100 bin TL yatırımla ne yapılır?
Eski Nokia CEO’su Stephen Elop artık Telstra’da
Apple McQueen ile kendi bulutuna geçecek
Apple McQueen gelecek, dertler bitecek
Apple pek çok bulut hizmeti sunuyor. iCloud, App Store, iTunes ve dahası, şimdilik Amazon, Google ve Microsoft’un bulut çözümleri arasında paylaştırılıyor. Bunların tamamı kurumun kendi sunucularına taşındığında kullanıcılar daha hızlı veri transferi sonucu iPhone ve iPad’lerinde daha kaliteli bir deneyim yaşayacak. Benzer şekilde, Apple’ın kapalı devre bir bulut sistemi inşa etmesi demek, hükümet yetkililerinin artık iCloud verilerinize istediği zaman erişememesi demek oluyor. Eğer şirket bu sistemde sıfır bilgi adı verilen yöntemi kullanırsa, hiçbir kullanıcı verisi şirket tarafından bile erişilemeyen bir şekilde şifrelenebilecek. Böylelikle iPhone üreticisi, halen devam eden FBI ve NSA mücadelesinin gelecekte tekrarlaması durumunda haklı bir argüman ortaya sunabilecek: “Kullanıcıların ne yaptığını ben de bilmiyorum!”Kickstarter ilk alışverişini Drip ile yaptı
Albüm yapmak isteyen Drip ve Kickstarter’a yöneliyor
Topluluk fonlama servisine yeni ürünleri için başvuranlar sadece çılgın teknoloji dehaları veya oyun geliştiriciler değil; müzisyenler de sık sık topluluk fonu kullanarak albümlerini ve turnelerini yayınlayabilmek için gelir sağlıyor. Örneğin Amanda Palmer yeni bir albüm, turne ve kitap için Kickstarter’ı kullanarak 1,2 milyon dolar fon sağlamıştı. Benzer şekilde TLC, De La Soul ve Polyphonic Spree gibi sanatçılar ve gruplar da çalışmalarını aynı platform üzerinden fonlamıştı. Geleneksel müziğin, dijital müzik hayatımıza girmeden önceki döneme göre büyük oranda etkisini kaybettiği günümüzde, gerek Spotify ve Apple Music gibi online müzik dinleme servisleri, gerekse Kickstarter gibi maddi gelir sağlama platformları, eski kayıt şirketlerinin rolünü üstlenmeye başladı. Artık hiç kimse EMC’yi ya da Sony Music’i konuşmuyor. Buna karşın “Apple Music mi Spotify mı?” sorusu herkesin dilinde. Sektördeki bu paradigma değişimi, yakın zamanda hem kullanıcılar hem de müzisyenler için yepyeni olanakları beraberinde getirecek gibi görünüyor.FBI ve NSA bu uygulamaya giremiyor
Cem Yılmaz’ın “CIA bu hesapları takip ediyor” esprisi Apple’ın son günlerde ABD hükümetiyle yaşadığı mücadele sonucu gerçeğe dönüştü, çözüm ise ProtonMail. Akıllı telefonlardaki uygulamaların, kişisel iletişim servislerinin şifrelenmesi, mahremiyete önem veren kullanıcıların aradığı başlıca özellikler arasında yer alıyor. Buna karşın adli süreçlerde servis sağlayıcı ile devlet organlarını çoğu zaman karşı karşıya getiriyor. Tıpkı Apple ile FBI arasında San Bernardino tetikçisi nedeniyle başlayan süreç gibi.
İsviçre merkezli bir startup, topluluk fonlaması ve yatırımcılardan elde ettiği maddi destek ile geliştirdiği şifrelemeyle korunan e-posta servisi ProtonMail’i herkesin kullanımına açtı. ProtonMail mobil uygulaması da aynı gün mobil uygulama mağazalarda yerini aldı. Bu uygulamayla gönderilen her türlü veri şifrelemeyle korunduğu için, alıcı ve gönderici dışında hiçkimse içeriği görüntüleyemiyor. Böyle bir şirketi ABD’de açmanın mümkün olmayacağına inanan ProtonMail kurucusu ve CEO’su Dr. Andy Yen, “ABD’de bu şirketi kursanız, FBI ve NSA’in sürekli tacizine maruz kalırdınız. Tıpkı şu an Apple’ın yaşadığı süreç gibi. Oysa İsviçre’de mahremiyet daha köklü bir gelenektir” açıklamasını yaptı.
