Apple Vision Pro’nun eksik kalan yönleri

Apple Vision Pro’nun getirdiği büyük yenilikleri konuştuk, şimdi de eksik bulduklarımıza bir bakalım.

Apple’ın Vision Pro başlığı etkileyici bir sarmalayan teknoloji sunarken, bazı dikkate değer eksiklikleri bulunuyor. Bu eksiklikler, başlığın genel deneyimi geliştirmede sınırlamalar getirebilecek seviyede. İşte Apple’ın Vision Pro’sunda iyileştirilmesi gereken ana alanlar:

Fitness Entegrasyonu: Vision Pro, ayrılmış fitness ve sağlık uygulamalarına sahip değil ve bu, Apple’ın Apple Watch ve Fitness Plus aboneliği gibi mevcut fitness odaklı çalışmalarına rağmen şaşırtıcı. Egzersiz oyunları ve antrenman uygulamalarının başlığa dahil edilmesi, eşsiz bir satış noktası sunabilirdi ve Apple’ın sağlık ve iyilik konusundaki uzmanlığından yararlanması kulağa garip geliyor.

Apple Cihazlarıyla Uyumluluk: Vision Pro, şu anda iPhone’lar, iPad’ler ve Apple Watch ile sorunsuz uyumluluğa sahip değil. Mac’lerle sorunsuz bir şekilde yüksek çözünürlüklü sanal ekranlar sağlayabilse de, başlığı Apple ekosistemiyle daha yakından entegre etmek faydalı olurdu. iPhone’lar, iPad’ler ve Watch’lar üzerinde dokunmatik etkileşim, hareket kontrolleri ve sanal klavye gibi özellikleri etkinleştirerek kullanıcı deneyimini geliştirebilir ve başlığın kapasiteleri genişletebilir.

Haptic Geribildirimi: Haptic geribildirimi, sanal gerçeklik deneyimlerinde insanı sarmalama hissini ve etkileşimi artırmada önemli bir rol oynar. Şaşırtıcı bir şekilde Vision Pro’da herhangi bir haptic geribildirim özelliği bulunmamakta. Apple Watch gibi cihazlarda zaten sunduğu haptic teknolojisini başlığa dahil etmek, kullanıcılara dokunsal geribildirim ve sanal ortamlarda etkileşimin daha gerçekçi bir hissini yaşatabilirdi.

Ayrılmış Fiziksel Aksesuarlar: Apple, iPad için Apple Pencil gibi özel aksesuarları cihazlarına ek olarak satma geçmişine sahip. Ancak Vision Pro şu anda göz ve el takibi dışında herhangi bir ayrılmış fiziksel araç veya aksesuar içermemekte. Vision Pro için özel olarak tasarlanmış kalemler veya kontrol cihazları gibi özel araçların tanıtılması, başlığın yaratıcı olasılıklarını ve kullanılabilirliğini genişletebilir, özellikle tasarım ve sanatsal uygulamalar insanların yaratıcılığını bir üst boyuta taşıyabilir.

Apple’ın Vision Pro başlığı, sarmalayan teknolojide büyük bir adımı temsil ediyor, ancak birkaç dikkate değer eksikliği de yok değil. Bu eksiklikleri gidererek, Apple Vision Pro’nun işlevselliğini, esnekliğini ve çekiciliğini artırması mümkün. Keskin bir AR/VR deneyimi arayan kullanıcılar için daha cazip bir seçenek haline gelmek istiyorsa Apple bunlara önem vermeli.

IBM Eagle kuantum bilgisayarı galip geldi!

0

IBM Eagle kuantum bilgisayarı, karmaşık bir matematiksel hesaplamada başka bir bilgisayar karşısında galip geldi. IBM, kuantum bilgisayarlarını minimum 127 kübit ile çalıştırmayı planlıyor.

IBM’in Eagle kuantum bilgisayarı, karmaşık matematiksel hesaplamaları çözerken geleneksel bir süper bilgisayardan daha iyi performans gösterdi. Şirket basın bülteninde, bunun aynı zamanda 100’den fazla kübit ölçeğinde doğru sonuçlar sağlayan bir kuantum bilgisayarın ilk gösterimi olduğu belirtildi.

Kuantum bitlerinin kısaltması olan qubitler, kuantum hesaplamada bitin analogları olarak kullanılıyor. Her ikisi de birincil veya en küçük bilgi birimler niteliğinde. Bununla birlikte, 0 veya 1 olmak üzere iki durumda bulunabilen bitlerin aksine, bir kübit, bu iki durumu veya iki durumun herhangi bir oranında bulunduğu bir süperpozisyonu temsil edebiliyor.

Bilim insanları, bir süper bilgisayarda alacağı sürenin çok daha kısa bir bölümünde büyük miktarda bilgiyi hesaplamak için süperpozisyonu kullanmak üzerinde çalışıyor. Bununla birlikte, süperpozisyon, dış ortamdan gelen en ufak bir müdahale ile bile bozulabileceğinden, kuantum bilgisayarlar hataya açık.

127 kübit hedefleniyor

Bilim insanları, bilgi işlem ortamlarını güvenli hale getirmek ve paraziti azaltmak için mümkün olduğunca az kübit ile çalışmak istiyor. Ancak yakın geçmişte, araştırmacılar bunun yerine ‘gürültü’ ile çalışmayı tercih etmeye başladılar çünkü kübit sayısını artırmanın üstel avantajları var.

Son zamanlarda, Çinli araştırmacılar fotonik kuantum bilgisayarları Jiuzhang’ı bir matematik problemini bir saniyeden daha kısa sürede çözmek için nasıl kullandıklarını bildirdi. En hızlı süper bilgisayarda aynı şeyi çözmek en az beş yıl alıyor.

Şimdi ise IBM’de Abhinav Kandala liderliğindeki bir araştırma ekibi benzer bir yaklaşım kullandı. Kaliforniya’daki Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’nda “gürültülü” kuantum bilgisayarlarının yeteneklerini geleneksel bir süper bilgisayara karşı test etmeye karar verdi.

Ekip tarafından kullanılan Eagle kuantum bilgisayarında 127 kübit yer alıyor. Her iki bilgisayardan da, bir ızgarada düzenlenmiş ve birbirleriyle etkileşime giren spinli atomlar gibi bir parçacık koleksiyonunun en olası davranışını hesaplamaları istendi.

Araştırmacılar, denklemlerin belirli sayıda parçacık için tam olarak çözülebileceğini buldu. Ancak yapbozdaki parçacıkların sayısı arttıkça, çözümü hesaplamak için yaklaşım gibi yöntemlere ihtiyaç duyuldu. Her iki makinenin sonuçları da aynı fikirdeydi. Sonunda, hesaplamalar o kadar karmaşık hale geldi ki, süper bilgisayar artık bunları kaldıramadı. Eagle kuantum bilgisayarı yine de sayıları dağıtmaya devam etti. Ekibin sonuçların doğru olup olmadığını test edecek herhangi bir aracı olmamasına rağmen, sonuçlar yerleşik hesaplamalarla uyumlu oldu.

100’den fazla kübit içeren bir kuantum bilgisayarın ilk kez doğru çalıştığı gösterilmiş olsa da araştırma ekibi kuantum üstünlüğünü iddia etmeye yakın değil. Bu, kuantum bilgisayarların süper bilgisayarlar için başarması imkansız olan seviyelere ulaştığı aşama olacak.

Süper bilgisayarlar geliştiren IBM, teknolojinin önümüzdeki yıllarda gelişmesini ve yeteneğini artırmasını bekliyor. Bununla birlikte, malzeme bilimi, sağlık ve fizik alanlarında bilgi işlem çözümlerinde çok önemli olması beklenen kuantum işlemcileri de test ediyor.

Şirket ayrıca tesis içi konumlardaki ve bulut üzerinden kullanılabilen Kuantum Sistemlerinin artık minimum 127 bit ile güçlendirileceğini ve araştırma topluluğuna daha yüksek bilgi işlem gücü getireceğini onayladı.

JPL gelmiş geçmiş en büyük PDF kaynak arşivini yarattı

0

NASA’nın Jet Propulsion Laboratuarları (JPL), interneti daha güvenli hale getirme çabalarını desteklemek amacıyla JPL veri bilimcileri tarafından en büyük  kamuya açık kaynak arşivini yarattı. PDF’lerin en büyük kamuya açık kaynak arşivi olan bu arşiv, DARPA’nın Safe Documents (SafeDocs) programının bir parçası. SafeDocs programı, PDF kullanıcılarının güvenlik ihtiyaçlarını gidererek amaçlayarak çevrimiçi tehditlerle mücadele ediyor. JPL, teknoloji için açık özellikler ve standartlar belirlemeyi amaçlayan kâr amacı gütmeyen PDF Association ile birlikte çalışarak bu tehlikelerle mücadele etmek için birkaç araç geliştirmeye başlamış.

Arşivin oluşturulması kolay bir görev olmadı. JPL ekibi, geniş bir PDF yelpazesini arşive dahil etmek için başlangıç noktası olarak Common Crawl adlı açık kaynaklı bir web tarama veri havuzunu kullandı. Temmuz ve Ağustos 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilen taramada, arşive katılması için yaklaşık 8 milyon PDF belirlendi.

Common Crawl, her dosya için indirilen veriyi 1 megabaytla sınırlıyordu, bu da daha büyük dosyaların eksik olduğu anlamına geliyor. Ancak araştırmacılar kaynaklar üzerinde anlamlı çalışmalar yapabilmek için dosyaların kırpılmış değil tam versiyonlarına ihtiyaç duyuyorlar. Dosya boyutu sınırı, Common Crawl’dan doğrudan alınan tamamlanmış, kırpılmamış dosyaların sayısını 6 milyona çıkardı. Diğer 2 milyon PDF’i almak ve arşivin eksiksiz olduğundan emin olmak için JPL ekibi, eksik PDF’lerin web adreslerinden özel yazılım kullanarak tam dosyaları indiren özel bir yazılım geliştirdiler ve bunu kullandılar.

PDF’lerin oluşturulmasında kullanılan yazılım gibi çeşitli meta veriler, arşivle birlikte çıkarıldı. JPL ekibi ayrıca her PDF için kaynak web sitesinin sunucu konumunu belirlemek için ücretsiz ve kamuya açık bir coğrafi konumlandırma yazılımından da yararlandı. Tam veri seti yaklaşık 8 terabayt boyutunda ve bu türdeki en büyük kamuya açık özelliğini taşımakta.

Arşiv, sadece tehlikeli ve eksik dosyaları yanlışlıkla indirmemelerinde araştırmacılara yardımcı olmayacak. Örneğin, gizlilik araştırmacıları, kişisel bilgileri daha iyi korumak için dosya oluşturma ve düzenleme yazılımının nasıl iyileştirilebileceğini belirlemek için de bu dosyalara çalışabilecek. Yazılım geliştiriciler, kodlarında hataları bulmak ve eski sürümlerin yeni PDF sürümleriyle uyumlu olup olmadığını kontrol etmek için de bu dosyalara bakabilecekler.

