
En sıradışı şirketler belli oldu

İran, uzay programına son verdi
“İran uzay programını sonlandırdı. Evet, İran’ın bir uzay programı vardı…” Jassem Al Salami, Medium.com’daki yazısına böyle başlıyor. Al Salami’nin paylaştığı bilgilere göre İran, 9 Ocak 2015 tarihi itibariyle uzay programına son verdi. İlginç bir şekilde İran basınında gelişmeden söz edilmediğini belirten Al Salami, uzay programına Savunma Bakanlığı’nın da dahil olduğu dört ayrı bakanlık destek verdiğini aktarmış. Yazıdan öne çıkan başlıklar şu şekilde;
1970’lerin başında start alan çalışmalar 2002’de Mohammad Khatami yönetiminde yeni bir forma büründü, Rusya ile ortaklık yürütülerek uydu tasarım ve geliştirilmesine doğru evrildi. İran Uzay Ajansı, 27 Eylül 2010 tarihinde Ahmadinejad başkanlığında güçlendirilerek farklı enstitülerin de katılımıyla roket üretimine geçti.
Program 6 ayrı aracın havalandırılmasını hedeflerken, şimdiye kadar bu rakam 3’te kaldı. İlki Zelzal-3 ve Frog-7 roketleri ile bağlı ayrılabilir kapsül ile dünyaya inen Kavoshgar örnekleri olmuştu. Kavoshgar uzaya solucanlar, maymunlar ve kaplumbağalar yolladı.
Farklı kaynaklardan İran’ın uzay keşfi adına neler yaptığına bakınca yalnızca uzaya maymunları göndermekle kalmadığı, aynı zamanda sağ salim geri getirmeyi başardığı da görülüyor. Ancak Al Salami, başarısız denemelerin sayısının fazlalığına da dikkat çekiyor:
Üç başarılı fırlatmanın ikincisi olan Safir ise Shahab-3 balistik füzenin modifiye edilmiş hali olarak Omid uydusunun çevresine konuşlandırıldı. Son olarak Simorgh ise Kuzey Kore’nin Unha uzay aracının bir kopyası olmayı hedefledi, dört ayrı Scud füzesi ile çıkış yaptı. Tahran’ın ümidi Simorgh’un 16 motorlu bir versiyon ile iki astronotu uzaya fırlatmaktı ancak bu gerçek olmadı.
Al Salami, İran Uzay Programı’nın başarısız denemeler ve yapılan yüklüce masraflar sebebiyle son bulduğunu belirtmiş. Yazara göre ülkenin şimdiki en büyük problemi ise yaşanmakta olduğu beyin göçü ve eldeki nitelikli kişilerin hızla azalması.
2015’in beş bulut teknolojisi trendi
Google, Amazon ve Microsoft gibi isimler arasında devam eden ve genel kullanıcıya hitap eden bulut servisleri savaşları devam ederken, madalyonun diğer tarafında şirketlerin kullandığı bulut çözümleir mevcut. Gerçek değeri tam anlamıyla ortaya çıkmamış olan bulut tabanlı çözümler, büyük markaların yeniliklere, uygulama geliştirmesine ve iş becerilerine açılan yeni bir kapı olarak görülmeye başlandı.
2014, bu alanda oldukça hareketli geçmekle birlikte 2015’te bu teknolojilerden daha fazla söz edeceğiz gibi görünüyor.
ServiceNow CTO’su Allan Leinwand‘ın Techradar.com için kaleme aldığı yazıya göre, geride bıraktığımız yılda bulut platformları şirketlerin farklı ihtiyaçları çevresinde birleşirken; CRM için bulut, insan kaynakları için bulut ve finansal işlemler için bulut gibi örneklerde artış gözlendi.
Konunun gündemde olması araştırma sayısını da artırıyor. Örneğin Morgan Stanley’in 150 CIO arasında yaptığı araştırmaya göre Salesforce.com kullanım oranı bugün yüzde 9 iken, 2015 sonunda yüzde 29’a yükselmesi bekleniyor.
Peki ya 2015 yılı bulut için neler getirecek?
- CRM, insan kaynakları, finans ve BT başlıklarındaki bulut kullanımı tek bir yapı haline gelmeye başlayacak. Son kullanıcılar, hizmetin sağlayacağı entegrasyonun genişlemesini talep edecekk. Hizmet sağlayıcılar ise bu talebe karşılık olarak bulut servis çeşitlerini tek bir çatı altında toplamaya çalışıyor.
- Bulut çözümleri büyümeye devam edecek, finansal ve yenilikçi getirileri sayesinde konuya kuşkulu bakan şirketlerin de geçiş yaptığı görülecek. Pek çok bulut hizmet sağlayıcısı gerekli olan endüstri sertifikaları için adım atacak.
- CIO’lar artık akıllı telefonlar, PC’ler ve diğer donanımlar ile uğraşmak yerine dikkatlerini ve yatırımlarını bulut çözümlerine yoğunlaştıracak, BT departmanlarının bu konuda çalışmasını talep edecek.
- Tek bir veri bankası kayıt sistemi ile BT ekiplerinin daha geleneksel veri depolama tekniklerinden mevcut kayıtların değerlendirilmesi yöntemine geçiş sağlanacak.
- İş dünyasının önde gelenleri fikirlerini daha kolay şekilde uygulamalara çevirebilecek. Aylarca sürecek süreçler, günler ve haftalara indirilerek daha az masraf ve daha az risk söz konusu olacak.
Vestel’in müşteri memnuniyeti yaklaşımı ödül kazandı
Şikayetvar.com internet sitesine başvuran müşterilerin memnuniyet düzeylerinin ölçümlendiği Şikayetendex Raporu’na göre Vestel, 2014’te şikayet yönetimi başarısıyla beş kategoride birinci olarak müşterilerinden en çok teşekkür alan marka ilan edildi.
Şikayetendex 2014 raporuna göre dahil olduğu tüm kategoriler olan bulaşık makinesi, buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon ve beyaz eşya genel kategorisinde bir önceki yıl olduğu gibi en yüksek şikayet yönetimi başarı puanını alan Vestel, iki yıldır liderliğini koruyor.
