Malum 2000’li yıllar chatleşme çılgınlığının pik yaptığı dönemlerdi. İşte bu çevrim içi muhabbetlerle ilgili sonuçlara Mike Godwin şu hükme varıyor: “Çevrim içi muhabbetin sonu mutlaka Hitler ve Nazilerle ilgili konulara çıkar”.
Her ne kadar Mike, bu görüşünü 1990’larda söylemiş olsa da, kamuoyunun kabulü chatleşme döneminde oluştu.
Sonra Godwin Kanunu diye popülerlik kazandı.
İlgili ilgisiz her konunun Hitler’e çıkması manidardır. Her toplumun ikonları farklı olabilir. Yani muhabbet Hitler’e çıkmasa bile istemediğiniz bir sonuca kapı, pencere açacaktır. Buradan almamız gereken temel çıkarım, çevrim içi muhabbetlere fazla takılmamamız gerektiğidir.
İşte troller, çevrim içi bağımlılğın birer Hitler çıpasıdır. Nedir bu troll, kimdir bu troller?
Troll, bir Wiking kelimesidir. “İnsanı andıran yaratık, dev veya canavar” anlamına gelen bir kelime olarak kullanılmış. İsveç dilinde, “Büyülemek, aklını almak” anlamına gelen “trolla” bu kelimeden geliyor. Aynı şekilde, bizdeki anlamına yakın şekilde İngilizce’de “oltayı suda sürükleyerek balık tutmak, döndürmek ve yüksek sesle şarkı söylemek” aynı kelime için kullanılıyor.
Bizde de “Trolle balık avlamak yasaktır” olarak sık sık haberlerde geçen troll, günümüzde “internetteki çıkıntı tip” için de kullanılıyor. Amaç bir nevi balık avlamak.
Huffington Post’un kurucusu Arianne Huffington, trollerin internette yüzde 1 olduğu kanaatinde. Ancak, trollerin en fazla yaygın olduğu sosyal medya Twitter’ın önceki CEO’su Dick Costolo, troll ve yarattıkları mağduriyetlerle başa çıkmada başarısız olduklarını kabul ediyor.
Aslında Costolo’nun bu beyanı kamuoyuna açıklanmadı, trollerle mücadele edileceğini açıkladığı bir iç yazışması, internete sızdırıldığında öğrenmiş olduk.
Troll, ya çok bilinçlidir, ya da call center elemanı gibi ezberlenmiş şeyleri tekrar eder. Ancak her iki halde de kendi oluşturdukları yalana kendileri inanan hastalıklı bir ruh haline inananlardır.
Eskilerden bir söz vardır: Aşağıdaki mahallede söylediği yalana yukarı mahallede kendisi de inanan tipler. Trolleri ne güzel anlatır.
Godwin Kanununa göre de uzayan her Twitter muhabbetine mutlaka bir troll bulaşır, diyebiliriz.
Trollerde gerçek kişi profil resimleri görmezsiniz. Ya bir ikon, ya bağnazca bağlanılmış bir lider ya da yumurta kafa ile yetinmektedirler.
Bağlanılan liderin bu şekilde kullanımı, istediği ne kadar masum mesajlarla yüklenirse yüklensin, mutlaka kişiliğine zarar vermektedir. Zaten trollün amacı da masumiyet değildir.
Troller sadece Türkiye’de yaygın değil. Ancak derbi maç öncesi kulüp taraftarı troller, seçim öncesi de parti trolleri sosyal medyayı kuşatıyor. Türkiye’de 60 bin civarında troll hesap olduğu tahmin ediliyor.
Eskiden telefonla taciz diye bir vakıa vardı, şimdi de Twitter ve sosyal medya hesaplarına tacizler başladı.
Ölen aile fertlerinin adıyla hesap açan troller, bazı ailelerin korkulu rüyaları oldu. Başkasının ismiyle açılan hesaplarla algı yönetimi yapanlar da az değil. Ünlü isimler, ya filtre kullanma ihtiyacı hissediyorlar ya da sosyal medyadan çekiliyorlar. Robin Williams’ın kızı ve yazar Jane Goldman, Twitter hesaplarıı kapattılar.
Sosyal medya hesaplarına yüklenen troller sebebiyle hergün onbinlerce dava açılıyor.
Twitter’ın internet üzerinden tacizle ilgili şöyle bir gelişme beklenebilir. Yani tweetlerin arandığında Google arama motorunda bulunmayabilir.
Yasal süreci beklemeden de trollerle başa çıkmanın basit kuralı şudur:
. İnternet ve mobil ortamlarda fazla vakit geçirmeyin.
. Özelinize ait bilgileri ve görselleri kimse ile paylaşmayın.
. Bilmediğiniz hesapları takip etmeyin.
. Tanımadığınız hesaplara onay vermeyin
. Herşeyi retweet etmeyin.
. Doğrulanmamış haber ve görsellere değer vermeyin.
. Troll tacizine cevap vermeyin
. Troll hesaplarını şikayet edin ve bloklayın.
. Trollleri yokluğa mahkum edin. Godwin kanunu ve troll salgını…
Malum 2000’li yıllar chatleşme çılgınlığının pik yaptığı dönemlerdi. İşte bu çevrim içi muhabbetlerle ilgili sonuçlara Mike Godwin şu hükme varıyor: “Çevrim içi muhabbetin sonu mutlaka Hitler ve Nazilerle ilgili konulara çıkar”.
Her ne kadar Mike, bu görüşünü 1990’larda söylemiş olsa da, kamuoyunun kabulü chatleşme döneminde oluştu.
Sonra Godwin Kanunu diye popülerlik kazandı.
İlgili ilgisiz her konunun Hitler’e çıkması manidardır. Her toplumun ikonları farklı olabilir. Yani muhabbet Hitler’e çıkmasa bile istemediğiniz bir sonuca kapı, pencere açacaktır. Buradan almamız gereken temel çıkarım, çevrim içi muhabbetlere fazla takılmamamız gerektiğidir.
İşte troller, çevrim içi bağımlılğın birer Hitler çıpasıdır. Nedir bu troll, kimdir bu troller?
Troll, bir Wiking kelimesidir. “İnsanı andıran yaratık, dev veya canavar” anlamına gelen bir kelime olarak kullanılmış. İsveç dilinde, “Büyülemek, aklını almak” anlamına gelen “trolla” bu kelimeden geliyor. Aynı şekilde, bizdeki anlamına yakın şekilde İngilizce’de “oltayı suda sürükleyerek balık tutmak, döndürmek ve yüksek sesle şarkı söylemek” aynı kelime için kullanılıyor.
Bizde de “Trolle balık avlamak yasaktır” olarak sık sık haberlerde geçen troll, günümüzde “internetteki çıkıntı tip” için de kullanılıyor. Amaç bir nevi balık avlamak.
Huffington Post’un kurucusu Arianne Huffington, trollerin internette yüzde 1 olduğu kanaatinde. Ancak, trollerin en fazla yaygın olduğu sosyal medya Twitter’ın önceki CEO’su Dick Costolo, troll ve yarattıkları mağduriyetlerle başa çıkmada başarısız olduklarını kabul ediyor.
