Microsoft’un yeni patenti pil yönetiminde çığır açacak!

Microsoft, Windows cihazlarının pil ömrünü iyileştirmek için güncellemeler yayınlıyor ve bunların sonuncusu Windows 11’deki yeni Energy Saver geliştirmeleri oldu. Yapay zekâ destekli olduğu bildirilen Windows’un bir sonraki sürümü, belirli cihazlarda pil ömrünü potansiyel olarak %50 oranında uzatabilecek daha fazla geliştirme içerecek olsa da, Redmond merkezli teknoloji devinin pil yönetimi sorunuyla başa çıkmak için yeni teknolojiler geliştirdiği görülüyor.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve ilk olarak windowsreport sitesinin bildirdiği bir patente göre Microsoft, kullanıcılara cihazlarını nasıl kullandıklarına bağlı olarak cihazlarını şarj etmeleri için önceden bildirimde bulunan yeni bir uyarlanabilir pil yönetim sistemi üzerinde çalışıyor.

Tamamını buradan okuyabileceğiniz patent, pille çalışan cihazınızı ne zaman şarj etmeniz gerektiğini size akıllıca söyleyen bir teknolojiyi tanımlıyor. Bunu, mevcut pil seviyesine ve cihazı geçmişte nasıl kullandığınıza bakarak yapıyor. Bu bilgileri kullanarak, cihazı bir sonraki kullanım zamanınızı tahmin ediyor ve pilin o oturum boyunca dayanıp dayanmayacağını tahmin ediyor. Pilin dayanmayacağını düşünürse, bir sonraki kullanım seansınızdan önce cihazı şarj etmeniz için sizi bilgilendirir. Bu şekilde, ihtiyacınız olduğunda pilinizin bitme olasılığı azalır.

Pil yönetimi ne gibi avantajlar sağlayabilir?

Microsoft, pil yönetimi sistemini, aşağıdaki resimde de görebileceğiniz gibi, cep telefonları, oyun konsolları (Xbox), ses kulaklıkları ve Xbox kumandaları gibi bir dizi farklı işletim sistemi ve cihaza entegre edilebilecek bir yazılım olarak uygulamayı planlıyor. Ancak yeni teknoloji sadece bunlarla sınırlı değil. Batarya yönetim sistemi, elektrikli arabalar da dahil olmak üzere bataryaya dayanan her türlü cihaz için kullanılabilir.

Teknoloji, yeni sürümlerle ilgili oyun alışkanlıklarını da dikkate aldığından, özellikle video oyunu kullanım senaryolarında faydalı olabilir gibi görünüyor.  Bir örnekte, teknolojinin düzensiz kullanım alışkanlıklarına uyum sağladığı ve kullanıcılara pil ömrü üzerinde böyle bir etkiye sahip olmamak için cihazlarını buna göre şarj etmelerini önerdiği görülüyor:

“Uygulama verileri yaklaşan sürümler hakkında bilgi taşıyabilir. Belirli kullanıcılar piyasaya çıktıklarında belirli oyun türlerini oynama eğiliminde olabileceğinden, bu bilgi gelecekteki kullanım oturumunu tahmin etmek için kullanım oturumu tahmin modeli tarafından kullanılabilir. Böylece, tahmin edilen gelecekteki kullanım oturumları, gelecekteki kullanım oturumları sırasında mevcut olacak oyunların kullanımını içerebilir.”

Oyunlar, elektrikli arabalar, VR ve daha fazla kullanım alanı

Diğer durumlarda, batarya yönetim sistemi, bir video oyununda belirli bir kontrol noktasına ulaşılana kadar şarj bildirimini geciktirmek veya belirli bir yerdeyseler kullanıcılara cihazlarını şarj etmeleri için bildirimde bulunmak gibi belirli kullanım alışkanlıklarına son derece uyarlanabilir olarak tanımlanıyor. Bu noktada teknoloji, kullanıcının evde olup olmadığını öğrenmek için GPS konum bilgisinden yararlanıyor.

Microsoft’a göre, bu pil yönetim sisteminin başka uygulamaları da var: dronlar, elektrikli arabalar, AR/VR kulaklıklar, cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar vb.

Örneğin elektrikli bir araba söz konusu olduğunda, sistem kullanıcının sürüş alışkanlıklarını öğrenecek ve buna göre kullanıcıyı bilgilendirebilecek. Eğer bir kullanıcı genellikle her ayın ilk pazar günü ailesini ziyaret etmek için yola çıkıyorsa, açıklanan teknikler bu alışkanlığı öğrenebilir ve her ayın ilk Cumartesi günü bir şarj bildirimi planlayabilir.

Şimdilik bu sadece patentli bir teknoloji ve Microsoft bunun peşinden gitmemeyi tercih edebilir, ancak şirketin yapay zekâya olan ilgisi göz önüne alındığında, yazılım devi bu teknolojiyi büyük olasılıkla önümüzdeki yıllarda bir ürün veya servise dönüştürülüp piyasaya sürecek gibi gözüküyor.

Dijital ve sesli kitap hizmeti Litres Türkiye’de

0

Dijital ve sesli kitap servisi Litres, Türkiye’de hizmet vermeye başladı. litres-tr.com web sitesi ve iOS ile Android mobil uygulamasıyla artık zengin ve çeşitli bir kitap dünyasına erişebilecek olan Türk okuyucular, ücretsiz eserler de dahil olmak üzere 3 binden fazla Türkçe elektronik ve sesli kitabın, ayrıca Rusça, Azerice ve diğer dillerdeki kitapların zengin dünyasına ulaşabilecek.

Dijital ve sesli kitap servisi Litres, Türkiye’de hizmet vermeye başladı. Litres, Türk okurlara 3 binden fazla Türkçe başlığın yanı sıra Rusça, Azerice ve diğer dillerdeki kitapların da dahil olduğu geniş bir katalog sunuyor. 2024 yılı sonuna kadar ürün yelpazesini 10 bin e-kitap ve sesli kitaba çıkarmayı hedefleyen dijital ve sesli kitap servisi, ülkedeki en geniş dijital eser kataloglarından biri olarak kullanıcılarla buluşuyor. Şu anda Can Yayınları, Notos Kitap, İthaki Yayınları, Maya Kitap ve Altın Kitaplar gibi 15 ulusal yayıneviyle sözleşme imzalayan Litres kitapları, litres-tr.com web sitesi ve iOS & Android mobil uygulaması aracılığıyla kullanılabilirken Visa ve Mastercard ödeme sistemleri sayesinde kolayca satın alma işlemi yapılabiliyor.

Sevilen bir kitap hizmeti olan Litres’in Türkçe sürümü, Rusça’da bulunan birçok işlevi ve özelliği aynı şekilde uyguluyor. Özellikle satın alınan kitaplardan oluşan kendi kütüphanenizi oluşturma ve sürdürme, yer imleri bırakma, en sevdiğiniz alıntıları kişisel koleksiyonunuza kaydetme, giriş parçasını okuma veya dinleme özelliği, hizmetin en öncelikli özellikleri arasında yer alıyor. Litres, Türkiye pazarının ve Türk okurların beklentilerini de dikkate alarak sadece Türkçe değil, Azerice ve diğer dillerde de kitaplar sunuyor. Devamlı çalışmalarla daha büyük ve iyi bir hizmet sağlamayı hedefleyen Litres, son bir buçuk yılda Azerbaycan ve Özbekistan’dan sonra yerli içerikle girdiği üçüncü dış pazar olarak Türkiye’yi seçti ve hizmeti Türk okurlarla buluşturdu.

Dijital Kitap Pazarında hızlı büyüme bekleniyor

Son iki yıldır Türk dil grubu ülkelerinde aktif olarak gelişme kaydettiklerini belirten Litres Şirketler Grubu Genel Müdürü Sergei Anuryev, “Azerbaycan ve Özbekistan’da çalışmaya başladıktan sonra bu bölgelerdeki en büyük elektronik ve sesli kitap kataloglarını topladık. Türkiye pazarı bizim için son lansmanlar arasındaki en büyüğü konumuna yerleşti. Tahminlerimize göre önümüzdeki 3-5 yıl içinde Türkiye’deki dijital kitap pazarının kapasitesi yıllık 50-60 milyon doların üzerine çıkabilir. Bu süreci her şeyden önce kağıt kitap pazarında temsil edilen 200’den fazla yayınevi ile kolaylaştırıyoruz. Türkiye, dünya pazarındaki yeni eser sayısı ve yerel yazar sayısı açısından 6. sırada yer alıyor. Bu kitaplar dünyanın her yerinde okunuyor ve dinleniliyor. Ülkenin kitap pazarının nasıl geliştiğini görüyoruz. Satışların yüzde 30’u halihazırda dijitalleşmeye hazır yayınevlerinin web sitelerinden geliyor. Bu nedenle Türkiye’de işimizi geliştirme potansiyelini dikkate alıyoruz. Ayrıca Türkiye’deki kitap pazarına katılarak, indirme başına ödeme yaparak kitap satın almanın telif hakkı sahiplerine sunduğu kolaylık, verimlilik ve şeffaflığı umuyoruz ki Türk okuyucular, yayıncılar ve yazarlar da takdir edecekler. Litres ile Rusya dijital kitap pazarını da şekillendirdik ve bu doğrultuda Rusya’da lider konuma geldik.” açıklamalarında bulundu.

