Apple, dün 92 ülkedeki iPhone kullanıcılarına, telefonlarının “paralı casus yazılımı” saldırısına hedef olabileceği konusunda uyarı gönderdi. Şirket, kimliği belirsiz saldırganların, iPhone’ları uzaktan ele geçirmeye çalıştığını tespit ettiğini duyurdu.
Uyarıda, “Apple Kimliğiniz ile ilişkili iPhone’unuz paralı casus yazılımı saldırısına hedef alındı. Bu saldırı muhtemelen kim olduğunuz veya ne yaptığınız nedeniyle size özel olarak yöneltilmiştir. Bu tür saldırıları tespit ederken kesinlik elde etmek imkansız olsa da, Apple bu uyarı konusunda yüksek bir güvene sahiptir – lütfen ciddiye alın” ifadeleri yer aldı.
Apple, bu tür uyarıları yılda birkaç kez gönderiyor ve 2021’den bu yana 150’den fazla ülkedeki kullanıcıyı tehditlerden haberdar etti. Geçen Ekim ayında ise Hindistan’daki bazı gazeteci ve politikacılara benzer bir uyarı gönderildi. Daha sonra, insan hakları savunucusu Amnesty International, casus yazılım üreticisi NSO Group’un casus yazılımı Pegasus’un Hindistan’daki önemli gazetecilerin iPhone’larında tespit edildiğini bildirdi. (Edindiğimiz bilgilere göre, Apple’ın son uyarı alanlar arasında Hindistan’daki kullanıcılar da bulunuyor.)
Seçimlerle ilgili olabilir mi?
Bu casus yazılım uyarıları, birçok ülkenin seçimlere hazırlandığı bir dönemde geliyor. Son aylarda, birçok teknoloji şirketi, hükümetlerin seçim sonuçlarını etkilemeye yönelik girişimleri konusunda kullanıcılarını uyardı. Ancak Apple’ın uyarılarında bu zamanlamanın nedenine değinilmedi.
Şirket, etkilenen müşterilere, “Bu bildirimi size göndermemize neden olan daha fazla bilgi sağlayamıyoruz, çünkü bu, paralı casus yazılımı saldırganlarının tespitten kaçınmak için davranışlarını uyarlamalarına yardımcı olabilir” açıklamasında bulundu.
Apple daha önce saldırganları “devlet destekli” olarak tanımlasa da, bu tanımları şimdi “paralı casus yazılımı saldırıları” ile değiştirmiş durumda.
Müşterilere gönderilen uyarıda ayrıca, “NSO Group’un Pegasus’u gibi paralı casus yazılımı saldırıları son derece nadirdir ve normal siber suçlu faaliyetlerinden veya tüketici kötü amaçlı yazılımlarından çok daha karmaşıktır” ifadesi yer alıyor.
Apple, bu tür saldırıları tespit etmek için yalnızca “dahili tehdit istihbaratı bilgileri ve araştırmalarına” güvendiğini söyledi. Şirket açıklamasında, “Araştırmalarımız asla kesinlik elde edemese de, Apple tehdit bildirimleri, bir kullanıcının paralı casus yazılımı saldırısıyla bireysel olarak hedef alındığına dair yüksek güvenli uyarılardır ve çok ciddiye alınmalıdır” ifadelerine yer verdi.
Milyarder girişimci Elon Musk, gelecek yılın sonuna kadar yapay zekanın insan zekasını geride bırakacağını iddia ediyor. Musk’a göre, teknolojinin elektrik ve donanım taleplerini karşılayabilmesi halinde, yapay zeka modellerinin kapasitesi insan zekasını geçecek.
Tesla, SpaceX ve X’in yöneticisi olan Musk, Pazartesi günü Norges Bank Yatırım Yönetimi CEO’su Nicolai Tangen ile yaptığı bir röportajda, gelecek beş yıl içinde yapay zekanın muhtemelen insanların yeteneklerini aşacağını iddia etti. Musk, yapay genel zeka adını verdiği ve herhangi bir alandaki en yetenekli bireyleri bile yenebilecek kadar güçlü olan yapay zeka araçlarının geliştirilmesi konusunda sürekli iyimser olduğunu belirtti.
Musk‘un bu tahmini, daha önce kendisinin ve diğerlerinin yapay zeka gelişimi için öngördüğü zaman çizgisinin ötesine geçiyor. Musk, geçen yıl tam akıllı yapay zekaya (AYZ) 2029 yılına kadar ulaşılacağını tahmin etmişti. Ancak son 18 aydaki hızlı gelişmeler, yapay zekanın sınırlarını beklenenden daha hızlı bir şekilde ileri taşıdı. Bu gelişmeler arasında video oluşturma araçlarının ve daha yetenekli sohbet robotlarının piyasaya sürülmesi de bulunuyor.
Ancak, gelişimin hızı Nvidia tarafından üretilen mikroçiplerin tedarikindeki darboğaz nedeniyle yavaşladı. Musk‘a göre, bu kısıtlamaların hafiflemesiyle birlikte yeni yapay zeka modellerinin gelişiminde ilerleme sağlanacak.
Musk‘un yapay zeka girişimi xAI‘nin, GPT-4’ten daha iyi olması gereken ikinci bir versiyonunu eğittiği belirtiliyor. Musk, xAI’ye daha fazla zaman ve kaynak ayırdığını ve şirketin OpenAI ile rekabet edebilmek için milyarlarca dolar toplamaya çalıştığını söyledi.
Elon Musk, son on yılda yapay zeka alanında merkezi ve tartışmalı bir rol oynadı. 2015 yılında OpenAI’nin kurucu ortağıydı ancak 2018‘de şirketten ayrıldı. Son olarak, Mart ayında OpenAI ve eski ortağı Sam Altman’a karşı bir dava açarak, şirketin insanlığın yararına yapay zeka oluşturma misyonunu tehlikeye attığını iddia etti; ancak OpenAI bu iddiayı şiddetle reddetti.
Çevreci teknoloji yatırımları ve projeleri ile sürdürülebilir dijital dönüşümü amaçlayan Türk Telekom, Schneider Electric ile sürdürülebilirlik, verimlilik ve ayrıca 5G sayesinde endüstrilerin dijitalleşmesi odaklı otomasyon ve yazılım çözümleri ile enerji yönetimi teknolojilerini kapsayan stratejik bir iş birliğine imza attı. Endüstriyel Otomasyon alanında kurumsal müşterilere uçtan uca sağlanacak çözümleri içeren anlaşma, iki firmayı 5G hazırlık sürecinde de dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik alanlarında stratejik iş ortağı olarak konumlandırırken Türkiye’nin uzun vadeli endüstriyel stratejilerine katkıda bulunmayı amaçlıyor.