Aslında Costolo’nun bu beyanı kamuoyuna açıklanmadı, trollerle mücadele edileceğini açıkladığı bir iç yazışması, internete sızdırıldığında öğrenmiş olduk.
Troll, ya çok bilinçlidir, ya da call center elemanı gibi ezberlenmiş şeyleri tekrar eder. Ancak her iki halde de kendi oluşturdukları yalana kendileri inanan hastalıklı bir ruh haline inananlardır.
Eskilerden bir söz vardır: Aşağıdaki mahallede söylediği yalana yukarı mahallede kendisi de inanan tipler. Trolleri ne güzel anlatır.
Godwin Kanununa göre de uzayan her Twitter muhabbetine mutlaka bir troll bulaşır, diyebiliriz.
Trollerde gerçek kişi profil resimleri görmezsiniz. Ya bir ikon, ya bağnazca bağlanılmış bir lider ya da yumurta kafa ile yetinmektedirler.
Bağlanılan liderin bu şekilde kullanımı, istediği ne kadar masum mesajlarla yüklenirse yüklensin, mutlaka kişiliğine zarar vermektedir. Zaten trollün amacı da masumiyet değildir.
Troller sadece Türkiye’de yaygın değil. Ancak derbi maç öncesi kulüp taraftarı troller, seçim öncesi de parti trolleri sosyal medyayı kuşatıyor. Türkiye’de 60 bin civarında troll hesap olduğu tahmin ediliyor.
Eskiden telefonla taciz diye bir vakıa vardı, şimdi de Twitter ve sosyal medya hesaplarına tacizler başladı.
Ölen aile fertlerinin adıyla hesap açan troller, bazı ailelerin korkulu rüyaları oldu. Başkasının ismiyle açılan hesaplarla algı yönetimi yapanlar da az değil. Ünlü isimler, ya filtre kullanma ihtiyacı hissediyorlar ya da sosyal medyadan çekiliyorlar. Robin Williams’ın kızı ve yazar Jane Goldman, Twitter hesaplarıı kapattılar.
Sosyal medya hesaplarına yüklenen troller sebebiyle hergün onbinlerce dava açılıyor.
Twitter’ın internet üzerinden tacizle ilgili şöyle bir gelişme beklenebilir. Yani tweetlerin arandığında Google arama motorunda bulunmayabilir.
Yasal süreci beklemeden de trollerle başa çıkmanın basit kuralı şudur:
. İnternet ve mobil ortamlarda fazla vakit geçirmeyin.
. Özelinize ait bilgileri ve görselleri kimse ile paylaşmayın.
. Bilmediğiniz hesapları takip etmeyin.
. Tanımadığınız hesaplara onay vermeyin
. Herşeyi retweet etmeyin.
. Doğrulanmamış haber ve görsellere değer vermeyin.
. Troll tacizine cevap vermeyin
. Troll hesaplarını şikayet edin ve bloklayın.
. Trollleri yokluğa mahkum edin. Pazarlama ve girişimciliğin yeni dönemi!
ETicaretSem’in Turkcell ana sponsorluğunda düzenlediği Türkiye Teknoloji Buluşmaları’nın toplam 10 seminerinden birincisi Adana’da, 15 Ekim tarihinde gerçekleşti.
Twitter’da #TeknolojiBuluşması hashtag’iyle paylaşımların yapıldığı panele, 1000’den fazla konuk katıldı.
Başta e-ticaret ve girişimcilik üzerine konuşulan seminerde öne çıkan konu ise mobil dünya ile beraber gelişen, yeni pazarlama trendleri oldu.
Metin Uca’nın sunduğu panelde, Türkiye’nin en büyük firmalarından 22 konuşmacı yer aldı. Adana Ticaret Odası başkanı Atila Menevşe’nin yaptığı konuşmayla başlayan panelde, başkanın verdiği ana mesaj, teknolojinin getirdiği fırsat eşitliği ve rekabet kolaylığı oldu. Teknolojiye yatırım yaparak büyümeye vurgu yapan başkan, teknolojiye yatırımdan KOBİ’lerin kaçınmaması gerektiğini söyledi.
Peki bu önemli panelde neler öne çıktı? Bu makalemizde onları bir araya getiriyoruz.
TV’den çok mobil cihazlara bakıyoruz
Etkinliğin ana sponsoru olan Turkcell, panele 2 sunumla katıldı. Turkcell’in ilk sunumunu yapan Turkcell Kurumsal Pazarlama Müdürü Kürşat Şanlı, yeni teknolojilerin pazarlamaya olan olumlu etkilerinden, getirdiği rekabet eşitliğinden bahsetti.
Turkcell adına ikinci sunumu yapan Turkcell Kurumsal Pazarlama İletişim Müdürü Özlem Arın, oldukça faydalı bilgiler paylaştı.
Mobil cihazlar TV’yi geçti!
Belli bir yaş altı pek çok kullanıcı, günümüzde akıllı telefon kullanıyor.Akıllı telefon kullanımı çok ciddi rakamlara ulaşmış boyutta.
Türkiye gibi televizyon izlemeyi, diğer Avrupa ülkelerinden daha çok seven bir ülkede, mobil cihazlara bakma oranı, televizyonlara bakma oranını geçmiş durumda.

Turkcell Kurumsal Pazarlama İletişim Müdürü Özlem Arın’ın sunumunda paylaştığı rakamlara bakacak olduğumuzda, günde televizyonlara 111 dakika, mobil cihazlara ise 177 dakika bakıyoruz.
İnternete de mobil cihazlardan giriyoruz
Mobil cihazlarda internete girme oranları yüzde 50 seviyesindeyken, özel günler ve bayram gibi tatil günlerinde bu rakamlar mobil lehine çok daha yüksek seviyelere çıkabiliyor. Yani iş hayatımızda bilgisayar başında olmasak, pek çok kişi bilgisayar açmayacak ve internete de mobil cihazlardan girecek.
Girişimcilere 1 milyar TL dağıttık!
Girişimcilere 1 milyar TL’nin üzerinde kredi sunan TEB Girişim BankasıMüdürü, yaptığı sunumda değindikleriyle dikkat çekti.Eski ve yeni ekonomi!
Ekonomik düzeni, girişimleri ve pazarlamayı eski ve yeni olarak ayıran TEB Girişim Bankası Müdürü İbrahim Coşkuner, 1990 ve 2000’li yılları yeni dönem olarak niteliyor. Yeni dönemde daha az sermaye ihtiyacı duyuluyorken, esas ihtiyacın teknoloji, fikir ve bilgi olduğunu vurguluyor. Artık eskisi gibi bol sermaye ile kurulan büyük fabrikalardan değil de, 10 kişiyle kurulan ve kısa sürede milyar dolarlık seviyelere gelen Instagram ve WhatsApp gibi mecralardan bahsediyoruz. Yeni ekonomide artık bankalar iyi girişimcilere finansör rolünde olduğunu savunan İbrahim Coşkuner, Türkiye’deki girişimcilere verdikleri desteklerden de bahsetti.Türkiye Çağrı Merkezi Ödülleri sahiplerini buldu
Toplam 12 ana kategoride 15 kurumun ödül kazandığı törende, 251 ve üzeri koltuk kapasitesinde AVEA, 250’den az koltuk kapasitesinde ise Garanti Emeklilik “Türkiye’nin En İyi Çağrı Merkezi Ödülü’nü aldı.