CERN araştırma enstitüsünde 2013 yılında kurulan ProtonMail, “sıfır bilgi” adı verilen bir sistem sayesinde istemci tarafında şifreleme yapıyor ve böylelikle mesajlar henüz ProtonMail sunucularına ulaşmadan önce şifrelenmiş oluyor. Gmail ve Hotmail’de bu şifreleme sunucu üzerinde yapıldığı için, verileriniz devlete gitmese bile Google ve Microsoft’un elinde kalmış oluyor. ProtonMail ayrıca Snapchat benzeri bir hizmetle mesajı gönderiminden bir süre sonra silme imkanı sunuyor. ProtonMail hesabı edinmek ve uygulamayı indirmek için tıklayın.
Devlet paranoyası ProtonMail gibi servislerin önünü açıyor
9 Eylül Saldırıları sonrası gözlem ve istihbarat faaliyetlerinde çıtayı yükselten ABD, bu operasyonlara özel şirketlerden de katılım beklemesiyle sık sık gündeme geliyor. Örneğin Adalet Bakanlığı yakın zamanda San Bernardino tetikçilerinden birinin iPhone cihazına erişim sağlanması için Apple’dan destek istedi ve bu davanın yüzlerce benzer adli işlem için emsal teşkil edeceği söyleniyor. Öyle ki, Berkeley Üniversitesi’nde çalışan bilgisayar bilimcisi Nicholas Weaver, “İnsanlar hükümetin mahremiyete müdahalesinin sınırlarını öğrenmek için Apple davasını yakından takip ediyor. Eğer Apple kaybederse, ABD’de güvenli bir servis kurulamayacağı kanıtlanacak” diyor.
Yakın zamana kadar mahremiyete odaklı bir servis ya da teknoloji geliştirmek için ABD’nin ideal ülke olduğunu belirten Demokrasi ve Teknoloji Merkezi yöneticilerinden Lorenzo Hall, bir zamanlar ülkede var olan inovasyon destekçi tutum ve ifade özgürlüğü sayesinde veri şifrelemenin bugünlere geldiğini hatırlatıyor.
İsviçre’de ise işler daha farklı yürüyor. Dr. Andy Yen buna örnek olarak Paris saldırıları sonrası çıkarılan yeni gözetleme yasasını veriyor. Özel sektörden, özellikle teknoloji şirketlerinden güçlü bir muhalefet gören bu yasa sonucu İsviçre hükümeti referanduma gitme kararı aldı. Devletin gözetleme yetkilerini artıran bu yasayla ilgili son kararı Haziran ayında halk verecek.
Teknolojiyi göçmenler yönetiyor
Yüzyıllar önce Amerika kıtasını yerli kabilelerin elinden cebren ve hile ile alan göçmenlerin kurduğu, bugün ise ülkesinde göçmen istemeyen bir adayın başkanlık için yarıştığı Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili yayınlanan yeni unicorn startup raporu, Donald Trump’ı zor durumda bırakacak gibi görünüyor.
National Foundation for American Policy (NAFP) tarafından yayınlanan rapora göre, ABD’de kurulan ve değeri 1 milyar doların üzerine çıkan unicorn startup şirketlerin yarısından çoğunda göçmenlerin imzası var. Amerikan Rüyası’nı gerçeğe dönüştüren göçmenlerin kurduğu 44 şirketin 32’si ise Kalifoniya’da bulunuyor. Raporu NAFP adına hazırlayan Stuart Anderson, bulguları şöyle özetledi: “Yeni ve hızlı büyüyen şirketler kurma konusunda göçmenler önemli rol oynuyor. ABD dışında doğup, ülkeye sonradan gelen göçmenler memleketin en büyük özel şirketlerinin kurucusu veya yöneticisi konumunda yer alıyor.”
