Dünya çapındaki erişimi nedeniyle, WhatsApp uygulamasının farklı işletim sistemleri ve işletim sistemi sürümleri üzerinden mümkün olduğunca çok kişinin kullanımına sunulması çok önemli.
Dünya’nın her yerinde insanlar Android 14‘ü kendilerine sunulan teknolojik kaynaklarla kullanamıyor, bu nedenle bazı insanlar hala KitKat olarak da bilinen Android 4.4‘e kadar uzanan Android sürümlerini kullananlar var. Nisan ayında beta sürümlerin gerçekleşeceğini belirttiğimiz gibi WhatsApp, Android için en yeni uygulama sürümüyle KitKat desteğini sonlandırdı.
İlk olarak 2013’te piyasaya sürülen Android 4.4 muhteşem bir başarıydı. Bugüne kadar işletim sisteminin en sevilen sürümlerinden biri haline geldi ve bugün hala çok az sayıda insan tarafından kullanılıyor. Mayıs 2023 itibarıyla dünyanın yalnızca %0,5’i hâlâ Google Play Store‘a erişimi olan ve KitKat üzerinde çalışan bir cihaz kullanıyordu.
Sayı yıllardır azalıyor ve Jelly Bean’in (Android 4.1–4.3) 2021’de Google desteğini tamamen kaybetmesinin ardından, Android 4.4’ün Google Play Hizmetleri 23.90.99 sürümünün piyasaya sürülmesiyle aynı yöne gitmesinin zamanı gelmişti.
WhatsApp, Android için son sürümündeki desteği kaldırmak için sonunda KitKat zincirlerini çıkardı. Bu, WABetaInfo’nun şu anda gerçekleştiğini bildirdiği tek mobil işletim sistemi uyumluluk değişikliği. Gerçekçi olmak gerekirse, hâlâ Android 4.4 kullanan ve her gün çalışması için WhatsApp’a güvenen kişiler arasındaki fark muhtemelen oldukça küçük; dolayısıyla, WhatsApp’ın mevcut işletim sistemleri için ürünü daha iyi hale getirme yolundaki ekstra genel bakım masraflarını ortadan kaldırıyorsa, o zaman bu iyi bir hamle.
WhatsApp, KitKat desteğini sonlandıran ilk uygulama değil ve kesinlikle son uygulama da olmayacak. Dropbox, işletim sistemi desteğini üç yıldan fazla bir süre önce sonlandırdı ve hatta bundan önce de Android Mesajlar 2018’de eski sürüme olan desteğini bıraktı. Android 4.4 ile yaşadığımız tüm harika anılara rağmen teknoloji dünyası hızla ilerliyor ve bazen en iyisi yola devam etmek.
WhatsApp, son haftalarda Android için halka açık sürümleriyle çok fazla güncelleme yapıyor. Bunların içinde en büyük kararlı sürüm güncellemesi, çoklu hesap geçişinin kullanıma sunulması.
Cihazınızda birden fazla kopya bulundurmak yerine uygulamanın tek kurulumunda birden fazla WhatsApp hesabının kullanılmasını kolaylaştıryor. Beta sürümünde yalnızca sesli mesajlar ve çıkartmalar test edilmekle kalmıyor, aynı zamanda kilitli sohbetlerin gizlenmesi şeklinde ekstra güvenlik de gelebilir. En çok kullanılan mesajlaşma hizmeti söz konusu olduğunda ne kadar çok güncelleme olursa o kadar iyi olur.
E-ticaret devi Amazon 2023 mali yılı 3. çeyrek finansal raporunu yayınladı. Son derece başarılı bir 3 aylık dönem geçiren firma 143,1 milyar dolar gelir raporlarken bu rakam 141,5 milyar dolarlık analist tahminlerini geride bıraktı. Ayrıca hisse başına 0,94 dolarlık kazanç açıklaması da 0,59 dolarlık analist tahminlerini alt üst etti. Firmanın toplam net kârı ise bir önceki yıla göre üç kattan fazla artarak 9,9 milyar dolara ulaştı.
Amazon, yaptığı finansal rapor açıklamasında net satış gelirlerinin bir önceki senenin aynı dönemine kıyasla %12,6 oranında artarak 143,1 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Bu rakamın 63,1 milyar doları net ürün satış geliri ve 80 milyar doları net hizmet satışı geliri olarak raporlanıyor. E-ticaret devinin toplam harcama ve maliyetleri ise geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla %5,8 düzeyinde artarak 131,9 milyar dolar olarak açıklanıyor. Böylece FAVÖK öncesi kâr 12,2 milyar dolar ve net kar ise 9,87 milyar dolar olarak bildiriliyor. Açıklanan finansal rapor firmanın net kârı bir önceki yıla kıyasla %343 artış gösterdiğini ortaya koyuyor.
AWS hariç, Amazon uluslararası pazarda zarar ediyor
Amazon tarafından açıklanan raporda satış gelirleri bölümü incelendiğinde, firmanın ABD ve uluslararası pazarlardaki ürün ve servis satışlarının (AWS hariç) toplam 120 milyar dolar olduğu görülüyor. Bu rakamın %73’ü ABD’deki satışlardan, %27’si ise Türkiye’nin de dahil olduğu uluslararası pazarlardaki satışlardan geliyor. Kâr kısmına bakıldığında ise AWS hariç ürün ve servis satışları ABD’de 4,3 milyar dolar kâr getirirken uluslararası pazardaki satış gelirleri ise (AWS hariç) 95 milyon dolar zarar gösteriyor.
Amazon ürün ve servis satışlarından ayrı olarak raporlanan AWS satış gelirleri ise 23 milyar dolara olarak tüm genel satış gelirleri toplamı içinde %16’lık bir paya sahip. Buna karşın; AWS’den 6,9 milyar dolar kar edilmiş durumda ve bu toplam kârın %62’sine tekabül ediyor. Yani AWS, e-ticaret devi için en küçük satış geliri kalemi olsa da en karlı iş durumunda. Amazon CEO’su Andy Jassy de yaptığı açıklamada AWS’nin önemine söyle dikkat çekiyor:
“AWS ekibimiz, özellikle özel yapay zeka çiplerimiz ve Amazon Bedrock’un yapay zeka uygulamalarını oluşturmanın ve dağıtmanın en kolay ve en esnek yolu olduğu üretken yapay zeka alanında yenilikler yapmaya ve bu yenilikleri müşterilerimize hızlı bir şekilde sunmaya devam ediyor. İşletmelerin tüm özel kodlarını anlayan deneyimli bir mühendise eşdeğer olmasını sağlayan iş ortağımız (CodeWhisperer) ile birlikte sunduğumuz çözümler; Adidas, Booking.com, GoDaddy, LexisNexis, Merck, Royal Philips ve United Airlines gibi AWS’de üretken yapay zeka iş yükleri çalıştırmaya başlayan müşterilerle ivme kazanıyor.”
Firma işten çıkarmalara devam edecek mi?
Analistler, AWS gelir ve kârının yanı sıra Amazon’da yapılan işten çıkartmaların da operasyonel maliyetleri düşürdüğü ve firmanın kârlılığında etkili olduğu düşüncesinde. Amazon tarafından yapılan finansal rapor açıklamasına göre e-ticaret devi son 1 yıl içinde 44.000 personel ile (alt yükleniciler hariç, firmadaki tam zamanlı ve yarı zamanlı çalışanlar) yollarını ayırmış durumda. Son 1,5 yıl içinde işten çıkartılan toplam personel sayısı ise tam 122.000 kişi. Şu anda 1.5 milyon olarak verilen toplam çalışan sayısının alış veriş çılgınlığı yaşanan önümüzdeki aylarda bir miktar artabileceği düşünülmekle birlikte, firmadaki genel işten çıkartma eğiliminin devam edip etmeyeceği merak konusu.