Altın Kitaplar Yayınevi Satış Müdürü Batuhan Mestav ise, “Türkiye’de kitapların dijitalleşmesi uzun süredir devam ediyor. 2010’lu yılların başında pazara giren ve dijital kitaplara yatırım yapan firmaların çabaları, yayıncılardan destek gelmemesi nedeniyle boşa gitti. Ancak sesli kitapların hızla gelişmesi dijital kitap içeriğine olan ilgiyi yeniden artırdı. Ayrıca eğitim kurumlarının bu ürünlere olan ilgisinin artması, yayıncılar için e-kitap ve sesli kitapları her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Litres’in Türkçe konuşulan bir ülkede faaliyet göstermesi, iş birliği için rahat koşullar sunması ve servis uzmanlarının yardımıyla çalışmalarımızı olumlu yönde ilerletti. Şimdi Litres’te kurgu ve kurgu dışı, yerli, yabancı ve çocuk edebiyatı da dahil olmak üzere çeşitli türlerde yaklaşık 300 esere yer vermeyi planlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Sürücüsüz Hyundai Ioniq 5, ABD’de ehliyet sınavını geçti!

Hyundai‘nin otonom sürüş teknolojisi entegre ettiği Ioniq 5 modeli, ABD’nin Las Vegas şehrinde gerçekleştirilen ehliyet sınavını başarıyla tamamladı. Otomobil, insanlarla aynı standartlara tabi tutularak değerlendirildi ve sınavı geçmeyi başardı. Otonom araç teknolojileri giderek gelişirken, Hyundai‘nin bu başarısı, sektördeki ilerlemeyi ve güvenilirliği gözler önüne seriyor.

Sürücüsüz Hyundai araç Birçok üretici, otonom sürüş teknolojilerinin insan sürücülerden daha güvenilir olduğunu iddia etse de, bu konuda hala bazı şüpheler bulunuyor. Ancak Hyundai, Ioniq 5‘in başarılı sınavıyla, otonom araçların güvenilirliğine dair önemli bir adım atmış oldu.

Sürücü adaylarıyla aynı kriterlerde değerlendirilen Ioniq 5, hız limitlerine uygun hareket etme, şerit değiştirme, sinyal verme, dönüşler, yaya geçitlerinde durma ve tepki süresi gibi alanlarda başarılı oldu. Bu sonuç, otonom araç teknolojisinin geldiği noktayı gösterirken, insanların teknolojiye duydukları güvensizliği azaltmaya da yardımcı oluyor.

Hyundai‘nin Ioniq 5 modeli, otonom araç teknolojileri geliştiren Motional şirketiyle ortak olarak geliştiriliyor. İki şirket yıllardır birlikte çalışarak, Nevada, Kaliforniya ve diğer eyaletlerde halka açık yollarda testler gerçekleştiriyor. Bu iş birliği, otonom araçların geleceğini şekillendirmede önemli bir rol oynuyor.

Sonuç olarak, Sürücüsüz Hyundai sürücüsüz Ioniq 5 modelinin ehliyet sınavını başarıyla geçmesi, otonom araç teknolojilerinin güvenilirliği ve geleceği hakkında umut verici bir işaret olarak değerlendirilebilir. Bu başarı, sektördeki diğer üreticilere de ilham kaynağı olabilir.

Evden çalışma, ‘Çift iş’te çalışmayı teşvik mi ediyor?

0

Günümüzde pek çok şirket ofisten çalışmaya dönse de hibrit çalışma modeli hayatımızdan temelli çıkmayacak gibi gözüküyor. Evden çalışmanın sağladığı esneklik işveren ve İK yöneticilerinin çalışanlar üzerindeki kontrolünü azaltırken, beyaz yakalılara da gizlice iki ya da daha fazla şirket için çalışmanın yolunu açıyor. Bu durum iş dünyasında endişe yaratıyor. Bunu fark eden vizyoner şirketler iyi yetişmiş insan kaynağını başka şirkete kaptırmamak için yetenek yönetimine, eğitime ve yan haklara odaklanıyor.

Teedo Online Eğitim Platformu Genel Müdürü Selçuk Aytekin, “İyi yetişmiş ve potansiyele sahip bir çalışanı elde tutmak, yetenek yönetimi stratejinizin ayrılmaz bir parçası olmalı. Bu nedenle kişisel ve mesleki becerilerini artırmak için onları desteklemelisiniz” diyor. Teedo, şirketlere çalışan memnuniyetini artıran, şirket içi yetenek havuzunuzu güçlendiren farklı ve kapsamlı eğitim seçenekleri sunuyor.

Pandeminin başlangıcında dünyadaki milyonlarca beyaz yakalı çalışanın aniden evden çalışmaya başlaması birçok yöneticiyi derinden sarstı. İnsanlar zorunlu olarak evden çalışmaya başladığında işverenler ve İK yöneticileri, çalışanlar üzerindeki kontrolün çok önemli bir kısmını kaybetti. Evden çalışanlar işe gidip gelmekten, ofisteki dikkat dağıtıcı işlerden ve yöneticilerinin şahin bakışlarından kurtuldu. Ancak bazıları, önlerine çıkan yeni özgürlük fırsatlarını kendi lehlerine çevirmeyi de ihmal etmedi. Günümüz ekonomik koşullarında istediği ücreti alamayan ve geçim zorluğu yaşayan pek çok çalışan, ‘çift iş’ yaparak aynı anda birden fazla gelire (double-dipping) sahip olma gayreti içine girdi.

McKinsey danışmanlık firmasının öngörüsü, ABD’de aynı anda çift işte çalışanların oranının toplam iş gücünün yüzde 5’inden az olmadığı yönünde. Eylül 2022’de Gallup’un anketine katılan üst düzey yöneticilerin yüzde 16’sı, yönetim ekibinin, firmalarındaki uzaktan çalışanların gizli olarak ikinci bir işe sahip olabileceğinden şüphelendiğini söylüyordu.

‘Çoklu çalışanlar’ olarak adlandırılan bu kişilerin sayısı Türkiye’de de giderek artıyor. “Babam, bizi üniversiteye gönderebilmek için iki işte birden çalıştı” söylemi, mevcut ekonomik koşullara bağlı olarak günümüze taşınmış durumda. Özellikle genç çalışanlar, artan maliyetleri karşılamak için ‘çift iş’e yöneliyor.

Evden çalışmanın sağladığı lokasyon ve saat özgürlüğü, ‘çift iş’e sahip olma seçeneğinden daha fazla çalışanın yararlanmasını sağlıyor. Bu da işveren ve İK yöneticilerini çeşitli nedenlerle endişelendiriyor. İlk neden, rekabet kaygısı. Özellikle gizli bilgilere sahip bir çalışanın rakip firmaya da hizmet etmesi endişe yaratıyor. Bunun dışında çalışanın performansının etkilenmesi, kendisinden beklenen iş kalitesini ve yoğunluğunu karşılayamaması da endişe konusu. Tüm bu nedenlerden ötürü iş sözleşmelerinde birden fazla işte çalışmayı sınırlandıran hükümlere artık daha sık rastlanıyor. İşverenin rekabet ihlali ya da yapılan ikinci işin mevcut işe zarar verdiğini ispat etmesi halinde sözleşme feshine kadar giden bir süreç işliyor. Son 5 yılda özellikle Z kuşağı ve yaratıcı endüstrilerde çalışanlar bu nedenle full-time ve sözleşmeli çalışmayı tercih etmiyor. Gerek Türkiye’de gerekse dünyada eğilim özellikle de pandemi sonrasında bu yönde gelişti. Çalışma koşulları bu eğilime göre düzenlenmediği ve bu durum işverenler tarafından dikkate alınmadığı takdirde önümüzdeki dönemde full-time ve ofisten çalışacak insan bulmakta daha zorlanılacağı iş dünyasında endişe konusu.

