Devletin, özel sektörün ve bireylerin dijital hayata geçişini hızlandıran e-dönüşüm süreci, yaşam anlayışımızı da değiştiriyor. Satış, pazarlama, üretim dahil olmak üzere birçok iş akışını doğrudan etkileyen e-dönüşüm, aslında uzun zamandır ülkemizin gündeminde yer alıyor. Etkileri dünya çapında görülen e-dönüşüm uygulamaları, ülkemizde de varlığını hissettirmeye başladı. Hukuk, teknoloji ve kültürel olmak üzere üç önemli ayağı bulunan e-dönüşümle devletin vatandaşına sunduğu hizmetler yeni bir anlayışla sunulurken, işletmelerin verimlilikleri artıyor. Bireyler açısından ise daha hızlı ve etkin bilgi paylaşımı mümkün oluyor.
Kâğıda dayalı iş yapma kültürü yerini e-ortama bırakıyor
E-dönüşüm sürecinin itici gücü olan yeni düzenlemelerle, iş yapış şekilleri, kurumsal organizasyon yapılarda ağırlığını hissettiren kâğıda dayalı iş yapma kültürü dönüşmeye başlıyor. Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) Denetim ve Uyum Yönetimi Dairesi Başkanlığı tarafından yasal düzenlemeleri yapılarak hayata geçirilen e-Arşiv Fatura hizmeti, e-dönüşümün önemli bir ayağı. E-dönüşümün öncü kurumu TÜRKKEP, Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) Denetim ve Uyum Yönetimi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen izin doğrultusunda e-Arşiv Fatura hizmeti sunmaya başlayarak e-dönüşüme katkı sağlıyor. Başvuru belgelerinin ve GİB sisteminde tutulan kayıtların uygunluğu neticesinde, “e-Arşiv Özel Entegrasyon Test Planı”nda yer alan testleri başarılı şekilde tamamlayan TÜRKKEP, servisleri arasına E-Arşiv Fatura hizmetini de eklemiş bulunuyor.
Maliye Bakanlığı, bu sistemle önemli miktarda tasarruf öngörüyor
E-Fatura ve e-Defter ile birlikte E-Arşiv Fatura uygulamasının; denetim, tasarruf, işlem hızlılığı, verimlilik ve daha hızlı bilgi akışını beraberinde getirmesi bekleniyor. Maliye Bakanlığı’nın önemli miktarda tasarruf edilmesini öngördüğü uygulamanın özellikle internet üzerinden satış yapan şirketlerin iş yapış şekillerini değiştirmesi bekleniyor. 2014 yılı cirosu 5 milyon TL ve üzerinde olan e-ticaret siteleri, 01.01.2016 tarihine kadar e-Arşiv Fatura uygulamasına geçmek zorunda. Bu tarihten önce e-Fatura, e-Arşiv Fatura başvurularını ve fiili geçiş hazırlıklarını tamamlamaları gerekiyor. E-Fatura mükelleflerinden gönüllü olarak e-Arşiv Fatura göndermek isteyenler ve gönüllü olarak e-Faturaya geçerek e-Arşiv Fatura düzenlemek isteyenler bu uygulamadan faydalanabiliyor. Faturaları 10 yıl boyunca fiziki ortamda saklamak zorunda olan işletmeler, GİB tarafından tebliğ edilen 433 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile tüm faturalarını elektronik ortamda muhafaza edebiliyorlar. Kurumlar, kâğıt fatura basımı, postalanması ve arşivlenmesi gibi gider kalemlerinden kurtuluyorlar.
Tüm işlemler e-ortama taşınıyor
Ekonomi gündeminde uzun süre kalması beklenen e-dönüşüm kapsamında şirketlerin sundukları fiziksel mal ve servis dolaşımı haricindeki tüm işlemlerin e-ortama taşınması hedefleniyor. E-Arşiv Fatura hizmetiyle işletmeler, fatura oluşturma, saklama ve erişme konularında işgücü, zaman ve kaynak tasarrufu sağlayabiliyorlar. Milyonlarca kâğıt faturanın elektronik ortamda saklanması, faturaları fiziki olarak arşivlemekten kurtarıyor. Faturalama süreçleri doğayla dost bir şekilde düzenleniyor.
Tüketiciler de memnun kalacak
E-Arşiv Fatura hizmeti, tüketiciler nezdinde de önemli kolaylıklar sunuyor. Tüketiciler alışveriş yaptıklarında, faturaları cep telefonlarına veya e-posta adreslerine gönderilebiliyor. Söz konusu faturalar yasal geçerli bir belge olarak saklanabiliyor. Aynı zamanda kredi kartı satış bilgileri, e-Arşiv faturası ile eşleştirilebiliyor. E-Arşiv Fatura mükellefleri, Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası sahibi tüm bireylere, Kayıtlı E-Posta (KEP) ya da Standart E-Posta (SEP) üzerinden imzalı ve irsaliye yerine geçen bir belge olarak E-Arşiv Faturası gönderilebiliyor. Kâğıt fatura basma ve gönderme maliyetini tamamen ortadan kaldıran E-Arşiv Fatura hizmeti, fiziki ortamda fatura nüshalarını dosyalama işlemlerini sona erdiriyor.
E-dönüşümün içselleştirilmesi için kültürel dönüşüm şart
Yeni düzenlemeler ve teknoloji alanındaki gelişmeler sayesinde e-dönüşüm alanında belirli bir yere gelindiğini ifade eden TÜRKKEP Genel Müdürü Yüksel Samast, ”E-dönüşüm alanında birçok ülkeden daha iyi aşama kat ettik ama e-dönüşümü zihinsel olarak içselleştirdiğimizi söyleyemeyiz. E-dönüşüm, kültürel bir dönüşümü de gerektiriyor. E-dönüşüm, kamu, özel sektör ve bireylerin ortak bir paydada birleşerek hayata geçireceği kültürel bir transformasyon gerçeklemezse ütopya olarak kalacaktır. Bu dönüşümü hızlandırmak için yasal düzenlemesi yapılmış, yapılan e-hizmetler ve çözümlere ilişkin farkındalık oluşturmak gerekiyor. Ayrıca bunların kullanımını yaygınlaştırmak için öncelikle ilgili hizmetin gerçekten faydalı olduğunun benimsenmesi, kullanımı kolay uygulamaların geliştirilmesi ve sunulması kritik öneme sahip. Faydalı uygulamalar, kaliteli çözüm ve hizmetler, uygun maliyetlerle sunulduğunda çok çabuk kabul görüp yaygın olarak kullanılıyor.” diyor. E-ticaret siteleri E-Arşiv Fatura’ya geçmek zorunda
Devletin, özel sektörün ve bireylerin dijital hayata geçişini hızlandıran e-dönüşüm süreci, yaşam anlayışımızı da değiştiriyor. Satış, pazarlama, üretim dahil olmak üzere birçok iş akışını doğrudan etkileyen e-dönüşüm, aslında uzun zamandır ülkemizin gündeminde yer alıyor. Etkileri dünya çapında görülen e-dönüşüm uygulamaları, ülkemizde de varlığını hissettirmeye başladı. Hukuk, teknoloji ve kültürel olmak üzere üç önemli ayağı bulunan e-dönüşümle devletin vatandaşına sunduğu hizmetler yeni bir anlayışla sunulurken, işletmelerin verimlilikleri artıyor. Bireyler açısından ise daha hızlı ve etkin bilgi paylaşımı mümkün oluyor.