Unicorn startup patronları H-1B vizesi için bastırıyor ama…
Facebook kurucusu Mark Zuckerberg ve Microsoft kurucusu Bill Gates gibi önemi isimler, daha önce H-1B vizesinin kendi alanında yetenekli göçmen çalışanlara verilmesi için pek çok kez lobi faaliyetinde bulundu. Buna karşın Donald Trump göçmen reformuna tamamıyla karşı çıkıyor. Trump’ın kurmayları da yeni önergeler ile H-1B vizesini almayı zorlaştırmak için ellerinden geleni yapıyor. Gerekçeleri ise oldukça tanıdık: “Hindistan’dan getirilen bilgisayar mühendisleri Amerikalılardan daha ucuz maaşlara anlaşıyor. Bu da ABD vatandaşlarının kendi ülkelerinde iş bulmalarını zorlaştırıyor.”
Wall Street Journal ve Dow Jones tarafından belirlenen ve değeri 1 milyar doları aşan 87 startup’ı araştıran NAFP çalışması, bu şirketlerin yüzde 51’inin göçmenler tarafından kurulduğunu ortaya koyuyor. Göçmenlerin kurduğu şirketler ortalama 760 kişiye iş sağlıyor. Kurucuların ise dörtte biri ABD’ye öğrenci vizesiyle giriş yapmış kişiler. Çalışan bazında bakıldığında göçmenlerin kurduğu en büyük şirketler ise, 4000 bin kişiye istihdam sağlayan SpaceX, 3500 kişilik Mu Sigma ve 2000 personelli Palantir Technologies tabelayı oluşturuyor.
TÜBİTAK ile Borsa İstanbul işbirliği yaptı
Google robot üretmekten neden vazgeçti?
Köpek robotların tekmelendiği, iki ayaklı robotların ise borularla secde etmeye zorlandığı Boston Dynamics videoları büyük sükse yapmışken, Google’ın ana şirketi Alphabet sürpriz bir kararla 2013 yılında satın aldığı bu şirketi elden çıkarma yolları aramaya başladı.
Japon otomotiv devi Toyota’nın yanı sıra, Amazon’un da potansiyel alıcılar arasında yer aldığı Boston Dynamics, hali hazırda robotik teknolojiler üzerine dünyada en ileri seviye çalışmaları gerçekleştiren şirketler arasında yer alıyor. Buna karşın Google, robot üretme hayalinden neden vazgeçti?
Andy Rubin gitti rüya bitti
İşin arka planında birkaç sebep yatıyor. Bunların başında ise, Boston Dynamics’in bağlı bulunduğu ve Google’ın “Replicant” adını verdiği robot teknoloji departmanının kilit ismi Andy Rubin’in yaklaşık bir yıl önce şirketten ayrılması geliyor. Baş mimar Replicant’ı terk edince, departman adeta çöküşe geçti ve Aralık ayında Google X donanım laboratuvarının bir parçası olarak konumlandırıldı. Boston Dynamics ise bu konumlamanın dışında tutuldu ve Google, satış seçeneklerini gözden geçirmeye başladı.
BusinessInsider haberine göre Andy Rubin önderliğinde başlatılan Replicant birimi, 2020 yılına kadar ilk tüketici ürününü piyasaya sürme gibi büyük hedeflerle yola koyulmuştu. Ancak Rubin ayrılınca, ekip daha kısa vadeli hedeflere odaklanmak durumunda kaldı. Şubat ayında yayınlanan Atlas videosu ise teknoloji basınında büyük ilgi görmesine karşın, şirket içinde gerilimin artmasına neden oldu. Bloomberg tarafından görülen Google’ın kendi online forumunda Courtney Hohne şunları yazdı: “Teknoloji basını bu konuya ilgi duyuyor. Ancak aynı zamanda insanların kendi işlerini robotların alacağından endişe duyduğu mesajlar da alıyoruz. Google X laboratuvarını bu videodan ayrı tutalım.”