2022’de oldukça zor bir dönem geçiren ve yılı net 2,7 milyar dolar zararla kapatan Amazon, 2023’ün ilk 9 aylık döneminde 19,8 milyar dolar kâr elde etmeyi başarmış durumda. Firmanın 4. çeyrek beklentisinin 7 ila 12 milyar dolar düzeyinde operasyonel kâr olduğu düşünülürse, Amazon için 2023 oldukça güçlü bir yıl olarak öne çıkacak gibi görünüyor. Analistler ise, yılın son aylarında yaşanacak alış-veriş çılgınlığı ve kampanya döneminin Amazon satış gelirlerine ciddi bir katkı sağlasa da asıl kâr alanı olan AWS’nin nasıl bir performans çizeceğini merakla beklediklerini ifade ediyorlar. ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC) tarafından Amazon aleyhine açılan davada yaşanacak gelişmeler de firmanın kârlılığı yanında borsadaki görünümü ciddi oranda değiştirebilir.
Elon Musk, uydu tabanlı iletişim sistemi Starlink’in Gazze’deki uluslararası tanınan yardım gruplarına bağlantı desteği sağlayacağını açıkladı.
Eski adıyla Twitter olarak bilinen sosyal medya platformu X’te paylaşımda bulunan Musk’ın bu duyurusu, Amerika Birleşik Devletleri Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez’in Gazze’deki iletişimin kesilmesinin “kabul edilemez” olduğuna dair açıklamasına yanıt olarak geldi.
İsrail, Cuma günü Gazze Şeridi’nde interneti ve iletişimi kesintiye uğratmıştı. Yaklaşık 2,3 milyon insan dış dünyadan kopmuş durumda ve bu, bilgiye neredeyse tamamen erişimin kesilmesine neden oluyor. Askeri bilgiler ise bölgedeki kara harekatlarının “genişlemekte” olduğuna işaret ediyor.
2015 yılında Sam Altman, Greg Brockman ve Elon Musk’ın da aralarında olduğu bir grup araştırmacı ve internet girişimcisi tarafından kurulan, özellikle Microsoft’tan aldıkları milyar dolarlık yatırımla ChatGPT’yi geliştirerek üretken yapay zeka teknolojisi alanında devrim yapan OpenAI felaket senaryolarını incelemeye başladı. Şirket “felaket riskleri” olarak tanımladığı risklere karşı koruma sağlamak amacıyla yapay zeka modellerini değerlendirmek, ölçmek ve incelemek üzere yeni bir ekip oluşturduğunu duyurdu. Preparedness adı verilen ekip, MIT’nin Dağıtılabilir Makine Öğrenimi Merkezi direktörü Aleksander Madry tarafından yönetilecek.
Preparedness’ın başlıca sorumlulukları, insanları ikna etme ve kandırma yeteneklerinden (kimlik avı saldırılarında olduğu gibi) kötü niyetli kod üretme yeteneklerine kadar gelecekteki yapay zeka sistemlerinin tehlikelerini izlemek, tahmin etmek ve bunlara karşı koruma sağlamak olacak. Preparedness’ın incelemekle yükümlü olduğu risk kategorileri her ne kadar ilk etapta son derece yakın tehditler gibi gözükse de inceleme grubu kendisini güncel tehditlerle sınırlamıyor Örneğin OpenAI, bir blog yazısında “kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer” tehditleri de yapay zeka modelleriyle ilgili en önemli endişe alanları olarak listeliyor.
En yaratıcı AI felaket senaryosuna ödül ve iş fırsatı
OpenAI CEO’su ve şirketi kuran isimlerden birisi olan Sam Altman aslında bir yandan da yapay zekanın “insan neslinin tükenmesine yol açabileceği” yönündeki korkularını sık sık dile getiren ünlü bir yapay zeka kıyamet tellalı. Ancak OpenAI’nin bilimkurgu distopya romanlarından fırlamış senaryoları incelemek için kaynak ayırması ve bir grup kurması beklenmedik bir adım. Şirket, yapay zeka riskinin “daha az belirgin” alanlarını da incelemeye açık olduğunu söylüyor. OpenAI, Preparedness ekibinin lansmanıyla eş zamanlı olarak, topluluktan risk çalışmaları için fikirler talep ediyor ve en yaratıcı ama gerçekçi ilk on başvuru için 25.000 $ ödül ve Preparedness’ta bir iş imkanı sunuyor. Bir yarışma gibi düzenlenen etkinliğin tanıtım sayfasında şu ibareler yer alıyor:
” Size OpenAI’nin Whisper (transkripsiyon), Voice (metinden konuşmaya), GPT-4V ve DALLE-3 modellerine sınırsız erişim verdiğimizi ve kötü niyetli bir aktör olduğunuzu düşünün. Modelin en benzersiz, ancak yine de olası, potansiyel olarak yıkıcı kötüye kullanımını düşünün. Blog yazısında tartışılan kategorilerle veya başka bir kategoriyle ilgili kötüye kullanımı düşünebilirsiniz. Örneğin, kötü niyetli bir aktör GPT-4, Whisper ve Voice’u kullanarak kritik altyapı tesislerinde çalışanlara kötü amaçlı yazılım yüklemeleri için sosyal mühendislik yapabilir ve böylece elektrik şebekesinin kapatılmasını sağlayabilir. Sizin hakkında yazacağınız kötüye kullanım modeli ne olurdu?”
OpenAI, yeni kurulacak olan risk değerlendirme ekibinin ayrıca OpenAI’nin yapay zeka model değerlendirmeleri ve izleme araçları oluşturma yaklaşımını, şirketin risk azaltıcı eylemlerini ve model geliştirme süreci boyunca gözetim için yönetişim yapısını detaylandıracak bir “risk bilgilendirmeli geliştirme politikası” formüle etmekle görevlendirileceğini söylüyor. Şirket, hem model öncesi hem de sonrası dağıtım aşamalarına odaklanarak OpenAI’nin yapay zeka güvenliği disiplinindeki diğer çalışmalarını tamamlamayı amaçladığını söylüyor.
Spotify, müzik endüstrisindeki telif haklarına dair büyük değişikliklere gitmeye hazırlanıyor. 2024 yılında yürürlüğe girecek olan yeni model, sanatçılara ve plak şirketlerine daha yüksek ödemeler vadederken, bazı tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Spotify, 2024 yılında müzik telif hakları modelinde büyük değişikliklere gideceğini açıkladı. Bu değişiklikler, müzik endüstrisindeki dengeleri sarsabilir ve sanatçılara daha fazla gelir sağlayabilir.
Hilelere karşı daha sert tedbirler
Spotify, müzik dağıtımcılarına karşı daha sert önlemler alacak. Artık parçaları tekrar tekrar yayınlamak, isimlerinde sahtekarlık yapmak veya oynatma sayısını yapay olarak artırmak gibi hilelere başvuranlar ceza alacak.
“Beyaz gürültü” ve müzik dışı içerik kısıtlamaları
Spotify’da bulunan kısa “beyaz gürültü” parçalarının telif hakkı elde edebilmesi için daha fazla dinlenmesi gerekecek. Bu, 30 saniyeden uzun parçaların daha fazla ödeme almasını sağlayacak, ancak küçük sanatçılar gelirlerinden kaybedebilir.
Minimum dinlenme sayısı artışı
Üçüncü ve en tartışmalı değişiklik, bir şarkının telif ücreti alabilmesi için gereken minimum dinlenme sayısını artırıyor. Artık bir şarkının ödeme alabilmesi için ayda 5 cent veya yılda yaklaşık 200 dinlenme kazanması gerekecek. Bu, birçok bağımsız sanatçının bu eşiği aşamayacağı anlamına geliyor. Ancak, bu sanatçıların normalde kazanacağı paralar, yayın paylaşımı havuzuna aktarılacak ve toplamda milyonlarca dolara ulaşabilecek. Bu gelir, daha fazla dinlenme elde eden diğer sanatçılara dağıtılacak.
Spotify, bu değişiklikleri, ödemelerin çoğunlukla dağıtım hattına takıldığı ve sanatçılara kâr bırakmadığı gerekçesiyle savunuyor. Ancak, bu değişiklikler müzik endüstrisinde büyük bir tartışma yaratıyor ve sanatçılar arasında farklı görüşlere neden oluyor.
Bu değişikliklerle birlikte Spotify, 2024 yılında müzik telif hakları alanında önemli bir dönüşümün kapısını aralıyor. İlerleyen zamanlarda bu değişikliklerin müzik dünyasına etkileri daha net bir şekilde görülecek.
