Dijital dönüşüm en hızlı bulutta gerçekleşiyor

Hitachi Data Systems Türkiye Genel Müdürü Serdar Sayar‘la yaptığımız söyleşide bulut bilişimde veri yönetimi, veri transferi, yönetişim, veri güvenliği gibi temel dijital dönüşüm konularını ele alarak HDS’nin bu alandaki Hitachi Unified Compute Platform (UCP) çözümünü inceledik. Hitachi Data Systems (HDS), kurumlarda teknik şartnamelerle regülasyonlara uygun dijital dönüşüm girişimlerini geliştirecek ve hızlandıracak üç yeni çözüm duyurdu. HDS çözümleri şu anda pazarda bulunan ürünlerden daha fazla esneklik ve seçeneğe sahip olarak kurumların iş süreci hızlandırmaya ve teknik sorunları çözmeye yönelik optimizasyon taleplerini en iyi şekilde karşılıyor. HDS aynı zamanda bilgi teknolojileri departmanlarına çözümlerle ilgili karşılaşacakları tüm sorunlarda yardımcı oluyor ve bu anlamda dijital dönüşümün yol haritasında destek oluyor.

Dijital dönüşüm sürecini fintech ve bankacılık sektörüyle nasıl değerlendirebiliriz?

“Dijital dönüşüm ile bankaların ve diğer finans kurumlarının Blockchain kimlik doğrulama uygulamasını kullanacağı ve böylece müşteride güvenli online alışverişi destekleyeceği bir dünyaya doğru gidiyoruz. Dijital dönüşüm ile yapılan maliyet optimizasyonu ve elde edilen farklı güvenlik alternatifleri çok önemli. Dijital dönüşüm aynı zamanda müşteri memnuniyetini artırmakta kilit önem taşıyor ve kurumlara yeni gelir kalemleri sağlıyor.”

Müşteri memnuniyeti, optimizasyon ve yeni gelir kanalları sağlıyor

“Dijital dönüşüm şirketler için birkaç adımda gerçekleşiyor. Öncelikle şirketlerin şu anda kullanmadıkları verileri kullanmaya başlaması lazım. Ardından bu veriler üzerinde analiz yazılımları çalıştırıp öngörüsel analizler almaları gerekiyor. Bu analizler sonucunda piyasada oluşacak risklere karşı önlem alabilecekler.” “Ancak, öncelikle bu verilerin işlenebilir hale getirilmesi gerekiyor. Bu verilerin işlenmesi için veri analizi uzmanları ve mühendisler gerekecek. Bu kişilerin çalışmalarının şirkete getireceği masraf, dünyanın farklı yerlerinde farklı ölçülerde ortaya çıkıyor. Uluslararası düzeyde kesintisiz iş akışı sağlamak üzere süreçlerde optimizasyon yapmak gerekiyor. Bu da verinin mobil hale getirilmesini gerektiriyor ki dünyanın farklı yerlerindeki kişiler aynı anda aynı veri üzerinde çalışabilsinler.” “Mobilite ancak bulut bilişim teknolojileri ile mümkün ve burada veri yönetiminin iyi sağlanması lazım. Verilerin taşınmasına ve dağıtımına sektör regülasyonları ne derece izin veriyor, bu işlemlerin gizli maliyetleri nedir, verinin güvenliği nasıl sağlanacak gibi soruların yanıtlanması çok önemli. İşte biz bütün bu soru ve sorunları dijital dönüşüm yol haritasında değerlendirerek şirketlere uygun ürünler ile hizmetler geliştiriyoruz.” ggeg

“Bulut bilişimin iş yükünü optimize ederek maliyetleri azaltıyoruz”

Uygulamaya özel, kullanıma hazır HEC platformu kullanıcıların operasyonel harcamaları azaltmasına ve özel ve hibrit bulut kurulumlarını hızlandırmalarına yardım edecek ön mühendisliği yapılmış, önceden hazırlanmış hizmet kataloglarıyla; atanmış bütünleşik platform, yazılım ve HDS ya da iş ortakları tarafından sağlanan hizmetleri birleştiriyor. “HEC ailesinin ilk örneklemesi olan Hitachi Enterprise Cloud with VMware vRealize Suite, VMware vRealize Air Cloud Management Platform’unu (CMP) destekliyor. Çözüm, geleneksel satın alma modelinde hem şirket içi hem de şirket dışı olarak sunulurken, isteğe bağlı olarak kullanıma ve sonuca bağlı yönetilmiş bulut çözümü olarak da sağlanıyor.” “Nitekim bu ürünlerimizi şirketlerin bulut yolculuklarını hızlandıracak VMware vRealize platformuna iyi bir örnek olarak değerlendirebiliriz. Hitachi Enterprise Cloud with VMware vRealize Suite birinci sınıf sunucu ve depolama altyapısıyla inşa ediliyor. Platform ortak müşterilerimizin VMware vRealize Suite’i güçlendirmeleri için güçlü bir ilk adım atıyor. Bunun yanında bulut yönetim platformlarının operasyonel harcamalarını azaltırken iş çevikliğini de artırıyor.”

Bulut bilişimde otomasyon artıyor

“Yeni Hitachi Management Automation Strategy bulut kurulumuyla çalışan basitleştirme şartlarını karşılayacak modern altyapı yönetimi için altyapıyı sağlıyor. Ayrıca uygulamalar ister geleneksel isterse de yeni nesil olsun; hizmet olarak BT (ITaaS) kullanımını özendirmeyi destekliyor. Yeni strateji tek ve çoklu UCP 2000 sistemleri için basitleştirilmiş, akıllı birleşik yönetimi sağlayan UCP Advisor’ı içeren otomasyon odaklı yazılımın büyüyen ürün ailesinin de içinde yer alıyor.”

Kurumlar dijital dönüşümü gerçekten nasıl başlatabilirler?

Doğru bir soru. Bugün baktığımızda birçok şirketin en büyük sorununun dijital dönüşüme nereden başlayacaklarına karar vermemek olduğunu görüyoruz. Üstelik bankalar gibi finansal kuruluşların işi daha zor; çünkü kendi bünyelerinde yapacakları yenilikler bile regülasyonlara tabi. Özellikle de teknik şartname-mevzuat dijital dönüşümde birlikte yürüyor. Bu açıdan bakarsak 451 Research Baş Analisti Eric Hanselman dijital dönüşümü ileri taşıyan üç ana iş şartının zeka, çeviklik ve müşteri merkezlilik olduğunu ve BT’nin başarı ya da başarısızlıkta merkezi bir rolü olduğunu belirtiyor. Bu şartları sağlayacak gelişmiş altyapı çevikliğine ulaşmak IT ekipleri için büyük bir zorluk. HDS olarak biz tam da bu zorlukların aşılması için ters mühendislik ve derin öğrenme kullanan, böylece dijital dönüşümde kurumların hangi bölümlerinin ne ölçüde otomasyona tabi olacağını belirleyen sistemler geliştirdik. Hitachi Management Automation Strategy içerisinde taahhüt edilen otomasyon ve basitleştirilmiş yönetim, bu zorlukların üstesinden gelmek için merkezi öneme sahip bulunuyor.

Yeni donanımlar ile hiper bileşik portföy

“Dilerseniz bu teknik ismi de biraz açalım. Burada kast edilen farklı tedarikçilerden gelen legacy ürün ve yazılımları kullanan bankalar departmanlarının uluslararası iletişim sağlamasını sağlamak gibi alanlarda, yazılım ve donanım uyumluğunu istenilen ölçekte sağlamak. Esnek ve hiper bileşik bulut bilişim derken bunu kast ediyoruz.” “UCP Advisor yazılımının erişilebilirliğine ek olarak müşteriler için değerli yeni seçenekler yaratacak Hitachi Unified Compute Platform’un (UCP) performans, ölçek ve ekosistem desteğinde önemli yeni geliştirmeler bulunuyor. UCP 2000 ve UCP HC sistemleri daha hızlı Intel Broadwell işlemcilerini destekliyor ve Hitachi Data Ingestor, Hitachi Content Platform ve WAN Optimizer’a benzersiz ve uyarlanabilir çözümler sağlayacak opsiyonel desteği de içeriyor.” “UCP 2000, ayrıca şimdi de 128 nodeları da dahil olmak üzere 8X sunucu ölçeklenebilirliğinin yanı sıra birçok ağ ve güvenlik geliştirmesine de sahip. Bunun dışında HDS sistemi OpenStack ortamlarını destekleyecek şekilde genişletti. UCP HC, yüksek kapasiteli 2U/1-node hibrit ve 26 TB’a kadar artırılabilen kullanılır flash kapasiteye sahip all-flash sistemiyle geliştirilerek diğer gerçek dünya fonksiyonlarının yanı sıra analitik ve işlem odaklı yüksek performans ve ölçek sağlayacak hiper birleşik portföy yetkinliğini genişletiyor.” Hds-hitachi_data_systems-serdar_sayar-dijital_dönüşüm-bulut

Yönetimi hazır bulut teknolojileri

“HDS, müşterilere ileri düzeyde geliştirilmiş seçim ve esneklikle birçok yeni hizmet olarak yönetilmiş bulut seçenekleri sunuyor. Bunun içerisinde Hizmet Olarak Depolama (STaaS), Hizmet Olarak Hesaplama çözümleri, BT hizmet yönetimi ve operasyonları için yeni hizmet olarak analitik çözümü ve uzaktan operasyon hizmetleri için yeni seçenekler de bulunuyor. Şirket ayrıca Hizmet Olarak Yedekleme, Hizmet Olarak Arşivleme ve Hizmet Olarak Felaket Kurtarma’nın veri koruma için bütüncül yaklaşımı da sunuyor.” “Bu bağlamda dijital dönüşümü yeni inovasyon ve yaratıcılık çeşitlerini tanıtan, müşteri deneyimini geliştiren ve iş modeli ve süreçlerine yeniden şekil veren bir katalizör olarak tanımlayabiliriz. Ancak katalizörün çalışması için reaksiyona, yani dijital dönüşüme hazır bir ortam olması gerektiğini de unutmamalıyız. HDS olarak hiper bileşik bulut çözümlerimiz kapmasında, dijital dönüşümü uçtan uca bir yol haritası olarak görmemizin ve kurumsal danışmanlık sunmamızın sebebi bu.” “Hitachi Data Systems, iş dönüşümünü hızlandırabilen ve BT’nin karşılaştığı zorlukların üstesinden gelebilen etkili ve pratik alternatifleri sağlamaya kendini adadı. Hitachi Enterprise Cloud şimdiye kadar hiç görülmemiş şekilde şirketlerin dijital dönüşümlerini gerçekleştirmelerine yardımcı olacak seçenekler sunuyor.”