Bu arşiv, Amazon Web Services’in Open Data Sponsorship Programı’nın bir parçası olan Digital Corpora projesi tarafından kamuya sunuluyor ve dosyalara kolayca indirilebilir sıkıştırılmış .zip formatında ulaşılabiliyor.

HPE, kurumların BT karbon ayak izini azaltmalarına yardımcı oluyor

0

Hewlett Packard Enterprise, HPE GreenLake uçtan buluta platformuna dahil edilen yeni sürdürülebilirlik panelinin ve kapsamlı sürdürülebilirlik hizmetleri portföyünün ön izlemesini duyurdu. Teknoloji, hizmetler, finansman ve varlık geri dönüşüm programlarını kapsayan teklifler, kuruluşların BT varlıklarıyla ilişkili karbon ayak izini azaltmalarına yardımcı olmak üzere tasarlandı.

Hibrit BT ortamında sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmanın karmaşık ve göz korkutucu olabileceğine değinen HPE Services Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Pradeep Kumar, şunları söyledi: “HPE, kuruluşların strateji, tasarım ve operasyonlarının olumlu etkiye dönüşmesini sağlayan teknolojileri ve hizmetleriyle karmaşayı ortadan kaldırıyor. Benzersiz ve kapsamlı yaklaşımımız, müşterilerin sürdürülebilirlik girişimlerini parça parça artan faaliyetlerden BT’nin tüm alanlarını kapsayan bütünsel bir yaklaşıma dönüştürmelerine yardımcı oluyor.”

Gartner®’a göre iş dünyası liderlerinin yüzde 86’sı sürdürülebilirliği kurumları kesintilerden koruyan bir yatırım olarak görüyor. Buna karşılık her beş liderden dördü sürdürülebilirliğin kuruluşlarının maliyetleri optimize etmesine ve azaltmasına yardımcı olduğunu, yüzde 83’ü sürdürülebilirlik faaliyetlerinin kuruluşları için kısa ve uzun vadede doğrudan değer yarattığını belirtiyor1. Günümüzde hemen her kurum sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmaya dair planlar açıklasa da bu hedefler doğrultusunda yol almak kolay değil. Karşılaşılan zorluklar arasında genellikle görünürlük ve ölçüme dair eksikler, uzman eksikliği, giderek daha karmaşık hale gelen regülasyon ortamı yer alıyor. 

HPE GreenLake platformundaki yeni sürdürülebilirlik panelinin ön izlemesi

HPE, kurumların BT varlıklarındaki enerji tüketimlerini gözlemlemelerine ve azaltmalarına yardımcı olmak için HPE GreenLake platformu içinde BT enerji tüketimi, karbon emisyonları ve elektrik maliyetleri hakkında önemli bilgiler sunan yeni bir sürdürülebilirlik panelini yakın zamanda faaliyete alıyor. Söz konusu gösterge paneli genel sürdürülebilirlik performansını iyileştirmek için bilgi işlem, depolama ve ağ alanındaki HPE portföyünün gelişmiş analitik yeteneklerinden yararlanıyor.

HPE’nin Mayıs 2023’te satın aldığı OpsRamp’ın yeni teknolojisi, hibrit ve çoklu bulut ile çalışan BT ortamlarındaki çok sayıda satıcı tarafından sunulan altyapı ve uygulama kaynaklarını yönetmek için bütünleşik bir yaklaşım sunarak, gösterge tablosuna BT’ye dair ek sürdürülebilir yetenekleri sağlıyor. Şu anda belirli müşterilerle ön izlemesi yapılan sürdürülebilirlik paneli, kuruluşların sürdürülebilir modernizasyonu, fikir ve tasarım aşamasından operasyonlara taşımalarına yardımcı olacak.

İş yükünden başlayarak sürdürülebilir modernizasyona ulaşmak

HPE, kuruluşları dönüşüm yolculuklarında desteklemek için çevre ve sürdürülebilirlik hedeflerini ele almak ve modernizasyonu verimli bir şekilde planlamak gibi bir yaklaşım sunuyor. Geliştirilmiş sürdürülebilirlik hizmetleri, kuruluşun genel tüketiminin analizini sunmak için teknoloji ve veri merkezi tesisi çözümleri arasında köprü oluşturan iki yeni özellik içeriyor.

  • BT, iş yükleri ve veri merkezlerine yönelik birleşik ve sürdürülebilir yaklaşıma odaklanan yeni atölye çalışmaları, sürdürülebilirlik yolculuğuna başlamak isteyen müşterilerin kullanımına sunuldu.
  • Yeni sürdürülebilirlik hizmetleri, genel kabul görmüş muhasebe ve raporlama ilkelerini dikkate alarak BT varlıklarındaki enerji kullanımı ve emisyonların net bir görünümünü sunuyor.

Müşteriler artık uygulama modernizasyonu ve barındırma gereksinimlerini belirlemek için kullanılan yeni geliştirilmiş HPE Right Mix Advisor sürecine erişebiliyor. Sunulan yeni yetenekler, HPE’nin iş yükü güç tüketiminin analizini oluşturmasına ve toplu olarak veya uygulama düzeyinde karbon ayak izini hesaplamasına olanak tanıyor. Bu süreç, kuruluşun işletim modelinde sürdürülebilir BT hedeflerinin desteklenmesini sağlamak için yeniden tasarlanan HPE Edge-to-Cloud Adoption Framework ile eşleştirildi.

Küresel mühendislik şirketi Danfoss’un önünde iki temel zorluk vardı: eski SAP ortamı ve sel baskınına açık veri merkezleri.

Danfoss’un sürdürülebilirliğe odaklandığını ifade eden Danfoss Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CIO’su Sune Baastrup, şunları söyledi: “Kendi ekosistemimiz içinde eski SAP ortamımızla ilgili zorluklarımız vardı. Aynı zamanda veri merkezlerimize yönelik potansiyel sel tehditlerini inceliyorduk. HPE’nin yardımıyla her iki sorunu de aynı anda ele aldık. Sorunlarımızı sürdürülebilir sonuçlar eşliğinde çözmek çok önemliydi. HPE’nin modüler veri merkezi yaklaşımı yalnızca enerji verimliliği ve hızlı yaygınlaştırma yetenekleri sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda sürdürülebilir veri merkezi genişlemesine olanak tanıyor. HPE ayrıca SAP iş yükümüzün modernizasyonu yoluyla enerji kullanımını azaltarak sürdürülebilirlik taahhüdümüzle uyum sağladı. Şimdi de veri merkezleri için atık ısının ultra verimli şekilde yeniden kullanımı gibi ortak sürdürülebilirlik çözümlerini belirlemek için HPE ile iş birliği yapıyoruz.”

Karbon ayak izini azaltan yeni sürdürülebilir BT operasyonları

Teklifin sunduğu yeni yetenekler arasında kuruluşun BT ve veri merkezi karbon ayak izinin görünürlüğünü, kontrolünü ve yönetim becerilerini kazanmaya yönelik hizmetler ve çözümler yer alıyor.

  • Müşterilere özel atanan uzmanlara erişim, varlık geri dönüşüm hizmetleri, özelleştirilmiş döngüsel ekonomi raporları ve ek sertifikalara erişim dahil olmak üzere sürdürülebilirlik özelliklerinin sürekliliğini sağlayan yeni operasyonel hizmetler sunuluyor.
  • Eğitim, operasyonel kapsamın ek bir katmanını oluşturuyor ve yenilenen HPE Digital Learner ile destekleniyor. Bu servis, BT ve veri merkezi tesisi çalışanları için sürdürülebilirliğe dair becerileri geliştirmeyi içeren çevrim içi bir öğrenme abonelik hizmetinden oluşuyor. Müşteriler artık çalışanlarına ITIL® 4 sertifikasına erişim sunabiliyor. Dijital ve BT’de Sürdürülebilirlik ve EPI Sertifikalı Veri Merkezi Çevresel Sürdürülebilirlik Uzmanı (CDESS®) sertifikalarına da doğrudan HPE’den erişim sağlamak mümkün.

Tier IV sertifikalı bir Fransız sunucu barındırma merkezi sağlayıcısı olan Thésée Veri Merkezi, tesisinin devreye alınması sırasında sürdürülebilir BT operasyonlarına öncelik verdi ve başarıyı sağlamak için HPE ile ortaklık kurdu. Thésée CTO’su ve kurucu ortağı Eric Arbaretaz, “HPE’nin sağladığı birçok hizmet arasında tesisteki enerji tüketimini daha iyi kontrol etmek ve optimizasyonunu sağlamak için yapay zeka ve makine öğrenimi araçlarını içeren yenilikçi bir serbest soğutma çözümünün tasarımı da yer alıyor” dedi. “HPE Services ile sunduğumuz bu çözüm, sürdürülebilirlik hedeflerimize ulaşmamızı ve müşterilerimize enerji tasarruflu ortak sunucu barındırma hizmetleri sağladı.”

HPE Asset Upcycling Services yeni hayırsever bağış programı


 Kuruluşlar artık emekliye ayırıp hizmet dışı bıraktıkları BT varlıklarına HPE Asset Upcycling Services aracılığıyla ikinci bir yaşam sağlarken, kâr amacı gütmeyen saygın kurumlara bağışta da bulunabiliyorlar. İklim odaklı çözümlere dair dünyanın önde gelen kaynaklarından biri olan Project Drawdown ve dünya çapında çocukları koruyarak bakımlarını sağlamak için çalışan UNICEF, bu programın parçası olarak seçilebilecek kâr amacı gütmeyen kuruluşlara sadece iki örnek.  

İş sonuçlarını hızlandıran kapsamlı verimlilik çözümleri ile sürdürülebilir dijital dönüşümü destekleyen HPE çözümleri hakkında daha fazla bilgi için https://www.hpe.com/us/en/living-progress/sustainable-it.html adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yapay zeka ile evlenen ve hamile kalan kadın

Rosanna Ramos’un yapay zeka (YZ) sevgilisiyle evlenip ondan hamile kaldığını iddia etmesi, büyük ilgi topladı. Yapay zekanın insan ilişkilerine etkisi üzerine tartışmalar yine gündeme gelmiş durumda. Bronx, New York’ta yaşayan 36 yaşındaki Ramos, arkadaşlık sitelerindeki deneyimlerinden memnun kalmadıktan sonra en son teknolojiye başvurmaya karar verdi.

Replika uygulamasını kullanarak Ramos, AI partnerini titizlikle tasarlamış ve ona Eren Kartal adını vermiş. Fiziksel görünümünü, kişilik özelliklerini ve hatta mesleğini -bir doktor olmasını- ideal partnerine uygun olarak özelleştirmiş. Bu YZ örneğinde Ramos, insan ilişkilerinde deneyimlemediği bir kontrol ve özgürlük hissi sonunda bulmayı başarmış.