Aşırı tepki motivasyonu düşürüyor

Teedo Online Eğitim Platformu

Peki, böyle bir durumda yöneticiler genelde nasıl tepki veriyor? Birçok yönetici sadakatsizlik karşısında anında öfkeleniyor ve çalışanın diğer tüm işleri durdurması konusunda ısrar ediyor. Bu aşırı tepki, aradaki ilişkiyi sarsıyor ve çalışanın motivasyonunu da tamamen düşürüyor.

Diğer bir yönetici tipi ise buna iş yükünü artırarak tepki veriyor; “Başkası için çalışacak zamanın varsa benim için daha fazlasını yapabilirsin” diyor. Bu seçenek de performans düşüşüyle sonuçlanıyor ve genellikle çalışanın diğer işi tercih etmesine yol açıyor.

Bu konuda en olgun yaklaşım ise çalışanın başarısını kutlamak. Zor olsa da çalışanın ikinci işini kabul etmek ve yüksek performans sergileyen bir çalışanı takdir etmek, hatta ödüllendirmek, kişinin o şirkete ve işine olan bağlılığını artırıyor.

Çalışanınıza destek olun!

Geniş ve uzmanca tasarlanmış eğitim programlarıyla beyaz yakalı profesyonellerin kariyer gelişimine odaklanan Teedo Online Eğitim Platformu’nun Genel Müdürü Selçuk Aytekin, “Bugün özellikle Y ve Z kuşağı, artan yaşam maliyetlerini karşılamak, aynı zamanda farklı bir iş deneyimi daha yaşamak amacıyla ‘ikinci iş’te çalışmaya yöneliyor. Özellikle yaratıcı endüstrilerde çalışanlar, tam zamanlı ve sözleşmeli çalışmayı tercih etmiyor. Öyle ki şirketler yakın zamanda ofisten çalışacak personel bulamadığı gibi, önümüzdeki 10 yılda tam zamanlı çalışan bulmakta da zorluk çekecek. Oysa işverenler, bir çalışanı başka bir şirkete kaptırmak yerine, bu çalışanların mevcut pozisyonlarında üretken ve tatmin olmaları için tam olarak neye ihtiyaç duyduklarını öğrenebilir ve bunu karşılayabilir. İyi yetişmiş ve potansiyele sahip bir çalışanı elde tutmak, yetenek yönetimi stratejinizin ayrılmaz bir parçası olmalı. Kişisel ve mesleki becerilerini artırmak için onları desteklemelisiniz. Bu nedenle doğru işe doğru çalışan yerleştirmeyi, çalışana doğru yatırım yapmayı önceliklendiren tüm kurumsal şirketlerin bir eğitim bütçesi var ve yıl boyunca çalışanların ihtiyaçlarına, organizasyon şemasının gerekliliklerine yönelik eğitim programı satın alımları gerçekleştiriyorlar. Şirketler eğitimlerimizi, şirketin mevcut çalışan fayda paketlerine dahil ederek hem çalışan memnuniyetini artırabiliyor hem de şirket içi yetenek havuzunuzu güçlendirebiliyor” diye konuştu.

Starlink ile Telecom Italia arasında savaş çıktı!

İddialara göre Telecom Italia, parazit önlemeye yardımcı olacak frekans verilerini Starlink ile paylaşmayı reddediyor ve Starlink’in Akdeniz’deki genişlemesinin önünü tıkıyor. Elon Musk’ın sahibi olduğu uydu geniş bant operatörü, ülkenin en büyük operatörlerinden biri olan Telecom Italia ile ilgili olarak İtalya’nın telekomünikasyon düzenleyicisine şikayette bulundu.

Starlink, İtalyan telekom devinin frekans verilerini paylaşmasını gerektiren düzenlemelere uymadığını iddia ediyor. Bu bilgiler, şirketin Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’da mevcut hizmetlerle bir çakışma yaşamadan ve parazit sorunu olmadan güvenli bir şekilde çalışabilmesi için gerekli. Frekans verilerine erişim eksikliği Starlink’in uydu takımyıldızını karasal internete bağlayan yer istasyonları olan yeni ağ geçidi ekipmanlarının konuşlandırılmasını ciddi şekilde yavaşlatıyor.

İddiaya göre Telecom Italia’nın Starlink’i “koordine etmek istemediği konusunda açıkça bilgilendirdiği” belirtiliyor. Buna karşılık Musk’ın sahibi olduğu uydu operatörü, düzenleyici kurumun ve İtalya Sanayi Bakanlığı’nın Telecom Italia’yı işbirliğine zorlaması için bastırıyor ve durumun çözülmemesi halinde yatırımlarını İtalya’dan diğer Avrupa ülkelerine kaydırabileceği uyarısında bulunuyor.

Elon Musk: Starlink, kârlı bir yola girdi ve büyümeye devam ediyor

Telecom Italia daha önce Starlink’in bazı teknik nedenlerle belirli frekansları kullanarak çalışmasına izin verilmemesi gerektiğini söylemişti. Haber, Starlink’in uydu üzerinden cep telefonu bağlantısı sunan Direct to Cell hizmeti için 1.6/2.4 GHz ve 2 GHz bantlarında radyo spektrumu kullanma başvurusunun geçen hafta ABD’de Federal İletişim Komisyonu (FCC) tarafından reddedilmesinin ardından geldi.

FCC, Starlink’in başvurusunu kabul edilemez bularak şirketin 1.6/2.4 GHz ve 2 GHz bantlarını kullanma yetkisini de içerecek şekilde 7,500 Gen2 uydusunu konuşlandırmak ve işletmek için mevcut yetkinin değiştirilmesi için başvuruda bulunduğunu söyledi. FCC başvuruyu inceledikten sonra bu bantların şu anda ilave mobil uydu hizmeti (MSS) operasyonları için uygun olmadığına ve bu bantlarda faaliyet gösterme taleplerinin Komisyon gerekliliklerine uygun olmadığına karar verdi. Bununla birlikte FCC, 1.6/2.4 GHz ve 2 GHz bantlarını gelecekte ilave MSS başvuruları için kullanılabilir hale getirmeye karar vermesi halinde, SpaceX’in bu revize edilmiş çerçeve altında yeniden başvurabileceğini söyledi.

Elon Musk’ın firması, kısa süre önce 10 Gbps’e kadar hız sunan iddialı bir program olan “Community Gateways“i başlatma kararı almış ancak hizmetin fiyatlandırması dudak uçuklatmıştı.

Girişim sermayesi şirketi Laton, 35 milyon dolar fon topladı

Türkiye, son dönemde mobil oyun girişimleri için tüm dünyada haklı bir ün kazandı ve bu da sektöre adanmış girişim sermayesi firmalarının yükselişine yol açtı. Bu gruba en son katılan Laton Ventures, 35 milyon dolarlık bir fon toplayan yeni bir oyun odaklı girişim sermayesi. Kurucu ortak Görkem Türk, tohum öncesi ve tohum aşamalarına yatırım yaparak Türk oyun ekosistemi ile dünyanın geri kalanı arasında bir köprü kurmayı hedeflediğini söylüyor.

Genç nüfusa sahip gelişmekte olan bir pazar olarak Türkiye, son yıllarda mobil oyunlar konusunda çok ciddi bir çıkış yakalamış durumda. Hızla gelişen bu pazar şimdiye dek 740’ın üzerinde oyun girişiminin ortaya çıkmasını sağladı. Türkiye’deki 86 milyon kişinin %48’inden fazlasının 30 yaşın altında olduğu ve  Türkiye’deki internet kullanıcılarının %92’sinden fazlasının en az bir oyun oynadığı da düşünülürse pazarın sürekli büyümesi de normal görünüyor. Bu durum, özellikle mobil oyun pazarındaki dinamizmi ve fırsatları gören yatırım sermayesi şirketlerinin de iştahını açıyor.   

Bu firmalardan birisi de geçtiğimiz yıl Amsterdam – Hollanda’da kurulan Türk girişim sermayesi şirketi Laton Ventures. Şu ana dek ABD merkezli kurumsal yazılım firması Layer, İsveç merkezli Sequel Games ve Türk oyun firması Pine Games’in aralarında olduğu toplam 5 firmaya yatırım ve fon sağlayan Laton’un 35 milyon dolarlık yatırımcıları arasında Gram Games’in kurucu ortağı Mehmet Ecevit, Loop Games’in kurucusu Mert Gür, Ruby Games’in kurucusu Mert Can Kurum, Hummingbird Ventures’ın yönetici ortağı Fırat İleri, Yemeksepeti’nin kurucusu Nevzat Aydın ve Gossamer’ın kurucusu Eric Kress yer alıyor.

