolojisi ile eş zamanlı olarak 4 farklı bilgisayardan sunum yapılabiliyor. Ayrıca sunumu ortak ağa bağlanarak farklı bir odadan veya uzaktan yapabilirsiniz.

Sunumlarını kablolu olarak bilgisayar üzerinden yapmak isteyen kullanıcılar içinse ViewsSonic’in Advanced Connect teknolojili projeksiyon cihazları ile birlikte WPD-100 kablosuz USB dongle artık ücretsiz geliyor.

Online gizlilik için 6 ipucu

0

İnternet kullanıcılarının kişisel gizlilik ile ilgili endişeleri artık siber saldırılarla sınırlı kalmıyor. IP adresinden, yazılım detaylarına ve sayfa ziyaretlerine kadar pek çok kişisel veriyi kayıt altına alan web siteleri, olası bir kimlik hırsızlığı durumunda kullanıcıları hem maddi yönden mağdur ediyor hem de yasalar önünde zor duruma düşürüyor. Bu sebeple internette dolaşırken anonim kalmanın önemi her geçen gün daha da artıyor. PureVPN uzmanları, internette kişisel gizliliğini korumak isteyen kullanıcılara şu adımları takip etmelerini öneriyor:

1. İyi bir firewall kullanın
Bilgisayarınızdan geçen veri trafiğinin tamamı, firewall tarafından gözetlenir ve şüpheli olarak görülen giriş ve çıkışlar engellenir. Her ne kadar çoğu işletim sistemi kendi firewall yazılımlarıyla gelse de profesyonel seviyede güvenlik için başarısı kanıtlanmış bir firewall kullanmak kötü niyetli girişleri büyük ölçüde önleyecektir.

2. VPN kullanın
İnternette gerçek gizliliği sağlayabilmek için bir VPN kullanmaktan daha iyi bir yöntem bulunmuyor. Açılımı Virtual Private Network olan VPN hizmeti, internet kullanıcılarının tüm bilgilerini şifrelerken, aynı zamanda IP adresi gibi gerçek şahıs bilgilerini de gizliyor. Kullanıcının veri trafiğini karşı tarafa ulaşmadan önce güvenli bir lokasyon üzerine yönlendiren PureVPN gibi güçlü bir VPN servisi, dahili firewall araçları da içinde barındırıyor.

3.Güvenli HTTP kullanın
Günümüzde bir kısım web siteleri adres satırında https kullanırken, geri kalan sayfalar http kullanmaya devam ediyor. Başında HTTPS olan sayfaları, SSL protokolüyle şifrelendikleri için çok daha güvenli bir gezinti sağlıyor. Bu nedenle eğer HTTPS olmayan bir web sitesinde dolaşıyorsanız, SSL şifreleme sağlayan bir tarayıcı eklentisi kullandığınızdan emin olun.

4. Takip verilerini düzenli olarak silin
Kullandığınız web tarayıcı, dolaştığınız siteleri, doldurduğunuz formları ve diğer pek çok bilgiyi kayıt altına alarak alışkanlıklarınızı anlamaya çalışır. Eğer internette mahremiyete önem veriyorsanız, bu bilgileri düzenli olarak temizlemenizde fayda var. Önbellek (cache) ve çerezler (cookies) bölümlerini düzenli olarak temizleyerek bu verilerin gereğinden fazla depolanmasını önleyebilirsiniz.

5. Ne aradığınıza dikkat edin
Başta Google olmak üzere tüm büyük arama motorları, yaptığınız her türlü aramayı kayıt altına alır. Arama sonuçları üzerinden yaptığınız gezinti de hakkınızda bilgi toplamak için kaydedilir. Eğer bu sizi rahatsız ediyorsa, DuckDuckGo gibi kullanıcı verilerini kaydetmeyen bir arama motoruna geçin.

6. Alışkanlıklarınızı gözden geçirin
Kullanıcı gizliliğini sağlamak için en önemli görev yine kullanıcıya düşüyor: Güçlü parolaların kullanımı, parolaların sık sık değiştirilmesi, şüpheli bağlantılara tıklanmaması ve e-posta kutusuna düşen kimlik avı teşebbüslerine karşı dikkatli olunması, online gizlilikte kullanıcıya düşen görevler arasında başı çekiyor.

