Dell ve Intel, Geleceğin İşgücü Çalışmasına ait Avrupa ve Güney Afrika araştırma sonuçlarını açıkladı. Sonuçlara göre bu bölgelerdeki çalışanların neredeyse yarısı, mevcut işverenlerinin yapay zeka konusundaki son teknolojik gelişmelerden etkili bir şekilde faydalanmadığını düşünüyor. Yenilikçi teknolojilerinse işlerini kolaylaştıracağına inanıyor.
Yeni teknolojik trendleri takip etmeyen şirketler geride kalma riski taşıyor
Araştırma şirketi PSB tarafından gerçekleştirilen 2016 Geleceğin İşgücü Çalışması ile 10 ülkedeki küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin yaklaşık 4 bin tam zamanlı çalışanı ile anket gerçekleştirildi. Çalışanların çoğu, gelecek beş yıl içinde akıllı ofiste çalışacaklarına inanmıyor ve mevcut işyeri teknolojilerinin, yenilik bakımından kişisel cihazlarının gerisinde kaldığını düşünüyor.
Teknoloji şimdiden işyerindeki etkileşimlerimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Güney Afrika’daki Y kuşağının yüzde 67’si yüz yüze toplantıların geride kalacağına inanıyor. Nesnelerin İnterneti (IoT), yapay zeka ve sanal gerçeklik (VR) gibi yenilikçi teknolojilerin yakın gelecekte şirketler açısından etkisinin ve öneminin artacağı öngörülüyor.
Çalışanların, işverenlerinden beklentileri üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteren araştırmaya göre, bu yeni gelişmeleri takip etmeyen işyerleri ise geride kalma riski taşıyor. Bununla birlikte Avrupa ve Güney Afrika’daki çalışanların yarısından fazlası (%52), yapay zekanın (AI) sunulmasının işlerini kolaylaştıracağına inanıyor.
Çalışanlar, şirketlerinin kısa sürede son teknolojiye uyum sağlamaları konusunda kararsızlar
Bölgesel sonuçlar, özellikle Güney Afrika (%67) ve İngiltere’deki (%47) çalışanların, ofis teknolojilerinin yeterince akıllı olmadığını düşündüğünü gösteriyor (dünya genelindeki çalışanların yüzde 44’üne kıyasla). Çalışanlar, işletmelerin ofisleri daha akıllı hale getirmek için en son teknolojileri uygulamasına hazır olduklarını düşünseler de bunun gelecek beş yıl içerisinde gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda karasızlar.
Çalışanlar, yeni çalışma düzenlemelerinin var olmasını sağlayan ilerlemelerin yeni güvenlik ve altyapı gerektireceğinin de farkında. Avrupalı ve Güney Afrikalı katılımcılar, gelişmiş güvenlik korumasına, işyerlerinde uygulanacak en önemli teknoloji olarak bakıyor.
Mevcut teknoloji Y kuşağının işi kabul etmesinde önemli bir rol oynuyor
Söz konusu bir kabiliyet edinmek ve onu korumak olduğunda teknoloji, özellikle y-kuşağı için büyük önem taşıyor; Alman Y kuşağı çalışanlarının %79’u işlerinde kullandıkları teknolojinin sorumluluklarını yerine getirmelerini kolaylaştırdığını söylüyor. Bu nedenle önemli bir kesimin, işverenlerinin sunduğu teknoloji standartların altında olduğu takdirde işlerini bırakmak istediğini söylemesi şaşırtıcı değil. Zira Fransa’da Y kuşağının yarısı gibi şaşırtıcı bir kesim işini bırakma niyetini dile getirdi. Avrupa ve Güney Afrika’daki Y kuşağı (Fransa’da %86’ya kadar) ayrıca yeni bir işteki mevcut teknolojinin pozisyonu kabul edip etmemeleri konusundaki kararlarını etkileyeceğini söylüyor.
Dijital yıkım, tüm endüstrilerdeki her işletmeyi sarsıyor. Kısa süre önce yapılan Dell Technologies araştırmasında, tüm dünyadan orta ile büyük ölçekli kurum liderlerinin yarısı (yüzde 48), üç yıl içinde endüstrilerinin neye benzeyeceğini bilmediğini itiraf etti. Bir bulut modele doğru gitmenin, yazılım geliştirme becerilerini genişletmenin ve de daha hızlı yenilik yapmayı ve verilerden daha fazla bilgi almayı mümkün kılmanın, dijital dönüşümdeki anahtar stratejiler olduğu konusunda hemfikirler.
Yine de şirketlerin yüzde 69’unu, çok fazla sayıdaki geleneksel uygulama nedeniyle geride kaldıklarını söyleyerek, veri merkezlerinde evrim yapmakta zorlandıklarını ifade ediyorlar. Sistemleri güncel tutarken, düzensiz yapıları ve harcamaları azaltmakta zorlanıyorlar. Dell EMC World’de duyurulan yeni ürünler ve çözümler, kurumların dönüşümlerini hızlandırmasına ve maliyetlerini yönetmesine yardım etmek üzere tasarlandı.
Dell EMC Altyapı Çözümleri Grubu Başkanı David Goulden, “Uber, Airbnb veya Tesla gibi yeni nesil şirketlerin, işlerini sekteye uğramaması adına günümüz kurumları, dijital dönüşüme acilen başlamalı. Dijital geleceklerini ortaya koyabilmek için kurumların büyük çoğunluğunun BT’lerini bir hibrit bulut stratejisi yoluyla dönüştüreceğine inanıyoruz” dedi ve devam etti:
“İlk ve öncelikli adım; en gelişmiş yakınsanmış altyapılar, sunucular, depolama, veri koruma ve siber güvenlik teknolojileri yoluyla veri merkezlerini modernleştirmek. Dell EMC olarak, bu kavramların yapı taşları olarak tasarlanmış bir dizi yeni ürün ve çözümü kullanıcılarla buluşturuyoruz.”
Dell EMC World’de duyurusu yapılan yeni çözümler şu şekilde sıralanıyor:
• Güçlü hiper yakınsanmış cihazlar ve sistemler
Dell EMC, PowerEdge sunucuların VxRail ve VxRack Sistemi 1000 hiper-yakınsanmış altyapıya (HCI) entegrasyonu sayesinde lider yakınsanmış altyapı portföyünü genişlettiğini duyuruyor.
• Yeni Analiz Çözümü
Dell EMC, haftalar değil günler içinde hem büyük veri analiz etme hem bulut yerel uygulama geliştirme olanağı için bir ortam oluşturmak adına gereken tüm yazılımları, donanımları ve hizmetleri sunan yeni Analytic Insights Module çözümünün duyurusunu yapıyor.
• Yeni uç nokta veri güvenliği ve yönetimi yakınsanmış portföy
Dell; veri koruma, yedekleme ve kurtarma, kimlik güvencesi, tehdit önleme ve gelişmiş tepki ve de uç nokta cihaz yönetim becerileri sunan Dell, Moxy by Dell, RSA ve VMware AirWatch teknolojilerini kapsayan Son Nokta Veri Güvenlik ve Yönetim portföyünü tanıtıyor.
• Yapılandırılmamış veriler için Tamamı Flash NAS Sistemi
Dell EMC, endüstrinin bir numaralı genişletilebilir NAS platformu ile flash teknolojinin yüksek performansını birleştiren Isilon ürün ailesinin yeni ürününü duyuruyor. Dell EMC Isilon All-Flash, BT kurumlarının altyapılarını modernleştirmesine ve dijital bir işletmenin becerilerini sergileyebilmesine yardım etmek için tasarlandı.
• ECS 3.0 ile yüzde 60 daha düşük toplam sermaye maliyeti
Dell EMC, yeni Dell EMC PowerEdge sunucuları desteği ile Dell EMC Elastic Cloud Storage (ECS) platformundaki güncellemeleri duyuruyor. ECS 3.0, kamusal bulut depodan yüzde 60 daha düşük TSM sunan birden çok tüketim modeli ile işletmelerin dijitalleşen ekonomiye doğru kaymayı yönlendirmesine yardımcı olmak üzere geliştirildi.
• Modern veri merkezi için yazılım tanımlı, bulut etkin veri koruma
Dell EMC, her ölçekten müşterinin modern veri merkezinde uygulamalarını ve verilerini korumasını sağlamaya yardımcı olmak adına yeni bulut etkin yazılım güncellemelerinin yanı sıra ölçeklendirilebilirlikte 6 kat artış ve Dell EMC PowerEdge sunucular için destek sunan yeni yazılım tanımlı Dell EMC Data Domain koruma deposu versiyonunu duyuruyor.
2000 yılından bu yana iş dünyası, devlet, siyasiler, akademisyenler, girişimciler ve yatırımcıları bilişim dünyası profesyonelleriyle buluşturan Bilişim Zirvesi ’16 – ICT Summit etkinliği bu yıl 22-23 Kasım tarihlerinde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Uluslararası kimliği, köklü, güçlü, özgün ve zengin içerikli yapısıyla alanındaki en önemli platform olan Bilişim Zirvesi ’16 dahilinde bu yıl “Dijital Evrim ile Endüstri 4.0” ana temasında, “No way out! (Kaçış yok)” mottosu işlenecek. Zirvede dijital evrimin yol haritası oluşturulurken, Endüstri 4.0 dalgasını yakalamanın ipuçları da masaya yatırılacak.
Bilişim Zirvesi ’16 bu yıl, bireyler, şirketler ve ülkeler olarak dijital geleceğe nasıl hazırlanmamız ve bu geleceği nasıl karşılamamız gerektiği konusunu işleyecek. Etkinlikte bilişimi yaşamının önemli bir parçası yapan tüm birey ve kurumlarla birlikte dijital evrim süreçlerinde endüstri 4.0 içerisinde var olmayı amaçlayan kapsamlı bir içerik ve 100’ü aşkın önemli konuşmacı ile sunuyor.
Zirvede, Teknoloji Platformları, Sosyal Buluşma Platformları, Forumlar, Atölyeler ve Özel Proje konuları ele alınacak. Özel Tema Projeleri olarak; Türkiye’nin yeni çıkış yolu: Endüstri 4.0 ile gelen Yeni Ar-Ge ve İnovasyon Anlayışı, Dijital İstanbul’da Dijital Yaşam ve Maddenin Dijitalleşmesi konuları, Forumlar; Yeni Nesil Telekomünikasyon ve Dijitalleşmede C Level, Teknoloji Platformları olarak da; Büyük Veri ve Bulut Çözümlerinde Cognitive ile Yapay Zeka Algoritmaları, Açık Sistem Dünyasında Ulusal Savunma Stratejileri, Dijitalde Siber Güvenlik 4.0, Dijital Tıp Devrimleri, Finans ve Ödeme Sistemleri, Perakende Sektöründe Dijitalleşme, ERP Çözüm Süreçleri, Dijital Topluma Evrilmek, Dijital Kazançlar, Mobil Dünyada Dijital İnovasyon, Entegre Dijital Pazarlamanın Dinamik Yapısı, IoT ve M2M’e Hazırlık olarak Gömülü Sistemler ve Yeni Nesil Kentler ve Akıllı Kentsel Dönüşüm başlıkları altında işlenecek.