Facebook kurucusu Mark Zuckerberg’in bir anlamda Twitter’ı bitirme hamlesi olarak pazara sürdüğü Threads, yeni özellikler sunmaya ve güncellemeler yapmaya devam ediyor. Popülerlik kazanmaya çalışan sosyal ağ platformuna dün anket yapma özelliği ve GIF desteği geldi. Elon Musk’ın Twitter’ı satın alıp ismini X olarak değiştirmesi ve ardından sosyal ağ platformunda mavi tik aboneliğinin parayla satışının başlaması gibi bir dizi köklü değişiklik yapması sonrasında Instagram Threads uygulamasına ciddi bir kullanıcı göçü yaşanmıştı.
Threads için yapılan güncelleme; kısa süre önce birer ikişer sunulmaya başlanan web sürümü desteği, (ücretsiz) düzenleme düğmesi, profil değiştirme, beğeniler, tam metin arama, kronolojik akış arama, sesli gönderiler gibi pek çok kullanışlı özelliğe iki yenisini daha eklemiş oluyor. Bu bağlamda Threads, kullanıcıların ilgisini çekmek için daha fazla yol bulmaya çalışırken, Twitter kullanıcılarının en çok beğendiği veya sık kullandığı özellikleri de kendi platformuna eklemek için adeta zamana karşı yarışıyor.
Duyurulan iki yeni Threads özelliğinden özellikle anket düzenleme özelliği, Twitter/X’te etkileşimi artırmanın popüler bir yolu olarak görülmesi açısından önemli çünkü yoğun paylaşımcı olmayan kullanıcıların bir konu hakkında fikir beyan etmelerine ve seslerini duyurmalarına olanak tanıyor. Anket yayınlayanlar yeni takipçiler çekebiliyor ve yasal prosedürlere sahip resmi bir anket düzenlemek zorunda kalmadan geniş bir insan grubunun nabzını tutabiliyor. Ayrıca anketler akşam yemeğinde ne yeneceği ya da hangi filme gidileceği gibi kişisel soruların yanı sıra eğlence için de kullanılabiliyor.
X’in sahibi Elon Musk da satın almanın ardından şirketin yönüyle ilgili kararları yönlendirmek için düzenli olarak anketleri kullandı. Şirketin başkanlığından istifa edip etmemesi, yasaklı hesaplar için af ilan edip etmemesi ya da Twitter’ın 2016’da kapattığı kısa video platformu Vine’ı geri getirip getirmemesi gibi konularda Musk hep anket düzenleyerek kullanıcı etkileşimini tepe noktada tutmayı başardı. Threads üzerinde açılan anketler 24 saat boyunca çalışıyor ve kullanıcılar ankete kimlerin yanıt verebileceğini kontrol edebiliyor. Aynı şekilde bir anket gönderisine kimlerin yanıt verebileceği de anketi düzenleyen kullanıcı tarafından kontrol edilebiliyor. Yani anketler aracılığıyla kullanıcıya daha fazla özgürlük, seçenek ve etkileşim yöntemi sağlanmış oluyor.
Bir diğer yeni Threads özelliği olan GIF desteği de yine etkileşimi artırmak için önemli bir yöntem olarak görülüyor. GIF kullanımı bir bütün olarak çevrimiçi kullanıcıların ilgisini çekmeye devam ediyor. Hatta Meta, 2020 yılında GIF arama motoru Giphy’yi 400 milyon dolara satın aldı, ancak İngiltere’nin rekabet otoritesinden gelen bir antitröst emri nedeniyle elden çıkarmak zorunda kaldı. Shutterstock daha sonra şirkete sadece 53 milyon dolar değer biçen bir anlaşmayla siteyi satın aldı. Giphy Threads’teki yeni GIF seçeneğine güç veriyor.
CEO Mark Zuckerberg geçtiğimiz günlerde yapılan finansal rapor açıklaması öncesi yatırımcılarla yaptığı görüşmede Threads için yüksek umutlar beslediğini açıklamıştı. Zuckerberg şu anda 100 milyon civarı kullanıcı sayısına sahip olan Threads’in hızlı bir benimseme ile Meta’nın bir sonraki milyar kullanıcılı uygulaması olabileceğini öne sürüyor. X’ten kopyalanan özellikler ve kullanıcı etkileşimini artırmak için sağlanan yenilikler de Zuckerberg’in oldukça kararlı olduğu anlamına geliyor. Instagram başkanı Adam Mosseri, Threads’in görüntüleme sayıları ve gönderileri veya yanıtları profilinize sabitleme testlerine de başlayacağını bildirdi.
Çin’in önde gelen bellek yongası üreticisi olan Yangtze Memory Technologies Co (YMTC), son teknoloji sıçramasıyla “dünyanın en gelişmiş” 3D NAND bellek yongasını üretti. ABD yaptırımlarına rağmen firması ileri teknoloji geliştirmeye devam ediyor.
Yarı iletken analiz firması TechInsights’ın raporuna göre, YMTC, temmuz ayında sessizce piyasaya sürülen bir katı hal sürücüsünde bulunan bu bellek çipi ile ilerlemeyi sürdürüyor. Bu gelişme, Çin’in bellek yongası endüstrisindeki güçlenmeye işaret ediyor.
YMTC’nin bu başarısı, bellek yongalarının önemini vurguluyor. 3D NAND bellekler, yapay zeka ve makine öğrenimi gibi yüksek performanslı bilgi işleme uygulamaları için kritik bir bileşen olarak öne çıkıyor.
Çinli YMTC, ABD’nin ihracat kısıtlamalarına rağmen ilerleme kaydediyor. Çin, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticari ve jeopolitik gerilimlerin etkisi altındayken, YMTC’nin bu başarısı dikkat çekiyor.
YMTC’nin 232 katmanlı X3-9070 adlı yeni bellek yongası, Samsung Electronics, SK Hynix ve Micron Technology gibi liderlere meydan okuyor. Ancak bu alandaki rekabet hızla artıyor, zira diğer firmalar daha da yüksek katmanlı bellek yongaları üretiyor.
YMTC’nin “Xtacking 3.0” mimarisi, bu ilerlemenin temelini oluşturuyor ve yerli Çin ekipmanları kullanma hedefini taşıyor. Ancak, Çin’in çip üretim tedarik zincirinde bazı tıkanma noktaları bulunuyor, özellikle çip üretim ekipmanları konusunda dışa bağımlılık söz konusu.
Sonuç olarak, Çinli YMTC’nin bu gelişimi, ülkenin kendi gelişmiş çiplerini üretme yolundaki çabalarını yansıtıyor, ancak hala bazı zorluklarla karşı karşıyalar.
Teknoloji devi Xiaomi, yeni ürünü “Xiaomi Wrist ECG Blood Pressure Recorder” ile tansiyon ölçümüne farklı bir boyut getiriyor. Bu kardiyo ve tansiyon ölçüm cihazı, kullanıcıların bileğine takılabilen akıllı saat benzeri güzel bir tasarıma sahip
Günümüzde sağlık verilerini takip etmek ve kaydetmek önemli bir hale gelirken, Xiaomi, bu ihtiyacı karşılayan özel bir ürün sunuyor. Xiaomi Wrist ECG Blood Pressure Recorder, tansiyon ölçümü için geliştirilmiş bir cihaz.
Cihaz, 1.43 inçlik AMOLED ekranı ve paslanmaz çelik gövdesi sayesinde su altında bile kullanılabilecek dayanıklılığa sahiptir. Özellikle Çin medikal kurumları ile işbirliği yapılarak geliştirilen sensörler, EKG (elektrokardiyografi) ve kan basıncı ölçümünü yapabilir. Bu ölçümleri, veri tabanındaki doktor önerileri ile birleştirerek kullanıcıların kalp sağlığını sürekli olarak takip etmelerine olanak tanıyor.
Ayrıca, cihaz 6 eksenli atalet sensörü ile düşmeleri algılayabilir. Xiao AI entegrasyonu, NFC desteği ve Bluetooth görüşme özellikleri ile birlikte gelir. Xiaomi Wrist ECG Blood Pressure Recorder, tek bir şarjla 9 güne kadar kullanım süresi sunuyor.
bu yenilikçi tansiyon ölçer cihazı, sağlık bilincine sahip kullanıcılar için bir çözüm olarak ön plana çıkıyor. Wrist ECG Blood Pressure Recorder, 275 dolarlık fiyat etiketi ile piyasaya sürüldü.