Online test yapmadan önce soruları kendinize sorun

0
Aradığınız cevaba ulaşmak için bir dizi soru sormak, test ve ölçüm yapmak en etkili yöntemlerden biri. Hangi adayları iş görüşmesine çağırmalıyız? Hangi satış temsilcileri ürünlerimizi, şirket değerlerimizi ve pazarı daha iyi tanıyor? Kimleri terfi ettirmeliyiz? Çalışanlarımızın İngilizce seviyeleri ne düzeyde? Kimlere Excel eğitimi vermeliyiz? Bu sorulara cevap aranırken öznel değerlendirmeler yapmak yerine; standart, geçerli ve güvenilir sorular sormak çok daha doğru, hızlı, kolay, adil ve sistematik bir yöntem. Öte yandan, liyakata önem vermek ve çalışan ilişkilerinde bilimsel yöntemleri tercih etmek, bir işverenin iş arayan adaylar ve çalışanlarının gözünde itibarını arttırıyor. İşe alım, performans değerlendirme , eğitim ve terfi süreçlerine test ve sınav uygulamalarının dahil edilmesi, zamanla çok kritik verilerin oluşmasına olanak sağlıyor; bu verilerin daha sonra analiz edilmesi ile (performansı yüksek satışçıların analitik becerilerinin de yüksek çıkması üzerine, işe alımda yetenek testi kullanılmasına karar verilmesi gibi) şirket için çok isabetli kararlar alınabiliyor. Zira veri birikiminin sağlanmadığı her türlü süreç, geliştirilmesi şansa bırakılmış bir süreçtir. Peki, test ve sınav uygulamalarını şirketimizin iş süreçlerine dahil etmek isterseniz, bunu güvenli, kolay ve en az maliyet ile nasıl yapabilirsiniz? Bazen son derece iyi niyetle seçtiğimiz bir yöntem, hiç istemediğimiz sonuçlara neden olabilir. Eğer sınav güvenliği sağlanamaz ise, yanlış adayları iş görüşmesine çağırabilir, doğru adayları görmezden gelebiliriz. Hak etmediği halde bazı çalışanları terfi ettirebiliriz. Çalışanlarımız hakkında yanlış değerlendirmelerde bulunabiliriz. Online test ve sınav uygulamalarında dikkat edilmesi gerekenlere gerekli önem verilmez ise, şirketin yanlış kararlar almasına neden olunabilir. Bu yüzden şirket, tasarladığı test sürecine uygun bir yöntem tercih etmelidir. Her test uygulaması, kendi şartları göz önünde bulundurularak, en optimum ortamda gerçekleştirilmelidir. Aşağıdaki sorular test uygulamasının tasarlanmasında size önemli noktaları işaret edecektir. Adaylar birbirini tanıyor mu? Adaylar farklı gün ve saatte sınavı alabilmeli mi? Sorduğumuz soruların cevaplarına internet aracılığıyla hızla ulaşılabiliyor mu? Testi alan kişi, teste davet ettiğimiz kişi mi? Testi alan kişi, testi tek başına mı tamamladı? Bütün bu sorulara, amacınıza en uygun cevapları verene kadar hiçbir online test veya sınav sistemini başlatmayın. Çünkü en ufak bir cevapsızlık, bir yerlerde hata yaptığınızı gösteriyor olabilir.

Küresel internet yönetiminde artık BTK da söz sahibi

0
BTK’nın uzun süren çalışmaları sonucunda ülkemiz, Geliştirilmiş İşbirliği Çalışma Grubu üyeliğine seçildi. 2003 ve 2005 yıllarında iki aşamalı olarak gerçekleştirilen Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’nde atılan önemli adımlardan birisi de, Geliştirilmiş İşbirliği Çalışma Grubu olmuştu. İnternet ile ilgili uluslararası kamu politikalarının oluşturulmasında tüm devletlerin eşit bir şekilde fikirlerini sunabilmesi ve ilgili tüm paydaşların uygun rol ve sorumlulukları çerçevesinde görev üstlenmelerini sağlamak üzere kurulan grupta artık ülkemizde söz sahibi olacak. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun girişimleri sonucunda artık Türkiye, Geliştirilmiş İşbirliği Çalışma Grubuna dünya genelinde seçilen 22 ülke arasında yer alıyor. Yetkililer ülkemizin bu gruba kolayca dahil edilmesinin başlıca nedeni olarak, internet kullanıcı potansiyelinin yüksek olmasını gösteriyor. Zira, ülkemiz toplam internet kullanıcısı sayısı açısından tüm dünya ülkeleri arasında yapılan sıralamada ilk 20 ülke, Avrupa ülkeleri arasında yapılan sıralamada ise Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerle birlikte ilk 5 ülke içinde yer almaktadır. Konuyu özetlemek gerekirse artık Türkiye, uluslararası internet yönetimi konusunda dünyada daha da etkin bir aktör haline gelecek ve bilgi ve iletişim teknolojilerinde sahip olduğu potansiyele de uygun bir şekilde bu alanda daha fazla söz sahibi olacaktır.

Mobil tahsilat uygulaması kazandırıyor

0
Ödeal, yeni kampanyası ile herkesi kazanmaya davet ediyor. Ödeal’ı tavsiye ederek, aktif üye kazandıran mevcut üyeler, anında 20 TL kazanırken, tavsiye üzerine gelen yeni Ödeal üyeleri, ilk ay toplam 100 TL ciro yaptıkları durumda 20 TL, onu tavsiye eden üye de 30 TL kazanacak. Cep telefonlarını mobil tahsilat aracına dönüştürerek, özellikle küçük ölçekli işyerleri ve bireysel girişimcilere kredi kartı ve banka kartı ile ödeme alma imkanı sunan Ödeal’ın kazandıran kampanyası 14 Kasım’a kadar sürecek. Kampanyaya katılmak isteyen mevcut üyelerin, uygulama üzerinden “Tavsiye Et” butonuna tıklayarak, tavsiye ettikleri kişinin isim, soyad ve cep telefonunu iletmelerinin ardından Ödeal çağrı merkezinin iletişime geçeceği bu kişinin, Ödeal üye iş yeri olması yeterli olacak. Kampanya kapsamında her mevcut üye işyeri en fazla 10 üye işyeri tavsiye ederek, tavsiye edilenlerin tamamının Ödeal işyeri olup ciro hedefine ulaşmaları durumunda toplamda 500 TL ödül kazanabilecek. Kampanya süresince belirtilen şartların yerine getirilmesi durumunda kazanılan ödüller üye iş yerinin banka hesabına yatırılacak. Detaylı bilgiye www.ode.al sitesinde yer alan Duyurular bölümünden ulaşabilirsiniz.

Global Tower Borsa İstanbul’a açılıyor

0
En son Mayıs ayında arz için gong törenine ev sahipliği yapan Borsa İstanbul (BİST) yeni bir halka arza daha hazırlanıyor. Borsa İstanbul’da işlem görmek için yola çıkmış olan Turkcell iştiraklerinden Global Tower’ın halka arzında son viraja girildi. Sermaye Piyasası Kurulu, şirketin sunduğu izahnameyi 14 Ekim 2016 tarihinde onayladı. Onaylanan izahnameye göre Global Tower yüzde 21,7’sini halka açacak. Türkiye’nin ilk ve tek, Avrupa’nın ise kule sayısı bakımından beşinci büyük bağımsız kule şirketi olan Global Tower’ın halka arz fiyatı pay başına 3,82 TL ile 4,46 TL aralığında olacak. Bağımsız kule şirketi, tamamen ana mobil operatör tarafından sahip olunmayan ve sadece kule işletmeciliğine özgülenmiş şirket olarak tanımlanıyor.

Global Tower diğer şirketlere örnek olsun

Turkcell Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akça, ülkemiz ekonomisinin özellikle yurtdışından gelen suni sebeplere dayalı baskılarla zora sokulmaya çalışıldığı bu dönemde Global Tower şirketinin halka arzının çok önemli ve değerli olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Hain darbe girişiminde, kurşunun üzerine yürüyen, tankın karşısına dikilip demokrasisine sahip çıkan halkımız, sonrasında da elindeki dövizini bozdurarak ekonomiye destek vermiştir. Böyle bir konjonktürde şirketlerin de üzerlerine düşeni yapmaları gerekir, Global Tower’ın Borsa İstanbul’da işlem görmesi halkımıza ve ekonomimize moral olacaktır. Bu teşebbüsümüzün yatırımcılarımızın ilgisine mazhar olacağına olan inancımız tamdır. Diğer şirketlerin de bizi örnek alarak planlarını ertelememelerini temenni ederim.” Global Tower’ın hisselerin yüzde 70’inin yurt dışı kurumsal yatırımcılara arz edilecek olmasının da ayrıca Türkiye ekonomisine güvenin önemli bir göstergesi olduğuna da dikkat çeken Akça, “Halka arz büyüklüğü ek satış dahil 329,8 – 385,1 milyon TL aralığında olacak. Yaklaşık 1,4 milyar lira piyasa değeri olan şirketimiz Türkiye, Ukrayna, Belarus ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 10 bine yakın kule portföyü işletmektedir” dedi. Global Tower 2016 yılı Haziran ayı itibarıyla, Türkiye ve Ukrayna’da toplam 4.594 kuleye sahip olup 2.388 kuleyi işletmekte ve 2.213 kule için kontrat yönetimi hizmetleri sunuyor. Ağustos ayı itibariyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 115 kule üzerinde irtifak hakkı yoluyla ve Ekim ayı itibariyle Belarus’ta 767 kule üzerinde kullanım hakkı yoluyla alt kiralama hakkı bulunuyor.

Konsorsiyuma İş Yatırım liderlik yapıyor

Global Tower’ın yurt içinde halka arzına İş Yatırım liderliğinde 23 aracı kurumdan oluşan konsorsiyum, yurt dışında ise Citigroup Global Markets Limited aracılık ediyor. Global Tower halka arzının tamamı ortak satışı yoluyla gerçekleşecek olup, arz sonrası halka açıklık oranının yüzde 21,7 olması bekleniyor. Ek satış hakkının kullanılması halinde ise bu oran yüzde 25’e çıkabilecek. Halka arz edilecek payların yüzde 70’i yurtdışı kurumsal yatırımcılara ayrılırken, yüzde 30’luk bölüm yurtiçi yatırımcılara ayrıldı. Toplam arzın yüzde 10’u yurtiçi bireysel yatırımcılara, yüzde 20’si yurtiçi kurumsal yatırımcılara yapılacak.

Karın yüzde 75’inin dağıtılması hedefleniyor

Turkcell iştiraklerinden Global Tower, Türkiye, Ukrayna, Belarus ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde işlettiği 10 bine yakın kuleyi yöneterek ve/veya işleterek kira geliri ve/veya diğer gelirler elde ediyor. Bu anlamda Global Tower, halka açılarak yatırımcıya düzenli geliri olan Türkiye’deki ilk ve tek bağımsız kule şirketine ve toplam kule varlıkları bakımından en büyük telekom altyapı operatörüne yatırım yapma imkânı sağlayacak. Global Tower, 2015 yıl sonu itibarıyla gelirinin yüzde 84 gibi büyük kısmını kira gelirlerinden elde ediyor. Şirket Yönetim Kurulu ayrıca halka arzın ardından 365 gün boyunca sermaye artırımı yapmayacağını ve dolaşımdaki pay miktarını artırmayacağını; Turktell Yönetim Kurulu ise payların BİAŞ’ta işlem görmeye başladığı tarihten itibaren 180 gün boyunca BİAŞ’ta ve BİAŞ dışında satmayacağını taahhüt etmiştir. Kar payı dağıtım politikasında ise her yıl, dağıtılabilir net karın en az yüzde 75’inin nakit kar payı olarak dağıtılması yönünde hedef belirledi. İş Yatırım liderliğindeki Global Tower’ın halka arz konsorsiyumunda 3 eş lider ve 19 üye bulunuyor.