Dijital Çağın Kadını, Dijital BT İş Birliğinde Malezya, TBD ile CIO Vizyon Toplantıları ve CRM Operasyonlarında Endüstri 4.0 başlıkları da yine zirve çerçevesinde katılımcıları bekleyen diğer konular. Design Awards yarışma sonuçlarının da bir törenle açıklanacağı zirve etkinliği için katılımcılar http://www.bilisimzirvesi.com.tr üzerinden indirimli kayıt fiyatlarından faydalanabilecekler.
Türkiye’nin girişimcilik ekosisteminin tüm paydaşlarına ev sahipliği yapacak Yıldız Kuluçka’nın açılışı, 20 Ekim Perşembe günü Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Açılış etkinliği, birçok fon yöneticilerini, melek yatırım ağlarını, bireysel yatırımcıları, özel sektör temsilcilerini, akademisyenleri, öğrencileri ve 100’den fazla girişimciyi bir araya getirdi.
İnovatif fikir sahibi olan girişimcilere iş fikri aşamasından şirketleşmeye, ticarileşmeden yatırım almaya kadar olan süreçte ofis, altyapı, atölye, laboratuvar, eğitim ve mentörlük hizmetlerini sunan bir kuluçka ve hızlandırma programı olan Yıldız Kuluçka’da mevcut durumda 90’dan fazla girişimci, yenilikçi iş fikrini hayata geçirmeye çalışıyor. Ulusal ve uluslararası hibe desteklerden faydalanan projelerin yer aldığı Yıldız Kuluçka’da NASA tarafından da kullanılacak olan ve yatırım alan “Dokunma Hissine Sahip Yapay Deri” ve birçok ödül alan “Damar Görüntüleme Spreyi” gibi gurur verici bir çok çalışma bulunuyor. Kuluçkada yer alan girişimcilerin yüzde 60’ı medikal, makine imalatı, elektronik, enerji, gıda sanayi ve kimya gibi sektörlerde faaliyet gösteriyor ve yenilikçi bir ürün ya da donanım üretmeyi hedefliyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde 2003 yılında kurulan Yıldız Teknopark, 2014 yılı sonunda faaliyete geçen İkitelli Yerleşkesi ile birlikte 11 binada 125 bin m2’lik Ar-Ge ofislerinde 380’den fazla firmada 6 binden fazla Ar-Ge ve Yazılım personeline ev sahipliği yapıyor. Yıldız Teknopark bünyesinde bulunan kuluçka ofislerinde yeni girişimler faaliyete başlıyor, atölyelerde prototipler hayata geçiriliyor, laboratuvarlarda deneyler yapılıyor ve girişimcilerin ihtiyaç duydukları eğitim, mentörlük ve danışmanlıklar ücretsiz olarak sunuluyor.
Açılışla birlikte girişimcilerin kullanımına sunulan yeni kuluçka alanında iş fikri olup şirket kurma aşamasına gelmemiş girişimciler için ön kuluçka, iş fikirlerini geliştirerek şirket kurma aşamasına gelmiş girişimciler için kuluçka ve başarılı devam eden girişimciler için kuluçka sonrası destekleri sunma imkanı bulunuyor. Ayrıca yakın zamanda KOSGEB tarafından 3,85 milyon dolar desteklenmeye hak kazanan, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi ortaklığında ABD Silikon Vadisi’nde kurulacak olan Uluslararası Kuluçka Merkezi’nin merkez ofisi de bu alanda bulunuyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Şahin konu ile ilgili yaptığı açıklamada, “Yıldız Teknopark bünyesindeki Kuluçka Merkezinin, üniversitemizde ve ülkemizde Ar-Ge ve girişimcilik kültürünün güçlenmesi için önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz. Bir girişimcinin eğitimden mentörlüğe, ofisten prototip atölyesine, laboratuvardan sosyal alanlara ve yatırımcılara kadar ihtiyaç duyabileceği tüm paydaşları Yıldız Teknopark Girişimcilik Ekosistemi’nde bir araya getirdik. Yıldız Kuluçka’da bulunan firmaların hemen hepsi akademisyen, yeni mezunlar ve öğrencilerden oluşuyor. Kurulduğu günden bu yana 150’den fazla girişime destek olan Yıldız Kuluçka’da yeni ofis alanlarımızla birlikte aynı anda 250’den fazla teknolojik girişimin hayallerini gerçeğe dönüştürmelerine destek olmayı hedefliyoruz” dedi.
Gartner tarafından yapılan araştırmaya göre, 2017 yılında şirketlerin dörtte biri “dijital beceriksizlik” yüzünden mevcut konumlarını ne yazık ki kaybedecek. Sırf bu sonuç bile tüm sektörlerin ciddi bir dönüşüm süreci içinde olduklarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Gerçek zamanlı iletişimin öne çıktığı bu dönüşümde, hiçbir kurumun ağ toplumu (Networked Society) olarak ifade edilen dünyanın dışında kalmak gibi bir seçeneği bulunmuyor.
Dönüşüm bununla sınırlı da değil. Mobil iletişim, insan odaklı bir modelden, makine odaklı bir modele dönüşüyor. Makineler ise, iş dünyasında etkinlik, karlılık ve farklılaşma için daha çok iletişim içinde. Öyle ki makineden makineye iletişim, yani M2M, 2010 yılında, mobil iletişimin yüzde 2’sini oluşturuyordu. Bu oranın 2020 yılında ise yüzde 19’a çıkması öngörülüyor.
M2M teknolojisi sadece şirketler açısından izlenmesi gereken bir trend değil. Aksine, ekonominin farklı dallarını da yakından ilgilendirdiğini söylemek mümkün. İşte bu sürpriz alanlardan biri de tarım. Zorlu rekabet koşulları ve artan verimlilik ihtiyacıyla çiftçiler ve tarım sektörü, diğer tüm teknolojik trendler gibi, M2M devrimini de yakından izlemek zorunluluğuyla karşı karşıya. Sonuç olarak Tarım 2.0 döneminin başladığını artık rahatça söylemek mümkün.
M2M işleri kolaylaştırıyor, verimliliği artırıyor
T-Systems Türkiye Genel Müdürü Sinan Kılıçoğlu, M2M teknolojisiyle tarımda büyük bir dönüşüm yaşandığına işaret ediyor. Bunun izlerini Türkiye’de de takip etmek mümkün. Almanya merkezli Bilgi Teknolojisi, Telekomünikasyon ve Yeni Medya Derneği (BITKOM)’un bu konuda önemli veriler sunduğuna işaret eden Kılıçoğlu, “Önümüzdeki 10 yıl içinde dijital uygulamalar sayesinde tarım sektöründe yaratılan katma değerin sadece Almanya’da 3 milyar euro’yu aşması bekleniyor. Tarım 2.0 göz alıcı bir pazar oluşturacak” diyor.
Bu olumlu tablonun aksine, çiftçiler, özellikle de küçük ölçektekiler dijital dönüşüm için gerekli yatırımı yapıp yapamayacakları konusunda endişeli.
Farm 2.0: Akıllı otlak çitleri ve bağımsız makinalar
Günümüzde çiftçiler, bir tablet yada akıllı telefon kullanarak, otlakta veya ahırda neler olup bittiğinden haberdar olma şansına sahip. Tarım uygulamalarında gerçek zamanlı çözümlerin artması ile, çiftçiler makinelerini verimli şekilde kullanabiliyorlar; gübre kullanımını kontrol edebiliyorlar ve aynı zamanda vakit, para ve kaynak tasarrufu sağlayacak şekilde ekim yapabiliyorlar.
Uydularla iletişime geçen tarım makineleri
Modern teknolojinin kullanıldığı bir diğer alan, çiftçilerin gereksiz sürüm, gübreleme ve hasat yapmasını engellemek. Real Time Kinematic (RTK) adı verilen inovatif tarım çözümü kapsamında, tarım makineleri ile iletişime geçiliyor ve makinelere doğru coğrafi veri ve koordinatlar sağlanıyor. Dolayısıyla uydu ile iletişimde olan bir makine, operasyon sırasında yönünü düzeltebiliyor. Makine kendi konumunu mobil iletişim ağı üzerinden buluta iletebiliyor. Bu sayede tohum ve gübre kullanımı ve sürüm alan uzaktan yönetilebiliyor.
Su ve gübre kullanımında tasarruf sağlanıyor
M2M çözümleri çiftçilerin su ve gübre kullanımını da iyileştiriyor. Hava sıcaklığı, toprağın nemi ve asiditesi gibi verileri kaydeden alıcılar, otomotik sulama sistemlerinin kontrolünü sağlıyor. Bu bilgilerin doğru değerlendirilmesi ve otomatik sulama sistemlerine bağlanması sayesinde ortalama yüzde 30-50 arasında su tasarrufu sağlanıyor. Gübre kullanımı da yüzde 30 civarında azalıyor.
Ateş ölçen boyunluk
Deutsche Telekom ortağı MEDRIA’nın geliştirdiği “boyunluk”lar ise, ineklerdeki ateş yükselmesini, ineklerin başını ne sıklıkta oynattığını haber veriyor. Bu sayede, inek sayısının çok yüksek olduğu çiftliklerde bile, her bir inek yakından takip edilmiş oluyor. Yani teknoloji sayesinde çiftçiler hiçbir detayı kaçırmıyor.
Güvenli Bina Çözümleri
Farklı konumlara yerleştirilen alıcılar, çitin kapısı izni olmayan birisi tarafından açıldığında mobil araçlara alarm gönderiyor; duman detektörleri olası bir yangın ihtimali söz konusu olduğunda, çiftçilerin mobil araçlarına sinyal yolluyor. Bu tür “Güvenli Bina Çözümleri” aynı zamanda video sistemleri ile desteklenebiliyor ve çiftçiler mobil araçlarını kullanarak kritik durumlarda uzaktan müdahalede bulunabiliyorlar.
Merhaba sevgili okurlar,
Techinside dergisinin bu ayki kapak konusunu fintech sektöründen ödeme teknolojilerine ve otomotiv sektöründen imalat sanayisine kadar birçok alanda dijital dönüşümü hızlandıracak olan paylaşım ekonomisine ayırdık.