Kâğıda dayalı iş yapma kültürü yerini e-ortama bırakıyor
E-dönüşüm sürecinin itici gücü olan yeni düzenlemelerle, iş yapış şekilleri, kurumsal organizasyon yapılarda ağırlığını hissettiren kâğıda dayalı iş yapma kültürü dönüşmeye başlıyor. Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) Denetim ve Uyum Yönetimi Dairesi Başkanlığı tarafından yasal düzenlemeleri yapılarak hayata geçirilen e-Arşiv Fatura hizmeti, e-dönüşümün önemli bir ayağı. E-dönüşümün öncü kurumu TÜRKKEP, Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) Denetim ve Uyum Yönetimi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen izin doğrultusunda e-Arşiv Fatura hizmeti sunmaya başlayarak e-dönüşüme katkı sağlıyor. Başvuru belgelerinin ve GİB sisteminde tutulan kayıtların uygunluğu neticesinde, “e-Arşiv Özel Entegrasyon Test Planı”nda yer alan testleri başarılı şekilde tamamlayan TÜRKKEP, servisleri arasına E-Arşiv Fatura hizmetini de eklemiş bulunuyor.
Maliye Bakanlığı, bu sistemle önemli miktarda tasarruf öngörüyor
E-Fatura ve e-Defter ile birlikte E-Arşiv Fatura uygulamasının; denetim, tasarruf, işlem hızlılığı, verimlilik ve daha hızlı bilgi akışını beraberinde getirmesi bekleniyor. Maliye Bakanlığı’nın önemli miktarda tasarruf edilmesini öngördüğü uygulamanın özellikle internet üzerinden satış yapan şirketlerin iş yapış şekillerini değiştirmesi bekleniyor. 2014 yılı cirosu 5 milyon TL ve üzerinde olan e-ticaret siteleri, 01.01.2016 tarihine kadar e-Arşiv Fatura uygulamasına geçmek zorunda. Bu tarihten önce e-Fatura, e-Arşiv Fatura başvurularını ve fiili geçiş hazırlıklarını tamamlamaları gerekiyor. E-Fatura mükelleflerinden gönüllü olarak e-Arşiv Fatura göndermek isteyenler ve gönüllü olarak e-Faturaya geçerek e-Arşiv Fatura düzenlemek isteyenler bu uygulamadan faydalanabiliyor. Faturaları 10 yıl boyunca fiziki ortamda saklamak zorunda olan işletmeler, GİB tarafından tebliğ edilen 433 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile tüm faturalarını elektronik ortamda muhafaza edebiliyorlar. Kurumlar, kâğıt fatura basımı, postalanması ve arşivlenmesi gibi gider kalemlerinden kurtuluyorlar.
Tüm işlemler e-ortama taşınıyor
Ekonomi gündeminde uzun süre kalması beklenen e-dönüşüm kapsamında şirketlerin sundukları fiziksel mal ve servis dolaşımı haricindeki tüm işlemlerin e-ortama taşınması hedefleniyor. E-Arşiv Fatura hizmetiyle işletmeler, fatura oluşturma, saklama ve erişme konularında işgücü, zaman ve kaynak tasarrufu sağlayabiliyorlar. Milyonlarca kâğıt faturanın elektronik ortamda saklanması, faturaları fiziki olarak arşivlemekten kurtarıyor. Faturalama süreçleri doğayla dost bir şekilde düzenleniyor.
Tüketiciler de memnun kalacak
E-Arşiv Fatura hizmeti, tüketiciler nezdinde de önemli kolaylıklar sunuyor. Tüketiciler alışveriş yaptıklarında, faturaları cep telefonlarına veya e-posta adreslerine gönderilebiliyor. Söz konusu faturalar yasal geçerli bir belge olarak saklanabiliyor. Aynı zamanda kredi kartı satış bilgileri, e-Arşiv faturası ile eşleştirilebiliyor. E-Arşiv Fatura mükellefleri, Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası sahibi tüm bireylere, Kayıtlı E-Posta (KEP) ya da Standart E-Posta (SEP) üzerinden imzalı ve irsaliye yerine geçen bir belge olarak E-Arşiv Faturası gönderilebiliyor. Kâğıt fatura basma ve gönderme maliyetini tamamen ortadan kaldıran E-Arşiv Fatura hizmeti, fiziki ortamda fatura nüshalarını dosyalama işlemlerini sona erdiriyor.
E-dönüşümün içselleştirilmesi için kültürel dönüşüm şart
Yeni düzenlemeler ve teknoloji alanındaki gelişmeler sayesinde e-dönüşüm alanında belirli bir yere gelindiğini ifade eden TÜRKKEP Genel Müdürü Yüksel Samast, ”E-dönüşüm alanında birçok ülkeden daha iyi aşama kat ettik ama e-dönüşümü zihinsel olarak içselleştirdiğimizi söyleyemeyiz. E-dönüşüm, kültürel bir dönüşümü de gerektiriyor. E-dönüşüm, kamu, özel sektör ve bireylerin ortak bir paydada birleşerek hayata geçireceği kültürel bir transformasyon gerçeklemezse ütopya olarak kalacaktır. Bu dönüşümü hızlandırmak için yasal düzenlemesi yapılmış, yapılan e-hizmetler ve çözümlere ilişkin farkındalık oluşturmak gerekiyor. Ayrıca bunların kullanımını yaygınlaştırmak için öncelikle ilgili hizmetin gerçekten faydalı olduğunun benimsenmesi, kullanımı kolay uygulamaların geliştirilmesi ve sunulması kritik öneme sahip. Faydalı uygulamalar, kaliteli çözüm ve hizmetler, uygun maliyetlerle sunulduğunda çok çabuk kabul görüp yaygın olarak kullanılıyor.” diyor. Stephen Elop şimdi ne yapacak?