En düşük maliyetle en yüksek güvenlik

0

Dell’in yeni nesil güvenlik çözümü SuperMassive 9800, en yüksek performanslı güvenlik duvarını, en uygun maliyet seçenekleriyle sunuyor. Dell böylelikle, uzun ve orta vadede kurumların raf, güç ve soğutma giderlerinin azalmasını sağlıyor.

Dell’in üstün güvenlik çözümü, organizasyonlardaki ağ, mobil, bulut ve internet kaynaklı tehditlere karşı güvenliği de sağlıyor.

Dell SuperMassive 9800, kurumların en karmaşık ve zorlayıcı veri merkezi operasyonlarını, olabilecek en düşük toplam sahip olma maliyetiyle karşılamalarını sağlıyor

SuperMassive 9000 serisindeki en güçlü model olan Dell SuperMassive 9800, hem orta ölçekli kuruluşlarda hem de büyük ölçekli kurumsal organizasyonlarda, son derece yüksek bir performansa imza atıyor.

Daha düşük işletim giderleri ve toplam sahip olma maliyetiyle beraber, üstün teknik özelliklere de sahip olan SuperMassive 9800, 20 Gbps’ye varan DPI performansına sahip. Bunun yanı sıra, yüzde 97,9’luk güvenlik etkililiğiyle sınıfının en iyi güvenlik oranına sahip olan ürün, entegre NGFW, IPS, SSL inceleme ve uygulama kontrol platformu gibi özellikleri de bir arada sunuyor.

İki raflı ünite formunda tasarlanan SuperMassive 9800, Watt başına en uygun bilgi işlem performansını sağlıyor. Ürünün diğer avantajları ise güç optimizasyonuna sahip tasarım, endüstri lideri fiyat-performans oranı, enerji tasarrufu, üstün soğutma ve alandan tasarruf olarak öne çıkıyor.

Lider markalar sosyal medyayı nasıl kullanıyor?

4

L2 dünya çapındaki 382 markanın dijital performanslarını belirlemek için bir araştırma yaptı. 17 platformdaki sekiz dikeyden seçim yaparak her markanın ortalama yedi sosyal platformda aktif olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar aynı zamanda çok fazla sosyal platformlarda var olmanın hayranlar ile daha çok bağlılığı garantilemediğini buldular. Yerel ağların Facebook ve Youtube gibi büyük sitelerden daha güçlü sosyal varlık gösterdiği yerlerde daha iyi sonuçlar elde edebildiği de görüldü.

Sosyal sitelerde tüketici markalarının performansları

Neredeyse tüm markaların şu üç sitede aktif olduğu görüldü: Facebook, Youtube ve Instagram.

Adidas’ın 13 sosyal ağda var olarak açık liderlik ettiği sıralamada Gap, Uniqlo, Honda, Asos ve Toyota’nın her biri 12 platformla onu takip etti.

Average-brand-performance-across-social-media-platforms

Ortalama 9,8 platformda varlık gösteren otomotiv markaları en aktif markalar olurken onları ortalama 8,2 platformla moda markaları izledi. En düşük aktifliğe sahip olan markalar ise 5,5 ile kişisel bakım markaları ve 5,4 ile bira markaları oldu.

Şaşırtıcı bir şekilde sosyal sitelerde en çok varlığa sahip olan markalar hayran kitlesi ve bağlılıkta liderliği elde edemedi. Bu bölümde en iyi performansa sahip markalar Dior, Chanel ve Burberry oldu.

Zuckerberg’in sahip olduğu bir diğer sosyal site Instagram’ın benimsenme oranları geçtiğimiz yıllara oranla inanılmaz bir şekilde arttı. Yüzde 18 artışla bugün yüzde 90’lara varmış durumda ki bu oran gerçekten çok büyük.

Community-size-vs-Engagement-by-platform

Görsel tabanlı pinleme sitesi Pinterest, blog platformu Tumblr ve Vine karışık sonuçlar verdi. Geçtiğimiz yılda 24 marka sahibi Tumblr’ı terk etti (bloglarını kendi sitelerinde tutmayı tercih ettiler), Vine’daki hesap sahiplerinin yüzde 55’i bu dönemde hiçbir şey paylaşmadı ve bu arada Pinterest mutlak bağlılıkta artış göstermeyi başaramadı.