Türk Telekom Pazarlama ve Müşteri Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Özden, “Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik eden bir kurum olarak, sürdürülebilir bir gelecek için teknoloji alanındaki birikimimizi hayatın tüm alanlarına yansıtacak çevresel ve sosyal alanlarda öncü adımlar atıyoruz. Güçlü fiber altyapımızla Türkiye’de 5G’ye en hazır operatör olarak, bugün ve gelecek için, ürün ve servislerimizi yeni nesil teknolojiler ile zenginleştirmeye devam ediyoruz. İşletmelerimizin ve endüstrilerin dijitalleşmesine destek vererek ekonomik büyümelerinde etkin rol alıyoruz. Bu kapsamda; Schneider Electric ile endüstrilerin sürdürülebilirlik ve verimlilik hedeflerine ulaşmaları için sağladığımız hizmetleri artırmak amacıyla; endüstriyel otomasyon ve enerji yönetim teknolojilerini kapsayan stratejik iş birliğimizin önemli olduğuna inanıyoruz” dedi.
Endüstrilerin sektörel ihtiyaçlarını tek merkezden karşılayacak
Yapılan iş birliği ile kurumsal müşterilerine uçtan uca çözüm sağlamayı amaçlayan Türk Telekom, Endüstriyel Otomasyon, Enerji Yönetimi, Dijital Dönüşüm dikeylerinde Schneider Electric ile iş ortaklığı yapacak. Türk Telekom telekomünikasyon sektöründeki liderliği ve tecrübesiyle, 5G ve ötesi haberleşme alt yapıları için yürütmekte olduğu çalışmalarını, endüstrilerin sektörel ihtiyaçlarını tek merkezden karşılayacak şekilde genişletecek. Kestirimci Bakım, Dijital İkiz, Robotik Sistemler, Üretim Yönetim Sistemleri, Bina Yönetimi Çözümleri, Enerji Kaynakları Yönetimi Çözümleri gibi pek çok farklı dikeyde endüstriyel otomasyon çözümlerini, 5G tabanlı mobil özel şebeke teknolojileri uçtan uca sunacak.
Schneider Electric Türkiye, Orta Asya Bölgesi Dijital Enerji ve Secure Power İş Birimi Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Sağlam, “Bugün binalardan veri merkezlerine, endüstriyel tesislerden enerji altyapılarına kadar her segmentte dönüşümü tetikleyen IoT, otomasyon, dijital ikiz gibi teknolojiler, 5G bağlantısının yaygınlaşması ile yeni bir boyut kazanacak. Birçok yeni cihaz, hizmet ve uygulama kullanıma sunulacak. 186 yıllık köklü ve küresel bir deneyime sahip Schneider Electric olarak IoT özellikli, açık mimari ve platformumuz EcoStruxure, güçlü agnostik yazılım portföyümüz ve bu alanda uzman şirketimiz AVEVA ile birlikte bu dönüşüme liderlik etmeyi bir misyon olarak ele alıyoruz. Dünyanın önde gelen bağımsız yazılım şirketleriyle iş ortaklıkları aracılığıyla da müşterilerimizin yenilikçi otomasyon çözümlerinden yararlanmalarına yardımcı oluyoruz. Böylece dijital ve inovatif çözümlerle müşterilerimizin kârlılığı ve güvenilirliğini garanti altına alırken, verimlilik ve karbondan arındırma odaklı bir strateji ile de sürdürülebilir bir değer sunuyoruz. Bu doğrultuda çalışmalarımıza güç katmak ve ülkemizin ve bölgenin dönüşümüne hizmet etmek üzere Türk Telekom ile stratejik bir iş birliğine imza atıyoruz. Kapsamı ve yaratacağı değer ile alanında ilk olacak bu iş birliğiyle Türkiye’nin dijital ve sürdürülebilir gelişimine hız katacağız” dedi.
Türk Telekom, çevreci teknoloji yatırımları ve projeleri ile sürdürülebilir dijital dönüşümü amaçlarken Schneider Electric ile Enerji ve Sürdürülebilirlik alanını da kapsayan stratejik iş ortaklığına imza attı. Çevre, su ve iklim değişikliği alanlarında çalışmalarıyla sektöre katkı sunan Schneider Electric, Türkiye’nin sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm eylem planlarına katkı sunacak geliştirmelerini Türk Telekom ile birlikte yapacak.
Teknoloji devi Apple, yapay zeka (yapay zeka) modellerini eğitmek için stok içerik platformu Shutterstock ile milyonlarca dolarlık bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Apple’ın yapay zeka teknolojisini yeni bir seviyeye taşıma hırsının altını çiziyor.
Yapay zekanın potansiyelini ortaya çıkarmak için veriler kritik öneme sahip. Apple’ın Shutterstock ile yaptığı anlaşma, şirketlerin yapay zeka yarışında başarı elde etmek için geniş ve çeşitli veri setlerine erişim sağlamanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Shutterstock’un sahip olduğu yüz milyonlarca fotoğraf, resim, video ve müzik dosyası, Apple’ın yapay zeka modellerine muazzam bir öğrenme kaynağı sunacak.
Anlaşmanın kapsamı
Anlaşmanın maliyetinin 25-50 milyon dolar arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu rakam, yapay zeka eğitimi için veri ihtiyacının artmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni bir pazarın boyutunu da ortaya koyuyor. Apple’ın yanı sıra teknoloji devi Meta, Google ve Amazon’un da Shutterstock ile benzer anlaşmalar yapması, bu pazarın rekabetçi yapısını gözler önüne seriyor.
Yapay zekanın geleceğine yön veren işbirliği
Apple’ın bu hareketi, gelecekteki yapay zeka uygulamaları için önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor. Shutterstock ile el ele verilen bu işbirliği, Apple’ın yapay zeka asistanı Siri’nin yeteneklerini geliştirmesine ve Apple ürünlerindeki yapay zeka tabanlı özellikleri güçlendirmesine olanak tanıyacak.
Uzmanlar, yapay zeka teknolojisinin muazzam bir ekonomik potansiyele sahip olduğunu belirtiyor. Büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka eğitim verileri için on milyonlarca dolar harcamaya hazır olması, bu görüşü destekliyor. Bu durum, yapay zeka tabanlı çözümlerin önümüzdeki yıllarda katlanarak büyüyen bir pazar yaratacağını işaret ediyor.
Apple’ın Shutterstock ile yaptığı anlaşma, yapay zeka alanındaki rekabetin kızıştığını gösteriyor. Bu anlaşma, Apple’ın yapay zeka teknolojisini geliştirmesinde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor ve gelecekteki yapay zeka uygulamalarına öncülük edebilecek potansiyele sahip.
Elon Musk’ın Neuralink girişimine rakip olan Synchron, beyin implantı cihazı için gerekli olan büyük ölçekli klinik deney için hasta toplamaya başladı. CEO Thomas Oxley, Pazartesi günü başlayacak çevrimiçi kayıtla düzinelerce katılımcıyı araştırmaya dahil etmeyi planladıklarını ve 120 klinik araştırma merkezinin çalışmaya ilgi gösterdiğini açıkladı.
Synchron’un cihazı, Neuralink’ten farklı olarak cerrahi işlem yerine beyne yerleştirilen bir damar yoluyla beyne iletiliyor. Şirket, Temmuz 2021’de ABD’den ön testler için izin almış ve altı hastaya implantasyon gerçekleştirmiş. Avustralya’da yapılan ön testlerde de herhangi bir yan etki görülmemiş.