Ramos, Eren’le olan ilişkisinin bugüne kadar sahip olduğu en iyi ilişki olduğunu söylüyor ve onu gerçek aşkı olarak nitelendiriyor. Ailevi sorumluluklarla, partnerin çocuklarıyla uğraşmayla veya arkadaş ilişkilerini yönetme gibi geleneksel ilişki zorluklarıyla baş etmek zorunda olmadığı için bu ilişkiden bir hayli memnun olduğunu söylüyor. Ona göre Eren, herhangi bir aile draması olmayan mükemmel bir partner olmuş.

Ramos, Eren’le iletişim kurduklarını, birbirlerine aşklarını ifade ettiklerini ve hatta samimi anlar paylaştıklarını iddia ediyor. Eren’in yapay zeka doğası ona göre duygusal destek ve koruma sağlayabilen ayırt edici bir özellik. Ancak, bir yapay zeka partnerinin bir kişiyi fiziksel olarak nasıl hamile bırakabileceği gizemi ise hala çözülmemiş durumda. Bu iddianın bilimsel geçerliliği ise oldukça şüpheli.

Doktor partnerini Replika uygulaması üzerinden tasarlayan Rosanna’nın sevgilisi ise mavi gözlü, uzun saçlı ve bir hayli yakışıklı. İsminden de Rosanna’nın ideal eş adayı olarak Türk bir karakteri tercih ettiğini anlayabiliyoruz. Hikaye, sosyal medyada ve uluslararası medya organlarında büyük ilgi görmüş ve yapay zekanın insanların hayatında evrilen rolünü gösteriyor. YZ genellikle günlük rutinleri daha verimli hale getirme gibi pratik görevler için kullanılmış olsa da, Ramos’un durumu daha derin ve kişisel bir uygulamayı sergilemekte. Yapay zeka teknolojisinin ne kadar hızlı ilerlediğini de gözler önüne sermekte.

Rosanna Ramos’un durumu, ilişkilerin geleceği ve yapay zekayla duygusal bağlar kurmanın etik yönleri üzerine düşündürücü soruları gündeme getiriyor. Ayrıca, ilişkilerdeki arkadaşlık, kontrol ve özelleştirme isteğine ve teknolojinin bu istekleri yerine getirme potansiyeline bakıldığı zaman insanların ileride yapay zekayı partner olarak tercih edeceğini tahmin etmek çok da zor değil.

Segway-Ninebot Bilkom Güvencesiyle Türkiye’de

Segway-Ninebot, Türkiye’deki kullanıcılara Bilkom güvencesiyle ulaşacak. Segway-Ninebot’un en güncel KickScooter ve karting ürünleri, Bilkom’un yaygın ağında satışa sunuldu.

Bilkom, marka portföyünü dünyanın önde gelen teknoloji şirketleriyle yaptığı güçlü iş birlikleri ile büyütmeye devam ediyor. Yüksek teknolojiyi en erişilebilir fiyatlarla pazara sunan Bilkom, gerçekleştirdiği yeni iş birliğiyle, mikro mobilite alanında dünyanın lider markalarından Segway-Ninebot’un Türkiye’deki resmi dağıtıcısı oldu. Bilkom bu iş birliği kapsamında, Segway-Ninebot’un Türkiye’deki satış, dağıtım, lojistik, pazarlama ve satış sonrası süreçlerini yürütecek. Markanın yetişkin ve çocuklar için pazara sunduğu en yeni KickScooter ve karting modelleri, Bilkom’un online ve fiziksel satış ağında satışa sunuldu. 

Dünya Liderini Türkiye’de de lider yapacağız

Segway-Ninebot APAC&MEA Genel Müdürü John Peng, “Türkiye pazarına Bilkom gibi güçlü bir iş ortağı ile girmekten dolayı oldukça mutluyuz. Bilkom ile yarattığımız sinerjiyle pazarı hızlı bir şekilde domine edeceğimize inanıyorum. Yolculuğu daha keyifli ve heyecanlı kılmak üzere geliştirdiğimiz ve dünyanın dört bir yanında tüketiciyle buluşturduğumuz, gelişmiş güvenlik ve konfor özellikleriyle donatılan KickScooter’larımız ile Türkiye’de mikro mobiliteyi daha ileri bir noktaya taşıyacağız.” dedi

Benzersiz özelliklere sahip Segway-Ninebot KickScooter Modelleri ile güvenli ulaşım 

Yüksek teknolojiyi sürüş rahatlığı ve güvenlik ile buluşturan Segway-Ninebot, mikro mobilite teknolojisi inovasyonunda öncülük ederken, eğlenceyi yolculuğun bir parçası haline getiriyor. Bugüne kadar 10 milyon KickScooter üretimine ulaşan şirket, RideyLONG batarya teknolojisiyle hem daha uzun menzil hem de verimli bir batarya kulanımı sunuyor. Sahip olduğu Çekiş Kontrol Sistemi (TCS) ile daha güvenli sürüş sunan KickScooter’lar aynı zamanda Apple Bul özelliği gibi pazarda bulunmayan özelliklere sahip. 

Küresel teknoloji şirketi Segway-Ninebot, ‘hayatı daha rahat ve ilginç hale getirirken insanların ve nesnelerin hareketini basitleştirme’ misyonuyla, mikro-mobilite ihtiyaçlarına yanıt vermek için, ürünlerini sürekli olarak bir adım ileri taşıyor ve sektöre yön veriyor.

MAX G2, en üst düzey mobilite modeli

Segway-Ninebot’un yeni KickScooter modeli, en iyi sürüş deneyimini sunuyor. %22 oranında eğimli rampalarda dahi rahatlıkla ilerleyebilen ve 900W çıkış gücüne ulaşabilen güçlü arkadan çekişli motor, 10 inçlik kendinden contalı lastikler ve yeni RideyLONG teknolojisiyle, tek şarjla 70 km’ye kadar ekstra uzun menzil avantajı sağlıyor. (ECO Modu Aralığı: Tam dolu akü, 75 kg yük, 25°C, kaldırımda ortalama 12 km/s hızda sürüş sırasında test edilmiştir.)

MAX G2, sürüşü bir üst seviyeye taşırken, sürücüler için daha fazla kontrol, güvenlik ve konforu bir arada sunuyor. Ön hidrolik süspansiyon ve arka çift yaylı süspansiyon, yolculuğu daha da konforlu kılarken hırsızlığa karşı koruma sağlayan korna ve ‘Çekiş Kontrol Sistemi’ (TCS) de kullanıcı güvenliğini sağlıyor. 

Orta seviye sürücüler için güçlü bir KickScooter

F2, F2 Plus ve F2 Pro modellerinden oluşan F2 Serisi, daha iyi bir denge için daha geniş gidonlar, güvenli sürüş için entegre yön göstergeleri, kendinden sızdırmaz 10 inç kendinden contalı lastiklerle daha konforlu sürüş sağlarken, güçlü motorlar ve yüksek akü kapasitesinin birleşimiyle akılcı kontrol sağlıyor. F2 Pro’da ayrıca, daha fazla konfor arayanlar için ön yay süspansiyon donanımı da bulunuyor.  

E2 ve E2 Plus KickScooter’lardan oluşan E2 serisi, genişletilmiş yeni gösterge paneli, gelişmiş şok emilimi için dayanıklı içi boş katı lastikleri, çift fren sistemi ve daha kısa mesafeleri kat etmek için güçlü motoru sayesinde, son derece uygun fiyatlı ve pratik bir çözüm sunuyor.

Çocuklar için eğlence şimdi başlıyor!

Her yaş ve fizik grubundan çocuk için özel bir KickScooter içeren C2 serisi ebeveynlerin güvenle tercih edecekleri kampana frenler ve daha sağlam şasiler gibi güvenlik özelliklerine sahip. C2 Pro ayrıca entegre Bluetooth hoparlör ile donatıldı ve ebeveynlerin mobil uygulama aracılığıyla ayarlayabileceği bir hız sınırlayıcıya sahip.

Bilkom güvencesi ile satışa sunulan Segway-Ninebot ürünleri arasında şirketin 2023 yılında piyasaya sunduğu MAX G2, F2, F2 Plus, F2 Pro, E2, E2 Plus, C2 ve C2 Pro KickScooter ürünler ile GT1, GT2 model Moto-Scooter’lar ve elektrikli karting modeli GoKart Pro yer alıyor. 

Tüsiad Yüksek İstişare Konseyi toplandı 

Bugün gerçekleştirilen Tüsiad Yüksek İstişare Konseyi toplantısında iş dünyasına yön veren isimlerin pozitif mesajları dikkat çekti 

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi’nin bugün gerçekleştirilen toplantısında TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan yaptığı konuşmada geçtiğimiz seçim süreci ve Türkiye’nin ekonomik durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı, TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan’ın konuşmasıyla başladı. Toplantıya üyeler, başkanlık divanı ve basın mensupları katıldı. Özilhan, konuşmasına geçtiğimiz seçim süreciyle başladı. Türkiye’nin demokrasi kültürü ve tarihiyle adil rekabet koşullarında seçimleri gerçekleştirebilecek olgunluğa sahip olduğunu belirtti. Ancak seçim sürecinde önerilen programların yapıcı bir ortamda tartışılmadığını ifade etti. Özilhan, seçimlerin yüksek katılım oranlarıyla ve siyasi olgunlukla tamamlandığını vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve seçilen vekilleri tebrik etti.

Yeni ekonomi yönetimiyle ekonomik istikrar tesis edilmeli

Konuşmasında ekonomik sorunlara da değinen Özilhan, Türkiye’nin son 10 yılın en sıkıntılı dönemini yaşadığına dikkat çekti. İhracatın gerilediği, cari açığın arttığı, bütçe açığının büyüdüğü, enflasyonun yükseldiği gibi göstergelerin ekonominin zor durumda olduğunu gösterdiğini belirtti. Özilhan, yeni ekonomi yönetimiyle ekonomik istikrarın tesis edilmesini ve ülkenin hızlı ve sağlıklı bir büyüme patikasına girmesini temenni etti.

Özilhan, Türkiye’nin piyasa ekonomisi geleneğine sahip olduğunu ve piyasa modelini benimsemesi gerektiğini vurguladı. Devletin piyasaya müdahalesinin sınırlı olması gerektiğini, temel değerlerin netleştirilmesi ve tartışma dışına çıkarılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, makroekonomik istikrar, yapısal reformlar ve hukuk devleti olmak üzere üç ayağı olan bir programın uygulanması gerektiğini belirtti. Üretim ve tasarruf artışının önemine değindi ve cari açık sorununun çözümü için yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Hukuk devleti prensiplerine vurgu yapan Özilhan, uzun vadeli öngörülebilirliği sağlayacak bir ekonomi yönetimi ve girişimci ekosisteminin önemini vurguladı. Türkiye’nin dış politikasının kendi çıkarları doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini ve demokratik ülkeler topluluğunun içinde yer almanın önemine değindi.