“Her şikayet firmayı geliştirecek bir armağandır” yaklaşımını benimsediklerini, dolayısıyla şikayetvar.com internet sitesinin sektöre önemli bir katma değer sağladığına inandıklarını söyleyen Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Turan Erdoğan şunları ifade etti:
“Vestel, son iki yıldır birinci geldiği 5 kategori başarısını bir önceki yıla göre yüzde 13 ila 21 arasında değişen oranlarda artırdı. Hem başarı puanımızla hem de bir önceki yıla göre kaydettiğimiz artışla en yakın rakibimizin kat kat üstündeyiz. Beyaz Eşya ve Elektronik sektöründe Vestel markamızın servis seviyesini en üst düzeye getirip koşulsuz müşteri memnuniyeti sağlamak ana hedefimizdir.”
Şikayetendex Raporu 2014’e göre Vestel, beş kategorideki birinciliğinin yanı sıra beyaz eşya kategorisinde en çok “teşekkür” alan marka oldu. Vestel bu kategoride yüzde 83,8’lik memnuniyet sağladı. Aynı kategoride bir önceki yıl da birinci olan Vestel, 2014’te memnuniyet yüzdesini 2013’e göre yüzde 16 artırdı. Vestel, birincilik puanını 2014’te bir önceki yıla göre buzdolabı kategorisinde yüzde 21, elektronik (TV), bulaşık makinesi ve çamaşır makineleri kategorilerinde yüzde 13 yükseltti.
Akıllı otomobillerde hack kabusu
Digital Bond Labs araştırmacısı ve başarılı bir hacker olarak tanınan Corey Thuen, yeni projesi ile birlikte akıllı otomobillerin kontrolünün kolayca ele geçirilebilineceğini kanıtladı. Cihazların üzerine yerleştirilen ve yazılımın çalışmasını sağlayan dongle gibi arayüzlerin kolaylıkla hack’lenebildiğini söyleyen isim, Amerika’nın en büyük sigorta şirketlerinden birinden aldığı Snapshot adlı cihazı kullanmış. Ülkede 2 milyonun üzerinde otomobilde yer alan bu dongle, Thuen tarafından kısa sürede hack’lenmiş.
Forbes’da çıkan habere göre kendi Toyota Tundra model aracı üzerinde şahsi dizüstü bilgisayarı ile çalışan Thuen, kapıların kilitlerini açmayı, aracı çalışır hale getirmeyi ve motordan veri almayı başarırken, amacının kontrol edebilmek değil, böyle bir açığı kanıtlamak olduğunu söylüyor.
Dongle’daki yazılıma giren, tersine mühendislik yöntemiyle açıkları bulan Thuen, arayüzün güvenliksiz ve kolayca ele geçirilebilir olduğunun altını çizmekte. Yazılım güncellemeleri, güvenli boot seçeneyi ya da şifrelemenin söz konusu dahi olmadığını belirten araçtırmacı, kısaca ortada güvenliğe dair hiç bir şey yok diyor.
World Economic Forum: Küresel Riskler 2015‘te paylaşılan raporda ise otomobillere yapılması olası dijital saldırılar dile getirildi. Raporda işin verileri ele geçirerek aracın nerede olduğunu öğrenmekten öte, kontrolü ele geçirerek hayatları tehlikeye atmak ile ilgili olduğunun altı çiziliyor.
CES Asia’da nesnelerin interneti konuşulacak
CEA (Consumer Electronics Association), 2015 Uluslararası CES Asia etkinliğinin kayıtlarının başladığını duyurdu. Çin’in Şangay adlı kentinde 25 – 27 Mayıs tarihleri arasında, Shangai New International Expo Center (SNIEC)’da hayat bulacak olan etkinlik, dünya çapından en yeni ürünler ve teknolojilerin Asya kıtasına merhaba demesine aracı olacak.
Yenilik yaratacak girişimlerden, pek çok büyük dünya markasına kadar birçok şirketin katılacağı CES Asia, Asya pazarının yükselen değer zinciri için de bir tanıtım fırsatına dönüşecek. 20 bin metrekarelik alanda kapılarını açacak olan CES Asia, farklı ürünler ile dikkat çekmeyi planlıyor.
Etkinlikte 3D baskı teknolojileri, robotik düzenekler, sensörler, giyilebilir teknoloji ürünleri ve nesnelerin interneti örnekleri öne çıkacak, büyük trendler ve farklı kategorilerdeki çok sayıda ürün ziyaretçilerle buluşacak.
GGMM ve Thinking Group’un haricinde, Audi, Ford, Garmin, Gibson Brands, Hisense, IBM, Monster ve TomTom gibi dünya markalarına da ev sahipliği yapacak etkinlik için cesasia.com adresini ziyaret etmek mümkün.
TechInside’ın 5. sayısı çıktı
Değerli TechInside Takipçileri ve Ziyaretçileri,
TechInside basılı dergimizin beşinci sayısı ile karşınızdayız. 2015’in bu ilk sayısında size daha iyi içerik ve daha iyi tasarım ile hazırlanan ücretsiz bir dergi sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.
TechInside Basılı Dergi aylık olarak ve her ayın 15’inde yayınlanıyor. Bayilerde satışı olmuyor ve kontrollü bir abonelik ile 3 binden fazla C seviye yöneticiye ve sektör çalışanlarına ücretsiz olarak gönderiyoruz.
Yüzlerce sayfalık, sadece bakıp geçeceğiniz bir içerik yerine, işinize yarayacak, size fazla zaman kaybettirmeden bilgi sahibi olmanızı sağlayacak, size vizyon kazandıracağını düşündüğümüz bir dergi hazırlamaya çalışıyoruz.
Beşinci sayımızın kapak konusunda 2014 yılındaki gelişmeleri değerlendirirken, 2015’e yönelik beklentileri de derledik.
Las Vegas’ta gerçekleştirilen ve dünyanın en büyük tüketici elektroniği etkinliklerinden biri olarak kabul edilen CES Fuarı’na organizatör firma CEA’nın davetlisi olarak gittik. İzlenimlerimizi dergimizde bulabilirsiniz. Ayrıca teknolojinin ses dünyasını nasıl farklılaştırdığını da sayfalarımız arasında görebilirsiniz.
TechInside Basılı Dergi‘mizi ücretsiz olarak indirebilir ve kendiniz okuyabilirsiniz.
Eğer herhangi bir işletmede yönetici, medya veya PR ajansı çalışanı iseniz, bu formu doldurarak dergimize ücretsiz aboneliğinizi başlatabilirsiniz.
Henüz kaydolmadıysanız haftalık e-posta bültenimize de kaydolmanızı tavsiye ediyoruz.
Umarız okurken keyif alır ve faydalanırsınız. Lütfen bizimle görüşlerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.