Sağlık verilerinin izlenmesi ve kaydedilmesi konusundaki bu yenilikçi ürün, kullanıcıların sağlık durumlarını daha yakından takip etmelerine yardımcı olacak gibi görünüyor.
Son dönemde uzay araştırmalarıyla gündemde olan Çin, Dünya yörüngesinde kurduğu Tiengong Uzay İstasyonu‘nda görev yapacak altıncı taykonot ekibini yola çıkardı.
Çin İnsanlı Uzay Programı Ajansı (CMSA), bu heyecan verici görevi gerçekleştirmek üzere taykonotlar Tang Hongbo, Tang Şıngcie ve Ciang Şinlin’i taşıyan Şıncou-17 uzay mekiğini Long March 2F roketiyle Gobi Çölü’ndeki Ciuçüen Uydu Merkezi’nden fırlattı. Roketten ayrıldıktan 10 dakika sonra kapsülün planlanan yörüngeye başarıyla girdiği açıklandı.
Yeni taykonot ekibi, uzay istasyonuna ulaştığında, 30 Mayıs’ta istasyona gönderilen ve beş aydır görevde olan üç taykonotla devir teslim yapacak. Bu ekip, Çin’in uzaya gönderdiği en genç taykonot grubu olarak dikkat çekiyor.
Daha önce Şıncou-12 görevinde yer alan 1975 doğumlu Tang Hongbo, bu kez ekibin komutanı olarak görev yapacak. İlk kez uzay görevine katılan 1988 doğumlu Ciang Şinlin ve 1989 doğumlu Tang Şıngcie ise Çin’in en genç taykonotları olarak tarihe geçecekler.
Taykonot ekibi, uzay istasyonunda beş ay boyunca bilimsel deneyler, teknoloji testleri ve istasyonun bakımı gibi çeşitli görevleri üstlenecek. CMSA Direktör Yardımcısı Lin Şiçiang, “uzay enkazı” olarak bilinen yörüngede serbest dolaşan insan yapımı nesnelerin artış göstermesi nedeniyle uzay istasyonunun uzun vadeli bakımının önemli olduğunu vurguladı. Ayrıca, uzay istasyonunun güneş enerjisi ile çalışan panellerine çarpan küçük parçaların ufak hasarlara yol açtığını da belirtti.
Bu yeni taykonot ekibinin başarılı bir görev geçirmesini ve uzay araştırmalarına değerli katkılar sunmasını umuyoruz.
Elon Musk, geçen yılın sonlarına doğru satın aldığı X (eski adıyla Twitter) platformunu, “süper bir uygulama” olarak tanımladığı bir konsepti gerçeğe dönüştürmek amacıyla kullanmaya devam ediyor. Bu uygulama gelecekte bir bankacılık ve finans uygulaması olacak. Musk, X’i finans dünyasının merkezi haline getirmeyi ve insanların finansal işlemlerini kolayca yönetmelerini sağlamayı hedefliyor. Ayrıca, bu projenin belirli bir tarihi olduğu da belirtiliyor.
Musk’ın planlarına göre, X’in bankacılık ve finans uygulaması özelliklerinin 2024 yılı sonuna kadar tamamlanması bekleniyor. Musk, “Ödemeler dediğimde aslında birinin tüm finansal hayatını kastediyorum,” şeklinde açıklamada bulunuyor. Bu, menkul kıymetler dahil olmak üzere tüm finansal işlemleri kapsayacak bir platform anlamına geliyor ve bir banka hesabına ihtiyaç duyulmayacağını vurguluyor. X CEO’su Linda Yaccarino da 2024 yılının bu projenin tamamlanması için büyük bir fırsat olacağını düşünüyor.
Musk ayrıca X’in finansal hizmetler sunabilmesi için ABD genelinde para transferi lisansları almak için çalıştığını da belirtiyor. Ayrıca, ekibine yeni yetenekler kazandırmak için önümüzdeki birkaç ay içinde yeni personel almayı planladığını söylüyor.
Bu, Elon Musk’ın ilk finansal hizmetler platformunu oluşturmak için çalıştığı proje değil. Yaklaşık yirmi yıl önce Musk, X.com’u kurmuş ve daha sonra PayPal olarak yeniden markalandı. Ancak Musk hala bu fikri benimseyerek PayPal’ı X ile rekabet etmek için kullanmayı planlıyor.
Musk’ın hedefi, X’i bir “her şey uygulaması” haline getirerek, WeChat gibi Çin’deki süper uygulamalara benzer bir platform oluşturmak. Ancak bu hedefe ulaşmak için zorluklar var. İnsanları neden bu tür bir platforma ihtiyaç duyduklarına ikna etmek ve X’e finansal işlemlerini güvenle teslim etmelerini sağlamak gerekiyor.
Sonuç olarak, Elon Musk, X’i bir finansal hizmetler merkezi haline getirme hedefiyle önemli bir projeye girişmiş gibi görünüyor ve bu, finansal dünyada büyük bir değişikliğe neden olabilir.
Nvidia Corp. ve Google’ın Gradient Ventures girişim fonu, yapay zeka geliştiricilerine çip sıkıntısını aşmalarına yardımcı olacak bir girişime 27 milyon dolar yatırım yaptı.
Toronto merkezli CentML, geliştiricilerin yapay zeka sistemlerini eğitmek ve çalıştırmak için kullanılan grafik işlemci birimlerinden (GPU’lar) daha fazla bilgi işlem gücü elde etmelerine yardımcı olan yazılımlar geliştiriyor.
CentML’nin kurucusu ve CEO’su Gennady Pekhimenko, “Yapay zeka modellerinin boyutu son on yılda yılda 10 kat arttı ve bilgi işlem ile modelin boyutu arasındaki uçurum büyüyor” dedi. “Bilgi işlem için bir çaresizlik var ve çip üreticileri bunu yeterince hızlı sağlayamıyor.”
CentML’nin yazılımı, farklı donanım türlerini kullanarak görevlerin işlenmesi için geçen süreyi tahmin etmeye yardımcı oluyor. Bu, geliştiricilerin sistemlerini daha verimli bir şekilde dağıtmalarına ve çip kullanımını en üst düzeye çıkarmalarına olanak tanıyor.
Pekhimenko, teknolojisinin sistemleri “8 kata kadar hızlandırabildiğini” söyledi.
CentML, yatırımı kullanarak Silikon Vadisi’nde bir ofis açmayı ve iş gücünü iki katına çıkarmayı planlıyor.
Yapay zekaya yapılan yatırımlar artıyor
Bloomberg için derlenen PitchBook verilerine göre, yapay zeka şirketlerine sağlanan fonların değeri üçüncü çeyrekte bir önceki yıla kıyasla küresel olarak %27 arttı. Yeni kurulan şirketler için yapılan toplam anlaşmalar bir önceki yıla göre %31 düşerek dünya çapında 73 milyar dolara ulaştı.
Bu artış, yapay zekanın giderek daha yaygın bir şekilde benimsenmesinden kaynaklanıyor. Yapay zeka, sağlık, finans, imalat ve diğer birçok sektörde kullanılıyor.
CentML’nin yatırımı, yapay zeka geliştiricilerine çip sıkıntısını aşmalarına yardımcı olacak yeni bir çözüm sunuyor. Bu, yapay zekanın daha geniş bir yelpazede uygulamalarda kullanılmasını sağlayabilir.
CentML’nin yatırımı, yapay zeka geliştirmedeki en büyük darboğazlardan birini ele alıyor. Çip sıkıntısı, yapay zekanın benimsenmesini engelleyen önemli bir faktör. CentML’nin yazılımı, geliştiricilerin sistemlerini daha verimli bir şekilde dağıtmalarına ve çip kullanımını en üst düzeye çıkarmalarına yardımcı olarak bu sorunu çözebilir.
Yapay zekaya yapılan yatırımların artması, bu teknolojinin daha da yaygınlaşmasını gösteriyor. CentML’nin yatırımı, yapay zekanın gelişimine ve benimsenmesine önemli bir katkı sağlayabilir.