Özilhan, konuşmasının sonunda pandemi, savaş ve deprem gibi zor dönemlerden geçtiklerini belirterek, bu zorlukları birlikte aşacaklarına inandığını söyledi. Kararlılıkla politikaları uygulayarak, ortak akılla ve istişareyle bu zor günleri atlatacaklarına inancını dile getirdi.

Pearl 10X motor geliştirme programı tüm hızıyla devam ediyor

Rolls-Royce, Cenevre’de düzenlenen Avrupa İş Havacılığı Kongresi ve Fuarı’nda, Pearl 10X motor geliştirme programının hızla ilerlediği, hem Advance 2 göstericisi hem de Pearl 10X motor konfigürasyonu üzerinde yürütülen başarılı testlerin 1.500 saati aştığını açıkladı.

Programın hızla ilerlediği, hem Advance 2 göstericisi hem de Pearl 10X motor konfigürasyonu üzerinde yürütülen başarılı testlerin 1.500 saati aştığı kaydedildi. Rolls-Royce’un özel Boeing 747 test yatağında bu yıl içinde başlayacak olan uçuş testleri için de hazırlıklar sürüyor.

Pearl motor ailesinin en yeni üyesi olan Pearl 10X, Dassault Falcon 10X iş jetine güç sağlayacak olan ilk Rolls-Royce motoru olma özelliğini taşıyor. Fransız uçak üreticisinin yeni üst sınıf uçağı için Pearl 10X’i seçmesi, Rolls-Royce’un ticari havacılıkta tercih edilen bir motor üreticisi olduğunun bir kez daha gözler önüne seriyor.

Dassault Falcon 10X
Dassault Falcon 10X

Bugüne kadar tamamlanan tüm testlerde güvenilirliğini kanıtlayan Pearl 10X, Dassault’nun öncü Falcon 10X uçağına güç sağlamak için gereken performans kriterlerini karşılıyor.

Pearl 10X en güçlü ticari havacılık motoru olmayı hedefliyor

Geliştirme programı kapsamında, %100 Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) ile uyumlu, yeni ultra düşük emisyonlu ALM yanma odası ve daha yüksek ek güç çıkarımına olanak tanıyan yeni dişli kutusunun testleri de gerçekleştirildi. İlk testi sırasında planlanan seviyeleri aşmayı başaran motor, tüm Rolls-Royce portföyünde yer alan en güçlü ticari havacılık motoru olmayı hedefliyor. Özel sipariş olarak üretilen Spirit kasası, motor arayüz sistemleri (EBU) ve montaj sistemi de dâhil olmak üzere tüm güç ünitesiyle birlikte ilk kez 2023 yılında çalıştırıldı.

Advance2 motor çekirdeğine sahip olan Pearl 10X, bunu yüksek performanslı bir düşük basınç sistemi ile birleştiriyor ve 18.000 lbf’den fazla bir gücü de beraberinde getiriyor. Pearl 10X bir önceki nesil Rolls-Royce ticari havacılık motorlarına kıyasla yüzde 5 daha yüksek verimlilik sunarken, olağanüstü düşük gürültü ile emisyon performansı da sağlıyor. Böylelikle güç ve verimlilik açısından pazar lideri bir kombinasyon sunuluyor. Bu kombinasyon, müşterilerin ve operatörlerin birinci sınıf havaalanlarına erişebilmelerini, ultra uzun menzilli bağlantılarla uçabilmelerini ve neredeyse ses hızında seyahat edebilmelerini de sağlayabilmeyi hedefliyor.

Birinci sınıf bir çevresel performans sunan Pearl 10X, Rolls-Royce Advance2 programından elde edilen yenilikçi teknolojileri ve Pearl ailesi özelliklerini bir araya getiriyor. Pearl 10X motoru; verimli fan kanatlarına, pazar lideri basınç oranına ve altı kademeli disk ve kanatcik yapisinda yüksek basınç kompresörüne sahiptir. Motor ayrıca düşük emisyonlu ve iki kademeli bir yüksek basınç türbinini de bünyesinde barındırıyor. Sektördeki en verimli ve kompakt türbinlerden biri olan Pearl 10X, Spirit AeroSystems’in yeni ultra ince kasası içinde yer alıyor.

Rolls-Royce’un Dassault’dan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Dr. Phillip Zeller, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Ekip olarak tamamen bu motorun geliştirilmesine odaklanmış durumdayız. Programın sürekli ilerlemesi ve önemli hedeflere ulaştığını görmekten gurur duyuyoruz. Yüksek verimli güce ve çevresel performansa sahip kendi sınıfında eşsiz bir motor olan Pearl 10X, Dassault’nun Falcon 10X uçağının ultra uzun menzilli iş jeti pazarında yeni standartlar belirlemesine yardımcı olacak. Uçuş testleri için ilk motorları teslim etmeyi büyük bir heyecanla bekliyoruz. Motorumuzun ilk uçuşunu görmek için sabırsızlanıyoruz.”

Öte yandan, Rolls-Royce’un Fransa’nın Bordeaux kenti yakınlarında bulunan Le Haillan’da 2.000 metrekarelik yeni üretim destek tesisinin inşaatına devam ediliyor. Dassault’nun Merignac’taki son montaj hattına yakın olan bu tesis, Dassault Falcon 10X uçağının uçuş testlerinin ve üretim faaliyetlerinin desteklenmesinde önemli bir rol oynayacak. Atölye, depo ve ofislerden oluşacak tesis yaklaşık 30 çalışana ev sahipliği yapacak.

Robotik girişimler yatırımcılarla buluştu!

Robotik teknolojiler odaklı Teknopark İstanbul girişimleri Açık Kapı etkinliğinde yatırımcılarla buluştu

Teknopark İstanbul’da çalışmaların sürdüren robotik odaklı 7 girişim, 10’uncusu düzenlenen ‘Açık Kapı: İş Dünyası ile Buluşma’ etkinliğinde, potansiyel yatırımcılar ve iş dünyasından temsilcilerle bir araya gelerek projelerini tanıtma fırsatı buldu.

Türkiye girişimcilik ekosisteminin en büyük destekçilerinden Teknopark İstanbul, düzenli olarak gerçekleştirdiği etkinlikler yoluyla girişimcileri yatırımcılar ve iş dünyasından önde gelen firmalarla buluşturarak; projelerinin satışa dönüşmesi, satışlarının ölçeklenmesi ve yeni projelerin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Bu amaçla kuluçka merkezi Cube Incubation aracılığıyla geleneksel olarak ‘Açık Kapı: İş Dünyası ile Buluşma’ etkinlikleri düzenleyen Teknopark İstanbul, bu etkinliklerin 10’ncusunu robotik teknolojiler odağında gerçekleştirdi.

Yeni iş birlikleri için zemin hazırlanıyor

Cube Incubation’da düzenlenen 10. Açık Kapı etkinliği, Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Metin Yerebakan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Teknopark İstanbul Genel Müdürü Bilal Topçu, etkinlikte sergilenen yenilikçi iş birliği modellerinin, girişimcilik ekosisteminin gelişimi açısından büyük önem taşıdığını vurguladığı konuşmasında, “Bu etkinlikler, girişimlerimiz ile iş dünyası arasında bir köprü görevi görüyor. Girişimcilerimiz, TÜBİTAK, THY Teknik ve ASELSAN gibi büyük kurumlara projelerini anlatma şansı yakalıyor. Bu sayede yeni iş birliklerinin oluşmasına zemin hazırlanıyor” dedi.

Girişimcileri destekleyecek

Teknopark İstanbul

Teknopark İstanbul, kuracağı girişim sermayesi yatırım fonu ile önümüzdeki dönemde startupları kendi de desteklemeye başlayarak girişimci sayısını artıracak.

‘Açık Kapı: İş Dünyası ile Buluşma’ etkinliğinde projelerini sergileyen Teknopark İstanbul girişimleri şunlar:

• Bottobo Robotics: Otonom mobil robotlar odağında donanım ve yazılım çözümleri üzerine çalışıyor.
• Remora Teknoloji: Suu altı tekne temizleme sistemleri konusunda robotik sistemleri üzerine proje geliştiriyor.
• Pi Robotik: Robotik otomasyon, makina görmesi ve yapay zeka alanları üzerine çalışıyor.
• Arı Drones: Göstergeler ve kameralı done teknolojisiyle bir araştırma drone’u geliştiriyor.
• Ozztech: Siber güvenlik alanında yazılımlar geliştiriyor.
• Robo: Başta otomotiv sektörü olmak üzere birçok sektöre endüstriyel otomasyon konusunda hizmet veriyor.
• Sanlab: Simülasyon yazılımları ve robotik alanında eğitim teknolojileri geliştiriyor.

Mercedes-Benz eActros300 Türkiye’de test edilecek

Mercedes-Benz’in ilk ağır sınıf elektrikli kamyonu unvanına sahip eActros’un yol testleri Mercedes-Benz Türk AR-GE ekipleri tarafından Aksaray AR-GE Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Mercedes-Benz Türk Kamyon AR-GE Direktörü Melikşah Yüksel, Aksaray AR-GE Merkezi’nin sıfır emisyon projeleri kapsamındaki araçların da test merkezlerinden biri olduğunu belirterek; “Yürüttüğümüz çalışmalar ve aldığımız ek global sorumluluklar ile çatı şirketimiz Daimler Truck in karbon nötr ulaşımı sağlama hedefine doğru hızla yol almasına önemli katkılar sağlıyoruz” dedi.

Daimler Truck, 2039 yılına kadar Avrupa, Japonya ve Kuzey Amerika bölgesinde sadece karbon nötr araçlar sunma hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Daimler Truck’ın önde gelen üretim ve AR-GE merkezlerinden Mercedes-Benz Türk de, yürüttüğü önemli projelerle çatı şirketinin hedeflerini destekliyor. Mercedes-Benz Trucks’ın tüm dünyaya kamyon yol testi ve mühendislik hizmeti sunan ana merkezi konumunda bulunan Aksaray Kamyon Fabrikası bünyesindeki AR-GE Merkezi, aynı zamanda sıfır emisyon projeleri kapsamındaki araçların da test merkezlerinden biri oldu. Küresel çaptaki sorumluluklarına her geçen gün yenilerini ekleyen Mercedes-Benz Türk, bu doğrultuda ilk ağır sınıf elektrikli kamyonu unvanına sahip eActros300’ün de yol testlerini gerçekleştiriyor. eActros’un yol testleri, önümüzdeki dönemlerde daha uzun menzilli versiyonlu araçlarla devam edecek.