Laton Ventures kurucusu Görkem Türk verdiği bir demeçte “İçerik kategorisine karşı oldukça ilgili olacağız. Mobil, PC ve konsola yatırım yapacağız. Bizim geçmişimiz mobilden geliyor dolayısıyla bunu her zaman önceliklendireceğiz. Her şeye yatırım yapacağız ama muhtemelen mobil içeriğe daha çok eğileceğiz. Aynı zamanda oyunlarla ilgili altyapı ve teknoloji gibi içerik dışı alanlara da yatırım yapacağız,” diyor.

2018 ve 2022 yılları arasında Türk oyun girişimleri 1 milyar dolardan fazla fon topladı. Üstelik, Unicorn olarak adlandırılan yani borsada işlem görmeden 1 milyar dolar değerlemeye ulaşan şirketlere baktığımızda da Türkiye’deki 7 unicorn firmadan 2’sinin oyun şirketi olduğu görülüyor. Şu anda Türkiye merkezli video oyunu girişimlerine yatırım yapan en az 25 girişim sermayesi fonu var. Bununla birlikte, çoğu girişim sermayesi firması diğer teknoloji sektörlerine de yatırım yapıyor.

AMD’nin RDNA 4 GPU’ları hayal kırıklığı mı olacak?

AMD, grafik kartı dünyasında heyecan verici bir döneme hazırlanıyor. RDNA 4 mimarili ekran kartlarıyla ilgili yeni bilgiler gelmeye devam ederken, performans ve teknoloji meraklılarını heyecanlandıran birçok detay ortaya çıkıyor.

En üst düzey RDNA 4 GPU olan Navi 48‘in, mevcut Radeon RX 7900 XTX’e kıyasla performansıyla ilgili belirsizlikler bulunuyor. Ancak, bu kartın yanı sıra diğer modellerin, örneğin Radeon RX 7800 XT‘nin, beklenenden daha hızlı olabileceği öne sürülüyor. AMD’nin RDNA 4 mimarisi, önceki nesillere kıyasla farklı bir strateji izliyor ve ana akım pazarına odaklanıyor.

RDNA 4 GPU’larının teknik özellikleriyle ilgili sınırlı bilgilere rağmen, beklenen bellek desteği ve çip tasarımı hakkında bazı ipuçları mevcut. Özellikle, yeni nesil kartların daha verimli olabileceği ve ışın izleme performansında önemli bir artış sağlayabileceği öne sürülüyor. Bu, oyun tutkunları ve teknoloji meraklıları için oldukça heyecan verici bir gelişme olabilir.

AMD’nin yeni RDNA 4 ekran kartları, performans konusunda bazı beklentileri karşılamayabilir ancak fiyat ve diğer özellikler göz önüne alındığında, ana akım pazarda önemli bir oyuncu olmaya aday gibi görünüyor. Bu kartlar, hem oyun tutkunlarına hem de profesyonel kullanıcılara yüksek performans ve benzersiz bir deneyim sunma potansiyeline sahip.

Sonuç olarak, AMD’nin RDNA 4 mimarili ekran kartlarıyla ilgili beklentiler yüksek ancak kesin sonuçları görmek için biraz daha beklememiz gerekebilir. Ancak, bu yeni teknolojilerin grafik kartı endüstrisine getireceği yenilikler, heyecan verici bir geleceğin habercisi olarak görülebilir.

E-ticaret platformu PandaBuy 1,3 milyon kullanıcı verisi çaldırdı!

PandaBuy, uluslararası kullanıcıların Tmall, Taobao ve JD.com da dahil olmak üzere Çin’deki çeşitli e-ticaret platformlarından ürün satın almalarına olanak sağlıyor. Dün, ‘Sanggiero’ adlı bir tehdit aktörü, ‘IntelBoker’ adlı başka bir tehdit aktörü ile birlikte gerçekleştirdiği iddia edilen PandaBuy saldırısında veri ihlali sağladıklarını iddia etti. Tehdit aktörü, “Veriler, platformun API’sindeki birkaç kritik güvenlik açığından yararlanılarak çalındı ve web sitesinin iç hizmetine erişime izin veren başka hatalar tespit edildi” dedi ve ekledi: “Elde ettiğimiz veriler 3 milyondan fazla benzersiz Kullanıcı Kimliği, Adı, Soyadı, Telefon Numaraları, E-postalar, Giriş IP’si, Sipariş_Verileri, Sipariş_Kimliği, Ev_Adresi, Posta Kodu, Ülke ve benzerlerini içeriyor.”

Veri ihlali toplama hizmeti Have I Been Pwned‘e (HIBP) göre ise, tehdit aktörlerinin verdiği 3 milyon rakamı gerçeği yansıtmasa da ihlalde 1,348,407 PandaBuy hesabı açığa çıktı. PandaBuy müşterilerinin kişisel bilgileri bir forumda sızdırıldı ve kripto para biriminde sembolik bir ödeme karşılığında herhangi bir kayıtlı üye tarafından elde edilebilir. Kayıtsız üyelere bilgilerin geçerli olduğunu kanıtlamak için tehdit aktörü e-posta adresleri, müşteri adları, sipariş numaraları ve ayrıntıları, sevkiyat adresleri, işlem tarihleri ve saatleri ve ödeme kimliklerini içeren küçük bir örnek sunuyor.

HIBP’nin yaratıcısı Troy Hunt, sızdırılan adresleri kullanarak şifre sıfırlama taleplerini test etti ve en az 1,3 milyon e-posta adresinin geçerli olduğunu ve PandaBuy’dan geldiğini doğruladı. Geri kalan veriler ise uydurma ve kopya adresler, bu nedenle “3 milyon” rakamı tehdit aktörleri tarafından şişirilmiş bir rakam. PandaBuy veri ihlali hakkında herhangi bir açıklama yapmadı. Bazı haberlere göre şirket, Discord ve Reddit’teki kullanıcı paylaşımlarını sansürleyerek olayı gizlemeye çalışıyor.

Discord kanalında yönetici rolüne sahip bir şirket temsilcisi, geçmişte bir güvenlik olayı yaşandığını ve sızdırılan verilerin yeni bilgiler değil eski olduğunu ve platformun güvenlik ekibinin konuya derhal yanıt verdiğini söylemekle yetindi.

Güvenlik uzmanları eğer PandaBuy platformunda bir hesabınız varsa, şifrenizi sıfırlamanızı şiddetle tavsiye ediyorlar. Ayrıca, dolandırıcılık girişimlerine karşı kullanıcıların tetikte olmaları ve istenmeyen iletişimlere şüpheyle yaklaşmaları gerektiği vurgulanıyor.

OpenAI’nin GPT-4’ü Baro sınavını gerçekten geçti mi?

Geçtiğimiz yıl, yapay zeka alanındaki önemli gelişmelerden biri olan OpenAI’nin yeni modeli GPT-4, tanıtımıyla büyük bir dikkat çekti. Şirketin iddiasına göre, bu büyük dil modeli insanlarla yarışacak düzeyde performans gösteriyordu ve hatta bir baro sınavını geçebilecek yetkinlikteydi. Ancak, bu iddialar tartışmaları da beraberinde getirdi.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) bir araştırmacı olan Eric Martínez, OpenAI’nin iddialarını sorgulayan önemli bir çalışma yürüttü. Martínez’e göre, GPT-4’ün başarısı gerçekten de abartılmış olabilir. Araştırmasında, OpenAI’nin kullandığı metodolojiyi ve modelin gerçek performansını sorguladı. Özellikle, GPT-4’ün sınavı geçme başarısının, daha önce başarısız olan katılımcılarla karşılaştırılarak belirlenmiş olabileceğine dikkat çekti. Bu da sonuçların gerçek başarıyı yansıtmayabileceği anlamına geliyor.

OpenAI' martínez

Baro sınavı, bir avukatlık adayının yeterliliğini ölçmek için kritik bir test. Martínez’e göre, GPT-4’ün sınavı başarıyla geçmesi, yapay zeka modellerinin hukuk alanında gereğinden fazla güven yaratmasına neden olabilir. Bu durum, yapay zekanın hukuk pratiği içindeki rolünü yeniden değerlendirme gerekliliğini ortaya koydu.

Baro sınavı geçen yapay zeka OpenAI’nin yanı sıra, araştırmacı Eric Martínez de konu hakkında henüz bir açıklama yapmadı. Ancak, bu tartışma, yapay zekanın hukuk dünyasındaki rolünü ve sınırlarını daha derinlemesine anlamamızı sağlayacak önemli bir zemin oluşturuyor.