Çağrı merkezi sektörünün en iyilerinin belirlendiği Türkiye Çağrı Merkezi Ödülleri’nde bu yıl 32 kurum en iyiler arasında yer almak için yarıştı. Gecede, 10 yılda en fazla ödül kazanan çağrı merkezleri de ödüllendirildi. Akbank, Atos, Avea, Turkcell Global Bilgi, Yapı Kredi Bankası ve Vimer farklı kategorilerde 10 yılın en fazla ödül kazanan kuruluşları oldu.
TÜRKİYE ÇAĞRI MERKEZİ ÖDÜLLERİ 2015 SONUÇLARI
251’den Fazla Koltuklu En İyi Çağrı Merkezi birincisi AVEA
250’den Az Koltuklu En İyi Çağrı Merkezi birincisi Garanti Emeklilik
En Övgüye Değer olan Generali Sigorta
En İyi Müşteri Deneyimi birincisi Pronet
En İyi Çağrı Merkezi Ortamı birincisi Eureko Sigorta
En Övgüye Değer olan Vodafone
En İyi Çağrı Merkezi Performans /Gelişimi birincisi Türkiye Finans
En İyi Çağrı Merkezi Müşteri Temsilcisi birincisi ERİŞİM’den Çağla Çetinsoy
En Övgüye Değer olan Denizbank’tan Mevlüt Kaan Kaya
En İyi Çağrı Merkezi Takım Lideri birincisi CMC’den Tuba Tozlu
En İyi Eğitmen birincisi ATOS’dan Oktay Kendirci
En Övgüye Değer olan Callus’tan Şehmuz Şahbaz
En İyi Motivasyon Uygulaması birincisi Yapı Kredi Bankası
En Övgüye Değer olan Vodafone
En İyi Eğitim Programı birincisi Callus
En Övgüye Değer olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi
En İyi Telemarketing ve Satış Kampanyası birincisi Vodafone
En Yaratıcı Çağrı Merkezi Uygulaması birincisi BSH JPEG formatına kopya koruması mı geliyor?
Dijital çağda fotoğraf kopyalamak son derece kolaylaştı. Ekrandaki fotoğrafın üzerine sağ tıkla basıp kopyala ve yapıştır demek veya farklı isimle kaydetmek, internetteki veya dijital ortamdaki herhangi bir görseli kopyalamak için yeterli oluyor. Ancak çoğu durumda bu görseller/fotoğraflar telif hakkı korunan içerikler olabiliyor ve telif hakkı sahipleri, görsellerin kopyalanmasından hiç memnun değiller. Her şeyden öte, bu eylemin bir hak gasbı ve hırsızlık olduğunu da unutmamak lazım.
Daha ileri seviye örneklerde ise, pek çok şirket sanayi casusluğunu önleyebilmek için sunucularında sakladığı görselleri, proje dosyalarını izinsizce kopyalanmaktan korumak için abartılı önlemler almak zorunda kalabiliyorlar.
Örneğin, medyaya yansımamış olsa da geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de önemli bir endüstri casusluğu olayı yaşandı.
Ülkemizdeki büyük bir telefon operatörü, reklam ajansının hazırladığı ve yakın gelecekte hizmete girecek servis ve ürünlerinin reklam broşür ve fotoğraflarının kopyalanarak rakip telefon operatörüne aktarıldığını, bu sayede rakiplerin de karşı kampanyalar ve ürün/hizmet hazırlığına girdiğini fark etti. Bu soruna önlem olarak da şirket içinden FTP ve USB disk, CD/DVD yazma cihazlarının kullanımına, e-postalarda fotoğraf, görsel gönderimine hatta şirket e-postası dışında ücretsiz eposta servislerinin kullanımına yasak getirildi. Burada problem, reklam projeleri klasörüne ulaşan herkesin, hiç sorunsuzca reklam ajansı tarafından hazırlanmş ilan görsellerini kendi bilgisayarına, o bilgisayardan USB disklere, başka klasörlere, internet ortamındaki FTP klasörlerine kopyalayabiliyor olmasıydı.
İşte buna benzer senaryolarda, görsellerin kolayca kopyalanması çoğu zaman büyük probleme yol açıyor.
JPEG konsorsiyomu şimdi internetin en çok kullanılan görsel formatı olan JPEG içine, kopyalanmayı önleyecek bir sistem yerleştirip yerleştirmemeyi tartışıyor. Konsorsiyuma gelen yoğun talepler JPEG’e kopya koruma sistemi eklenmesi yönünde. Öte yandan, grup içindeki yüksek sesler de JPEG’in serbest bir format olarak kalması gerektiğini dile getiriyor zira JPEG yaratıcılığı geliştirmek için eserlerin kolayca paylaşılmasını hedefliyor.
JPEH komisyonunda Dr. Ebrahim’im basına yaptığı açıklama, grup içindeki tartışmaların ciddi boyuta ulaştığını da haber veriyor. Dr. Ebrahim’e göre, JPEG Konsorsiyum’u nasıl bir değişiklik yapacak olursa olsun, eğer görselin ilk yayıncısı görselin serbestçe kopyalanmasını istiyorsa, görsel bu şekilde yayınlanacak ve sonradan engel koyulması mümkün olmayacak. Ancak görsellerini telif hakkı korunacak şekilde yayınlayacak olanlar da görselin internet üzerinden kopyalanmasını engelleyebilecekler.
Yani kısa süre sonra, amatör web sitesi yayıncıları için internet üzerindeki kopyala yapıştır görsel bulma cenneti sona erebilir. Norveç’in ‘kuzey ışıkları’ en net haliyle Canon’la filme çekildi
Dünyanın en büyüleyici manzaralarından ‘Kuzey Işıkları’ gece fotoğrafçılığında devrim yaratan Canon ME20F-SH ile filme alındı. Norveçli film şirketi AURORA Skycam, Canon ME20F-SH ile kuzey ışıklarını daha önce görülmeyen bir netlikte yakaladı; renkleri ve yüksek çözünürlüklü detayları “yeni yaratıcı imkanlara yol açacak” şekilde kayda aldı.
Canon’un yeni nesil video kamerası, ME20F-SH, son derece düşük ışıklı ortamlarda tam renkli HD çekim yapma özelliğine sahip profesyonel çok amaçlı bir kamera olarak kullanıma sunuldu. Sektörünün rakipsiz bir şekilde en yükseği olarak 4 milyonun (+75dB) üzerinde maksimum ISO hassasiyeti değeri ile ME20F-SH, daha önce çekim yapmanın imkansız olacağı durumlarda dahi çekim yapabilecek üstün özellikleri ile dikkat çekiyor.