Paylaşım ekonomisi artan nüfusa ve buna bağlı olarak tırmanışa geçen maliyetlere karşı şirketlerin taşınmaza minimum yatırım yaparak yeni iş kollarına girmesini sağlıyor ve aynı zamanda 2015 gelirini 1,5 milyar dolar olarak açıklayan 68 milyar dolarlık Uber gibi devler doğuruyor. Paylaşım ekonomisinin liderleri bir yandan geleneksel işletmelere rakip olurken, diğer yandan da yatırım fonlarından destek alarak global sermayenin bir uzantısı olarak çalışıyor. Bu anlamda mağazada metrekare başına en yüksek kârı elde eden Apple’a da dolaylı olarak rekabet etmeye hazırlanıyor.
Robot taksiler ve yapay zekanın gelişi
Paylaşım ekonomisinin en büyük temsilcilerinden Uber, Amerika’nın Pittsburgh şehrinde kendini süren arabalarla robot taksi hizmeti vermeye başlıyor. Volvo XC90 SUV modeliyle yapılacak test sürüşleri Uber yolcularına ücretsiz sunulacak. Peki robot taksi gelince paylaşım ekonomisi ne olacak? Uber’ın gerçek taksi sürücüleriyle rekabet etmekten ve Fransa ile Almanya gibi ülkelerin Uber hizmetlerini taksi şoförlerini korumak için yasaklamasından bıktığını söyleyebiliriz. Bu sebeple aracını yolculara kiralayan gerçek sürücüler yerine robot taksilerle hizmet vermeye hazırlanıyor. Sonuçta bir yandan Kara Şimşek K.I.T.T. gerçek olurken diğer yandan yapay zeka iş yapış şeklimizi değiştiriyor.
Giyilebilir robotlar ve sanayide dış iskelet kullanımı
Analiz sayfalarımızda ise giyilebilir robotları ele alıyoruz: Endüstri 4.0 yukarıda saydığım sektörlerden çok daha fazlasında robotlaşma ve dijitalleşmeyi beraberinde getiriyor. Ancak, bunun karşılığında fabrikalarda çalışan işçilerin işsiz kalması riski bulunuyor. Bu sebeple ağır sanayi devleri bir yandan üretimi hızlandırarak maliyetleri azaltırken, diğer yandan da istihdam sorununu çözmek için giyilebilir robot veya teknik adıyla dış iskelet teknolojisini geliştiriyor. Bunun maliyetlere, istihdam ve sağlık sigortasına ne gibi etkileri olacağını görmek için Hyundai ve Audi gibi şirketlerin atılımlarını okuyabilirsiniz.
3D printerlarda dördüncü boyut
Dosya konumuz ise 4D printerlar olarak bilinen ama aslında programlanabilir madde kullanan 3D printerlar: Bu teknoloji önceden belirlenen parametrelere göre şekil değiştiren programlanabilir ve kendi kendini kopyalayabilen baskı malzemeleri kullanacak (replikasyon). 4D printerlarla basılan temel ürünler zamana ve ihtiyaca göre şekil değiştirerek farklı ürünlere dönüşüp kendini donanım düzeyinde güncelleyecek. Böylece ilk üretim maliyetleri azalarak enerji tasarrufu sağlanacak. Kendi kendini kopyalayabilen ürünler doğada son 4 milyar yıldır kullanılıyor. Canlılar organik kimya ile protein ve DNA sentezliyor. Bizzat DNA’yı baskı kalıbı veya kafesi olarak kullanan ilk 4D printer örnekleri laboratuarda test ediliyor.
Ancak, bütün bu konuların iş dünyasında birbirine nasıl bağlanacağını merak ediyorsanız gen düzenlemeden yapay zeka ve üç boyutlu arayüzlere uzanan konularda, farklı yeniliklerin birbirine nasıl yakınsayacağını Dünyayı Değiştiren 10 İnovasyon yazımızda okuyabilirsiniz. Türkiye’nin bu teknolojileri potansiyel olarak nereden yakalayabileceğini ise yerel Fintech ekosistemini, akıllı telefonlar ile sanal gerçeklik buluşmasını ve belki de 3 yıl içinde milli internet kurulmasını sağlayacak olan Türkiye Ulusal Güvenlik Stratejisini işleyen köşe yazılarımızda görebilirsiniz.
Techinside’ın Ekim 2016 sayısına buradan erişebilirsiiniz
Kozan Demircan
Techinside genel yayın yönetmeni
Bulut bilişimin kullanımı ve insanlığa sağladığı faydalar her geçen gün artıyor. Bu örneklerden biri Güney Afrika’dan. Ulusal Biyoenformatik Enstitüsü’ndeki araştırma ekibi, Amazon Web Services üzerinde çalışan bir platformla HIV ilaç direnci testlerinde başarı düzeyini ciddi oranda artırdı. Şimdi hedef; tüberküloz ve Hepatit C gibi hastalık testlerinde de verimliliği artırmak.
Profesör Simon Travers ve Western Cape Üniversitesi’ndeki (UWC) Güney Afrika Ulusal Biyoenformatik Enstitüsü (SANBI) araştırma ekibi, HIV ilaç direnci testlerinde daha yüksek verimliliğe ve daha iyi sonuçlara ulaşmak istiyorlardı. Bu amaç doğrultusunda, ekip Amazon Web Services (AWS) üzerinde çalışan Exatype platformunu hayata geçirdi. Exatype platformu hızlı ve hassas HIV ilaç direnci analizlerini uygun fiyata gerçekleştiriyor.
Kullanıcılar HIV veri dosyalarını direkt olarak yüksek işlem hacmine sahip dizileme makineleri üzerinden yüklüyor ve her bir numune için detaylı bir ilaç direnci genotip raporu alabiliyor. Profesör Travers’in HIV ile yaşayan 6 milyondan fazla Güney Afrikalı’ya yardım etmek için bulduğu fikir ticari bir boyut kazandı ve artık günde makine başına yüzlerce insanı daha düşük maliyetli, ölçeklenebilir şekilde test edebiliyor.
Veri analizinin maliyeti düşüyor
Bu fikir 2011’de hayata geçtiğinde ekip, HIV ilaç direnci testi için mevcut yaklaşımların sonuçlarını da net görebildi. Yazılımı dizileme makinesiyle birlikte kullanabiliyor; ardından veriyi lokal olarak analiz edebiliyorlardı. Bu yaklaşımla, destek sorunlarını ve yazılımı güncel tutmanın zorluklarını; bu nedenle de test fiyatlarının yükseldiğini gördüler. Alternatif olarak veri analizini bulut üzerinde gerçekleştirebilirlerdi. Profesör Travers sunucu satın almaya gerek kalmadan veri analizinin maliyetini büyük ölçüde düşürüp, limitsiz ölçeklendirme imkanına sahip olabileceklerini fark etti.
Profesör Travers : “Çoğu zaman kullanmayacağımız son teknoloji donanımı satın almak yerine belirli bir süre için gerek duyacağımız işlemci kapasitesine erişmek çok doğru bir karardı” diyor ve ekliyor: “AWS’e geçiş yapınca ihtiyacımız olan işlem gücüne çok daha ucuza sahip olduk.”
Üretimi kolay analizi zor veri
HIV ilaç direnci testinin amacı, HIV ile enfekte bir bireyin viral popülasyonu içindeki mutasyonları tespit etmektir. Bu mutasyonlar bir veya daha fazla ilaca karşı direnç geliştirebileceğinden, varlıklarını/yokluklarını kesin olarak tespit etmek en iyi tedavi yolunu belirlemede yardımcı olabilir. Hızlı bir şekilde dizilim verileri oluşturmak için kullanılan yeni yöntemler sayesinde artık büyük miktarlarda karmaşık veriler üretiliyor. Veri üretimi nispeten kolay, ama analizi zor olabiliyor.
Simon ve ekibi, veriyi dizileme makinesinden direkt alıp, kolayca okunabilen bir PDF raporuna 1 saat içinde dönüştüren bir araç geliştirdi. Ama başarı sadece sonuca hızla ulaşmakta değil; Exatype son derece hassas çalışıyor ve veri üzerindeki hataları gerçek mutasyonlardan ayırt edebiliyor.
Profesör Travers, “AWS ile dünya üzerindeki her bir HIV-pozitif insanın verilerini analiz edebiliyoruz ve mevcut olan bütün dizileme makinelerini kullanabiliyoruz. Yine de raporları herhangi bir gecikme olmadan üretebiliyoruz. Bu buluttan başka hiçbir şey ile mümkün değil” diyor.
Ölçeklenebilir ve daha düşük maliyetli olmasının yanı sıra bu güncel yaklaşım, düşük yaygınlıktaki direnci tespit etmek için daha büyük hassasiyet sağlıyor. Geleneksel yöntem, ancak bireyin bünyesindeki virüsün %20’sinden fazlasında mutasyon varsa ilaca karşı bir direnç tespit edebiliyor. Teorik olarak bu yeni dizileme yaklaşımı, HIV ile enfekte bir bireyin bünyesindeki virüsün %1’inden daha azında mevcut olan direncin dahi tespit edilebiliyor.
Diğer hastalık testleri için de umut
Bulutun sağladığı olanaklara dayanarak ekip, Staphylococcus aureus, tüberküloz ve Hepatit C gibi diğer mikrobik direnç hastalıklarına geçiş yapmayı umut ediyor. Exatype tek bir hastalığa özel olmayan bir uygulamadır ve çeşitli hastalıklara uygulanan referans ve kurallar dizisi, bilgi-işlem ihtiyaçlarını özelleştirmeye gerek olmadan değiştirilebilir. Böylece hızlı, hassas ve güvenli bir şekilde yorumlanan yeni nesil dizileme ile mümkün olduğunca fazla insanın doğru tedavi görebilmesi sağlanabilir.
Sakarya Üniversitesi, Sakarya Ticaret ve Odası ve Sakarya Teknokent ortaklığı ile “Türkiye perspektifinden endüstri 4.0 uygulamaları” konulu bir konferans düzenlendi. Sanayi, ekonomi ve akademik çevrelerden önemli isimlerin katılım gösterdiği konferansta, endüstri 4.0’ın farklı bakış açılarından yorumlanması ve farklı sektörlerde ne gibi yansımaları olacağı, ne gibi hazırlıklar yapıldığı anlatıldı.