HP işçi çıkartıyor, HPE kar açıklıyor

0
Geçen yıl şirketin yarısı HPE (HP Enterprise) olarak ayrılan yılların devi Hewlett Packard’da (HP) tasarruf amacıyla işten çıkarma yapılacağı duyuldu. Önümüzdeki 3 yıl içinde şirketin yüzde 10’u kadar elemanı yani 3000 ila 4000 arasındaki bir sayıda eleman çıkartmayı planlandığı belirtiliyor. Bunun en önemli nedeni ise ürünlere talebin devamlı gerilemesi. HP, geçen yıl yapılan ayrılma sonucunda sadece yazıcı ve bilgisayar satan taraf haline gelmişti. HPE ise bulut servisleri, yazılım ve hizmet bölümlerini içeriyor. HP’nin CEO’su Dion Weisler, işten çıkarmaların yazılım ve bilgisayar sektörünün zorlu pazar koşullarında, şirketin karlı halde kalmasına yardımcı olacağını belirtirken ; “Amacımız belli, yönetimimiz sağlam ve yeni dönem için pozisyon alıyoruz. Pazarımız hala çok zorlu ama öz işimizde yaratıcılık sözü veriyor ve uzun dönemli fırsatları görüyoruz” dedi ve şirketin özellikle ticari mobilite ve servisler ile üretim sektörüne yönelik 3D ve kopyalama sektörünün de belli alanlarında fırsat gördüğünü söyledi. Şirket, işten çıkarmaların hangi bölümlerden yapılacağına dair bir açıklama yapmadı ama ülkeden ülkeye değişeceğini söyledi. Buna karşılık analistler işten çıkarmaların yazıcı ve tedarik bölümlerinden yapılacağını düşünüyorlar. İşten çıkarmaların 2020’li yıllarda 200-300 milyon $/yıl tasarruf anlamına geleceği belirtiliyor ama tahmin edeceğiniz gibi işten çıkarmaların da bir maliyeti var. Bunun da 350-500 milyon $ olması bekleniyor. HP’nin şu anda 50.000 kadar elemanı bulunuyor. Bu arada HPE’de işler iyi gidiyor gibi görünüyor. 2016 yılının üçüncü çeyreğinde HPE, 12,2 milyar dolar net gelir açıkladı. Bu rakam önceki yıla göre yüzde 6 oranında daha düşük. Hisse sahiplerine ise 1,5 milyar dolar dağıtıldı. Hisse başına kazanılan seyreltilmiş net kar 1,32 dolar olarak finansal kayıtlara geçti. Bu rakam ise, daha önce belirtilen 1,10 ve 1,14 dolar tahminlerinden daha fazla. Bu bakımdan HPE, net gelirlerinin azalmasına rağmen operasyonel performansını artırarak hissedarları için daha karlı bir şirket olmayı başardı. Zira şirkete nakit akışı aynı dönem içerisinde 1,7 milyar dolarak olarak kaydedildi. Önceki yıla göre nakit akışında yüzde 10 artış gözlemleniyor.

Samsung Galaxy Note7 değişim programı yarın başlıyor

0
Samsung Electronics Türkiye, Galaxy Note7 Değişim Programını eski ve yeni tüm seri Galaxy Note 7 cihazlarını kapsayacak şekilde düzenledi. 18 Ekim – 11 Kasım 2016 arasında geçerli olacak program, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) bilgisi dahilinde hazırlandı. Programın tüm detayları resmi web sitesinden duyuruldu. Samsung, eski ve yeni seri ayrımı olmaksızın tüm Galaxy Note7 sahiplerinin cihazlarını kapatmalarını ve Değişim Programı’na katılmalarını önemle talep ediyor. Samsung Electronics Türkiye Başkan Yardımcısı Tansu Yeğen, “Samsung olarak, müşterilerimizin memnuniyeti ve güvenliği bizim için öncelik taşımaktadır. Bu nedenle alınan küresel karar doğrultusunda, Galaxy Note7 satışları durduruldu. Hiçbir kullanıcımızı mağdur etmeyecek kapsamlı bir değişim programı başlatıyoruz. Kullanıcılarımızın bu süreçte göstermiş olduğu sabır ve anlayış için teşekkür ederiz” dedi. Samsung’dan Yapılan açıklama şu şekilde: Samsung, BTK kaydı olan bütün Galaxy Note7 kullanıcılarını, 18 Ekim tarihinden itibaren başlayacak olan Galaxy Note 7 Değişim Programı’na katılmaya davet etmektedir. Değişim programı, farklı şartlarda ve farklı yerlerden Galaxy Note7 alan kullanıcıların hiçbirini mağdur etmeyecek şekilde tasarlandı. Kullanıcılarımızın öncelikle ülke çapında 250’ye yakın noktada bulunan Samsung Servis Merkez’lerinden birine başvurmaları gerekmektedir. Kendilerine tercihleri doğrultusunda aşağıdaki iki seçenek sunulacak: Galaxy S 7 edge’i (32Gb hafıza) tercih eden müşterilere, 600TL geri ödeme yapılacak ve telefonlarını herhangi bir Samsung Yetkili Bayi’nden alabilecekler. Para iadesini tercih eden müşterilere, 3.600 TL ücret iade edilecektir. Galaxy Note7 aksesuarlara ait bedeller de müşterilere iade edilecektir. Galaxy Note 7’yi operatör üzerinden sözleşme ile almış kullanıcılar ise Galaxy S7 edge (32Gb hafıza) değişiminden yararlanabilir veya hiçbir ek maliyet yansıtılmadan sözleşmesini iptal edebilirler. Ayrıca kullanıcılar, Galaxy Note7 kampanyası dahilinde verilen Samsung Gear VR’ı kullanmaya devam edebilecekler. Daha önceden Galaxy Note 7 Değişim Programı’na katılıp telefonunu Samsung Servis Merkezi’ne bırakan kullanıcılar, bu servis merkezine gidip belirtilen seçeneklerden yararlanabilirler. Detaylar için http://www.samsung.com/tr/note7duyuru/ adresini kullanabilir, sorularınız için Samsung Çağrı Merkezini 0850 222 0 847 numaralı telefondan arayabilirsiniz.

Salesforce Twitter’ı satın almaktan vazgeçti

1
Salesforce’un CEO’sunun Twitter’ı satın almayı artık düşünmediklerini açıkladı. Açıklamanın yapıldığı Cuma günü içerisinde Twitter hisse senetleri New York Borsası’nda yüzde 7’den fazla değer kaybetti. Financial Times’a açıklama yapan Salesforce CEO’su Marc Benioff, “Bu durumda anlaşmadan çekilip yolumuza devam etme kararı aldık. Bizim için uygun değildi” dedi. Aslen San Francisco temelli bir startup olan Twitter, 2011 ve 2015 yılları arasında 2 milyar dolardan fazla para kaybetti. Son aylarda Apple’dan Google’a kadar isimleri anılan teknoloji devlerinin Twitter’ı satın alacağı düşünülüyordu. Yılın ilk aylarında yayınladığı yıllık finansal raporunda Twitter, büyüme hızının da yavaşladığını da belirtiyordu. Bu yavaşlamanın en büyük sebebinin de yeni kullanıcı çekememek olduğu raporda itiraf ediliyordu. Tüm bu gidişatı engellemek için yapılması gerekenler arasında Twitter şunları saymıştı: Yeni kullanıcı çekmek, kullanıcı etkileşimini artırmak, reklam etkileşimini artırmak, marka bilinirliğini yükseltmek, etkili bir şekilde rekabet etmek, satış girişimlerini artırmak, reklamcılar için olumlu bir ROI gösterebilmek, başarılı bir şekilde yeni ürünler ve hizmetler ortaya çıkartmak, uluslararası bir şekilde büyümek. Yani Twitter’ın para kaybetmekten kurtulması için bir şirketin yapması gereken her şeyi yapması lazım. Şimdiye kadar yapmıyor muydu, bilemiyoruz. Twitter’ı satın almak isteyen isimler arasında en ilgi çekici ve satın almaya en çok yaklaşan şirket ise Disney. Disney, ABC ve ESPN gibi dev medya ağlarını da bünyesinde barındıran bir medya üretim şirketi. Görünüşe bakılırsa Twitter gibi büyük bir sosyal medya platformunu satın alarak etki alanını artırmak niyetinde.

Türkiye fintech sektörünün son durumu ve geleceği

0
Dünya genelindeki fintech işlemleri, son üç yılda 20 milyar doların üzerine çıktı. Tahminleri aşan bu işlem hacmiyle tüketicilerin olduğu kadar yatırımcıların da ilgisini çeken fintech kuruluşları küresel finans kuruluşlarının bakış açısını da değiştirmiş durumda. Bankaların dijital dönüşüm kapsamında gerçekleştirdikleri yeniden yapılanma çalışmaları ve finansal teknoloji kuruluşları ile yaptıkları işbirlikleri dikkat çekiyor. Bankaların çok yakın gelecekte alternatif kanallara, dijital ve mobil bankacılığa, robot asistanlara yatırım yapmaları bekleniyor. Finansal teknoloji alanında yaşanan yeniliklerin ödeme dünyasını dönüştüreceği öngörülüyor.

Dijital dönüşüm ve mobilite bankaları iş birliğine zorluyor

Dijital dönüşüm, hayatın her alanında vatandaşa dokunuyor. Mobil kullanıcıların artması ve kullanıcıların daha fazla kişiselleştirilmiş, kolay kullanım sunan hizmetler beklemesi, bankaların yenilikçi teknolojilere yatırım yapmalarını zorunlu kılıyor. Küresel finans kuruluşlarının son dönemde izledikleri küçülme politikaları, kendini ispatlayan fintech oyuncuları ile işbirliği yapmalarını da beraberinde getiriyor. Finansal teknoloji şirketleri, bankalar tarafından yeni hizmet ve çözüm sunma bağlamında vazgeçilmez bir ortak olarak görülüyor. Diğer dikkat çeken konu ise fintech kuruluşlarının coğrafyalara göre değişen özellikleri. Avrupa’da fintech şirket ve startuplarının amacı verimliliği artırıp maliyetleri azaltmakken, Asya’da yer alan bazı ülkelerde ise henüz banka hesabı dahi olmayan kullanıcılara özel hizmetler veriliyor. Türkiye’de banka sistemi dışındaki kullanıcılar ve finansal okuryazar olmayan kitlenin yüzde 40 seviyelerinde olduğu görülüyor.