Boston Dynamics o videoları sehven çekti
Diğer bir deyişle Atlas videosu ve dört ayaklı robotların tekmelendiği diğer videolar “sehven” çekilmiş sayılacaktı. Google yöneticileri, Boston Dynamics’in şirket içindeki yeri hakkında ayrı bir medya gündemi oluşturmak istemiyordu. Google X’in başındaki isim Astro Teller ise eski robot ekibinin üyelerine, Google’ın çözmeye çalıştığı sorunlara pratik bir çözüm üretememeleri durumunda, başka işlerde çalışmak üzere görevlendirileceklerini açıkça söyledi.
Kısacası şu aralar Boston Dynamics’in çalışmak için en uygun ve rahat şirket olduğunu söylemek güç. Anlaşılan Google, robot teknolojilerinde yaşanacak gelişimin kamuoyu tarafından meşale ve yabalarla karşılanmasından korkuyor. Bakalım Boston Dynamics, yeni potansiyel sahibinin kanatları altında nasıl videolar çekecek…
“Küresel rekabet için Endüstri 4.0’a hazırlanmalıyız”
Türkiye’de işsizlik nasıl etkilenecek?
Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuyla birlikte medyaya yansıyan 5 milyon kişinin işsiz kalabileceği konusu da TÜSİAD’ın raporunda Türkiye özelinde ele alınmış. Dünya Ekonomik Forumu’ndaki bilgiler 7.1 milyon kişinin işsiz kalabileceği, ancak 2.1 milyon kişi için yeni iş alanları oluşacağını ortaya koymuştu. TÜSİAD ve Boston Consulting Group uzmanları da benzer bir görüşü paylaşıyor. Endüstri 4.0’ın en çok etkileyeceği sektörler olarak isimleri geçen otomotiv, beyaz eşya, tekstil, kimyasallar, gıda ve makine sanayilerinin pilot olarak incelendiği raporda, önümüzdeki 10 yıl içinde istihdamda yetkinlik düzeyi düşük işlerde işgücünün azalmasının beklendiği, ancak Endüstri 4.0’ın getireceği verimlilik başta olmak üzere çeşitli faydalarla birlikte uzun vadede mutlak bir artış yaşanacağına dikkat çekiliyor. Raporda geçen şu cümleyi de aynen aktarmakta fayda var: “Asıl zorluk, yeterince nitelikli personel bulmak olacak.”
Neler yapılmalı?
TÜSAİD’ın raporunda gerek özel sektörün gerekse kamudaki yetkililerin neler yapması gerektiğine dair ayrı bir bölüm de var. Bu yeni gereklilikler raporda şu cümlelerle ifade ediliyor:
“Sanayi kuruluşlarının ve tedarikçilerinin Sanayi 4.0’ı tetikleyen teknolojileri yakından takip etmesi ve kendi iş modelleri üzerindeki etkilerini, fırsatları ve yol haritalarını hazırlamaları gerekmektedir. Ayrıca, özellikle iş gücü ihtiyacının ve donanımının net bir yol haritasını çıkartarak, kurumsal gelişim süreçlerinde buna göre hareket etmeleri daha da önem kazanmaktadır.”
“Politika yapıcılar ve kamu tarafında ise özellikle ülke çapında teknolojik altyapının (örneğin telekomünikasyon/bilgi-iletişim alanında) Sanayi 4.0 ihtiyaçları çerçevesinde gelişmesini desteklemek, gerekli yatırım ve teşvik ortamını hazırlamak ve en kritik olarak da uzun vadeli eğitim politikaları ile gerekli nitelikli çalışan ihtiyacının karşılanmasını sağlamak önemli öncelikler olarak ortaya çıkmaktadır.”