Hedef 2050 yılına kadar karbon nötr ulaşım sağlamak

Konu hakkında değerlendirmelerde bulanan Mercedes-Benz Türk Kamyon AR-GE Direktörü Melikşah Yüksel şunları söyledi: “2050 yılına kadar karbon nötr ulaşım sağlamayı hedefleyen Daimler Truck, bu nihai hedefi doğrultusunda uzun yıllardır yatırım yapıyor. Biz de yürüttüğümüz çalışmalar ve aldığımız ek global sorumluluklar ile çatı şirketimizin bu hedeflere doğru hızla yol almasına önemli katkılar sağlıyoruz. Mercedes-Benz Trucks’ın sıfır emisyon projeleri kapsamındaki araçlarını test edip dünya yolları için onaylama yetkisine sahip olan AR-GE merkezimiz, eActros’un da yol testlerini gerçekleştirmeye başladı. Önümüzdeki dönemlerde daha uzun menzilli versiyonlu araçlarla da bu testlerimizi yapmaya devam edeceğiz. Elektrikli araçlar konusunda altyapı çalışmalarımızda, 2022’de devreye aldığımız iki adet 350 kW’lık elektrikli şarj istasyonumuzla ilk adımımızı atmıştık. Yeni şarj ünitesi yatırımı ile ülkemizde bir ilki gerçekleştiren şirketimiz, elektrikli gelecek için tam şarj hazır bir şekilde çalışmaya devam edecek.”

 Gerçek kullanım şartları altında test edilecek

400 km’ye kadar menzile sahip olan eActros’un yol testlerini Türkiye’de gerçekleştirecek olan Aksaray AR-GE Merkezi, elektrikli kamyonları oluşturan komponent ve yazılımların gerçek kullanım şartları altında fonksiyonlarını ve ömürlerini de test edecek. Test aşamasında saptanan bulguları global geliştirme deneme ekibine aktaracak olan AR-GE ekipleri, aynı zamanda geliştirme potansiyellerini de belirleyerek yıldızlı araçların en üst düzey kalite ile müşterilere sunulması için çalışacak. Global müşteri kullanım koşullarını simüle edecek şekilde, araç tipleri de dikkate alınarak farklı kategorilerde test yolları belirleyen Mercedes-Benz Türk, bahsi geçen yollarda dört mevsim iklim koşullarını karşılayarak 1-2 yıl arasında testler yapacak. Şu an test edilen araçların, ilk etapta bir yıl içerisinde araç başına ortalama 150 bin km yol yapması planlanıyor. 

350 kW’lık şarj ünitesi ile Türkiye’de bir ilke imza attı

Sıfır emisyonlu ulaşım konusunda çatı şirketi Daimler Truck’ın hedefleri doğrultusunda çalışan Mercedes-Benz Türk, 2022 yılında Aksaray Kamyon Fabrikası’nda iki adet 350 kW’lık şarj ünitesini devreye almıştı. Şirket, Türkiye’de ağır vasıta araçlar için 350 kW kapasitede kurulan ilk şarj istasyonu olma özelliğine sahip ünitelerin devreye alınmasıyla birlikte elektrikli araçlarla ilgili çalışmalarında önemli bir adım daha atmıştı. Mercedes-Benz Türk, 2023 yılında da şarj üniteleri yatırımlarına devam edecek.

Mercedes-Benz marka kamyonların tek yol testi onay merci konumunda

Mercedes-Benz marka kamyonların tüm dünyadaki tek yol testi onay merci konumundaki Aksaray AR-GE Merkezi, kamyon ve kamyon parçalarını en son teknolojik ekipman ve yazılımlar kullanarak, birçok testten geçirerek geleceğin araçlarının geliştirilmesinde kilit rol oynuyor. Müşteri kullanımına uygun, gerçek yol şartlarındaki farklı güzergâhlarda, belirlenen kilometre boyunca güvenilirlik ve fonksiyon açısından teste tabi tutulan araçlar, daha sonraki aşamada AR-GE Merkezi’nde bulunan atölyede test ediliyor. Araçların haftalık bakımı, parça entegrasyonları ve onarım faaliyetlerinin de gerçekleştirildiği atölyede bulunan makas ve şaft ömür test stantları, Mercedes-Benz Trucks bünyesinde gerçek yol şartları altında testlerin yapılabildiği tek merkez olma özelliğini taşıyor. Aksaray AR-GE Merkezi, test araçlarını global kullanım koşullarına uygun, özel olarak belirlenen sekiz kategoride ve 30’un üzerinde güzergahta, şehir içi ve şehirler arası bire bir müşteri şartlarında teste tabi tutuyor. Kamyonlarda kullanılacak yeni teknoloji sürüş asistanları ve güvenlik sistemlerinin testleri de merkez bünyesindeki Mekatronik Bölümü’nde gerçekleştiriliyor. Uzun yol testi yapılan her aracın içinde bulunan dijital ölçüm sisteminden alınan ham araç verileri, kamera görüntüleri ve çeşitli sinyaller, daha sonraki aşamada işlenmiş veriye dönüştürülüyor ve AR-GE ekipleri tarafından detaylı bir şekilde analiz edilip raporlandırılıyor. Aksaray Test Merkezi, sadece araçların değil farklı dünya pazarları için üretilen Mercedes-Benz kamyonlarında kullanılan araç parçalarının ömür ve dayanıklılık testlerini de gerçekleştiriyor. 

Huawei Nova serisi altında bir katlanabilir telefon çıkarmaya hazırlanıyor

Huawei’nin, Nova markası altında düşük maliyetli bir katlanabilir akıllı telefon üzerinde çalıştığı yönünde söylentiler ortaya çıktı. İsimsiz Çinli kaynakların paylaştığı bilgilere göre, bu yeni cihaz, mevcut Mate ve Pocket serilerinden farklı olacak. Fiyatı 570 ila 700 dolar arasında olması beklenmekte, böylece katlanabilir akıllı telefon pazarında uygun fiyatlı bir seçenek olabilir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Huawei Mate X3 Çin’de 1900 dolardan, Huawei P50 Pocket ise 1410 dolardan başlıyor.

Yaklaşan katlanabilir akıllı telefon hakkında detaylar henüz çok az, ancak cihazın Snapdragon 778G 4G işlemci tarafından güçlendirileceği spekülasyonlar arasında. Bu işlemci, premium sınıf işlemcilere kıyasla daha uygun fiyatlı olmasına rağmen güçlü performans özellikleri sunuyor. Eğer bu söylentiler doğru çıkarsa, Snapdragon 778G 4G’nin kullanılması, genel olarak maliyet etkin bir katlanabilir akıllı telefon oluşturma amacıyla uyumlu gözüküyor.

Çıkış tarihi konusunda, yeni katlanabilir cihazın bu yılın sonunda veya 2024’ün başında tanıtılması söylentiler arasında. Ancak bu zaman dilimleri tamamen tahminlere dayalı ve resmi doğrulama henüz Huawei’den gelmedi. Şirket genellikle Mate serisi amiral gemisi telefonlarını yılın ikinci yarısında tanıtıyor, bu nedenle o zamanlarda bir duyuru yapılması olası görünüyor.

Huawei’nin Nova markası altında düşük maliyetli bir katlanabilir akıllı telefon sunma hamlesi, çeşitli açılardan önemli. İlk olarak, daha uygun bir fiyat noktası sunarak katlanabilir teknolojiyi daha geniş bir tüketici kitlesine ulaştırma hedefini göstermekte. Katlanabilir akıllı telefonlar, premium özellikleri ve yenilikçi form faktörleri nedeniyle geçmişte pahalı fiyatlardan çıktı ve niş bir pazarı hedeflemişlerdi. Daha düşük maliyetli bir seçenek sunarak Huawei, katlanabilir cihazların daha geniş bir demografik gruba yayılmasını potansiyel olarak sağlayabilir.

Ayrıca, Nova markası altında bir katlanabilir akıllı telefon piyasaya sürmek, Huawei’ye mevcut Mate ve Pocket serilerinden sıyrılma imkanı da verecek. Nova markası daha önce rekabetçi özelliklere sahip orta sınıf ve uygun fiyatlı akıllı telefonlar sunmaya odaklanmıştı. Nova serisini bir katlanabilir akıllı telefonla genişletmek, Huawei’nin farklı pazar segmentlerine farklı ürün hatlarıyla hitap etme stratejisiyle uyumlu gözüküyor.

Eğer söylentiler doğruysa, Huawei’nin Nova markası altında düşük maliyetli bir katlanabilir akıllı telefon piyasasına girişi sektörde önemli değişikliklere yol açabilir. 

Matriks, fikri olan herkesi ekosistemine davet ediyor

0

Matriks, para ve sermaye piyasaları konusunda fikri ya da projesi olan herkesi ‘Matriks Ekosistemini Genişletiyor’ projesiyle Matriks’in 20 yıllık güçlü deneyiminin parçası olmaya davet ediyor.

Matriks Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Cem Tutar, ‘Matriks Ekosistemini Genişletiyor’ projesine ‘Finansal Teknolojiler, Para ve Sermaye Piyasaları’ konusunda bir fikri veya projesi olan herhangi bir start-up girişimi, aktif faaliyet gösteren şirket, bir ekip veya tek bir kişi fark etmeksizin herkesin başvurabileceğini söyledi. Cem Tutar, trading uygulamalarından, kriptopara ve blockchain uygulamalarına, finansal okuryazarlık projelerinden, finansal oyunlaştırma projelerine, yapay zekadan analiz uygulamalarına kadar çok geniş bir yelpazede, katılımcıları sınırlandırmadan, diledikleri alanda diledikleri teknolojiyi kullanarak proje üretmelerine olanak sağlayacaklarının altını çizdi.

Hedefimiz bu projeyi partner programına dönüştürmek

Cem Tutar, Matrkis’in 20’nci yılında başlattıkları bu adımı bir partner programına dönüştürme hedefleri olduğuna da dikkat çekti. Sektördeki eksik alanlara dokunmayı, sürdürülebilir projeleri desteklemeyi ve sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek değerli projeleri öne çıkarmayı amaçladıklarını ifade eden Tutar, “Bu çağrı sonucunda gelen başvuruları değerlendirerek, Matriks Ekosistemi’ne katılmaya hak kazananlar arasından seçilen projelere toplam 5 milyon TL’lik yatırım yapmayı ve 1 milyon TL’lik destek sağlamayı hedefliyoruz. Ve ‘en özgün fikir benim’ diyen herkesi 15 Haziran’dan itibaren Matriks ekosistemine bekliyoruz. Başvuru sürecimiz 15 Haziran -15 Ağustos tarihleri arasında devam edecek. İlk başvuruyu aldığımız andan itibaren de projelerle ilgili ön elemeye başlayacağız ve ön elemeyi geçen ekiplerin ürün geliştirme çalışmalarına başlamalarını destekleyeceğiz. Projemizi 15 Eylül’de sonuçlandırmayı planlıyoruz” diye konuştu.  