Bu haber metni, orijinal metinde yer alan tüm önemli bilgileri içeriyor. Ayrıca, metnin anlaşılmasını kolaylaştırmak için bazı değişiklikler yapıldı. Örneğin, bazı cümleler bölündü ve bazı cümlelerin sırası değiştirildi. Ayrıca, bazı teknik terimler daha anlaşılır bir şekilde ifade edildi.
Las Vegas’taki NetApp Insight konferansında konuşan Kurian, hibrit bulutun, üretken yapay zeka araçlarının kullanımını keşfeden işletmelerin pazara çıkmadan önce stratejilerini ince ayar yapmalarına ve daha sağlam, güvenli ve tüketiciye hazır hizmetler sunmalarına olanak tanıyacağını söyledi.
Üretken yapay zeka destekli araçlar, hizmetler veya platformlar beklentisiyle flört eden işletmelerin, ilk etapta doğal olarak genel buluta yöneleceğini söyledi.
Ancak uzun vadede hibrit bulut yaklaşımı, uygulamanın sağladığı esneklik nedeniyle üretken AI iş yüklerini barındırmak için muhtemel başvurulacak model olacak.
“Hibrit bulutun klasik bir yapay zeka iş kullanım örneği olduğunu düşünüyorum.” dedi . “Müşteriler, tüm modern araçların mevcut olduğu genel bulutta kavram kanıtlarını denemek isteyecek ve hangisinin anlamlı olduğunu anladıktan sonra bunu kendi veri merkezlerinde ölçeklendirebilecekler.”
Kurian, bunun tamamen bireysel işletmelerin kendine özgü koşullarına bağlı olacağını vurguladı. Kritik sektörlerde faaliyet gösteren daha büyük kuruluşlar, güvenlik ve güvenliği sağlamak için muhtemelen şirket içi veri mimarilerine yoğun bir şekilde odaklanacak.
Ancak daha küçük işletmeler, çoklu bulut yaklaşımının karma bir hibritiyle avantajlardan yararlanabilirler.
“Farklı müşteri sınıfları için farklı modeller olacağına eminim.” dedi. “Büyük ve düzenlemelere tabi olanlar için her şeyi şirket içinde yapacaklar. Daha küçük ve daha çevik olanlar muhtemelen her şeyi bulut üzerinde yapacak ve bir karışım elde edecekler.“
“Örneğin bulutta kuruluşlar arasında işbirliği yapmak daha kolay. Dolayısıyla, yapay zeka araç zincirinde başka bir kurumla iş birliği yapan bir araştırma kurumuysanız, bunu kendi veri merkezi ortamlarınız yerine genel bulutta yapmak daha kolay olabilir.“
Kurian’ın üretken yapay zeka ile hibrit bulut uygulamalarının birleşimine ilişkin yorumları tamamıyla benzersiz bir bakış açısı değil.
Örneğin VMware, son zamanlarda üretken yapay zeka inovasyonunu ve gelişimini desteklemek için çoklu bulut yeteneklerinden yararlanan kuruluşlara destek sağlamaya yönelik artan bir odaklanmanın altını çizdi.
NetApp, hibrit bulut ortamında AI araçları geliştiren müşterilere daha fazla destek sağlamak amacıyla AFF C-Serisi kapasiteli flash depolama seçeneğinin genişletilmesinin artık ONTAP yapay zeka mimarisiyle entegre edileceğini doğruladı.
Bu hamle, müşteriler arasında yapay zeka gelişimini teşvik etmeye ve hibrit bulutun esneklik avantajlarından yararlanmaya yönelik ortak çabanın bir parçası.
Dünya çapındaki işletmeler, hibrit bulutun avantajlarını ve uygulamaları ve iş yüklerini buluttan veri merkezi ortamlarına aktarma yeteneğinin farkına varmaya başlıyor.
Google tarafından yapılan ve odakta kademeli ancak istikrarlı bir değişimin altını çizen bir araştırmaya göre, 2022’de teknoloji liderlerinin %48’i “çoğunlukla hibrit” olduklarını açıkladı; 2020’de bu oran yalnızca %40’tı.
Georgia Tech, Michigan Üniversitesi ve Bochum Ruhr Üniversitesi akademisyenlerinden oluşan bir ekip tarafından geliştirilen iLeakage, Apple Silikon CPU’larına ve Safari tarayıcısına yönelik spekülatif bir veri ihlal saldırısının ilk örneği. Akademisyenlere göre bu yöntem Safari’nin yanı sıra Firefox, Tor ve iOS’taki Edge’den “mükemmele yakın doğrulukta” veri almak için kullanılabiliyor. Akademisyenler iLeakage’ı tüm tarayıcı sağlayıcıları tarafından uygulanan standart yan kanal korumalarını atlayan zamansız bir Spectre saldırısı (farklı uygulamalar arasındaki izolasyonu ortadan kaldıran bir teknik) olarak tanımlıyor.
Akademisyenler söz konusu saldırı yöntemini Safari’nin yan kanal esnekliğini inceleyerek geliştirmişler. Safari tarayıcısında kaydedilen hassas bilgileri okumaya odaklanan ekip Apple’ın tarayıcısının işleme süreci için kullandığı adres alanındaki herhangi bir 64 bit işaretçiyi spekülatif olarak okuyabilen ve sızdırabilen bir ilkel metot oluşturmayı başarmış. Akademisyenler bunu, Apple’ın tarayıcısında uyguladığı düşük çözünürlüklü zamanlayıcı, sıkıştırılmış 35 bit adresleme ve değer zehirleme gibi yan kanal korumalarını devre dışı bırakarak gerçekleştirdiklerini açıklıyor.
iLeakage üzerinde çalışan araştırmacılar ayrıca Safari’deki, web sitelerini etkin üst düzey alan adlarına (eTLD) ve bir alt alan adına göre farklı adres alanlarına ayıran site izolasyon politikasını da atlattılar. JavaScript window.open API’sini kullanarak bir saldırgan sayfasının rastgele kurban sayfalarıyla aynı adres alanını paylaşmasını sağlayan yeni bir teknik kullandılar. Aşağıdaki video, iPad’de çalışan Safari’deki Gmail mesajlarının iLeakage saldırısı kullanılarak nasıl alındığını gösteriyor. Saldırının çalışması için temel gereksinim ise kurban kullanıcının saldırganın sayfasıyla etkileşime girmesi.
Araştırmacılar, LastPass parola yönetim hizmetini kullanarak Safari web tarayıcısında otomatik olarak doldurulan bir Instagram test hesabının parolasını almak için de aynı yöntemi kullandılar. Ayrıca bir başka deneyde, iLeakage saldırılarının iOS için Chrome’da da nasıl çalıştığını da gösterdiler ve YouTube izleme geçmişini almayı başardılar.
Araştırmacılar, Apple’ın politikasının tüm üçüncü taraf iOS tarayıcılarını Safari’nin üzerine bindirme yapmaya ve Apple tarayıcısının JavaScript motorunu kullanmaya zorladığını belirtiyorlar. iLeakage, Apple Silikon çiplerinde (M1, M2) spekülatif yürütmenin istismar edilmesine dayanıyor. Burada CPU’nun öngörülü yürütmesi, ihtiyaç duyulması en muhtemel görevleri, gerekli olup olmadıklarını bilmeden önce gerçekleştirir. Tüm modern CPU’larda bulunan bu mekanizma performansı önemli ölçüde artırmaktadır; ancak tasarım kusurları veri sızıntılarına neden olabiliyor. Apple, kullanıcıların verileri üzerinde daha fazla kontrol sağlamayı hedefleyen güçlendirilmiş yeni gizlilik ve güvenlik özelliklerini duyurmuştu.
Bu destek,Başkan Joe Biden’ın şirketler arasındaki rekabeti teşvik etmek ve yeni işler yaratmak için ülke çapında “bölgesel teknoloji merkezleri” kurma çabasıyla birlikte geliyor. Apple’ın hizmet ve operasyonlardan sorumlu başkan yardımcısı Brian Naumann, markanın “herkesin bu desteği sağlayacağına inandığını” belirtti.