Sonuç olarak, GPT-4’ün baro sınavını geçtiği iddiası, yapay zeka teknolojisinin hukuk alanındaki etkilerini ve kullanımını gözden geçirmemizi gerektiren karmaşık bir konuyu gündeme getiriyor.

Yahoo, Artifact’i satın alıyor!

Yahoo ve kurucular arasındaki anlaşmanın mali şartları açıklanmadı. Artifact artık tek başına bir uygulama olarak çalışmayacak ve AI destekli kişiselleştirme teknolojisi, önümüzdeki aylarda Yahoo News uygulaması da dahil olmak üzere şirket genelinde entegre edilecek.

Systrom ve Krieger, bu geçiş sırasında Yahoo ile “danışmanlık sıfatıyla” çalışacak.

Duyuru, Artifact’in, pazar fırsatının yatırımın devamını garanti edecek kadar büyük olmaması nedeniyle faaliyetlerini durduracağını söylemesinden birkaç ay sonra geldi. Her ne kadar Artifact basit bir haber uygulaması olarak başlasa da, nihai sonuç daha çok Twitter’ın yerini alacak gibi görünüyordu. Bu alanda, Meta‘nın Threads’i de dahil olmak üzere çok sayıda rakibin bulunduğu büyük bir rekabet var.

Artifact’in teknolojisi, kullanıcıların görmek istediği içeriği ortaya çıkarıyor ve zaman içinde ilgi alanlarına daha uyumlu hale geliyor. Sonuç olarak, kullanıcılar okumak istedikleri haber hikayelerinden oluşan kişiselleştirilmiş bir özet akışı alıyorlar. Uygulama aynı zamanda haberleri özetlemek,  tıklama tuzağı başlıklarını yeniden yazmak ve en iyi içeriği ortaya çıkarmak için çeşitli yapay zeka araçları da içeriyordu. Yahoo, bu yetenekleri portföyüne eklemenin “kullanıcıları daha zengin içerik deneyimleri ve özelleştirilmiş kişiselleştirmeyle buluşturma fırsatını hızlandırdığını” söylüyor.

Yahoo News Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Kat Downs Mulder, bir basın açıklamasında “Artifact sevilen bir ürün haline geldi ve biz de bu teknolojiyi geliştirmeye devam edebildiğimiz ve dijital bilgi için güvenilir bir rehber ve insanları kendileri için en önemli içeriğe bağlayan en iyi küratör olma misyonumuzu daha da ileriye taşıyabildiğimiz için heyecanlıyız.” dedi.

Systrom, basın bülteninde Artifact teknolojisinin milyonlarca insana fayda sağlama fırsatına sahip olduğunu söyledi.

Spotify, Premium’un sunduğu seçenekleri artırıyor!

Spotify ayrıca sesli kitap kataloğunu 200.000’den 250.000’e çıkaracağını duyurdu. Bu ayrıcalık halihazırda ABD, İngiltere ve Avustralya’da mevcut.

Genişleme, Spotify’ın sesli kitap hizmetinin Amazon’un sahibi olduğu Audible’ın ardından ikinci en büyük sesli kitap sağlayıcısı olduğunu açıklamasından iki ay sonra geldi. Spotify, ücretsiz hizmetin geçen Kasım ayındaki lansmanından bu yana kullanıcıların 150.000’den fazla eser dinlediğini söylüyor.

Sesli kitaplar Spotify uygulamasının Ana sayfa akışında veya arama sekmesinde bulunabilir. “Premium’a dahil” olarak işaretlenen tüm sesli kitaplar Premium aboneliğiyle dinlenebiliyor. Dinleme saatlerinizi uygulamanızın ayarlarından takip edebiliyorsunuz. Dinleme saatleriniz biterse, 10 saatlik ek tahsisler de satın alabiliyorsunuz.

Dinleme platformu, kısa süre önce ücretsiz kullanıcılarının ABD’deki sesli kitap koleksiyonuna erişmesine olanak tanıyan bir plan başlattı. 15 saatlik dinlemeyi içeren plan, Spotify’a Audible ile pek ilgilenmeyen kullanıcıları hedefleyerek Audible ile rekabet edebilmesi için bir yol sunuyor.

Audible’ın aylık 14,95 dolar tutarındaki aboneliği, kullanıcılara bir kitap satın almak için bir kredi verirken Spotify’ın 9,99 dolar tutarındaki planı, kullanıcıların kataloğunda 15 saat dinlemesine olanak tanıyor; bu genellikle birden fazla sesli kitabı dinlemek için yeterli bir süre.

Yakın geçmişte başka adımlar da atılmıştı

Spotify, kullanıcılarına birlikte müzik dinleme deneyimini daha da geliştirmek için masaüstü uygulamasına “Spotify Jam” özelliğini ekledi. Bu özellik, kullanıcıların gerçek zamanlı olarak arkadaşlarıyla müzik paylaşmasını sağlayan bir davet usulü platform olarak tasarlandı.

Spotify, mobil uygulamanın yanı sıra artık masaüstü versiyonunda da bu özelliği kullanıcılarına sunarak, müzik dinleme deneyimini daha sosyal hale getiriyor. Kullanıcılar, aileleriyle, arkadaşlarıyla veya iş arkadaşlarıyla aynı anda müzik dinleyebilir ve bu deneyimi kişiselleştirilmiş olarak paylaşabilirler.

“Spotify Jam“, Premium aboneler için özel bir ayrıcalık sunarken, ücretsiz kullanıcılar da bu deneyime katılabilirler. Ancak, Jam başlatma yetkisi sadece Premium abonelere verilmiştir. Ücretsiz kullanıcılar ise başlatılan bir Jam‘e katılarak şarkı ekleyebilirler.

İngiltere ve ABD yapay zeka karşısında birlik oldu!

ABD Ticaret Bakanı Gina Raimondo ve İngiltere Teknoloji Bakanı Michelle Donelan tarafından imzalanan Anlaşma Metni (MoU), yapay zeka modelleri, sistemleri ve ajanları için sağlam test paketleri oluşturma konusunda iki ülkenin bilimsel yaklaşımlarının uyumlu olmasını sağlamak amacıyla hemen yürürlüğe konuldu.

Anlaşma Metni, İngiltere’nin Bletchley Park’ta gerçekleşen 2023 Küresel Yapay Zeka Güvenliği Zirvesi’nin ardından geliyor. Bu zirvede, AI tarafından ortaya konan tehditler ve bu teknoloji ile ilişkilendirilen riskleri azaltma ihtiyacı konusunda birçok kişi endişelerini dile getirdi.

İngiltere ve ABD Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, yapay zeka güvenliği testlerine ortak bir yaklaşım geliştirmek için öneriler sundu. Bilgi paylaşımının yanı sıra, en az bir kamu erişimine açık model üzerinde ortak bir tatbikat yapılması planlanıyor

Enstitüler ayrıca bilgi paylaşımını ve daha yakın işbirliğini teşvik etmek için personel değişimini de değerlendirecek.

Hem Raimondo hem de Donelan anlaşmanın faydalarını anlatırken “özel ilişki” kelimesini kullandılar ve her ikisi de AI’i “bizim neslimizin belirleyici teknolojisi” olarak tanımladılar.

Yapay zeka etiği çocuklar

Donelan şunları söyledi: “Yalnızca birlikte çalışarak teknolojinin risklerini doğrudan ele alabilir ve hepimizin daha kolay ve sağlıklı yaşamlar sürmesine yardımcı olacak muazzam potansiyelinden yararlanabiliriz.

Asil şeyler, ancak yetkililerin geride bırakılması konusunda gerçek bir risk var. Örneğin Avrupa Birliği, özellikle AI riskini ele almak için tasarlanmış mevzuatı yürürlüğe koydu.

Risk sermayesi şirketi OpenOcean’ın Genel Ortağı Ekaterina Almasque, MoU’yu “yapay zeka girişimleri için ileriye doğru atılmış önemli bir adım” olarak nitelendirdi ve karmaşık güvenlik ve etik ortamında gezinirken karşılaşılan zorlukları vurguladı.

İngiltere ile ABD arasındaki iş birliği temelleri attı ve artık bu ortaklığı geliştirmek, yapay zeka potansiyelinin sorumlu bir şekilde hayata geçirilmesini sağlamak yeni girişimlere ve yatırımcılara kalmış.” dedi.

Tesla, 4 yılın ardından düşüşe geçti!

Tesla, ilk çeyrekte dünya çapında 387.000 otomobil teslim ettiğini, geçen yılın aynı dönemindeki 423.000’den yüzde 8,5 düşüş olduğunu söyledi. Bu, şirketin 2020’deki salgının başlangıcındaki mütevazı düşüşten bu yana yıllık bazda ilk kez üç aylık satışların düşmesiydi.