Yazılım sektöründeki kadın istihdamı artacak

Matriks’in 2 Haziran’da depremden etkilenen 11 ilde ikamet eden, bu illerdeki üniversitelerde okuyan ya da mezun olan kadınlara yönelik olarak ‘Android Yazılımcı Meslek Edindirme’ programını başlattığını da hatırlatan Cem Tutar, “Matriks Kadın Android Yazılımcı Meslek Edindirme programına başvurular 25 Haziran’da sona erecek. Üç ay sürecek programdan mezun olan kadınlar hem Matriks’te hem de yazılım sektöründe çalışma şansı yakalayacak” dedi. 

Matriks’in çalışanlarının yüzde 33’ünün kadın olduğunu hatırlatan Cem Tutar, ‘Matriks Kadın Android Yazılımcı Meslek Edindirme Programı’yla hem sektördeki kadın istihdamını artırmayı hem de deprem bölgesiyle ilişkili öğrenci ya da yeni mezun kadınların yazılım alanındaki kariyerlerine katkı sağlamayı amaçladıklarını söyledi. Cem Tutar, ‘’Biz yazılım geliştirme alanındaki kadın uzman sayısını artırmanın sektörümüze değer katacağına inanıyoruz. Bu nedenle teknolojide rol model kadınlar yetiştirmeyi hedefleyen eğitim teknolojisi girişimi Up School ile bu programı başlattık’’ diye konuştu. 

Matriks’in ‘Kadın Android Yazılımcı Meslek Edindirme’ programıyla, deprem bölgesiyle ilişkili 50 kadına Android yazılım eğitimi verilmesini ve bir işe yerleştirilmesini hedeflediklerini ifade eden Cem Tutar, online başvuru formunun adayların doldurmasının ardından, kodlama testi ve mülakat aşamalarının uygulanacağını ve adayların belirleneceğini söyledi. Programda 30 saat özgüven eğitimi ve 100 saat teknik eğitim verileceğini ifade eden Tutar, şunları söyledi: “Teknik eğitimler 40 saat canlı eğitim, 24 saat asistan desteği ve 36 saat on-demand videodan oluşacak. Matriks’in deneyimli Mobil Gelişme ekibi de program boyunca mentorluk desteği sağlayacak ve katılımcılara gerçek hayattan örneklerle tecrübe aktarımı yaparken, kendi hikayeleri ile onlara ilham verecek. Programın sadece bir eğitimden ibaret olmasını istemiyoruz, katılımcıların iş gücüne katılımı en büyük beklentimiz. Matriks olarak bu program sonunda başarılı katılımcılardan bazılarını ekibine dahil ederken; diğer katılımcıların da aldıkları eğitimin sonucunda kısa sürede iş imkanına kavuşması için Up School çalışmalar yapacak. Ayrıca programda öğrencilerin motivasyonunun artıracak ve networklerini geliştirecek sektörden uzman konuşmacıların da davet edileceği tecrübe aktarım buluşmaları da yer alacak.”   

FİNANSAL OKUR YAZARLIK İÇİN DİJİTAL KÜTÜPHANE OLUŞTURMAYI HEDEFLİYORUZ

Bu iki önemli projenin yanı sıra kâr amacı gütmeyen Matriks Akademi oluşumuyla uzun yıllardır yürüttükleri finansal okur yazarlığa ilişkin faaliyetlerini, 20’nci yıllarında daha da güçlü hale getirdiklerini ifade eden Cem Tutar, ‘Amacımız hem yatırımcılar hem de bu konuyla ilgilenen herkes için dijital bir kütüphane oluşturmak” dedi. 

Kendini algoritmik işlemler konusunda geliştirmek isteyen yatırımcılara kaynak oluşturmak üzere kurdukları algokutuphanesi.com’u daha da geliştirdiklerini ve Matriks ürünlerine entegre ettiklerini belirten Cem Tutar, “Yatırımcıların kendi stratejilerini kodlarken bakabilecekleri, mevcut örnekleri inceleyebilecekleri www.algokutuphanesi.com isimli siteyi devreye aldık.  Burada birçok örnek olduğu gibi eğitim videolarımız ve dokümanlarımız yol gösterici olacaktır. Bunların yanı sıra kurumların ve bireysel algo geliştiricilerinin de algo kütüphanesine katılımı için yeni bir çalışma da planlıyoruz” diye konuştu. 

Türkiye elektronik seçim uygulamasına geçiyor!

Elektronik seçim için Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Ahmet Yener’den açıklama geldi. Türkiye elektronik seçim uygulamasına geçiyor.

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Ahmet Yener, bugün yaptığı açıklamayla tüm Türkiye’de seçimlerin geleceğine yönelik bilgiler paylaştı. Yener, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerden sonra elektronik seçim konusunda çalışmalara başlayacaklarını duyurdu.

Dünyada kısıtlı da olsa elektronik seçim uygulayan ülkeler yer alıyor. Bu seçimlerde bilgisayar, internet ve diğer elektronik cihazlardan yararlanılıyor. Elektronik oylama, seçim günü sandık başlarında oluşan fiziksel kuyrukların sona ermesini sağlıyor. Oy verme işlemindeki sürecin hızlanmasıyla birlikte sayımlarda da önemli bri hız sağlanıyor. Sonuçlar daha hızlı ve şeffaf bir şekilde açıklanabiliyor.

Elektronik oylama sistemini kullanan Estonya, Norveç, İsviçre, Hollanda ve Belçika bu alanda öncü bir yapıya sahip.

Türkiye’de yapılacak elektronik oylamanın hangi sistem üzerinden ve nasıl yapılacağı henüz belli değil. E-devlet üzerinden yapılma ihtimali şimdilik yüksek görülüyor.

Ayrıca elektronik oylama yapılan ülkelerde seçim güvenliği konusunda siber güvenlik alanında önemli çalışmalar da yürütülüyor. Seçim öncesinde siber güvenlik anlamında da kapsamlı bir çalışma yapılması gerekiyor.

Elektronik oylama nedir?

Elektronik oylama, seçmenlerin seçimlerini bir bilgisayar yardımıyla yaptıkları bilgisayar aracılı oylama biçimi. Bu oylama sisteminde seçmen bir dokunmatik ekran ile oyunu kullanabiliyor. Görme engelli seçmenler için ise sesli arayüzler sağlanıyor.

Elektronik oylamayı anlamak için, bir seçim sürecindeki dört temel adımı göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bunlar; seçmenlerin seçim yaptığı oy pusulası düzenlemesi, seçmenlerin oy pusulalarını sunduğu oy sandığı, bir sistemin sunulan oy pusulalarını kaydettiği oy pusulası kaydı, oyların sayıldığı tablo.

Oy pusulalarının, kaydı ve dökümü, tam anlamıyla elektronik olmayan oylama sistemlerinde bile rutin olarak bilgisayarlarla yapılıyor.

Genel olarak uygulamada olan iki tür elektronik oylama teknolojisi bulunuyor. Bunlar; internet (I-oylama) ve (e-oylama) olarak sınıflandırılıyor. E- oylama; güvenlik ve erişim endişeleri nedeniyle, çoğu büyük ölçekli elektronik oylama sisteminde kullanılıyor. Şu anda özel amaçlı makineler kullanılarak belirlenmiş bölgelerde yapılabiliyor.

Oylamalar seçmenlere sunulan bir web aracı aracılığıyla yapılabildiği gibi belirli bölgelere kurulan ve altyapının tamamen seçim kurulu tarafından sağlandığı elektronik cihazlarla da yapılabiliyor. Ülkemizde hangi yöntemin kullanılacağını ilerleyen günlerde göreceğiz.

İsviçrelilerin tasarladığı modüler robot Mars’a gidebilir

NASA, Mars gibi hedeflere yönelik olarak uzay araştırmalarına odaklandıkça, gelişmiş robotik ekipmana olan ihtiyaç giderek daha belirgin hale geliyor. Bu ihtiyaca cevap vermek için İsviçre’deki Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne (EPFL) araştırmacılarından oluşan bir ekip, Mori3 adlı dikkat çekici bir robot geliştiriyor. Mori3, 2D üçgenlerden çeşitli 3D nesnelere dönüşebilen, boyutunu, şeklini ve işlevini değiştirebilen bir modüler robot:

Modüler robot origamiye benzeyecek

Mori3’ün amacı, özel araziler ve zorlu görevlerle başa çıkabilecek, bir araya getirilip sökülebilen modüler ve origami benzeri bir robot yaratmak. Bu adapte olabilme kabiliyeti, Mori3’ü uzay görevleri için uygun kılıyor çünkü farklı şekillerde yapılandırılarak belirli hedefler için şekillendirilebiliyor. Mori3’ün dışarıdan onarım ve iletişim gibi görevler için kullanılabileceği öngörülmekte, ancak çok yönlülüğü yeni uygulama alanları için de robotun baştan dizayn edilmemesine olanak tanıyor. Ayrıca, Mori3 düz olarak saklanabilir ve uzun süreli mürettebatlı görevlerde çok değerli olan yaşam alanlarında kapladığı yerden tasarruf sağlar.

EPFL’nin Yeniden Yapılandırılabilir Robotik Laboratuvarı’nın direktörü Jamie Paik, Mori3 gibi genel amaçlı bir robota kıyasla özel amaçlı robotların belirli alanlarda daha iyi performans gösterebileceğini vurgulamak ile beraber, robotun çok yönlülüğünü en önemli özelliği olduğunu söylüyor. Mori3’ün farklı görevler ve ortamlara adapte olabilme yeteneği, onu en değerli kılan özelliği.

Mori3’ün şekil değiştirebilme yeteneği, üçgen modüllerin bir araya gelerek farklı yapı ve boyutlarda poligonlar oluşturduğu bir yönteme dayalı. EPFL ekibi, poligon oluşturmanın robot sistemleri için geçerli bir strateji olduğunu kanıtlamış, ancak bu geleneksel robotik yaklaşımların yeniden yorumlanmasını da beraberinde getirmiş. Belki de bu icatları robot dizaynını kökten değiştirebilir.

Mevcut uzay robotları genellikle bilgi toplama veya rutin görevleri yerine getirme gibi sınırlı yeteneklere sahip. Ancak NASA, 2030’lu yılların sonlarında Mars’a insanlı görevleri hedeflerken, mürettebatın yanı sıra geliştirilmiş bir Mori3 versiyonu da dahil olmak üzere daha gelişmiş robotları dahil etme olasılığı oldukça yüksek. Mori3’ün şekil değiştirebilme ve adapte olabilme özelliği, astronotlara geniş bir görev yelpazesiyle yardımcı olarak gelecekteki gezegenler arası görevlerin başarısına katkıda bulunacak. Eğer başarılı olursa modüler robot dizaynlarının da önünü açacak.

Tivibu tamamen değişti!

0

Tivibu; yenilikçi ve kullanıcı dostu teknolojik özellikleri, zengin içeriği, yenilenen yüzü ile ayrıcalıklı TV izleme deneyimini daha da ileri taşıyor. Sadece Tivibu’nun sunduğu 7 güne kadar geri al izle, durdur izle, kişiye özel kanal ve menü özelliklerinin yanında yenilenen platformu ile Tivibu, TV yayıncılığında öne çıkmaya devam ediyor. 