Endüstri 4.0 daha hızlı, esnek, kaliteli, verimli bir endüstri yolculuğunu tanımlıyor
Toplantının açılış konuşmasını yapan Sakarya Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin şunları dile getirdi: “Bilimsel ve teknolojik bilginin üretilme hızının, insanlığın varoluşundan bu yana en yüksek düzeyine çıktığına ve üstel bir biçimde çılgınca artmaya da devam ettiğine şahitlik ettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Öyle ki son 40 yılda üretilen bilgi, yazınının icadından bu yana insanlığın ürettiği bilgiden çok daha fazladır. Son 10 yıl, neredeyse geçmiş 100 yıla denk bilgi üretimi anlamına gelmektedir. Buna paralel olarak sürekli gelişen teknoloji; sanayi üretimini özellikle 18. Yüzyılın sonlarından günümüze üç ana dalga çerçevesinde inanılmaz boyutta artmasını mümkün kılmıştır. Buhar gücü ile çalışan makinaların keşfi, elektriğin sanayi üretiminde kullanımına başlanması ve 1970’lerden başlayarak hızla yaygınlaşan robotlu otomasyon akımı ilk üç endüstri devriminin temel motivasyonu olmuştur. Günümüzde artık dijital teknolojiler ile tetiklenen 4. Endüstri Devriminden söz ediyoruz. Zeki robotlar, büyük veri, nesnelerin interneti, 3-D baskı, bulut-bilişim ve siber güvenlik gibi dokuz yeni teknolojinin bu devrimi veya evrimi tetiklediği görülmektedir. Endüstri 4.0 değer zinciri bileşenlerinin kendi içlerinde otomasyonu ötesinde birbirleri ile entegre olması şeklinde tanımlanmaktadır.
Entegrasyonun en önemli özelliği ise tüm değer zinciri adımlarının birbirleri ile gerçek zamanlı ve sürekli olarak iletişimde bulunması ve bu sayede zeki ve kendisini uyarlayan bir sanayi sürecine ulaşmış olma vizyonu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu vizyon; daha hızlı, daha esnek, kalitesi daha yüksek ve daha verimli bir endüstri yolculuğunu tanımlamaktadır.”
Endüstri 4.0 ile üretkenlik, verimlilik ve kaynak kullanımında optimizasyon sağlanacak
Toplantıda konuşan Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kösemusul şunları dile getrdi: “Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası olarak şehrimizin potansiyelini, değerlerini ve hassasiyetlerini dikkate alarak Üniversitemizle önemli çalışmalar gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Endüstri 4.0, mobil cihazımızdan ya da bilgisayarımızdan, bulunduğumuz yerden, zamandan ve mekândan anında tasarruf ederek üretim kararları ve talimatları verme, üretimi yönlendirme ve bununla ilgili tüm ayrıntıları içeren çalışmaları yapma çağıdır. Endüstri 4.0 devrimine ayak uydurmak, zamanın da ötesine geçmek, eğitim ve istihdam politikalarımıza, üretim yöntemlerimize çekeceğimiz formatın kapsamı üzerine kafa yormanın önemi, temel meselelerimiz olmaktadır. Kaynakların verimli kullanımı, kaliteli ve seri üretim, zamandan tasarruf, arge ve inovasyonun Endüstri 4.0 dönemine geçişi hızlandıran etkenler olacağı bir gerçektir. Eğer doğru ve kolaylaştırıcı yöntemler uygulanırsa üretkenlik, verimlilik ve kaynak kullanımında optimizasyon sağlanmış olacak ve belirlenen hedeflere ulaşma hızı da yükselecektir.
Sanayi ve Üniversitenin birbirinden uzak kalması düşünülemez. İş dünyamız bu anlamda her fırsatta üniversitemizle, akademisyen ve öğrencilerle bir arada olmak, ortak çalışmalar yapmak istiyor. Çünkü dünya değişiyor, yöntemler değişiyor. Kendimizi ve kurumlarımızı zamanın ruhuna, çağın şartlarına ve sert rekabete göre yenilemezsek başarılı olmamız mümkün değildir. Sanayi, teorilerin pratiğe dönüştüğü, gerçeğin olduğu yerdir. Doğru ve sürekli iletişimin, her iki tarafın birbirinin amacını iyi anlamasının önemi burada ortaya çıkmaktadır. Bu durumda Endüstri 4.0, firmalar için yönetim, eğitim ve teknik bilgi düzeyinin mevcut durumdan daha yüksek düzeylerde olmasını gerektirmektedir. Bu anlamda özellikle, mesleki ve teknik eğitim önem kazanmaktadır.”
Endüstri 4.0’ü bilmeden üniversite 4.0 olarak kurmuşuz
Kürsüye gelen Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, “Dünyada yeni kavramlar var. Kalite süreçleri, aktivasyon süreçleri, üniversite değerlendirme süreçleri, performans, izleme gibi hususlar üniversitelerin olmazsa olmazları haline geldi. Global olarak bakıldığında, aslında mantalite olarak değişen hiçbir şey yok yani dünya bin iki yüzlü yılların, binli yılların mantalitesinde temel fikir olarak işin içine sadece dijital dünya ve internet girdi. Rekabet etmek isteyen bir kişi bu süreçlerin içinde de olmak zorunda. Siz dünyayı yakından bilip tanıyıp oradaki gelişmelere göre bir iş yapıyorsanız bu sizi ileri taşıyacaktır. Şimdi endüstri 4.0 kapsamında yapılmak istenen şeyler aslında bizim üniversite de yaptığımız işlerin benzeri. Biz de dijital bir üniversite kurmaya çalışıyoruz. Üniversite de ayrı ayrı giden operasyonları dijital anlamda birbiriyle konuşturmak ilişkilendirmek amacındayız” dedi.
Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, 4.0’ın, belediye, valilik gibi yerel yönetimlerden genel yönetimlere de kadar evrilmesinin faydalı olacağını dile getirerek “Rekabet eden herkes bu yenilikleri uygulamak zorunda. O bakımdan biz üniversite olarak da bunun mantığı içindeyiz. Bu süreci geliştirmede çok mesafe alacağımıza inanıyorum. Tabi bu konuda öncü Türkiye’de firmalar uygulamaları, örnekleri yaptıkları bizim için çok önemli” açıklamasını yaptı.
Tüm markalar Endüstri 4.0 paralelinde gelişmek zorundadır
Arçelik Üretim Teknolojileri Direktörü Mustafa Esenlik ise global değişim ve dönüşümlere karşı kayıtsız kalmanın imkansızlaştığının altını çizerek, “Dünya hızla gelişiyor ve her geçen gün belirsizlikler artıyor. Bu anlamda insanların tüketim alışkanlıklarından sosyal yaşamlarındaki ihtiyaçlarına kadar pek çok şey değişim göstermiştir. Sosyal medya bu konuda oldukça etkili. Dünyada kendini ispat etmiş çok büyük markaların bu değişime paralelinde gelişmeleri kaçınılmazdır. Ancak dijitalleşerek kurtulabilirler. Yeni ürünlere ayak uyduramayan firmalar kaybolup gidiyor. Tüm sektörler, teknolojik tasarımlara yeni teknolojilere erişim ve kullanımı yaygınlaştırarak inovasyonu takip etmeli. Tüm markalar Endüstri 4.0 paralelinde gelişmek zorundadır. Bu yeni dönem, yeni ürün ve hizmetleri internet üzerinden pazarlama imkanı da getirdi. Tüm ürünlerin birbiri ile konuşabilir ve yönetilebilir olması yönünde “internet of things” tabanlı çalışmalara yönelik alt yapılar hazırlanıyor” dedi.
Yeni dönemde daha fazlayı daha azla yapacağız
Siemens Dijital Fabrikalar Proses Enstitüleri Yöneticisi Hakan Mavruk ise sisteme hızla hazırlanmak gerektiğini vurgulayarak, “Biz firma olarak, endüstri 4.0 patentli bir tabir olduğu için dijital atılım demeyi tercih ediyoruz. Tüm bu değişim ve dönüşümlerin temeli ekonomidir. Daha fazla para kazanma ihtiyacı bu devrimleri gerekli kılmaktadır. Daha fazla üretim, daha fazla pazarlama ve daha fazla para kazanma temelli değişimler beraberinde ekonomik krizleri de getirmektedir. Bu defa farklı bir devrimle karşı karşıyayız. Tam olarak devrim olması için yapay zekanın yüzde yüz hayatımıza girmesi ile mümkün olacaktır. İnsan beyninin işlem gücü ve kapasitesine erişimle başlayacak bir süreçtir. Endüstri 4.0’ın evrim sürecinin başlama nedeni Çin’dir.
Dünya ülkeleri olarak Çin’e yeniliyoruz. Çin’le rekabet edebilir hale gelmek için çok hızlı tasarlayıp, üretmeli ve aynı hızla pazarlamalıyız. Ne kadar hızlı olmalıyız? Kopya edilmesinden daha hızla üretmeli ve pazarlamalıyız. Bu da daha karmaşık, daha teknolojik ürünler demektir. Bu ürünler esnekliği de beraberinde getiriyor. Üretilen bir model için yalnızca bir hat oluşturulur ve bu hat üzerinde değişimler ve gelişimler söz konusu olabilir. Bugün baktığımızda insan kendi istediği şekilde araba tasarlayabiliyor internet üzerinden. Hız ve esneklikle birlikte kalite maliyeti de minimize edilmeli. Değişken pazar şartlarına hızla uyum sağlanmalı. Yeni dönemde daha fazlayı daha azla yapacağız. Bu treni kaçırmamalıyız. Tüm hazırlıklarımızı tamamlamalıyız. Bugün biraz geciktiğimiz söylenebilir” dedi.
Performans pazarlama teknolojileri şirketi Criteo, Türkiye özelinde verilere de yer verdiği 2016 İlk Yarıyıl: Mobil Ticaretin Durumu (H1 2016 State of Mobile Commerce Report) başlıklı raporunu yayınladı. Mobil ticaretin, müşteri deneyimini en önemli öncelik yapan lider e-ticaret şirketlerinin e-ticaret satışlarının yüzde 50’sini sağladığını gösteren Criteo raporu, mobilin artık perakendecilerin olmazsa olmazı olduğuna dikkat çekiyor.
Criteo’nun toplamda 720 milyar dolar yıllık küresel satışa karşılık gelen 1,7 milyar bireysel e-ticaret işlemini temel alarak analiz ettiği kişisel verilere dayanan rapordaki ana konular şu şekilde sıralanıyor:
• Mobil ticaret devrilme noktasında: Dünya genelinde mobil satın alma işlemleri, tüm e-ticaret işlemlerinin yüzde 39’unu oluşturuyor. Şimdiden Japonya ve İngiltere gibi pazarlarda e-ticaret işlemlerinde mobilin payı yüzde 50’yi aştı. Amerika’daki lider e-ticaret perakendecilerin satışlarında mobilin payı yıllık yüzde 30 artışla yüzde 50’ye ulaşırken, Türkiye’deki lider e-ticaret şirketleri için bu oran yüzde 51. Mobil satın almaların Türkiye’deki tüm e-ticaret işlemlerindeki payı ise yüzde 31’e ulaştı.