Profesyonel Görüntüleme Pazarlama Müdürü Kieran Magee konuyla ilgili olarak: “Norveçli film şirketi AURORA’nın çarpıcı çekimlerini görmek bizi çok sevindirdi. Bu harika çekimler, bize ME20F-SH ile nelerin mümkün olduğunu gösteriyor” dedi. Kieran Magee bu kamerayla yapılacak yeni ve heyecan verici çekimleri sabırsızlıkla beklediklerini sözlerine ekledi.
Norveçli film şirketi AURORA ise Canon E20F-SH için şunları söyledi: “Şu an bulabileceğiniz en olağanüstü kamera. Gece fotoğrafçılığı için tam bir devrim. Daha kullandığımız ilk anda hayran olduk ve bundan sonra tüm çekimlerimizde kullanacağız”. Pazarlamayı ve hayatı mobil düşünün
ETicaretSem’in Turkcell ana sponsorluğunda düzenlediği Türkiye Teknoloji Buluşmaları’nın toplam 10 seminerinden birincisi Adana’da gerçekleşti.
Metin Uca’nın sunduğu seminerde, Türkiye’nin en büyük şirketlerinden 22 konuşmacı ve 1000’den fazla katılımcı yer aldı.
Başta e-ticaret ve girişimcilik üzerine konuşulan seminerde öne çıkan konu ise mobil dünya ile beraber gelişen, yeni pazarlama trendleri oldu.
TV’den çok mobil cihazlara bakıyoruz
Belli bir yaş altı pek çok kullanıcı, günümüzde akıllı telefon kullanıyor. Akıllı telefon kullanımı çok ciddi rakamlara ulaşmış boyutta.
Türkiye gibi televizyon izlemeyi, diğer Avrupa ülkelerinden daha çok seven bir ülkede, mobil cihazlara bakma oranı, televizyonlara bakma oranını geçmiş durumda.

Turkcell Kurumsal Pazarlama İletişim Müdürü Özlem Arın’ın sunumunda paylaştığı rakamlara bakacak olduğumuzda, günde televizyonlara 111 dakika, mobil cihazlara ise 177 dakika bakıyoruz.
İnternete de mobil cihazlardan giriyoruz
Mobil cihazlarda internete girme oranları yüzde 50 seviyesindeyken, özel günler ve bayram gibi tatil günlerinde bu rakamlar mobil lehine çok daha yüksek seviyelere çıkabiliyor. Yani iş hayatımızda bilgisayar başında olmasak, pek çok kişi bilgisayar açmayacak ve internete de mobil cihazlardan girecek.

Yeni pazarlamanın önemi burada ortaya çıkıyor!
Kullanıcıların yoğun talep gösterdiği her platform, pazarlama ve ticaretsektörünün birinci tercihidir. Günümüzde ve önümüzdeki dönemde en çok özen gösterilen birim ise mobil pazarlama olacak.
İyi analiz, başarıyı artırıyor
Günümüzdeki akıllı telefonlar, firmalara uygulama platformları ve operatörler aracılığıyla pek çok bilgiyi sunuyor.
Örneğin x bölgesinde, şarjı yüzde 20’den az kalan kullanıcılara, ilgili SMS’i gönder diyebiliyorsunuz. İlgili SMS’te ise, gelin kahvenizi için hem de telefonunuzu şarj edin derseniz, günlük ziyaretçinize ek, pek çok kullanıcıyı mekanınıza çekebilirsiniz.
Bunun gibi pek çok örnek verebiliriz. Akıllı cihazlarla beraber artan büyük veriyi ve teknolojik alt yapıyı iyi kullanan şirketler başarılı oluyor. Teknolojiyi kullanmayanlar ise şimdi olmasa bile, çok kısa süre sonra başarısız sonuçlar almaya mahkum kalacak.
Reklam anlayışı da değişiyor
Günümüzde klasik reklam ve pazarlama yöntemlerinin yerini, yine mobil cihazların yapabildiklerini düşünerek gerçekleştirilen yeni nesil, interaktif reklamlar alıyor.
Bir mobil sitede ya da uygulamada kullanılan klasik banner yerine, insanları çağıran, tıklamaya teşvik eden, ses kaydı alabilen ya da dokundurabilen, bir nesne çizdirebilen reklamlar, yeni dönemin en dikkat çeken detayları olarak yer alıyor.
Anadolu Teknoloji Günleri İzmir’de
Teknoloji şirketlerinin bir araya gelerek düzenlediği ve Anadolu’nun farklı illerinde teknoloji bayileriyle buluşulan Anadolu Teknoloji Günleri (ATG) etkinliği, bu kez İzmir’de yapıldı. 15 Ekim 2015 tarihinde İzmir Swissotel’de düzenlenen toplantıya İzmir’de faaliyet gösteren Gama Bilgisayar ev sahipliği yaptı.
TP-LINK, Gigabyte, WD ve Emerson firmalarının ortaklığında gerçekleştirilen ATG etkinliğinde, şirketler İzmir ve çevresindeki teknoloji bayilerine en yeni teknolojilerini ve pazarlama stratejilerini aktardı. Katılımcı bayiler de bölgesel sorunlarını ve markalardan beklentilerini şirketlere iletme olanağı buldu.
TP-LINK Ülke Müdür Yardımcısı Ali Dinçer, TP-LINK öncülüğünde geçen yıl başlatılan Anadolu Teknoloji Günleri etkinliklerine pazarda yaşanan ciddi daralmaya rağmen devam ettiklerini belirtti. “Bu dönemde TP-LINK olarak bayilerle iletişime çok daha fazla önem veriyoruz. ATG etkinliklerinde işbirliği yaptığımız diğer markalar da aynı düşüncedeler” diyen Dinçer, hem firmalar hem bayiler açısından verimli bir toplantı olduğunu ifade etti. Toplantıya 50’in üzerinde teknoloji bayisi katıldı.
Anadolu Teknoloji Günleri, proje ağırlıklı çalışan, katma değerli hizmet üreten BT bayilerine, şirketlerin çözümlerini tanıtmayı ve onların beklentilerini dinlemeyi hedefliyor. TP-LINK öncülüğünde başlatılan bu etkinlik ile kurumların BT projelerinde gereken temel bazı çözümler tanıtılıyor. Toplantılarda ürün ve çözüm tanıtımlarının yanı sıra bayilerin değerlendirmeleri ve öneri/istekleri de ele alınıyor. “DNS kapatılamayan internet için kritik bir altyapı”

Microsoft Bing’i yemek kitabına dönüştürdü
Yemek kitaplarını küçümseyenler, dünyadaki her evde her gün iki veya üç kere yemek hazırlandığını ve milyarlarca insanın yeni lezzetler aramak için sık sık yemek tarifi aradığını unutuyorlar.
İnternet ve mobil devrimle birlikte bu yemek tarifi arayışları da internete yöneldi ve Microsfot, Google ile Yahoo’ya karşı Bing’in elini güçlendirmek için şimdi Bing’e yeni bir özellik kazandırdı: Yemek tarifleri.
Bing üzerinde bir yemek görseli arayan kullanıcılar artık fotoğrafın altında yer alan “tarifler” kısmından, o yemekle ilgili bloglarında tarif veren aşçılara, blog yazarlarına da link veriyor. Böylece kullanıcılar sadece Bing’de yemek ismi aratıp beğendiği yemek görselini hangi aşçının, hangi blogger’ın yüklediğini görüp doğrudan o tarife ulaşma imkanına kavuşuyorlar.