Federal mevzuat hazırlanana kadar şirket, “Kaliforniya’nın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yeni onarım hükümlerine saygı gösterecek.” ve bunları isteyen kişilere kılavuzlar, aletler ve yedek parçalar gibi belgeleri “makul fiyatlarla” sunacak. Ulusal Ekonomi Konseyi Direktörü Lael Brainard’a göre bu hamle aynı zamanda gereksiz atıkların çöplüklerden uzak tutulmasını da sağlayacak.
Naumann, ulusal onarım yasasının nasıl görünebileceğine dair bazı önerilerde bulunmaya devam ediyor. İyi bir yasa tasarısı “hırsızlığı önlemek için güvenlik özelliklerini sürdürür, onarımda kullanılan parça türleri konusunda tüketicilere şeffaflık sağlar ve güçlü bir standart oluşturur“. Diğer eyaletlerin kendi onarım hakkı yasaları var ve daha büyük potansiyel de yolda. Evrensel bir kurallar dizisine sahip olmak, çatışan yasalarla ilgili her türlü karışıklığı ortadan kaldıracak.
Apple’ın onarım hakkı desteği bazıları için şok edici olabilir. Teknoloji devi, kısıtlamaların “güvenlik veya güvenlik nedenleriyle gerekli” olduğunu iddia ederek insanlara cihazlarını tamir etme yeteneği verilmesine karşı çıkıyor. Ancak FTC başkanı Lina Khan’ın da belirttiği gibi, “bu iddialar sınırlı kanıtlarla destekleniyor.“.
Son haberlere dikkat ettiyseniz, Apple Ağustos ayında Kaliforniya’nın yasa tasarısını destekledi ve bu da şirketteki tutumların değiştiğini gösteriyor. Kaliforniya kurallarına göre cihaz üreticilerinin donanım malzemelerini belirli bir süre içinde sunması gerekecek. Fiyatı 50 ila 99,99 ABD Doları arasında olan ürünler üç yıllık destek alacak. iPhone’lar gibi 100 doların üzerindekiler ise yedi yıl alacak.
Şimdi merak ediyor olabilirsiniz: gerçekten bu mu? Apple, herhangi bir koşul olmadan onarım hakkına tamamen katılıyor mu? Tam olarak değil. Eskilerin dediği gibi şeytan ayrıntıda gizlidir.
Apple’ın New York veya Minnesota’dan değil ülke çapında destek sunarken özellikle Kaliforniya yasalarına uymasının birkaç nedeni var. Birincisi, mevzuat yalnızca 1 Temmuz 2021’den sonra üretilen ve satılan elektronik cihazları kapsıyor. Eski cihaz sahiplerinin şansı yaver gidiyor. İkincisi, parçaların eşleşmesini durdurmaz.
Fast Company raporunda açıklandığı gibi parça eşleştirme, bileşenlerin “birlikte gönderildikleri” cihaza bağlandığı yerdir. Parçalar düzgün şekilde bağlanmamışsa yazılım özellikleri çalışmayacak. Bu, Fast Company’nin Apple’ın aktif olarak dahil olduğu bir uygulama olduğunu iddia ediyor.
Raporda, bileşenleri istiyorsanız Apple’ın kurallarına göre oynamanız gerekeceği, bunun da kişisel bilgilerin ifşa edilmesi veya “yıllarca süren denetimleri kabul etmeniz” ile sonuçlanabileceği belirtiliyor.
Ukraynalı iki hack grubu, Rusya’nın en büyük özel bankası Alfa-Bank’ın hacklenmesine dair şok edici iddialarda bulundu. KibOrg ve NLB adlı grupların üyeleri, geçtiğimiz hafta yayınladıkları bir blog yazısında, Alfa-Bank’a ait dahili bir veri tabanına ait olduğunu iddia ettikleri ekran görüntülerini ve bazı Rus bireylerin kişisel bilgilerini paylaştılar.
Söz konusu veri tabanında, iddiaya göre 30 milyondan fazla kayıt bulunuyor. Bu kayıtlar arasında Rus müşterilerin isimleri, doğum tarihleri, hesap numaraları ve telefon numaraları da yer alıyor. İddiaların inandırıcılığını artıran bir unsur, Ukraynalı bir istihbarat yetkilisinin açıklamaları oldu. Yetkili, Ukrayna’nın en üst düzey karşı istihbarat teşkilatı SBU’nun, hackerların Alfa-Bank’a erişim sağlamalarına yardımcı olduğunu doğruladı. Ancak operasyonun ayrıntıları ve çalınan verilerin kullanımı hakkında daha fazla bilgi paylaşılmadı.
Alfa-Bank, şu ana kadar bu hack iddialarına kamuoyu önünde bir yanıt vermedi. Banka, Rusya’nın işgalinin ardından ABD hükümeti tarafından yaptırımlarla karşı karşıya kalmıştı.
Batı’dan alınan yaptırımların ötesinde, Ukrayna’nın Rus işgaline karşı siber direnişte hacktivizm ve gönüllü siber operasyonlar önemli bir rol oynamaktadır. Ukrayna Dijital Dönüşüm Bakanlığı tarafından resmi olarak desteklenen BT Ordusu gibi gruplar, bu çabaların en bilinen örneklerindendir. Ancak Rus hackerların Ukrayna’ya yönelik daha yıkıcı saldırılar gerçekleştirmesi beklenmesine rağmen, bu beklentiler şu ana kadar karşılanmamıştır.
Ukraynalı siber güvenlik yetkililerine göre, Rus hackerlar işgalin başlangıcından itibaren elektrik şebekeleri, kamu hizmetleri, iletişim sağlayıcıları ve haber kuruluşlarını hedef almışlardır, ancak bu saldırılar genellikle uzun vadeli veya kalıcı bir zarara yol açmamıştır.
Bu son gelişmeler, Ukrayna’nın siber güvenlik önlemlerini artırma ve Rus işgaline karşı direnişini sürdürme çabalarının bir parçası olarak dikkat çekmekte.
Son yıllarda gerek döngüsel ekonomiye katkısı gerekse mevcut ekonomik tablo ve verimliliğin günümüzde daha çok önem kazanmasıyla birlikte kiralama sektörüne ilgi giderek artıyor. Teknolojiyle işlerini yöneten şirketler de son dönemde kiralama sektörüne yeşil ışık yakmaya başladılar. Bu ilgiyi değerlendiren Kiralabunu.com’un Kurucu Ortağı Elif Kapıcı, şirket taleplerinin daha başlangıç seviyesinde olduğunu, teknolojiye talebin arttıkça kiralama sektörünün de hızlı büyüyeceğini belirtti. Kapıcı, “Şirketlerin teknoloji filosunu yönetiyoruz. Artık birçok kurum telefon, bilgisayar, tablet gibi teknoloji ürün ihtiyaçlarını satın almak yerine kiralamayı tercih ediyor. Kiralabunu’da önümüzdeki yıl kurumsal kiralama müşteri sayısını dört katına çıkarmayı hedefliyoruz. Talepler bu yönde devam ediyor. Şu an bütün Türkiye genelinde 300’e yakın kurum teknoloji ihtiyaçlarını Kiralabunu ile kiralayarak karşılıyor” dedi.
Kiralabunu.com Kurucu Ortağı Elif Kapıcı
Şirketlerin hedeflerini tutturmalarına ve verimliliklerine de katkı sunduklarının altını çizen Kapıcı, şirketlerin teknolojik ürün ihtiyaçlarında kiralama yoluna gitmelerinin motivasyonun kiralabunu.com‘un sunduğu hizmetler ve avantajlar olduğunu belirtti. Kapıcı şunları söyledi: ”Kullanım ömrü kısıtlı olan teknolojik ürünler güncelliğini yitirmeden yenisi kiralanıyor. Bu satın alıma döndüğünde maliyetler çok artıyor. Kiralamak finansal olarak daha mantıklı. Kurumlar, teknolojik ürün satın almak için ayırdıkları kaynağı işlerini büyütmeye aktarabiliyorlar. Bununla birlikte, kurumların teknoloji filolarını her ihtiyaç duydukları noktada uçtan uca yönetme, teknik bakım, hasar onarım ve ürün ikame desteği de sunuyoruz.”