Toplam 64 sayfalık raporun tamamını bu linkten indirebilirsiniz. Christopher Nolan: Bu startup Hollywood’u bitirir
Christopher Nolan vizyondan Screening Room adı verilen yeni startup, yıllar önce Napster ile ortalığı kasıp kavuran Sean Parker ve yeni ortağı Prem Akkaraju tarafından kuruldu. Bu şirketi sıradan film kiralama hizmetlerinden ayıran en önemli özellik, sinemalarda gösterimde olan yapımları henüz vizyondan kalkmadan önce evinize taşıması.
İlk kurulum için evinize 150 dolarlık “korsan geçirmez” bir kutu satın alıp, ardından 48 saatlik kiralama için 50 dolar ödeyerek vizyona yeni giren filmler dahil tüm içeriği seyredebiliyorsunuz. Öte yandan yerel sinema salonunda aynı film için iki kişilik sinema bileti de bu fiyata dahil oluyor.
Hollywood ikiye bölündü
Böylesi bir teknoloji seyirci için bulunmaz fırsat, her seyirden pay alan yapımcılar için yeni gelir kapısı ve Sean Parker için bir başka başarılı startup anlamına gelse de, yönetmenler Screening Room konusunda ikiye bölünmüş durumda. Yüzüklerin Efendisi ile tanıdığımız Peter Jackson, yeni Star Wars’u çeken J.J.Abrams, Ron Howard, Steven Spielberg ve Martin Scorsese bu sistemi desteklediğini duyurdu.
Ancak The Dark Knight serisi ve Inception ile Hollywood sinemasında yeni bir akım başlatan Christopher Nolan onlarla aynı fikirde değil. Önce Titanik’te, ardından Avatar’da birlikte çalışan Jon Landau ve James Cameron da bu sistemin bildiğimiz anlamıyla sinema endüstrisini öldüreceğinden endişe ediyor.

Christopher Nolan: İlk gösterim sinema salonunda olmalı
Variety’e açıklama yapan Christopher Nolan, “Sinemalara özgü vizyon gösteriminin önemini vurgulamak için Titanik ve Avatar gibi örneklerden daha iyi bir sebep sunmak zor” ifadesini kullandı. Yapımcı Jim Landau ise “Jim ve ben vizyon deneyiminin kutsallığına gönülden bağlıyız. Bizim için hem kreatif yönden hem de finansal yönden filmlerin -en azından ilk yayınlandıkları dönemde- sadece sinema salonlarında gösterilmesi vazgeçilmez bir unsurdur. Meydana getirmek için bu kadar uğraştığımız sanatın en iyi tecrübe edileceği formu geçersiz kılacak bir imkanı sunmayı Hollywood neden ister anlamış değiliz” dedi.
ABD’nin Ulusal Sinema Sahipleri Birliği de bu servise uygulamasına karşı olduklarını belirtirken, şubelerinde bu yeni girişimi destekleyeceğini belirten tek büyük salon zincirinin AMC olması dikkat çekti.
Screening Room ne kadar güvenli?
Screening Room her ne kadar korsana karşı önlemleri alınmış bir kutu ile servis edilse de, günümüzde yayıncılık teknolojileri TV kartı ile korsan izlemenin çok ötesine geçmiş durumda. En basit haliyle, evinde dilediği ışıklandırma sistemini kullanarak ekrana yansıtılan görüntüyü yüksek kaliteyle kaydedebilecek bir kameraya ve bunu paylaşım ağlarında yayacak kötü niyetli kullanıcılara karşı alınacak önlemler merak ediliyor. Benzer şekilde Periscope üzerinden filmin “gayrı resmi galasını” düzenlemek isteyenlere karşı Screening Room’un önereceği çözüm şimdilik bilinmiyor.
Bir sonraki müdürünüz yapay zeka olabilir
Slack ofislerde “müdür” anlayışını değiştirmeye geliyor. Her ofiste bir müdür olmasının sebebi, ne kadar disiplinli olursak olalım, birileri bizi denetlemediğinde gevşemeye yatkınlığımızdandır. Bir yandan yapay zekanın ve robotların gelecekte insanların işlerini ellerinden alacağı konuşulurken, diğer yandan Slack’in bu konuda beklenmedik bir gol attığını görüyoruz.