Platform-Adoption-Year-Over-Year

Rapor aynı zamanda pek çok markanın “haddinden fazla küresel” olduğu (yani bazı bölgelerde daha güçlü varlık gösteren yerel ağların popülaritesini paraya çevirmeye çalışmadıkları) üzücü gerçeği üzerine dikkat çekti. Markalar zamanlarını, paralarını ve enerjilerini sadece geniş kullanıcı tabanı olan (yani Facebook ve Youtube’a) platformlara akıtmayı seçti. Örnek olarak Çin’de Facebook’un varlığı yok sayılacak kadar az.

Çin’in kendi yerel ağı Sina Weibo geçtiğimiz sene yavaşlama emareleri gösterse de, mobil mesajlaşma uygulaması WeChat bölgede neredeyse yüzde 25,7 büyüdü – bu da bu periyotta ister doğuda ister batıda olsun dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir ağın gösterdiği büyümeden daha büyük. Bu site sadece dünyanın en büyük tüketici pazarlarından birine erişim sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda üzerinden direkt satış gerçekleştirilebilen ilk platform olarak ortaya çıkıyor.

SnapChat marka sahipleri arasında pek ‘popüler’ olmasa da kullanıcı istatistikleri o kadar büyüleyici ki markalar ona doğru çekiliyormuş hissine kapılabilirler. Fakat diğer pek çok platform gibi o da eninde sonunda kullanıcıların devamlı ilgisi ve markalara yüksek bağlılık oranları sözü vermek için rekabet etmek zorunda kalacak.

Diğerlerinden bütün platformlardan son derece farklı olarak Instagram en yüksek bağlılık oranlarını gösterdi ve en yüksek etkileşim oranını garantiliyor – abisi Facebook’tan bile daha yüksek.

Öte yandan Facebook düpedüz büyüklüğü ve erişimi ile değer sağladı. Markalar yüksek kullanıcı kitlesi sayesinde bu siteye akın ederken sitenin organik erişimi Nisan 2012’den bugüne yüzde 16’dan yüzde 7’ye düştü ve düşmeye de devam ediyor.

Average-Organic-Reach-of-Brand-Facebook-Page-Content

Sosyal ağ devi markaları platformu üzerinde büyük topluluklar oluşturmaya itiyor ama daha sonra onları bu hayranlarına ulaşmak için para vermek zorunda bırakıyor. L2’ye göre bu belki de “pazarlama tarihinin en büyük kandırmacası”.

Aynı şeyi yapmaya çalışan diğer sosyal platformlar ise başarısız olmuş durumdalar zira erişimleri Facebook’a rakip olamıyor.

Monthly-Active-Users-by-Platform

Google+ üzerinden bağlılık oranları da geçtiğimiz seneden bu yana yüzde 98 düştü.

Bu sonuçlar marka sahipleri için ne anlama geliyor?

Sosyal sahne sürekli ve hızlı çalkantıların içinden geçiyor. Kendilerini sosyal ağlarda etkin bir şekilde güçlendirmek isteyen tüketici markaları her iki dünyada da görünürlüklerini ve bağlılık oranlarını arttırmak için bu değişen çevreye nasıl ayak uyduracaklarını öğrenmek zorunda kalacak.

Markalar hızlıca değişen senaryoda sürekli küçülen bütçeler ile en iyi yatırımın geri dönüşünü (ROI) elde etmek için her ağdaki tüm kullanıcıların dikkatini çekmek yerine sadece kendilerini etkin bir şekilde güçlendirmek istedikleri platformları seçmek zorundalar. Hangi platformlar ile birlikte çalışacaklarına karar vermeden önce esaslı bir şekilde düşünmeleri gerekecek.

Facebook ve Youtube’un muazzam erişim ve popülaritesi onları marka sahiplerinin en gözde seçenekleri yapacakken, onlar için Instagram’ın yüksek potansiyeline yatırım yapma ve bu arada Twitter, Pinterest, Vine ve Tumblr’ı rahatlıkla unutma zamanı geldi.