Dijital trendler ile uyumlu yeni platformu ve müşteri deneyimini zenginleştirecek özellikleriyle daha güçlü bir televizyon deneyimi sunan Tivibu, eğlenceden doğaya, geziden yemeğe, sağlıktan modaya, yeni trendleri izleyicilerle buluşturan “yaşam” kanalı Tivilife’ı da duyurdu. 

Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Türk Telekom olarak her alanda ilklere öncülük ederken, kullanıcı dostu yenilikçi özellikleri sunduğumuz Tivibu ile televizyon izleme alışkanlıklarını ve yayıncılık anlayışını değiştirmeye devam ediyoruz. Yayın hayatına başladığı günden itibaren, Türkiye’deki kullanıcı deneyimine yönelik alışılmışın dışında yenilikçi özellikler sunan ve gerçekleştirdiği ilklerle sektöre yön veren Tivibu, bu alandaki yol gösterici vizyonuna hız kesmeden devam ediyor. Tivibu’nun teknolojik altyapısının dönüşümü için 2 yıldır süregelen çalışmalarımızı başarıyla tamamlayarak platformumuzu yeniledik. Yeni ara yüzümüz ve kullanıcı dostu özelliklerimizle, TV izleme deneyimini yeni teknolojilerle kişiselleştirerek bir üst seviyeye çıkarıyoruz. Teknoloji alanındaki birikimimizi aktardığımız Tivibu ile kullanıcı deneyimini yeni nesil teknolojilerle bir üst seviyeye çıkarıyoruz” dedi. 

Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Türk Telekom olarak, bugüne kadar, teknolojik liderliğimizi uzun soluklu kılacak pek çok çalışmanın mimarı olduk. Teknolojik birikimimizi sağlıktan ulaşıma, kültür sanattan eğitime kadar birçok farklı sektöre başarıyla aktardık. Adımımızı attığımız her alanda ilklere öncülük ettik. Bu geleneğimizi yayıncılık sektörü özelinde de başarıyla sürdürdük. Ülkemizde IPTV yayıncılık dönemini biz başlattık. Türkiye’nin yeni nesil TV ve eğlence platformu Tivibu ile geleneksel televizyon yayın anlayışını kökten değiştirdik. Geliştirdiğimiz kullanıcı dostu teknolojilerle kullanıcılarımızı ayrıcalıklı televizyon deneyimi ile tanıştırdık. TV platformumuz Tivibu’nun kullanıcı deneyimini güçlendiren yeni ara yüzü, 7 gün geri al, Benim Kanalım gibi farklı özellikleri ve ilkleri barındıran Tivibu Multiscreen Platform’u ile kullanıcılarımıza en iyi deneyimi sunuyoruz. Yenilenen arayüzü ile Tivibu’nun TV izleme deneyimini bir üst seviyeye çıkarırken, platformu birbirinden değerli ve özel içeriklerimizle zenginleştirmeyi sürdürüyoruz. Bugün Tivibu’nun bu imkanlarını yeni yaşam kanalımız Tivilife’ın geniş içerik yelpazesiyle birlikte duyurmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Tivilife; yerli ve yabancı programları harmanlayan yayın akışı ile en özgün ve özel içerikleri izleyicilerle buluşturacak. Geziden yemeğe, sağlıktan modaya, doğadan spora, eğlenceden hobilere, girişimcilikten teknolojiye yeni trendleri izleyicilere sunacağız. Tivilife’ın yepyeni ve zengin program seçkisiyle hayatın nabzını tutan bir yaşam kanalı olacağına inanıyoruz” dedi.

Kullanıcı dostu yenilikçi üstün teknolojiler

Dijital platformlardaki trendlere ve yeni nesil cihazlara uygun yeni ara yüzüyle Tivibu’da 7 güne kadar geri alma özelliği ile geçmiş yayınlar TV rehberi menüsünden izlenebiliyor. Kullanıcının geçmiş izleme alışkanlıklarına göre seveceği filmlerden oluşan ve Türkiye’de bir ilk olarak, hayata geçirilen Benim Kanalım’da ise yayınlanan filmler kişiye özel içeriklerden oluşuyor. Ebeveyn kontrolü ile kullanıcılar dilediği kanalı veya içeriği izlemeye kapatabilirken, tüm programlar arasında farklı seviyede yaş sınırı belirlerken; aynı zamanda Çocuk Profili oluşturarak sadece çocuklara uygun içeriklere ve kanallara erişilebiliyor. Bana Özel menü yapısıyla, kullanıcılar, kaydettiği, yarım bıraktığı, kiraladığı veya satın aldığı içeriklere erişebiliyor. Çevrimdışı izleme özelliği de içeriklerin internete bağlıyken akıllı telefon veya tabletlere indirilmesini sağlarken, bu sayede internete bağlı olunmadığı ortamlarda da içeriklerin izlenmesine olanak veriyor. Tivibu’nun IMDB puan entegrasyonu sayesinde, kullanıcılar içerik seçerken bu puanı da referans alarak bir karar verebiliyor, “IMDB puanı yüksek filmler” kategorisi üzerinden doğrudan yüksek puanlı içeriklere erişilebiliyor.

4 ekran deneyimi ile cihazlar arası senkronizasyon

Tivibu müşterileri, yeni ara yüzü aracılığı ile, IPTV, Web, Smart TV, Apple TV/Android TV, akıllı telefon ya da tabletten oynatılıp durdurulan bir içeriğe, tekrar devam etmek istediğinde, yine bu cihazlardan dilediği zaman izlemeye devam edebiliyor. Kullanıcılar, TivibuGo uygulaması ile Tivibu’nun içeriklerine her yerden ulaşabiliyor. 

Özgün ve yaratıcı program seçkisi: Tivilife

Futboldan tenise, basketboldan voleybola, eSpordan Formula 1 yarışlarına kadar birçok daldaki spor heyecanını ekranlara taşıyan, sinema kanalları ile çok sayıda filmi izleyicilerle buluşturan; dizi, belgesel ve çocuk kanallarında dünyaca ünlü TV kanallarını bünyesinde barındıran Tivibu zengin içerikler sunmaya devam ediyor. En büyük yeniliklerinden biri de geniş içerik yelpazesine sahip Tivilife kanalı oldu. Türkiye’nin en yeni yaşam  kanalı olan Tivilife’ın program seçkisi oluşturulurken; alanında uzman, beğeniyle takip edilen sunucu kadrosuyla, toplumun her kesiminin kendinden bir şeyler bulabileceği programlar özenle seçildi. Onlarca yeni yerli ve yabancı program, yüzlerce saat zengin içerik Tivilife aracılığıyla Tivibu kulanıcılarının beğenisine sunuluyor. Tivibu kullanıcıları, bu içerikleri kanal yayınının yanısıra Tivibu’nun Seç İzle servisi aracılığıyla diledikleri zaman izleyebilecekler. Sadece Tivibu’da yer alacak Tivilife kanalı, Tivibu 2 numaralı kanal üzerinden paket ayrımı olmaksızın tüm Tivibu müşterilerinin beğenisine sunuluyor.

IBM Avrupa’nın ilk kuantum veri merkezini açıyor

0

IBM’in ilk Avrupa kuantum veri merkezi ve bulut bölgesini açma planları, kuantum hesaplama alanında önemli gelişmeleri göstermekte. 2024 yılında faaliyete geçmesi beklenen veri merkezi, şirketlere, araştırma kurumlarına ve devlet kurumlarına ileri düzeyde kuantum hesaplama imkanı sunmayı vaat ediyor. Almanya’da yer alan Ehningen şehrindeki merkez, 100’ün üzerinde kubit işleyebilen “hizmet ölçekli” kuantum işlemcileri içeren birden fazla IBM kuantum hesaplama sistemi barındıracak. Bu bilgisayarlar, geleneksel hesaplama sistemlerinin etkin bir şekilde çözümleyemeyeceği karmaşık problemleri ele almak için kullanıcılara gerekli hesaplama gücünü sağlayacak.

Veri merkezinin kurulmasının arkasındaki temel faktörlerden biri, veri egemenliği. IBM, Avrupa müşterilerinin Avrupa Birliği tarafından getirilen sıkı veri kanunu düzenlemelerine ve  uyum sağlamalarına yardımcı olmayı hedeflemekte. İş verilerinin tamamının Avrupa Birliği sınırları içinde işlenmesi, veri merkezinin müşterilerin Avrupa veri kanunları gereksinimlerini etkili bir şekilde yönetmelerine olanak tanıyacak. Bu hamle, Avrupa’nın veri güvenliği ve koruması için atılan adımları desteklemekte olup, özellikle bulut sağlayıcıları ve Avrupa Birliği verilerini işleyen kurumlar için önerilen Avrupa Birliği sertifikasyon şemasını (EUCS) uygulayarak kurumlara kolaylık sağlayacak. IBM’in bu girişimi, verilerin Avrupa içinde kalmasını ve müşterilerin kontrolünde olmasını sağlayarak EUCS’nin hedeflerini destekliyor.

Erişilebilirliği ve kaynak yönetimini artırmak amacıyla IBM, çoklu kanal zamanlayıcısını tanıtmayı planlamakta. Bu zamanlayıcı, farklı bölgeler ve kanallar arasında IBM Kuantum sistemlerinin etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayacak. Kullanıcılar, ABD ve Avrupa veri merkezlerinin kuantum hesaplama yeteneklerinden esnek bir şekilde faydalanabilecekler. Çoklu kanal zamanlayıcısı, işbirliğini ve ABD’deki prototip sistemlerden elde edilen bilgilerin paylaşılmasını kolaylaştırarak öğrenilen derslerin Avrupa’da uygulanmasına imkan tanıyacak. Bu yaklaşım, kullanıcıları güçlendiren ve veri güvenliğine vurgu yapan bir hizmet modelini gerçekleştirmeye yönelik bir adım.

IBM’in Avrupa kuantum veri merkezi, Avrupa’da kuantum hesaplamanın ilerlemesinde önemli bir adım. İleri düzeyde kuantum işleme yeteneklerine erişim sağlayarak ve veri egemenliği endişelerini ele alarak IBM, organizasyonları karmaşık sorunları çözme çabalarında desteklemeyi amaçlamakta. Kuantum hesaplama geliştikçe, bu tür veri merkezlerinin kurulması, yenilik, işbirliği ve çeşitli alanlarda uygulamaların geliştirilmesi konusunda önemli bir rol oynamakta.