Steve Ballmer’ın yerine Satya Nadella’nın CEO olmasıyla Microsoft’tan ayrılan Stephen Elop, bildiğiniz gibi Nokia’daki seçimleri ile şirketi zora sokmuş, daha sonra Microsoft’a Nokia’yı satın almasına ön ayak olmuştu. Bazıları tarafından Truva Atı olarak görülen isim aynı zamanda Nokia bünyesindeyken şirket içinde paylaştığı bir mesajla da uzun süre konuşulmuş, şirket olarak Android, iOS ile rekabet halinde olduklarını, Windows Phone’u seçerek kendilerinin farklı bir adım attıklarını ima etmişti.
Geçtiğimiz hafta Microsoft’taki görevinden istifa ettiğini açıklayan Stephen Elop’un şimdi büyük bir Microsoft hissedarı olarak hangi şirkete sızarak onu Microsoft için kolay bir yem haline getirebileceğine dair piyasada espirili tahminler yer alıyor. Elbette bazı şakaların ardında gerçek payı olduğunu da unutmamak lazım. Bakın, Elop hakkındaki yeni tahminler neler:
1- HTC : Kötü telefonlara iyi kameralar yerleştiren Nokia’yı iyi telefonlarla beslemek için HTC rahatlıkla satın alınabilir.
2- Twitter: Her şeyi Microsoft’a satmadan önce Bing ile anlaşma imzalatır.
3- LG: Nesnelerin İnterneti LG adı altında her şeyi Microsoft Azure platformuna bağlatır.
4- Motorola: Lenovo’nun bir parçası olan Motorola için Lenovo’yu içten fetheder. Motorola’yı Windows Phone’a zorlar.
5- Apple: CEO olur, Apple’ı direkt Microsoft’a satar.
6- Meizu: Şirketi Batı pazarına açılmak için zorlar, başarısız olur ve Microsoft’a satılmasını sağlar.
7- Spotify: Kazandığından çok kaybeden şirketi ele geçirmek için fazla bir şey yapmasına gerek yok, Spotify’ın başına geçer geçmez hissedarları kolaylıkla Micrsoft’ta satış için ikna eder.
8- Fiat Chrysler: Gizlice şirkete girer, mevcut sistemi Microsoft’un Ford Sync sistemi ile değiştirir.
9- Nokia: Finlandiya’ya döner ve Nokia için tekrar işe başlar, Nokia’dan geri kalan her şeyi satın alıp, Nokia’yı tarihten siler. Yapar mı yapar…
AT&T’e 100 milyonluk ceza
FFC (Federal Communications Commission) geçtiğimiz günlerde ABD’nin en büyük ikinci mobil hizmet sağlayıcısı olarak tanınan AT&T için 100 milyon dolarlık ceza talep etti. Olası cezanın sebebi olaraksa AT&T’nin müşterilerini sınırsız veri paketleri konusunda yanılttığı öne sürüldü.
Komisyona göre AT&T, mobil veri hizmetleri için müşterilerini yanıltan bilgilendirmelerde bulunuyor, doğru bilgiler vermeyerek üyelerinin daha fazla ücret ödemesine sebep oluyor. 2010 tarihli Open Internet Transparency Rule’un ihlali öne sürülerek yaklaşık 100 milyon dolarlık cezadan bahsediliyor.
Müşterilerin daha yüksek ücret ve daha düşük hızlara mahkum edildiğini belirten FFC, binlerce şikayet aldıklarını, 12 günlük ödeme döngüleri neticesinde üyelerin mobil hızlarının düşürüldüğünü de ekledi. FFC’den Travis LeBlanc ise yaptığı açıklamada “sınırsız demek, sınırsız demektir” şeklinde konuştu. “Hizmet sağlayıcılar tam anlamıyla sundukları ödeme planlarında şeffaf olmalı” diyen isim, veri sınırlandırmaları için de açık olunmalı, şeklinde konuştu.
Geçtiğimiz ay FFC, diğer ABD’li hizmet sağlayıcısı şirketlerden Verizon ve Sprint’in 90 milyon ve 68 milyon dolar cezaya mahkum edildiğini, sebebin ise müşterilerin telefon faturalarında haksız ücretlendirmelerin bulunması olduğunu belirtti. Uzaktan kumandayla sürüşe az kaldı
Mobil uygulamaların hayatın her alanına girmesine alışkındık ancak mobil uygulama ile otomobil sürme deneyimine henüz kimse cesaret edemiyordu. Ancak Land Rover yeni geliştirdiği prototip uygulamasıyla, yakın gelecekte otomobillerin, cep telefonları ile kontrol edilip sürülebileceğini gösteriyor.
Land Rover’ın geliştirdiği uygulama, şoförün direksiyon’u, vitesi, gaz ve fren pedallarını cep telefonu üzerinden kontrol edebilmesine imkan veriyor. Land Rover’ın uygulamayı geliştirme amacı şoförün dar alanlarda manevra yapması gerektiğinde dışarıdan onu yönlendirecek birine ihtiyaç duymadan, araçtan çıkarak araca manevrayı kendi başına yaptırabilmesi. Örneğin, arazide seyrederken, büyük bir çukurun veya tehlikeli bir yamacın üzerinde tekerleklerin doğru noktalar üzerine ilerlediğinden emin olmak isteyen sürücü araçtan inerek otomobili cep telefonu ile yönetebiliyor. Veya park alanına gelip iki otomobilin arasına sıkışmış, kapıları açmak için yeterince pay kalmamış Land Rover’ı mobil uygulama ile çalıştırıp dar park alanındna cep telefonu yardımıyla çıkarmak mümkün oluyor.
Mobil uygulama henüz prototip aşamasında, yani yayınlamış değil ancak mobil uygulamaların hayatımızı ne kadar kolaylaştırabileceğine dair güzel bir örnek oluşturuyor. Uygulama şimdilik sadece Land Rover’ın gündeminde olsa da, kısa süre sonra tüm otomobil üreticilerinin benzer uygulamalarla karşımıza çıkacağına da şüphe yok. Technopc’den güçlü mini bilgisayar
Technopc’nin SmartSFF serisi yeni mini bilgisayar modeli S40, şık tasarım ve yüksek teknolojiyi bir arada sunuyor. Technopc S40 mini bilgisayar, üzerindeki HDMI ve VGA portları sayesinde aynı anda çift ekranla çalışma imkanı sağlıyor. Gücünü 4. nesil Intel işlemcilerden alan Technopc S40 ile ihtiyacınıza en uygun işlemci tercihini yaparak bütçenizi zorlamadan ve performanstan ödün vermeden tam istediğiniz donanımda bir bilgisayara sahip olabiliyorsunuz.
Technopc S40 mini bilgisayarı entegre kablosuz ağ desteği sayesinde ek bir donanıma ihtiyaç olmadan kablosuz olarak ağınıza bağlayabiliyorsunuz. Dilerseniz yüksek hızlı Gigabit LAN portunu da kullanabiliyorsunuz.