Silikon Vadisi’nin ahlaksızlık imtihanı?

1
TechInside Analizi:  Aşağıdaki yazı eski bir Financial Times editörü olan, daha sonra FT’dan ayırılıp Silicon Valley Watcher’ı kuran Tom Foremski‘ye ait. Son günlerde Silikon Vadisinde en çok konuşulan konulardan biri haline gelen bu yazıda haklı bulduğumuz yönler var ancak genel senaryo Foremski’nin anlattığı kadar kötü değil ve Silikon Vadisi özündeki ruhu bir şekilde korumaya devam ediyor. Yazıyı okuduktan sonra bu analizi hatırlamak için tekrar okumanızı tavsiye ediyoruz.

On yıl önce 2004 yılının ortalarında Financial Times’tan ayrılarak Silicon Valley Watcher’da yazmaya başladım. O yıllarda Silikon Vadisi nokta com balonunun patlayışının ardından uzun süren sıkıntılı döneminden kurtulmaya başlamış ve Google’ın Ağustos ayındaki halka açılımı kötü haberlerle dolu yıllardan sonra iyi bir işaret olmuştu.

O zamanlarda Silikon Vadisi kültürü farklıydı. Yazılım mühendisliği topluluğu bugünden daha radikaldi ve çok daha fazla sosyal bilinci vardı. Açık kaynaklı yazılım hareketi mühendisler arasında çok güçlüydü ve genel olarak ticari karşıtı bir duruş bulunmakla birlikte açık lisansların savunulması saygıyla karşılanıyordu.

17. yüzyılın ortalarındaki The Diggers gibi radikal İngiliz gruplarıyla ve aynı zamanda San Francisco’da 1960 yılında ortaya çıkmış olan ve ücretsiz dükkanlar açıp mutfaklarından yemek dağıtan yine aynı isimdeki The Diggers grubuyla aynı ruhu paylaşıyorlardı. 2004 yılında iş hayatının kutsal kitabı The Cluetrain Manifesto’ydu ve direkt olarak o kültürden gelmişti. İşte ondan bir kısım:

…Ey dünyadaki insanlar

Gökler yıldızlara açık. Bulutlar gece ve gündüz üzerimizden geçiyor. Okyanuslar yükseliyor ve düşüyor. Ne duymuş olursanız olun, bu bizim dünyamız, var olduğumuz yer. Size ne söylenmiş olursa olsun, bayraklarımız özgürce dalgalanıyor. Kalbimiz sonsuza kadar atmaya devam edecek. Dünyadaki insanlar, hatırlayın.

Ricci-Sebastiano-The_Fall_of_the_Rebel_AngelsSebastiano Ricci – The Fall of the Rebel Angels

Google bir asiydi

Google bu radikal kültürün büyük bir parçasıydı. O günlerdeki halka açılımı şok ediciydi zira açılış gününde Wall Street bankacılarını ve bir günlük hamlelerle zengin olmaya çalışan mensuplarını durdurmaya çalışmıştı. “Hollanda stili” müzayedesi küçük yatırımcılara herkes kadar hisse vermek için tasarlanmıştı. Sosyal sorumluluğa doğru olan tutkuları önde ve ortadaydı, “Kuruculardan Mektup” halka açılma başvurusunda gördüğünüz ilk şeydi.

Google gizemli bir kara kutuydu…

Beklenen halka açılımın belgeleri SEC ile kayda geçtiğinde ben Financial Times’da çalışıyordum. O güne kadar Google bir kara kutuydu – kimse ne kadar para kazandığını bilmiyordu. Yüzlerce sayfalık finansal bildirimleri taramak için yemeklerimizden yarışırcasına geri döndük.

Rakamlar büyüleyiciydi ve arama işinin nasıl son derece karlı hale geldiğini anlatıyordu. Fakat esas “Kuruculardan Mektup” ön plana çıkıyordu. Olağanüstüydü, hiçbir halka açılım dosyalamasında böyle bir şey görmemiştim.