Kısa sürede bize hızla ivme veren sizlere, desteğiniz ve ilginiz için tekrar teşekkür ediyoruz. Elon Musk, yapay zekayla mücadele için 10 milyon dolar bağışladı
Yüzlerce biliminsanının paylaştığı açık mektup, yapay zeka teknolojisinin gelecekte ne gibi tehlikeler doğurabileceği, bunların şimdiden engellenmesi ve ilk adımların dikkatli atılmasını söylüyordu. Paylaşılan metinden kısa bir süre sonra Elon Musk, özel bir güvenlik projesi için 10 milyon dolar bağışta bulundu.
Yüklü miktardaki bağış, gönüllülük esasına dayanan ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Future of Life Institute‘a yapıldı. FLI’ın ilk önceliği ise yapay zekanın insanlara getireceği faydaların yanında, insan zekası ile yarışabilecek bu teknolojinin olası risklerini tespit etmek.
Musk’ın yaptığı bağış 22 Ocak 2015’ten başlayarak yapay zeka araştırmacıları ile ekonomik, hukuksal ve etik gibi başlıklarda çalışacak diğer isimlere destek sunacak. Teknoloji ve bilim konusundaki esaslı isimlerin endişesi ise, ses tanıma ve onay, görsel tanımlama, otonom araçlar ve akıllı yanıt sistemleri gibi noktalarda büyük paraların harcanması ancak bunların insanlığa gerçek anlamda nasıl yardım edebileceğinin tartışılmaması.
Açık mektuba Stephen Hawking ile birlikte destek olan Elon Musk, işin üstesinden gelebilecek kişilerin yapay zekanın getirileri ve kontrolü gibi konularda çalışmalarda bulunmasını talep etmişti.
Geleceğin otomobillerinde yeni stratejiler
Şöföre ihtiyaç duymadan kendi kendine ilerleyebilen akıllı otomobiller yavaş yavaş gerçeğe dönüşürken, ünlü otomobil üreticileri ise şimdiden farklı çözümler üretmenin peşinde. Bunlardan bir tanesi olan Mercedes, halen konsept aşamasında olan bir akıllı otomobil için alışılagelmedik bir yolculuk yöntemi üzerinde çalışıyor.
CES Fuarı’nda tanıtılan ve Detroit’te gerçekleşen Kuzey Amerika Uluslararası Otomobil Fuarı’nde karşımıza çıkan Mercedes F 015 Luxury in Motion adlı konsept araç, farklı tasarımı sayesinde yolcuların tamamının birbirinin yüzüne bakmasına olanak sağlıyor. Sürücü ve yan koltuğunun arkaya doğru dönebildiği tasarımda otomobilin tüm yolcuları birbirini görebilecek ve aynen tren ve otobüslerde olduğu gibi sohbet edebilecekler. Pek tabii bu esnada akıllı otomobil yolculuğa kendi başına devam edecek.
Altmışlı yılların sonunda ilk olarak Chrysler Imperials tarafından ortaya atılan fikir, böylece uzun yılların ardından gerçeğe dönüşme şansını yakalayacak. Bu ilgi çekici fikrin bir de eksi yönü mevcut. Ön taraftaki yolcular koltukları ile dönüş yaptıklarında aracın ön yüzüne arkalarını dönmüş olacaklar ve bir bakıma tersi istikamete yolculuk yapacaklar. Ters yöne yolculuk yapan çoğu insanda oluşan mide bulantısı gibi sorunların da baş göstermesi ihtimali doğmuş olacak.
Ama asıl endişe konusu farklı. Ön kısımdaki şoför ve yolcu yön değiştirdiklerinde hava yastıklarından uzaklaşmış olacak ve hatta otomobil, yazılım ya da donanım sebebiyle kontrolden çıkarsa, aracı süren kimsenin kontrolü geri alması imkansıza yakın olacak. Bu gibi sebeplerden dolayı benzeri konseptler şimdilik hayata geçemezken, uzmanlar önümüzde yaklaşık bir 10 sene olduğunu dile getiriyorlar.
Onlarınki kokmuyor ya da küçük markaların makus talihi
Öyle ya, zaten hayatımızın her anı, bir sürü reklamı tüketmek, farkında olmadan maruz kalmak, örneğin sinemalarda artık neredeyse filmin uzunluğuna erişen reklamlara mahkum olmak, ürün yerleştirme vs. cinliklere bıyık altından gülümsemek ya da nefret etmek; çoğu zaman aslında bir çok reklamı temsil etmek, elimizde taşımak, üzerimize giymek, evimizde görmek ve sokaklarda göstermek durumundayız… Bundan da kaçışımız yok, ona da tamam…
Malumu ilam
Akıllı telefon demek serbest, tablet demek de, arama motoru, sosyal medya, arkadaşlık sitesi, iş ağı ya da mikro blog denebilir, sıkıntı yok…
100 kişiye sorsaydık çoğunluğun aklına gelecek ilk marka nedir? Boşlukları zihnimizden dolduralım.
Akıllı Telefon: ……………
Tablet: ………………
Arama Motoru: ………………….
Mikro Blog: ………………
Arkadaşlık Sitesi: …………….
İş Ağı: …………..
Boşluklara yazacağımız şeyler her neyse birer marka değil midir? Diğer her marka kadar marka onlar da… Yani ilgili ürünlerin “haber değeri” onların marka olma durumlarından daha aşkın bir fark yaratarak, bambaşka bir noktaya getiriyor konuyu.
Geldik bir çıkmaza
Ben tabii ki olmasın demiyorum, ama: Bir haber programın ya da filmin, arkadaşlık sitesi sayfası olması ve bunun alenen yayın esnasındaki teşhiri “marka söyleyemezsin” meselesini saçmalaştırmıyor mu?
Piyasa dediğimiz “şey” de, bir şeyi sorun olarak görmek ya da görmemekle ilgili tercihlerin toplamından oluşan bir sahne elbette…
Yasa koyucunun ve yürütmenin yanısıra “piyasa büyüklerinin”, yapılması imkansız talepler yığını üreterek herkesi şaşkına çevirmesinin de bir takım sınırları olmamalı mı?
Bir Kaos Örneği: Şirketlere Web Sitesi Zorunluluğu Hadisesi
Son cümleden olarak, geride kalan yıllarda yaşanan benzer, yasama ve yürütme kararları bağlamında, piyasada oluşan verimsiz kargaşalardan kritik bir örneği anımsamak yararlı olabilir.