Microsoft’un bu hamlesi ile Bing’in trafiğinde hissedilir bir artış yaşanması bekleniyor ancak Google ve Yahoo’nun da yemek bloglarına ve yemek tarifi arayanlara yönelik hizmetler sunmaya başlaması da olası. Üstelik Google’ın yemek konusuyla yakından ilgilendiğini biliyoruz. Google, popüler Maps (Haritalar) uygulamasında kullanıcıların restoran/yemek fotoğraflarını paylaşmalarını teşvik eden özel bir servisi yayına aldı. Bu servis sayesinde, Maps kullanıcıları çevrelerindeki yemek/restoran fotoğraflarını görüp inceleyerek, hangi restoranda ne yemek istediğine karar verebiliyor.
IDC Türkiye Finans Teknoloji Konferansı
International Data Corporation (IDC), 11 Kasım 2015 günü “Finans Teknoloji Konferansı”nı İstanbul Wyndham Grand Levent’te gerçekleştirecek. Konferansta, Türkiye finans sektöründeki kıdemli karar vericilere yönelik olarak, müşteri deneyimini güçlendirmek adına sektördeki yenilikler ve stratejiler tartışılıyor olacak.
IDC Türkiye Ülke Müdürü Nevin Çizmecioğulları, Türkiye’deki yoğun rekabet ortamında finans kuruluşlarının teknolojideki son gelişmelerle gelen yenilikçi çözümler ile müşteri odaklı stratejilere odaklandığını belirtiyor ve ekliyor, “Çevrimiçi ve mobil dağıtım kanallarını akıllıca kullanan bankalar rakiplerine göre ciddi avantaj sağlıyor ve müşteri deneyimini güçlendiriyor. Bu kanallardaki devam eden yatırımlar çok önemli; fakat kurumlar bir yandan da bu çok sofistike kurulumların artan oranda karmaşıklaşan güvenlik boyutuna ciddi şekilde odaklanmaya da devam etmeli”.
Türkiye’de BT yöneticileri rekabetin çok yoğun olduğu ve ciddi düzenlemelerle yönetilen bir pazarla karşı karşıya. Ekonomik ve politik türbülanslar da finans kuruluşları için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Kurumlar, özellikle yeni iş alanlarında ilk giren avantajı kazanmaya çalışırken, büyümeyi de sürdürebilmek için sıklıkla kesişen ve birbirinden bağımsız önceliklere hızlı tepki vermek zorunda kalıyorlar. Öte yandan müşterilerin kendileri ne istediklerini tam olarak bilmezken, müşteri tercihlerini anlamlandırmak ve yeni gelir kaynakları yaratmak için etkili bir strateji olarak yenilik yaratmak ve innovasyon sürecinin risklerini dengelemek ön plana çıkıyor. IDC’nin “Finans Teknoloji Konferansı” bu ve benzeri birçok konuya ışık tutuyor olacak.
Konferans programında yer alan deneyim paylaşımları, paneller, interaktif yuvarlak masa toplantıları, networking ortamı ve 1-1 toplantıların yanı sıra, IDC Finans Sektörü ve Yatırım Araştırma Bölümü Direktörü Cyrus Daruwala tarafından gerçekleştirilecek olan “Çoklu Kanal Deneyimi ile Müşteri Memnuniyeti” konulu bir çalıştay (workshop) da yer alacak. Bu 2 saatlik interaktif oturumda, katılımcılara girişimlerini haritalama ve engelleyicileri belirlemede yardımcı olacak, sonrasında da “Dijital Deneyim Puanlaması” yapılacaktır. Finans kuruluşlarını etkileyen çeşitli faaliyetler + teknolojiler + regülasyonlar gibi konular işlenerek, finansal kuruluşların dijital evrene yolculuklarında temel bir rehber oluşturmasına olanak sağlanacaktır. Çalıştaya katılacak olanlar, kendi yol haritalarını belirlemede engelleyicileri bertaraf ederek planlarını tanımlayacak ve bunları olgunlaştırmak üzerine çalışacaklardır.
IDC Türkiye; bankacılık, finansal hizmetler ve sigorta sektörlerinde çalışan karar vericilere yönelik olarak teknoloji tedarikçilerinin, çözümlerini konumlandırabilmeleri ve mesajlarını bu sektöre etkin bir şekilde iletebilmeleri için satış ekiplerinin yeteneklerini geliştirme konusunda bir ihtiyaç tespit etti. IDC, 11 Kasım tarihinde gerçekleşecek olan “Finans Teknoloji Konferansı” etkinliğini takip eden gün; 12 Kasım’da İstanbul’da yapılacak olan yarım günlük çalıştaya ev sahipliği yapacak. Yapılacak çalıştay; tedarikçilerin satış kadrolarının finans sektöründeki CxO ve İş Birimlerinin yaşadığı zorluklar tarafındaki farkındalıklarını artırmak, dönüşüm ihtiyaçlarına uygun olarak sektörün ihtiyaçlarını doğru şekilde adresleyebilmek, sektöre uygun kendi ürün portföyleri ile onlara nasıl yardımcı olabileceklerini anlatabilecek bir ortam sağlamayı hedefliyor. IDC Finans Sektörü ve Yatırım Araştırma Bölümü Direktörü Cyrus Daruwala tarafından yönetilecek çalıştayda; ayrıca uygulamalı rol-oyunu senaryoları ile satış kadrolarından katılımcılara daha verimli bir şekilde yardımcı olmak adına vermeleri gereken mesajlar vurgulanıyor olacak.
Sektör özelindeki güncel teknolojilerin İstanbul’da gerçekleşecek olan “Finans Teknoloji Konferansı”_ KoçSistem, Intel, Citrix, Juniper Networks, CSC, Fortinet-RZK, A10 Newtorks, QlikView, Websense, Lexmark, Natek, Veeam, CyberArk, ITWay-Check Point, Prolink-Red Hat, Platin Bilişim, Veripark, Logitech, Logsign, Tesan, VMware gibi birçok lider üretici ve kanal tedarikçileri sponsor olarak yer alıyor. Jack Dorsey’den Türk öğrencilere özel davet
Twitter ve sahibi olduğu şirketlerden Periscope kapılarını iki Türk öğrenciye açıyor. Hem Twitter hem de Periscope’ta yer alan açıkları bularak geliştirdikleri çözümlerle dikkat çeken Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Yazılım Mühendisliği Bölümü öğrencileri Batuhan Katırcı ve Cihan Nalbant, Twitter’ın Kurucusu Jack Dorsey’in davetiyle San Fransisko’ya gidecek. Katırcı ve Nalbant, Twitter’ın endüstri liderleri ve dünyanın dört bir yanından gelen mühendislerin katılımıyla gerçekleştireceği aynı zamanda Twitter’ın yeni ürünlerinin tanıtılacağı “Twitter Flight” organizasyonunda yer alacak.