Burada Larry Page ve Sergey Brin gelecekteki hissedarlara esas amacın para kazanmak olmadığını, motivasyonlarının dünyayı geliştirecek bir şirket kurmak olduğunu söylüyorlardı. Kurucular kendilerine on kat daha fazla oy hakkı sunan ikili hisse yapısının bu görev için nasıl gerekli olduğunu açıklıyorlardı.

İşte bir kısmı:

Kötü olmayın. Kısa vadeli kazançlardan vazgeçsek bile uzun vadede yatırımcılar olarak veya herhangi bir şekilde, dünya için iyi şeyler yapan bir şirket tarafından daha iyi hizmet alacağımıza inanıyoruz.

Google’ı dünyayı daha iyi bir yer yapan bir kuruluş yapmayı arzuluyoruz.

Google Vakfı’nı kurma aşamasındayız. Vakfa işgücü, Google’ın hisselerinden ve kârından bir şekilde yüzde 1 bir pay olmak üzere kayda değer kaynaklar ayırmayı planlıyoruz. Bir gün bu kuruluşun dünyanın en büyük problemlerine yenilikçilik ve kayda değer kaynakları uygulamak suretiyle dünyaya yaptığı toplam etki bazında Google’ın kendisini bile gölgeleyeceğini umuyoruz.

googleevil

Kurumsal sosyal sorumluluk

Google daha önce Salesforce.com kurucusu Marc Beninoff tarafından başlatılmış sosyal kurumsal sorumluluk hareketini tomurcuklandırmada önemli bir fikir öncüsü olmuştu.

Kurumsal sosyal sorumluluk önemliydi çünkü bu yazılım mühendisliği topluluğu için önemliydi. En iyi mühendisleri işe alabilmek için anahtar olan şeydi. Bir şirket otobüsü ve şirket yemeği o jenerasyon yazılımcılar için yeterli değildi.

Bugünün Silikon Vadisi kültürüne alışılmamış bir ahlaksızlık, (çoğu kişinin kitaplarını hatta kapağını bile okumamış olmasına rağmen) Ayn Rand’ı kendi tutkuları için ele geçiren narsisizm hakim. 

Sanki herkes “yapmak için doğru olan şeyi” unutmuş gibi. Ek olarak Google da “kötü olma” kuralının önemini azaltmak için çok çalıştı.

Silikon Vadisi’nin bugünkü kültürü bu içe kapanık spektrumda bir yerde duruyor ve suyun doğal özelliklerini sergiliyor. Su her zaman yolunu bulur, görülmeyen çatlakları bulur, engellerin çevresinden dolaşır ve hatta onları yıkar – küçük bir sızıntının koca barajı yıkabilmesi gibi.

Su inanılmaz bir engelleyendir – havadan peydahlanır, sel şeklinde akarak dağları itebilir veya sert bir kayadaki çatlakları büyütmek için sabırlı bir şekilde çalışabilir, donarak ve genişleyerek, çözülerek ve akarak.

Suyun etiğe veya ahlaka ihtiyacı yoktur, o doğanın bir gücüdür. Her zaman doğru seviyesini bulur. Bu Silikon Vadisi’nin şimdiki ahlaksızlığı için çok uygun bir benzetme. Mesela “Double Irish Dutch Sandwich” isimli vergi muhasebesi (Bermuda’da yer alan) Google, Apple ve diğerleri tarafından Avrupa ve Amerika’daki kurumsal vergileri düşürmek için kullanılıyor.

Vergi kanunlarındaki bu açıkları kullanmak için büyük muhasebeci ve avukat takımları gerekiyor, ama aynı bir suyun engeller etrafından yolunu bulması gibi, eğer delikler varsa su oralardan geçer. Ya da Google’ın başkanı Eric Schmidt’in geçtiğimiz sene kızgın İngiliz politikacılarına söylediği gibi: daha fazla vergi geliri istiyorsanız delikleri tıkayın.

Bu ahlaksızlık kültürü Silikon Vadisi şirketlerinin iklim değişimi için alınacak tedbirlere karşı çıkan veya evlilikleri heteroseksüel çiftlerle sınırlayan politikacıların tekrar seçilmesi için para harcadıkları Washington’daki lobi çalışmalarına da uzanıyor.

Ve kazanıyor olduğunuzda bile kazanmak için ne gerekiyorsa yapma ahlaksızlığı.