Bir ara ortalık kaynıyordu. Herkese mailler geliyordu sabah akşam durmaksızın: Web sitesi yapmazsanız hapse gireceksiniz türünden… Bu yaklaşık 6-7 yıl sürdü.
Sonuç hakkında anlamlı ve yaygın bir değerlendirme gören, duyan, okuyan var mı?
Bu felaket tellalı maillerle kaç kişi web sitesi yaptırdı? Sonra ne oldu? Şimdi o siteler nerde? Bizi kurtaracağını söyleyen web firmaları nerde? O kadar arbede neyi çözdü? Bu soruları kim soracak? Daha da önemlisi kimler yanıtlayacak? Ve asıl konu aslında ne olacak?
Bu konu ne zaman açıklığa kavuşur fikri olan var mı gerçekte?
Konumuza dönüyoruz
Müfreze- Platoon (1986) tarihli Oliver Stone filminin afişinde belirtildiği gibi: Savaşın ilk zayiatı masumiyettir.
Teknoloji konusunda iş yapmaya çalışan Startup ve KOBİ’ler, -bu cümleyi, hayatta kalmaya çalışan küçük şirket ve girişimler olarak da okuyabilirsiniz- böylece herşeyin aslında reklama dönüştüğü bu yerde, elleri böğürlerinde ve boğazlarını sıkmaya devam eden bir takım yazılı ve yazısız kurallar gereği, kendilerini anlatmalarının olanaksız olması nedeniyle, susmak zorundalar. Anlatabildim mi? Reklama girer yoksa…
Reklama girer
İşte bunu hiç bilmiyoruz, bazen uluslararası medyada bile, bir takım yeni girişimler/markalar büyülü bir şekilde öne çıkarılabiliyor. Ama birilerinin süzgecinden geçmek, bir takım filtrelere tabii olmak da gerekli olmalı herhalde.
Masum garaj hikayeleri, öğrenci yurtları ve kantinlerinden uluslararası piyasanın belirleyici aktörlerine dönüşen masalsı kişilikler: “Mark’ta o tişörtten bir sürü var, korkmayın, kokmuyor”
Facebook ile ilgili bir BBC ortak yapımı belgeselde, üst düzey bir kadın yönetici böyle diyordu kameralara gülerek.
Fizik gibi, biyoloji gibi bi’şey bu demek ki?
Ticari hayatta da büyümek, içinde herşeyi ve herkesi barındırdığında büyük çaplı bir çekim gücü oluşuyor, sonsuz evrendeki bir toz bulutunda asılı minik mavi çekirdek üzerinde yaşayan karbon bileşikleri arasındaki bu manasız savaşlar insan öğütmeye devam ediyor.
“Larry Ellison her ay bir şirket alıyordu, 2008 krizinde her ay 2 şirket aldı.” Bu cümlede reklam olan ve olmayanın ne olduğuna kim karar verecek?
Büyük markalar, küçük markaları sanki konakçı parazitler gibi hissettiriyor, ama varlık nedenleri olduğunu da bildiklerinden ara ara verdikleri ayarlar dışında iyi geçinmeye çalışıyorlar.
“Kraldan çok kralcılık” bu mudur? Budur!
Bir arkadaşım gelişmekte olan markaları ile ilgili Vikipedi’ye içerik girmek istedi ve bana sordu. İlk vikipedi yazarlarından sayılabileceğim için ilgimi biliyordu. Bu deneyi siz de yapabilirsiniz: Herhangi bir büyük şirket adı boşluk vikipedi yazıp aratın. Çıkan ayrıntılı bilgi sizi oldukça şaşırtabilir. Arkadaşım bunu görmüş ve şirketinin gayet güzel logosu, yeterli düzey başarıları ve anlamlı metinlerle bana geldi. İçeriği kurallarına tam olarak uyarak yaptık ve gerçekten çok güzel oldu…
Sadece bir kaç saniyeliğine ama…
Muhtemel Türkçe viki içeriğinde silinmesi çoktan gereken binlerce saçma içerik olduğuna eminim, yaptıklarımızın çalışkan ve muktedir bir editör tarafından tamamen silinmesi sadece bir kaç saniye sürdü…
Yani piyasa ve içinde barındırdığı saçmalıklar her yere sirayet etmiş durumda.
Küçük ayrıntılar büyük ayrımcılık
Burada herhangi bir şeye karşı olmak ya da destek olmaktan sözetmiyorum, o mevzular sorunu daha da karmaşıklaştırarak tamamen anlaşılmaz hale getirecek herşeyi, sadece sürecin gelişimi bağlamında oluşan tuhaf ve ölçüsüz ayrımcılığın görünür olmasını istiyorum, hiç olmazsa kendimizi kandırmaktan vazgeçebiliriz belki böylece, yavaş yavaş da olsa…
Şeytanın gizlendiği ayrıntılar, bazen sıradanlık kisvesi altında herşeyi belirlemeye başlamıyor mu?
Kurumsal ürünlerde Casper teknolojisi
Casper ülkemizdeki en köklü yerli teknoloji şirketlerinden bir tanesi. Bireysel alandaki ürünlerini 24 yıldır tüketiciyle buluşturan markanın kurumsal alandaki çözümleri hakkında Casper Kurumsal Satış Grup Müdürü Enes Koçak ile sohbet ettik.
Synology, KOBİ’lere enerji tasarrufu sağlıyor
Büyük ölçekli şirketlerden kamuya, KOBİ’lerden bireysel kullanıcılara kadar geniş bir yelpazeye çözümlerini ulaştıran Synology, pazara sunduğu yeni DiskStation DS2015xs ve DS3615xs ürünleri ile maliyet tasarrufu ve verimlilik sunmaya devam ediyor.
Kurumları, kullanıma sunulan DiskStation DS2015xs ve DS3615xs ürünleri ile verimli kıldıklarını ifade eden Synology Türkiye Ürün Müdürü Volkan Yiğit, “Günümüzde verimli ve kolay veri yönetimi, kurumların ve bireylerin en büyük önceliği. Doğru verilerin doğru zamanda konumlandırılması ve uygun alanlarda kullanımı, yüksek katma değerlerin elde edilmesini mümkün kılıyor. Yeni ürünlerimiz sayesinde bu katma değerlere katkıda bulunmaya devam ediyoruz. Yüksek performanslı, verimli ve ihtiyaçlara göre şekillenebilen ürünlerimiz ile kullanıcılarımızı geleceğe taşıyoruz” dedi.