Synchron, daha büyük bir çalışmaya başlamadan önce ABD Gıda ve İlaç İdaresi’nden (FDA) izin bekliyor. Oxley, şirketin ALS, felç ve multipl skleroz hastalarını da araştırmaya dahil etmeyi planladığını söyledi.
New York’taki Mount Sinai, Buffalo Üniversitesi Nöroşirürji ve Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi (UPMC) ön çalışmada işbirliği yapıyor. UPMC’den Dr. David Lacomis, ekibinin hala ön insan testlerine katıldığını ve çalışmanın iyi gittiğini belirtti. Buffalo Üniversitesi’nden Dr. Elad Levy ise “Sitemiz ilk ve tek inme hastasını kaydetmiştir, çünkü bunun fayda sağlayabilecek önemli bir popülasyon olduğunu düşünüyoruz” dedi.
Synchron ve Neuralink, beyin-bilgisayar arayüzü (BCI) cihazları olarak adlandırılan bir alanda rekabet ediyor. Bu tür cihazlar, bilgisayarlarla doğrudan iletişim kurmak için beyne nüfuz eden veya yüzeyine oturan elektrotlar kullanıyor. Hiçbir şirket BCI beyin implantı pazarlamak için nihai FDA onayı almamıştır.
Synchron’un cihazı, Neuralink’in aksine, invaziv olmayan bir testle hastaların implantasyona uygun olup olmadığını belirlemeyi mümkün kılıyor. Bu da Synchron’un pazarını genişletmesine imkan sağlayabilir.
Synchron, Mayıs ayında üretimi artırmak için tıbbi bileşen üreticisi Acquandas’ın hisselerini satın aldı. Reuters’in haberine göre Musk geçmişte Synchron’a yatırım konusunda yaklaşmıştı.
Teknoloji devi Google’ın ana şirketi Alphabet, ABD ve Avrupa Birliği’nde düzenleyici kurumların yakın takibinde bulunuyor. Şirketin pazarlama yazılımı alanında faaliyet gösteren ve 34 milyar dolarlık piyasa değerine sahip olan HubSpot’u satın alma planları, düzenleyicilerin dikkatini çekiyor. Ancak Google’ın bu satın alım kararını vermeden önce ihtiyatlı davrandığı ve düzenleyici kurumlardan çekindiği belirtiliyor. Son bilgilere göre, Google henüz satın alımın antitröst risklerini araştırmakta ve kararını vermemiş durumda.
Google’ın bu satın alım girişimi, antitröst endişelerine yol açabilir. Ancak çoğu uzman ve analist, Google’ın bu adımının rekabeti engelleyici olmayacağını düşünüyor. HubSpot, müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) yazılımı sektöründe faaliyet gösteriyor ve bu alanda Salesforce, Adobe, Microsoft ve Oracle gibi büyük oyuncular bulunuyor. Araştırma şirketi Gartner’a göre, HubSpot’un pazar payı yüzde 4,9 iken diğer büyük şirketlerin payları yüzde 15 civarında seyrediyor.
Ancak, ABD ve Avrupa düzenleyici kurumlar artık teknoloji devlerinin satın almalarını sıkı bir şekilde denetliyor. Uzmanlar, Google’ın HubSpot’u satın alma planı halinde yoğun bir inceleme ve muhtemelen mahkeme süreciyle karşılaşabileceğini öngörüyor. Zira Google zaten ABD’de açılan iki davada çevrimiçi arama alanındaki hakimiyeti ve dijital reklamcılık pazarını tekelleştirmesiyle suçlanıyor. Aynı zamanda Avrupa Birliği’nde de Dijital Piyasalar Yasası’na aykırı hareket ettiği gerekçesiyle soruşturma altında bulunuyor.
Bu durum, Google’ın önündeki engellerin arttığını gösteriyor. Ancak şirketin, rekabetin korunması ve düzenleyici uyumun sağlanması yönünde adımlar atmaya devam etmesi bekleniyor. Bu süreçte, Google’ın hem iş stratejilerini gözden geçirmesi hem de düzenleyici kurumlarla iş birliği yaparak mevcut yasalara uyum sağlaması gerekebilir. Bu durumda, Google’ın HubSpot’u satın alma sürecindeki ilerleyişi, sadece şirketin değil, genel olarak teknoloji sektörünün geleceğini de etkileyebilir.
İçişleri Bakanlığı‘nın 1 Ocak 2017 tarihinden itibaren yeni çipli kimlik kartlarına geçilmesi gerekliliğini duyurmasının ardından bugün yaklaşık 80 milyon kişi yeni kimlik kartını kullanmaya başladı.
Yeni çipli kimlik kartlarında temaslı ve temassız olmak üzere birbirinden bağımsız iki adet çip bulunuyor. Temaslı, yani kart yüzeyinde kontak kısmı görünen çip, kontak kısmından bir cihaza bağlanarak kullanılabiliyor. Elektronik Kimlik Uygulaması, Kimlik Doğrulama Uygulaması, Elektronik İmza Uygulaması, Acil Sağlık Bilgisi Uygulaması, Ehliyet uygulamasının yanı sıra sonradan yüklenebilecek dört farklı uygulama çipte bulunuyor. Temassız yani görünmeyen gömülü çip yakın temas özelliği olan cihazlarla kullanılabiliyor. Pasaport, temassız (görünmeyen) çip uygulaması olarak öne çıkıyor.
Yeni çipli kimlik kartlarının dijital entegrasyonunu sağlayarak, kamu kurumlarında ve özel sektördeki pek çok alanda kimlik doğrulama işlemini gerçekleştirmeye imkân sağlayan mobil kart erişim cihazı biOnay’ın Kurucu Ortağı Ümit Yaşar Usta, çipli kimlik kartlarının özellikleriyle ilgili şunları söylüyor: “Pasaport (temassız) uygulama her ne kadar uluslararası standartlara (ICAO) uygun olsa da sadece Azerbaycan, KKTC, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova gibi anlaşmalı ülkelerde geçerli. Diğer tüm uygulamalar temaslı çipte. Temaslı çip çok daha güvenlikli. PIN ve parmak izi doğrulama mevcut. Temaslı çipte kimlik doğrulama ve e-imzayı zaten kullanıyoruz. Ehliyet ve acil sağlık uygulamaları çalışıyor ama henüz kullanılmıyor. Ayrıca temaslı çipte dört ekstra uygulama alanı var. Mesela bir tanesi ödeme olabilir. Bunlar zamanla hayata geçecek uygulamalar.”
Meta, büyük dil modeli Llama 3‘ün yeni bir sürümünü beklenenden önce piyasaya sürebilir. The Information‘ın raporlarına göre, bu yeni model, önümüzdeki hafta içinde küçük bir versiyonla kullanıcılara sunulabilir. Tam açık kaynaklı modelin ise Temmuz ayında çıkması planlanıyor ve Claude 3 ve GPT-4 gibi rakip modellerle rekabet edebilecek yetenekte olduğu iddia ediliyor.
Instagram’ın sahibi olan Meta, Llama ve diğer yapay zeka modellerini eğitmek için büyük yatırımlar yapıyor. Bu çabalar arasında Nvidia’dan yüz binlerce H100 GPU satın alma gibi girişimler de bulunuyor.