• Mobil satın alma işlemlerinin başında moda ve lüks mallar yer almaya devam ediyor. Ancak yıllık yüzde 23 artışla spor ürünleri en fazla yükseliş gösteren kategorilerden.
• Mobil uygulamalar en etkili satış kanalı: Mobil uygulamalar üzerinden yapılan satın almalar tüm mobil ticaret işlemlerinin yüzde 54’ünü oluşturuyor. Ayrıca mobil uygulamalar üzerinden ürün inceleyen kullanıcılar, mobil sitelere göre 3 kat daha fazla satın alma yapıyor.
• Mobil ticarette deneyimli perakendeciler liderliği elinde tutuyor: Mobil ticarette daha deneyimli ve müşterilerine doğru zamanda doğru ürün önerisi yapan perakendeciler, mobil ticarete yeni olan perakendecilere göre mobil sitelerde yüzde 39, mobil uygulamalarda ise yüzde 90 daha fazla dönüşüm sağlıyor.
Raporun sonuçlarını değerlendiren Criteo Gelişen Pazarlar Yönetici Direktörü Dirk Henke, “Akıllı telefonların yükselişi ile tüketicilerin alışveriş davranışları değişti ve perakendecilerin bu değişime ayak uydurması gerekiyor. Tüm cihazlar üzerinden iyi bir mobil müşteri deneyimi sunmak, perakendecilerin e-ticaret ve mobil ticaret açısından büyümeleri ve gelecekte işletmelerinin sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip. İyi bir mobil deneyim sadece insanlara mobil uyumlu bir web mağaza sunmaktan ibaret değil; mobil müşterilerinizin ihtiyaçlarını anlamakla ilgili. Bu yüzden mobil ticarette deneyimli oyuncular rekabette daha önde” dedi.
Yapay zekalı yazılımlar, akıllı asistanlar ve büyük veri analizi ile elde edilen CRM verileri artık hayatımızı tamamen çevrelemiş durumda. Dünyanın en hızlı gelişen sektörlerinden e-ticaret de tüm bu gelişmelerden payını alıyor ve inovatif çözümler ile daha önce görülmemiş alışveriş deneyimleri yaşatabiliyor. Temelinde yapay zeka kullanan bu çözümler, şirketlerin satışlarını artırdığı gibi, müşterinin doğru bilgilendirilmesi ve gerçekten ihtiyaçları olacak ürün ve hizmetlerin sunulması gibi her iki tarafın da kazandığı yeni senaryolar ortaya çıkartıyor.
WittyCommerce Yönetici Ortağı Aytek Ekici, “Gerçek yapay zeka için henüz erken. Ama e-ticaret hızla kişiselleştirmeye gitti için, analiz tabanlı öngörüsel bazı uygulamalar kullanılıyor. Bunları kısıtlı yapay zekalar olarak adlandırabiliriz. Türkiye’deki belli başlı e-ticaret siteleri bu uygulamalara geçmeye başladı. Önceden bir ürün aldığınızda size çok ilgisiz ürünlerin tavsiyeleri çıkabiliyordu. Şu anda bunu engellediler. Artık CRM ve yapay zeka konularına eğilen sitelerde doğru düzgün ve gerçekten kullanıcının işine yarayacak ürün tavsiyeleri ile karşılaşabiliyoruz” diyor.
Aytek Ekici
Ancak esas konu, bunun bir adım önüne geçip müşterinin yüksek ihtimalle ne alacağını tahmin edebilmek. Yapay zeka kullanılarak, tüketicinin profili incelenip, son alışverişleri analiz edilip buna göre bir sonraki alışverişinin ne olacağı teorik olarak bilinebilir. Örneğin Amazon.com, tüketicilerine yüksek oranda doğru tahmin ettiğini düşündüğü ürünlerini doğrudan kargolama konusunda bir proje başlattı. Müşterisinin yüksek ihtimalle mevzubahis ürünü alacağını ve yine yüksek ihtimalle kendisinden alacağını bildiği zaman, kampanya yapmasına bile gerek kalmayabilir. Yalnızca ürünü tüketiciye sunmak ve satın alması için yol göstermek yeterli olabilir.
e-ticaret müşterisi yapay zekayı görmüyor
e-Ticarette yapay zeka yalnızca müşteriye dokunan operasyonlarda kullanılmıyor. Birçok analiz programı özellikle e-ticaretin lojistik ayağı için geliştiriliyor. Yapay zeka denilebilecek bu analiz programları, sonraki ay hangi ürünün ne kadar satılacağını öngörebiliyor ve buna göre e-ticaret şirketinin stok durumunu kontrol edip, olası bir stok azlığını (veya fazlalığını) belirleyebiliyor. Böylece e-ticaret sitesi, stoklarında her zaman ihtiyacı olacak kadar ürün tutuyor. Boşu boşuna stok metrekaresi harcamıyor. Ancak Ekici, “Şu an Türkiye’de bu düzeyde analiz yapabilen pek fazla şirket yok. Ancak yatırım yapanlar var” diyor.
Online pazaryerleri Türkiye’de konvansiyonel ticaret dışında gelişen en büyük pazarlar oldu. Bu pazar yerlerinin elde ettikleri yüksek hacimli trafik, kendi ürünleri olmadığı için, kendileri ticaret işinde olmadıkları için, pazar yerlerine çok büyük bir artı getirmesine rağmen satışa dönüşmedi. Ancak büyük e-ticaret siteleri bu konuda önlemlerini alıyorlar ve perakendecilerden satış çalmaya başladılar bile. Sitelerin en büyük iki sorunu arasında ürün çeşitliliği ve stok temini var. Ürün sayısı arttıkça stokta tutmak zorlaşıyor.
Siteler çözümü, küçük satıcıları da kendi ekosistemlerine dahil etmekte buldular. Böylece hem ürün çeşitliliklerini başka satıcılar vasıtası ile artırmış oluyorlar, hem de bu ürünler satıcıların depolarında tutuluyor. Küçük satıcılar da, e-ticarette yer almak için gereken reklam, pazarlama ve çok yüksek ürün çeşitliliği sağlama gibi birçok KOBİ’yi zorlayabilecek masraflardan kaçınmış oluyorlar. Aytek Ekici, “Bu tarz büyük sitelerin rekabet avantajlarını koruyabilmeleri için kendilerini bir platforma dönüştürmeleri gerekiyor” diyor. “Ancak bu sitelerin ellerindeki tüm verileri küçük satıcılar ile paylaşmaları gerekiyor. Önümüzdeki ay hangi ürünün satışının artması bekleniyor, fiyat dengeleri ne durumda, kargo sürelerine müşteriler ne tepki veriyor gibi. Böylece küçük satıcılar da bu analizlere göre hareket edip, top yekün platformu daha öteye taşıyabilirler. Platformun verileri yalnızca kendi elinde tutmasının hiç kimseye bir faydası olmayacaktır. Bu güne kadar da olmadığını gördük” diyor.
Offline ve online birleşmeli
Fakat asıl değişim, offline ile online dünyanın birbirine entegrasyonu ile gerçekleşecek. Ekici, “Bunun için beacon gibi yöntemler var, ancak kişisel mahremiyet yüzünden müşterilerin mağazada kendilerini elektronik bir sisteme takip ettirmeleri çok zor. Bunun yerine kendi cep telefonları kendi istedikleri gibi kullanabilecekleri, mağazanın CRM sistemine bağlı yeteneklerine ulaşabilecekleri daha kullanıcı dostu sistemler de geliştirildi. Örneğin soyunma kabinlerine konulan iPad’ler ile eğer denenen bir ürünün bedeni değiştirilmek isteniyorsa, bu işaretleniyor. Mağaza çalışanı ürünü getirirken, CRM sistemi de müşterinin beden ölçüsü bilgisine sahip oluyor. Böylece e-ticaret sitesinde de aynı müşteri bir giysi bakarken, öncelikle onun bedenine uygun olan ürünler listelenebiliyor” diyor.
Offline dünyada CRM sistemleri ile birlikte çalışan bu gibi akıllı teknolojilerin mağaza çalışanlarına da yararları var. Çalışanlar, bir ürün hakkında tüm bilgiye sahip olabildikleri gibi, karşılarındaki müşteri hakkında da gerekli bilgilere sahip olabilirler. “Biz bunun uygulamasını Google Glass kullanarak göstermiştik” diyor Aytek Ekinci. “Çalışan, başka hiçbir yere bakmadan gözlerinin önünde ürünün tüm bilgilerine ulaştığı gibi, müşterinin ürün tercihleri, son alışverişler, büyük veri analizleri ile ortaya çıkartılan satın alma davranışları gibi bilgilere de ulaşabiliyor. Böylece müşterinin sorularını tam olarak cevaplayabildiği gibi, çok isabetli önerilerde de bulunabiliyor” diye ekliyor. Böyle önerilerin mağaza içerisinde bir kiosktan gelmesinden ise satış temsilcisinden gelmesi ise müşteri memnuniyeti ve satış hacmine olumlu katkı sağlıyor.
Bu sistemlerin entegrasyonunun getirdiği bir diğer sinerji ise stok yönetiminde. Tüketicinin talep ettiği bir ürün mağazada kalmamışsa veya örneğin bir giysinin bedeni bulunamıyorsa, satış temsilcisi doğrudan e-ticaret sitesi üzerinden ürünü müşterinin adresine gönderebiliyor. Tam tersi şekilde e-ticaret sitesinin kendi stoklarında ürün kalmamışsa, müşterinin teslimat adresine en yakın ve stoku bulunan mağazadan ürün gönderim emri verilebiliyor. Bu sistemler tam olarak çalıştığında ve entegre edildiğinde, e-ticaret ve fiziksel mağaza ayrımı muğlaklaşmaya başlıyor. Zaten omni kanal çözümlerin de yapmak istedikleri bu: Müşteriye, nerede olursa olsun, ister gerçek mağazada ister e-ticaret sitesinde aynı alışveriş deneyimini yaşatmak.