Yeni ürünlerden DiskStation DS2015xs, Cortex A15 dört çekirdekli işlemci ve 8 GB’a kadar genişletilebilir bir RAM modülü ile kullanıma sunuluyor. Ürün 8 yuvaya ve Dual 10GbE SFP+ LAN portlarına sahip. İstenildiğinde DX1215 genişletme ürünü ile yuva sayısı 20’ye kadar çıkabiliyor. Özellikle KOBİ’ler için standart bir kullanımın üzerinde maliyet avantajı sağlayan DS2015xs ile yüksek performanslara ulaşmak mümkün. DiskStation DS3615xs ise 3,4 GHz çift çekirdekli x64 işlemcisi ile yüksek performansı mümkün kılıyor. Ürün, 32 GB’a kadar genişletilebilir RAM modülünü üzerinde barındırıyor. DS3615xs, 3,0 12 yuvaya sahip bu ürün, dört adet Gigabit LAN portları sayesinde, yüksek hızlı veri aktarımında ultra yüksek performans dönemini de başlatmış bulunuyor.
Yüzde 90’a varan enerji tasarrufu
Kullanıcı ve enerji dostu NAS ürünleri ile veri depolama alanında yüzde 90’a varan enerji tasarrufu sağladıklarını belirten Yiğit, “Ürünlerimizin en temel özellikleri; kolay kullanılması, yüksek performansa sahip olması, sınırsız paylaşımı mümkün kılması, verimli olması ve güvenirlik. Mevcut BT altyapılarına kolay bir şekilde entegre edilebilen ürünlerimiz, verilerin tek bir noktadan kolayca yönetilebilmesine imkan sağlıyor. Verimli ve kullanışlı bir deneyim sunan ürünlerimiz, sahip olma maliyeti, enerji tasarrufu sağlaması gibi avantajlar ile birlikte sezgisel ve kullanıcı dostu arayüze sahip. Aynı zamanda ürünlerimiz en iyi fiyat/performans dengesini sunuyor. Synology olarak, kurumlara sürdürülebilir, uçtan uca çözümler sunmaya devam edeceğiz” dedi.
İş Bankası dijital dönüşüm yolculuğuna çıkıyor
Türkiye İş Bankası, 2024 100. yıl vizyonu doğrultusunda dijital dönüşüm yolculuğuna devam ediyor. Bu kapsamda 2014 yılında dünyada da ilk olan uygulamaları müşterilerine sunan İş Bankası, 2015’te de dijital dönüşümde yeni ürün ve hizmetlere imza atacak.
İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Aran, alternatif dağıtım kanallarına ilişkin bankanın stratejilerini paylaştığı toplantıda, İşCep’te Touch ID, XBox uygulaması İşBox gibi teknolojik yeniliklerinin yanı sıra 2015 ve gelecekteki hedeflerini aktardı.
Alternatif dağıtım kanalları yolculuğuna 1982 yılında Bankamatik ile başlayan, 1997 yılında internet bankacılığıyla devam eden İş Bankası’nda şube dışı kanallardan 2014 yılında 2,2 milyar adet işlem gerçekleştirildiğini kaydeden Aran, mobil bankacılık aktif müşteri sayısında son 3 yılda 7 kat artışla 2014 yılsonu itibarıyla 1,5 milyon aktif İşCep müşteri sayısına, mobil bankacılık işlemlerinde ise 12 kat artışla 521 milyon işleme ulaşıldığını belirtti.
Türkiye bankacılık sektöründe mobil bankacılıktan geçen her 2 yatırım işleminden 1’i, her 3 fatura işleminden 1’i ve her 4 finansal işlemden 1’inin İşCep’ten yapıldığını anlatan Aran, İş Bankası’nın alternatif dağıtım kanalları alanında yaptığı teknolojik atılımlara her geçen gün bir yenisini ekleyerek Türkiye’de mobil bankacılığın lideri konumunu korumaya devam ettiğini aktardı. 17 Eylül’de tanıtılan İşCep Touch-ID uygulamasının şu ana kadar 75 bin İş Bankası müşterisi tarafından kullanıldığını söyleyen Aran, aynı zamanda “Xbox One”da yer alan dünyadaki ilk banka olduklarını vurguladı.
Teknolojiye 200 milyon dolarlık yatırım
Dijital bankacılıktaki üstünlüğü yurt dışı şubelerinde de kullanmaya özen gösterdiklerini, özellikle 2015 yılında teknoloji alanında geliştirdikleri ürünleri ABD başta olmak üzere yurt dışına pazarlayacak ve oralarda da satışı gerçekleştirebilecek noktaya geldiklerini vurgulayan Aran, Silikon Vadisi ile Türkiye arasındaki bağlantıyı sağlayacak ve onun üzerinden diğer ülkelere göre önde oldukları alanlardaki ürünleri İş Bankası olarak yazılım şirketleri aracılığıyla pazarlayabileceklerini söyledi.
Teknolojiye yaptıkları yatırımın yıllık 100 milyon doların üstüne çıktığını kaydeden Aran, net ihracat geliri elde ettikleri alanlar arasına finans teknolojilerini yerleştirebileceklerini belirtti.
2015’e yön verecek 8 trend
Autodesk’e göre bu yıl, farklı malzeme ve teknolojilerle “canlanan” binaları, dijital şehirleri ve hatta uzayda üretimi konuşacağız. 3D yazıcılar ve baskı, büyük veri, artırılmış gerçeklik gibi son dönemde hayatımızı değiştirmeye başlayan önemli teknolojik kavramlar bu yıl daha da yoğun olarak hayatımızda yer alacak.
2015 trendlerini sekiz başlıkta toplayan Autodesk’in belirlediği kavramlar şu şekilde sıralanıyor;
Kitlesel kişileştirme
3D yazıcıdan kişiselleştirilmiş kulaklık üreten ABD merkezli start-up Normal, bu yolla müşterilerinin kulaklarına ideal şekilde oturan kulaklıkları sunuyor. Normal CEO’su Nikki Kaufman’ın tanımıyla “vücudunuza özel olarak üretilen” bu kulaklıklar, kişiselleştirilmiş ürünlerin gelebileceği en son noktaya bir örnek. Son yıllarda pek çok şirket müşterilerine, ürünlerini önceden tanımlanmış seçenekler üzerinden kendi zevk ve tercihlerine göre kişiselleştirme imkanı sunuyor. Autodesk, bundan sonra tüketicilerin kendi ihtiyaç, tercih ve vücutlarına özel olarak tasarlanmış ‘tek’ ürünleri daha çok tercih ve talep edeceklerini öngörüyor.