Rakip Mini PC’lerde çok bulunmayan COM port , LPT (Paralel) port ve DVD Sürücü desteği bulunan Technopc S40 bu sayede kurumsal uygulamalarda farklı donanımlarla uyum içinde çalışarak çok büyük bir avantaj sunuyor.
Normal masaüstü bilgisayarlara göre yüzde 75’e varan enerji tasarrufu sunan Technopc S40; ofisler, çağrı merkezleri, kamu kuruluşları, hastaneler, oteller ve üretim tesislerinde şirketlere yüksek performans ve düşük maliyeti beraber sunuyor. Ayrıca kiosklar, dijital bilgilendirme ekranları, bankolar ve akıllı tahta uygulamaları için de kullanılabilecek olan Technopc S40 mini bilgisayar, küçük boyutu ve dikey kullanım olanığı ile farklı senaryolar için kullanıcılara esneklik sağlıyor. Dual Monitor desteği de sağlayan S40 mükemmel bir çözüm sunuyor.
Technopc S40 Teknik Özellikleri
İşletim Sistemi: Windows 7 / Windows 8 / Windows 8.1 Pro / Linux / FreeDOS
İşlemci: 4. Nesil Intel Celeron / Pentium / Core i3 / Core i5 / Core i7
Bellek: 2 GB / 4 GB / 8 GB / 16 GB
Optik Okuyucu: Slim DVD-RW (Opsiyonel)
Depolama Alanı: 320 GB / 500 GB / 1 TB
SSD: 30 GB / 60 GB / 120 GB / 240 GB
Portlar: 1 x HDMI, 6 x USB 2.0, 2 x USB 3.0, 1 x COM, 1 x LPT, 1 x VGA, 1 x RJ45
Kulaklık / Mikrofon girişi: Var
Çift Monitör Desteği: Var
Kart Okuyucu: Var (SD / SDHC / MS / MS Pro / MMC)
Kablosuz Bağlantılar: 802.11 b/g/n
Boyutlar: 271 mm x 71 mm x 205 mm
Technopc S40 Teknik Özellikleri
İşletim Sistemi: Windows 7 / Windows 8 / Windows 8.1 Pro / Linux / FreeDOS
İşlemci: 4. Nesil Intel Celeron / Pentium / Core i3 / Core i5 / Core i7
Bellek: 2 GB / 4 GB / 8 GB / 16 GB
Optik Okuyucu: Slim DVD-RW (Opsiyonel)
Depolama Alanı: 320 GB / 500 GB / 1 TB
SSD: 30 GB / 60 GB / 120 GB / 240 GB
Portlar: 1 x HDMI, 6 x USB 2.0, 2 x USB 3.0, 1 x COM, 1 x LPT, 1 x VGA, 1 x RJ45
Kulaklık / Mikrofon girişi: Var
Çift Monitör Desteği: Var
Kart Okuyucu: Var (SD / SDHC / MS / MS Pro / MMC)
Kablosuz Bağlantılar: 802.11 b/g/n
Boyutlar: 271 mm x 71 mm x 205 mm Turkcell’den Ankara’ya yatırım

Fiberde hız rekoru

Girişimci uluslararası yatırımcı ile buluşacak
İnovatif proje geliştirenlerle sanayici ve yatırımcıları bir araya getiren ve sektörün lider platformu Liderlervadisi.com ile dünyanın dev melek yatırımcı ağı Keiretsu Forum, yenilikçi fikir sahibi girişimciler ile yatırımcıları bir araya getirecek işbirliklerini açıkladı.
Birçok alanda varılan işbirliği çerçevesinde Liderlervadisi.com platformunun Fon Merkezi’nde Keiretsu Forum Istanbul (KFI)’a ait çeşitli fonlar tanımlanacak ve girişimcilerin faydalanabileceği melek yatırım sermayesi kaynakları arasında KFI fonları öne çıkarılacak. Fon Yatırım Kaynağı işbirliği çerçevesinde Liderlervadisi.com, fon desteklerini tanıtma ve promosyon programları içerisinde KFI’yi de tanıtarak ilgili girişimcilere ve teknoloji sahiplerine ulaştıracak. Bu işbirliği sonucu, Türk girişimcisi 3 kıtada 37 şubesi ve 1400’ün üzerinde yatırımcı üyesi bulunan KFI ağı ile uluslararası yatırımcılara da açılmış olacak.
Fon yatırım kaynağındaki işbirliği haricinde her iki şirket bilgi paylaşımı ve etkinlikler konusunda da birbirlerine destek verecek. Liderlervadisi.com platformunda yer alan potansiyel yatırımcılar veri tabanının tamamı KFI tarafından incelenip taranabilecek. KFI ise iletişim halinde olduğu ancak yatırım yapmadığı teknolojileri Teknoloji Transferi bölümünde yer verilmek üzere Liderlervadisi.com yetkililerine bildirecek.
Taraflar; tanıtım kanallarında işbirliklerini ve faaliyetlerini duyurarak birbirlerine desteklerini de sunacak.
Konuyla ilgili açıklama yapan Liderlervadisi.com Kurucu Ortağı ve CEO’su Metin Uçucu, “Yeni kaynaklara erişimi kolaylaştırabilmesi açısından Keiretsu önemli aktörlerden bir tanesi. Yaptığımız bu işbirliği dolayısı ile hem inovasyon ekosistemini büyütebileceğimizi düşünüyoruz hem de aynı şekilde girişimcilerin de işlerini kolaylaştırmayı umuyoruz.” dedi.
Türkiye’deki melek yatırım ağlarının genellikle web teknolojilerine yatırım yaptığını ancak Liderlervadisi.com olarak sadece web girişimcilerine yönelik değil daha çok teknoloji girişimcilerine, Ar-Ge çalışmaları yapan insanlara, akademisyenlere kadar uzanan bir yelpazede geniş bir kesime seslendiklerini belirten Uçucu, sektör ayrımı gözetmeksizin değer yaratabilecek tüm girişimlere açık olması nedeniyle Keiretsu Forum ile yaptıkları işbirliklerinin ayrı bir önemi olduğunu da vurguladı.
İşbirliklerinin fon merkezi uygulaması ile sınırlı olmayıp teknoloji transferini de içereceğini söyleyen Uçucu, “Teknoloji alanındaki girişimler aşamalarına göre platformumuzda sergileniyor. Bu işbirliği sayesinde Keiretsu Forum, interaktif bir şekilde bu girişimcilerin kendilerine başvurmalarını isteyebilir ya da kendileri doğrudan bu teknoloji sahipleri ile iletişime geçebilir.” dedi.