Fintech üç ayda 9,4 milyar dolar yatırım aldı

Denetim ve danışmanlık şirketlerinden KPMG’nin raporuna göre, yalnızca 2016 yılının ikinci çeyreğinde finansal teknoloji firmalarına yapılan küresel yatırım 9,4 milyar dolar. Son günlerde bankaların mekan ve personel giderlerinden tasarruf elde edebilmek için aldıkları tedbirleri dijital dönüşümün bir parçası olarak okumak mümkün. Bankalar, yeni nesil kullanıcılara ulaşmak için her türlü kanalı değerlendirmeleri gerektiğinin farkında. Bu alanda gerek küresel gerekse yerel bazda finansal teknoloji kuruluşlarının önemli bir fonksiyonu mevcut.

Robot bekçiler gümrük kapılarında

0
Gümrük kapılarında robot kullanımı başlayan Çin’de robotlara sorulan sorular ve onlardan alınan yanıtlar ilginç diyaloglara sahne oluyor. Alman welt.de sitesinde yer alan habere göre, Hong Kong’dan gelen ve Çin’e bir iPhone7 sokmak isteyen bir turist hanımın sorusuna robotun verdiği yanıt şu: “Çok bilinçli bir tüketici olarak bu modellerin ithalinin yüzde 15 gümrüğe tabi olduğunu bilmeniz gerekirdi”. “Nerede taksi bulabilirim” sorusuna verilen yanıt ise, “Bu salonun sonunda alt kata inip sola dönünüz” şeklinde. 1 Ekim itibariyle 3 sınır girişinde uygulamaya konan robotlar 28 dil ve lehçede, sınırda sorulma olasılığı bulunan 3.200 soruya yanıt veriyor. Sorumlulardan Zhao Min’in CCTV’ye verdiği açıklamaya göre, yakında robotlar fotoğraf çekme, kaçakçı ve sabıkalıları tanıyıp ihbar etme yetisine de sahip olacaklar. Robotun bağlantılı olduğu merkezde bulunan fotoğrafları sayesinde robot böyle kişileri teşhis edip alarm verebilecek. Çin’in sınırsız ucuz işgücü rezervine sahip olduğu günler geride kalmış görünüyor. Bu nedenle Pekin, özellikle endüstride mevcut robot efektifini 2020 yılına kadar 4 katına çıkarmayı planlıyor. Yöneticiler, ülkeyim yüksek otomasyon kabiliyetiyle donatmaya ve bunu gittikçe daha çok kendi olanaklarıyla yapabilmeye kararlı. Kısa süre önce Augsburg’da yerleşik yüksek teknoloji sahibi robot üreticisi Alman Kuka’nı Çinli Midea tarafından alınmış olması da bu stratejinin bir parçası.

Endüstri 4.0 internet korsanlarını kendine çekiyor

0
TÜYAP tarafından TİAD ve MİB işbirliği ile düzenlenen MAKTEK Avrasya’nın “Endüstri 4.0 ve Siber Güvenlik” semineri düzenlendi. Güvenlik uzmanı Safai Tandoğan önümüzdeki 10 yıl otomotivden enerjiye, beyaz eşyadan tekstile kadar yeni sanayi devrimi için yatırım planları yapan yüzbinlerce şirketi bekleyen tehlikeleri paylaştı. Dört milyar insanın birbiri ile bağlantılı hale geleceği, 25 milyar cihazın birbiri ile konuşacağı nesnelerin interneti ve endüstri 4.0 dönemi için büyük risklerin olduğunu belirten Safai Tandoğan, “Önümüzdeki sanayi devrimi ticaret yapma şekillerini yıkıcı şekilde değiştirecek. Henüz başında olduğumuz bu dönem için 7 gün 24 saat çalışacak fabrikaları akıllı güvenlik önlemleri ile koruma altına almalıyız. Şu an siber korsanlar tek bir şeyi ele geçirince tüm fabrikanın bilgilerine ulaşıyor. Önümüzdeki dönemi iyi okumalıyız. Örnek olarak ABD’de 55 bin enerji transfer istasyonu var. Korsanlar bunun 9 tanesini devre dışı bırakırsa Kuzey Amerika karanlığa gömülebilir. Çevre kontrolünü yavaş yavaş kaybedeceğimiz, dört duvarın ortadan kalkacağı önümüzdeki 10-15 yılda güvenliği en iyi şekilde planlanmış altyapılar kurgulanıp, bu alanda yatırımlar sürdürülürse korsanların önüne geçilebilir” dedi. Her geçen gün yeni yöntemler üzerinde çalışan hackerların bugün saldırdıkları kişi ya da kurumlarda yüzde 60’ının kim tarafından yapıldığının tespit edilemediğini kaydeden Tandoğan sözlerini şöyle sürdürdü; “Önümüzdeki dönemde siber güvenlik analistlerine daha çok ihtiyaç doğacak. Çünkü nesnelerin interneti korunması zor bir fenomen. Sadece kurum değil, tedarik zincirindeki güvenlik açıkları için siber casuslar yeni yöntemler üzerine çalışacak. Bugün şirketler daha güvenli hale gelebilmek için önemli yatırımlar yapıyor. Bankacılık, sağlık, enerji sektörlerindeki alınan güvenlik önlemleri bir standart olarak bugün karşımızda. Ancak gelecek için hazırlanan yeterli kılavuz ve kaynak yok.” Konuşmasında dış tehditler kadar iç tehditlerin de önemine dikkat çeken Safai Tandoğan, siber güvenlik farkındalığını tüm çalışanlara yayılması, hatta gözetim sisteminin sağlanması gerektiğini belirtti. İşten ayrılan bir personelin şirketten alacağı bilgi ya da yazılım ile saldırı gerçekleştirebileceğini belirten Tandoğan, “Belirttiğim senaryolar karşısında genel kanı ‘Benim başıma gelmez’ sendromu. Sadece Türkiye’de değil, yurtdışında da bu söylem mevcut. Hali hazırda uzaktan erişim güvenliğine endüstri tam olarak çözüm bulmuş değil. Bu noktada görev biraz da endüstriye düşüyor. Sistemlerini dirençli hale getirmenin en önemli yöntemlerinden biri; sistemi denetlemek için firma ya da sistem dışından bilgisayar korsanlarını kullanarak test yaptırmak. Türkiye’de bu yöntem hızla yaygınlaşıyor” açıklamasını yaptı. Dünya makina devi 3 bin markanın yenilikçi ürünlerini ilk kez sergilediği MAKTEK Avrasya 2016, 4’ncü gününde de Endüstri 4.0 alanında önemli isimlere ev sahipliği yapacak. Bu yıl 1.5 milyar dolarlık iş hacmi yaratması beklenen Avrasya’nın en büyük buluşmasında yarın; “Anahtar teslim proje ve otomasyon sistemleri”, “Takım tezgahları ve üretimde Endüstri 4.0”, “Fikirden bitmiş ürüne”, “Endüstri 4.0 uygulamaları”, “Kalite kontrol vizyonu”, “Üretim zekası”, “Endüstri 4.0’ın talaşlı imalat sektörüne etkileri: Yeni doğacak ve kaybolacak meslekler” konuları ele alınacak.

Pazarlamanın zirvesi hala basılı mektuplar

0
Dijital baskı sistemlerindeki gelişmeler, kişiye özel posta uygulamalarına yönelik talebi artırıyor. Günümüzde şirketler yeni müşteriler bulmak, müşteri bağlılığını artırmak ve kar getiren işler yapmak için kişiye özel postayı inovatif bir çözüm olarak kullanıyor. Pazarlama faaliyetlerinde kişiye özel posta uygulamalarından faydalanan markaların yüzde 92’si gelecek yıl göndermeyi planladıkları kişiye özel posta materyallerinin bir önceki yıldan daha fazla olacağını düşünüyor. Xerox’un kişiye özel baskı pazarına yönelik yaptığı araştırma sonuçlarına göre; tüketiciler kendilerine hitaben yazılmış postaların yüzde 70’ini açıyor. Açılan kişiye özel postaların yüzde 79’u en az bir dakika boyunca inceleniyor. Tüketicilerin yüzde 71’i, kişiye özel postanın okunmasında, gönderilen mektubun kağıt, tasarım ve baskı kalitesinin de etkili olduğunu söylüyor. Günümüzde her alanda yaşanan dijitalleşme, pazarlama faaliyetlerinin de dijital kanallar üzerinden yapılmasına imkan tanıdı. Mobil cihazlar ve e-posta üzerinden yapılan reklamların sayısında artış gözlense de bu çalışmaların tüketiciyi satın almaya ne denli yönlendirdiği çokça tartışılıyor. ABD Posta Hizmetleri’ne göre her mesken (konut – iş yeri) haftada ortalama 16 direkt posta (mektup) alıyor. Her tüketicinin bir haftada aldığı ortalama e-posta sayısı ise 100’ün üzerinde. Bu kadar fazla e-posta alınması, çoğunun okunmadan, incelenmeden silinmesine neden oluyor. Pazarlama araçlarının etki derecesini ve geri dönüş oranlarını her yıl düzenli olarak ölçen, satış ve pazarlama yöneticilerinin düzenli takip ettiği DMA (Designated Marketing Area) Etki ve Geri Dönüş Oranları 2015 yılı araştırmasına göre; klasik posta ile gönderilen mektupların etki derecesi ve geri dönüş oranı yüzde 3,7. Elektronik postaların geri dönüş oranı yüzde 0,2. Arama motorları veya belli bir site üzerinde paralı ilanlara geri dönüş oranı yüzde 0,1. Mobil ağlar, sosyal medya gibi mecralardaki pazarlama iletilerine geri dönüş oranı ise yüzde 0,32. Bu sonuçlar, tahmin edilenin aksine, kişilerin ev-iş adreslerine yapılan kişiye özel içerikli pazarlama içeriklerinin çok daha etkili ve amaçlanan yönde geri dönüş sağladığını gösteriyor. Araştırma sonuçlarına göre, kişiye özel posta alan ve pazarlanan içerikle ilgilenen tüketicilerin yüzde 55’i markanın fiziksel mağazasına gidiyor, yüzde 54’ü internet sitesini ziyaret ediyor ve yüzde 45’i pazarlaması yapılan ürünü satın alıyor. Basılı postalardan tam anlamı ile yararlanmak isteyen pazarlamacıların dikkat etmeleri gereken bazı noktalar var. Postanın kişiye özel düzenlenmesi maalesef yetmiyor. Bu düzenlemenin nasıl yapıldığı da önemli. 1. İçeriklerinizi kişiselleştirin Kişiye özel gönderi, doğrudan posta uygulamalarının başarıya ulaşmasında son derece etkili. Kişiye özel bir görsel, mesaj ve bilgi kullanarak hazırlanan dokümanlar; sadece isim ve soy isim bilgisinin yer aldığı iletilerden çok daha iyi geri dönüş alıyor. Markayı tüketici gözünde farklılaştırıyor. 2. Dijital medya ile kişiye özel postayı entegre edin Araştırmalar, sadece basılı materyallerin kullanıldığı kampanyaların tüketicilerden yüzde 7,4 oranında geri dönüş aldığını ve yüzde 7,1’ini satın almaya ikna ettiğini gösteriyor. Ancak kişiye özel bir içerikle hazırlanan dijital baskı, e-posta, sosyal medya ve mobil uygulamalar ile desteklenmiş bir kampanyanın başarı oranı yüzde 9,5’e kadar çıkabiliyor. Pazarlama çalışmalarında birçok yöntemi birbiri ile entegre şekilde kullanmak, başarı oranını yükseltiyor. 3. İletişimin sürekliliğini sağlayın Doğrudan pazarlama çalışmalarının satışlar üzerindeki etkisini görebilmek için devamlılık şart. Kişiye özel posta, dijital medya ile entegre edildiğinde ölçülebilir sonuçlar ortaya koyuyor. Müşterilerden maksimum geri dönüş alabilmek için her zaman kişiye özel mektup ve müşteri teklifleri gönderilmesi gerekiyor.