Dijital şehirler
Bugünün binaları, altyapı çalışmaları ve şehirlerinin tasarım ve inşaat süreçleri için, artık eskiden kullanılan ölçekli ahşap maketlerin kullanılması yeterli olmuyor. Ne de olsa ölçekli maketler, ne kadar düzgün yapılırsa yapılsın, bir
şehir bağlamında inşa edilecek bir binanın nasıl bir etki yaratacağını anlama konusunda bilgi sağlamıyor. Bugünün mimar, mühendis ve şehir planlamacıları; lazer tarama sistemleri, sensörler ve bulut tabanlı yazılımlar gibi yeni teknolojilerden yararlanarak şehirlerin 3D modellerini oluşturuyor ve sanal olarak şehri her açıdan gözlemleyebiliyor. Tek tuşla analiz edip değişiklik yapma kolaylığı sunan bu teknoloji Los Angeles, Chicago, Singapur, Tokyo ve Boston gibi büyük şehirlerde kullanılmaya başladı. Bu “dijital şehirlerin” 3D modelleri, şehirdeki binaların şekli ve lokasyonu gibi bilgilerin yanı sıra, şehrin canlı bir tablosunu da çıkarıyor. Kaldırımlardan şehirde enerji kullanımına, karbon ayak izinden su dağıtımına, ulaşımdan bulaşıcı hastalıkların yayılma hareketine kadar çeşitli “şehir bilgileri” dijital ortamdan takip edilebiliyor.
Robotlarla ilişkimiz boyut değiştirecek
Gelecekte insanlar ve robotlar daha fazla etkileşime girecek, birbirinden daha fazla yararlanacak. Şimdilik günümüz robotları veriyi toplama ve makine öğrenme tekniklerinden yararlanarak bunlardan bir anlam çıkarma, kendileri ve insanlar için işleme ve uygun analitik bilgiye dönüştürme gücüyle sınırlı. Öngörülebilir gelecekte robotların, insanlardan ilham ve kılavuzluk almadan çalışması da beklenmiyor. Ne de olsa bir algoritma ne kadar tasarımcı olabilirse, bir robot da o kadar zanaatkar sayılabilir.
Tasarımlar büyüyecek
Lightning Motorcycles adlı şirket, yeni elektrikli motosiklet modeli için arka tekerleği gövdeye bağlayan oynar kolda yeni nesil bir tasarım gerçekleştirmek için Autodesk’in bir yaklaşımını kullandı. “Project Dreamcatcher” adlı bilgisayar destekli (CAD) sistem ile otomatik olarak belirli tasarım kriterlerine uygun yüzlerce hatta binlerce tasarım geliştiren şirket, bu çözümle en etkili tasarıma ulaşmayı başardı. Project Dreamcatcher yazılımı gibi teknolojiler, yeni bir tasarım döneminin de işaretçisi. Autodesk’e göre önümüzdeki dönemde tamamen organik ya da oldukça matematiksel görünen komplike formlara aşinalığımız artacak.
Uzayda üretim başlayacak
Made in Space adlı şirket tek bir konuya odaklanıyor: Uzayda üretim. 3D baskı teknolojisi testlerinde 30 bin saati geçkin çalışma gerçekleştiren Made in Space; bilgi birikimini, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda kullanılabilecek ilk 3D yazıcıları tasarlayıp üretmek için kullanıyor. Bu tek örnek bile 2015 yılına uzayda üretimin damga vuracağının bir göstergesi. Gelecek yıllarda uzay ortamında üretilen uzay sistemleri çok daha yaygınlaşacak. Böylece mühendisler tasarımlarını gerçekleştirirken, uzay aracı fırlatma maliyetinden doğan baskılarla kısıtlanmadan rahatça çalışabilecek.
Yaşayan binalar
Bugüne kadar cansız malzemelerle inşa edilen binalar, yeni malzeme ve teknolojiler sayesinde “canlanmaya” başlıyor, “yaşayan binalar” kavramı hayat bulmaya başlıyor. Örneğin tasarım ve araştırma stüdyosu The Living’in kurucu ortağı
David Benjamin, İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi bitki biyologlarıyla işbirliği yaparak bakterilerden yeni kompozit malzemeler üretmeye çalışıyor. Bu süreçte, plastik üretimi için ham madde olarak geri dönüştürülemeyen petrol yerine yenilenebilir şeker kullanılıyor. The Living, 2014 yılında Modern Sanat Müzesi ve Moma PS1’in Genç Mimarlar Programı yarışmasına da, Hy-Fi ismi verilen “yaşayan” bir enstalasyon ile katıldı. İnovatif malzemeler şirketi Ecovative ile birlikte geliştirilen enstalasyon, mısır sapı ve mantar gibi tamamen doğada çözülebilen malzemelerden üretilen 10 bin tuğla ile inşa edildi. 13 metrelik bu kule eser yaz sonunda demonte edilerek, tuğlaları yeniden toprağa dönüştürüldü. 2015 yılı bu gibi çalışmaların arttığını gördüğümüz bir yıl olacak.
Artırılmış gerçeklik tasarımla buluşuyor
Oculus Rift gibi yeni sanal cihazlar ve artırılmış gerçeklik uygulamalarının daha fazla görünür olması için, yeni nesil uzamsal tasarımcıların da artması gerekiyor. Autodesk fütüristlerine göre halihazırda kullanılan dokunmatik ekran teknolojisi, sanal ve artırılmış gerçeklik platformları ile yaratılan uzamsal boyutlardan faydalanarak “Sanal Gerçeklik Tasarımı”nın önünü açacak. Bu tür uygulama geliştirme takımlarına katılacak mimarlık öğrencilerini, oyun tasarımcılarını ve çoklu boyut uzmanlarını parlak bir gelecek bekliyor.
3D veri patlaması yaşanacak
Autodesk, 123D Catch uygulaması veya Structure sensörü gibi uygulamalar ile mobil cihazlarda 3D modellemenin kolaylaşması sayesinde herkesin etrafındaki üç boyutlu dünyayı sanal olarak görüntüleyebileceğini öngörüyor. WebGL teknolojisi ve 3D baskının daha yaygın olarak kullanılmaya başlamasıyla birlikte, 2015 yılında 3 boyutlu veri miktarında ciddi bir patlama yaşanabilir. Kullanıcı talebine cevap veren sosyal platformlar, 3 boyutlu verinin doğrudan paylaşılmasını mümkün kılacak ve işbirliğine dayalı, 3D deneyim sunacak.