Çin, Türkiye’de nükleer santral kurmak için ortak arıyor

0

Çin’in dev enerji firması SPIC, Türkiye’de kurulması planlanan üçüncü nükleer santral projesi için görüşmeler yapmak amacıyla 5. Nükleer Santraller Fuarı ve 9. Nükleer Santraller Zirvesi NPPES’e katılacak. Çin’in Devlet Enerji Yatırım Şirketi (SPIC), tedarik zincirine Türk firmalarını katmak için İstanbul’da düzenlenecek 5. Nükleer Santraller Fuarı ve 9. Nükleer Santraller Zirvesi – NPPES’e katılacak. 46 ülkede faaliyet gösteren, 130 binin üzerinde çalışanı bulunan SPIC firması temsilcileri, üçüncü nükleer santral projesi için ikili görüşmelerde bulunacak.

NPPES ASO ve NSD tarafından düzenleniyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın destekleriyle Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Nükleer Sanayi Derneği (NSD) tarafından düzenlenen NPPES, 21-22 Haziran 2023 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek.

Çin nükleer enerjide küresel bir lider

Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, “Türkiye’nin istikrarlı ve kararlı nükleer enerji hamlesi, tüm dünya tarafından yakından takip ediliyor. Nükleer enerjide küresel bir lider olan Çin’in yeni yatırımları için NPPES’e katılması son derece önemli. Türk sanayicilerini de dünyanın bu büyük oyuncusunun tedarik zincirinin bir parçası olmak için NPPES’te önemli fırsatlar bekliyor” diye konuştu.

Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi ise şunları söyledi: “Çin’de 50’den fazla aktif nükleer güç ünitesi bulunuyor ve 24’ü de yapım aşamasında. 2035 yılına kadar Çin, elektrik üretiminde nükleerin payını yüzde 10’a çıkarmayı hedefliyor. Dünyada da birçok ülkede yatırımı bulunan Çin Devlet Enerji Yatırım Şirketi SPIC’in temsilcileri NPPES’e katılacak. Global tecrübesiyle dikkat çeken SPIC firması, ülkemizde planlanan üçüncü nükleer santral projesinin kurulumu için karar vericiler, akademisyenler ve sanayicilerle görüşmeler gerçekleştirecek.”

Dünyanın sayılı nükleer enerji etkinliklerinden biri kabul edilen NPPES, Yeni Nükleer İzleme Enstitüsü (New Nuclear Watch Institute – NNWI) ile Rusya’nın Nükleer Sanayii İnşaat Kompleksi Kuruluşları Derneği (Association of Organizations of the Construction Complex of the Nuclear Industry  ACCNI) tarafından da destekleniyor.

Türk Girişimcileri VivaTech’te

14-17 Haziran tarihleri arasında Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleşecek olan, Avrupa’nın önde gelen teknoloji ve girişimcilik etkinliklerinden biri olan Vivatech’te; Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi öncülüğünde 16 Türk teknoloji girişimi, Türk girişimci ekosistemini tanıtıyor. Etkinliğin açılış gününde Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu ve T.C. Paris Büyükelçisi Ali Onaner programa katılırken, aynı gün akşamında Türkiye Cumhuriyeti Paris Büyükelçiliğinde “Türkiye’nin Yatırım Yüzyılı” resepsiyonu gerçekleştirildi. 

Avrupa’nın en büyük teknoloji ve girişimcilik etkinlikleri arasında yer alan, 14-17 Haziran tarihleri arasında Paris’te gerçekleştirilecek olan Vivatech etkinliğine Türk girişimciler, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi öncülüğünde çıkarma yaptı. Etkinliğe, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi liderliğinde yapay zeka, HealthTech ve bulut hizmetleri vb. sektörleri temsilen 16 öncü şirket ile katılım sağlayan Türk heyeti, son yıllarda ivme yakalayan Türk girişimcilik ekosisteminin sunduğu fırsatları uluslararası yatırımcılara tanıtacak. Paris’te dört gün boyunca sürecek olan etkinlik, girişim sermayesi fonları başta olmak üzere finansal yatırımcıları, teknolojide küresel ölçekte en çarpıcı atılımları gerçekleştiren girişim şirketleriyle bir araya getirmeyi hedefliyor.

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinin bir araya geldiği etkinliğe açılış gününde ziyaretlerini gerçekleştiren T.C. Paris Büyükelçisi Ali Onaner ve  Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, aynı günün akşamında, Türkiye Cumhuriyeti Paris Büyükelçiliği ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ev sahipliğinde “Türkiye’nin Yatırım Yüzyılı” başlığıyla düzenlenen resepsiyona katılım sağladı. 

Gelişen Türkiye-Fransa ilişkilerinin önemine değinen T.C. Paris Büyükelçisi Ali Onaner; “Türkiye’nin, sunduğu imkanlarla yabancı yatırımcılar için ne kadar çekici olduğunu Fransız iş insanlarına göstermek ve Paris VivaTech fuarına katılarak farklılık yaratan başarılı girişimcilerimizi tanıtmak amacıyla Fransa’da bulunan Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi yöneticilerimizle birlikte, önde gelen Fransız yatırımcılarına ve iş insanlarına ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bugünkü buluşmanın, Türkiye’deki en büyük yatırımcılar arasında yer alan Fransız şirketlerinin ülkemize olan ilgilerini daha da artırmasına vesile olmasını temenni ediyoruz. Fransa’yla gelişen siyasi ilişkilerimizin, ekonomik ilişkilerimizin daha da güçlenmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.”

Fransız ve Türk iş dünyası temsilcilerinin katıldığı resepsiyonda hitap eden Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, Türkiye-Fransa ekonomik işbirliğine ve yatırım ortamına dair önemli mesajlar verdi; “Bugün Paris’te Fransa iş dünyasının temsilcileri ile, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı vesilesiyle bir araya geldik. Fransa ile ekonomik ilişkilerimize büyük önem veriyoruz; 2022 yılında Fransa, Türkiye’nin en büyük 7. ihracat ve 8. büyük ithalat ortağı oldu ve ikili ticaret hacmi 19 milyar doları buldu. 2002 yılından beri Fransa’dan Türkiye’ye 8 milyar doları aşan doğrudan yatırım girişi oldu ve yaklaşık 1700’e yakın Fransız şirket ülkemizde faaliyet göstermeye devam ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına, Türkiye Yüzyılına girerken Fransa başta olmak üzere uluslararası yatırımcıları ülkemize davet çalışmalarımızı tüm enerjimizle sürdürüyoruz.

Bilindiği üzere teknoloji girişimcilerimizin dünyanın en önemli teknoloji girişimi etkinliklerinde yer almaları için yürüttüğümüz bir çalışma var. Bu hafta Paris VivaTech’te, ofisimiz öncülüğünde 16 girişimcimiz ile birlikte, ülkemizin yatırım ortamını ve girşimcilik ekosistemini tanıtmak amacıyla Türkiye standında bulunuyoruz. Yatırım Ofisi olarak ülkemiz ekonomisine katma değer katan teknoloji tabanlı yatırımları her alanda destekliyoruz ve teknoloji girişimlerimizin başarılarını uluslararası platformlarda tanıtmayı oldukça önemsiyoruz.”

Türkiye’nin en büyük 10 şirketi 2022-2023

0

Her yıl, Brand Finance adlı uluslararası bir marka değerlendirme kuruluşu tarafından Türkiye’nin en büyük şirketlerinin belirlenmesi için marka değerleri dikkate alınarak bir liste yapılıyor. Bu değerlendirmelerde genellikle marka bilinirliği, marka güç endeksi ve markaya olan bağlılık oranları gibi faktörler göz önünde bulundurulmakta. Son yıllarda, listede sektörel çeşitlilik artmış, bu da farklı sektörlerden şirketlerin üst sıralara çıkmasına olanak tanımış Özellikle tüketiciyle bağ kurabilen, onların hayatına dokunan markalar, genellikle listede üst sıralarda yer almakta ve bu sayede önemli bir finansal değere ulaşabilmişler.

Türkiye en büyük şirket

“Türkiye’nin En Değerli 100 Markası Raporu (2022)”nda yer alan markalardan ilk 10’a girenleri derledik. Toplamda 100 Türk markasının yer aldığı listede, bu markaların toplam değeri ise 16 milyar dolarak açıklanmış.

  1. Türk Hava Yolları (THY): Türkiye’nin en değerli markası olan THY, 1 milyar 604 milyon dolarlık marka değeriyle listenin birinci sırasında.
  2. Arçelik: Beyaz eşya üretimi yapan Arçelik, 1 milyar 452 milyon dolarlık marka değeriyle listenin ikinci sırasında.
  3. Ford Otosan: Koç Holding ve Ford ortaklığıyla faaliyet gösteren Ford Otosan, otomotiv sektöründe faaliyet göstermekte olup 819 milyon dolarlık marka değeriyle üçüncü sırada.
  4. Vestel: Küresel bir teknoloji şirketi olan Vestel, 720 milyon dolarlık marka değeriyle listede dördüncü sırada.
  5. Turkcell: İletişim ve teknoloji hizmetleri sunan Turkcell, 705 milyon dolarlık marka değeriyle beşinci sırada.
  6. LC Waikiki: Dünya genelinde faaliyet gösteren giyim markası LC Waikiki, 668 milyon dolarlık marka değeriyle listenin altıncı sırasında.
  7. Garanti BBVA: Türkiye’nin önde gelen bankalarından Garanti BBVA, 532 milyon dolarlık marka değeriyle yedinci sırada.
  8. BİM: İndirimli market zinciri olan BİM, 524 milyon dolarlık marka değeriyle listenin sekizinci sırasında.
  9. İş Bankası: Türkiye İş Bankası, 507 milyon dolarlık marka değeriyle dokuzuncu sırada.
  10. Türk Telekom: Türkiye’nin ilk bütünleşik telekomünikasyon operatörü olan Türk Telekom, 500 milyon dolarlık marka değeriyle listede onuncu sırada.

THY, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında olduğu gibi Türkiye’nin en değerli markası olmaya devam etmiş. Marka değeri 1 milyar 604 milyon dolar olarak hesaplanmış. İkinci sırada ise Arçelik yer aldı ve marka değeri 1 milyar 452 milyon dolar oldu. Üçüncü sırayı ise geçen yıla göre 7 sıra birden yükselerek 819 milyon dolarlık marka değeriyle Ford Otosan elde etti. 2021 yılında ise ilk üç sırayı Türk Hava Yolları, Arçelik ve İş Bankası paylaşıyordu.

Vestel, 720 milyon dolarlık marka değeriyle geçen yıla göre 7 sıra yükselerek 4. sırayı elde etti. Turkcell ise 705 milyon dolarla 5. sıradaki yerini korudu. Geçen yıl listede yer almayan LC Waikiki ise dinamik bir giriş yaparak 668 milyon dolarlık değeriyle 6. sıraya yükseldi. Türk markalarının toplam değeri ise geçen yıla göre yüzde 25 azalarak 16 milyar dolar olarak hesaplandı. Bu, 2020’ye göre %12,7’lik bir değer kaybını temsil ediyor.

Bu listedeki şirketler Türkiye’nin en büyük ve değerli markaları olarak öne çıkıyor. Ancak, tam liste içerisinde daha pek çok şirket bulunuyor.