Çağrı merkezleri tam kapsamlı iletişim merkezleri oluyor

Çağrı merkezleri uzun yıllar boyunca Türkiye’de sadece teknik destek ekibi olarak anlaşıldı. Oysa günümüzde başta fintech, bankacılık, telekom ve zincir perakende olmak üzere, çağrı merkezleri farklı bir konuma yerleşmiş bulunuyor. Özellikle de yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş pazarlamanın gelişimiyle birlikte, çağrı merkezleri satış, pazarlama ve tahsilatın yanı sıra müşteri memnuniyeti ile kurumsal itibarı artıran katma değerli yapılara dönüşüyor. Procat Çağrı Merkezi Çözümleri ve Call Center Hotel CEO’su Tarkan Ersubaşı, sektörün kurucularından biri olarak sahip olduğu tecrübelerle çağrı merkezlerinin kurumlara hangi alanlarda avantaj sağladığını anlatıyor.

Çağrı merkezleri fintech sektörünün ilk örnekleri

Procat’i 2004 yılında kurmadan evvel, 1990 ve 2000 yılları arasında Türkiye’de çağrı merkezi sektörü, bankaların ve Telekom sektörünün çok ciddi yatırım yaptığı zamanlardı. Bankacılıkta, telefon bankacılığı ile başlayan süreç zamanla çağrı merkezine dönüştü. Bu açıdan bakarsak Türkiye çok özel bir ülke. Neredeyse her 7 yılda farklı bir kriz ile karşılaşılıyor ve bu krizler insanları farklı açılımlar yapmaya teşvik ediyor. Krizler bir yandan zorluklara yol açarken, diğer yandan da kendi fırsatlarını yaratıyor.

Fintech ve çağrı merkezlerinde kırılma noktası

2001 yılı öncesine çağrı merkezi sahibi olmak ve çağrı merkezi ile çalışmak bir pazarlama aracıydı. Ancak sonrasında görüldü ki ürün satmak kaliteli olsa bile yetmiyor. Ürünün yanında hizmetin de satılması gerekiyor. Ürün ve hizmetin birleşmesi gerekiyor. Ancak, o zamanlarda Türkiye’deki algı bu şekilde değildi. İnsanlar ürüne para vermeye hazırken, yazılım gibi veya hizmet gibi know-how gerektiren ve elle tutulamayan değerlere para vermiyorlardı. Örneğin, büyük bir müşteri bulup POS cihazı satışı yaptıktan sonra, bir sonraki müşteriyi bulmak 6 ay sürüyordu ve bu süreç içerisinde şirketler resmen boş oturuyordu.

Çağrı merkezleri rekabet gücünü artırıyor

Benim fikrim ürünü bütünleyici, katma değeri yüksek hizmetler ile sürekli bir para akışı sağlamak ve müşterinin de üründen maksimum fayda sağlamasına çalışmaktı. Bir sorunun kaynağını anlamak, onu çözmenin yarısıdır. Bu yüzden danışmanlık yaparak şirketlerin gerçekten neye ihtiyaçları olduğunu ve müşterilerin şirketlerden beklentilerini anlamaya çalıştım. Her talebi dinlediğimde benim de aklımda farklı bir hizmet canlanıyordu. 2001-2002 yılları arasında dış kaynak çağrı merkezleri yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı. 2004-2005 civarında da çok büyük bir ivme kazandılar. 2006 yılı itibariyle de ses tanıma teknolojili çözümlerimizi üretmeye başladık. Bu teknolojilerin müşterilere yarar sağlaması açısından kurumlara da çok büyük yararları oldu. Şöyle ki özellikle banka, telekom ve finans kuruluşları regülasyonlar sebebi ile çağrı merkezi yüklerinin tamamını dış kaynak kullanımı ile halledemezler. Çoğu çağrı merkezinin işlevini kendi bünyesinde bulundurması gerekiyor. Bu yüzden epey bir insan kaynağının şirket içerisinde çalışması durumu ortaya çıkıyor. Bu kadar fazla kişinin çalışması ise KPI’ların tutturulamaması anlamına geliyor. Ses tanıma ve sesli yanıtlama teknolojisi bu sorunu çözdü.
cagri_merkezleri-cagri_merkezi-procat-call_center_hotel-fintech
Procat Çağrı Merkezi Çözümleri CEO’su Tarkan Ersubaşı

Otomasyon maliyetleri düşürüyor

Bu teknoloji eskiden sorunluydu, örneğin sesinizi arka plan sesleriyle kaydettiği için başka ortamda sesli ibraz zor oluyordu; ancak bunlar öğrenebilen teknolojiler. Nasıl ki bir çocuğu odaya kapatırsanız ve onunla konuşmazsanız düzgün konuşmayı öğrenemez, aynı durum burada da mevcut. Sistemler yavaş yavaş insanların nasıl konuştuğunu öğrendiler ve arka plan sesi ile insan sesini ayırmaya başladılar. Böylece çok kullanışlı sistemler halini aldılar.

Dış kaynak çağrı hizmetlerinde ekosistemin gelişmesi gerek

Dış kaynak hizmetler Türkiye’de pek para kazanamıyor; çünkü 3 yıl önce konuşulan dakika başı ücretler bugün hala konuşuluyor. Ekonomi büyüdüğü halde, asgari ücret arttığı halde bu fiyatlar hala değişmedi. Bu yüzden dış kaynak şirketleri, başka yerlerden kısarak bu açığı kapatmaya çalışıyorlar. İlk kısılan da maalesef kalite oluyor.

Bu bağlamda yeni iş modelinizden söz eder misiniz?

Müşterilerimizin ihtiyaçlarından yola çıkarak kendimizi sürekli geliştiriyoruz. Eskiden müşterilerimize kendi lokasyonlarında destek verdiğimiz 1-2 ürün için, kısıtlı etki alanları içerisinde çözüm sağlıyorduk. Oysa kendilerini dinlediğimizde, sadece müşteri iletişim teknolojilerinin birkaçına destek vererek sağladığımız faydadan ziyade, kendi iş süreçlerine fayda sağlayarak ana işlerine odaklanmalarına destek olmanın müşteriyle ilişkimizi çok daha fazla kuvvetlendirdiğini açık olarak gördük. Bu nedenle, özellikle ana iş ihtiyaçlarını bizlerle direkt paylaşan kurumsal müşterilerimize yıllardır yapmakta olduğumuz yazılım danışmanlığı, lisans, bakım ve destek gibi hizmetleri vermek dışında ek çözümler sağlıyoruz: Bunların başında bulut çözümlerimiz yer alıyor. İlgili çözümü kendi veri merkezimizde barındırarak, onlara bunu bir hizmet olarak veriyoruz. Bu hizmetimizi Contact Center as a Service (CCaaS) olarak adlandırıyoruz. Böylelikle müşterilerimiz kendi donanımlarını çalıştırma zorunluluğundan kurtuluyorlar. Önceden satın aldıkları ve ikinci kez yarar sağlayamayacakları donanımları, işletim sistemini, sanallaştırma çözümünü, veri tabanı sunucu lisansını ve bunlara ait uzak sunucuları çalıştırmak için gereken enerjiden bile tasarruf edebiliyorlar.

Teknoloji danışmanlığı ve işletim desteği

Bunun dışında uzman kadro ve işletim desteği sağlıyoruz; çünkü kurulumu kendi lokasyonlarında yaptığımız büyük kurumsal firmaların da bu çözümlere destek verecek uzman bulmakta ve bulsalar dahi bu uzmanların yetkinliklerini tam zamanlı kullanmakta zorlandıklarını gözlemledik. CCaaS modelinde tüm müşterilerimize en deneyimli ekip üyelerimiz ile destek veriyoruz. Bu sayede bizler de farklı müşterilerimizin farklı iş ihtiyaçlarına destek olarak zaman içerisinde büyük bir deneyim edinmiş olduk. Sahada danışmanlık yapan ekibimiz ile bizden iletişimi hizmet olarak alan müşterilerimize destek veren ekiplerimizi birbirinden ayırarak hizmetlerimizi optimize ettik. cagri_merkezleri-cagri_merkezi-procat-call_center_hotel-fintech

Çok kanallı dijital pazarlama

‘Dijital’ kelimesinin önemi son zamanlarda hayatımızda ciddi anlamda arttı. Yıllardır multimedya hizmetleri vermekteydik. Ancak, müşterinin beklentisinin bunun çok ötesinde olduğunu görerek sosyal medya ve yeni mesajlaşma platformlarını birer duvar olmaktan çıkartarak yaşayan kanallar haline getirebildik. Bu şekilde müşterilerimize yeni lead oluşturma ve servis verme kanalları oluşturduk. Yakın zamanda veri üzerinden haberleşmenizi sağlayan mesajlaşma platformlarının yaygınlaşması ile (Whatsapp vb.) ilginin azaldığı SMS’i bile dinamik ve çok önemli bir kanal haline getirdiğimiz projelerimiz oldu. Bunu sosyal ağların çok kanallı pazarlama çağrı merkezlerine entegrasyonu olarak adlandırabiliriz.

Altyapı girişimciliği ve ekosistem

Grup şirketlerimiz Procat, Speechouse ve Call Center Hotel olarak kesintisiz iletişimi ve verimliliği artırmayla kalmayıp yakından çalıştığımız tüm müşterilerimizin satış ve tahsilat oranlarını arttıran çok değerli çalışmalara imza attık. Bunda grup şirketlerimizi bir altyapı ekosistemi olarak kullanmamız büyük avantaj sağladı.

Yeni nesil çağrı merkezleri

Türkiye konvansiyonel çağrı merkezi hizmetlerinden ileri teknolojiler ile desteklenen, müşterisinin tercihlerini iyi anlayan ve elindeki verileri çok iyi analiz eden bütünleşik çağrı merkezi modeline geçiyor. Bu tür çağrı merkezleri, iş geliştirme yetkinliği ile rekabet avantajı sağlayabilen dinamik ve deneyimli kadroları bünyesinde bulunduran bir OmniChannel Center veya Türkçesiyle İletişim Merkezi olarak hizmet veriyor.