Tesla, bu düşüşün kısmen “Fremont fabrikamızdaki güncellenmiş Model 3’ün üretim rampasının erken aşaması” ve Kızıldeniz’deki Husilerin saldırılarından kaynaklanan sevkiyat gecikmeleri ile Berlin fabrikasındaki kundaklama olayı nedeniyle olduğunu açıkladı. Şirket daha önce, 2025’te yeni araç üretimine başlamaya hazırlanırken yavaşlayan 2024 büyümesini öngörmüştü.

Tesla’nın açıklaması, düşüşü tamamen açıklamaya yetmeyebilir. Wedbush Securities’te teknoloji analisti olan Dan Ives tabloyu, “Musk’ın bu durumu düzeltebileceği ve 1. çeyrekteki olumsuz etkiyi tersine çevirebileceği, Tesla hikayesinde çığır açan bir an” olarak nitelendirdi.

Ayrıca Tesla, diğer otomobil üreticilerinin elektrikli araca geçiş için daha fazla çalışma yaptığı bir ortamda daha sert rekabetle karşı karşıya kalıyor. Şirket, bu rekabeti engellemek için fiyatlarını düşürdü, ancak diğer şirketlerin işe koyulmaya istekli olduğu görülüyor.

Tesla

Örneğin Ford, Şubat ayında Mustang Mach-E’nin fiyatlarını 8.000 dolara kadar düşürdü ve General Motors son zamanlarda Chevy Equinox EV’nin, 7.500 dolarlık EV vergi kredisi uygulandıktan sonra 35.000 dolardan biraz eksik bir fiyatla piyasaya çıkacağını duyurdu, yani 27.495 dolar.

Tesla’nın yakın gelecekte daha düşük fiyatlı ve daha erişilebilir bir model ile karşımıza çıkması da oldukça mümkün.

Meta, Netflix kullanıcılarının izlendiğini reddediyor!

Netflix iddiası, bir grup tüketici ile Facebook’un ana şirketi Meta arasında veri gizliliği uygulamalarına ilişkin toplu davada keşif sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkan bir mahkeme dosyasına atıfta bulunuyor.

Belgede, Netflix ve Facebook’un “özel bir ilişkisi” olduğu iddia ediliyor ve hatta Facebook’un, büyük bir Facebook reklamvereni olan izleme platformu ile rekabet etmemek için Facebook Watch video servisi için orijinal programlama üzerinde harcamaları kesildiği iddia ediliyor. Ayrıca, Netflix’in, Meta’nın “Inbox API“sına erişimi olduğu ve akış hizmetine “Facebook kullanıcılarının özel mesaj gelen kutularına programatik erişim” sağladığı belirtiliyor.

Bu iddiaya Musk, X’teki gönderilerde yanıt vererek tepki gösterdi ve Facebook kullanıcı verilerinin satıldığı gibi bir dizi öfkeli yanıta yol açtı.

Meta’nın iletişim direktörü Andy Stone, Salı günü orijinal X gönderisini bir açıklama ile paylaşarak Netflix’in kullanıcıların özel mesajlarına erişim sağladığı iddialarını reddetti.

Stone, X’te “Şok edici derecede yanlış.” diye yazdı. “Meta, insanların özel mesajlarını Netflix ile paylaşmadı. Anlaşma, insanların Netflix uygulamasından Facebook’taki arkadaşlarına izledikleri şeyler hakkında mesaj göndermelerine izin veriyordu. Bu tür anlaşmalar endüstride yaygındır.

Başka bir deyişle, Meta, Netflix’in kullanıcıların gelen kutularına programatik erişimi olduğunu iddia ediyor, ancak bu erişimi özel mesajları okumak için kullanmadığını belirtiyor.

Stone’un X gönderisinin ötesinde, Meta daha fazla yorum sağlamadı.

Ancak, New York Times daha önce 2018’de elde ettiği belgelere dayanarak Netflix ve Spotify’ın kullanıcıların özel mesajlarını okuyabileceğini bildirmişti. Meta o zamanlar bu iddiaları, Netflix ve Spotify’ın Spotify’da dinledikleri şeyler hakkında arkadaşlarına mesaj göndermelerine izin veren API’lara erişimi olduğunu açıklayan “Facebook’un Mesajlaşma Ortaklıkları Hakkında Gerçekler” başlıklı bir blog gönderisi ile reddetti. Bu, şirketlerin arkadaşlarına mesaj yazmak için “yazma erişimi“ne, kullanıcıların arkadaşlarından geri mesaj okumasına izin vermek için “okuma erişimi“ne ve “silme erişimi” ne sahip olmaları anlamına geliyordu; bu da üçüncü taraf uygulamasından bir mesajı sildiğinizde, Facebook’tan da mesajın silineceği anlamına geliyordu.

Neyse ki, Messenger varsayılan uçtan uca şifrelemeyi Aralık 2023’te uygulamaya koymamıştı; bu tür iddiaların geçersiz olmasını sağlayacak bir uygulama olurdu, çünkü bu iş anlaşmasına şüphe bırakmazdı. Şifrelenmemiş iletişimlerin, mesaj gelen kutularına okuma/yazma erişimi ile birleştirilmesi, mesajların korunduğunun garantisi olmadığı anlamına gelir.

Stone, izleme platformunun özel mesajları izlemesini hafife alsa da, diğer şirketlerin sahip olmadığı bir erişim seviyesi sağlandığını belirtmek önemli.

Netflix, 2025'te fiziksel mağazalar açmayı planlıyor

Belge, Netflix’in Facebook’un “Titan API“sına erişimi olduğunu iddia ediyor, ki bu, Facebook’un mesajlaşma uygulamasıyla entegre olmasına izin vermişti. Inbox API erişimi karşılığında Netflix, ayrıca; Meta’ya “her iki haftada bir yazılı rapor” sunmayı, öneri gönderimleri ve alıcı tıklamaları hakkında bilgi vermeyi, API anlaşmasını gizli tutmayı kabul etti.

Belgeye göre, 2015 yılına gelindiğinde Netflix, Facebook reklamlarına 40 milyon dolar harcıyordu ve kullanıcı verilerinin Facebook reklam hedeflemesi için kullanılmasına izin veriyordu. 2017’de Netflix, Facebook reklamlarına 150 milyon dolar harcamayı kabul etti ve şirkete “çapraz cihaz niyet sinyalleri” sağlamayı kabul etti.

Netflix ve Facebook, o zamanın Netflix CEO’su ve Nisan 2019’a kadar Facebook yönetim kurulu üyesi olan Reed Hastings’in doğrudan iletişim kurduğu bir yakınlık ilişkisi sürdürdüler.

Zuckerberg, Netflix’in reklamcılık işini sürdürmek için Mayıs 2018’de Facebook Watch’un başkanı Fidji Simo’ya e-posta göndererek, sosyal ağın Netflix ile doğrudan rekabetten çıkması nedeniyle Watch’un orijinal yapımlar ve spor bütçesinin 750 milyon dolar kesildiğini bildirdi. Facebook, Watch işini iki yıldır geliştiriyordu ve Watch sekmesini ABD’de yalnızca Ağustos 2017’de tanıtmıştı.

Dosyanın başka bir yerinde Meta, diğer şeylerin yanı sıra Snapchat trafiğini gizlice izlediğini detaylı bir şekilde açıklıyor.

Yapay zekâ veri merkezi sektörünü yeniden şekillendirecek!

Geçtiğimiz on yıl boyunca veri merkezi sektörünün dinamikleri nispeten istikrarlıydı. 2010’larla birlikte dünyanın en iyi hiper ölçekleyicileri, bulut bilişim ve internet hizmetlerine güç veren ve geniş, küresel veri merkezi ağlarıyla tanınan teknoloji devleri oldu. Amazon Web Services (AWS), Google Cloud Platform (GCP), Microsoft Azure, Facebook (Meta), Alibaba Cloud, Apple ve Tencent Cloud’un oluşturduğu 7’li, kısaca “Süper 7” olarak anılmaya başlandı ve bu firmalar bulut değer havuzunun çoğunluğunu ele geçirdi. Kurumsal BT harcamalarının da %50-%60’ını elinde tutan bu firmalar muazzam bir satın alma gücü elde ettiler. Bunların karşısında, marj cephesinde kendilerini koruyan ve sürekli konsolide olan bir satıcı havuzu yer aldı. Şimdi ise yapay zekânın yükselişi ile kartlar yeniden dağıtılıyor.