Meta Llama 3, Claude Haiku veya Gemini Nano gibi modellerle rekabet edebilecek küçük boyutlu bir dil modelinden, GPT-4 veya Claude Opus gibi daha büyük tam yanıt ve muhakeme yeteneklerine sahip modellere kadar geniş bir yelpazede çeşitli boyutlarda gelecek. Ancak, Llama 3 hakkında detaylı bilgi bulunmamakla birlikte, açık kaynak kodlu olması ve metin ve görsel girdileri anlayabilen çok modlu bir model olması bekleniyor.
Meta Llama 3 farklı boyutlarda bir dizi sürümü olması muhtemel, bu da 7 milyar parametrelik küçük versiyonlardan 100 milyardan fazla parametre içeren büyük versiyonlara kadar değişebilir. Ancak, bu parametre sayısı hala GPT-4’ün eğitimi için kullanılan trilyonlarca parametreden daha küçük olacak.
Selefinin aksine, Llama 3’ün aşırı ılımlılık kontrolleri ve katı korkuluklar nedeniyle eleştirilere neden olan daha az ihtiyatlı bir yaklaşıma sahip olması bekleniyor.
Meta’nın bu yeni dil modeliyle ilgili detaylar, önümüzdeki hafta piyasaya sürülecek olan küçük versiyonunun kullanıcılar tarafından erken denendiğinde daha fazla netlik kazanacak.
Son yıllarda yapay zeka teknolojisi finanstan sanata, eğitimden güvenliğe kadar birçok alana damgasını vurdu. Dünyayı değiştiren bu teknolojiyle ilgili hukuki düzenlemelerin ilkini Avrupa Birliği Mart ayında onayladı. Türkiye’de ise henüz bir düzenleme yok. Gelecekte yapay zekanın hukuk alanında çok etkin olacağını, davalarda kullanılacağını ancak son sözü yine insanın söyleyeceğine dikkat çeken Bahçeşehir (BAU) Üniversitesi İdari Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yayla, ülkemizde yapay zeka düzenlemesinin bir an önce yapılması gerektiğini vurguladı. Yayla, konunun 16-17 Nisan’da yapılacak Future AI Summit 24’te de ele alınacağını ifade etti.
Yapay zekanın hukuki statüsü hakkında çalışmalar yapılıyor
Bahçeşehir (BAU) Üniversitesi İdari Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yayla
Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi başta olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerin yapay zekanın hukuki statüsü hakkında çalışmalar yaptığını belirten Prof. Dr. Ahmet Yayla, ülkemizde düzenleme konusunda henüz yeterli ve somut adımın atılmadığını belirtti. Her geçen gün gelişen yapay zeka teknolojisiyle ilgili yasanın, mutlaka bir an önce hazırlanması gerektiğini vurgulayan Yayla, şunları söyledi: “Yapay zeka sistemleri büyük miktarda veriye dayanarak birtakım kurallar koyabiliyor. Bu kurallara dayanarak da hukuki sonuç doğuran kararlar alabiliyor. Bu kararlar temel hak ve hürriyetleri ilgilendirebilir. Örneğin güvenlik açısından sakıncalı olabilecek kişileri tespit etmek için kullanılacak bir yapay zeka sistemi, kişi hürriyeti ve güvenliğini ilgilendirecektir. İşe alımlarda başvuran kişiler arasından en uygun olanı seçmek için kullanılacak bir yapay zeka sistemi, çalışma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilir. Temel hak ve hürriyetleri sınırlandırabilmesi Anayasamıza göre ancak kanunla mümkün olabilir. Şu halde, bir yapay zeka yasasına ihtiyaç vardır.”
Avrupa Birliği yapay zeka ile manipülasyonu yasakladı
Avrupa Birliği’nin (AB) uzun bir çalışma sonrasında yasal düzenleme yaptığını belirten Prof. Dr. Ahmet Yayla, bilinçaltı mesajlar vererek kişileri manipüle edecek yapay zeka sistemlerinin tamamen yasaklandığını söyledi. Diğer yapay zeka sistemleri arasında da konularına göre yüksek riskli sistemler ve bu nitelikte olmayanlar bakımından ayırım yapıldığını vurgulayan Yayla, ülkemizde yapılacak düzenleme için bu çalışmanın kılavuz olabileceğini söyledi.
Yapay zeka ile ilgili hazırlanacak kanunda mutlaka yapay zekanın öğrenme aşamasına ilişkin etkin bir denetimi sağlayacak hükümlerin de bulunması gerektiğine dikkat çeken Yayla, “Öğrenme aşamasında kullanılan verilerin sıhhati, sistemin işleyişinde hukuka aykırı hareket etme ihtimalini asgari seviyeye indirebilmek bakımından zorunludur. Örneğin; bir yapay zeka sistemine geçmişe ilişkin verileri olduğu gibi denetimsiz biçimde aktardığımızda cinsiyetçi ya da ırkçı kararlar veren bir sistem elde etmemiz kaçınılmaz. Çünkü, bugüne kadar insanlığın biriktirdiği verilerde ayırımcılık var.” dedi.
“Basit uyuşmazlıklar haricinde gerçek kişi olan yargıç ve diğer hukukçuların içinde olmadığı bir yargılama faaliyeti düşünülemez” diyen Yayla, yargılamada araç olarak yapay zeka sistemlerinin kullanılabileceğini belirtti. Yayla, Amerika Birleşik Devletleri’nde, son karar yargıca ait olmak kaydıyla, hükümlülerin tekrar suç işleme ihtimaline ilişkin değerlendirmede yapay zeka sisteminden yararlanıldığını söyledi.
Son söz insanın olacak
Yapay zekanın kısa, orta ve uzun vadede yargıda daha yaygın kullanılacağını ifade eden Yayla, tüm aşamalarda son sözü söyleyecek olanın insan olacağına vurgu yaptı. Yayla, yapay zekanın kısa vadede özellikle uyuşmazlıkla ilgili emsal yargı kararlarının araştırılması, öğretinin görüşlerinin tespit edilmesi, yargılamaya ilişkin bazı belgelerin oluşturulması gibi işlerde rol oynayacağını belirtti. Orta vadede bazı uyuşmazlıkların çözümünün tek başına yapay zeka sistemlerine bırakılacağını, uyuşmazlık hakkında mahkemelerin ne yönde karar vereceğini öngörmenin mümkün olacağını da söyleyen Yayla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hakimlerinin kararlardaki görüş yazılarından hareketle önceden belirli bir uyuşmazlıkta nasıl bir karar verileceğini tespit eden bir yapay zeka sisteminin geçmişte denendiğini söyledi. Prof. Dr. Ahmet Yayla uzun vadede yaşanacak olanlarla ilgili ise şu öngörüde bulundu: “Uzun vadede yargılamaya ilişkin işlemlerin büyük bölümünün yapay zeka sistemlerine bırakılması söz konusu olabilir. Ancak yargılamanın tümüyle yapay zekaya devredildiği bir gelecek öngörmüyoruz. Yargılamada son söz mutlaka gerçek hukuk süjelerine bırakılmalıdır. Yani insan her zaman devrede olmalıdır. Buna öğretide ‘Human in the loop’ (döngüde bir insanın olması şartı) diyorlar. İnsan onuru, ‘insan dışı yapay bir varlığın’ alacağı kararlara tabi olmamayı, onun tahakkümü altına girmemeyi gerektirir.”