Silikon Vadisi’ndeki en başarılı ve en zengin şirketler, Apple, Google, Intel, Intuit, Adobe’un çalışanlarına karşı onların maaşlarını düşük tutmak ve kariyer hareketlerini sınırlamak için yaptıkları gizli komplolara; Zynga’nın itiraf ettiği kirli gelir dolaplarına; Uber’in über-adi büyüme stratejisine; Twitter’ın sadece merkez ofisini San Francisco’nun en fakir bölgesine kurduğu için istediği vergi desteklerine (şehir için bir ekonomik yük) bakın.

Silikon Vadisi şirketleri pastalarını istedikleri gibi alıp yiyebilecekleri çünkü her zaman daha fazla pasta olduğu gerçeğinin farkına vardılar. Rezil ve alçakça davranabilir ve mütevazi bir parçaya mahkum olmayabilirler zira her zaman daha fazla pasta olacaktır.

Ve su gibi, bu ahlaksızlık kültürü kötü olmak için yola çıkmadı ancak iyi olmak için de çıkmadı – yanına neyin kâr kalacağını görmek, kazanmak ve kazanmaya devam etmek için hangi delikleri doldurabileceğini görmek için yola çıktı.

On yıl önce Silikon Vadisi bundan daha fazlası olma hevesindeydi.

Neden her şirkete bir “Dijital Müdür” lazım?

0

Giderek dijitalleşen, pazarlamadan Ar-Ge’ye, müşteri hizmetlerine kadar her şeyin dijital hale geldiği dünyada şirketlerin büyümesini yönlendirmek ve müşterilerle daha iyi bağlantı kurmak için bir Dijital Müdür (Chief Digital Officer – CDO) her zamankinden daha önemli hale geldi.

Gartner yakın zamanda 2015 yılı için en büyük 10 stratejik teknoloji trendi araştırmasını yayınladı ve dijitalleşmeye geçişin bu trendlerde nasıl itici güç rolü oynadığına dikkat çekti. Bununla beraber CDO işlerinin sayısı 2013 yılından bu yana ikiye katlandı ve artmaya devam ediyor.

CDO’ların yükselişi sektörlerde işin ve BT’nin arasındaki ayrılmanın üzerine çok tartışılan bir zamanda ortaya çıkıyor. Pazarlama müdürleri (CMO) ve bilişim müdürleri (CIO) arasındaki kopukluğun ortasında CDO’lar en sonunda rahatlık ve uzlaşma vadediyor: onlar dijital fırsatlarla birlikte pazara çıkış zamanındaki kestirmelerin tehlikelerini anlayabiliyorlar ve hem teknoloji seçeneklerinde hem de bunlara karşı gelen ödünleşimler hakkında iyi bir kavrayışa sahipler.

CMO viral bir mobil uygulama peşine düşerek şirketin markasını yenilemekle meşgul olurken BT hala BYOD (kendi cihazını kendin getir) ile uğraşıyor olabilir. CDO ise bu arada bütüncül bir biçimde mobil, nesnelerin interneti ve giderek önemi artan SaaS (Servis olarak Yazılım) tabanlı web gibi dijital kanallarda şirketin stratejisinin nasıl yürütüleceğini düşünebilir ve temel hedef kitlelerin dijital deneyimle nasıl barışacağı konusunda görüş ve tavsiyeler sunabilir.

chief-digital-officer

Örnek olarak son gittiğiniz konferans veya büyük etkinliği düşünün. Bir katılımcı olarak tutarlı ve sürekli bir deneyim yaşasanız çok daha rahatlatıcı olmaz mıydı? Yine de şaşırtıcı olarak mekan deneyimden tamamen bağımsız gözüken bir kayıt deneyimi oldukça yaygın.

Eğer bir mobil uygulama varsa genel olarak etkinlik öncesi erişim (veya etkinlik sonrası takip) sunmadığı gibi mekandaki hareketler ve tercihlerle çok az alakası vardır. Etkinlik organizatörlerinin bilgi topladığı veya dağıttığı tüm farklı yollara rağmen (veya belki de onlar yüzünden) kişiselleştirme yetersiz kalır ve bu da etkileşim eksikliğine sebep olur.