Ancak Ekici burada hala aşılamamış bir sorun olduğunu söylüyor. Mağaza müdürleri veya çalışanları, kendi mağazalarından yaptıkları satış üzerinden performans ölçümlerine tabi kalıyorlar. Bu durum, kendi performansını düşük göstereceği için çoğu mağaza müdürünü veya çalışanını, müşteriyi e-ticaret sitesine yönlendirmekten veya satışı online yapmaktan caydıracaktır. Bu sistem değişmediği sürece de omni kanal çözümlerin online ve fiziksel mağazaları gerçek anlamada birleştirebilmeleri söz konusu değil. Sistemin, mağaza müdürlerinin ve çalışanlarının yalnızca o mağaza içerisinde değil, tüm şirkete kazandırdıkları toplam satış hacmi ve kullanıcı verisi temelinde performans ölçümlemelerine girmesi gerekiyor. Bunu yapan şirket sayısı ile bir elin parmaklarını geçmiyor.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin başkenti Pekin’de gerçekleştirilen Alibaba Bilgi İşlem Konferansı’nda AMD tepe yöneticisi Dr. Lisa Su ve Alibaba Cloud Başkanı Simon Hu Cloud’un küresel veri merkezlerinde AMD Radeon Pro grafik yongalarının kullanılması konusunda iş birliği gerçekleştireceklerini duyurdu. Alibaba Cloud, AMD teknolojilerini kullanarak bulut bilişim hizmetlerini arttırmayı ve bu hizmetlerin hızlı bir şekilde benimsenmesini sağlamayı planlıyor.
Konu ile ilgili görüşünü bildiren AMD Başkan ve CEO’su Dr. Lisa Su: “Pazarda oluşan daha sarmalayıcı ve sezgisel bulut hizmetleri sağlayabilecek GPU tabanlı bilgi işlem çözümlerine yönelik talebin karşılanması, iki şirketin de en güncel teknoloji ve yazılım mühendisliği yeteneklerini birleştirmesiyle mümkün olacak. Cloud gibi endüstrinin öncü şirketleriyle kurduğumuz iş birlikleri AMD olarak veri merkezi odaklı, yüksek performanslı grafik ve bilgi işlem ürünlerine yaptığımız yatırımın, geniş bulut bilişim pazarının ihtiyaçlarıyla örtüşmesini garanti ediyor” diye konuştu.
Alibaba Bilgi İşlem Konferansı’nda yer alan AMD’nin tanıttığı iki yeni temel teknoloji yer aldı.
AMD Radeon Pro sunucu teknolojisinden faydalanan Alibaba Cloud Tekil Kök I/O Sanallaştırma (SR-IOV) çözümü. Demosu Radeon FirePro s7150x2 GPU ve AMD Multi-User GPU donanım tabanlı sunucu sanallaştırma teknolojisi kullanılarak geliştirilen bu ürün sektördeki tek donanım tabanlı sanallaştırma GPU teknolojisi olarak hizmet seviyesini garantiliyor ve uzaktan iş istasyonu, bulut üzerinden oyun, bulut bilişim ve Sanal Masaüstü Altyapısı (VDI) uygulamaları için arttırılmış güvenlik sağlıyor.
AMD’nin güçlü, düşük güç tüketimli Polaris grafik mimarisi ile desteklenmiş AMD Radeon VR Ready Premium grafikleri kullanılan sanal gerçeklik deneyim demosu.
Sabre Corporation, hazırladığı raporunda yakın gelecekte havayolu seyahatinde ve havayollarındaki güvenlik adımı, bagaj işlemleri, check-in gibi süreçlerde yaşanacak değişimleri inceleyerek, müşteri deneyimini iyileştirecek çözüm yöntemleri ve öngörülere yer verdi. Rapora göre, teknolojik altyapıya sahip havaalanlarında belge kontrolleri daha hızlı ve güvenli şekilde yapılacak, akıllı bagaj teknolojisi kullanılacak, yolcular mobil yönlendirme ile yön belirlemeyi çok kısa sürede gerçekleştirecek ve havaalanında harcanan zaman nitelikli hale gelecek. Havaalanlarının teknoloji altyapısıyla geliştirilmesi, günümüzdeki hava trafiği açısından olduğu kadar, gelecek için de büyük önem taşıyor. Havayolları ile seyahat eden yolcuların sayısı her geçen gün arttığı gibi, 2030 yılına kadar hava trafiğinin 10 milyar yolcunun üzerine çıkacağı tahmin ediliyor. Sabre’ın hazırladığı araştırma raporuna göre, havaalanlarının müşteri deneyiminin iyileştirilmesi ve milyarlarca dolarlık zararın önüne geçilmesi için yeniden yapılandırılması önem taşıyor.
Havaalanlarında saatlerce bekleme sorunu son bulacak
Seyahat deneyimini olumsuz etkileyen faktörlerin başında gelen bekleme süresi, özellikle rötar ve uçuş erteleme gibi durumlarda yolcuların ciddi zorluklar yaşamasına sebep oluyor. Bunun yanı sıra, bagaj işlemleri, güvenlik adımları, uçağa alma süreci ve check-in süreçlerinin uzun sürmesi nedeniyle yolcular zamanlarının önemli bölümünü bekleyerek geçirmek zorunda kalıyor.
Araştırmalara göre, yolcular, seyahat sürecinde, zamanlarının çoğunu; kuyrukta, çevreyi izleyerek ve bekleyerek geçiriyor. Ekim 2014 tarihinde ABD Ulaştırma Bakanlığı yolcu şikayetleri raporuna göre yolcuların havaalanında bekleyerek geçirdiği toplam süre şöyle:
• Check-in sırasında 600 milyar saat
• Güvenlik ve pasaport sırasında 330 milyar saat
• Yön belirlemede 225 milyar saat
• Uçuş bilgisi ekranı takibinde 330 milyar saat
• Kapıda 650 milyar saat
Havaalanlarında yapılacak altyapı değişiklikleri ile yolcuların bekleme süresinin büyük ölçüde azaltılması, güvenlik adımlarının hızlandırılması ve yolculuk süreçlerinin kolaylaştırılması öngörülüyor.
Mobil cihazlar havaalanlarında daha aktif kullanılacak
Raporda yer alan ABD Ulaştırma Bakanlığı verilerine göre, yolcular uçuş ekranı takibi için toplam 330 milyar saat harcıyor. Uçuş ekranının, mobil cihazlardan anlık olarak takip edilmesinin, yolcuların bekleme süresini azaltacağı ve havaalanında geçirdikleri sürenin daha nitelikli hale getirileceği öngörülüyor.
2014 yılında yapılan Havayolu BT Eğitimleri Anketi’ne (SITA) göre, yakın gelecekte seyahatle ilgili zorlukların çözümü için, havaalanları self servis ve mobil teknolojileri daha fazla kullanacak. Teknoloji odaklı havaalanlarında, mobil cihazlar aracılığıyla yolculara, navigasyon sağlanması ve yolcunun bulunduğu alana göre anlık bildirim ve tekliflerin yapılması da mümkün olacak.
Biyometrik tanımlama ile güvenlik adımları hızlanacak
Sabre’ın yayımladığı araştırma sonuçlarına göre, hem yolcular hem de havayolu şirketleri, güvenlik noktalarında tek bir biyometrik kimlik kabul edilmesinin, seyahat deneyimini iyileştireceğini düşünüyor. Biyometrik tanımlama sisteminin kullanılması, havaalanlarındaki güvenliği artıracağı gibi yolcuların bekleme süresini de önemli ölçüde azaltacak. Belge kontrolleri, biyometrik tanımlama ile hızlı bir şekilde gerçekleşeceğinden, yolcular tekrarlayan güvenlik adımlarından kurtulacak. Biyometrik tanımlama işlemlerinin kapsamlı bir şekilde yapılması durumunda ise havaalanlarındaki güvenlik önlemleri artırılmış olacak.
Akıllı bagaj teknolojisi ile bagaj işlemleri kolaylaşacak
Havaalanlarında bekleme süresini artıran, müşteri memnuniyetinin azalmasına neden olan ve havayolu şirketlerinin zarar etmesiyle sonuçlanan süreçler arasında bagaj işlemleri de bulunuyor. Uçuş öncesi ve sonrasında bagajların uzun süre beklenmesi, yolcuların seyahat deneyimini olumsuz etkiliyor. 2014 SITA Araştırmasına göre, bagaj takip işlemlerinin kolaylaştırılması hem havayollarının hem de müşterilerin seyahat deneyimindeki önceliklerinin başında geliyor. Geleceğin havaalanlarında, müşteri profiliyle bağlantılı kalıcı bagaj etiketleri kullanılması ve yolculuk boyunca bagajların gerçek zamanlı olarak takip edilmesi, yaşanacak gelişmeler arasında yer alıyor.
Konum yönlendirmesi ile yolcuların zaman kazanması sağlanacak
Geleceğin havaalanlarında yer alacak özelliklerden biri de konum yönlendirmesi olacak. “Dijital Yol Bulma” teknolojisiyle yolcular, tanımlanmış bir tasarım yoluyla, sezgisel navigasyon seçeneğini kullanabilecek. Konum yönlendirmesinin yanı sıra, artırılmış gerçeklik teknolojisiyle, mobil cihazlar aracılığıyla çevredeki alanlar sanal görüntüyle takip edilebilecek.
Hizmet alma süreçlerinde self servis yaygınlaşacak
IATA Araştırmasına göre, 2020 yılına kadar yolcuların yaklaşık yüzde 80’i, havaalanlarında tamamen self servis seçeneği kullanılmasını istiyor. Uçağa alış işlemlerinin insan etkileşimi olmadan gerçekleşmesi, havaalanındaki restoranlardan uçağa yemek siparişi verilmesi ya da duty-free alışverişlerinin uçağa teslim edilmesi gibi opsiyonlar, müşteri memnuniyetinin iyileştirilmesini sağlayacak. IATA 2020 araştırmasında yer alan sonuçlara göre, havaalanlarının küresel yolcu memnuniyetini artırmak için 2020 yılına kadar bu alanda atılım yapması öngörülüyor.
2015 yılında The Economist’te yayımlanan Bright Lights, Big Cities makalesine göre, hava trafiği hacmi, 2030 yılına kadar iki kat artış gösterecek. Artan yolcu trafiğini başarılı bir şekilde optimize etmek için havaalanlarının teknoloji tabanlı çözümler üretmesi zorunluluk haline gelecek. Sabre’ın araştırma raporuna göre, müşteri odaklı havaalanları, hem havayolu şirketleri hem de müşteriler açısından kritik bir değer taşıyor. Bu doğrultuda, yakın gelecekte teknolojiyi etkili kullanan havaalanları yaygınlaşacağı gibi “akıllı havaalanı” kriterine uymayan havaalanları kapanmaya başlayacak.
Facebook hangi mağazalarda ne satın aldığınızı izleyerek alışveriş verilerini reklamverenlere bildirmeyi planlıyor. Facebook’un yeni ölçüm ve bilgilendirme araçlarından yararlanan reklamverenler mağaza dönüşüm oranlarını görerek size daha alakalı reklamlar gösterebilecekler. POS ve Sanal POS verilerinin reklamlara entegre edilmesiyle Facebook’un fintech sektöründe de faktör olmaya başladığını görüyoruz.
Nasıl çalışıyor?