Veri merkezi sektöründeki teknolojik ekipman (özellikle de yarı-iletken) talebi, Intel’in kendi teknoloji yol haritasını kendi elleriyle ortadan kaldırmasıyla değişmeye başladı. Bu durum dengeyi biraz AMD’nin lehine değiştirse de aynı zamanda heterojen bilgi işlemin kapısını da açtı İlk başta, bu büyük ölçüde hiper ölçekleyicilerin kendi yongalarını üretmeye başlaması anlamına geliyordu, ancak şimdi “AI patlaması” ile bambaşka bir senaryo var. Hiçbir veri merkezi oyuncusunun (Süper 7 veya değil) tek başına kendi kendisine yetmesi mümkün görünmüyor. Bu durum yapay zekâ çılgınlığının veri merkezi ekonomisini nasıl değiştireceği gibi kritik bir soruyu da gündeme getiriyor.

Bu noktada uzmanlar 4 potansiyel senaryodan bahsediyorlar. Bunlardan ilki, son dönemde muazzam bir çıkış yakalayan Nvidia’nın veri merkezi yarı-iletken sektöründe lider satıcı olarak Intel’in yerini aldığı ancak diğer her şeyin büyük ölçüde aynı kaldığı bir senaryo. Analistler, kısa vadede bu senaryonun gerçekleşebileceğini ancak uzun vadeli olarak kendisini sürdüremeyebileceği görüşündeler.

Bir diğer senaryo, Nvidia’nın bir süre daha en büyük satıcı olmaya devam ettiği ancak zamanla baskın Pazar gücünü AMD ve gençleşen Intel’in yanı sıra bir dizi yerli çip ve ara sıra ortaya çıkan yeni girişimlere bıraktığı bir senaryo. Bu senaryo için Nvidia’nın muhteşem bir atılım yapmış olmasına rağmen global ölçekte yaşayabileceği tedarik sıkıntılar ön plana çıkıyor. Bu durum, tedarikçileri fiyat rekabetine saplanıp kaldıkça yatırım bütçeleri azalan hiper ölçekleyicilerin lehine bir durum.

Bahsedilen üçüncü senaryo, Jensen’in Dünyası olarak niteleniyor. Bu senaryoda Nvidia sadece veri merkezi yarı iletkenleri için değil, veri merkezi tasarımı ve mimarisi için de baskın satıcı haline gelir. Geniş kurumsal kullanıcılar Nvidia’nın NIMs ve Omniverse gibi yazılımlarını yoğun bir şekilde benimsemeye başlar. Bu da hiper ölçekleyicileri müşterilerini mutlu etmek için aynı şeyi yapmaya zorlar. Ekonomi büyük ölçüde Nvidia’nın lehine değişir ve hiper ölçekleyicilerin tümü, yazılım hırsları büyümeye devam eden Nvidia’ya bağımlı kalırken alternatifler bulmak için çabalar.

Son olası senaryo ise yapay zekânın kendi devrimi yapması. Bu senaryoda YZ ajanları uygulanabilir hale gelir ve bir zamanlar hayal gibi görünen dijital kullanımın yepyeni sınırları gerçek olur, hatta muhtemelen Yapay Genel Zekâ (AGI) ilk kez gün yüzüne çıkar. Bu senaryoya göre, eski oyun kitabını tamamen çöpe atıp değer yığınını tamamen yeniden yazmak gerekecek. Nvidia muhtemelen burada başarılı olur, ancak yeni yazılım devleri ortaya çıkıp kendi çipleriyle veya bazı yeni veri merkezi mimarileriyle sektörün ekonomisini yeniden yazdıkça her şey olabilir.

Bu aşamada özellikle orta ve uzun vadede bu senaryoların hepsi mümkün görünüyor. Kısa vadede ise ilk iki senaryo biraz daha akla yatkın gibi duruyor. Nvidia şu anda gerçekten iyi bir konumda görünüyor, ancak güvenlik açıkları var ve daha da önemlisi, sahne hızla değişmeye devam ediyor. Nvidia başta olmak üzere, yarı-iletken sektörü bir yandan olası tedarik problemlerini hesaba katmaya çalışırken bir yanda da ABD – Çin geriliminden nasibini alıyorlar. Gerilimin veri merkezlerine sıçraması an meselesi ve sektörün tüm dinamikleri değişmek zorunda kalabilir.

Swipeline Summit 2024 için geri sayım başladı

0

Yeni medya girişimi Swipeline, Antalya’da gerçekleştireceği ilk büyük girişimcilik zirvesi Swipeline Summit 2024 için geri sayıma başladı. 22-24 Nisan’da Pine Beach Belek’te gerçekleşecek zirvenin biletleri de geçtiğimiz hafta itibarıyla satışa açıldı.

Teknoloji ve girişimcilik ekosisteminin öncülerini bir araya getirecek zirvede, katılımcılar metropollerin hızından uzaklaşarak Antalya’nın ılık havasında yenilikçi fikirler ve ilham verici konuşmalarla dolu bir ortama davet ediliyor. Zirve; teknoloji dünyasının lider şirketleri, üst düzey yöneticiler, harika konuşmacılar ve deneyim alanlarıyla katılımcılara yeni vizyonlar keşfetmek ve önemli ağlar kurmak için fırsat sunuyor.

Akbank LAB’in elmas, Param ve PwC’nin platin, Sipay, Papara ve Wask’ın altın, APY Ventures, Trendyol, iyzico ve YTU Startup House’un ise gümüş sponsor olarak öne çıktığı zirvede; yapay zeka, oyun, fintech, VC, mobilite, donanım, medya, reklam teknolojileri, UX/UI, M&A ve SaaS konuşulacak. Peki kimler konuşmacı olarak katılacak?

Swipeline Summit 2024’ün konuşmacı kadrosu alfabetik olarak şu şekilde sıralanıyor: 212 Kurucu Ortağı Ali Karabey, Kiralarsın Kurucu Ortağı ve CEO’su Başak Baykan, DeBa Ventures Kurucu Partneri Barbaros Özbuğutu, Figopara Kurucu Ortağı ve CSO’su Bulut Arukel, Colendi Kurucu Ortağı ve CEO’su Bülent Tekmen, PwC Kıdemli Bölge Ortağı Cenk Ulu, ScaleX Ventures Kurucu Ortağı ve Yönetici Partneri Dilek Dayınlarlı, Denebunu Kurucu Ortağı ve CEO’su Duygu Özgün, APY Ventures Genel Müdür Yardımcısı Doğukan Çetin, Gökçe Avukatlık Ortaklığı Kıdemli Ortağı Doç. Dr. Bedii Kaya, Param Kurucu Ortağı ve CEO’su Emin Can Yılmaz, Octopus Kurucusu ve CEO’su Emre Yıldız, Wask Kurucusu ve CEO’su Ercan Pilcioğlu, 100. Yıl Girişim Sermayesi Yönetici Ortağı Erkan Yağcıoğlu, Ödeal Kurucusu ve CEO’su Fevzi Güngör, Gökçe Avukatlık Ortaklığı Kurucusu ve Yönetici Ortağı Görkem Gökçe, YTÜ Yıldız Teknopark Genel Müdür Yardımcısı İsa Turgut İnci, Mediazone CEO’su Kaan Kayabalı,Figopara Kurucu Ortağı ve CEO’su Koray Gültekin Bahar, İş İnsanı Levent Kömür, APY Ventures VC Fonları Müdürü Mustafa Keçeli, NA Kapital Kurucusu Nevzat Aydın, Sipay Kurucusu Nezih Sipahioğlu, Otelz Kurucu Ortağı ve CRO’su Orkun Tekin, iyzico CEO’su Orkun Saitoğlu, Papara Yatırım Ürünleri Müdürü Onur Keser, Intenseye Kurucu Ortağı ve CEO’su Sercan Esen, Melon Kurucusu Sure Köse Ulutaş, Usersdot Kurucu Ortağı ve CEO’su Şevin Ballıktaş, Debite Kurucu Ortağı ve CEO’su Tayga Baltacıoğlu, Hypers Kurucusu Tolga Akış, ALD Automotive | LeasePlan Türkiye Genel Müdürü Türkay Oktay Türkay Oktay, Ludus Venture Capital Partneri Volkan Biçer ve son olarak System Designer Yakup Bayrak.

Yeni medya modeliyle üç yıldır aralıksız olarak yerli ve yabancı girişimcilik ekosisteminden gelişmeleri haberleştiren Swipeline’ın ilk büyük zirvesi için bilet satışları aktif olarak devam ediyor. Antalya’da gerçekleşecek zirvenin konaklamalı ve konaklamasız bilet seçeneklerine göz atmak için: https://summit.swipeline.co

ChatPDF ile dökümanlar dile geliyor!