Dava süreleri kısalacak
Yapay zekanın davaların hızlı sonuçlanmasında olumlu bir katkısı olacağını ifade eden Prof. Dr. Ahmet Yayla, “Bir davanın hazırlanması aşamasında mevzuat ve içtihad taraması, dilekçelerin bazı bölümlerinin ve diğer gerekli metinlerin hazırlanması, bazı delillerin tespiti gibi zaman alan ve uyuşmazlığın esasına ilişkin nitelikli hukuki muhakeme gerektirmeyen işlerin yapılması gerekmektedir. Yapay zeka sistemleri bu işlerin hızlı biçimde yapılmasını sağlayarak davaları hızlandıracaktır” dedi.
Yapay zeka ve hukuk konusu Bahçeşehir Üniversitesi’nin ev sahipliğini yapacağı Future AI Summit’24’te de konuşulacak. Yapay zeka alanında çalışma yapan yerli ve yabancı uzmanları bir araya getirecek zirvede, hukuk dışında, tarım, eğitim, sağlık, finans, pazarlama, mühendislik, yazılım, tarım, savunma sanayi, kreatif endüstriler, üretim ve lojistik alanlarında yapay zekanın kullanılması ve gelecekte öngörülen tablo konuşulacak. Microsoft, İntel, Microsoft, Huawei, Arçelik gibi 50’den fazla firmasının stant açacağı zirvede tarım alanında faaliyet gösteren bazı markalar da yer alacak.
Güneş tutulması, internet kullanıcılarını ekranlarından uzaklaştırarak çevrimdışı bir deneyime yönlendirdi. Cloudflare’in verilerine göre, Maine, New Hampshire ve Ohio gibi eyaletlerde internet trafiği tutulma sırasında yüzde 40 veya daha fazla düşüş yaşadı.
Meksika, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’nın bazı bölgelerinde güneşin ışığını engelleyen ay, online kullanıcıları gökyüzündeki olağanüstü gösteriye odaklanmaya davet etti.
Cloudflare, dünya genelindeki web sitelerinin yaklaşık yüzde 20’si tarafından kullanılan bir bulut bilişim hizmeti olarak, izleyicilerin gerçek dünya deneyimini takip etmek için dijital cihazlarına ara verdiği sırada internet trafiğinin düştüğünü tespit etti.
En büyük düşüşlerin yaşandığı eyaletler arasında Vermont, Arkansas, Indiana, Maine, New Hampshire ve Ohio yer alıyor. Cloudflare, bu eyaletlerde internet trafiğinin tutulma sırasında yüzde 40 ila yüzde 60 oranında düştüğünü belirtti.
Diğer yandan kısmi manzaraya sahip eyaletlerde de internet aktivitesinde azalmalar gözlendi. Örneğin, New York’taki internet trafiği, Doğu saatiyle 15:25’te bir önceki haftaya kıyasla yüzde 29 oranında azaldı.
110 mil genişliğindeki bütünlük yolu, Meksika’nın Mazatlán kentinden Montreal’e kadar uzanıyor ve tutulma bölgesinde yer alan bölgelerde internet trafiğinin azaldığı gözlendi. Örneğin, Meksika’nın Durango eyaletinde internet trafiği yüzde 57 azalırken, Mexico City’de yüzde 22 azaldı.
Güneş tutulmasının süresi konuma göre değişti; bazı bölgelerde dört dakikadan fazla sürerken bazılarında sadece bir ya da iki dakika sürdü.
Tam güneş tutulması Kanada’nın doğu kıyısı açıklarında sona erdi ve Prens Edward Adası’nda yerel saatle 16:35’te trafik yüzde 48 oranında azaldı. Güneş tutulması, insanların gözlerini gökyüzüne dikmelerini sağlayarak dijital dünyadan uzaklaşmalarına neden oldu.
Teknoloji devi Mediatek, son zamanlarda yaklaşmakta olan amiral gemisi işlemcisi Dimensity 9400 ile dikkatleri üzerine çekiyor. İşte bu yeni işlemci, akıllı telefon dünyasında bir dönüm noktası olabilir. Gelen bilgilere göre, Dimensity 9400, bugüne kadar üretilen en büyük işlemci olacak ve akıllı telefon endüstrisinde heyecan uyandırıyor.
Bu yeni çipsetin, 150 mm² zar alanına ve 30 milyardan fazla transistöre sahip olacağı iddia ediliyor. Bu, Dimensity 9300‘de bulunan transistör sayısından %32 daha fazla bir artış anlamına geliyor. Büyük zar alanı, daha yüksek önbellek ve daha büyük Nöral İşlem Üniteleri gibi özelliklerin eklenmesine olanak tanıyarak performansı artırabilir. Ancak, bu büyüme doğal olarak maliyeti de artırırken, Dimensity 9400‘ün, Mediatek‘in şimdiye kadar ürettiği en pahalı akıllı telefon işlemcisi olabileceği söyleniyor.
Dimensity 9400‘ün performansıyla ilgili iddialar da oldukça cesaret verici. Geekbench 5 testine göre 1900/8500 ve Geekbench 6 testine göre 2800/10000 puanın üzerinde skor elde edeceği tahmin ediliyor. Ayrıca, GPU tarafında ARM‘ın yeni nesil grafik işlemcisi sayesinde, önceki nesillere göre %20’lik bir performans artışı ve verimlilik sağlayarak Qualcomm‘un Snapdragon Gen 4‘ünü geride bırakabilir.
Ancak, Dimensity 9400‘ün geliştirilme sürecinde bazı zorluklarla karşılaşıldığı da belirtiliyor. Özellikle, ARM‘ın yeni Cortex-X5 çekirdeklerinden kaynaklanan ısınma sorunları yaşandığı aktarılıyor. Ancak, Mediatek‘in bu sorunu çözmek için kalıp boyutunu artırarak bir çözüm bulduğu düşünülüyor.
Tüm bu bilgiler ışığında, Dimensity 9400‘ün akıllı telefon endüstrisinde bir devrim yaratabileceği düşünülüyor. Detaylar ve performans testleriyle ilgili daha fazla bilgi beklenirken, bu işlemcinin sektördeki standartları yeniden belirleyebileceği umuluyor.
Britanyalı ünlü fizikçi Peter Higgs, yaşamını yitirdiğinde 94 yaşındaydı. İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da bulunan evinde huzur içinde hayata gözlerini yumdu. Higgs’in ölümü, bilim dünyasında büyük bir kayba işaret ediyor. Nobel Fizik Ödülü sahibi olan Higgs, temel parçacıkların kütle kazanmasını açıklayan teorisiyle modern fiziğin temel taşlarından birini oluşturdu.
Peter Higgs‘in adı, 1964’te ortaya koyduğu teoriyle özdeşleşti. Bu teori, temel parçacıkların kütle kazanmasını sağlayan bir mekanizma önerdi ve bu parçacığa da kendi adını verdi: Peter Higgs Bozonu. Bu teori, o zamandan beri parçacık fiziğinin temelini oluşturan Standart Model‘in ana bileşenlerinden biri olarak kabul ediliyor.