Keiretsu Forum İstanbul Genel Müdürü Aslı Işınak Gözören ise bu işbirliğinin, girişimci-yatırımcı ekosistemi içerisinde Türkiye’de bir ilk olduğunu ifade ederek, “Türkiye’de melek yatırımcılık konusunda bir ekosistemin oluşmasına katkı sağlamaya çalışırken işbirliğinin ne denli önemli olduğunu anladık. Liderler Vadisi’nin Türkiye’nin girişimcilik, inovasyon ve Ar-Ge ekosistemine katkıda bulunmak için başlattığı platformla yaptığımız bu işbirliği ekosistemin gelişimine de katkıda bulunacak. Platformda yer alarak ekosistemin en önemli yapı taşlarıyla bir iletişim kanalı üzerinden daha etkileşime geçebileceğiz. Ayrıca, Liderler Vadisi’yle gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğiyle Türkiye’de girişimcilik ve inovasyon konularında çalışmalar yürüten kişi ve kuruluşları daha bütünsel bir şekilde görme imkanına da sahip olacağız.” ifadelerini kullandı.
Bu işbirliği ile Türkiye’deki girişimcilerin global arenaya açılma potansiyelinin arttığının da altını çizen Gözören, “Türkiye’deki bir girişimci Keiretsu Forum Türkiye’den yatırım alırsa o girişimcinin global arenada bir oyuncu olma potansiyeli çok daha yüksek oluyor. Keiretsu Forum’un dünya çapında 37 ofisi bulunuyor. Bir girişimci Türkiye’deki yatırımcımızdan yatırım aldığında bu girişimi diğer ofislerimizle de paylaşıyoruz. Bu nedenle bu girişimcinin ek yatırım alma ihtimali de oldukça artıyor.” şeklinde konuştu. Gıda bağışlarını Uber taşıyacak
Uber ve Türk Kızılayı, ihtiyaç sahiplerine el uzatmak için bir araya gelerek, Uber’le Paylaş kampanyasını başlattı. Uber uygulaması aracılığıyla, YEMEK BAĞIŞLA seçeneği üzerinden çağrılacak bir araca, en az 2 adet bozulmayan, konserve veya paket yiyecek veren bağışçılara bir teşekkür kartı verilecek. Uber’le Paylaş üzerinden bağışlanan tüm yiyecekler, Türk Kızılayı tarafından ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacaktır. Teşekkür kartı üzerindeki kodu Uber uygulamasına tanıtan bağışçılar ise 10 TL, 50 TL veya 500 TL değerinde Uber kredisi kazanabilecek.
Nasıl bağış yapılır?
Bağış yapmak isteyen kişiler, 17-21 Haziran tarihlerinde 09:00-19:00 arası Uber uygulamasını açarak, menüden YEMEK BAĞIŞLA seçeneğini seçtikten sonra bulundukları konuma araç çağırıp, sürücüye en az 2 adet bozulmayan, konserve veya paket yiyecek* teslim edebilirler. Bağışçılar, sürücüden aldıkları sınırla sayıdaki teşekkür kartlarındaki kodu Uber uygulamasında “Promosyonlar” alanına girip 10 TL, 50 TL veya 500 TL değerinde Uber kredisi kazanabilirler.
EMC Avrupa’nın en iyi iş yerleri arasında yer aldı
Uluslararası BT ve iş dönüştürme şirketi EMC, Great Place to Work Ensititüsü tarafından Lüksemburg’da düzenlenen 2015 Avrupa’nın En İyi İş Yerleri Ödülleri’nde Avrupa’nın en iyi iş yerlerinden biri olarak ödüle layık görüldü. EMC, 25 çokuluslu şirket arasında ikinci oldu. Bu etkileyici sonuçta şirketin Avrupa’da faaliyet gösteren 12 ülke ofisinin “En İyi İş Yeri” kategorisindeki başarılı performansı rol oynadı. 2012 senesinde 19. sırada yer aldığından bu yana, EMC’nin bu prestijli işveren sıralamasındaki performansı her sene arttı.
EMC’nin tercih edilen işveren olarak hızla güçlenmesi ve tanınması ticari performansına da yansıyor. Şirketin, önemli bir bölümünü Avrupa ülkelerinin oluşturduğu EMEA (Avrupa, Ortadoğu ve Afrika) bölgesinden elde ettiği gelirler 2014 senesinde bir önceki seneye göre yüzde 6 arttı. EMC’nin büyüme ve büyümeyi sürdürme stratejisinin bir bölümünü teknoloji ve yenilikçiliğinin yanısıra performansında kilit öneme sahip çalışanları ile tanınması oluşturuyor. Avrupa’nın En İyi İş Yeri ödülü 12 Avrupa ülkesindeki EMC çalışanlarının gücü ve kalitesini de tasdikliyor. Bu çalışanlar şirketin her kademesinde, stratejiyi, uygulamayı ve işletmenin değerlerini belirleyen üst düzey yöneticilerden, müşterilerle birebir irtibatta olan çalışanlara kadar her çalışanı içeriyor.
EMC EMEA Bölgesi Başkanı Adrian McDonald ödülle ilgili olarak: “EMC’nin başarısındaki kilit faktör işveren olarak gücümüzü artırmaya ve müşterilerin ihtiyaçlarını, mevcut altyapılarını optimize ederek ve yeni altyapılar oluşturarak karşılamaya odaklı en iyi yetenekleri çekecek ve muhafaza edecek bir iş yeri yaratmaya odaklanmak. BT sektörü de dahil herhangi bir sektörde faaliyet gösteren şirketlerin ‘çalışanların’ şirketi olduğuna ve ürün ve hizmetlerine gösterdiği emeği çalışanlarına göstermemesi durumunda dezavantajlı olacağına inanıyorum. Bizimki gibi yüksek düzeyde rekabetin olduğu, sürekli bir değişimden geçen bir sektörde üstün teknoloji ve yeniliklerin, kötü ve yetersiz bir iş yeri ve üstün olmayan bir iş gücü nedeniyle zarar görebileceğini tahmin edebilirsiniz” dedi. PCI DSS 3.0 sertifikalı sanal POS çözümü İnnova’da
Uzun süredir bankalara ve ödeme kabul eden hizmet sağlayıcı firmalara sanal POS hizmeti sunan PayFlex, yeni güvenlik sertifikasyonu sayesinde ödeme hizmetini buluttan en üst seviye güvenlik ile sunuyor ve var olan sistemlere entegrasyon konusunda daha fazla esneklik sağlıyor.