0

Üretken yapay zekâ araçları hızla benimseme kazanırken ve yaygınlaşırken, bu araçlarla neler yapılabileceği ve nasıl kullanışlı hale getirilebileceği merak konusu. Özellikle ücretsiz sürümler, hemen herkesin denemek istediği ama tam olarak nasıl kullanacağını bilemediği araçlar. İşte o araçlardan birisi de ChatPDF ve kullanım örneği ile göz dolduruyor.

ChatPDF, Kuzey Almanya’nın Lubeck kentinde bulunan, uygulamalı tıp bilimleri ve bilgisayar bilimleri alanında tanınmış Lubeck Üniversitesi mezunu Mathis Lichtenberger tarafından geliştirilen bir üretken yapay zekâ aracı. Son derece mütevazı ve kullanıcı dostu bu uygulama ile PDF, Docx ve PPTX formatında belgelerinizi tarayabiliyor ve size yapay zekâ destekli asistanlık hizmeti veriyor.

Fikrin kendisi aslında oldukça sihirli: Bir belgede bir şey aramak ya da bulmak yerine ona sorular sormak yapay zekâ için inanılmaz derecede faydalı bir görev. Ancak bunu başarmak için herhangi bir platforma ya da ücretli hizmete bel bağlamanıza gerek yok. Belgelerle sohbet etme kavramına kolay bir giriş sunan bir araçla tanışmak üzeresiniz. Başka hangi hizmetlere güveniyor olursanız olun veya önünüzde ne tür bir cihaz olursa olsun, hesap oluşturma veya uygulama yükleme gerekmeden şu anda ücretsiz olarak kullanabileceğiniz bir şey.

Diğer benzer seçeneklerin aksine ChatPDF, herhangi bir hesap veya yapılandırma gerektirmeyen ve doğrudan başka bir platforma bağlı olmayan kullanışlı bir ücretsiz katmana sahip. Ücretsiz sürümde her gün en fazla iki belge yükleyebilirsiniz ve bu belgeler 120 sayfaya kadar uzunlukta ve 10 MB’a kadar boyutta olabilir. Üstelik Türkçe dahil pek çok dil destekleniyor. Benzer hizmetlerin ücretsiz planlarına kıyasla bu oldukça etkileyici.

Bu küçük ama kullanışlı aracı kullanmak için öncelikle ChatPDF web sitesini bilgisayarınızdaki veya telefonunuzdaki web tarayıcınızda açın. Aynı isimli uygulamaları Google Play Store ve Apple App Store’da da bulabileceğinizi unutmayın. Ancak aynı adı paylaşmalarına rağmen aslında bunlar aynı hizmet değiller. Dolayısıyla en güvenli yöntem web üzerinden giriş. Uygulamaya herhangi bir belge dosyasını ekleyin. Bu bir ürün kılavuzu, bir kitap veya bir belge olabilir.

Yüklendikten sonra, belgeyi bir sohbet kutusuyla birlikte göreceksiniz. Daha sonra belgedeki şeyler hakkında sorular sorabilir ve ChatPDF’nin bilgileri tam olarak nereden aldığını gösteren kullanışlı küçük dipnotlarla yanıtlar alabilirsiniz. Sağladığınız belgeye bağlı olarak, bir ürün kılavuzundaki teknik konular, bir hikayedeki temalar veya başka bir şey hakkında tartışabilirsiniz.

Ancak burada unutulmaması gereken nokta, gizlilik endişelerini göz ardı etmemek. Yani bu uygulamaya (veya herhangi bir yapay zekâ aracına) şirket belgeleri, finansal tablolar ve kimlik avında kullanılabilecek herhangi bir dosya yüklememeniz şiddetle tavsiye ediliyor. Genel bir belge taramak (örneğin bir makale veya ürün kılavuzu) ise keyifli ve öğretici bir zaman geçirmenizi veya okul ödevinizi hızlıca yapmanızı sağlayabilir.

Togg’da TV seyredilecek!

Togg, konforlu ve keyifli bir yolculuk deneyimi için güçlü iş birliklerine devam ediyor. Türkiye’nin öncü yayın platformu D-Smart GO ile iş birliği yapan Togg, en sevilen filmler, tüm dünyada ses getiren diziler, birbirinden heyecanlı spor karşılaşmaları, belgeseller, haber, yemek, çocuk, müzik, ulusal kanallar ile D-Smart GO’ya özel kanalları T10X yolcuları için Tru.Store’da kullanıma sundu. Bu sayede T10X kullanıcıları, her ay yüzlerce yeni film, dizi, belgesel ve çocuk içeriklerini izleyebilecek ve canlı yayınları 72 saate kadar geri alabilecek. Trumore uygulaması üzerinden ‘Akıllı Cihazım’ fonksiyonuna T10X’ini ekleyerek cihaz sahipliği onaylanan kullanıcılar, D-Smart GO uygulamasını kişiye özel gelen SMS üzerinden aktif hale getirdikleri tarihten itibaren 12 ay boyunca ücretsiz olarak kullanabilecekler.

Güvenli sürüş öncelikli

Togg hareket halinde sürücü ekranı kapanıyor, yayın yolcu ekranından sürüyor. Keyifli bir yolculuk deneyiminde güvenlikten ödün vermeyen T10X akıllı cihazında kullanıcılar, D-Smart GO’yu sadece park halindeyken izleyebilecek. Cihazın hareketiyle birlikte ekran kapanacak ve yayın yolcu ekranından devam edecek.

Virgosol globale açılıyor!

Yazılım kalite kontrol ve güvencesi alanında sunduğu hizmetlerle Deloitte tarafından hazırlanan Teknoloji Fast 50 listesinde 20 katlık büyüme oranıyla 6. sırada yer alan Virgosol, hizmet ağını yurt dışı açılımlarla genişletiyor. Global merkezinin kapılarını Berlin’de aralayan Virgosol, bu yıl içinde Londra ofisini de hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Virgosol Kurucu Ortağı ve CEO’su Özgür Arzu Er, “Virgosol olarak 4 yıl önce üretmeyi seven, çözüm odaklı ve yenilikçi insanları bir araya getirme ve dijital dünyada deneyim farkı yaratan çözümler sunma hayaliyle ‘Fark Yaratmak’ mottosuyla çıktığımız yolda hızlı büyümemizi sürdürüyoruz. Hali hazırda Türkiye’nin en büyük kurumsal markalarının yanında global markalara da yazım kontrol ve güvencesi alanında uçtan uca çözümler sunuyoruz. Şimdi de çalışmalarımızı bir adım daha öteye taşıyoruz. Avrupa’nın güçlü ekonomilerinden Almanya’yı global merkezimiz olarak belirleyerek; başarı hikayemizi dünya geneline yaymayı ve Türkiye’nin yazılım sektöründe bir dünya markası haline gelmesini sağlamayı hedefliyoruz” dedi. 

İkinci durak Londra olacak

Virgosol Kurucu Ortağı ve CEO’su Özgür Arzu Er
Virgosol Kurucu Ortağı ve CEO’su Özgür Arzu Er

Yurt dışı açılımlarının ilk durağı olan Berlin üzerinden Avrupa’daki KOBİ’lerin dijitalleşmesine katkı sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda öncü bir teknoloji ve yatırım merkezi olma konusunda iştahı yüksek olan Almanya’nın teknoloji vizyonunun bir parçası olmayı da amaçladıklarının altını çizen Arzu Er, sözlerine şöyle devam etti: “Berlin ofisimizde mart ayı itibarıyla çekirdek ekibimizi kurduk ve tempolu bir şekilde çalışmalarımıza başladık. İlk yılımızda pazarı ve rekabeti daha iyi anlayabilmek adına araştırmalara ve network ağımızı genişletmeye odaklanacağız. Gelecek sene itibarıyla ise bir yandan pazarın ihtiyacına uygun lokalleşme çalışmalarını yürütürken diğer yandan Ar-Ge faaliyetlerimize başlamayı planlıyoruz. Berlin ofisimiz aracılığıyla Almanya’daki Türk ekosisteminin katkılarının yanı sıra Almanya’nın sunduğu teşvik ve desteklerden yararlanarak ürünler geliştirip, hızlı bir şekilde büyümeyi amaçlıyoruz. Ana hedefimiz Türk gençlerine yurt dışında istihdam sağlamanın yanında yabancı sermayeyi Türk ekonomisine kazandırmak. Bu hedef doğrultusunda çalışmalarımız sürüyor. 2024 yılının ilk yarısında İngiltere pazarında yer alabilmek için Londra ofisimizi açmaya hazırlanıyoruz.”