2012 yılında CERN‘deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda yapılan deneyler, Higgs‘in teorisinin doğruluğunu kanıtladı ve ona Nobel Fizik Ödülü‘nü getirdi. Ödülü, çalışmalarına önemli katkı sağlayan Belçikalı fizikçi François Englert ile birlikte aldı. Bu ödül, Peter Higgs’in bilimsel dehasını ve evrenin temel yapısını anlama yolundaki çabalarını taçlandırdı.
Higgs‘in kariyeri büyük ölçüde Edinburgh Üniversitesi‘nde geçti. Burada yaptığı çalışmalar, modern fiziğin gelişimine önemli katkılarda bulundu ve birçok genç bilim insanına ilham verdi. Edinburgh Üniversitesi Rektör Yardımcısı Peter Mathieson, Higgs‘in bilgi ve vizyonunun, dünya hakkındaki anlayışımızı derinleştiren ve zenginleştiren bir miras bıraktığını ifade etti.
Peter Higgs Bozonu, evrenin temel parçacıklarından biri olarak kabul edilir. Evrenin her köşesinde var olan bu parçacık, diğer parçacıklara kütle kazandıran bir alanla ilişkilendirilir. Higgs Parçacığı‘nın varlığı, evrenin oluşumunu ve yapısını anlamamız için hayati bir öneme sahiptir.
Peter Higgs‘in vefatı, bilim dünyasında büyük bir boşluk yaratırken, mirası ve bilimsel katkıları sonsuza kadar hatırlanacaktır. Onun çalışmaları, insanlığın evreni anlama yolculuğunda ışık tutmaya devam edecek ve gelecek nesiller için ilham kaynağı olmaya devam edecektir.
Suudi Arabistan’ın cesur ve çığır açıcı projesi olan 170 kilometrelik çizgi şehir “The Line“, ilk aşamada planlanandan daha mütevazı bir şekilde hayata geçirilebilir. Bloomberg’in kaynak gösterdiği habere göre, projenin gerektirdiği büyük miktardaki dış yatırımın sağlanamaması yetkilileri endişelendiriyor. Suudi Arabistan’ın sınırsız gibi görünen petrol gelirlerine rağmen, bu tür bir mega projenin finansmanı sınırlı kaynaklarla gerçekleştirilmek zorunda kalabilir.
Şehir, başlangıç aşamasında 2.4 kilometrelik bir uzunlukla planlanmış durumda. Yüksekliği 500 metre olan sıralı gökdelenlerden oluşacak ve genişliği 200 metre olacak. Projenin tamamlanması hedeflenen tarih ise 2030. Ancak, önceki tahminlerin aksine, nüfusun başlangıçta öngörülen 1.5 milyon yerine 300 binden az olabileceği belirtiliyor. Bununla birlikte, yetkililer şehrin zamanla normal bir şehir gibi büyüyeceğini ve ihtiyaçlar doğrultusunda yeni işyerleri, konutlar ve turistik alanlar ekleyebileceklerini ifade ediyorlar.
Projenin inşaat videosu incelendiğinde, hala oldukça iddialı ve devasa bir ölçekte olduğu görülüyor. Ancak, 170 kilometrelik uzunluğa ve 9 milyon kişinin yaşayacağı çizgi şeklindeki şehir hedefine ulaşmak için henüz çok yol kat etmek gerekiyor. Bu projenin gerçekleştirilmesi, bir dizi zorluk ve engelin üstesinden gelmeyi gerektiriyor ve bu da zaman alabilir.
ABD, küresel çip endüstrisinde rekabet avantajını güçlendirmek ve yarı iletken üretiminde lider konumunu yeniden kazanmak amacıyla büyük çaplı bir teşvik programını başlatıyor. Son olarak, Samsung’a Teksas’taki çip üretim tesislerini genişletmesi için 6.6 milyar dolarlık bir hibe sağlanacağı duyuruldu.
Bu önemli adım, geçtiğimiz günlerde TSMC’ye yapılan benzer büyüklükteki bir hibeden sonra gelmektedir. Biden yönetimi, çip üretimini artırmak ve teknoloji endüstrisini desteklemek için önemli oyunculara finansal teşvikler sağlama konusundaki kararlılığını gösteriyor.
6.6 milyar dolarlık hibe, Teksas’ta inşa edilecek iki yeni çip üretim tesisi, gelişmiş bir paketleme tesisleri ve Ar-Ge merkezlerinin yanı sıra çeşitli araştırma ve geliştirme faaliyetlerini finanse etmek için kullanılacak. Ticaret Bakanlığı Sekreteri Gina Raimondo, yardımların ayrıntılarını önümüzdeki hafta resmi olarak açıklayacak.
Bu hibe Samsung’a aynı zamanda, henüz duyurulmamış olan başka bir yatırımı da içermekte ve Samsung’un ABD’deki toplam yatırımını 44 milyar doların üzerine çıkarması beklenmektedir. Benzer şekilde, TSMC’nin aldığı mali destekle ABD’deki yatırımlarını 65 milyar dolara çıkarması planlanıyor. Daha önce Intel gibi diğer çip üreticileri de çip üretimi için federal destek almışlardı.
ABD’nin yarı iletken endüstrisinde liderliği yeniden ele geçirme hedefine yönelik olarak CHIPS and Science Act yasası kapsamında yapılan bu teşvikler, ülkenin yarı iletken üretimindeki payını artırmayı ve dışa bağımlılığını azaltmayı amaçlamaktadır.
Özellikle, 1990’larda yarı iletken üretiminde dünya lideri olan ABD’nin 2020’de payının %12’ye düşmesi, bu alandaki stratejik önemi daha da artırmaktadır. Dolayısıyla, ABD’nin bu çabaları, teknoloji ve ekonomik rekabet açısından kritik bir dönemde önem kazanıyor.
Microsoft, şirketin iç dosyaları ve kimlik bilgilerini açık internette ifşa eden bir güvenlik açığını çözdü. SOCRadar adlı bir siber güvenlik şirketi, Microsoft’un Bing arama motoruna ilişkin iç bilgileri barındıran açık ve halka açık bir depolama sunucusunun varlığını keşfetti. Bu sunucu, Microsoft çalışanlarının diğer iç veritabanlarına ve sistemlerine erişim için kullandıkları şifreleri, anahtarları ve kimlik bilgilerini içeren kodları, betikleri ve yapılandırma dosyalarını barındırıyordu.
Fakat depolama sunucusu şifre ile korunmuyordu ve internet üzerinden herkes tarafından erişilebilirdi. Güvenlik araştırmacıları Can Yoleri, Murat Özfidan ve Egemen Koçhisarlı tarafından keşfedilen bu açık, kötü niyetli aktörlerin Microsoft’un iç dosyalarını nerede sakladığını tanımlamasına ve bu yerlere erişim sağlamasına yardımcı olabilir. Bu durum, daha ciddi veri sızıntılarına ve kullanımdaki hizmetlerin tehlikeye girmesine yol açabilir.