PCI DSS 3.0 Belgeli Sanal POS
Uluslararası ödeme sistemleri sağlayan şirketler tarafından ortak bir şekilde oluşturulan ve ödeme yöntemlerinin güvenlikleriyle ilgili önemli bir standart olan PCI-DSS’nin 3.0 sürümü, ölçeği ve kullanım alanı farklı birçok ödeme sisteminin güvenli, performanslı ve doğru şekilde çalışmasını teminat altına almayı hedefleyen bir kriter olarak sektörde en geçerli sertifika olarak kabul ediliyor. Gelişmiş 3D Secure, akıllı ödeme işleme, kredi kartı saklama, BİN kontrol ve Tekil İşlem Kontrolu gibi özellikleri ile öne çıkan PayFlex, 15 yıldır sunduğu Sanal POS altyapısı sayesinde kurumları, kendi altyapılarında bir POS sistemi barındırma zorunluluğundan kurtarıyor. Standart geliştirme ara yüzleri kullanılarak, var olan sistemlerle birlikte kısa sürede kullanılmaya başlanabilen, PCI DSS 3.0 sertifikalı PayFlex Sanal POS sayesinde kurumlar, sanal POS hizmetini kullanmaya hemen başlıyor, maksimum güvenli tahsilat süreçlerine düşük maliyetlerle sahip oluyor.
PCI-DSS Nedir?
PCI-DSS (Ödeme kartları Endüstrisi Veri Güvenliği Standardı) bir sertifikasyon sistemi olarak American Express, Discover Financial Services, JCB International MasterCard Worldwide ve Visa Inc. tarafından, kartlı ödeme ekosistemindeki güvenliği en üst düzeye taşımak ve ortak paydayı belirlemek için oluşturulmuş bir standarttır. Kartlı ödeme sistemleri kullanılan tüm ödeme işlemlerinde PCI-DSS uyumluluğu zorunlu haldedir ve en güncel standart PCI-DSS 3.0 olarak belirlenmiştir.
Lenovo Mobil Ürün Grubu’nda Hakan Sökmen dönemi

Tarihte ilk defa insanlar zengin olmuştu…
Oskar Ryszard Lange: “Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor, fakat hiç bir şeyin değerini bilmiyor” diyor. Biz de araştırmacı bilim insanlarının desteğiyle konuyu açımlamaya çalışalım.
İnsanın en büyük açmazlarından biri, şimdiki zamana kıstırılmış olmak gibi görünüyor. Son 20 yılda sonsuz büyüklükteki veri akışına maruz kalmak, o denli görünür değişikliği beraberinde getirdi ki kendine şu sormayan sanırım kalmamıştır çoğu ülkede: “Cep telefonu ve internet yokken biz nasıl haberleşiyorduk?” Bunun dışındaki soruları ise artık kimse sormuyor: “Bunca besin kaynağı, paketleme ve dağıtım olmadan biz nasıl yaşayabiliyorduk?”
Öyle ya, yetecek paran varsa, her yer çilek, her şey çikolata…
1790 yılları civarında, İngiliz ekonomisinde ilk defa üretim verimliliğinde düzenli bir yükseliş eğilimi görüldü. İngiltere’nin Malthus kapanından [Malthus Kapanı: Aç insan sayısının her zaman kendilerini besleyecek kaynaklardan fazla olacağını ileri süren İngiliz iktisatçının adıyla anılan teorik varsayım.] kurtulmasını ve Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkışını mümkün kılan da, verimlilikte meydana gelen bu önemli yükseliş oldu.
Avrupa’nın geri kalanında ve Doğu Asya’da, uzun zamandır nüfus, sabit tarım ekonomilerinin Malthus kapanı tarafından şekillendirilmişti. Üretici güçler, ilk defa İngiltere’de ortaya çıkan yeni üretim teknolojilerini kolayca benimsedi.
Sanayi Devrimi’nin ilk defa, nüfusları çok daha büyük olan Çin ya da Japonya’da gerçekleşmemiş olması kafa karıştırıyor. Clark’ın bulduğu verilere göre, zengin sınıflar olan Japonya’da Samuraylar ve Çin’de Qing Hanedanı, şaşırtıcı biçimde fazla üremiyorlardı ve bu yüzden İngiltere’de üretim odaklı değerleri yayan aşağı doğru sosyal hareketliliği sağlamakta başarısız oldular.
Sanayi Devrimi’nden sonra, en zengin ve en fakir ülkelerin yaşam koşullarında hızla uçurum açılmaya başladı. 1800’de 4’e 1 olan refah eşitsizliği bugün 50’ye 1 oranından daha fazla. Sanayi Devrimi konusu üzerine yeterli bir açıklama getirememeleri gibi, iktisatçılar zengin ve yoksul ülkeler arasındaki ayrıma da iyi bir açıklama getirebilmiş değiller, yoksa önerebilecek daha iyi çözümleri olurdu.
Ronald Wright, İlerlemenin Kısa Tarihi adlı çalışmasında önemli bazı konuları çok anlaşılır cümlelerle yazabilmiştir. Örneğin: “Eski Taş Çağı günümüzde bize öyle uzak geliyor ki, bir karikatürde görüp kıkırdamak dışında onun üstüne pek kafa yormuyoruz. Aslında bu çağın sona erişi günümüze çok yakındır; İsa’nın doğumundan ve Roma İmparatorluğu’ndan beri geçen zamanın sadece altı misli geridedir ve mağarayı (s. 34) terk ettiğimizden bu yana meydana gelen büyük değişiklikler fiziksel değil kültüreldir. Bizim gibi uzun süredir dünya üzerinde olan türler böyle kısa zaman dilimlerinde gözle görülür bir evrim geçirmezler. Bunun anlamı şudur: Kültür ve teknoloji birikiyor, doğuştan gelen zekâ ise aynen olduğu gibi kalıyor.”
Bir kaç yıl önceki yazıda alıntı yaptığım şu cümleleri yinelemek istiyorum; mağara resimlerinin görkemini Rönesans ile karşılaştırdıktan sonra ekler Wright: “… bu sanat ve teknoloji atağı, kimilerinin iddia ettiği gibi, bizim aniden yepyeni bilişsel yetilere sahip yeni bir tür haline dönüştüğümüzü ispatlamaz. Öte yandan bu hepimizin aşina olduğu kültürel bir modelin kanıtıdır: Boş vakit sağlayan yiyecek fazlalığı. Avcılar ve toplayıcılar ihtiyaçlarından fazlasını toplayıp avlıyorlardı, böylece resim yapmak, boncuklar ve tasvirler üretmek, müzik yapmak ve dini ritueller düzenlemek için vakitleri oluyordu.”