En kritik hizmet performans artırımı

Bunun için yıllardır bir platform üzerinde çalışıyoruz. Bu platform daha önce olmayan bir çözümdü ve müşterilerimiz sürekli bu hizmeti talep ediyorlardı. Müşteri temsilcilerinin yaptıkları satışları, kalite değerlendirme sonuçlarını, performanslarını etkileyen tüm KPI’ları tek ekrandan takip edebileceği, içerisinde eğitim ve sınav sonuçlarının harmanlandığı üzerinden prim de hesaplanabilen Qua Services adında bir portal geliştirdik. Bu portal operasyon ve teknoloji bağımsız olarak tüm kurumsal tüm müşterilerimizin hizmetine sunuluyor. Gerek bulut üzerinden, gerekse iş yerinde sunabildiğimiz bir araç bu aracın dışında a Collect(+) ürünümüz var. Tahsilat sürecini ve farklı kanallardaki müşteri verisini (SMS, IVR, IVN, Dialer, E-mail, Inbound etc.) tek ekrandan yönetebildiğiniz, müşteri verisinin kanallar arasında kayıplara uğramadan döngüsünü sürdürebildiği bu Tahsilat İletişimi Süreç Otomasyon yazılımı sektörde bir ilk olarak öne çıkıyor. Bir de dijital kanalların tamamını tek ekrandan yönetebildiğiniz yeni çözümümüz geliyor, ama şu aşamada onun sürprizlerini bir lansmana saklamayı uygun görüyoruz. Dialer çözümlerimiz ise Ses Tanıma, Sanal Asistan ve Ses Analiz projelerimiz ile devam ediyor.

Son dönemde öne çıkan hizmetleriniz neler?

Farklı ölçek ve yapıdaki tüm ihtiyaçlar için en uygun hizmetleri sunuyoruz. Son dönemde kurumsal iş ortaklarımız tüm kanallarda aynı seviyede hizmet vermeyi hedeflediklerinden, süreçlerini otomatize eden projelerimiz, dijital kanallarını aktive ettiğimiz ve kalite ölçümüne gittiğimiz projelerimizin sayısında hatırı sayılır derecede artış görüyoruz. Procat olarak teknoloji ürün yelpazemizde eskiden sadece temel çağrı merkezi ürünleri yer alıyordu. Şimdi ise kendimiz ürünler geliştirmeye başladık. Örneğin Qua Services gibi iletişim merkezi çalışanlarının 360 derece performans yönetiminin yapılmasına olanak tanıyan bir platform oluşturduk. Qua sayesinde artık çalışan karnelerinin oluşturulmasını ve görev atamalarıyla ilgili süreçlerin yönetimini tek bir platform üzerinden gerçekleştirebiliyorsunuz. Ayrıca bu platform bulut üzerinden çalışabiliyor. Ek olarak bir de tahsilat alanındaki deneyimlerimizi bir araya getirmek sureti ile işi tahsilat olan kurumların faydalanabileceği bir tahsilat yönetim platformu oluşturduk.

En büyük beklenti aramanın cevapsız kalmaması ve hızlı iletişim

Bu konuda devrim niteliğinde yeni uygulamalarımız olacak. Bizimle çalışmakta olan kurumsal iş ortaklarımızın bir kısmı, yakında lansmanını yapacağımız bu uygulamaların neler olduğundan haberdarlar ve projelerimiz devam ediyor. Ancak yeni çözümümüzün öncesinde de, her daim yüksek servis seviyesi hedefi olan organizasyonlar ile çalışmaktaydık. Kanallar arası çok sayıda çözümümüz mevcuttu. Müşteriler self servis kanallardayken, çağrı süresini kısaltacak gelişmiş teknoloji çözümlerimiz bulunuyordu. İlk aklıma gelenlerden biri; müşterinin ihtiyacını sesli yanıt sisteminde, müşterilerin kendi kelimeleri ile anlayan, kurum için anlamlandıran, çözebilirse hemen orada çözen ve bekleme ihtimalini ortadan kaldıran; çözemezse tüm detayları ile doğru müşteri temsilcisine aktararak çözüm süresini kısaltan Call Steering adlı ürünümüz. cagri_merkezleri-cagri_merkezi-procat-call_center_hotel-fintech

Geniş bant internet yaygınlaşmalı

Call Steering ile ilgili geçtiğimiz günlerde kendi yaşadığım bir deneyimi de aktarmak isterim. LTE’ye (4.5G) geçiş nedeni ile SIM kartımı değiştirmem gerekti ve mobil bankacılık uygulamalarım çalışmaz hale geldiğinden bankalar ile temasa geçtim. Sadece bizim müşterilerimizden olan ve Call Steering uyguladığımız bankada ihtiyacımı sesli yanıt sistemi üzerinde konuşarak çözebildim. Diğerlerinde ise bizzat şubeye giderek dilekçe yazmam gerekti.

Sesli imza bankacılık işlemlerini hızlandırıyor

İşlemlere hız kazandıran ve hizmet kalitesini artıran çözümlerimiz arasında sesli imza ve sanal asistan uygulamalarımız da bulunuyor. Sesli imza çözümümüzü çok sayıda kurumsal müşterimizde uyguladık ve sadece kendilerine değil, yaklaşık 20 milyon üzerinde kullanıcının gereksiz sorular ile doğrulanmasını daha güvenli ve kısa süreli hale getirerek, müşterilerine de büyük zaman kazandırdık. Son 2-3 yıldır kullanımı yaygınlaşmakta olan, sanal asistan projelerimiz ile ise; müşteri hizmetleri ile görüşmeye bile gerek kalmadan, kurumsal iş ortaklarımızın mobil uygulamalarının veya web portallarının içerisinde ihtiyacı çözümleyebiliyoruz

Teknoloji danışmanlığı çözümlerimizin ayrılmaz parçası

Türkiye’de dış kaynak kullanımı Business Process Outsource mantığında işlemiyor. Bunun yerine Body Leasing mantığında işliyor; yani bir süreç yönetimi değil, insan kaynağı satın alınıyor. Bu yüzden biz de Call Center Hotel’i dış kaynak müşterilerine değil, büyük kurumsal müşterilere hizmet olarak veriyoruz. Kurumsal şirketlerin sorunu, çağrı merkezini kendi bünyelerinde barındırırken yer sıkıntısı çekiyor olmaları. Örneğin, Orijin Plaza’da bir çağrı merkezi kurmaya kalktığınızda, gerekli olan katın veya katların kirası oldukça yüksek maliyet getirecektir. Ancak şirket prestiji açısından kenar mahalle olarak tabir edilen yerlerde de bir çağrı merkezi kurulması yakışık almaz. İşte böyle bir durumda büyük kurumsal şirketler bizden yardım alıyorlar. Çalışanları dış kaynak olarak göstermeyip kendi bordroları altında gösteriyorlar. Ancak yeri, imkanları ve yönetimi biz sağlıyoruz. Böylece regülasyonlar nezdinde de bir sorun oluşmuyor.

Satış ve tahsilat iki kritik hizmet

Çağrı merkezi uzmanlık gerektiren bir konu. Çağrı merkezlerinin bundan sonraki dönemde satış yetkinliği olması gerekiyor. Tahsilat yetkinliğinin olması gerekiyor. Bu ikisi, özellikle Türkiye şartlarında çok önemli konular. Ayrıca çağrı merkezleri, müşteri bağlılığı oranına göre aynı şirket için farklı hizmetler vermeye de başladılar. Örneğin bağlılığı yüksek müşterilerinin karşısına gerçek bir insan çıkarken, yeni müşterilere veya çağrı merkezi hizmetini genellikle kullanmayan müşterilerinin karşısına sanal asistan destekli bir chat bot çıkıyor. Bugüne kadar çağrı merkezinin başarısı büyüme, daha doğrusu insan sayısını artırmakta göründü. Aslında gerçek başarı, çağrı merkezi hizmetinin değerini artırıyor. İnsan pahalı bir araç. Sürekli öğrenmesi gerekiyor, gelişmesi gerekiyor ve elde tutmak için iyi ödeme yapılması gerekiyor. Monoton işleri insanlara yaptırdığınızda sıkılıyorlar, verimlilikleri düşüyor. Bu yüzden katma değerli hizmetleri insanlara yaptırıp, monoton işleri botlara bırakmak genel verimlilik anlamında çok daha iyi bir çözüm.

Hizmet kalitesini artırmak

Türkiye’de çağrı merkezlerinin en büyük sorunu pazarı büyütmeye çalışırken dış kaynak kullanımını optimize etmek olarak ortaya çıkıyor. Örneğin, bankaların kişi başı kâr ve ciro gibi temel göstergelere dikkat ederken, veri koruma kanunu uyarınca tüm işlemlerini dış kaynağa aktarması mümkün görünmüyor. Bu noktada satış yapmayan çağrı merkezleri temel performans göstergelerinde maliyet merkezlerine dönüşüyor. Öte yandan, kurumların 1 yıllık sözleşmelerle çağrı merkezlerini dışarıdan desteklemesi bu alana yatırım yapmak isteyen girişimciler için yeterince güçlü bir teşvik oluşturmuyor. Çağrı Merkezi Oteli konseptimiz bu noktada ortaya çıktı. Çağrı merkezlerinin kurumsal müşterilere kiralanması modeliyle iş geliştirmeye yönelik yeni teknoloji projelerinde müşterilerimize destek oluyor ve pilot uygulamaları kendi bünyelerinde hayata geçirmek istediklerinde onlara teknoloji danışmanlığı alanında gereken desteği sağlıyoruz. Böylelikle hem kurumlar hem de çağrı merkezi pazarı için sürdürülebilir bir gelir döngüsü oluşturuyoruz. Örneğin bankalarda anne kızlık soyadı gibi yılda 100 milyon dakika alan bir gider kaynağını sesli tanıma sitemine ekleyerek otomasyon sağlıyoruz. Böylece hem şirketlerin maliyetleri azalıyor hem de müşteri memnuniyeti artıyor. cagri_merkezleri-cagri_merkezi-procat-call_center_hotel-fintech

Yükselen değerler ve yakın geleceğin trendleri

Yakın gelecekte bunların kişisel dijital asistanlar ve botlara entegre edildiğini göreceğiz. Müşteriler en sık sorulan sorularına sesli tanıma sistemi ve sanal müşteri temsilcileri ile cevap bulurken satın almaya yönelik işlemlerinde ve bağlılık programlarında gerçek insanlardan destek alacaklar. Bu noktada çağrı merkezlerinin Whatsapp, Instagram ve Facebook gibi sosyal ağlara entegre edilmesi gerektiğini görüyoruz. Telekom, zincir perakende, bankacılık ve e-ticarette çok kanallı kişiselleştirilmiş pazarlamanın yolu çağrı merkezinde otomasyonu artıran mobil uygulamalardan geçiyor. Örneğin, Garanti Bankası için geliştirdiğimiz Mobil İşlem Asistanı MİA “anneme para gönder” gibi bir sesli komutu algılayarak dijital yerlilerin ekonomiye entegrasyonunu güçlendiriyor. Rekabetle idjital pazarlamanın geleceği yapay zeka, kişiselleştirilmiş pazarlama ve müşteri memnuniyetini otomasyon ile gerçek insanlardan oluşan hibrit çağrı merkezlerinde birleştiren kurumların elinde yatıyor.