şehir bağlamında inşa edilecek bir binanın nasıl bir etki yaratacağını anlama konusunda bilgi sağlamıyor. Bugünün mimar, mühendis ve şehir planlamacıları; lazer tarama sistemleri, sensörler ve bulut tabanlı yazılımlar gibi yeni teknolojilerden yararlanarak şehirlerin 3D modellerini oluşturuyor ve sanal olarak şehri her açıdan gözlemleyebiliyor. Tek tuşla analiz edip değişiklik yapma kolaylığı sunan bu teknoloji Los Angeles, Chicago, Singapur, Tokyo ve Boston gibi büyük şehirlerde kullanılmaya başladı. Bu “dijital şehirlerin” 3D modelleri, şehirdeki binaların şekli ve lokasyonu gibi bilgilerin yanı sıra, şehrin canlı bir tablosunu da çıkarıyor. Kaldırımlardan şehirde enerji kullanımına, karbon ayak izinden su dağıtımına, ulaşımdan bulaşıcı hastalıkların yayılma hareketine kadar çeşitli “şehir bilgileri” dijital ortamdan takip edilebiliyor.
Robotlarla ilişkimiz boyut değiştirecek
Gelecekte insanlar ve robotlar daha fazla etkileşime girecek, birbirinden daha fazla yararlanacak. Şimdilik günümüz robotları veriyi toplama ve makine öğrenme tekniklerinden yararlanarak bunlardan bir anlam çıkarma, kendileri ve insanlar için işleme ve uygun analitik bilgiye dönüştürme gücüyle sınırlı. Öngörülebilir gelecekte robotların, insanlardan ilham ve kılavuzluk almadan çalışması da beklenmiyor. Ne de olsa bir algoritma ne kadar tasarımcı olabilirse, bir robot da o kadar zanaatkar sayılabilir.
Tasarımlar büyüyecek
Lightning Motorcycles adlı şirket, yeni elektrikli motosiklet modeli için arka tekerleği gövdeye bağlayan oynar kolda yeni nesil bir tasarım gerçekleştirmek için Autodesk’in bir yaklaşımını kullandı. “Project Dreamcatcher” adlı bilgisayar destekli (CAD) sistem ile otomatik olarak belirli tasarım kriterlerine uygun yüzlerce hatta binlerce tasarım geliştiren şirket, bu çözümle en etkili tasarıma ulaşmayı başardı. Project Dreamcatcher yazılımı gibi teknolojiler, yeni bir tasarım döneminin de işaretçisi. Autodesk’e göre önümüzdeki dönemde tamamen organik ya da oldukça matematiksel görünen komplike formlara aşinalığımız artacak.
Uzayda üretim başlayacak
Made in Space adlı şirket tek bir konuya odaklanıyor: Uzayda üretim. 3D baskı teknolojisi testlerinde 30 bin saati geçkin çalışma gerçekleştiren Made in Space; bilgi birikimini, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda kullanılabilecek ilk 3D yazıcıları tasarlayıp üretmek için kullanıyor. Bu tek örnek bile 2015 yılına uzayda üretimin damga vuracağının bir göstergesi. Gelecek yıllarda uzay ortamında üretilen uzay sistemleri çok daha yaygınlaşacak. Böylece mühendisler tasarımlarını gerçekleştirirken, uzay aracı fırlatma maliyetinden doğan baskılarla kısıtlanmadan rahatça çalışabilecek.
Yaşayan binalar
Bugüne kadar cansız malzemelerle inşa edilen binalar, yeni malzeme ve teknolojiler sayesinde “canlanmaya” başlıyor, “yaşayan binalar” kavramı hayat bulmaya başlıyor. Örneğin tasarım ve araştırma stüdyosu The Living’in kurucu ortağı
David Benjamin, İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi bitki biyologlarıyla işbirliği yaparak bakterilerden yeni kompozit malzemeler üretmeye çalışıyor. Bu süreçte, plastik üretimi için ham madde olarak geri dönüştürülemeyen petrol yerine yenilenebilir şeker kullanılıyor. The Living, 2014 yılında Modern Sanat Müzesi ve Moma PS1’in Genç Mimarlar Programı yarışmasına da, Hy-Fi ismi verilen “yaşayan” bir enstalasyon ile katıldı. İnovatif malzemeler şirketi Ecovative ile birlikte geliştirilen enstalasyon, mısır sapı ve mantar gibi tamamen doğada çözülebilen malzemelerden üretilen 10 bin tuğla ile inşa edildi. 13 metrelik bu kule eser yaz sonunda demonte edilerek, tuğlaları yeniden toprağa dönüştürüldü. 2015 yılı bu gibi çalışmaların arttığını gördüğümüz bir yıl olacak.
Artırılmış gerçeklik tasarımla buluşuyor
Oculus Rift gibi yeni sanal cihazlar ve artırılmış gerçeklik uygulamalarının daha fazla görünür olması için, yeni nesil uzamsal tasarımcıların da artması gerekiyor. Autodesk fütüristlerine göre halihazırda kullanılan dokunmatik ekran teknolojisi, sanal ve artırılmış gerçeklik platformları ile yaratılan uzamsal boyutlardan faydalanarak “Sanal Gerçeklik Tasarımı”nın önünü açacak. Bu tür uygulama geliştirme takımlarına katılacak mimarlık öğrencilerini, oyun tasarımcılarını ve çoklu boyut uzmanlarını parlak bir gelecek bekliyor.
3D veri patlaması yaşanacak
Autodesk, 123D Catch uygulaması veya Structure sensörü gibi uygulamalar ile mobil cihazlarda 3D modellemenin kolaylaşması sayesinde herkesin etrafındaki üç boyutlu dünyayı sanal olarak görüntüleyebileceğini öngörüyor. WebGL teknolojisi ve 3D baskının daha yaygın olarak kullanılmaya başlamasıyla birlikte, 2015 yılında 3 boyutlu veri miktarında ciddi bir patlama yaşanabilir. Kullanıcı talebine cevap veren sosyal platformlar, 3 boyutlu verinin doğrudan paylaşılmasını mümkün kılacak ve işbirliğine dayalı, 3D deneyim sunacak. 2015 sağlık teknolojilerine neler getirecek?