Şirketler en çok telefon, tablet ve bilgisayar kiralıyor
Kiralabunu Kurumsal, hemen hemen her sektörden ve her ölçekte kuruma hizmet veriyor. Kurumsal müşterileri arasında halka arz şirketler de var, start up’lar da, sivil toplum kuruluşları da, KOBİ’lerde. Hizmetlerinin kapsayıcılığı gereği Türkiye’nin her yerinde, her ölçekte şirkete aynı koşullarda ve kapsamda hizmet sunmayı önemsediklerini vurgulayan Kapıcı, “Hızlı tüketim, teknoloji ve finans alanında faaliyet gösteren şirketlerin çoğunluğu oluşturduğunu söyleyebiliriz. Şirketler çoğunlukla çalışanları için telefon, bilgisayar, tablet gibi ürünleri kiralıyor. Dönemsel olarak toplantılar ya da kısa süreli ihtiyaçlar için ses sistemleri ve mobilite gibi farklı kategorilerden ürünler de ilgi çekiyor. 2024 yılında da Teknosa ve Arena Bilgisayar gibi Türkiye’nin önde gelen teknoloji perakendecisi ve dağıtıcısı kurumsal partnerlerimiz ile birlikte kurumsal kiralama pazarını büyütmeye ve pastadaki payımızı arttırmaya talibiz” diye sözlerini tamamladı.
Hollandalı girişimci EgbertEdelbroek, uzayda insanların bebek sahibi olup olamayacağını öğrenmek amacıyla cesur bir adım atmaya kararlı. Edelbroek, başlangıçta bir sperm donörü olarak başladığı bu ilginç yolculuğunda, uzayın insan üreme sistemine etkilerini keşfetmeyi hedefliyor.
Uzayın ağırlıksız ortamının, tüp bebek teknolojisinin geliştirilmesi için ideal bir laboratuvar olabileceğini düşünen Edelbroek, bu fikri SpaceBorn United adlı biyoteknoloji girişimiyle bir adım daha ileri götürüyor. Gelecek yıl, alçak Dünya yörüngesine gönderilecek mini bir laboratuvar üzerinde tüp bebek uygulamalarını gerçekleştirmeyi planlıyor. Bu adım, gelecekteki uzay yerleşimlerinin kapılarını açabilir.
Edelbroek, “İnsanlığın bir yedek plana ihtiyacı var” diyerek, sürdürülebilirliğin önemine vurgu yapıyor. Gelecekteki uzay kolonileri için ise insan üreme sistemini anlamak ve hazırlıklı olmak gerekiyor. Şu ana kadar uzayda hamilelik deneyi yapılmamış olabilir, ancak uzay turizminin yükselişiyle bu bir gün gerçeklik haline gelebilir.
SpaceBorn United, tüp bebek uygulamalarını başarılı bir şekilde gerçekleştirmeyi başarırsa, ARTIS (Uzayda Destekli Üreme Teknolojisi) görevini izleyerek daha fazla deney yapmayı planlıyor. İlk deneyler, uzayda döllenen kemirgen embriyolarını içerecek ve Dünya’daki yerçekimi simüle edilecek. Daha sonra, kriyojenik olarak dondurulan embriyolar kemirgen annelere implante edilecek. Eğer bu deneyler sağlıklı yavruların doğmasına yol açarsa, daha sonraki ARTIS görevleri insan embriyolarını ve Ay veya Mars gibi kısmi yerçekimde döllenmiş embriyoları içerecek.
Edelbroek, bu deneylerin başarısı durumunda, uzay yerleşimlerinin fizibilitesini gösterme yolunda büyük bir adım atılacağına inanıyor. Ancak bu tür deneyler sadece insanlarla sınırlı kalmayabilir. Uzayda çok kuşaklı hayvan üremesi deneyleri, uzay yaşamının etkilerini anlamamıza yardımcı olabilir.
Sonuç olarak, bu tür çalışmalar, uzay yerleşimlerinin gerçeklik haline gelip gelmeyeceği konusunda büyük öneme sahip. Edelbroek’e göre, insanlık için sınırları zorlamanın önemi büyük ve uzayda bu sınırları keşfetmek heyecan verici bir adım olabilir.
Üretken yapay zekayı (genAI) kontrol etmeye yönelik daha önceki çabaların çok belirsiz ve etkisiz olduğu gerekçesiyle eleştirilmesinin ardından, Biden Yönetimi’nin şimdi teknolojinin federal çalışanlar tarafından kullanımına ilişkin yeni, daha kısıtlayıcı kurallar açıklaması bekleniyor.
Pazartesi günü açıklanması beklenen idari emir, AI ile ilgili konular haricinde ABD’nin kalkınma çabalarını hızlandırmaya yardımcı olmak için daha fazla teknoloji çalışanı akışına olanak tanıyacak şekilde göçmenlik standartlarını da değiştirecek.
The Washington Post‘un haberine göre Salı gecesi Beyaz Saray, Pazartesi günü Başkan Joseph R. Biden Jr.’ın ev sahipliği yaptığı “Güvenli, Emniyetli ve Güvenilir Yapay Zeka” etkinliği için davetiye gönderdi.
Baş döndürücü bir hızla ilerleyen ve sektör uzmanları arasında alarm zillerini çalan üretken yapay zeka, Biden’ı geçen Mayıs ayında “rehber” yayınlamaya teşvik etti. Başkan Yardımcısı Kamala Harris ayrıca Google, Microsoft ve popüler ChatGPT sohbet robotunun yaratıcısı OpenAI’nin CEO’larıyla da bir araya gelerek genAI ile ilgili güvenlik, gizlilik ve kontrol sorunlarını içeren potansiyel sorunları tartıştı.
ChatGPT’nin Kasım 2022’de piyasaya sürülmesinden önce bile yönetim, “Yapay Zeka Hakları Bildirgesi”nin yanı sıra Yapay Zeka Risk Yönetimi Çerçevesi için bir plan açıklamıştı; aynı zamanda Ulusal Yapay Zeka Araştırma Kaynağı‘nı oluşturmak için bir yol haritası da hazırladı.
Yeni yönetim emrinin, üretken yapay zekanın temeli olan büyük dil modellerinin (LLM’ler) ABD devlet kurumları tarafından kullanılmadan önce değerlendirmelerden geçmesini gerektirerek ulusal siber güvenlik savunmalarını yükseltmesi bekleniyor. Post’a göre bu kurumlar arasında ABD Savunma Bakanlığı, Enerji Bakanlığı ve istihbarat teşkilatları yer alıyor.
Yeni kurallar, 15 AI geliştirme şirketinin genAI sistemlerinin sorumlu kullanımla tutarlı bir şekilde değerlendirilmesini sağlamak için ellerinden geleni yapma yönündeki gönüllü taahhütlerini güçlendirecek.
GenAI, görevleri otomatikleştirme ve karmaşık metin yanıtları, resimler, videolar ve hatta yazılım kodları oluşturma yeteneğiyle kapsamlı faydalar sunarken, teknolojinin aynı zamanda halüsinasyon olarak bilinen bir anormallik olan hileli olduğu da biliniyor.
GenAI ayrıca hassas veya kişisel olarak tanımlanabilir verileri beklenmedik bir şekilde açığa çıkarabiliyor. En temel düzeyde araçlar, kullanıcılara daha doğru ve derinlemesine içerik sunmak için İnternet’ten, şirketlerden ve hatta devlet kaynaklarından çok büyük miktarlarda veri toplayabiliyor ve analiz edebiliyor. Dezavantajı, AI tarafından toplanan bilgilerin mutlaka güvenli bir şekilde saklanmaması. AI uygulamaları ve ağları, bu hassas bilgileri üçüncü tarafların veri istismarına karşı savunmasız hale getirebiliyor.
Örneğin akıllı telefonlar ve sürücüsüz arabalar, kullanıcıların konumlarını ve sürüş alışkanlıklarını takip ediyor. Bu izleme yazılımı, teknolojinin kullanıcılara daha verimli hizmet verebilmek için alışkanlıkları daha iyi anlamasına yardımcı olmayı amaçlasa da, aynı zamanda AI modellerini eğitmek için kullanılan büyük veri setlerinin bir parçası olarak kişisel bilgileri de topluyor.