SXSW etkinliğinde konuşan şirket CEO’su Stewart Butterfield, şirketinin geliştirdiği yeni botlar sayesinde çalışanlarla otomatik olarak etkileşime geçerek, onlardan durum değerlendirmesi alınabileceğini ve konuyla ilgili şirketteki diğer birimlere uyarı verilebileceğini belirtti. Diğer bir deyişle müdürler işlerinden olurken, çalışanlar da bir yazılım tarafından denetlenme gerçeğiyle yüzleşmek durumunda kalacak.
Slack ile yapay zeka in, müdür out!
Slack ilk günden bu yana güçlü entegrasyon seçenekleri ve WhatsApp gibi geleneksel mesajlaşma araçlarına ek olarak getirdiği özelliklerle ayakta kalabildi. Şirketinizde bir yazılım kullanılıyorsa, büyük ihtimalle bu servisle ile uyumludur. İlk iki yılında 2,3 milyon günlük kullanıcıya ulaşmayı başaran Slack’in son hamlesi ise yapay zeka alanında ofis çevrelerini ilgilendiren ilk gelişme olarak görülüyor.
Makine öğrenme ve yapay zeka üzerine çalışmak üzere yakın zamanda Foursquare’den transfer edilen Noah Weiss tarafından geliştirilen bu çalışma, Slack kullanan binlerce ofiste hayata geçirildiğinde üretkenliği artıracak gibi görünüyor. Dahası, bu yeni özellik yaygınlaştığında, müdürü tazminatıyla birlikte yolcu ederek personeli yapay zekaya emanet etmek isteyen şirketler çoğalabilir. Tabii insan kaynakları departmanının konuyla ilgili yorumu ne olur şu aşamada bilinmiyor.
Dijital telif haklarında sınırlar kalkıyor
iPhone fotoğraflarınız Google’da saklanacak
Apple bulut altyapısı için Amazon’dan kısmen vazgeçerek Google Bulut Platformu’na geçiş yaptı. Google ile bulut kullanımı için 400 ila 600 milyon dolar arası değerde bir anlaşma imzaladığı belirtilen Apple, daha önce Amazon Web Services (AWS) ile gerçekleştirdiği operasyonları yarı yarıya Google’a taşıyacak.
Sözleşmenin bir tarafı Apple olunca, gizlilik de kaçınılmaz oluyor ve detaylar resmi ağızlardan değil, konuya yakın sektör kaynaklarından geliyor. Buna göre Apple en azından 2011 yılından bu yana AWS ve ve Microsoft Azure bulut servislerini kullanıyor. Bu iki altyapı da Apple’ın kendi bulut hizmeti olan iCloud’un zeminini oluşturuyor. Diğer bir deyişle, iPhone ile çektiğiniz fotoğrafların iCloud arşivi bu sunucularda tutuluyor. Morgan Stanley analisti Brian Nowak’ın hesaplamalarına göre Apple her yıl bulut servisleri için Amazon’a 1 milyar dolar ödüyor. Şirketin iCloud ile birlikte iTunes ve App Store için de dev bir bulut operasyonunu yönetmesi gerekiyor.
Google Bulut’un golcüsü: Diane Greene
Google tarafında ise işler daha şeffaf yürüyor. En azından bu büyük stratejik çalımın kime ait olduğunu biliyoruz. Dört ay önce Google’da kurumsal segmentin başına getirilen Diane Greene, işvereninin mobil alandaki en büyük rakibi Apple’ı bulut müşterisi yapmayı başardı. Üstelik bu ilk skor değil; Greene daha önce de ünlü online müzik servisi Spotify’ı müşteri olarak Amazon’dan transfer etmeyi başarmıştı.