Günümüzde biriktirdiklerimizle tanımladığımız “zenginlik” gerçekte, bize sağladığı boş zamanla ölçülebilir olmalı aslında… İlkel Çağlar dediğimiz zamanlarda, boş zaman sağlayan yiyecek fazlalığı, hiç birşeye zaman bırakmayan, biriktirmek için almak ve ihtiyaç için değil kar etmek için sınırsızca üretmek hastalığına dönüşmüş durumda, oysa o zamanlar: “Tarihte ilk defa insanlar zengin olmuştu.”
Ve şimdi her şeyi kaybetme ihtimali hakkında şu cümlelere kulak verelim: California Üniversitesi, Davis kampüsünde bir iktisat tarihçisi olan Gregory Clark’a göre, pek çok yorumcu, fakir ülkelerin fakir kalmasının sebebi olarak, ekonomik ve sosyal kurumların başarısızlığını gösterir, buna karşın çözüme giden yol olacakmış gibi önerilen ve hatta dayatılan kurumsal reform reçeteleri, “hastayı tedavi etmede tekrar tekrar başarısız oldu.”
Clark, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi “ibadet merkezlerini”, anlamadıkları hastalıklara deva olarak kan alınmasını tavsiye eden şaman doktorlara benzetiyor.
Clark’ın tezi şunu ima ediyor: Eğer Sanayi Devrimi’nin sebebi insan davranışlarındaki değişimlerse, o zaman tarım ekonomilerinin kısıtlarına uyum sağlamaya zaman bulamamış nüfuslar aynı üretim verimliliğine ulaşamayacaktır.
Yine de zaman adını taktığımız olgu, sandığımız kadar önemli değil, sonuçta: “Jeolojik açıdan bakıldığında, üç milyon yıl, bir yeryüzü gününün bir dakikasına eşittir.” Bu tür benzetimlerin en derinden yaralayan örneklerinden biri, ara ara sosyal medyada dolaşıma giriyor: 4,6 milyar yaşındaki bu gezegenin yaşını 46 yıl olarak tanımladığında insan, 4 saattir var, Sanayi Devrimi 1 dakika önce başladı ve 36 saniye içinde dünya üzerindeki ormanların yarısı yokedildi…
Yani ve belki de yiyecek fazlası konusundaki bu ani gelişmenin en kötü sonuçlarından biri, Malthus Kapanı’nın her hangi bir anda ve bu kez olanaksızlıklar değil, insan eliyle yeniden kurulması riski olabilir. Boğazda yelken zamanı
Yelkenciliğin bir spor dalı olmasının yanında, birçok kişi için şehir hayatından kaçış olarak görülmesi ve teknede yaşamın bir felsefe olarak kabul edilmeye başlanması fikriyle kurulan AGSC, yelkenciliğin ve denizciliğın yaşanması gereken bir aktivite olduğunu, yoğun denizcilik kavramlarıyla verilen teorik eğitimler yerine tamamı tekne üzerinde gerçekleşen pratiğe dayalı çağdaş eğitim sistemiyle meraklılarına yelken açmayı öğretiyor.
Alınan eğitimler sonrasında oluşan AG Sailing Team yarış ekibi düzenlenen yarışlara Doxoft’un desteğiyle katılıyor. Son olarak BMW Sailing Fest’te IRC 1 sınıfında yarışan AG Sailing Team rakiplerini geride bırakmayı başararak sınıfının birincisi oldu. Yelken meraklılarının ilgiyle ve keyifle takip ettiği BMW Bosphorus Sailing Fest’te beş IRC grubunda toplam 45 tekne yarışırken Yelken Tutkunları klasmanında ise 90 tekne yarıştı. Düzenlenen ödül töreniyle yarışlar sonunda birincilik kazanan takımlara kupaları takdim edildi.
Yelken severleri biraraya getirerek İstanbul’un tanıtımına da katkı sağlamayı etkinlikte bir takımı destekliyor olmaktan duydukları keyfi dile getiren Doxoft Genel Müdürü Alpay Göğüş sözlerine şöyle devam etti; “Sektör dışı etkinliklerde bulunmak bize farklı bir enerji veriyor. Bu yarışta AG Sailing Team’in yanında yer almaktan ve İstanbul’un etkileyici amosferinde keyifli bir yarış izleyebiliyor olmaktan çok mutluyuz. Bu yıl 4.kez düzenlenen BMW Bosphorus Sailing Fest etkinliğinin mimarlarına teşekkür ediyor, Yusuf Erce Demirtaş önderliğinde yarışan AG Sailing Team’i de kazandıkları ödül için tebrik ediyorum.”
AG Sailing Team Tekne Sorumlusu Yusuf Erce Demirtaş da çekişmeli ve keyifli bir yarış gerçekleştirdiklerini belirterek yarışla ilgili şunları söyledi; “Yüksek kondisyon isteyen ve zor bir parkur olan İstanbul Boğazında akıntıya karşı ve düşük rüzgara karşı, kursiyerlerimizden oluşan yelken takımımız ile güzel bir sonuç elde ettik. Doxoft’un desteğiyle önemli yarışlarda yer alıyoruz ve bu destekle bu zamana kadar birçok başarı elde ettik. Yelken sporlarına sağladıkları destek sebebiyle Doxoft Genel Müdürü Alpay Göğüş’e çok teşekkür ederiz” dedi.
Türk teknolojisi dünyaya yayılıyor
Kurulduğu 1998 yılından bugüne sürekli büyüyen ekin Technology; 2000 yılında ekin Tasarım ve ekin Üretim, 2002 yılında ise ekin Bilişim şirketlerinin açılmasıyla güçlü bir teknoloji firması haline gelmiştir. 2014 yılında ise Türkiye’de en çok bilişim ihracatı yapan 500 firma içerisinde altıncı sırada yer alıyor.
Abu Dhabi, Ankara, Bakü, Dubai, Stuttgart, İstanbul, New York ve Ottawa’da merkez ve ofisleri bulunan ekin Technology kısa sürede hem yurt içinde, hem yurt dışında başarılı projeler gerçekleştirmiş ve hizmet sağladığı tüm bölgelerde müşterilerinin yerel çözüm ortağı olmuş bir şirket. Şirket olarak bireylerin güvenliğine ve memnuniyetine önem verdiklerini ifade eden ekin Technology Yönetim Kurulu Başkanı Akif Ekin ile gerçekleştirdiğimiz röportaj bu videoda.
Duqu geri döndü

Xerox toner üretimini yüzde 40 artırıyor
Dünyanın önde gelen teknoloji ve iş süreç yönetimi şirketlerinden Xerox, 2013 yılında inşasına başladığı ABD Batı New York’taki EA toner üretim tesisi büyütme ve kapasite artırma projesini tamamladı. Xerox’un EA toner üretim kapasitesini yüzde 40 artıracak bu yatırımla, yakın gelecekte ortaya çıkabilecek toner tedariği sorunu önlenmiş oldu. ABD’deki toner fabrikasının mevcut büyüklüğünü 5 bin metrekare artırarak 14 bin metrekareye çıkaran projenin Xerox’a maliyeti 35 milyon dolar oldu.