Telefonunuzda konum hizmetleri açıksa Facebook size uygun yerel reklamlar gösterecek. Facebook bir süredir doğum günü bildirimlerine bakarken Facebook mobil uygulamasına konum erişimi izni ver penceresini gösteriyor. Bu talebin ardında daha iyi hedeflenen reklamlar için konum bilginizi izleme ihtiyacı olduğu görülüyor.
Yüzde 100 yeni değil
Google daha 2014’te reklamların işletmelere trafik çekip çekmediğini, yani dönüşüm oranlarını görmek için benzer bir hizmet başlatmıştı. Yeni olan Facebook’un tıklanan reklamın satışa yol açıp açmadığının izleyebilmesi (hem mağazalardaki alışverişleri hem de telefondan yapılan alışverişleri izleyebiliyor).
Facebook’un kullanıma sunduğu Offline Dönüşümler API’ı ile işletmeler müşteri veritabanındaki alışveriş işlem verilerini veya POS / sanal POS işlemlerini Reklam Raporlama ile eşleştirebilecekler. Böylece alışveriş yapanların demografileri de görülecek.
Örneğin
Bir şirket 25-34 yaşındaki kimliği bilinmeyen bir erkeğin mağazaya 15.45’te girdiği ve 16.20’de dışarı çıktığını biliyorsa Facebook çıkış tarihini nakit kayıt günlükleriyle karşılaştırıp müşterinin 16.17 kredi kartıyla bir ödeme yaptığını görebilir. Elbette bu kişinin adını ticari olarak satılan diğer veritabanlarıyla karşılaştırarak bulmak mümkün.
İlgili yazı: Facebook Workplace artık kullanımda
Mağaza bulucu
Facebook aynı zamanda yerel reklamlar için mağaza bulucu da ekliyor. Bu sayede reklama tıklayan kişi reklamın karşılık geldiği ürün için en yakın mağazaya yönlendirilecek. Reklamı tıklayınca mağaza adresini, çalışma saatlerini, telefon numaralarını ve tahmini ulaşım süresini göreceksiniz.
Her durumda Facebook kişisel verileri paylaşmıyor
Gizlilik açısından bakarsak Facebook’un kişisel ziyaretçi verilerini iş ortaklarıyla paylaşmadığını görüyoruz. Ancak bu verilere başka veritabanlarıyla karşılaştırarak ulaşmak mümkün. Her durumda Facebook’un bu atılımlarını yalnızca yeni ürün ve hizmetler olarak görmemek gerekiyor. Snapchat’in Snap Inc.’e dönüşüp yeni medya reklamları ile 2017’de yılda 1 milyar dolar gelir hedeflediğini düşünürsek Snapchat’in eski taliplisi Facebook’un önce gardını alarak iş geliştirme yaptığını söyleyebiliriz.
Son dönemde, dikkat çeken şirketlerden biri olan dijital tasarım stüdyosu SHERPA’nın da çatısı altında bulunduğu DAM Bilgi Teknolojileri (Startup Stüdyo), Mert Can Çullas melek yatırımcılığında 3 milyon TL değerleme ile yüzde 25 hisse oranında yatırım aldı. DAM Bilgi Teknolojileri Başkanı Yakup Bayrak, bu yatırımın grubun Avrupa ülkelerinde gerçekleştirmeyi planladığı operasyonlarının başlatılması ve yeni girişimlerinin hayata geçirilmesinde kullanılacağını söyledi.
DAM Bilgi Teknolojileri, Yakup Bayrak önderliğinde Mayıs 2010’da yeni dünyada bireyin özgür iradesi ile iletişim kurabilmesi önündeki tüm engelleri yıkmayı kendine anayasa kabul ederek, omurgası internet üzerine oturan projelerin yaratılmasını / desteklenmesini, fikirlerin dijital ürünlere dönüştürülmesini ve organizasyonel temelleri sürekli inovasyona dayalı işletmelerin kurulmasını mümkün kılabilmek için kuruldu. Bugün, DAM Bilgi Teknolojileri (Startup Stüdyo) çatısı altında SHERPA, DAM Growth Hackers, Dijital Stüdyo ve Ciz.io olmak üzere 4 girişim bulunuyor.
DAM Startup Stüdyo’nun ilk girişimi olarak 2013’te kurulan SHERPA, masaüstü, mobil ve cihazlarda yer alan dijital ürün ve servisler için sonuç odaklı kullanıcı deneyimi tasarımları yaratmak amacıyla çalışıyor. Kurulduğu günden bugüne Samsung, Arçelik, Beko, Grundig, Unilever, Avea, Brisa, Temsa, Radore, Joy Game, n11.com, Zingat.com, Hepsiburada.com, Monitera, Koalay.com, Mealbox.com, Fleetcorp ve Bookinturkey.com gibi kendi alanlarında lider çok uluslu veya ulusal birçok kuruluş için yatırıma geri dönüşü yüksek dijital deneyim projeleri sunuyor.
Frosmo ve Optimizely’nin UX alanında resmi Türk çözüm ortağı olan SHERPA, küresel pazar atılımını, 2016 yılının son yarısında e-ticaret ve içerik sağlayıcıları için gerçek zamanlı dönüşüm optimizasyonu sağlayan dünya lideri Frosmo, A/B testlerinde dünyanın en güçlü platformu Optimizely ve Avrupa’ya ülkemizden güçlü bir giriş yapan büyük veri tabanlı Segmentify ile çözüm ortaklığı yaparak gerçekleştirmektedir. SHERPA, ayrıca gerçekleştirdiği başarılı projeler ile bu yıl alanında dünyadaki en prestijli 2 ödülden biri sayılan Awwwards’da Onur Ödülü’ne layık görüldü.
Gelişimin mühendisliğini üstlenen DAM Growth Hackers, şirketlere büyümeyi en verimli şekilde (growth) nasıl sağlayacaklarını ve bunu başarmanın sistematik yolunu anlatan hizmetler sunarken, Dijital Stüdyo farklı mesleki dallardaki profesyonellere iş hayatlarında onlara ışık tutan ileri düzey workshoplar düzenlemektedir. Grubun son girişimi olan ve bugün 5.000’e yakın girişimci kullanıcıya ve 1.950 yaratılmış iş fikrine rehberlik yapan Ciz.io ise, kullanıcı bazında aylık %13’lük bir büyüme ile ilerlemektedir. Ciz,io, 2016 sonuna kadar 10 bin girişimcinin serüveninde yola çıkış noktası olarak konumlanmayı, en değerli ve kolay kullanılabilir girişimcilik araç setini kullanıcılarına sunabilmeyi ve yatırımcı ekosistemi için rafine ve zengin bir girişimci veri tabanı sunmayı amaçlıyor.
Webrazzi Summit 2016’da konuşmacı olarak sunum yapan Arabnet Kurucu ve CEO’su Omar Christidis, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki (MENA) fırsatlar ve trendleri paylaştı. Orta Doğu’nun internet ev teknoloji ekosisteminde en hızlı büyüyen dört alan e-ticaret, dijital medya, uygulama ve oyunlar ve startup’larla ilgili çarpıcı verileri paylaşan Omar, bu pazarlardaki fırsatlara dikkat çekti.
E-ticaret
MENA‘daki en sıcak fırsat e-ticarette. 10 milyar dolarlık ürünün satıldığı bu pazarın büyüklüğü tüm online işlemlerle 40 milyar dolara çıkıyor. Birleşik Arap Emirlikleri (UAE), Mısır ve Suudi Arabistan e-ticaretin en büyük olduğu üç pazar. Mobil telefonlar, uçak biletleri ve giysiler bu pazarda en çok online satışı yapılan eşyalar. Pazardaki en önemli kuralsa nakit ödemenin hala bir zorunluluk olduğu. Orta Doğu’yu hedefleyen e-ticaret girişimlerinin nakitle ödeme seçeneği sunması gerektiğini söylüyordu.
Dijital Medya/h2>
1 milyar dolar yıllık reklam harcaması ve 500 milyon Youtube izlenme sayısıyla, MENA dünyanın en çok Youtube tüketen bölgelerinden biri. Telfoz11, UTurn, alfan group bu alandaki en güçlü oyuncular. İyi bir exit örneği ise, Shahiya.com: Yakın zamanda 13,5 milyon dolara Japonyalı bir alıcıya satıldı. Dijital medya, özellikle video ve reklamlar dikeyinde fırsatlar barındırıyor.
Uygulama ve oyunlar/h2>
Arabnet kullanıcı araştırmasına göre, bölgede akıllı telefon kullanıcılarının yüzde 42’si telefonlarına beşten fazla uygulama indiriyorlar. MENA oyun pazarının büyüklüğü ise 1.6 milyar dolar.
Girişimler/h2>
MENA’da yatırımcıların yüzde 27’si Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE), onu Suudi Arabistan izliyor. Gerçekleşen yatırım işlemlerinin 137’si BAE , 74’ü Ürdün, 65’i ise Lübnan’da gerçekleşti. Bununla birlikte MENA artan hükümet desteğiyle dikkat çekiyor. Kuveyt, bilgi teknolojileri için 7 milyar dolar fon, Lübnan Merkez Bankası 400 milyon dolar ayırdı. Suudi arabistan ve Softbank yakın zamanda 100 milyar dolarlık ortak teknoloji fonunu yakında duyurdu. Haziran ayında Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun Uber’e 3,5 milyar dolar yatırım yapması, bu fonun küresel teknoloji ekosisteminde ne kadar etkin olabileceği hakkında fikir veriyor.
Alibaba Grubu Türkiye Ülke Müdürü Cüneyt Erbolat, e-ticaret özelinde önemli rakamlar paylaştı.
Cüneyt Erbolat’ın paylaştığı rakamlara göre Türkiye Alibaba Grubu’nun ECI1 indeksine göre G20 ülkeleri arasında 12. sırada. ECI1 ise Çin ve belli ekonomiler arasındaki e-ticaret bağlanırlığını gösteren bir indeks ve Alibaba’nın sınır ötesi e-ticaret ile ilgili büyük verisi üzerinden Çin ile diğer ülkeler arasındaki e-ticaret ilişkisini göstermeyi hedefliyor. Bu indekse göre Türkiye de Çin ile ticaret bağlantısı orta seviyede yer alan ülkeler arasında yer alıyor.
Gelişmekte olan ülkeler büyüme endeksine göre ise (ortalama gerçek GDP1 büyüme oranı) Türkiye 2010-2015 arasında yüzde 5,2 ile Çin, Hindistan ve Endonezya’nın ardından 4. sırada geliyor. 2016-2020 perspektifinde ise bu oranın yüzde 3,5’e düşeceği tahmin ediliyor ama Türkiye’nin yine 4. sırayı koruması bekleniyor.