Araştırmacılar, güvenlik açığını 6 Şubat’ta Microsoft’a bildirdi ve Microsoft, sızan dosyaları 5 Mart’ta güvence altına aldı. Bulut sunucusunun internette ne kadar süreyle açık kaldığı veya SOCRadar dışında başka birinin açık verileri keşfedip keşfetmediği bilinmiyor. Microsoft, açığa çıkan iç kimlik bilgilerini sıfırlayıp değiştirdiğini belirtmedi.
Bu, Microsoft’un son yıllarda bir dizi bulut güvenlik olayının ardından müşterileriyle olan güveni yeniden inşa etmeye çalıştığı sırada yaşanan son güvenlik hatasıdır. Geçen yıl benzer bir güvenlik açığında, araştırmacılar Microsoft çalışanlarının GitHub’a yayınladıkları kodda kendi kurumsal ağ giriş bilgilerini açığa çıkardığını bulmuştu.
Microsoft güvenlik zafiyeti hacker’ların yolunu açtı!
Microsoft, geçen yıl Çin destekli hacker’ların, ABD hükümetinin üst düzey yetkililerinin Microsoft barındırılan gelen kutularına geniş erişim sağlamasına izin veren bir iç e-posta imza anahtarını nasıl çaldığını bilmediğini kabul ettikten sonra eleştirilerin hedefi oldu. E-posta ihlalini araştırmakla görevlendirilen bağımsız bir siber uzmanlar kurulu, geçen hafta yayımlanan raporlarında, hacker’ların başarısının “Microsoft’ta bir dizi güvenlik başarısızlığından” kaynaklandığını yazdı.
Mart ayında Microsoft, Rusya devlet destekli hacker’ların şirketin kaynak kodunun bir kısmını ve Microsoft kurumsal yöneticilerine ait iç e-postaları çaldığı devam eden bir siber saldırıya karşı mücadele ettiğini söyledi.
Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao, ülkenin elektrikli araç pazarındaki hızlı yükselişinin sübvansiyonlara değil, inovasyona dayandığını savundu. ABD ve Avrupa’nın kapasite fazlası iddialarını da reddeden Bakan Wang, Çin’in elektrikli araçlardaki üstünlüğünün sağlam tedarik zinciri ve piyasa rekabetinden kaynaklandığını vurguladı.
Sübvansiyon karşıtı soruşturmaya tepki
Bakan Wang’ın açıklamaları, AB’nin Çin’den elektrikli araç ithalatına yönelik sübvansiyon karşıtı soruşturmasına ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “piyasanın ucuz elektrikli araçlarla dolduğu” yorumuna tepki olarak nitelendiriliyor. Wang, elektrikli araçların çevre için önemini vurgulayarak Çinli firmaların meşru haklarını koruyacaklarını da sözlerine ekledi.
Bakan Wang’ın açıklamaları, 10’dan fazla Çinli elektrikli araç ve batarya üreticisinin temsilcileriyle yapılan bir toplantının ardından geldi. Toplantıda AB’nin sübvansiyon karşıtı soruşturması ve inovasyonun önemi ele alındı.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ise bu hafta sonunda Çin’deki aşırı endüstriyel kapasitenin ABD ekonomisi için risk oluşturduğunu belirtti. Yellen, ABD ile Çin arasındaki ikili ekonomik ilişki ve çıkarların konuşulması için Çin’de bulunuyor.
Çin’in elektrikli araç pazarındaki başarısı
Çin, son yıllarda elektrikli araç pazarında önemli bir büyüme kaydetti. 2023 yılında dünya genelinde satılan elektrikli araçların yarısından fazlası Çin’de üretildi. Çinli firmalar, Geely, BYD ve CATL gibi devler, inovasyon ve sağlam tedarik zinciri ile global pazarda da önemli bir yer edinmeye başladı.
Sonuç olarak: Çin, elektrikli araç pazarındaki başarısını sübvansiyonlara değil, inovasyona ve sağlam tedarik zincirine bağlıyor. AB ve ABD’nin gelen tepkilere karşın, Çinli firmalar global pazarda yer edinmeye ve büyümeye devam ediyor.
Dünya genelindeki geleneksel Bilgisayar pazarı, Uluslararası Veri Kuruluşu (IDC) tarafından yayınlanan son rapora göre, 2024’ün ilk çeyreğinde güçlü bir büyüme sergileyerek pandemi öncesi hacimlere ulaşıyor.
IDC’nin verilerine göre, küresel Bilgisayar sevkiyatları iki yıllık bir düşüş trendinin ardından artış göstererek büyümeye başladı. Pazar genelinde %1,5’lik bir büyüme kaydedilirken, sevkiyatlar toplamda 59,8 milyon cihaza ulaştı. Bu, pandeminin etkisiyle düşüş yaşanan dönemin ardından pazardaki toparlanmanın işaretleri olarak değerlendiriliyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise önde gelen Bilgisayar üreticilerinin performansı oldu. Örneğin, Apple, Dell’in neredeyse iki katı geride kalmasına rağmen %14,6’lık bir satış artışı elde ederek dördüncü sıraya yerleşti. Apple’ın bu başarısında, M3, M3 Pro ve M3 Max çipleriyle donatılan MacBook Pro modellerinin yüksek talebi etkili oldu.
Ayrıca, Acer ve Lenovo gibi firmaların da %9,2 ve %7,8 gibi önemli büyüme oranlarına ulaştığı görülüyor. Ancak, Asus’un satışlarının %4,5 oranında azalması sektördeki dengeleri gözden geçirmeyi gerektiriyor.
Küresel PC pazarındaki bu iyileşme süreci, özellikle pandemi sonrası dijital dönüşümün hızlanmasıyla birlikte beklenen bir gelişme. Evden çalışma ve uzaktan eğitim gibi faktörler, Bilgisayar talebinin artmasına ve bu alanda rekabetin daha da kızışmasına yol açıyor. Önümüzdeki dönemde, pazardaki liderlik mücadelesinin daha da yoğunlaşması bekleniyor.
sonuç olarak, IDC’nin raporu küresel Bilgisayar pazarının 2024’ün ilk çeyreğindeki canlılığını ve toparlanma eğilimini yansıtıyor. Bu gelişmeler, sektörün geleceği hakkında olumlu sinyaller verirken, firmaların rekabet stratejilerini gözden geçirmesi ve tüketicilere daha yenilikçi ürün ve hizmetler sunması gerekliliğini ortaya koyuyor.
Nvidia‘nın yapay zeka GPU’larına olan talebi, gelişmiş çip paketleme süreçlerini gerektiriyor. TSMC‘nin kapasitesinin yetersiz kalmasıyla birlikte Nvidia, çözüm arayışında Samsung‘u tercih etti. Samsung‘un, Nvidia için gelişmiş çip paketleme siparişi aldığı bildiriliyor.
TheElec’in raporuna göre, Samsung‘un Advanced Package (AVP) ekibi, Nvidia’yainterpose ve I-Cube‘u sunacak. Ancak Samsung, şimdilik GPU veya HBM üretimini gerçekleştirmeyecek; bu, diğer şirketler tarafından yapılacak. Samsung, 2.5D paketleme sürecinde çip kalıplarını interpozer üzerine yerleştirecek.