Xerox Sarf Malzemeleri Üretiminden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Richard Schmachtenberg; “Yaptığımız bu yeni yatırımla yüzlerce kişiye yeni iş imkanı sağladık, yeni eklenen 5 bin metrekarelik alanda yaklaşık 26 milyon dolar değerinde yeni toner üretim ekipmanı kullandık. Xerox’un 50 farklı modelinde kullanılan EA toner yatırımımızla, yakın gelecekte ortaya çıkabilecek toner tedariği sorununu da önlemiş olduk” dedi.
Xerox EA Toner 300’den fazla patente sahip
Patenti Xerox’a ait olan ve geliştirilirken 300 yeni patent alınan EA kimyasal toner, dünyada sadece Xerox tarafından üretiliyor. Geleneksel tonerlere göre teknolojisi ve yapısı çok farklı olan Xerox EA toner ile yüzde 40’lara ulaşan oranda daha az toner kullanılarak daha keskin baskı çıktıları alınıyor. Xerox EA Toner, işletmelerin sayfa başı baskı maliyetlerini azaltarak, daha düşük enerji kullanımı ile baskı yapmasını sağlıyor.
Dijital baskı yılda ortalama yüzde 6.2 artıyor
Dünyada dijital baskı makinelerinin kullanımının artması baskı miktarlarını ve sarf malzeme ihtiyacını da artırıyor. Infotrend’in yaptığı global araştırmaya göre 2013 ile 2018 yılları arasında üretime yönelik dijital baskı yıllık yüzde 6.2 miktarında artacak ve 2018 yılında 295 milyar sayfa baskıya ulaşacak.
Xerox’un, EA toner teknolojisini keşfinden sonra 2007 yılında 120 milyon dolarlık bir yatırımla faaliyete geçirdiği A.B.D. Batı New York’taki EA toner üretim tesisi, 5 katlı bir yapı yüksekliğinde, içinde 47 km uzunluğunda boru ve devasa büyüklükte 100 çelik tank barındırıyor. Üretim tanklarındaki ısı, nem ve hava akışını ölçen 11 bin izleme sensörü bulunuyor. ÇMD yöneticileri ile takım liderleri buluştu
İstikrarlı büyümesini hem ekonomik olarak hem de istihdam anlamında sürdüren Türkiye çağrı merkezi sektörü, 3,4 milyar lira pazar değerine ve 80 binin üzerinde istihdama ulaşmış durumda. Ülkemizin dört bir yanında yapılan yatırımla ile yaklaşık 50 ilde en büyük istihdam alanları haline gelen çağrı merkezleri, sektöre özel akademik eğitimlerin ve kariyer fırsatlarının artması ile birlikte genç kuşaklar için kariyer fırsatları sunan uzun dönemli çalışma alanlarından biri haline geliyor.
Çağrı merkezi sektörünün gelişimi, bu alandaki nitelikli istihdamın artırılması ve gelecek kuşak yöneticilerin oluşturulmasına yönelik faaliyetlerini sürdüren Çağrı Merkezleri Derneği Yöneticileri, üye kuruluşlarında görev yapan başarılı ve genç yöneticilere kahvaltı daveti verdi. Takım Liderlerinden çalışan memnuniyetinin artırılması, çalışan sirkülasyonunun minimize edilebilmesi, potansiyel işgücünün sektöre kazandırılabilmesi ve gençlerin bu işi meslek olarak görerek kariyerlerini de bu sektörde planlamaları konusundaki görüşleri ve önerileri alınırken, sektörde başarılı bir kariyer edinebilmek için neler yapılması gerektiği konusunda da ÇMD Yöneticileri tarafından tavsiyelerin paylaşıldığı keyifli bir sohbet gerçekleştirildi.
Çağrı Merkezi sektöründe diğer sektörlere oranla kariyer basamaklarının daha hızlı tırmanabileceğinin önemle vurgulandığı buluşmada, sektördeki yetişmiş iş gücü açığının kapatılmasında Takım Liderliği pozisyonunun önemine dikkat çekildi. Müşteri ilişkilerinden kazanılan deneyimin farklı sektörlerde ve farklı pozisyonlarda nasıl değerlendirilebileceğinin de tartışıldığı etkinlikte, ÇMD’nin bu konularda sektörel bir birlik olarak attığı adımlar da katılımcılar ile paylaşıldı.
Mesleki yeterliliklerin kabul edilmiş olması sektörün gelişimini hızlandıracak
Daveti gerçekleştiren Çağrı Merkezleri Derneğinin Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tarakçı, Dernek olarak hazırladıkları “Çağrı Merkezi Müşteri Temsilcisi” ve “Çağrı Merkezi Takım Lideri ” mesleklerine ilişkin Ulusal Yeterliliklerin, Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından Şubat ayında onaylanarak yürürlüğe girmesinin öneminden ve 18 üniversitede açılan 2 yıllık çağrı merkezi bölümlerinden bahsetti. Tarakçı, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çağrı Merkezi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla büyüyen bir sektör. Günümüzde 80.000 çalışana sahip olan sektörümüzü daha da büyüterek, 2023’de 250.000 çalışana sahip, yalnızca Türkiye’ye değil, bölge ülkelere de hizmet veren bir sektör olmasını hedefliyoruz. Bu hedefimize doğru ilerlerken çağrı merkezlerinde kariyer hedefleyen, geleceğin yöneticileri olacak, sektörümüzün büyümesine ve gelişimine katkı sağlayacak yenilikçi liderlere olan ihtiyaç hızla artıyor. Biz de 46 üyemizle sektörün yüzde 90’ından fazlasını temsil eden bir meslek birliği olarak bu konudaki çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Eğitim seminerleri hazırlanması ve akademik programlara katkı sağlanması gibi çalışmaların yanında, bu yıl “Çağrı Merkezi Müşteri Temsilcisi” ve “Çağrı Merkezi Takım Lideri ” mesleklerine ilişkin hazırladığımız yeterlilikler Merkezi Yeterlilik Kurumu tarafından onaylandı. Bunun herşeyden önce çağrı merkezi işinini meslek olarak görülmesine büyük katkılar sağlayacağını, çalışanların uygun iş, işverenlerin de uygun personel temininde önemli bir kılavuz olacağını düşünüyoruz. Orta ve uzun vadede de sektörümüzün yurtiçinde ve yurtdışında sahip olduğu potansiyeli hayata geçirmesine yardımcı olacağı düşüncesindeyiz.” Dijital devrim veri merkezlerini de dönüştürüyor