Son 4 yıldır Alibaba adına Türkiye’de görevde olduğunu söyleyen Cüneyt Erbolat, büyüyen nüfus, şehirleşme oranı, harcama ve borçlanma eğiliminin Türkiye’nin olumlu temel göstergeleri olduğunu söylüyor. Türkiye, yine GSYİH oranlamasında yüzde 75 tüketici harcama oranıyla ABD, Avrupa ve Çin’in önünde ve ilk sırada yer alıyor.
Erbolat’ın sunumunda Türkiye’de ve dünyada e-ticaretin toplam ticaret içindeki payı da paylaşıldı. Alibaba Grubu’na göre Türkiye’de e-ticaretin toplam perakende içindeki payı yüzde 2. Bu oranın başka bir konuşmada yüzde 2’nin altında olduğunu paylaşmıştık ama her durumda Türkiye’nin e-ticaret alanında büyük bir potansiyele sahip olduğu görülüyor.
Cüneyt Erbolat, Türkiye’de internet yaygınlığı yüzde 62, e-ticaret oranı yüzde 39, ve GYİH/Kapita 20,4 bin dolar olarak paylaşıyor ve Türkiye’deki önceliklerinin ihracat yapmak olduğunu ekliyor. Erbolat, Alibaba’nın Türkiye hedef ticaret modelinin de hem satıcıları ve müşterileri hem de lojistik ortakları ve ödeme sitemi ortaklarını kapsadığını dile getiriyor.
Hepsiburada, kendi geliştirdiği ödeme sistemi HepsiPay’den sonra yeni bir çözümünü daha, Webrazzi Summit’de duyurdu.
Eylülde 2,4 milyon ürün teslim ettiklerini paylaşan Hanzade Doğan Boyner, Aralık ayında bu tutarı 2 katına çıkarmayı hedeflediklerini de söyledi. Güven duygusunun kendileri için en önemli şey olduğunu söyleyen Hanzade Doğan Boyner, pazar yeri tarafında ilk sırada en ucuz fiyatı vereni değil, daha iyi hizmet veren satıcıları gösterdiklerini de paylaştı.
Gebze’de 100 bin metrekare alanı olan operasyon merkezi kurduklarını paylaşan Hanzade Doğan Boyner, Hepsiburada’nın ihtiyaç duyduğundan fazla bir yatırım yaptığını dile getirdi ve Hepsiexpress‘in haberini verdi.
Hepsiexpress, dağıtım şirketleriyle iş birliği halindeyiz ama müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamak için daha esnek bir teslimat çözümü geliştirdik. Şu anda İstanbul’un bazı bölgelerinde test aşamasındayız. 2017’nin başında bu işi sektör standardı haline getirmek istiyoruz. Bu şirketimiz sadece Hepsiburada’ya hizmet vermeyecek. Müşterilerine bu hizmeti vermek isteyen tüm markalara açık olacak.
Girişimcilerin Hepsiburada’yı sadece stratejik bir yatırımcı değil, birlikte ürün geliştirebilecek bir ortak olarak düşünebileceklerini söyleyen Hanzade Doğan Boyner, bu yıl 1 miyar dolar ciro hedeflediklerini de ekledi.
Hepsiburada’nın CTO ve CMO pozisyonlarında yabancı isimlerin olduğunu söyleyen Hanzade Doğan Boyner, ABD’den Türkiye’ye dönen veri bilimcileriyle çalıştıklarını da ekledi. Yurtdışına açılmak konusunda da net bir planları olmadığını ancak bazı ülkeleri izlediklerini söyledi.
Bugün başlayan Webrazzi Summit etkinliğine konuşmacı olarak katılan, Yemeksepeti ve kişisel yatırımları hakkında Arda Kutsal’ın sorularını yanıtlayan Nevzat Aydın, 2017’nin ilk çeyreğinde IPO’ya odaklandıklarını söyleyerek sözlerine başladı.
Daha önce Merve Kara’nın sorularını yanıtlayan ve yatırımcılığı sevmediğini söyleyen Nevzat Aydın, bu konudaki görüşlerini de şöyle ifade etti: “Kolları sıvayıp işe girmek istiyorum. Gece oturup A/B testi yapmayı istiyorum. Yüzde 20-30 hisse oranıyla işe gerçekten sarılmak da zor oluyor. Nihayetinde bu onu kuran girişimcilerin bebeği. Yatırımcı mı girişimci mi diye sorulsa elbette girişimci olmak istediğimi söylerim. İnşaat işine girmeyi düşünmem çünkü bildiğim, fark yaratabileceğimi düşündüğüm bir alan değil.”
Nevzat Aydın girişimcilik konusundaki fikirlerini ise şöyle dile getirdi: “Girişimcilikte en önemli parçanın ‘girişimci’ olduğuna inanıyorum. Benim yatırım yaptığım girişimlerin kurucularını bir araya toplasam hepsi birbiriyle çok iyi anlaşabilir. Kötü girişimciye en iyi projeyi de verseniz bir yere getiremez ama iyi girişimciye en kötü fikri de verseniz bir yerlere getirebilir.”
2017’nin ilk çeyreğinde Delivery Hero ile olan anlaşmada serbest kalacağını söyleyen Nevzat Aydın, Yemek Sepeti hakkında neler düşündüğünü de paylaştı: “Teknoloji ve internet sektöründe çıkan en büyük başarı hikayesi olduğumuz konusunda çok alçak gönüllü olmayacağım. Yemeksepeti için sürekli yeni teklifler geldi ve bu tekliflere ekip içinde en çok hayır diyen bendim. Bence Yemeksepeti olarak değerimiz şu anda 1 milyar dolar. Seneye 2 milyar dolar. DeliveryHero’nun en büyük parçasıyız. Günlük siparişi 150 bin. Bize en yakın ülke 40 bin, tabi paket ücretleri değişkenlik gösteriyor. 16. yılında yüzde 66 organik büyüyen bir şirketiz.”
Nevzat Aydın, DeliveryHero anlaşmasında basına yansıyan rakamın 589 milyon dolar olduğunu ancak anlaşmanın farklı detayları olduğunu da ekledi. Kendisine düşen payın da basına yansıyandan farklı, daha fazla olduğunu söyledi.
Trabzonspor Yönetim Kurulu Üyesi olan Aydın, Twitter’ı da kişisel bir paylaşım alanı olarak gördüğünü ve iş amaçlı kullanmadığını paylaştı. En azından bir süre daha böyle gideceğinin bilgisini verdi.
IAB Avrupa ve IHS’nin açıkladığı global mobil reklam yatırımları rakamlarına göre, 2014 yılında 22 milyar Euro (29 milyar dolar) olan mobil reklam yatırımları 2015 yılında yüzde 68,2’lik artışla 37 milyar Euro’ya (49 milyar dolar) ulaştı. Bu artışta mobil odaklı tüketici dünyası ve gelişen pazarlama teknolojileri etkili oldu.
Açıklanan rapora göre mobil gösterim yüzde 92,6 oranındaki artışla en yüksek büyümeyi elde ederken, mobil arama reklam yatırımları yüzde 51,8’lik artışla ikinciliği aldı. Kullanıcıların operatörlerin sunduğu mesajlaşma servislerinden, aplikasyon bazlı mesajlaşma platformlarına kaymasıyla mesajlaşmadaki artış yüzde 20 oldu.
2015 yılında, mobil gösterim reklam yatırımları 19 milyar Euro (26 milyar dolar) ile mobil reklam yatırımlarının yüzde 52,3’ünü oluştururken, mobil arama yatırımları 16 milyar Euro (21 milyar dolar) ile tüm mobil reklam yatırımlarından yüzde 42,8’lik pay aldı. Mesajlaşma reklam yatırımları ise 2 milyar Euro (2,4 milyar dolar) ile yüzde 5 pay elde etti.
2015 yılındaki 37 milyar Euro (49 milyar dolar)’luk global mobil reklam yatırımlarının bölgelere göre dağılımı ise şu şekilde gerçekleşti:
Kuzey Amerika: %45
Asya-Pasifik: %34
Avrupa: %19
Orta Doğu & Afrika: %0,9
Latin Amerika: %0,7
Yıllık büyüme oranlarına bakıldığında ise yüzde 69’luk oranla Asya-Pasifik bölgesinin önde olduğu dikkat çekti. Orta Doğu ve Afrika haricindeki diğer tüm bölgelerde yüzde 50’nin üzerinde bir artış görüldü:
Asya-Pasifik – %69
Kuzey Amerika – %67
Latin Amerika – %60
Avrupa – %58
Orta Doğu & Afrika – %37
IAB Avrupa CEO’su Townsend Feehan, yatırımlarla ilgili şu yorumda bulundu: “Global mobil reklam yatırım rakamları bize bu kanalın dijital reklamcılığın gelişimi için önemli bir unsur olduğunu gösteriyor. Display reklamlarındaki artış ise, reklamverenlerin tüketicilerine ulaşabilmek için mobilin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Mobilin; ajansların, reklamverenlerin ve yayıncıların müşteri yolculuğunu anlayabilmelerindeki rolü giderek artıyor.”
IAB Başkan Yardımcısı ve Mobil & Video Genel Müdürü Anna Bager ise raporu şu şekilde değerlendirdi: “Global rakamlar, mobilin kritik bir platform olduğunun markalar tarafından benimsediğini gösteriyor. ABD mobil reklamcılığında, yüzde 67 gibi bir oranla olağanüstü bir yıllık büyüme yaşıyoruz. Bu noktada hedef kitlelere ulaşmada küçük ekranların gücünün tüm dünyada böylesine bir artan gidişatı sağlaması çok da sürpriz olmadı.”
IHS Reklam Araştırmaları Direktörü Daniel Knapp ise yatırımlarla ilgili şu sözleri söyledi: “Bu araştırma mobilin online reklamcılık pazarını geliştirmeye devam ettiğini gösteriyor. Rakamlar, tüm sektörün bir araya gelerek mobil reklamcılık altyapısında yaptıkları geliştirmelerle de destekleniyor. Teknoloji, ölçümleme ve yaratıcı çalışmalardaki gelişmelere ulaşmak için önemli bir destek sağlıyor.”
IAB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kurşun mobilin Türkiye’deki gelişimini “Mobil Türkiye’de de hızla büyüyor. IAB Türkiye olarak açıkladığımız AdEx-TR 2016 ilk yarı Dijital Reklam Yatırımları Raporu’na göre, mobil display reklam yatırımları 145 milyon TL’ye ulaştı. Bu büyümenin önümüzdeki dönemlerde de sürmesini ve mobilin dijital reklam yatırımları içindeki payının artırmasını bekliyoruz.” sözleriyle değerlendirdi.