Pazarlamacılar için Ekim ayı yıl sonu bilançolarını toparlayabilir

0
Dünyanın ilk dijital pazarlama servis sağlayıcılarından Related Digital Group bünyesinde faaliyet gösteren euromessage, Ekim ayında markaların pazarlama faaliyetlerine katkı sağlayacak özel fırsatları açıkladı. 1euromessage, özel günlerden ilham alarak tasarlanan iletişim çalışmalarının yüksek başarı sağladığına dikkat çekiyor. Özellikle e-posta, mobil ve sosyal medya kanallarında etkileşimi artırmak üzere bu ayki özel günlerin başında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı geliyor. euromessage, 94. yaşına girecek olan Cumhuriyetin doğum gününün ülke çapında bağları güçlendiren bir etkisi olduğunu belirtiyor. Markaların hedef kitlelerini çok iyi tanıyarak özel günleri değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan euromessage Ülke Müdürü Murat Erdör konuya ilişkin şu bilgileri paylaştı; “Markaların paydaşlarıyla kurduğu bağların güçlü olması için özel günlerin birleştirici gücünü kullanmak önem taşıyor. Ancak bunu yaparken markaların doğru kitleye, doğru zamanda ve ilgi çekici bir içerikle ulaşması gerekiyor. Örneğin spor gündemi üzerinden kurulan bir iletişim stratejisinde markalar sezon boyunca düzenli olarak iletişimi sürdürmeli ve gündemle paralel yaratıcı içeriklerle paydaşlarına ulaşmalı.”

Ekim ayında spor gündemi çok hareketli

Süper Lig tüm hızıyla devam ederken, Avrupa Kupaları’nda yarışan Beşiktaş, Fenerbahçe, Osmanlıspor ve Konyaspor’un da maçları olacak. Erkekler Euroleague ise 12 Ekim’de başlıyor. Darüşşafaka Doğuş, Fenerbahçe, Galatasaray Odeabank ve Anadolu Efes’in Türkiye’yi temsil edeceği Euroleague, ülke gündemini etkilerken pazarlama iletişimi faaliyetleri için de yeni fırsatlar yaratacak.

Gıda, yoksulluk ve tasarruf alanında farkındalık artıyor

Ekim ayı tüketim, gıda ve yoksulluk kavramlarının öne çıktığı üç önemli güne ev sahipliği yapıyor. 16 Ekim tüm dünyada Dünya Gıda Günü olarak kutlanıyor. Hemen ertesinde, 17 Ekim ise Dünya Yoksullukla Mücadele Günü olarak kabul ediliyor. Bu iki gün peş peşe tüketicilerin tüketim alışkanlıkları ve evrensel farkındalıkları üzerine yoğunlaştıkları bir gündem yaratıyor. Ayrıca 31 Ekim de Dünya Tasarruf Günü olarak bu ayın son gününde kaynakların verimli kullanımı mesajını yayıyor. Markaların toplumsal sorumluluğunun bir parçası olarak bu gündeme katkıda bulunması, tüm kaynakların verimli kullanılması ve bu yolla yoksulluğun engellenmesi için çağrıda bulunan iletişim çalışmalarına imza atması önemli bir etkileşim sağlıyor.

European Business Awards sonuçlarını merakla bekliyoruz

0
European Business Awards, Avrupa çapında daha güçlü ve başarılı bir şirketler topluluğunun oluşmasına katkı sunmak üzere 10 yıldır düzenleniyor. Her yılı 30’u aşkın ülkeden binlerce şirketin katıldığı European Business Awards’ta en iyi uygulamalar ve en mükemmel performanslar; inovasyon, iş etiği ve başarılarını baz alan zorlu kriterler kapsamında bağımsız bir jüri tarafından belirleniyor. Organizasyon ilk yıldan itibaren dünyanın altıncı büyük odit, vergi ve danışmanlık ağı RSM tarafından destekleniyor. UK Trade and Investment, ELITE ve PR Newswire ise European Business Awards’ın diğer sponsorları arasında yer alıyor. Avrupa’nın en iyi şirketleri arasında işte mükemmelliği ve en iyi uygulamaları teşvik etmek üzere 10 yıldır gerçekleştirilen European Business Awards’ta bu yıl 34 ülkeden 33.000 kurum yer aldı. Ödeme sistemleri çözümleriyle tanınan Cardtek, Avrupa’nın en prestijli iş ödülleri European Business Awards’ta, Türkiye’den Ülke Şampiyonu olmaya hak kazandı. Cardtek, inovasyon, iş etiği ve başarılarının temel alındığı kriterler kapsamında bağımsız bir jüri tarafından değerlendirildi. Böylece şirket, ilk aşamada Ülke Şampiyonu seçildi ve halk oylamasının da olduğu ikinci bir aşamada değerlendirilmeye hak kazandı. İkinci aşamada Ülke Şampiyonları şirket hikâyelerini özel bir video ile anlatacak ve bağımsız bir jüri tarafından ‘Ruban d’Honneur’ statüsü için değerlendirilecek. Bu ödüle layık görülen şirketler ise 2017 yılında gerçekleşecek ödül töreninde açıklanacak. Aynı zamanda şirketlerin hazırlamış olduğu video’lar iki aşamalı olarak European Business Awards web sitesinde halk oylamasına sunulacak. Her bir şirketin kendi ülkesi kapsamında oylanacağı bu aşamada, en çok oyu alan şirket “Ulusal Halk Şampiyonu” seçilecek. 2015-16 döneminde şirketlere küresel çapta 227.000 kişi oy vermişti. Aynı dönemde European Business Awards’a AB ülkeleri, Türkiye, Norveç, İsviçre ve Makedonya’dan katılan şirketlerin toplam cirosu 1,2 trilyon Euro, toplam çalışan sayısı ise 2,5 milyondu. European Business Awards CEO’su Adrian Tripp ise; “Türkiye’yi temsilen Ülke Şampiyonu seçilen Cardtek’i kutluyorum. Bu ödül, Cardtek’in Avrupa’nın güçlü iş dünyasında önemli bir rol üstlendiğinin; inovasyon, iş etiği ve başarılarından oluşan kriterlerimiz kapsamında üstün bir performansa sahip olduğunun bir göstergesidir” şeklinde konuştu. Cardtek Payment Solutions Genel Müdürü Ahmet Akgün; “Avrupa’nın en dinamik, en iyi şirketlerinin yer aldığı European Business Awards’ta Türkiye’yi temsilen Ülke Şampiyonu seçilmek bizler için büyük bir gurur kaynağı. 15 yılı aşkın bir süredir ödeme sistemleri alanında sunduğumuz 360 derece çözümlerimizle sektörün öncüleri arasında yer almak ve üstün bir müşteri memnuniyeti sağlamak üzere çalışıyoruz. European Business Awards’taki bu başarımız doğru yolda olduğumuzun bir kanıtıdır” dedi.

WEF’in Silikon Vadisi’nde ne işi var?

0
Dünya Ekonomik Forumu (World Economy Forum – WEF) San Francisco’da bir teknoloji merkezi açmakta. Merkezin teknoloji şirketleri ile hükümet yetkilileri arasında bir köprü kurması ve teknoloji üretimi konusundaki hukuki düzenlemelerin, gerçek hayata daha uygun hale getirilmesini sağlamasının hedeflendiği bildiriliyor. Dünya Ekonomik Forum kurucusu Klaus Schwab merkezle ilgili olarak, “Tüketici, İş Dünyası, Hükümet ya da Sivil Toplum Liderleri olarak yaptığımız kollektif seçimlere bağlı olarak, bu teknolojik gelişmeler dünyanın daha ileriye, daha verimli ve sürdürülebilir gitmesini sağlayacak. Aksi takdirde, dünyanın ekonomik, politik ya da sosyal sistemleri daha katı, eşitsiz ve karmaşık hale gelecek. Devlet destekli araştırma fonları uzun zamandır var ama kural koyucularla teknoloji firmaları arasındaki ilişkiler her zaman sorunlu oldu. Bunları sivil toplum aklı ile birleştirmek yeni bir anlayışı sağlayacak. WEF’in bu yeni merkezin kuruluşu Boğaziçi Üniversitesi mezunu ve WEF Yönetim Kurulu üyesi Murat Sönmez tarafından yönlendiriliyor. WEF adına San Francisco merkezini yönlendiren Murat Sönmez ise, “Kural yaparken, insanlar için faydanın maksimize edilmesi ve kötü yönlerin minimize edilmesi göz önüne alınması lazım. Forum zaten global düzeyde düzenleyiciler, hükümetler ve uluslararası organizasyonlar ile çalışıyor. Dünyanın geri kalanını şimdi Silikon Vadisine taşıyoruz” diyor. WEF’in “Endüstri 4.0 Merkezi” insansız hava araçlarından, otonom arabalara, yapay zekaya ve medikal robotiklere kadar uzanan 10 farklı düzenleme alanında çalışacak 60 elemana istihdam sağlayacak. Schwab’a göre hem Kuzey Amerika ve Avrupa’daki yavaşlayan ekonomilerin, hem de Afrika, Asya ve Latin Amerika’da hızlanan ekonomilerin başarısını ya da başarısızlığını etkileyen en önemli faktör teknoloji kullanımı. Schwab, “Hepimizin çok dikkatle ilgilenmesi gereken bir konu, eşitsizliğin artan düzeyi. ABD dahil çoğu gelişmiş ülkelerde, orta gelir düzeyi durgun ya da geriliyor. İnsanlar sadece kendilerinin değil, çocuklarının da hayatlarının zorlaştığını düşünüyor. Dünya yüzeyindeki milyonlarca insan sadece ekonomik olanakları değil, yanısıra ümitlerini ve hayatlarının anlamlarını kaybetmiş durumda. Bu nedenle de politik tartışmalarımızın içindeki popüler sloganlardan kaçınmalıyız” diyor. Teknoloji firmaları halen düzenlemelerle boğuşuyor. Forumun Presidio’daki yeni ofisi global olarak kabul edilebilecek çerçeveler geliştirecek ve tavsiye edecek.