Google mevcut tabloda bulut dünyasında Amazon ve Microsoft Azure’un ardından üçüncü sırada yer alıyor. Ancak Greene ile başlayan hamlelerden anlaşıldığı üzere, zirveye tırmanmak için vargücüyle çalışıyor. Google’ın bulut yöneticisi Urs Hölzle, 2020 yılında şirketin bulut gelirinin, reklam gelirlerini aşacağını öngörüyor. Peki, Google pazarı silip süpürürken, Microsoft ve Amazon’un eli armut mu toplayacak? Bekleyip göreceğiz…
Web siteniz mi var? Hemen bu testi yapın!
Google Mobil Uyumluluk Testi, birkaç yıl önce gerçekleştirilen GSS gelir testine benziyor: Durumunuzun iyi olduğunu da düşünseniz yaptırmanız gerekiyor. Arama sonuçlarında görüntülediği milyonlarca web sayfasını Kasım 2014’ten itibaren “mobil dostu” olarak etiketlemeye başlayan Google, geçtiğimiz yılın nisan ayından bu yana mobil uyumlu web sayfalarına arama sonuçlarında öncelik veriyor. SEO olarak bilinen arama motoru optimizasyonunda mobil uyumluluk o günden bu yana büyük önem taşıyor.
Google Mobil Uyumluluk Testi ile mobil SEO’nuzu öğrenin
Şimdi ise Google bu yönde bir adım daha atmaya hazırlanıyor. Mayıs ayında yapılacak güncelleme sonrası arama motorunda mobil dostu web siteleri daha da yukarı taşınacak. VentureBeat haberine göre Google’ın botları tarafından mobil dostu olarak etiketlenmek şu maddelere uymak gerekiyor:
- Mobil cihazlarda yaygın olmayan, Flash gibi yazılımlardan kaçınmak
- Yakınlaştırmaya ihtiyaç duymaksızın okunabilir fontlar kullanmak
- İçeriği ekrana uygun şekilde boyutlandırmak (responsive design)
- Her bir linki kolayca tıklanabilecek kadar birbirinden mesafeli yerleştirmek

Google bu etiketlemeyi her bir sayfa için ayrı ayrı yapıyor. Web sitenizin mobil dostu olup olmadığını öğrenmek için hemen bu sayfada yer alan testi yapın. Mayıs ayından itibaren geçerli olacak yeni SEO algoritmasına uyumlu hale gelebilmek için yapmanız gerekenler aynı sayfada detaylı olarak yazıyor.
Cryengine V ile kendi oyununuzu geliştirin
Bir startup kurup oyun geliştirin: İlacınız CryEngine V!
Crytek, ABD’de düzenlenen Game Developers Conference’da gerçekleşen duyuruda yeni oyun motorunun özellik seti ile tüm kaynak kodlarına erişimin ‘pay what you what’ yani ‘dilediğin fiyatı öde’ adını alan yeni bir iş modeli ile erişime sunulacağı müjdesini verdi. Bunun özellikle indie geliştiriciler için anlamı büyük. CryEngine V, her aşamadaki oyun geliştiricisi için yeni fırsatlarla dolu… Söz konusu yazılım tabanından çıkacak yapımların çok sayıda sanal gerçeklik ekipmanı ile uyumlu olacağının altı çizildi. Bu alanda geliştirilen aygıtlara yoğun şekilde içerik sağlayacak olan Crytek’in çarpıcı sanal gerçeklik deneyimlerini yakın zaman içerisinde oyun meraklılarına sunması bekleniyor. Bu noktada yaz aylarında düzenlenecek uluslararası oyun fuarlarında bolca oyunla karşılacağa benziyor.Funding Circle startup emlakçısı oldu!
Fintech sektöründe değeri 1 milyar doları aşan 10 unicorn’dan biri olan Funding Circle, Londra’da bulunan merkez binasındaki bir katı yeni girişimlere ayıracağını duyurdu. Bireyler arası kredi platformu sunarak hızlı bir ivme yakalayan şirket, fintech (finans teknolojileri) alanında en büyük oyunculardan biri olarak gösteriliyor. Bu hızlı büyüme grafiği sonucu son beş yılda üç defa ofis değiştirerek daha kalabalık bir ekibe rahat çalışma olanağı sunmak isteyen Funding Circle, Mansion House’ta bulunan yeni ofisinde 280 kişilik ekibiyle yer alıyor.