Jack Dorsey başta olmak üzere, Fabric, Gnip, Periscope ve Twitter’ın takım liderlerinin son uygulama çözümleri ve Twitter platformundaki yenilikleri aktaracağı 21 Ekim’deki “Twitter Flight” organizasyonu, mühendis ve sektör liderlerinin yanı sıra tüm dünyadan başarılı uygulama geliştiricileri de bir araya getiriyor.

Üniversiteliler ve E-ticaret araştırması
Araştırmanın sonuçlarına göre, üniversite öğrencileri internet üzerinden yaptıkları alışverişlerde sırasıyla en çok giyim ürünleri, ayakkabı, kitap, kişisel bakım ürünleri ile hediyelik eşya, cep telefonu, etkinlik bileti ve spor malzemelerini tercih ediyor. İnternetten alışveriş yaparken öncelikle uygun fiyat faktörünü ve markaların düzenledikleri kampanyaları göz önünde bulundurduklarını belirten üniversite öğrencileri, interneti en çok 21:00-01:00 saatleri arasında kullanıyor. 18-24 yaş aralığındaki üniversiteli gençlerin internet kullanımı ve online alışveriş alışkanlıklarını anlamaya yönelik gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre öğrencilerin online alışveriş için ağırlıklı olarak tercih ettiği günler ise Cumartesi ve Pazar.
Araştırmayla ilgili bilgi veren Kliksa Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan; “Anne ve babaların ardından, bu kez de üniversite öğrencilerinin online alışveriş alışkanlıklarını araştırarak, geleceği şekillendirecek genç kitlenin tercihlerindeki benzer yanlarının ve farklılıkların neler olduğunu gördük. Aynı zamanda araştırma sonucunda online alışverişin Türkiye genelinde üniversite öğrencilerinin hayatlarının bir parçası haline geldiğini de gözlemledik. Özellikle Y kuşağının e-ticarette büyük rol oynayacağına inanıyorum; hem tüketici hem de potansiyel çalışan olarak” dedi. Tesla’dan sürücüsüz otomobil sürprizi
Sürücüsüz otomobil teknolojileri uzun zamandır dünya gündemini meşgul ediyordu. Google’ın üzerine büyük yatırım yaptığı bu teknoloji elbette sadece Google’ın tekelinde değil. Büyük otomobil firmaları da sürücüsüz otomobil teknolojileri geliştirmek için önemli çabalar sarf ediyorlar. Hatta, Avrupalı otomobil üreticilerinin egzos emisyon ölçümlerinde hile yapmak için araçlarına özel yazılım saklama skandalı patlamasaydı, yani Avrupa otomotiv endüstrisi iflasın eşiğine gelmemiş olsaydı, 2015 ve 2016 sürücüsüz otomobil teknolojileri konusunda önemli gelişmelerin açıklanacağı yıllar olacaktı.
Ancak ABD’de sürücüsüz otomobil teknolojileri tam hızla ilerliyor. Elektrikli otomobil üreten Tesla şirketi, geçen yıl sattığı on binlerce Model S aracına, dün gece sürpriz şekilde otopilot yazılımı yükledi. Yani otomobilleri bir gecede, kablosuz bağlantıyla güncelleyerek, sürücüsüz otomobil haline dönüştürdü.
Tesla otomobilleri şu anda, harita üzerinden seçilen noktalara, sürücünün hiçbir müdahalesi olmadan ulaşabiliyor. Elbete yasal düzenlemeler gereği, şoförün araçta bulunması ve direksiyonun başında oturması gerekiyor ancak şoför elini direksiyondan çekse bile araç yoldan çıkmadan, diğer araçlara, engellere, yayalara çarpmadan rotasına ilerliyor, kavşaklardan dönüyor, hızlanıyor, yavaşlıyor, şerit değiştiriyor ve yolcularını hedef noktaya ulaştırıyor.
Otopilot özelliği aynı zamanda aracı otomatik olarak paralel park edebiliyor, otoparka/garaja girip çıkmasını sağlıyor, büyük bahçeli evlerde otomobilin garajdan çıkıp kapının önüne gelmesini ve şoförü beklemesini mümkün kılıyor. Kısacası, özel şoförler şu anda büyük bir panik yaşıyor olmalı çünkü geçen haftalarda, robotların ilk önce kimin işini elinden alacağını incelediğimiz o yazı dün gece itibariyle gerçek oldu ve şoförler/taksiciler işlerini kaybetme riskiyle yüzleşmeye başladılar.
Tesla’nın asıl amacı, otopilot teknolojisinin özellikle otoyollarda ve şehirler arası yollarda kullanılması. Yüksek hızlara çıkılan ABD’nin bu yollarındaki kazalarda her yıl 30 bin kişi ölüyor. Tesla, otopilot uygulamasının yüksek ama güvenli hız yapmayı mümkün kılacağını ve Tesla otomobillerinin otoyollarda şoför hatalarından kaynaklanan kazaları engelleyebileceğini savunuyor.
Saha bilgileri Bounty ile saatler içerisinde elinizde

Türk şirketlerine 25 milyon avro fon
ACT’ın destekleyeceği projeler, Boğaziçi Üniversitesi liderliğinde 34 Üniversite’nin yer aldığı bir Üniversite Kurulu tarafından belirlenecek. ACT 2015-2018 yılları içinde 20-25 teknoloji girişimine, 100 bin avrodan 2,5 milyon avroya kadar yatırım yapabilecek.
Avrupa Yatırım Fonu, üniversiteler, araştırma merkezleri ve teknoloji girişimleri tarafından Türkiye’de geliştirilen teknolojilerin desteklenmesi amacıyla “Accelerating The Commercialization of Technology” (ACT) Fonu’nu oluşturdu. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, ACT’ın destekleyeceği projelerin Boğaziçi Üniversitesi liderliğinde Türkiye’den 34 üniversitenin yer aldığı bir Üniversite Kurulu tarafından belirleneceğini açıkladı.
Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen toplantıyla kamuoyuna duyurulan fon desteği hakkında bilgi veren Avrupa Yatırım Bankası Yatırım Fonu Direktörü Jacques Darcy,günümüzde teknoloji transferinin ekonomik anlamda daha profesyonel bir nitelik kazandığına dikkat çekerek fikirlerin ticarileşmesinin artık daha kolay süreçlerle mümkün olabildiğini belirtti. Darcy, bugün Türkiye’nin doğusundaki bir üniversitede görev yapan bir araştırmacının özgün bir fikri olduğu sürece, dünyanın önde gelen üniversitelerinden herhangi biriyle anında iletişime geçebildiğini belirterek bu çerçevede ACT Fonu ile Türkiye’ye yatırım yapmaktan son derece memnun olduklarının altını çizdi.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu ise yaptığı açıklamada, girişim başına 100.000 Euro’dan 2,5 milyon avroya kadar yatırım yapabilecek ACT Fonu’nun çalışma koşullarını şöyle anlattı:
“Üniversiteler, araştırma merkezleri ve teknoloji girişimleri tarafından Türkiye’de geliştirilen teknolojilerin ticarileştirilmesi amacıyla temmuz ayında kurulan ve 25 Milyon avro tutarında bir büyüklüğe sahip olan ACT, 2015-2018 yılları arasında yaklaşık 35 teknoloji projesine yatırım yapmayı planlıyor. Boğaziçi Üniversitesi, ACT’ın Üniversite Kurulu’na başkanlık yaparken, proje sunacak 34 üniversitenin mensuplarına iş fikrinin oluşması esnasında danışmanlık vermek, kuluçka merkezinden faydalanılmasının sağlanması ve kuluçka eğitimleri gibi konularda destek verecek.”