Fakat işler değişmek üzere. Örneğimize bağlı kalırsak, basmakalıp uygulamaların ve hedefli sistemlerin yerini giderek daha fazla etkinlik takımı alıyor ve bir katılımcının konferansı deneyimleyişini özünde yeniden düşünüyor. Doğru yapıldığında kusursuz bir dijital deneyim konferansın da ötesine erişerek katılımcılar gündelik hayatlarına döndükten uzun zaman sonra bile onların alakalı oldukları konularda devam eden diyaloğa dönüşüyor. Mükemmel CDO’lar bunu kesintisiz bir şekilde sağlamakta uzmanlar.

Dijital değişime etki etmek için vizyon, disiplin ve geniş bir teknoloji kümesine derin bir hakimiyet gerekiyor.

Teknoloji nadiren ana mesele oluyor. Onun yerine mesele bir şirketin dijital stratejisini tanımlamasında ve uygulamasında başarılı olmasını sağlayacak organizasyon planını bulmakta yatıyor. Pek çok şirkette böyle bir irade resmi sahiplik olmadan gelmiyor.

Gerçek bir CDO tüm organizasyon için bir dijital stratejiye sahiptir ve bunu yöneterek şirket için değer sağlamasına yardımcı olur. Komik olan ise girişimler ve küçük şirketlerin burada avantaja sahip olmasıdır zira onların daha az geleneksel (ve daha az içgüdüsel) sınırları vardır.

Teknoloji açısından ise CDO’lar mobil devrimin devam eden etkisiyle başa çıkmaya çok fazla zaman harcarlar. Fakat aynı zamanda şirketlerin işlerinin ve onların dijital etkisinin her alanını, mobil uygulama geliştirilmesinden yeni dijital teknolojileri kullanarak içerik kanallarının yönetilmesine kadar, düşünmeye başlamak zorunda olduğunun farkındadırlar.

Businessman and business sketch

Nasıl potansiyel müşterilerle etkileşime geçerek onlara her biri özel yeteneklere ve kısıtlamalara sahip inanılmaz sayıda farklı cihazda tutarlı bir deneyim sağlarsınız? İçerikleri kanallarda, özellikle geniş teknoloji yığınları tarafından destekleniyorken, etkin bir şekilde nasıl yönetebilirsiniz? Ve nesnelerin internetine olan ilginin önümüzdeki 12 ayda artması beklenirken CDO’ların bir sonraki dijital inovasyon dalgasını karşılamak için bir plan hazırlaması gerekiyor.

Burada da pek çok girişim dijitale doğma ve iç BT sistemlerini oluşturmak için son dijital teknolojiyi kullanıyor olmanın avantajına sahipler. Çalıştığımız çoğu girişim bütünüyle Google Docs, Zoho ve Expensify gibi bulut servisleri üzerinde çalışıyor ve doğal olarak mobil ve web kanallarına eşit önemi gösteriyor. Dijital düşünmek onların DNA’sında olduğundan takımdaki her bir eleman dijital teknoloji hakkında içgüdüsel bir anlayışa sahip.

Chief-Digital-Officer-digital-manager-640x360

LinkedIn bugün hali hazırda 1300 CDO listeliyor fakat SEO yüzeyinin altında özellikle büyük şirketlerde “Medya Müdürü (Chief Media Officer)”, “Dijital Strateji Müdürü (Head of Digital Strategy)”, “Dijital Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (VP Digital Marketing veya kısaca VP Digital)” unvanlarıyla pek çok dijital yönetici mevcut. Çoğunun önümüzdeki sene içinde profillerini güncellemelerini ve “yükseltmelerini” bekleyebilirsiniz.

CDO rolü yaygın hale gelirken Chief Digital Officer Global Forum gibi eş görevli kişiler tarafından yönetilen etkinlikler benzer akla sahip profesyoneller topluluğunun geliştiğinin göstergesi. Bu tip yerler aynı zamanda yetenekli CDO’lar ile haşır neşir olmak, onlarla en iyi yöntemler hakkında tartışmak ve elbette onları keşfetmek için çok uygun.

Bu yazı Neha Sampat tarafından yazılmış ve ilk kez TechCrunch sitesinde yayınlanmıştır.