Dev ofiste 400’e yakın masayı atıl bırakmak istemeyen şirket, bu katı komple küçük işletmelere, startup’lara ve serbest (freelance) çalışanlara ayırmayı planlıyor. Her bir masayı aylık 499 pound karşılığında kiraya veren Funding Circle, bu hamlesiyle bir anlamda ortak çalışma alanı (co-working space) işine de girmiş oluyor. Londra’da benzer çözümler arayanların aylık 600 pounddan başlayan kira ücretlerini gözden çıkarması gerektiği düşünüldüğünde, startup ruhuyla büyüyen bir fintech şirketinin ev sahipliğinde daha uygun kiraya çıkmak cazip görünüyor.
Funding Circle 10 yıllığına mekan kapattı
Gelecek birkaç yılda planladıkları büyümede ihtiyaç duyacakları alandan fazlasını on yıl için kiraladıklarını belirten, şirketin operasyonlardan sorumlu şefi Pam Burton, “Taze bir startup olup, girişim ateşiyle kavrulmanın ne demek olduğunu iyi biliyoruz. Londra’nın merkezinde yer alan bu çalışma ofisinin, yeni girişimlere daha hızlı büyüme fırsatı sunacağına inanıyoruz” açıklamasını yaptı.
Büyük şirketlerin kiraladıkları dev ofisleri daha küçük startup’lar için kiraya sunması yeni bir trend halini aldı. Hubble tarafından yapılan açıklamaya göre, 500 çalışma alanının neredeyse üçte biri, ofisteki boş masalarını kiralayan KOBİ’lerden oluşuyor. Yüzde 5’lik bir kesim ise pazar değeri 100 milyon poundu aşan şirketlerin kiralamaları oluyor.
Milyar dolarlık siber vurgun son anda önlendi
Hacker gruplarının son hedefi olan Bangladeş Bankası’na yapılan soygun girişimi Hollywood filmlerini aratmadı. New York Federal Rezerv Bankası’nda bulunan Bangladeş Bankası’nın hesabına girmeyi başaran sanal korsanlar, ilk 100 milyon dolarlık nakit akışını tamamladı. Ancak yaptıkları küçük bir hata yakayı ele vermelerine neden oldu.
Bangladeş Bankası’nın giriş bilgilerini kullanarak, geri kalan 850 milyon doları da ABD’deki hesabın dışına aktarmaya çalışan hacker’lar, işlem sırasında İngilizce’de kurum/kuruluş anlamına gelen “foundation” kelimesini yanlışlıkla “fandation” şeklinde yazınca çuvalladı. Hatayı ilk fark eden, paranın yönlendirildiği bankalardan biri olan Deutcsche Bank oldu. Bangladeş Bankası’ndan kimlik bilgilerini doğrulama talebinde bulunan Almanlar, soyguncuların foyasını ortaya çıkardı.
Bankalar hacker avında
Yaşanan olay sonrası yedi yıldır Bangladeş Bankası’nı yöneten ve Eylül ayında emekli olma planları yapan Atiur Rahman iki gün içinde istifa ederken, hacker’ların çalmayı başardığı 100 milyon dolar, Sri Lanka ve Filipinler’deki hesaplara aktarıldı. Filipinler ve Bangladeş’te yetkililer siber suçluları bulmak için ortak çalışmalarını sürdürüyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Bangladeş Bankası sözcüsü Muhammad Asaduzzaman, “Manila’daki yetkililer sayesinde çalınan paranın bir kısmını geri almayı başardık. İki haftadır müfettişlerimiz konu üzerinde çalışıyor” dedi.
New York Federal Rezerv Bankası ise kendi sistemlerine sızıntı olduğuna ilişkin hiçbir ize rastlamadıklarını belirtirken, para transfer talebinin SWIFT adı verilen bankalar arası global mesajlaşma uygulaması üzerinden geldiğini söyledi.