Startup İstanbul’un en iyi girişimleri belirlendi

0
Etohum ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) düzenlediği TOBB Startup İstanbul Konferansı Volkswagen Arena’da yapıldı. ABD, Avrupa ve Asya’dan gelen yüzlerce girişimci ve yatırımcının bir araya geldiği konferansta girişimcilik ekosisteminin önde gelen isimleri bilgi ve tecrübelerini katılımcılar ile paylaşırken bu ekosistemin daha da gelişmesi için yeni çözüm önerileri ortaya konuldu. Ayrıca konferans kapsamında yapılan Startup İstanbul Challenge yarışmasının en başarılı girişimleri de belirlendi. Bu yıl Startup İstanbul’a katılmak için 135 ülkeden 25 bin girişimci başvurdu. Bu 25 bin başvuru tek tek değerlendirildi ve ön elemeyi geçen 4 bin 85 girişimin 2 bin 139’uyla online görüşmeler gerçekleştirildi. Görüşmeler sonucunda kısa listeye kalan 428 girişimin 100’ü ise Startup İstanbul’a katılmaya hak kazandı. Pek çok farklı alanda geleceğin teknolojilerini yaratma hedefiyle yola çıkan bu 100 girişimci, iki günlük eğitim ve aşamalı elemeler sonunda dünya devlerinin dikkatini çekebilmek ve finalde yer alabilmek için ter döktü. İki gün sonunda 100 startup arasında finale kalan 15 girişim, 10 Ekim Pazartesi günü Startup İstanbul Konferansı’nda MEF Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erhan Erkut moderatörlüğünde ürünlerini, ekiplerini ve iş modellerini yatırımcılara, katılımcılara ve canlı internet yayını aracılığıyla dünya çapındaki binlerce izleyiciye anlatma fırsatını yakaladı. Rubicon VC Ortağı Andrew Romans, Y Combinator Ortağı Adora Cheung, Abraaj Capital Müdürü Omar Syed ve 500 Startups Istanbul Ortağı Rina Onur’dan oluşan jüri, finale kalan 15 girişim arasından en iyi üç girişimi seçti. Değerlendirme sonucunda Ürdün’den CashBasha birinci, Türkiye’den Innovera Labs ikinci ve Yunanistan’dan Pobuca ise üçüncü oldu. CashBasha, gelişen pazarlardaki müşterilerin yabancı e-ticaret siteleri üzerinden alışveriş deneyimlerini kolaylaştırırken Innovera Labs, giderek artan ve gelişen siber saldırılara karşı otomatik savunma sunuyor. Pobuca ise kullanıcılara, iş bağlantılarına masaüstü veya akıllı telefonlarından erişmelerine ve bu bağlantıları iş arkadaşları ile paylaşmalarına imkan tanıyor. CashBasha’nın söylemi aslında çok basit: Amazon.com’dan alışveriş yapın, ödemeyi ise nakit yapın. Online ödeme sistemleri ile sorun yaşayan, bu sistemlere güvenmeyen, o sırada bir banka kartına erişimi olmayan veya online ödeme sistemlerini bulunduğu bölgede kullanamayan tüketicilerin e-ticaret ile alışveriş yapabilmesi sağlanmış. CashBasha sitesi üzerinden Amazon’da arama yapılıp her zamanki gibi alışveriş yapılıyor. Ödeme noktasında bir CashBasha temsilcisi hemen tüketici ile irtibata geçip, ürünün nereye ve kime teslim edileceği bilgilerini sizden alıyor. Gerisine ise tüketici karılmıyor. CashBasha ürünü tüketicinin belirttiği noktaya getiriyor, tüketici görevliye parasını ödüyor. Süreç aslında çok basit. Pobuca, içinde bulunduğumuz dijital çağda hala bir türlü kurtulamadığımız küçük (belki de büyük?) bir soruna odaklanmış: Kartvizitlere. Hala kartvizit alıp veriyoruz. Pobuca ise kullanıcının kendi iletişim bilgilerini, cep telefonundaki kontaklar ile doğrudan paylaşabilmesini sağlıyor. Uygulama, iletişim bilgilerini özellikle çalışma arkadaşları ile kolayca paylaşılabilecek şekilde tasarlanmış. Yani aslında LinkedIn’in en temel işlevini, kullanıcıların kontrolünde gerçekleştiriyor. İletişim bilgileri şirketlere göre gruplanabiliyor ve kategorize edilebiliyor. Innovera Labs, gerçek hayatta evlerimize alarm takan, sitelerin kapısında bekleyen güvenlik şirketlerinin dijital versiyonu gibi çalışıyor. Şirketlere danışmanlık ve eğitim hizmetleri veren Innovera Labs, aynı zamanda uzaktan veya yerel güvenlik operasyonları da yürütüyor.

ABD ve Rusya arasında soğuk siber savaş

0
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Josh Earnest, ABD’nin Amerikan sistemlerine girdiği suçlaması yaptığı Rusya’ya orantılı bir cevap vermeye hazırlandığını açıkladı. Earnest saldırının önceden duyurulmayacağını kaydederken “Başkan daha önce ABD hükümetinin hem kendi sistemlerimizi korumak, hem de diğer ülkelere siber saldırılar yapmak anlamında önemli bir kabiliyetimiz olduğunu söylemişti. Bu nedenle karar vereceği bir dizi karşılık üzerinden, orantılı bir cevap vermeye hazırlanıyoruz” şeklinde devam etti. Aylarca çeşitli yorumlar ve spekülasyonlar yapıldıktan sonra ABD geçen hafta Rusya’yı politik hedeflere siber saldırı yapmakla resmen suçlamıştı [1]. Hatırlanacağı üzere, Demokratik Partinin Ulusal Komitesinin sunucularına yapılan saldırı ile mailler ortaya saçılmış ve komite başkanı Debbie Wasserman Schultz ve bir kaç üst düzey yöneticinin istifası ile sonuçlanmıştı. Ama asıl önemli olan, Clinton’a yakın olan komitenin maillerinin açıklanmasının, partinin Philadelphia’daki başkan adaylık açıklamasından bir kaç gün önce meydana gelmesiydi. Dahası, bununla da kalmadı, önceki Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Clinton kampanyasının başkanı John Podesta’nın mailleri de ortaya çıktı. Geçen hafta Ulusal İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılan açıklamada “Bütün bu hırsızlıklar Amerikan seçim sürecine müdahele edilme niyetini gösteriyor. Bu hareketler Ruslar’ın Avrupa ve Avrasya’da kullandığı taktiklere ve tekniklere benziyor. Halkın fikirlerini etkilemeye yönelik” demişti. Buna karşılık Rus konsolosluğundan yapılan açıklamada suçlamalar reddedilmişti : “Anlamsız suçlamalardan bir başkası. Putin’in web sitesi her gün onbinlerce hackerın saldırısına uğruyor. Takip edildiğinde, bu saldırılardan çoğunun da Amerikan topraklarından geldiği görülüyor. Ama biz gidip bunlar için Beyaz Saray ya da Langley’i suçlamıyoruz” Amerikan halkı gelişmeleri takip ediyor. Ne tür bir yaklaşım geleceği yani ambargo uygulama mı, yoksa siber bir saldırı mı yapılacağı merakla bekleniyor. ABD Daha önce Kuzey Kore, Çin ve İran için benzeri suçlamalar yapmıştı. Kuzey Kore, Sony firmasının bilgilerinin hacklenmesi ile ilişkilendirilmişti. Sonuçta Kuzey Kore’ye ambargo uygulaması gelmişti. Çin için, Amerikan firmalarının ticari sırlarını çaldığı suçlaması yapıldı. İran için ise New York’taki bir barajın kontrolünü ele geçirmeye çalıştığı iddiası yapılmıştı.

3B yazıcılar çoklu işlem ile hızlanıyor

0
3B yazıcılar yeni sanayi devrimini başlatacak cihazlar. Ancak sanayi devriminin başında gördüğümüz gibi her yeni teknolojinin bir sürü eksik yanları da bulunuyor. Yavaş, hantal, maliyet anlamında çok az fayda sağlayabilen, bazen hiç sağlayamayan, ne yapılabileceği tam kestirilemeyen. Bütün bu sıfatlar hem ilk buhar motorları hem de 3B yazıcılar için geçerli. Ancak 3B yazıcılar, yazılım ve basit mekanik çözümler ile çağ atlamak üzereler. 3B yazıcılar, şimdiye kadar her seferinde bir tek cisim üretebiliyorlar ve bu saatler alabiliyor. Kalıp kullanmadan yapılan üretimlerde cisimlerin ince detaylarını yakalamak yazıcıların çok fazla zamanını alıyor. Kalıp üretimlerinde ise basitçe malzeme miktarı çok olduğu için yazıcıların işi uzun sürüyor. İlk etapta 3B yazıcıları hızlandırmak ve aynı süre birimi içinde daha çok iş yapmalarını sağlamak gerekiyor. Bunun yolu açıldı. Autodesk, Netfabb yazılımı ile süreçleri oldukça hızlandıracak bir yöntem buldu. Netfabb ile aynı anda, aynı tabla üzerinde birden çok parça üretimi yapılabiliyor. Her türlü 3B yazıcı ile uyumlu olan Netfabb, farklı parçaları bir araya getirip, bir 3B yazıcıda aynı anda basılabilmeleri için aynı STL dosyasında depoluyor. Netfabb’in işleri hızlandıran başka bir avantajı ise, prototip üretimleri kolaylaştırmak. Netfabb yazılımı, 3B baskı için hangi materyali kullandığınızı bildiği için sanal bir dayanıklılık testi gerçekleştirip, parçanın, ürünün veya her ne üretiyorsanız hangi bölümlerinin dayanıklı, hangilerinin dayanıksız olacağını önceden belirleyebiliyor. Böylece art arda birçok prototip geliştirmenin önüne geçilmiş oluyor. Netfabb haricinde bir diğer çözüm ise, aslında uzun süredir piyasada bulunan ancak çok az 3B yazıcıda standart olarak kullanılan çift malzeme çıkışlı yazıcı kafaları. 3B yazıcılar, bir cismin karmaşık katmanlarını oluşturmak için çoğu zaman üretim sonrasında cisimden sökülüp çıkartılacak dolgu malzemesi kullanıyorlar. Bu kullanılmadığı zaman 3B üretim işi çok daha yavaş gerçekleşiyordu. Artık dolgu malzemesi, gerçek üretim malzemesi ile aynı anda basılabiliyor, ancak bu standartlaştırılmış bir yöntem değil. İki şekilde yapılıyor: Ya 3B yazıcı kafasında dolgu malzemesi için ayrı bir çıkış bulunuyor, ya da Y şekline bir kafa ile her iki malzeme aynı delikten çıkartılıyor. İkisinin de kendine özgü avantajları ve dezavantajları var. Günümüzün meşhur ve çok kullanılan 3B yazıcı markalarından Ultimaker, 18 Ekim tarihinde yeni bir ürününü duyuracak. Bu ürünün nasıl bir yazıcı olacağını bilmiyoruz ancak kulislerde Ultimaker’ın bu çift çıkışlı yazıcı tekniğini standart bir hale getireceği konuşuluyor. Hatta bazı uzmanlar, çift değil üç çıkışlı bir yazıcı modelinin tanıtılabileceğini de konuşuyor. Üç malzeme çıkışlı yazıcılar ile farklı yoğunluk ve özellikteki dolgu malzemeleri, farklı üretim malzemeleri veya renkler kullanılabiliyor. Böylece ürünler hem daha hızlı hem de daha çok sayıda üretilebilir. 3B yazıcıların, doğru konfigürasyonlar ile uçak motoru parçasından (Boeing) pizzaya (NASA), hatta yapay kafatası üretimine kadar birçok alanda kullanıldığını hatırlayalım. 3B yazıcı teknolojisindeki gelişmeler işte bu kadar önemli.