Barbaroğlu’nun yaptığı açıklamaya göre, ACT, yeni geliştirilen ve pazarda hızlı büyüme potansiyeli gösteren teknolojileri erken aşamada destekleyerek, teknoloji transferi pazarının hareketlenmesini hedefliyor. Bu teknolojiler ülkedeki yüksek katma değerli üretimi ve ihracatı arttırarak ekonomik gelişime önemli katkı sağlayacak. Ayrıca küresel pazarlara Türkiye‘den rekabetçi teknolojiler, ürünler ve hizmetler sunulacak. Bu sayede ACT Fonu, Türkiye’de uzun yıllardır önemli bir eksiklik olan teknoloji ticarileştirme mekanizması özelliğinde olacak. ACT Fonu tüm bilimsel ve teknolojik alanlara açık olmakla birlikte; bilgi ve iletişim teknolojileri, nesnelerin interneti, giyilebilir teknolojiler, ileri malzemeler, yenilenebilir enerji, yaşam bilimleri, biyo-teknoloji, biyo-medikal, otonom sistemler, robotik ve mekatronik gibi yüksek katma değer yaratacak teknoloji alanlarına özel öncelik veriyor.
İlk Etapta Dört Projeye Yatırım Yapılacak
ACT ile Türkiye’de girişimcilik ekosistemine katkı yapılması ve Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatının artırılması amaçlanıyor. ACT Fonu’nun temel amacı, yeni teknoloji üretecek girişimleri çok daha büyük ölçekteki küresel fonlara ve yatırım şirketlerine taşıyacak mekanizmanın oluşturulması. Bunun için de yüksek ticarileştirme potansiyeline sahip girişimler erken aşamada tespit edilecek, değerlendirilecek ve ihtiyaç duyulan yatırım sağlanarak girişimleri küresel seviyeye çıkaracak faaliyetler hayata geçirilecek. Bu sayede ülkemizde TÜBİTAK, Kalkınma Bakanlığı, KOSGEB ve AB Çerçeve Programları gibi başlıca Ar-Ge destekleri ile oluşturulan teknoloji fikirlerinin iş modeline, ürünlere ve hizmetlere dönüşmesi için ACT Fonu aracı olacak. KOBİ‘lere ve girişimcilere en uygun yaklaşımlar uygulanarak, teknoloji ekosistemine dâhil edilecek.
ACT girişimleri ve patentleri değerlendirirken şu kriterleri dikkate alıyor:
- Küresel ölçekte yeni teknoloji olması, daha önce var olan bir teknolojinin tekrarı olmaması
- Fikri mülkiyetin korunabilir olması
- Ürünün pazar potansiyelinin olması ve rakiplerine göre üstün değerler sunması
Elektrikli-elektronik atıkları TÜBİSAD toplayacak
Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların (AEEE) Kontrolü Yönetmeliği çerçevesinde bilişim alanında Türkiye’de ilk yetkilendirilmiş kuruluş oldu. 35 yıllık geçmişi ile Türkiye’nin bilişim sektörünün nabzını elinde tutan ve teknoloji geleceğine yön veren TÜBİSAD; hızla tüketilen bilişim ekipmanları ve televizyonların ekonomik değerini çevreci yaklaşımlarla açığa çıkarmak üzere Türkiye’ye sistem kuruyor. TÜBİSAD elektronik atık geri dönüşüm ekonomisini yürütme konusunda öncü olacak.
“AEEE Yönetmeliği” üreticilere (İthalatçılar da dahil) piyasadaki eski ürünleri toplama, geri dönüştürme ve geri kazandırma zorunluluğu getiriyor. Şirketlere verilen bu sorumluluk, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilen bir “Yetkilendirilmiş Kuruluş” aracılığıyla yerine getirilebiliyor.
Eski ve kullanılmayan cep telefonları, bilgisayarlar, bulaşık, çamaşır makineleri, kameralar, yazıcılar, florasan ampüller gibi eşyalar elektronik atık kapsamına giriyor. Hasar gören veya kullanım ömrü biten elektronik eşyalar, doğayı kirleten ve zarar veren ağır metaller içeriyor, gelecek nesilleri tehdit edici boyuta ulaşıyor. Bu nedenle, elektrikli ve elektronik eşyalar tüm dünya için çevresel bir tehlike oluşturabiliyor. Kullanım ömrü biten elektronik ürünlerin geri dönüşümü ve gelecek nesilleri tehdit etmemesi konusunda ciddi çalışmalar yapılması ve ülke ekonomisine fayda sağlaması açısından önemli bir girişim olarak karşımıza çıkıyor.
Kullanılmış elektrikli ve elektronik eşyaların, kâr amacı gütmeyen, tüzel kişilikleri olan Yetkilendirilmiş Kuruluşlar tarafından toplatılıp bilimsel yöntemlerle dönüştürülmesiyle çevrenin korunması anlamında önemli bir adım atılarak, geri dönüşüm ekonomisine ve istihdama da önemli bir katkı sağlanacağı öngörülüyor.
TÜBİSAD, “Yetkilendirilmiş Kuruluş”u var olan altyapılardan maksimum faydayı sağlayarak, AEEE yükümlülüklerini optimum maliyetler ve yüksek standartlarda yerine getirmek isteyen tüm şirket ve sektörlere açık bir şekilde hizmetlerini sunacak. Robotlar çalıştı, halılar müzik yaptı, drone’lar yarıştı
Geçtiğimiz sene olduğu gibi bu yıl da büyük ilgi gören etkinlik, ailelere, çocuklara, gençlere kısacası 7’den 70’e çok sayıda ziyaretçiye ilginç icatlar ve etkinliklerle farklı bir hafta sonu yaşattı. Üreten ve icat geliştiren Maker’ların bir araya geldiği ve projelerini sergilediği Mini Maker Faire İstanbul’un en dikkat çekici icatlarından bazıları ise Pankek Robotu, Elektronik Yapboz, Müzik Halısı, Su Piyanosu ve Kinetik Örtü oldu. Hızları saatte 130 kilometreye ulaşan drone’ların yarışı ve model arabalarla yapılan drift gösterileri de hem çocuklar hem de yetişkinler tarafından büyük ilgi gördü. Etkinlikte gerçekleştirilen Kodlama Atölyesi’yle de down sendromlu bir öğrenci grubuna kodlamaya giriş eğitimi verildi. 10-11 Ekim 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen Mini Maker Faire İstanbul, önümüzdeki yıl da 10.000 ziyaretçi hedefiyle gerçekleştirilecek.