Dijital dönüşüm hizmetleri şirketi UST’nin baş yapay zeka mimarı Adnan Masood’a göre, AI geliştiren şirketler için yönetim emri, uygulamalarına nasıl yaklaşacakları konusunda bir revizyon gerektirebilir. Yeni kurallar, başlangıçta operasyonel maliyetleri de artırabilir.
Masood, “Ancak, ulusal standartlara uyum sağlamak aynı zamanda ürünlerine yönelik federal satın alma süreçlerini de kolaylaştırabilir ve özel tüketiciler arasında güveni artırabilir.” dedi.
Masood, Beyaz Saray’ın yaklaşan düzenlemelerinin “uzun zamandır geldiğini ve bunun ABD hükümetinin yapay zeka teknolojisinden yararlanma ve kontrol altına alma yaklaşımında kritik bir noktada iyi bir adım olduğunu” söyledi.
Masood, “Düzenleyici erişimin araştırma ve geliştirme alanlarına genişletilmesi konusunda çekincelerim var.” dedi. “Yapay zeka araştırmasının doğası, aşırı düzenlemelerle engellenebilecek düzeyde bir açıklık ve kolektif inceleme gerektirir. Özellikle, bu alandaki çoğu yeniliğin arkasında itici güç olan açık kaynaklı yapay zeka girişimlerini engelleyebilecek her türlü kısıtlamaya karşı çıkıyorum. Bu işbirlikçi platformlar, yapay zeka modellerindeki kusurların hızla tanımlanmasına ve düzeltilmesine olanak tanıyarak güvenilirliklerini ve güvenliklerini güçlendiriyor.“
GenAI aynı zamanda erkekleri kadınlara veya beyaz adayları azınlıklara tercih etme eğiliminde olan AI destekli işe alım uygulamaları gibi yerleşik önyargılara karşı da savunmasız. Ve genAI araçları doğal dili, görüntüleri ve videoları taklit etme konusunda daha iyi hale geldikçe, yakında sahte sonuçları gerçek olanlardan ayırt etmek imkansız hale gelecek; bu da şirketleri, ister kazara ister kötü aktörlerin kasıtlı çabaları olsun, en kötü sonuçlara karşı “korkuluklar” kurmaya teşvik ediyor.
ABD’nin yapay zekayı kontrol altına alma çabaları, Avrupa ülkelerinin teknolojinin AB yasalarını ihlal eden içerik üretmemesini sağlamaya yönelik benzer çabalarını takip etti; Buna çocuk pornografisi veya bazı AB ülkelerinde Holokost’un inkarı da dahil olabilir. İtalya, doğal dil işleme uygulamasının kullanıcı konuşmalarını ve ödeme bilgilerini içeren bir veri ihlali yaşamasının ardından gizlilik endişeleri nedeniyle ChatGPT’nin daha da geliştirilmesini tamamen yasakladı.
Avrupa Birliği’nin “Yapay Zeka Yasası” (AI Yasası), Batılı ülkeler tarafından türünün ilk örneğiydi. Önerilen mevzuat büyük ölçüde Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR), Dijital Hizmetler Yasası ve Dijital Piyasalar Yasası gibi mevcut kurallara dayanıyor. Yapay Zeka Yasası ilk olarak Avrupa Komisyonu tarafından Nisan 2021’de önerilmişti.
Eyaletler ve belediyeler, mahremiyet ve önyargı sorunları nedeniyle iş adaylarını bulmak, taramak, mülakat yapmak ve işe almak için yapay zeka tabanlı botların kullanımına ilişkin kendi kısıtlamalarını göz önünde bulunduruyor.
Masood, genAI’nin devam eden bir patlama yaşadığı ve içerik, derin sahtekarlıklar ve potansiyel olarak yeni siber tehdit biçimleri oluşturmada benzeri görülmemiş yeteneklere yol açtığı göz önüne alındığında Biden’ın hareketinin özellikle kritik olduğunu söyledi.
“Bu manzara, hükümetin rolünün sadece bir düzenleyici değil, aynı zamanda yapay zeka teknolojisinin kolaylaştırıcısı ve tüketicisi olduğunu açıkça ortaya koyuyor.” diye ekledi. “ABD hükümeti, yapay zekaya ilişkin federal değerlendirmeleri zorunlu kılarak ve siber güvenlikteki rolünü vurgulayarak, yapay zekanın ikili doğasını hem stratejik bir varlık hem de potansiyel bir risk olarak kabul ediyor.”
Masood, yapay zeka düzenlemelerine incelikli bir yaklaşımın sadık bir savunucusu olduğunu, çünkü yapay zeka ürünlerinin dağıtımını denetlemenin, güvenlik ve etik standartları karşıladıklarından emin olmak için gerekli olduğunu söyledi.
“Örneğin, sağlık hizmetlerinde veya otonom araçlarda kullanılan gelişmiş yapay zeka modellerinin, halkın refahını korumak için sıkı testlerden ve uyumluluk kontrollerinden geçmesi gerekiyor.” dedi.
Dijital dönüşümün iş dünyasının temel taşlarından biri haline geldiği günümüzde, bu alanda faaliyet gösteren şirketler arasındaki iş birliği fırsatlarını da artırıyor. Dönüşüm ihtiyacı, teknoloji şirketlerinin iş birliği yapmasındaki temel sebep olarak ortaya çıkarken bu iş birlikleri ile şirketler büyümelerini hızlandırıyor, müşterilerine daha fazla değer yaratan çözümler sunabiliyor, ürün ve hizmetlerini çeşitlendirerek daha geniş coğrafyalara ulaşabiliyor.
Türkiye’nin en büyük teknoloji şirketlerinden GTech; büyük veri yönetimi ve analitik platformu sağlayan Amerikan yazılım şirketi Cloudera ile Türkiye, Azerbeycan ve Körfez Bölgesini kapsayan bir iş birliği anlaşması yaptı.
Kullanıcıların hibrit bulut tabanlı yazılım veya donanım kullanarak data depolamasını ve analiz etmesini sağlayan Cloudera; veri dağıtımı, veri mühendisliği, veri ambarı, işlem verileri, veri akışı, veri bilimi ve makine öğrenimi için bulut tabanlı analitik araçlar sunuyor. Merkezi Kaliforniya Santa Clara’da bulunan ve 19 farklı ülkede faaliyet gösteren Cloudera, veri yönetimi ve analitiği herkes için kolay ve erişilebilir hale getirmek misyonu ile çalışıyor.
GTech – Cloudera stratejik iş birliğinin temelinde, tarafların veri yönetimi ve yönetişimi ile ilgili olarak Türkiye, Azerbeycan ve Körfez Bölgesinde stratejik iş ortaklığı yapması yer alıyor. Bu bölgedeki mevcut müşterilerin verilerini ve stratejilerini uçtan uca şekillendirmeye dayanan iş birliği kapsamında Cloudera potansiyel müşterileri belirleme ve onlarla etkileşim kurma konusunda da GTech’e destek olacak.
Stratejik iş birliğinin imza töreninde GTech Ortağı Gürhan Taşkaya ve Cloudera Bölge Başkan Yardımcısı Karim Azar Dubai’de bir araya geldi. 2023 yılındaki temel hedeflerinin yurt dışındaki müşteri portföyünü büyütmek olduğunu belirten GTech Ortağı Gürhan Taşkaya “Cumhuriyetimizin 100. yılında, müşteri odaklı yaklaşımımızı Türkiye sınırları ötesinde daha geniş bir coğrafyaya taşıyarak uluslararası çapta Finansal Teknolojiler sunan bir şirket olma hedefi koymuştuk. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz iş ortaklıklarıyla bu hedefimize adım adım yaklaşıyoruz. Geçen yılın sonunda açtığımız Dubai ofisimizle Avrupa’dan sonra Körfez Bölgesi, Güney Asya ve Afrika’ya hizmet vermeye başlamıştık. Yeni iş birliğimiz Cloudera ile bu bölgelerdeki müşteri sayımızı artıracak, sunduğumuz ürün ve çözümlerimizle kurumlara değer katmaya devam edeceğiz” diyerek GTech’in global büyüme yolcuğuna dikkat çekti.