Bellevue, Wash merkezli sağlık IT şirketi Edifecs’in strateji danışmanı Jay Sultan, sektöre dair ilginç öngörülerde bulundu. Sultan’a göre öncelikle analiz için kullanılan veriler gerçek anlamda hem operasyonel hem de klinik kullanım için daha aktif olacak. Bu yıl ayrıca alışılagelmiş organizasyonel sorunlar arkada bırakılarak, verilerin nasıl kullanılacağına odaklanılacak. Yüksek risk taşıyan hastalar daha rahat tespit edilecek, bu süreçte proaktif bir anlayış hakim olacak.
Sultan’ın diğer öngörülerinden bazıları ise şu şekilde;
ICD-10 adlı kategoriler sistemi her türlü aksaklığa rağmen 1 Ekim 2015 tarihinde hayata geçecek. Zira masrafları karşılayan isimler ve protokolün aktif hale gelmesini sağlayacak CMS için milyar dolarlar harcandı.
Kredi kuruluşu ACA ile olan destek karmaşası devam edecek. Milyarlarca dolarlık birikime rağmen milyonlarca fakir Amerikalı sağlık hizmetlerinden yeterince faydalanamayacak. Bu arada yatırımcılar ağırlıklı olarak uzun süreli yatırımlara bel bağlayacak.
Giyilebilir teknoloji ürünleri ve teletıp küçük bir adımla da olsa yola gerçek anlamıyla koyulacak. Geniş kapsamlı hasta profili daha çok hastane tarafından kabul görecek, yine de kişiye özel sağlık çözümlerine ulaşılamayacak.
Geliştiriciler nesnelerin internetine hazır olmalı
Embarcadero Technologies’in gerçekleştirdiği bir araştırma nesnelerin internetinin (Internet of Things – IOT) yepyeni bir fırsat olarak görüldüğünü ortaya çıkarttı. Embarcadero Technologies’den John Thomas, geliştiriciler son kullanıcı ile olan bağları için uygulamalarındaki alışkanlıkları değiştirmeli diyor. Thomas’a göre “iş artık sadece 4 inç’lik telefonlar ile sınırlı değil. Gerçek çözümler üretebilmek için birden fazla platform gerekiyor”.
Araştırma, nesnelerin internetinde kullanılan cihazların yüzde 56’sının fiziksel klavye ve tuşlar gibi arayüzlere sahip olduğunu, yüzde 97’sinin sensörler ve GPS gibi standart dışı içeriklere uygun olduğu, yüzde 37’lik kesimin ise sanal gerçeklik ve dokunsal sanal gerçeklik gibi sıradışı başlıklara uyum göstereceğini ortaya koyuyor. Thomas’a göre geliştiriciler çok sayıdaki cihaz için birden fazla ve farklı çözüm üretmeyi öğrenmek zorunda.
Raporun detayları, nesnelerin interneti örneğinin cihazların sadece tek başına önem arz etmediğini, iş dünyasının da bu konuda önemli bir yer edineceğini gösteriyor. Veriler 2015’te IoT çözümleri üretecek geliştiricilerin oranının pazarın yüzde 77’sini oluşturacağını, aynı zamanda neredeyse yarısının da iş dünyası için farklı içerikler ortaya koyacağını paylaşıyor.
Son olarak paylaşılan bilgilere göre, IoT cihazlarının yüzde 71’i, başka cihazlar ve sunucular arasında veri paylaşımı yapacak, yüzde 72’si çoklu teknolojiler ile iltişim içinde olacak ve yüzde 49’u da bulut teknolojilerinin yanında Android ve Windows gibi sitemler ile uyumlu iş yürütecek.
Markaların müşteriyi ikna etmek için 20 saniyesi var
Ehrenberg-Bass Pazarlama Bilimleri Enstitüsü’nün yaptığı bir araştırma ve sunduğu “Shopping Takes Only Seconds…In-Store and Online” raporu marka sahipleri ve reklamcılar için önemli veriler içeriyor. Çok sayıdaki üretici, müşterisinin markalarına olan sadakatine inanırken, araştırma ise tam tersini söylüyor.
Rapora göre,
– Sıradan bir müşteri mağaza içi alışverişlerinde herhangi bir markanın ürününü almak için 13 saniye harcıyor. Veriler çok sayıdaki müşteri alışkanlıkları araştırmasından alınmış.
– Online satın alımlarda durum değişmiyor, müşteri sadece 19 saniyede ürünü seçerek alışverişini tamamlıyor; hatta bazıları 10 saniyede işini bitiriyor.
Kısacası zaten hayatı oldukça yoğun ve karmaşık olan müşteri kesimi, marka seçimi için fazladan zaman ayırmak istemiyor ve belli alışkanlıklarını takip ediyor. Ehrenberg-Bass’ın “zihinsel uygunluk” dediği anlayışa göre aynı markayı tercih eden kişiler belli kıstaslara dikkat ediyor ve alışkanlık ediniyor. Bir başka deyişle alıcı, ürünü satın alırken markayı ve içeriği hatırlatacak öğelere bakıyor. Bunlar arasında sloganlar ve ikonlar yer alıyor.
Daniel Kahneman’ın “Thinking, Fast and Slow” adlı kitabında, insanın aynı etkideki iki ayrı karar mekanizmasından, hızlı ve yavaş düşünmeden bahsediliyor.
Hızlı düşünmede ekstra zaman harcanmıyor, alışkanlıklar ön plana çıkabiliyor. Sıradan ürünler için karar mekanizması acele ediyor. Yavaş düşünmede ise zihinsel aktiviteyi zorlayacak, daha çok başlığı gözönüne getirecek, dolayısıyla daha çok vakit ayırılacak tercihler gerçekleştiriliyor. Müşterilerin çoğu ise hızlı düşünüyor.
Hızlı düşünme gerçekleştiren müşterileri kendisine çekmek isteyen markaların;
– Rakiplere göre daha avantajlı ve hafızaya hitap eden öneriler (dikkat çekici şeyler) kullanması,
– Stratejilerinde ve kullandığı uygulama metodlarında hafızaya hitap etmenin yollarını arayın. Bunlara sıkıca tutunun.
– Reklam kampanyalarınızın yoğunluğunu arttırarak hatırlanabilir olun.
– Medya üzerindeki etkinliğinize devam edin, markanızı öne çıkartın. Zira bazı ürünler her daim satın alınıyor.