GelecekHane Türkiye’nin ilk ve tek gelecek trendlerini ve teknolojilerini araştıran düşünce kuruluşudur. Geçmiş geride kalmıştır, gelecek bizim elimizdedir. Herkes gelecek ile ilgilenmek zorundadır. Zira herkes geleceğe şekil vermektedir. Daha güzel yarınlar için, bilinçli kararlar almalı, bilinçli adımlar atmalıyız. GelecekHane’nin varoluş misyonu budur. GelecekHane, gelecek trendleri ve teknolojileri konusunda araştırmalar yapmaktadır, içerik üretmektedir ve insanlığın gelişimine katkıda bulunmaya gayret etmektedir. Etkinlikler düzenleyerek, kurumlara danışmanlık hizmetleri ve bireylere eğitimler vererek, kurum ve kişilerin gelecekle ilgili bilinçlenmelerine ve daha bilinçli kararlar vermelerine katkıda bulunmaktadır. NetApp, işletmelere destek programını genişletti
Araştırma şirketi IDG’nin NetApp için gerçekleştirdiği araştırmaya göre bugün işletmelere kurum içi dahili çözümler üzerinden sunulan BT hizmetlerinin %60’tan fazlasında bulut bileşenleri kullanmıyor. Araştırmaya göre bu oranın gelecek üç yıl içerisinde %35 düşmesi ve hibrit bulut altyapısı ile sunulan hizmetlerin üç kattan fazla artış göstermesi bekleniyor.
NetApp’ın yeni NetApp All Flash FAS (AFF) 8000 serisi, veri merkezlerini bulutu kapsayacak şekilde yeniden yapılandıran müşterilerin ilgisini üzerine çekiyor. Bu yeni seri, NetApp tarihinde en hızlı büyüyen ürünlerden biri durumuna geldi. NetApp bu kapsamda iş ortaklarının ve işletmelerin hibrit buluta geçişine yardımcı olmak için yeni bir destek programı hayata geçirdi.
DeepStorage şirketinde LLC Başmühendisi olarak görev yapan sektör analisti Howard Marks konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Her ne kadar flash destekli ürünler uygulamaların performansını artırıyor olsa da birçok işletme, yeni depolama altyapılarına flash desteği getirmenin maliyetli olabileceğini görmezden geliyor. NetApp’ın all-flash AFF serisi işletmelere performans kazandırırken aynı zamanda kendini kanıtlamış Data ONTAP mimarisi ile çalışıyor. Bu sayede işletmeler, olgunlaşmamış teknolojilerinde büyük güncelleme yaparken karşılaştıkları entegrasyon ve eğitim maliyetlerinden kurtulmuş oluyor.” dedi.
NetApp’ın hayata geçirdiği programın sunduğu bazı avantajlar ise şunlar:
• Ücretsiz denetleyici güncellemesi: 31 Aralık 2015’e kadar üç yıllık SupportEdge Premium sözleşmesi2 yapan müşteriler, altyapı yenileme süreci kapsamında yeni bir AFF denetleyiciye ücretsiz sahip olabilecek.
• Fiyat Korumalı Destek Uzatımı: Müşteriler üç yıllık standart garanti sürelerini dört yıl daha uzatabilecek. Müşteriler bu seçeneği satış ya da dilerlerse yenileme süreci içerisinde seçebilecek.
• Yeni AFF Serisi Model: AFF serisinin son ürünü AFF8080 EX 6U modeli, NetApp’ın birinci sınıf tümleşik all-flash serisinin daha küçük form faktörüne sahip bir versiyonudur. %40 daha az alan kaplamasına karşın bu ürün kurumsal sınıf ürünlerinin tüm kapasitesini sunuyor. Şu an satışta olan bu model, SAN iş yüklerine yanıt verebilecek şekilde sadece 15 dakika içerisinde kurulabiliyor. Flash teknolojisinin sunduğu performansın kendi iş yüklerini nasıl etkilediğini görmek isteyen uygun iş ortakları ve müşteriler, risksiz deneme sistemlerini kullanabilecek.
All-Flash Serisi, iş ortaklarının ve müşterilerin hibrit bulut geleceğini güvenceye alıyor
All-flash depolama uygulamaların performansını ve sunucu verimliliğini çarpıcı şekilde artırarak şirketlerin çalışma yöntemlerini değiştiriyor. Kurumsal seviyede yararlar sunan AFF8000 serisi, birinci sınıf performansı ve sektörün en iyi veri yönetimini tek bir çözümde bir araya getirerek all-flash sistemlerini daha geniş kapsamlı kurulumlara hazır hale getiriyor.
AFF serisi, flash performansını ve verimliliğini daha da artıran FlashEssentials yazılım optimizasyonlarını da içeriyor. FlashEssentials, NetApp’ın gelecek vizyonu Data Fabric’in temelini oluşturan Clustered Data ONTAP içerisinde yer alıyor. AFF modelleri, bağımsız sistemlerde ve birleşik altyapılar sunan FlexPod® çözümünde kullanılabiliyor. NetApp veya iş ortakları tarafından sunulan profesyonel hizmetler, all-flash sistemlerinin en iyi şekilde fayda göstereceği iş yüklerini belirlemelerine yardımcı oluyor.
NetApp Ürün ve Çözümler Pazarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Lee Caswell yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Müşteriler hibrit buluta geçiş planları yaparken bulut, veri merkezlerinin konsolidasyonunda yeni bir dalga yaratıyor. Bu müşteriler performans ve verimlilik artışı için “ilk önce flash” düşüncesini benimsese de yeni mimarilerin izole olmuş veri siloları yarattığının da farkında. Flash, disk ve bulut kaynakları genelinde kusursuz veri yönetimi imkanı sunan tek sistem olan NetApp’ın AFF serisi ise bu engeli ortadan kaldırıyor. Kanal ortaklarımız için AFF, kurumsal seviyede faydalar sağlayan buluta geçiş için kolay bir yol ve müşterilerinin taleplerinin ek maliyet yaratmasını önleyen bir yöntem olarak öne çıkıyor.”
NetApp distribütörü Avnet’in NetApp Çözümleri Başkan Yardımcısı ise açıklamasında, “Flash teknolojisinin benimsenmesini deneme aşamasından bir ana akıma dönüştürmeyi amaçlıyoruz. NetApp ve onun, flash teknolojisini FlexPod çözümlerine kusursuz şekilde entegrasyon eden kabiliyeti ile çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu, iş ortaklarımız ve kurumsal müşterilerimize disk ve bulut kaynaklarında kendilerini uzun vadede ek maliyetlerden kurtaracak hizmetler sunmamıza yardımcı olacak.” dedi.
Integrated Archive Systems şirketinin Başkan Yardımcısı John Woodall da açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “NetApp AFF, yetkili satıcıların flash çalışmalarını güçlendirmelerine ve 25 bin dolarlık bağımsız kurulumlardan kurumsal ortamlar için çok daha kompleks kurulumlara kadar bir çok uygulama alanı için hizmetlerini genişletmelerine imkan veriyor. NetApp AFF uygulama entegrasyonunun derinliğini ve en son AFF FlexPod Cisco Validated Design ile Cisco ACI için yeni entegrasyon desteğimizi güçlendiriyoruz.” 