Bu stratejik iş birliği, Nvidia‘nın yapay zeka GPU’ları için gelişmiş çip paketleme teknolojilerine erişimini sağlayacak ve talebi karşılamak için kapasite artışına olanak tanıyacak. Samsung‘un uzmanlığı ve üretim yetenekleri, Nvidia‘nın yapay zeka çözümlerini daha geniş bir pazarda sunmasına yardımcı olacak.
Samsung, Nvidia için dört HBM yongası içeren bir 2.5D paketi sağlayacak. Teknoloji devi, sekiz HBM çipi yerleştirecek paketleme teknolojisine sahip olduğunu belirtiyor.
TSMC‘nin CoWoS kapasitesinin yetersiz kalması, Nvidia‘nın Samsung‘u tercih etmesinde etkili oldu. Yoğun talep devam ettiği sürece, TSMC‘nin kapasite artışı sağlaması bekleniyor. Ancak Nvidia, şimdilik Samsung ile iş birliğini sürdürecek gibi görünüyor.
Bu iş birliği, sektördeki teknolojik gelişmelerin ve rekabetin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Nvidia ve Samsung‘un güçlerini birleştirmesi, yapay zeka endüstrisinin ilerlemesine ve yeni nesil teknolojilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
Huawei, elektrikli araç pazarında yeni bir adım atarak elden geçirilmiş elektrikli aracı Huawei Luxeed S7’yi yakında tanıtacak. Şirketin hafta içinde düzenleyeceği lansman etkinliği, otomobil tutkunlarını heyecanlandırıyor.
Geçtiğimiz yılın sonlarında Chery iş birliğiyle piyasaya sürülen Luxeed S7, bu yıl için iyileştirilmiş bir versiyonla karşımıza çıkacak. 11 Nisan’daki lansamanda, Huawei’nin Luxeed S7 modelinin iki yeni versiyonu resmen tanıtılacak. Bu yeni versiyonlar, öncekilerden farklı ölçülere ve ağırlığa sahip olacak, böylece kullanıcıların daha fazla konfor ve performans elde etmelerine olanak tanıyacak.
Her iki versiyonun da, özellikle Luxeed S7 Max RS gibi güçlü motorlarla donatılacağı ifade ediliyor. Ayrıca, Huawei’nin mühendislik ve tasarım ekibi tarafından yapılan iyileştirmelerin, aracın performansını artıracağı ve sürüş deneyimini daha keyifli hale getireceği belirtiliyor. Buna ek olarak, Huawei, bu yeni versiyonları sunarken orijinal fiyatları koruyacak, böylece kullanıcıların daha fazla değer elde etmelerini sağlayacak.
Bu yeni elektrikli araçların yıl içinde piyasaya sürülmesi bekleniyor. Ancak, Huawei’nin sadece otomobil endüstrisinde değil, aynı zamanda teknoloji alanında da önemli bir oyuncu olduğunu göz önünde bulundurarak, bu yeni ürünlerin beklenenden daha büyük bir etki yaratabileceği düşünülüyor.
Ayrıca, Huawei’nin lansman etkinliğinde, uzun süredir beklenen amiral gemisi Huawei P70 ve MateBook X Pro dizüstü serisinin de resmen tanıtılması bekleniyor. Bu, Huawei’nin sadece otomotiv sektöründe değil, aynı zamanda bilgisayar teknolojisi alanında da inovasyon ve liderlik rolünü sürdürdüğünü gösteriyor.
Huawei’nin elektrikli araç pazarındaki bu hamlesi, şirketin sadece teknoloji alanında değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluk konularında da önemli adımlar attığını gösteriyor. Bu, kullanıcılar arasında Huawei’nin sadece bir telekomünikasyon şirketi olmadığına dair algıyı değiştirebilir ve şirketin farklı sektörlerdeki potansiyelini vurgulayabilir.
Rusya Bilimler Akademisi Uzay Araştırmaları Enstitüsü müdürü, Türkiye’nin Rusya ve Çin‘in kurduğu Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu‘na başvuruda bulunduğunu açıkladı. Rus devlet medyasına göre, Türkiye, Rusya ve Çin liderliğindeki Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) programına katılmak için başvuruda bulundu. Rusya Bilimler Akademisi Uzay Araştırmaları Enstitüsü (IKI) direktörü Anatoly Petrukovich tarafından yapılan açıklamada Türkiye’nin istasyon programına katılmak için talepte bulunduğunu söyledi.
Petrukovich, açıklamasında “Uluslararası Ay İstasyonu çerçevesinde diğer ülkeler de katılmayı planlıyor, bu sadece Rus-Çin ya da Çin-Rus istasyonu değil. Örneğin Türkiye’den ve diğer ülkelerden de istasyona katılmak açın başvurular bulunuyor.” ifadelerini kullandı. Türk makamlar ise henüz bu konuda bir açıklamada bulunmadı.
Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) şu anda Roscosmos ve Çin Ulusal Uzay İdaresi (CNSA) tarafından yürütülen bir Ay üssü projesi konumunda. 9 Mart 2021’de Rusya ve Çin bir Ay yüzeyi araştırma istasyonu ya da bir Ay yörüngesi araştırma istasyonunun inşasına ilişkin anlaşma imzalamıştı. Hiçbir Avrupa ülkesi ya da ABD programa davet edilmemiş ya da katılmak için başvuruda bulunmamış olsa da Roscosmos ve CNSA, BM Dış Uzay İşleri Ofisi, Almanya, Fransa, İtalya ve Hollanda ile kapalı kapılar ardında görüşmelerde bulunuyor. Haziran 2023 itibariyle, programa ilk katılan ülkeler BAE ve Pakistan olurken aynı zamanda Asya-Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü (APSCO) de programa girmişti. Süreç içerisinde programa katılan birkaç ülke daha olurken son olarak geçtiğimiz günlerde Tayland, ILRS programına dahil edilmişti.
Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu ILRS nedir? Çin ve Rusya, Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu ILRS, Roscosmos ve Çin Ulusal Uzay İdaresi (CNSA) tarafından yönetilen bir Ay üssü projesi. ILRS, keşif ve kullanım, Ay tabanlı gözlem, temel bilimsel deney ve teknik doğrulama ve uzun vadeli otonom operasyon dahil olmak üzere çok disiplinli ve çok amaçlı bilimsel araştırma faaliyetlerini yürütebilecek, Ay yüzeyinde veya Ay yörüngesinde inşa edilmiş kapsamlı bir bilimsel deney üssü olarak hizmet verecek.
ILRS‘nin 2035 yılına kadar tamamlanması ve 2036 yılında tamamen devreye girmesi planlanıyor. Program 3 aşamaya ayrılıyor; keşif, inşaat ve kullanım. An itibariyle keşif aşamasında bulunuluyor ve program kapsamında şimdilik sadece 7 Aralık 2018’de Çin, Chang’e 4 aracıyla Ay’a iniş yapabildi. Rusya’nın geçtiğimiz yılki Luna 25 görevi ise başarız olmuştu. Çin, Mayıs 2024’te Chang’e 5 ile Ay’a bir kez daha inmeyi planlıyor. 2028’e kadar keşif sürecinin devam etmesi bekleniyor.